Sorumluluk Bilinci

(Metin Başoğlu) Sorumluluk, akıl sahiplerinin hür iradeleriyle yapmış olduklarından mesul tutulmalarıdır. Diğer bir ifadeyle, akıl sahiplerinin hür iradeleriyle yaptıkları iş ve hareketlerden hesap vermeye mecbur olma haline sorumluluk denir.

Biz sorumluluğu üç kategoride değerlendiriyoruz: İnsanın Allah’a karşı sorumluluğu; insanın kendisine karşı sorumluluğu ve insanın diğer insanlara karşı sorumluluğu. Bunları şu şekilde açıklamak mümkündür.

İnsanın Allah’a karşı sorumluluğu

Evrenin düzenleyicisi (Yaratanı)ve sahibi olan Allah, insanın ve onun hayatının da sahibidir. Kulun Allah’a, “sana inanıyorum, fakat benim hayatıma karışmanı istemiyorum” deme gibi bir hakkı olamaz. Kul, hayatını Kur’an’a göre düzenleme sorum-luluğundadır. Ve insanın sorumluluğu gücüyle sınırlıdır. Allah kimseden gücünün üstünde bir şey istemez. Bu sorumluluğun içinde zorla dünyayı değiştirmek olmadığı gibi, zorla inandırmak ve zorla (inandıklarını) yaşatmak da yoktur. İnsanı Allah’dan daha iyi kimseler de tanıyamaz. Onun gücünü, kapasitesini, yaratılışına en uygun olanını ve ihtiyaçlarını Allah’dan daha iyi kimseler bilemez ve ona en uygun yaşam biçimini de ancak onu yaratan belirleyicidir. Yeryüzünde insanoğlu var olduğundan bu yana da mülkün yegane sahibi olan Yüce Yaratıcı, insanı başı boş bırakmamış, seçtiği peygamberlere gönderdiği vahiy ve kitaplarla onların hayatlarını vahye uyarlamalarını emretmiştir. Aksi taktirde vahye değil de, heva ve heveslerine uyanların dünyada insanlığı ifsada götüreceği, kendisinin de ahiretini karartacağı, kaybedenlerden olacağı bilinen bir gerçektir. Zira sömürü ve zulmün dünyayı nasıl canavarlaştırdığı, dünyayı nasıl cehenneme çevirdiği apaçık ortadadır. Bundan dolayı insanların “Allah’a inandık, inanıyoruz” demeleriyle meselenin bitmeyeceğini Kur’an şu ayetle bildirmektedir:

“İnsanlar, ’iman ettik’ demekle, hiç denenmeden hemen bırakılıvereceklerini mi zannediyorlar?” (29/Ankebut, 2)

 

Şüphesiz ki Allah’a iman sadece dille söylenen bir laf değildir. Bilakis kendisine has sorumlulukları olan bir gerçek, kendisine has ağırlığı olan bir emanet, sabrı gerektiren bir cihad ve tahammülü icap ettiren bir çaba işidir. Her türlü imtihandan halis kalple çıkmadıkça işleri bitmiş sayılmaz. Nasıl ki altın, ocakta eritilerek içindeki muhtelif yabancı maddelerin karışımı temizlenir ve ona sonradan girmiş olan yabancı unsurlardan arındırılırsa, gönüllerin temiz-lenip arındırılması da aynı işleme tabi olmayı gerektirir.

Yukarıda Ankebut-2 ayetinde de belirtildiği gibi Allah’ın, inandık diyen kullarını birtakım imtihanlardan geçirmesi değişmez bir esas ve Allah’ın mizanında cari olan bir kanundur.

“Andolsun ki biz onlardan öncekileri de denedik. Allah elbette doğruları bilir ve elbette yalancıları da bilir.” (29/Ankebut, 3)

İman Allahu Teala’nın yeryüzünde bir emanetidir. Onu ancak takva sahipleri taşıyabilirler. İhlas ve samimiyetle gönlünü Allah’a bağlayanlar ancak imana sahip olurlar. Emaneti, ancak rahata, keyif ve eğlenceye, aldatmacaya tercih edenler omuzlayabilirler.

İman emanetini insanları Allah’ın yoluna çekmek ve Allah kelamını insanların hayatında tahakkuk ettirmek isteyenler yüklenebilirler. Bu emanet son derece ağır, son derece yüce bir yüktür. Onu ancak Allah’ın müyesser kıldığı kimseler taşıyabilir.

“Gerçek şu ki biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunmuştuk, ama sorumluluğundan korktukları için onu yüklenmediler. O emaneti insan yüklendi…” (33/Ahzap, 72)

Şüphesiz ki rahatını ve güvenini heba edenler, her türlü işkence ve mahrumiyete dayananlar elbette ki uğruna fedakarca katlandıkları emaneti ve onun değerini en iyi bilenlerdir.

İnsanın kendisine karşı Sorumluluğu

İnsan, yaptığı her işten ve davranıştan, söylediği her sözden sorumlu tutulmuştur. Yapacağı her işte, söylediği her sözde dikkatli olmak durumundadır. Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “De ki, herkes karakterine göre hareket ediyor. Ama kimin daha doğru yolda olduğunu Rabbim daha iyi bilir.” (17/İsra, 84)

Şayet insan yaptığı her işten ve davranıştan, söylediği her sözden sorumlu olmasaydı, dinimizdeki farzlar, haramlar, mübahlar olmaz ve emirlerle yasakların bir anlamı kalmazdı. İyi işler yapanlarla kötü işler yapanların arasında bir fark kalmazdı. Dünya kaos ortamına sürüklenir, nizam bozulurdu. İslam’da insan, kendi hür iradesini kullanarak yapacağı işlerden sorumlu tutulmuştur. Kur’an bu hususta, insanlara iyi yolun da kötü yolun da gösterildiğini açıklamaktadır. (90/Beled, 10)

“Her kim zerre miktarı hayır işlemişse onu görür. Her kim de zerre miktarı kötülük işlemişse onu görür.” (Zelzele, 7-8)

İnsan kendi yolunu kendisi seçer ve belirler. Fakat yapacağı her iyi ve kötü hareketin sorumlusu kendisidir. Çünkü yaptığı fiili kendi hür iradesiyle yapmıştır. İnsanları yeryüzündeki diğer canlılardan ayıran başlıca fark, insanların akıl sahibi olmalarıdır. Bunun tabi neticesi olarak da insan oğluna sorumluluk yüklenmiştir. Aklı sayesinde diğer varlıklardan üstün ve güçlü olan insan, tüm yeryüzü varlıklarının idaresini üzerine almıştır. İdareci durumunda olanın sorumluluğu kaçınılmaz ve doğaldır.

Hak yolda olan insan, sahip olduğu dinin kitabı ile ilişkisini bulandırmıştır. Kendi durumlarını netleştirememiş bir çoğunluğun yeniden yapılandırılarak, yeniden İslam ümmetini, yeniden bir Kur’an neslini yetiştirmek gerekir. İnsan “Allah’a, meleklere, peygamberlere, onların getirdikleri kitaplara ve ahiret gününe inandım; namazı kılacağım, orucu tutacağım, zekatı vereceğim. Gerektiğinde savaşacak, hırsızlık yapmayacak, yeryüzünde fesat çıkarmayacağım…” diyerek, almış olduğu sorumluluğun gereğini yerine getirmiş olur.

İnsanın Diğer İnsanlara Karşı Sorumluluğu

İslam dünyayı, buna bağlı olarak da ahireti tanzim eden mükemmel bir dindir. Fakat tercih yaparken, iyi ve kötü yolu tercih ederken de sonucunun hesabını iyi yapmak zorundadır.

“Andolsun biz, rasullerimizi açık-seçik delillerle gönderdik ve onlarla birlikte Kitabı ve ölçüyü de indirdik ki, insanlar adaleti ayakta tutsunlar.” (57/Hadid, 25)

İslamın gerçek amacı yeryüzünde adaleti, kardeşliği ve barışı hakim kılmaktır. Ne yazıktır ki bugünün dünyasında İslam’ın orijinal haline asla yer verilmemektedir. İslam ümmeti tevhîdî ilkelerden kopmuş, Kur’anî hükümleri zihninde bulandırmış bir enkaz yığını gibidir. İslam ümmetini bir Kur’an nesli olarak yeniden ihya etmeyi öngören projeler gerçekleştirerek, sahip çıktığımız dinin kitabı ile ilişkisini yeniden ve acil bir şekilde kurmalı, insanlara Kur’an’ın gösterdiği yolu işaret ederek o yolda yürümelerine yardımcılar olmalıyız. Namazlarımızda “Rabbimiz! Bize dosdoğru yolu göster, kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna… Gazaba uğrayanların ve sapanların değil…” demekteyiz. Bu Rahmanî duayı duygusallıktan kurtularak insanlara samimiyetle anlatmalıyız. Zira insanlığın kurtuluş yolunun, çıkarcı bir anlayış olan hümanizm değil, vahiy terazisi olduğu akıllardan çıkartılmamalıdır…

“Sen Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et…” (16/Nahl, 125)

“Bu kendi ellerinizle hak ettiğiniz bir sonuçtur. Hiç şüphesiz Allah, kullarına zulmedici değildir.” (3/Al-i İmran, 182).

Metin BAŞOĞLU – İktibas

 

Reklamlar

6 thoughts on “Sorumluluk Bilinci

Add yours

  1. valla çokkkkkkkkkkkkkkkkkkkk işimeyaradı alah razı plsun tşkrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrmütişşşşşşşşşşş

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: