Münafıklık kaça ayrılır ?

İşimiz gücümüz “mış” gibi yapmak…

Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ni kaldır(mış) gibi yapıp, yerine özel yetkili mahkemeler kurarsan, kötüye kullanıldığından şikayet etmeyeceksin. Gerçi, “niyet” kötü olunca kanunla istediğin düzenlemeyi yap. “Gizli Tanık” uygulaması dünyanın bir çok ülkesinde vardır. Ama hangi ülkede kanuna karşı hile olarak belirli bir maksada hizmet etsin diye ırzına geçilmiştir, onu bilemiyorum. Basit bir “ihbar” müessesinin bile “suyunu çıkarma” becerisi bizde varsa, biz daha çok şeyler görürürz.

Demokratik(miş) gibi, laik(miş) gibi, hukuk devletiy(miş) gibi yaşadıkça, bu çelişkilerin sonuçlarına da katlanacağız. Evet, bu bizim ortak kaderimiz. Onu biz yazdık, biz yazıyoruz.

Kuran, bu çelişik tutuma “münafıklık” adını verir. Öyle olmadığın halde “öyleymiş” gibi yapmak, öyleymiş gibi konuşmak, öyleymiş gibi davranmak… Hatta Allah’tan bile “öyleymiş” gibi bir şeyler ummak…

Kuran’ın anlattığı münafıklık iki eksene oturur:

Birincisi, inanmadığın halde “inan(mış)” gibi konuşmak, davranmaktır. Bu, işin iman boyutu. Bu yazının konusu değil.

İkincisi, bir topluluğa ait olmadığın halde veya onlara gerçekte düşmanlık beslediğin halde “onlardanmış” gibi davranmak… Ekseriyetle “Yahudiler” çerçevesinde Kuran bunun örneklerini verir.

Şimdi, münafıklığın bu yönü aslında imanla doğrudan ilgili değil, daha çok siyasi… Gündelik tutumlarla ilgili… Bu siyasi boyut, sadece o zamana has değil. İşin bu güne “benzeyen” yönlerine bir kaç değinme yapacağız.

Mesela, demokrasiyi benimsemediğin halde “demokrasi” naraları atarsan, demokrasi münafıklığı yapıyorsundur. “Demokrasi bindiğimiz bir trendir, hedefe varınca ondan ineriz” diyebildiğin halde, demokrasi aşığı kesiliyorsan böylesindir.

Mesela, var gücünle demokrasi çığırtkanlığı yaptığın halde yönettiğin cemaatte demokrasinin “d” si bile yoksa yine demokrasi münafığısındır. Münafıklığın modern versiyonu “takıyye” içerisindesindir. Çünkü demokrasiyi gerçekten benimsiyor ve yönetilenlerin yöneticileri hakkında karar kılmaları gerektiğine, “milli iradenin her şeyin üstünde olduğuna” gerçekten inanıyorsan, kendi cemaatinin içinde “yönetilenlerin” yöneticilerini seçtiği bir organizasyon pekala kurabilirdin. Kurmaman, bunun gerçekten yarayışlı, iyi bir şey olduğuna inanmadığının kanıtıdır.

Türkiye’nin siyasi yelpazesine bu gözle baktığınızda, “demokrasi münafığı” olmayan bir parti görebiliyor musunuz ? Hiç biri dillerinden düşürmüyor ama kendi içlerinde uygulamaya geldiğinde ne hikmetse o bitmek tükenmek bilmeyen “hassas dönem” edebiyatı hemen devreye giriyor. Halbu ki, belki o “hassas dönemden” çıkamayışımızın sebebi bizzat bu “demokrasi münafıklığıdır”…

Hukuk ve adalet münafıklığı…

Hukuk devletini savunanlardan “ileri gelenlerin” çoğu böyledir. Hukuk, sadece işlerine gelirse “iyi” bir şeydir. Hukukun üstünlüğü, yargıç bağımsızlığı ne zaman işine gelirse o zaman pek yüce, pek kıymetlidir.

Taraflara bakınız…

HSYK’yı eleştirerek “Yargıya müdahale edildiği” yaygarası koparanlar, Adalet Bakanı’nın savcıyı arayarak yürütülen bir soruşturmaya doğrudan müdahalesi hakkında hiç sesleri çıkıyor mu ? Çıkmaz, çünkü hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığına hiç bir zaman inanmadılar. Sadece inan(mış) gibi yapıyorlar.

Ya HSYK…

O ve savunucuları çok mu farklı ?

Acaba HSYK’ya, bu güne kadar “yetkisini aşan, görevini ihmal eden, görevini kötüye kullanan” kaç savcı ve hakim hakkında şikayetler gitmiştir? Hangi birisini bir kaç gün içerisinde alelacele karara bağlamıştır ?

Ergenekon savcıları hakkındaki benzer iddiaların hangisine ne işlem yaptın ? Hani, “yetkiyi veren sensen, o yetkiyi alma yetkisi de sende ya (!)” o bakımdan söylüyorum.

Mesela, Erzincan Başsavcısı hakkında arama, göz altına alma ve tutuklamaya sevkeden savcılar yetkilerni aştılar. Peki bu talepleri kanunu tanımadan “derhal” kabul eden hakim, hamiline arama kararları çıkaran hakim… O yetkisini aşmadı mı? Yoksa sen de “kanunun uygulanmasını sağlamaya çalışıyor(muş)” gibi mi yapıyorsun ?

Biz avukatlar önceden beri farkındayız da, millet ya adliyeye düşünce veya medyada ayyuka çıkınca öğreniyor. “Yaptım, oldu” hukuku yeni değil. Adalet, her gün sergilenen bir tiyatroya dönüşeli çok oldu. Hakim(miş) gibi karar kılmak, avukat(mış) gibi savunma yapmak, tanık(mış) gibi ifade vermek… Herkes rolünü iyi belledi. Sırf, “adalet var(mış)” gibi görünsün diye, ne kılıklara giriyoruz. Adalet mülkün temeliy(miş) gibi söylüyoruz. Hakimlere yılda 3.000 – 5.000 dosya verip, yargıla(mış) gibi yap diyeli, onları yetersiz personelle ufacık odalara, duruşma salonlarına sıkıştırıp, “çalışıyor(muş)” gibi yapmalarını isteyeli çoook uzun zaman oldu… Kaçma şüphesi var(mış) gibi tutuklamalar, gerekçeliy(miş) gibi yazılan kararlar… Saymakla bitmez.

Bu gözle ülkemizde yaşanan bütün olaylara baktığınızda karşınıza çıkan “çelişkiler lağımı”, bu toplumun ileri gelenlerinin münafıklıklarıdır. Onlarca, yüzlerce, binlerce, milyonlarca durumda benzer çelişkiler ilmek ilmek işlenmiştir.

Halkçıyım der, halktan haberi yok. Milliyetçiyim der, milletle ilgisi yok. Dinciyim der dinle alakası yok…

Mağdur eder, mağdurum der. “Fakir fukara, garip gureba” der, zengini daha zengin, fakiri daha fakir eder.

Demokrasi münafıklığı, hukuk ve adalet münafıklığı, barış münafıklığı, islam(cı)lık münafıklığı, milliyetçilik münafıklığı, halkçılık münafıklığı, iktidar olmana rağmen mağduriyet münafıklığı, rüşvet verdiğin halde rüşvete karşı olmak, adam kayırmaya karşıyım dediğin halde bir yakınının kayırılması için her yolu denemek… Saymakla bitecek gibi değil…

İşte toplumların kaderi böyle yazılır. Eden, bulur. Allah’ın ağır ağır ama pek sağlam işleyen değirmeni, göründüğü gibi olmayan, olduğu gibi görünmeyenleri un ufak eder, rezil eder. Yeni bir durum değildir. Hep tekerrür halindedir.

Bir silkinişle sıyrılmadığınız taktirde elinizi, kolunuzu, vücudunuzu alıverir içine. Toplum olarak battıkça batarsınız.

“Sana gelen her şer, kendi ellerinin üretip kazandığı şeyler yüzündendir” diyor Kuran…

Bu gün toplumumuza ciddi bir “şer” ilişmiş durumdadır.

Şimdi düşünme zamanı, “biz ne yaptık ki, bunlar başımıza geldi ?”

Bakalım, “mış” gibi yapan ileri gelenlerle, o ileri gelenlere koşulsuz itaat eden halkımız, “mış” gibi yapmak batağından çıkmadan, bu “değirmenden” çıkabilecek mi?

Ali Aksoy – 25.02.2010

 

Reklamlar

One thought on “Münafıklık kaça ayrılır ?

Add yours

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: