Mucize Anlayışı Üzerine – Hikmet Zeyveli

 

“Mu’cize”nin en yaygın tarifi “insanların, izahında acze düştüğü olaylar veya olgular” diye bilindiğine göre, izahında güçlük çekilen her olay veya olguya “mu’cize” demek kolaylaşır.

 

Fakat olayların izahı; toplumların fikrî seviyelerine ve geçmişteki tecrübe ve gözlemlerinin zenginliğine göre çok farklılık arzeder. Geçmişinde hiçbir “deprem” tecrübesi yaşamamış bir toplum için, yaşayacağı “ilk deprem”, izahsızdır ve çok “özel”dir. Bunun gibi bir “med-cezir” hadisesi, bir “güneş tutulması” ya da çok az tekrarlanan veya her yerde görülemeyen bir tabiat olayı, ilk müşahidi toplumlar için özel ilahî müdahalelerdir ve izahsızdır. Ancak bu olaylar tekrar tekrar yaşandığı takdirde kanıksanmaya ve alelade görünmeye başlarlar. Günümüzde bir “yanardağ püskürmesi”nin ya da bir “deprem”in alelade (tabiî) birer olay olarak algılanmaları gibi…

 

Demek ki mu’cize anlayışı toplumdan-topluma değişebilir. Bugün bile, bir illüzyonistin, hilesine vakıf olamadığımız (yani izah edemediğimiz) bir gösterisi karşısında heyecanlanırız. Bir insanın testere ile ortadan ikiye kesilmesi ne kadar heyecan vericidir! Bereket versin ki, günümüzdeki illüzyonistler bu marifetlerinin hilesini de açıklama alçak-gönüllülüğünü göstererek izleyicilerini rahatlatmaktadırlar.

 

Bu örneğimizle, geçmişte “mucize” olarak algılanan olayların birer illüzyon olduğunu iddia etmiyoruz. Teknolojinin ve keşiflerin ulaştığı seviyeye rağmen, bugün bile “National Geographic” veya “Discovery” gibi kanallarda izlenen belgesellerdeki harika tabiat olayları karşısında hayranlık duymamak veya şaşırmamak elde değil.

 

Etrafımızdaki tabiatın hâlâ keşfedilmemiş harikalarla dolu olduğunu iddia edebiliriz. Hattâ keşfolunmayan harikaların, keşfolunanlara nazaran kemiyet olarak çok cüz’i kaldığını da iddia edebiliriz. Nitekim İngiliz Astrofizikçisi Sir James Jeans’e göre: “Bilinenlerin sayısı aritmetik bir dizi (1, 2, 3, 4,… şeklinde artarken, bilinmeyenler kübik bir dizi (1, 8, 27, 64… şeklinde artmaktadır ve her yeni keşif, arkasında karanlık bir meçhuller uçurumunu beraber getirmektedir”.

 

Bilindiği gibi Kur’ân’da “mu’cize” kelimesi geçmez. Onun yerine “âyet” kelimesi geçer. Allah’a işaret eden, O’na götüren belgeler anlamında “âyet”, hem Kur’ân’ın cümleleri için, hem de her çeşit tabiat olayı için kullanılır. Müşriklerin Peygamberlerden istedikleri “harikulade olaylar” anlamında talepleri de gene “âyet” kelimesiyle ifade edilmiştir.

 

Geçmiş toplumların ve özellikle peygamberlerle yaşamış toplumların hatıralarında neden daha çok “mu’cize menkibeleri”ne raslamaktayız?

 

Toplumlar da, bir insan bireyine benzer merhaleler geçirmiştir. İnsan bireyinin nasıl bir bebeklik, bir çocukluk, ve nihayet bir “rüşdüne erme” dönemi varsa; toplumların da, tarih sürecinde aynı merhaleleri yaşadıklarını düşünebiliriz. Rüştüne erişinceye kadar, insan bireyi nasıl ebeveynin vesayetine muhtaç ise; toplumlar da rüşdünü ispatlayıncaya kadar peygamberlerin vesayetine muhtaç olmuşlardır. Peygamberliğin son bulması, bu anlamda, insanlık toplumunun rüşdüne erdiğini ifade eder.

 

Çocukluk çağını yaşayan bir insan, nasıl daha çok görüntü ve seslerden (görsel ve işitsel olaylardan) etkileniyorsa, aynı merhaleyi yaşamakta olan peygamber ümmetleri de akli bir argümandan çok; gözünü, kulağını etkileyen bir olay talep ediyorlardı. Onlar için, akla hitap eden hikmetli bir sözden ziyade; bir kasırga, bir yıldırım, bir şimşek daha etkili idi. Peygamberden de, haklılığının bir kanıtı olarak –mesela– gökten başlarına taş yağdırmasını talep ediyorlardı.

 

Peygamberliğin son bulması, insanlığın rüşdüne erişinin ifadesi olduğundan; rüşdüne ermiş kabul edilen bir toplum içerisinde, bu merhaleye yakışmayan “âyet/mu’cize talepleri”, Son Mesaj’da hep seviyesiz bulunmuş ve karşılıksız bırakılmıştır. Buna karşılık “enfüs ve âfakta” her zaman var olan “tabiatımızdaki/tabiattaki âyetler”e sürekli dikkat çekilmiştir.

 

Şurasını da hatırlatalım ki; peygamberliğin son bulması ile insanlığın rüşdüne erişmiş olması vakıası, onun, gelişimini bitirmiş olduğu anlamına gelmez. İnsan bireyinin rüşdüne erdikden sonraki gelişimi gibi toplumların da –kıyamete kadar– gelişimi devam edecektir.

 

Peygamberlerle yaşamış toplumlardan bize kadar gelmiş hatıraların çoğu, artık tarihî olmaktan çok menkibevîdir. Özellikle Kitab-ı Mukaddes yoluyla gelen malzemeye, inananları bile artık “tarihî malzeme” gözü ile bakmamaktalar. Meselâ Montgomery Watt’a göre “Tevrat’taki şekliyle Âdem kıssası, insanlığın kardeşliğini simgeleyen bir efsaneden öteye geçemez.” Ernest Renan’ın, İncilleri kaynak alarak hayatını anlattığı İsa (s) ise, yeryüzünde yaşamış ve orada ölmüş samimi ve erdemli bir insanoğlundan başka bir şey değildir.

 

Görülen o ki, batılı ilim adamları, tarihî-dinî anlatımların menkibevî ve efsanevî unsurlarını bertaraf ederek, onlardan evrensel ahlâki değerler istinbat etmeye gayret sarfetmektedirler. Fakat bu çok zor bir teşebbüse benziyor. Çünkü onlar her kelimesi kutsanmış bir tarihi malzeme (Kitab-ı Mukaddes) ile karşı-karşıyadırlar.

 

Müslümanların ise “resmen” kutsanmış bir tarihleri yok. Bugüne kadar “siret” ve “tarih” kitaplarına kutsallık atfeden İslâm âlimine rastlanmamıştır. İslâmı doğru yorumlamak için bu büyük bir avantaj.

 

Fakat “hadis”ler sözkonu olunca bu avantaj tehlikeye düşmektedir. Lafızları itibarı ile Peygamber’e (s) aidiyetleri ve dolayısıyla fasih arap dilini temsil ettikleri konusunda haklı şüpheler tevlid eden bu malzemenin Kur’ân tefsirine tahakkümü her sahada hissedilmektedir. Bir örnek vermek gerekirse, çok yakın bir geçmişte bir TV kanalında, Hz İsa’nın Kur’ân’a göre ölmüş olabileceği kanaatine karşı, dindar müslüman kesimi temsil eden eski bir bakanın öfkeli cevabı şöyle olmuştu: “Kardeşim, bu konuda Kur’ân’a değil, ‘hadîs’e bakacaksın. Bizim inancımıza göre Hz. İsa ölmemiştir, semaya çekilmiştir. Kıyamete yakın inip bize peygamberlik yapacaktır!”. Buna karşılık programın lâik takdimcisinin “Öyle ise niçin hepimiz hristiyan olup İsa’nın yolunu benimsemiyoruz?” şeklindeki enteresan sorusu da geçiştirilmişti.

 

Görüldüğü üzere batılıların kutsanmış tarihine karşılık bizde de kutsanmış ve Kur’ân’a tahakküm ettirilmiş bir “tefsir/hadis” anlayışı hüküm sürmektedir. Siz, istediğiniz kadar Kur’ân’ın birçok âyetinin, özellikle Maide sûresinin son âyetlerinin Hz. İsa’nın öldüğüne açıkça işaret ettiğini hatırlatın. Bu konuda söz Kur’ân’ın olmaktan çıkmıştır.

 

Görüldüğü üzere sonuçta usûl meselesine gelinmektedir. Müşterek ve evrensel inanç esaslarının belirleyici kriterleri nelerdir? Bu konuda kaynakların öncelik sırası ve değeri nedir? İnanç ve amelde asgarî müşterekler (olmazsa-olmaz’lar) nelerdir? Tahkikle mi, yoksa taklidle mi yol alınacaktır?

 

Toplumumuzda –belki de bütün İslâm Âlemi’nde– bu öncelikli meseleler çözülmüş görünmüyor.

 

Durum böyle olunca, birisi cesaret gösterip:

 

· Tevhidi doğru anlamalıyız. Allah’ın hakkını Allah’a, beşerin hakkını beşere vermek demek olan “tevhid” konusunda peygamberini istisna ederek ona beşer-üstü sıfatlar atfetmemeliyiz. Bu meyanda bütün şefaatın Allah’a ait olduğunu Kur’an kesin olarak ifade ederken, Peygamberi (s) bu işde Allah’a şerîk yapmamalıyız;

 

· Allah’ın dinini hurafelerden temizlemeliyiz. Zira hurafeler, toplumları maddî-mânevî geri bırakır. Allah’ın “Kelâmı” ile “Varettikleri” arasında çelişki görmemeliyiz. Allah’in “sünneti” ile çelişen nakillerimizi te’vil etmeliyiz: Geçmişte Hz. İsa’nın ölüleri dirilttiği, kendisinin de ölmediği, hâlen dördüncü kat semâda yaşadığı; Hz. Süleyman’ın kuşlarla konuştuğu, rüzgâra binip gezdiği, “cin”leri işçi olarak çalıştırdığı; Ebrehe ordusunu “Ebabil” kuşlarının püskürttüğü; Son Peygamber’in (s), bir işareti ile ayı ikiye böldüğü, parmaklarından binlerce –hatta onbinlerce– kişiyi ve bineklerini doyuracak kadar sular akıttığı… şeklindeki yanlış tefsirleri doğrultmalıyız. Kur’ân kıssalarının ibretâmiz ve mev’ize özelliğini öne çıkarmalıyız. Mazrufu bırakıp zarfla oyalanmamalıyız…

 

dese, en “muhakkık” kesimlerin bile; usûl, te’vîl, tefsir… adına bir sürü argüman(!)la karşı çıkacakları görülecektir.

 

O mâhiler ki derya içredir, deryayı bilmezler.

 

Allâh’ın kudretini sınırlamak elbette hiç kimsenin haddi değildir. Ancak bir takım zaaflarla uydurulan hayal ürünü olaylara “mu’cize” demek ve Yüce Yaratıcı’ya bu mevhûm olayları yaratma mecburiyeti getirmek de kimsenin haddi olmamalıdır.

 

Bu konuda müşriklerin paraleline düşmemeye ve Yaratıcımızın “enfüs ve âfakta” yarattığı gerçek âyetlerini keşfetmeye çalışmalıyız.

 

Malik Bin Nebi’nin aşağıya alıntıladığımız tespitleri aydınlatıcıdır:

 

Sadece “tarih” açısından bakacak olursak, Denis Papin’in “buharın elastiki gücü”nü keşfetmesi olayını “mutlak bir tesadüf eseri” olarak değerlendirmek gerekecektir. Çünkü bu buluş anında, buharın etkisi ile alçalıp yükselen bir çaydanlık kapağına bakıyordu. Ama Denis Papin’den önce de, ateşin bulunuşundan teknolojik çağa gelinceye kadar, kaç insan nesli, bu olayı –aynı pratik sonucu çıkarmaksızın– görüp geçmiştir.

 

Demek istiyoruz ki, Denis Papin veya Watt, entellektüel bir ortamda gözlem yapıyor ve düşünüyordu.

 

Gerçekten de , Descartes, “Metot Üzerine Konuşmalar” adlı eserinde bu öncü düşünce’yi (keşif ve icatlardan) iki yüzyıl önce belirtmiş bulunuyordu:

 

“Edindiğim fikirler, bana, hayata pek yararlı birtakım bilgilere ulaşmanın mümkün olduğunu; okullarda, teorik felsefe yerine pratiğinin konulabileceğini; böylece ateş, su, hava, yıldızlar, gökler ve bizi çevreleyen bütün varlıkların kuvvet ve etkisini daha iyi tanıyabileceğimizi ve onları, elverişli oldukları işlerde, aynı şekilde kullanabileceğimizi ve neticede tabiatın hakimi ve sahibi olabileceğimizi göstermiştir.”[1]

 

Tabiatta potansiyel enerjinin knetik enerjiye dönüşmesi sözkonusu olmasaydı hareketten ve hayattan bahsedilemezdi. Her potansiyel kabiliyet ancak kuvveden fi’le çıkarıldığı zaman bir değer ifade eder ve bir değer üretir.

 

İnsanlarda var olan potansiyel kabiliyetlerin köreltilmemesi; kuvveden fi’le çıkarılması için bir “entelektüel otram” a ihtiyaç var. Bu da taklid yolunun iptali ve gerçek mânâda tahkik yolunun açılması demektir.

 

Rabbimiz bizlere tahkik üzere, rızasına layık ilimler nasip etsin.

 

[1] İdeolojik Savaş Ajanları, Malik Bin Nebi, Fikir Yayınları, 2.Basım, İstanbul, 1977, s.42-43

Reklamlar

5 thoughts on “Mucize Anlayışı Üzerine – Hikmet Zeyveli

Add yours

  1. Merhaba Admin

    Sevgili Admin mucize konusundada şunları söylemek istiyoruz;Çok yüksek ve yüce zatın sevgilisi olan bazı insanların, ondan, mucizeler gerçekleştirme gücü almış olduklarına bizi inandırmak istediler.

    Bütün din sözcüleri, genellikle, Allah tarafından gönderildiklerini, mucizelerle kanıtlamışlardır. Ancak, bir mucize, bir keramet nedir? Doğanın yasalarına taban tabana zıt bir işlemdir.

    Ancak sizce bu yasaları kim yapmıştır? Allah yapmıştır. Bu durumda, size göre, her şeyi önceden görmüş olan Allah, en yüksek hikmetini doğaya kabul ettirmiş olduğu yasalara karşı çıkıyor, yaptığı yasaların hükmünü bozuyor demektir. Bundan dolayı, bu yasalar hatalıydı, ya da herhalde bu aynı Allah’ın niyetine bazı durumlarda uygun olmuyordu demektir

    Ancak bir mucize yapmak için, bilinen etkenlerin oluşturabileceği eserlerin zıttı eserler oluşturacak yeni etkenler yaratmak yeteneğine sahip olmak gerekir.
    Allah’ın bazı insanlara, yeni etkenler yaratmak, ya da yoktan etkenler çıkarma gücü verebilmesine akıl erdirilebilir mi?

    Hiçbir zaman değişmeyen bir Allah’ın, planını değiştirme ya da düzeltme gücünü, değişmez bir varlığın kendisinin de sahip olamayacağı böyle bir gücü, kişisel özelliklerine bakarak bazı insanlara vermesi, inanılır bir şey midir?

    Mucizeler, Allah’ın şerefini yükseltmek, dinin kökeninin tanrısal olduğunu kanıtlamak şöyle dursun; Allah hakkında, değişmez, başkasına aktarılamayan sıfatları ve hatta her şeye yeten gücü hakkında bize verilen fikri, açık biçimde yok eder.
    Planının tümüne hakim olması gereken ve ancak içinde hiçbir şeyin değişmeyeceği, pek eksiksiz, mükemmel yasalar yapmış olan bir Allah’ın, projelerini başarıya ulaştırmak için mucizeler kullanmak zorunda kalmasından, ya da, ilahi iradelerini uygulamak için yaratıklarına keramet gösterme gücü vermesinden, bir ilahiyatçı bize nasıl dem vurabilir?

    Bir Allah’ın insanların yardımına muhtaç olması inanılır bir şey midir?

    İradeleri, arzuları daima yerine getirilen, gönüllerin ve ruhların mutlak hakimi olan, bütün her şeye gücü yeten bir zatın, her arzu ettiği şeye yaratıklarının inanmaları için, inanmalarını istemekten başka bir şey yapmaya ihtiyacı olmaz.

  2. ayat (mucizeler)e ilişkin son yıllarda dile getirilen ve materyalist/pozitivist bir yaklaşım içeren düşünceler (Zeyveli ve Sorgucu’nun burada yaptığı gibi); Kur’bnın yüceliğine yakışmayan bir safsatadan ibarettir. Allah’a -haşa- akıl verme cür’etinde bulunan bu zihniyet Kur’anı anlama hususunda şaşırtıcı bir cehalete düşerken, kendi içinde de çelişkilerle maluldur. Konu uzun ama adı geçen yazarlar üzrinden iki çelişkiyi zikredelim:
    1- Hz.İsa’nın ölmüş olduğuna dair Sayın Zeyveli Maide Suresinin son ayetlerini (118-119) zikretmekte. 118. ayette “öldüğüne” delil gösterdiği “teveffeyteni” kelimesi geçmektedir. şimdi bakalım bu kelime ölmek/öldürmek anlamına gelir mi: H.Zeyvelinin Kur’an ve Sünnet üzerine isimli kitabının 86,sayfasından
    aktaralım: “bu fiil (teveffe) Kur’anda hiç bir yerde insanlara nisbet edilmemiştir: ya Allaha ya da meleklere nisbet edilmiş olup hiç bir şekilde “katletmek” manası taşımamaktadır. (Bkz. 4/98, 5/117, 10/104, 16/28, 32, 32/11, 39/42)”
    “nihayet birinize ölüm (mevt) gelince, elçilerimiz onu vefat ettirirler (teveffi)” (6/61) ayetinde de görüldüğü üzere “ölmek” ile “vefat ettirilmek” ayrı şeylerdir…”
    “teveffe” ihsas ettiğiniz gibi aradan almak, kaldırmak manasıyla karşılansa bile bu Hz.İsa’nın öldüğü anlamına gelmez. haydi buyurun buradan yakın…
    2- Sayın sorgucu, sanki mucizeyi klasik anlamıyla kabul eden alimler Allah’ın tekvini sıfatlarını -haşa- Peygamberlere de hamlediyorlarmış gibi saçma bir anlayışa sahip. bir defa bu sünni ya da şii alimlere atılan büyük bir iftiradır, ilim bilgi, basiret ve adalet ister. kardeşimizde üçünün de olmadığını görmek üzücü. “Planının tümüne hakim olması gereken ve ancak içinde hiçbir şeyin değişmeyeceği, pek eksiksiz, mükemmel yasalar yapmış olan bir Allah’ın, projelerini başarıya ulaştırmak için mucizeler kullanmak zorunda kalmasından, ya da, ilahi iradelerini uygulamak için yaratıklarına keramet gösterme gücü vermesinden, bir ilahiyatçı bize nasıl dem vurabilir?
    Bir Allah’ın insanların yardımına muhtaç olması inanılır bir şey midir?” islami tefsirlerde ve gelenekte hiç bir yeri olmayan bu iddia ve herzelerin üzerine biz de sormaz mıyız: Haşa Allah insanlara hidayet vermekte aciz miydi ki “kün fe yekun” yerine “vahiy” göndermeyi tercih etmiştir? ve dahi işbu “vahiy” gerçekleşme şekliyle başlı başına bir mucize değil midir? Bir mucizeye (vahye) -güya- dayanarak gereksiz ukalalıklar yapmanın alemi nedir? Allahın Kur’anda apaçık zikrettiği Zeyeveli’nin yazısında geçen olağanüstü olayları sayın İhsan Eliaçık gibi “mantıksızca ve ahmakça” tevile yeltenmeden bizleri ikna edecek bir alim yiğit var mı içinizde?
    hele Sorgucunun tamamen “cebriyye” kokan; ilahi imtihanı ve insan iradesini yok sayan son cümlesi tam evlere şenlik bir cehalet örneğidir!
    kaldı ki, “İradeleri, arzuları daima yerine getirilen, gönüllerin ve ruhların mutlak hakimi olan, bütün her şeye gücü yeten bir zatın” neden peygamberlerden tamamen bağımsız (ki öyledir) mucizeler göstermeye gücü yetmesin ya da bunu irade etmesin? “kün (ol)” deyince o mucizleri “oldurması (fe yekun) çok mu zor, çok mu tuhaf; yani Allahın kudreti önünde sizleri “geren şey” nedir?
    İslami gelenek ve terbiye ile ilgisi olmayan bu materyalist/pozitivist bakış açısının sebebi nedir ve bu nasıl bir hastalıktır. İlimden uzak bir ukalalık ve muhkemin tercümesini küçümseme, hurafe diye niteleme nasıl bir hastalık ve nasıl bir cür’ettir.
    Son sorum: mucizeyi inkar eden bu arkadaşlar, madem bu muhkem ayetlere mantıklı açıklamalar getirmekten acizler, inkarları (muhkemi tuhaf te’villeri) ile Hududullahı zorlamış olmuyorlar mı? hatta mucizeleri (ayatı) inkar ile imani bir tehlikeye girmiş olmuyorlar mı)

    NOT: Kur’anda geçen Mucizelerin komik, acayip ve mitolojik te’villeri (kıvırtmaları) için isteyenler İhsan Eliaçık’ın Yaşayan Kur’an mealine bakabilirler. acı biliyorum ama, hayli gülünecek malzeme var, hem de kahkahayla.

  3. Kuran kıssalarının sistematiği adlı çalışmam var. kitap haline getirdiğim bu bilgiler. Hz ademden hz. Muhammede kadar olan peygamberler döneminde Kuranda geçen ( ayat) mucizelerin aslında sünnnetullahın dışına çıkmadığını kanıtlayan ve Kuranda oluşan bir SİSTEM i açıkladığım bir çalışmadır. Bu sistem ne ebced nede matematiksel bir şey değil tamamen zamana ve olaylara bağlı olan bir SİSTEM dir. Aslında efsane haline getirilmiş ve Kuranın fazla DETAYA girmediği MUCİZEler insanların bilinç düzeyinde ACZE düşmesine sebep olan şeylerdir. çünki o yüzyıla kadar öyle bir şeyle ilk defa karşılaşmışlardır. nasılki bir zaman makinemiz olabilse ve 3000 sene evveline dönsek ve tv. açınca o insanlar ne düşüneceklerdir. yanınıza yaklaşan birine ELEKTRİKLİ COP la dokunsanız çarpılacağı için size İLAHİ bir sıfat yüklemezlermiydi ?
    KURAN KISSALARININ SİSTEMATİĞİ
    DETAY
    adını verdiğim kitabım sanırım 2012 de piyasaya çıkacak.
    Misal : İnternette yazılarım çokça yayınlandı mesela şöyle bir iddiada bulundum. Bende H.z İbrahim gibi bir adam bulurum onu ateşe atın bende ^^ateşe serin ol ^^ diyeceğim ve o ateşten kurtulacak hemde herhangi bir izalasyon kullanmadan ve isterseniz sadece ŞORTLA . Bana gelen yazılar şuydu : Bunu İstanbulun göbeğinde kanıtla sana peygamber gözü ile bakanlarımı ararsınız. senin müridin olurum diyenimi. sana tabii oluruz diyenimi ve bir kısmıda yalancılıkla ve sihirle suçladılar. Vaktaki iddamı kanıtladım. yan gelip kaçtılar sadece. hemde müslümanlar….

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: