Kuran ve Rasyonel Fayda

 

Kuran nasıl Allah’ın kelamı ise, tabiat, alem de Rabbin kelamı, eylemidir. Onlar da ayettir.

Bu nedenle, Kuran ayetleri hususunda düşünen, yorum yapan kimseler ne kadar müfessir idiler ise, Allah’ın kevni ayetleri hususunda düşünüp / çalışıp, insanların hayrına işler yapanlar da en az onlar kadar müfessirdir.

Şu alemde, herhangi bir zerre var mıdır ki, sebep-sonuç ilişkisinin dışında, sebepsiz ve gayesiz bulunsun.

Allah’ın hiç bir yaratışı, hiç bir sözü “sırf öyle istediği için” değildir. Her yaratışı, her sözü, her emri muhakkak ver muhakkak bir sebep-sonuç ilişkisine, sebep-sonuç fonksiyonuna, nihayetinde kendisi dışında, yarattıklarının faydasına dayanır.

Böyle olduğu içindir ki, Kuran emirler kadar ve hatta daha fazla “gerekçeler” barındırır.

Allah’ın muhatap aldığı insan, akledebildiği içindir ki, sebep-sonuç ilişkisi ona açıklanmış, formel düşünme yeteneği harekete geçirilmiştir.

Kuran’ın akletmeye, düşünmeye yaptığı vurgunun, işaretin, yönlendirmenin göreceli fazlalığı ve derinliği söylediğim hususun en temel delilidir.

Bu öyle bir Kuran ki, bizlerin “ibadet” olarak ayrı bir tanımlamaya tabi tuttuğumuz orucu emrederken, “korunmanız için” gerekçesini, salat için de “kötülüklerden alıkoyma” gibi bir gerekçeyi beyan eylemiştir.

Bundan başka da her neyi emretmiş ise, muhakkak ve muhakkak bilinebilen / bilinebilecek bir faydaya dayanmaktadır.

Gece okumasının kısaltılmasındaki gerekçeyi bir düşününüz. İnsanların kendi yaşamlarında bizzat, apaçık bilip durduğu böylesi bir gerekçe dahi ayet metnine dahil edilerek izah edilmiştir.

Bu yönüyle Kuran ve din, gizem örgülerinden oluşmuş mistik bir hezeyan değil, olabildiğince rasyonel, olabildiğince realist bir beyan, bir gerçektir.

Hatta Kuran’ın bu realist / rasyonel bakışı bırakın o dönem insanını bu günün insanına bile fazla gelmekte, güneşin gözleri kamaştırması gibi, akletmeye getirdiği özendirme, aklını kullanmakta tereddüt edenlerin zihnini kamaştırmakta, bu kamaşmadan ürken ve dini, gizemler, büyüler, tılsımlar, fobiler örüntüsü olarak öğrenip yaşayanlar için Kuran’dan kaçış gerekçesini oluşturmaktadır.

İnsan, kendi aklını küçümsemektedir. “Kuran meali okumayın, sapıtırsınız” diyen zihniyetin durumu en iyimser bakışla ancak bu olabilir.

Düşünün… Bundan 1400 sene önce vahyedilen bir beyan şunu söylüyor:

“Yeryüzünde gezip dolaşın da Allah’ın yaratmaya ilkin nasıl başladığına bir bakın”

Yokluk, açlık içerisindeki çöl insanlarına şu eylemi özendiriyor:

“Onlar gökyüzüne bakarlar da: “Rabbimiz Sen bunları boşuna yaratmadın” derler.

Göğün nasıl bina edildiğine bakmayı salık veren irade, insanların her gün gökyüzüne zaten baktığını bilmiyor mu?

Deveye bakmayı salık veren irade, bu insanların zaten günün pek çok vaktinde develerle haşır – neşir olduğunu bilmiyor mu?

Tüm bu beyanlar, “söz sanatı” olsun diye mi söylendi?

Eğer şöyle bir “bakıverme / göz gezdirme” ile iman edilebilecek, iş bitiverecek idi ise ne diye bunca insanlık başka başka inançların peşine düştü ?

Gerçek şu ki, Kuran’ın 1400 sene önce ortaya koyduğu gerçekçi, objektif, akılcı, faydacı, rasyonel bakış bu günün müslümanlarına bile üç beş beden büyük gelmektedir.

Şu iki yargı:

Allah’ın hiç bir şeye ihtiyacı yoktur. Alemlerden müstağnidir.

İbadetler de sırf insanın faydası içindir, Allah’ın bundan hiç bir çıkarı yoktur.

Söylemekle bitmiyor. Gerçekten yaşama yansıması da böyle mi ?

Geçmiş kavimlerin putlarına sunu sunduklarında onların bundan faydalanacakları / kendilerini sevecekleri / iyi davranacakları yönündeki saçmalık bozuntusu inanışının en gizli kırıntılarından tamamen arınmış durumda mıyız ?

Gerçekten müslümanların çoğu, yaptıkları herhangi bir ibadetin sonucunda, “Evet, iyiki Allah böyle emretmiş. Şu, şu, şu faydalarını fazlası ile görüp, yaşadım / gördük / yaşadık diyebiliyor mu?

Yoksa bir çoğu açıktan beyan etsin yahut etmesin, hala daha “sırf Allah istediği için yapıyorum” modunda, sanki bu işte Allah’ın açıklamadığı gizemli bir menfaati varmış havasında mı ?

Araştırıp gerçekten “bakan” insanlar için alemlerde her bir zerrenin “sebep-sonuç” ilişkisi kurulabilip, yaratlılanlara sunduğu faydalar uzun uzun, kesin yargılı cümlelerle, delillerle izah edilebiliyorken, “namaz” isimli ritüelde Allah’ın akletmemiz için indirdiği ayetlerin bilmediğimiz bir dilde tekrarının Allah’a geri okunması, beden hareketlerine eşlik eden “manasını bilmeden okuma / yakarma” eyleminin sadece “huzur buluyorum” tarzında bir gerekçe ile geçiştirilmesi gayet normal ve Kuran formatına uygun bir durum mu?

Kendi kendini kandırma yeteneği de insana verilmiş bir yetenektir ve hastalıklardan kurtulmada, zorlu bir mücadelede motivasyon kazanmada öz telkin olarak makul ve mantıklı / sebep-sonuç ilişkisi temeline dayanan bir nimettir.

Bu yetenek, olmayanı var, olanı yok gibi göstermede özellikle Kuran’ın getirdiği “din” gibi akılcı bir sistemi, tılsımlara, gizemlere velhasıl mistik hezeyanlara boğdurma işinde kullanılırsa, var oluş gerekçesindeki sebep-sonuç ilişkisi bozulur ve fayda değil zarar doğurur.

İman dahil Allah’ın hiç bir emri / isteği bölünemez. Tamamı yarattıkları ve özellikle insanın lehinedir.

Ve gerçekten Allah Kuran’ı beyan buyurarak insana ne güzel lütufta bulunmuştur.

Ve şu bir hakikat ki, bu mantık hiç bir resulde hiç bir beyanda değişmemiştir.

Aynı sebep-sonuç ilişkisi ve fayda ilkesi, Musa’nın toplumunda Tevrat’ı, İsa’nın devrince İncil’i gerektirmiştir.

Bakış açısı, gerekçeler, Allah’ın sünneti hiç değişmemiştir. Bu, eskimez dindir.

İşte bu nedenledir ki, Allah, tamamen tahrif edildiğini iddia etmediği Tevrat ve İncil’i, evrensel ve değişmez görerek tahrif edildiğini kendisinin pek iyi bildiği ayetler hangileri ise düzeltip “SÜRDÜRMEK” yerine, onları ait oldukları devir ve şartlar içerisinde bırakmış, o hiç tükenmeyen “söz” kaynağından yeni bir “beyan” indirmiştir.

Tevrat ve İncil ne kadar evrensel idi ise, Kuran da o kadar evrenseldir.

Tevrat ve İncil ne kadar tarihsel idi ise, Kuran da o kadar tarihseldir.

Kuran’ın İncil’e, İncil’in Tevrat’a karşı hiç bir üstünlüğü yoktur.

Hepsi aynı Allah’ın alemlere bir öğüt olarak indirdiği ayetlerdir.

Ortak olan, hiç değişmeyen şey, insanların günün koşullarının gerektirdiği faydasından başka bir şey değildir.

Aynı, etrafınızda bulunan ve aynı yaratıcının eseri olan her şey gibi…

Aynı hiç değişmeyen Sünnetullah gibi…

Düşünün, bu öyle bir Kuran ki, Vakıa suresinde mahşerdeki insanları üç sınıf ediyor da, Allah’a en yakın / en üstün olanlarının meziyetini “dünya hayatında hayır yarışlarında en önde olmak” olarak açıklıyor.

Müminleri de “İnsanlar için çıkarılmış en hayırlı bir topluluk” olarak anıyor.

İşte hiç değişmeyen, hiç eskimeyen akılcı ve faydacı din budur.

Ali Aksoy, 20.08.2008

 

Reklamlar

One thought on “Kuran ve Rasyonel Fayda

Add yours

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: