“Adem” nedir yada kimdir ?

Âdem Arapça olmayan bir kelimedir. Bu kelime Kuranda 25 kere kullanılmıştır; 17 kez Âdem ve 8 kez de Âdemoğulları biçiminde. Lugat ve tefsir alimlerinin tamamına yakını kelimeyi şahıs alameti ve bir kişinin ismi olarak kabul etmiştir. Bazıları da onu, insan ve beşer gibi, tür saymıştır. Biz bu kelimeyi açıklarken çeşitli açılardan konuya bakacağız. Bu meselede ihtimalleri ve görüşleri açıklayacak, gerçek ilmi ise Allaha, Rasûlüne ve imamlara bırakacağız.

ŞAHIS ALAMETİ Mİ, TÜRÜN SİMGESİ Mİ?

Lugat ve tefsir alimlerinin tamamına yakınının Âdem kelimesini şahıs alameti gördüğünü ve onu bir tek kişi kabul ettiğini; bazılarının da insan ve beşer gibi türün simgesi saydığını söyledik.

1. Önce ikinci görüşün Kurandan çıkarılıp çıkarılamayacağına bakalım.

Hani Rabbin meleklere demişti ki: Ben yeryüzünde bir halife varedeceğim. Onlar da demişlerdi ki: Biz seni şükrünle yüceltir ve takdis ederken orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi varedeceksin. Dedi ki: Şüphesiz sizin bilmediğinizi bilirim. Ve Ademe isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklerin önüne koyup, Eğer dedikleriniz doğruysa haydi bunların isimlerini bana söyleyin bakalım dedi. Onlar, Sen kudret ve egemenlikte kusursuz ve eksiksizsin. Senin bize bildirdiğin dışında bir bilgimiz yoktur. Doğrusu yalnız sensin herşeyi bilen, gerçek hikmet sahibi diye cevap verdiler. Dedi ki: Ey Adem! Bunların isimlerini onlara bildir. İsimleri onlara bildirince dedi ki: Size dememiş miydim, göklerin ve yerin gaybını, gizlediklerinizi ve açıkladıklarınızı ben bilirim… (Bakara 30-33)

Bu ayetlerde sözkonusu edilen, insanın halifeliğidir. Halifelikten kasdedilenin bir tek kişi olmadığı açıktır. Yoksa bir tek kişinin kendi başına kan dökmesi ve fesad çıkarması mümkün olamayacağına göre Orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi varedeceksin? sözü ve bunun Allah tarafından tasdik edilmesi doğru olmazdı.

Acaba bu halifeden murad, Allahın halifeliği midir; yani Allahın yerine geçecek bir beşer midir? Yoksa kasdedilen, önceki kavimlerin halifeliği midir? Bu ikinci durum sözkonusu olursa insan neslinden önce yeryüzünde başka bir neslin bulunması gerekir.

Ayetteki önlerine koydu (aradahum) ifadesinin zamirinin Âdemi işaret ettiğini ve hâulâi (bunların) ifadesinde kasdedilenin de Âdem olduğunu söylersek bu durumda Âdem, türün alameti olur; ya da en azından o türden biri kasdedilmektedir. Böyle olunca ayetin manası da şu şekilde verilebilir: Allah, isimleri Âdeme öğretti. Sonra Âdemleri meleklere gösterdi ve buyurdu ki: Bunların isimlerini bana haber verin (bunların yaptıkları işleri yapın).

Fakat Âdemi belli bir şahsın alameti olarak kabul edenler, önlerine koydu (aradahum) ve hâulâi (bunların) ifadelerinin zamirini isimlendirilenlerle ilgili görürler. Bu durumda ayetin anlamı şöyle olur: İsimleri Âdeme öğretti. Sonra isimlendirilenleri meleklere gösterdi ve buyurdu ki: Bunların isimlerini haber verin

İsimlerin öğretilmesinden murad, semmû maddesinde de açıkladığımız gibi, insanın meleklere ait olmayan işlerdeki kabiliyet ve kapasitesidir. Melekler de zaten bu nedenle acziyetlerini belirtmişlerdi: Senin bize bildirdiğin dışında bir bilgimiz yoktur. dediler. Yoksa şöyle derlerdi: Rabbimiz! Gizlice Âdeme öğrettiklerini bize de öğret ki onu haber verelim. Fakat melekler, insanların işlerinin onlar için kolay olmayacağı şekilde yaratıldıklarını gördüler. bu onların, huşu içinde secdeye varmalarına sebep oldu ve Âdemin halifeliğe daha layık olduğunu itiraf ettiler.

Eğer isimlerini (esmâihim) ifadesinin her iki yerde de meleklere rücu ettiğini kabul edersek, o zaman burada kasdedilen, Âdemin meleklerin isimlerini kendilerine haber vermesi olur. Böyle olunca Biz seni şükrünle yüceltir ve takdis ederken (nusebbihu bihamdike ve nukaddisu leke) cümlesinin kasdettiği mana şu olur: Âdem o kelimeleri söyleyince melekler gördüler ki, bu yeryüzü varlığı hem meleklerin söylediğini bilmeye kâdirdir, hem de diğer isimlere.

Ayetin Biz seni şükrünle yüceltir ve takdis ederken (nusebbihu bihamdike ve nukaddisu leke) kısmından meleklerin aslında şunu söylediğini anlıyoruz: Rabbimiz! Eğer halife yaratmaktan maksat, seni yüceltmek ve takdis etmek ise biz bunları zaten yapıyoruz. Yok eğer, halifeden amaç itaatse biz zaten hep itaat halindeyiz ve buyruğuna boyun eğmiş durumdayız.
Fakat isimlerini (esmâihim) ifadesi isimlendirilenlere işaret ediyorsa kasdedilen şu olur: Âdem meleklere onların isimlerini haber verdi (Kendi kabiliyetini ortaya koydu ve bunun üzerine melekler teslim oldular).

2. Evet, gerçekten de sizi yarattık, sonra size biçim verdik. Ve sonra meleklere Âdemin önünde secde edin dedik. Bunun üzerine, İblis dışında onların hepsi secde ettiler. O, secde edenler arasında yer almadı. (Araf 11)

Bu ayette önce yaratılış ve onun tasviri siz (küm) zamirine izafe edilerek zikredilmiştir. Daha sonra secde konusu gündeme getirilmiştir. Bu durumda Âdem lafzı, ya insan gibi türün alametidir, ya da Âdemin çocuklarının. Âdemin nesli, yaratılış bakımından dikkate alınmışlardır. Böyle kabul edilmezse siz (küm) zamirinin anlamı olmaz. Acaba Âdemin bütün çocukları, tasvir edilmiş, tasarlanmış halde onun varlığında hazır mı bulunuyorlardı?!

Fakat çok sayıda ayetin zahiri, Âdemin şahsi alamet olduğuna delalet etmektedir. Kuranın andığı Âdem, bir tek kişiden fazla değildir. Bu cümleden olarak Âdemin eşi kıssasına bakılabilir. Sen ve eşin (Bakara 35), (Araf 19) ve başka ayetler. Eğer Âdemden murad tür olsaydı eşinden bahsetmeye ihtiyaç olmazdı. Çünkü Âdem, türün kadın erkek tamamını kapsamaktadır. Âdem ve eşi hakkındaki öteki zamirler tesniye (dişil) kullanılmıştır. Onlardan (minhâ) serbestçe yiyin, dilediğinizden (şitumâ), Yaklaşmayın (lâ takrebâ), Olursunuz (fetekûnâ), İkisinin ayağını kaydırdı (ezellehümâ), İkisini çıkardı (ehracehümâ) (Bakara 35-36). Kuran-ı Kerimde bu benzeri ifadeler çoktur. Aynı şekilde Ey Âdemoğulları, şeytan anne babanızı cennetten çıkardığı gibi sizi de fitneye düşürmesin (Araf 27) ayetinde Âdemoğulları (benî âdem) ile birlikte kullanılmasında olduğu gibi. Âdemoğulları (benî âdem), Kuranda toplam 7 kere tekrarlanmaktadır. Yine anne babanız (ebeveyküm) de tesniye (dişil) formuyla iki kişiye delalet etmektedir.

Fakat Tâhâ suresinde zamirler müfred (tekil), hem de tesniye (dişil) kullanılmıştır: … sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın, sonra mutsuz olursunuz. Orada acıkmaman ve kendini çıplak hissetmemen sağlanmıştır… Şeytan onlara vesvese verdi… İkisi de ondan yedi. Bunun üzerine çıplaklıklarının farkına vardılar… Âdem Rabbine isyan etmişti. Şaşırıp kaldı. (Tâhâ 117-121)
Denmiştir ki, zevce (eş), erkeğe tabidir. Bu nedenle zamir müfred (tekil) kullanılmıştır. Böyle olmasaydı Mutsuz olursunuz (feteşkâ) ifadesinde her ikisi de mutsuz olmalarına rağmen konu bu sadelikte sunulmazdı.

Bütün bunlarla birlikte Âdemin belli bir şahsın alameti olması, Kuranda yoruma kapalı olacak denli sarih ve açık değildir. En doğrusunu Allah bilir.

YARATILIŞIN KEYFİYETİ

İnsanın herşeyden önce topraktan yaratıldığında şüphe yoktur. Aynı zamanda, insan neslinin ilk yaratılıştan sonra evlilik yoluyla çoğaldığı da kesindir: İnsanı yaratmaya çamurdan başlar. Sonra basit bir sıvı özünden soyunu sürdürür. Sonra ona yaratılış amacına uygun bir şekil verip kendi ruhundan üfler. (Secde 7-9) Ayetteki Şekil verir (sevvâ) ve Üfler (nefeha) kelimeleriyle kasdedilen, ana rahminde meydana gelen evrelerdir.

Biz onları cıvık bir çamurdan yarattık (Saffat 11), Çamurdan bir beşer yaratacağım (Sâd 71), Çamurdan yarattığıma secde edin (İsra 61).

Bu ayetler, yaratılışın özü olarak salsâl kelimesinin kullanıldığı ayetlerle uyum içindedir. Salsâl, kurumuş kil, balçık anlamına gelir. Râğıb şöyle demektedir: Kurumuş kil ve balçığa tîn (çamur) da denir.

İçinde salsâl geçen ayetler bunu açıklamaktadır: Andolsun insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık… Hani Rabbin meleklere demişti ki: ben kuru bir çamurdan, şekillenmiş balçıktan bir beşer yaratacağım. Ona biçim verdiğimde ve ruhumdan üflediğimde önünde secde ederek yere kapanın (Hicr 26-29). Bu ayet, Çamurdan bir beşer yaratacağım. Ona şekil verdiğim ve ruhumdan üflediğimde önünde secde ederek yere kapanın (Sâd 71-72) ayetinin aynısıdır. Beşerin topraktan yaratıldığını söyleyen ayetler de vardır: Sizi topraktan yarattık (Hacc 5). Aynı ifade Kehf 37, Rum 20, Fâtır 11 ve Gâfir 67de yeralmaktadır. Bu ayetlerin bazılarında geçen, Sizi topraktan yarattı, sonra nutfeden ifadesi, yaratılışın ilk ve ikinci aşamasına işaret eder.

Böylelikle yaratılışın nasıl gerçekleştiği meselesine varmış bulunuyoruz. Acaba Musanın yılan haline gelen asası gibi mi olmuştur. Yani Allah çamurdan bir beden yaratmış ve onu kuruttuktan sonra bir defada beşere mi dönüştürmüştür. Nitekim Musanın asasını bu şekilde yılan haline getirmiştir. Yoksa yaratılış başka bir şekilde mi gerçekleşmiştir? Burada üç yorum düşünülebilir.

BİR

Musanın asası gibi, Âdemin çamurdan bedeni Allahın iradesiyle insana dönüşmüştür. Bu yorumu, İsanın Allah katındaki örneği, Âdeminki gibidir: Onu topraktan yarattı, sonra ol dedi, o da oldu. (Âl-i İmran 59) ayetinden çıkarabiliriz.
Topraktan yarattı cümlesi, Âdemin bedeninin yaratılış nüvesini; Sonra ol dedi cümlesi ise Allahın irade buyurduğunu ve o bedenin insana dönüştüğünü anlamamızı sağlıyor. Gerçi bunun dışında hamletmeler de mümkündür. Nehcul-Belâğanın ilk hutbesi bu konuda gayet açıktır ve yoruma izin vermemektedir. Orada şöyle buyurulur: Sonra Allah yeryüzünün sert, yumuşak, tatlı ve ekşilerinden topladı ve onları toprakla karıştırdı. Halis olana değin suyla kıvamlandırdı. Sonra onu şekillendirerek bir suret yaptı.

Bu sözler çok açıktır. Önce çamurdan bir beden oluşturulmuş, ardından ona ruh üflenmiş ve sonra o, tam bir insana dönüştürülmüştür. Her halükarda Hicr suresi 26-28. ayetlerdeki salsâl ile kasdedilen, kötü kokulu yapışkan ve şekillendirilebilir bir çamurdan yapılmış beden; Hicr 29 ve Sâd 72deki Sevveytuhu (Şekillendirdiğimde) ifadesinden maksat bedenin yaratılışı ve Neheftu fîhi min rûhî (ruhumdan üflediğimde) ifadesinde söylenen de insana dönüştürülmesidir. En doğrusunu Allah bilir.

İKİ

Beşerin öz suyu ve ilk hücre kötü kokulu kara balçığın içinde oluştu. Geçmişte yerin ısısı bugünkünden daha fazla olduğundan bataklıklar tıpkı annenin rahmi gibi sabit ısıya sahipti. Sonuç itibariyle burada hücre gelişmeye başladı ve aşamalı olarak bu hale dönüştü.

Bu izah o kadar da uzak bir ihtimal değildir. Çünkü kıyamette de yerin ısısı değişecek ve Allahın iradesiyle tıpkı anne rahmi gibi ölülerin kurumuş hücrelerini besleyip geliştirebilecektir. Fakat şu anda bu kabiliyete sahip değildir. Yine Meryemin rahminde Allahın izniyle nutfenin gelişmesi de tıpkı buna benzemektedir.

Değerli bilgin dostum Muhammed Emin Seldûzî, Allahın insan nutfesini (öz suyunu) havada yarattığına, sonra onu denizin kenarındaki balçıklara indirdiğine ve orada geliştirdiğine ihtimal vermektedir. Nitekim çeşitli organizmaların yumurtaları halihazırda havadadır ve peynir, et vs. üzerine yağdıklarında kurtlara dönüşmektedir. Kurbağa yumurtaları bataklıklara yağdığında kurbağa olmaktadır.

Kuran ve Bilim Açısından Yeniden Diriliş isimli kitabımızda Yâsin suresinin 36. ayetini yorumlarken Bihârdan ve Tefsir-i Bürhândan İmam Sâdıkın şöyle buyurduğunu nakletmiştik: Nutfe gökten yere iner; otlara, meyvelere ve ağaçlara konar. İnsanlar ve hayvanlar bunları yediklerinde onların vücutlarında gezinmeye başlarlar.

Bu nedenle min salsâlin (balçıktan)daki min (-den, -dan) edatı, beyan (açıklama) için değil, badıyyet (ayırdetme) içindir. Bu durumda ayetin manası şu olur: Beşeri, en alttaki ve yumuşak kısmı oluşturan salsâl (balçık)dan yarattık. Deniz kıyılarındaki bataklıkları görenler, buraların kuru ve çatlaklarla dolu olduğunu bilirler. Fakat kuru tabakanın alt kısmı yumuşaktır ve nutfe orada gelişebilir. İnsanı nutfeden (sperm) yarattı (Nahl 4) gibi ayetlerdeki min (-den, -dan) edatı da badıyyet (ayırdetme) içindir. Burada nutfe, az miktardaki su ve cenini oluşturan hücre anlamına gelmektedir. Bu durumda ayetteki ifadenin anlamı, bazı nutfeler olur.

Buna bağlı olarak, İnsanı yaratmaya çamurdan başlar. Sonra basit bir sıvı özünden soyunu sürdürür. Sonra ona yaratılış amacına uygun bir şekil verip kendi ruhundan üfler. Sizi hem işitme ve görme, hem de düşünce ve duygularla donatır. (Secde 7-9) ayetinde zikredilen Sevveytuhu (Şekillendirdiğimde) ve Neheftu fîhi min rûhî (ruhumdan üflediğimde) cümlelerinden murad, açıktır ki anne rahmidir. Fakat bu açıklama, Kendi ruhumdan üfledimden sonra Önünde yere kapanıp secde edin cümlesinin gelmesini açıklayamaz. İşitme, görme… cümlesinin geçtiği ve anne rahmindeki aşamaların öyküsü olan yukarıdaki ayetin tersine, üfledi ve şekillendirdiden sonra secdenin zikredilmesi bu izahın ayete uygulanmasına engeldir.

ÜÇ

Basit ve canlı varlıkların Allahın iradesi sonucunda aşamalı olarak ve zaman içinde ilk insana dönüştüğünü öne süren varsayım şimdilerde oldukça zayıflamış ve güçlü konumundan çok şey kaybetmiştir. Hatta artık gayet iyi biliyoruz ki Allah türleri birbirinden bağımsız yaratmıştır. Fakat bu fikir günün birinde bilimsel gerçeklik kazanır ve kesin bilgi oluşturursa Kuran bu bilgiyle yorumlanabilecektir. Bu satırların yazarının kanaati, birinci yorumun, diğer yorumlara göre Kuranın zahirine daha uygun olduğu yönündedir. En doğrusunu Allah bilir.

BİR TEK ÂDEM Mİ, BİRDEN FAZLA ÂDEM Mİ?

Ayetlerine zahirine bakılınca başta eşiyle birlikte bir tek insan yaratıldığını ve çoğalmanın bu ikisinden başladığını söyleyebiliriz. Ey insanlar! Gerçekten biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler kıldık… (Hucurat 13). Ayette geçen nâs (insanlar) ve küm (sizi) lafızları, bütün insanlığa hitap edildiğini; zekere (erkek) ve ünsâ (dişi) kelimeleri de ilk baba ve anneyi göstermektedir. Yine şu ayetlerde aynı işareti buluyoruz: Ey insanlar! Sizi tek bir canlıdan yaratan, ondan da eşini yaratan ve her ikisinden pekçok kadın ve erkek meydana getiren Rabbinize karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun. (Nisa 1), Bir tek canlıdan sizi vareden odur. Ve o, bir vade ve dinlenme yeri tayin etmiştir. (Enam 98), Sizi bir tek canlıdan yarattı, sonra ondan eşler varetti. (Zümer 6)

Burada bazı soruların cevabını vermek gerekir.

1. Bu durumda o iki kişinin çocuklarının evliliği nasıl olmuştur? Acaba kızlar, erkek kardeşleriyle mi evlendiler?

2. Bir kıtada varlık bulan insanoğlu bütün kıtalarda nasıl ortaya çıktı?

3. Dış görünüm, yüz şekilleri, renkler ve boylardaki bunca farklılık nasıl meydana geldi?

Cevaplar şunlardır:

1. İlk erkek kardeşin kız kardeşini nikahlamasında hiçbir engel yoktur. Durumun zarureti bunu gerektiriyordu ve bundan başka da bir çare yoktu. Sonraları nüfus arttıkça toplumsal fayda gözetilerek bu uygulama haram kılındı. Ayetteki her ikisinden pekçok kadın ve erkek meydana getiren (Enam 98) cümlesinde söylenen, insan neslinin yayılmasında o ikisinden başka üçüncü bir varlığın müdahalesinin olmadığıdır. İmam Seccâddan nakledilen bir rivayet şöyledir: Önce caizdi, ama daha sonra haram kılındı.

El-Mîzânda yukarıdaki varsayım tercih edilerek şöyle denmektedir: Bu evlilik türünün İslamda ve başka şeriatlarda yasak olması, teşriîdir ve toplumsal maslahata tabidir. Değiştirilmesi mümkün olmayan tekvinî (varoluşsal) bir hüküm değildir. Hükmün zamanı Allahın elindedir. O, dilediğini yapabilecek olandır ve istediğinin hâkimidir. Bir gün zaruretin sebebini mübah sayması, daha sonra ise zarureti ortadan kaldırmak için ve kötülüklerin yayılmasının sebebi olduğundan haram kılması caizdir.
Bu evlilik türünün fıtrata aykırı olduğu söylenmektedir. Oysa fıtratın bu evliliği nefret duyma nedeniyle reddettiği doğru değildir. Tam tersine, fahşanın (iffetsizliklerin) yayılmasına ve iffet duygusunun iptal olmasına yolaçtığı için reddedilmektedir. Ama erkek ve kız kardeşlerden başka kimsenin bulunmadığı ve Allahın neslin çoğalmasını irade buyurduğu bir dönem için nefretin konu edilmesi fıtrata uygun değildir.

Fıtratın nefret nedeniyle bu evlilik türünü reddetmediğinin delili, böyle bir evliliğin tutuklular arasında olabileceğinin kabul edilmesidir. Tarihte Rusyada bunun kanuni olduğunu biliyoruz. Bu uygulama Avrupa milletleri arasında zina olarak yayılmış ve bugün Avrupa ve Amerika milletlerinin adetlerinden biri haline gelmiştir. Orada kızlar, evlenmeden önce bekaretlerini kaybetmektedirler. İstatistikler göstermektedir ki, bu kızların bazısının bekaretini babaları ve erkek kardeşleri bozmaktadır. (el-Mîzândan özetle)

2. Şu anki kıtalar, o dönemlerde bir tek kıtaydı. Zaman içinde yerin oluşumu aşamalarında ve suların gel giti nedeniyle birbirinden ayrıldı, birkaç kıtaya bölündü. Tarih kitaplarında şöyle yazar: İranın geçmişteki padişahları Şûş sarayından gemiye binerlerdi. Fakat şu anda Fars Körfezi Şûştan çok uzaktır. Yine Britanya adasının Avrupadan koptuğunu ve arada Manş denizinin oluştuğunu biliyoruz. Japonya adası da Doğu Asyadan ayrılmıştı. Her halükarda şöyle söylememize hiçbir engel yoktur: insanlık bir tek bölgede ortaya çıkmış, ama daha sonra kıtaların kopması neticesinde birbirinden ayrılmıştır.

3. Bilimadamları ırkların bir tek asla döndürülmesi için epeyce zahmet çekmişler ve galiba bu konuda hayli başarı kaydederek bu muammayı çözebilmişlerdir.

Bütün bunlara rağmen Kuran-ı Kerimde, tüm insanların Âdem ve eşinden meydana geldikleri yönünde yoruma müsait olmayan bir açıklık bulunduğu da doğru değildir. Ey insanlar! Sizi tek bir canlıdan yaratan, ondan da eşini yaratan ve her ikisinden pekçok kadın ve erkek meydana getiren Rabbinize karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun. (Nisa 1) ayetinde kasdedilenin Âdem ve bir tek kişi olduğu kesin olarak söylenemez. Ayetteki nefs kelimesi hakkında çok şey söylenebilir. Zahiren bir tek kişi kasdediliyor gibi görünse de cins murad ediliyor da olabilir. Nitekim bu bölümün başında zikredilen Bir tek canlı (Enam 98 ve Zümer 6) ayeti böyledir. Yine Sizi bir erkek ve dişiden yarattık (Hucurat 13) ayetindeki zekere (erkek) ve ünsâ (dişi) kelimeleriyle kasdedilen ilk bakışta görünen olmayabilir. Hatta eril ve dişil hücreyi de kapsadığı söylenebilir.

Ravza-i Kâfîde Yecûc ve Mecûc Bâbının 274. hadisinde Hz. Aliden şöyle nakledilmektedir: Âdemoğulları yetmiş cinstir. Yecûc ve Mecûc dışında bütün insanlar Âdemin çocuklarıdır.

Kuranda geçen Yecûc ve Mecûctan murad, kuvvetli ihtimalle Çinliler ve Moğollardır.

Afrikada Kongoda ormanda yaşayan Pigme adındaki kabileleri de buna eklemek gerekir. Bunların boyu 67 cm.i geçmez. Teke kabilesinin boyu ise 130 cm. olarak kaydedilmiştir. Bunların komşusu başka bir kabilenin ise boylarının uzunluğu ve diğer farklılıklarıyla Teke ve Pigmelerden neredeyse gece ile gündüzün farkı kadar ayrı olduğu belirtilmektedir. Öte yandan yeryüzündeki en uzun insanlar Sudanda Nil nehri boyunda yaşayan Dinka kabilesindedir. Kabile mensuplarının boyu asgari 2 metredir. Kongoda İturi ormanının Doğu bölümünde yaşayan Vatussi kabilesi mensuplarının boyu da iki metreyi aşmaktadır.
Bu insanları, (aynı kıta ve aynı çevrenin insanları olduklarını iddia ederek) bütün bu farklılıklara rağmen bir tek soy ve bir tek kıtaya döndürmenin çok zor olduğu savunulmaktadır. En doğrusunu Allah bilir.

İnsanlar esas itibariyle dört renktir: beyazlar; mesela Asya ve Avrupanın orta bölümlerindeki insanlar. Siyahlar; mesela Güney Afrikadakiler. Sarı derililer; Çinliler ve Japonlar gibi. Kızıl derililer; Amerikan yerlileri gibi. Her rengin insanı, başka renkten insanın dışındaki bir kökene bağlı olmalıdır. Çünkü renk farklılığı, kandaki maddenin değişik olduğuna delalet eder. Dolayısıyla insanlığın kökeninde en az dört çift kadın ve erkek bulunuyor olmalıdır. Eğer insanlığın birden fazla soyu bulunduğunu tesbit etmişsek erkek ve kız kardeşlerin birbirleriyle evlenmesi ihtiyacı da ortadan kalkacaktır.

ÂDEM PEYGAMBER MİYDİ?

İnsanlar bir tek ümmetti. Sonra Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi. Ve beraberlerinde de insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm vermek üzere hak kitaplar indirdi. (Bakara 213)
Bu ayetin zahirinden başlangıçta insanlar arasında peygamberin bulunmadığını anlıyoruz. Çünkü Sonra Allah peygamberler gönderdi (fe beasellahu) cümlesindeki fe, badiyyete (sonralıka) delalet eder. Yani denmektedir ki, insanlar bir tek ümmetti ve aralarında da peygamberler yoktu. Daha sonra gelişip olgunlaştıkları ve aralarında ihtilafa düştüklerinden Allah hayatlarındaki ihtilafları gidermek ve bir düzen kurmak için geygamberler ve kitaplar gönderdi.

Buradaki bir tek ümmetten kasıt, insanların ilk fıtrat ve yaratılış üzere, yeterince gelişmemiş halde bulunduklarıdır. Tıpkı kendi düşünce dünyalarında yaşayan, kanuna ihtiyaç duymayan ve bu dünyadan başlarını çıkarmayan (ihtilafsız durumda bir tek ümmet olan) çocuklar gibi. Ama akılların öne çıktığı sonraları ihtilaflar başgöstermeye başladı ve peygamberlerin gönderilmesi zaruri hale geldi. Bu bakımdan denebilir ki, insanlığın atası Âdem peygamber değildi. Oldukça basit bir aşamada yaşayan ilk insanların peygambere ihtiyacı yoktu.

Müfessirlerin cumhuru, el-Menârda geçtiği gibi, ayetteki ümmet lafzını millet ve din olarak yorumlamışlardır. Fakat bu çok uzak bir ihtimaldir. Bir tek ümmetten kasıt; aşağı seviye, ilk fıtrat, ihtilafsızlık hali ve benzeridir.

Kimileri şöyle demiştir: Bu ayetteki ve İnsanlar bir ümmetten başka bir şey değillerdi. Sonra ihtilafa düştüler (Yunus 19) ayetindeki kâne (idi) mâzi (geçmiş zaman) manasına değildir. Aksine, varolanın sübûtü (tesbiti) manasınadır. Yani şöyle denmektedir: İnsanlar, aslında bir tek ümmetten fazlası değildirler. Fakat ihtilafa düştüler.

Bu durumda anlam şöyle olur: İnsanlar aslında bir tek ümmettirler. Sonra Allah, birlik beraberliklerini korumak üzere aralarındaki ihtilafı gidermek ve bir düzen kurmak için peygamberler gönderdi.

Fakat ayetteki kâne… (insanlar bir ümmetti), maziye ve geçmişe de delalet etmekte, ilk insanların halini anlatmaktadır.
Mecmede İmam Bâkırdan şöyle nakledilmiştir: Nuhtan önce insanlar Allahın yarattığı fıtrat üzerinde bir tek ümmetti. O zamanlar hidayet ya da sapıklık sözkonusu değildi. Sonra Allah peygamberler gönderdi. Bu rivayetten Âdemin ilk peygamber olmadığı sonucu çıkarılabilir.

Nehcul-Belâğanın ilk hutbesinde şöyle buyurulmaktadır: Allah, subhânehu ve teâlâ, peygamberleri onun çocukları arasından gönderdi. Fakat Hz. Alinin sözü, Âdemin hem kendisinin peygamber olduğu, hem de çocukları arasından peygamberler gönderildiğini anlamaya müsaittir. Gerçi söze ilk bakışta anlaşılan daha kuvvetli bir ihtimaldir.

Bazıları, Allah Âdemi, Nûhu ve İbrahim soyunu bütün insanlığın üzerine seçti (Âl-i İmran 33) ayetini delil göstererek demişlerdir ki, insan Âdemden öncedir. Âdem özel bir kişidir ve insanlığın atası değildir. Âdem, insanlar arasından seçilerek peygamber gönderilmiş kişinin adıdır. Çünkü Allah, ayet-i kerimede Âdem ve Nûhun gönderilmesinden bahsederken bir tek istafâ (seçti) buyurmuştur. Nûh nasıl kendi halkı arasından seçilip gönderilmişse Âdem de bir toplumun arasından seçilip gönderilmiştir.

Sonuç itibariyle Âdem ilk peygamberdir. Ama ilk insan değildir. Buradan da anlaşılıyor ki ilk insanlar arasında peygamber yoktu ve peygamberler daha sonra gönderilmeye başlandı.

Âdemin insanlığın atası olmadığının söylenmesi, İsanın Allah katındaki örneği, Âdeminki gibidir: Onu topraktan yarattı, sonra ol dedi, o da oldu. (Âl-i İmran 59) ayetinin zahirine aykırıdır. Çünkü bu ayette Âdem, insanlığın atası olarak tanıtılmaktadır.
Diğer yandan, istafâ (seçti)nin, insanlar arasından seçilmeyi ifade etmesi zorunlu değildir. Allah onu yeryüzündeki ilk halife yaptı, ilk kez tevbe kapısını ona açtı, ilk kez ona şeriat ve din gönderdi. Size benden bir yol gösterici gelecektir. Kim benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz. (Tâhâ 123) ve Bütün insanlığın üzerine seçti (Âl-i İmran 33) ayeti bu anlamı teyid etmektedir. Bu son ayette alâ (üzerine) denmiş, min (içinden) denmemiştir.

Allahın Âdemle konuşması zemininde nâzil olan ayetler, Size benden bir yol gösterici gelecektir… (Tâhâ 123) ayet-i kerimesi kabilindendir. Yine Derken Âdem Rabbinden birtakım kelimeler aldı. Bunun üzerine Allah da tevbesini kabul etti… Bundan sonra size benden bir hidayet geldiğinde, kim benim hidayetime uyarsa onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlar ise… (Bakara 37-39) ve Sonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti ve doğru yola iletti (Tâhâ 122) ayetleri de böyledir. Aynı şekilde Allah Âdemi, Nûhu ve İbrahim soyunu bütün insanlığın üzerine seçti (Âl-i İmran 33) ayeti ve diğer ayetlerin hepsi onun peygamberliğini anlatmaktadır. Bu konuda çok fazla haber gelmiştir. Eğer ayetleri insanın gerçekliği, onun nefisle ve şeytanla irtibatı vs. şeklinde yorumlamıyorsak ayetlerde soru cevabı, şeytan konusundaki cezalandırma hitabını bu meseleyle ilgili sayıp şöyle demeliyiz: Âdemi seçti ayetindeki Âdem murad, ilk Âdem değildir. Âdem olarak isimlendirilmiş ilk peygamberdir ve Nûhtan önce yaşamıştır. En doğrusunu Allah bilir.
Dinden Nûha vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahime, Musaya ve İsaya vasiyet ettiğimizi sizin için de şeriat kıldık (Şûra 13) ayeti açıklıkla ortaya koymaktadır ki, Âdemin şeriatı çok sadeydi. Bu nedenle Nûhun şeriatı ilk şeriat olarak zikredilmiştir. Böyle olmasaydı Âdemin şeriatının ilk şeriat olarak anılması gerekirdi.

GÜNÜMÜZDEKİ İNSAN NE ZAMAN ORTAYA ÇIKTI?

Yahudi tarihi, günümüzdeki insan neslinin geçmişinin yaklaşık 7000 yıl olduğunu öne sürmektedir. Bugünkü neslin bir erkek ve bir kadına kadar götürülebilmesi durumunda bir yere kadar bu iddianın akla uygun olduğu kabul edilebilir.

Eğer bir kadın ve erkeği dikkate alır ve onların bir yüzyılda ne kadar çoğaldığını hesaplarsak; sonra da bir yüzyıl boyunca doğal nedenlerle ve savaş vs. yüzünden ölenleri düşersek yetmiş yüzyılda aşağı yukarı 2.5-3 milyardan fazla nüfus olmaması gerektiğini görürüz. İstatistiklere göre yerkürenin halen nüfusu 3 milyar civarındadır.

Batılı bilimadamlarından biri, Geri Kalmışlık ve Yoksulluk isimli kitabında, yeryüzündeki insan nüfusunun her 25 yılda iki katına çıktığına inanan İngiliz rahip Malthusun teorisini redderken şöyle demektedir: Çinde ünlü Konfüçyüs ailesi hala devam ediyor ve özel bir saygınlık içinde yaşıyorlar. Her açıdan yaşam koşulları hazır ve önlerine konmuş durumdadır. Herşeye karşın aradan geçen 2400 yıldan sonra bugün bu ailenin toplam sayısı 22 bin kişiden fazla değildir.

İngiliz biolojist Jullian Huxley, 8000 yıl önceki dünya nüfusunu 10 milyon olarak tahmin etmektedir. Bu sayıyı şöyle bulmaktadır:

M.Ö. 5000de dünya nüfusu 20 milyon
M.S. 4000de dünya nüfusu 200 milyon
M.S. 1500de dünya nüfusu 450 milyon
M.S. 1950de dünya nüfusu 2.2 milyar

Huxley, UNESCO Genel Sekreteriyken İrana gelmişti. Bu istatistiği ise 1950 Ocakında Dünya dergisinde Nüfus ve İnsanlığın Kaderi başlığı altında yayınlamıştı.

El-Mîzânda (c. 4, s. 148) yukarıdaki konuda bir hesap yapılmakta ve veriler teyid edilmektedir. Daha sonra da yer katmanları konusunda uzman bilimadamlarının, günümüz insan neslinin yaşını milyonlarca yıl öncesine götüren ve 500 bin yıl öncesine ait bazı insan fosilleri bulunduğu savunan görüşüne şöyle cevap verilmektedir: Bu görüş öne sürülmekle birlikte bu neslin geçmişte yokolmuş o nesillerle bağına ilişkin ikna edici kanıtlar yoktur. Öyleyse diyebiliriz ki, o türler, bizim neslimizin sırası gelinceye kadar yeryüzünde ortaya çıkıp kaybolmuşlardır. (Yani o fosiller, bizim neslimize değil, başka insan türlerine aittir)

Benim kanaatime göre, el-Mîzân yazarı Allâme Tabâtabâînin bu görüşü uzak ihtimal değildir. Nitekim rivayette bu görüşü destekleyen, hatta delil olabilecek ifadelere rastlamaktayız. Şeyh Sadûk, Tevhid isimli kitabında (38. Bâb) İmam Bâkırdan şöyle nakletmektedir: Tam tersine! Vallahi Allah binlerce alem ve binlerce Âdem yarattı. Sen, bu alemlerin ve Âdemlerin sonuncusundasın

Bu rivayet Hisâlde de nakledilmiştir ve kitabın son hadisidir. Bu rivayetin benzeri Bihâr ve diğer kaynaklarda da geçmektedir. Hadisteki binlerce kelimesi, gerçek sayıyı belirlemek üzere değil, çokluğu ifade etmek için kullanılmıştır. Bu nedenle, o uzun dönemlerden geriye kalan mevcut fosillerin bugünkü insana değil, önceki nesillere ait olduğunu söyleyebiliriz.

YERKÜREDEKİ SON OLGU

Yeryüzünde varlıkların oraya çıkışı ve varlık bulması gerçekten çok şaşırtıcıdır ve adeta bir mucizedir. Bu alanda tasavvur ve hayal edilenler tamamen temelsizdir. Varlıkların ortaya çıkış tarihini geriye götürmek ve aşamalı yer değiştirmeleri öne almak sorunu halletmemektedir. Bütün bu tuhaf ve şaşırtıcı ama o denli düzenli canlı hayatın ortaya çıkışı ve insanı hayrete düşüren böylesine hassas bir dengenin kurulmuş olması kudretli bir yaratıcının iradesi olmaksızın muhal ve imkansızdır. Zeval bulmayacak kudretin ortaya koyduğu son fenomen günümüzdeki insan neslidir. Gerçek şu ki, insanın üzerinden daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken uzun zamanlardan bir süre geçti (İnsan/Dehr 1) ayeti insanın ortaya çıkışından bahsetmektedir.
Yeryüzünün yaşını 1 yıl farzedersek, üzerinde canlı varlık bulunmadan 8 ay geçtiğini söyleyebiliriz. Dokuzuncu ve onuncu ayda ilk canlılar varolmaya başlamıştı. Son ayın ikinci haftasında memeliler görünmeye başladı. Ayın 31. günü saat 23:45de, yani yılın son çeyreğinde insan hayat sahasına ayak bastı. İnsanın tarihsel dönemi yılın son 60 saniyesidir.

YASAK AĞACIN ÖYKÜSÜ

Yasaklanmış ağaç, şeytanın vesvesesi, Âdem ve eşinin ondan yemesi, cennetten sürülmeleri hikayesi Bakara, Araf, Tâhâ ve başka surelerde nakledilmiştir.

Bunlar, Âdem kelimesini yorumlarken dikkatimizi çekenlerdir. Hakiki bilgi Allah katındadır.

Ali Ekber Kureyşi – Fikri Takip

Reklamlar

6 thoughts on ““Adem” nedir yada kimdir ?

Add yours

  1. Selam Ali AKSOY Kardeşim,

    Müslümanların yanlış bidiği durumlardan biriside bu konudur.Sanki Kuranda sizi ademden yarattık diye bir ayet varmış gibi olaya bakmalarıdır.Halbuki 2/30’da ki Olay, yerkürede halife seçilen bir varlığın atanmasıdır. İster geniş zaman fiili ile olsun ister etken ortaç kalıbıyla olsun fark etmez.

    Tefsircilerin neden söz konusu(ceale) fiili yaratma anlamında kullanmış oldukları konusuna gelince,bu fiil hiçbir yerde yaratma anlamında tercüme edilmediği halde bu ayette her nedense yaratma olarak tercüme edilmiştir.Halbu ki ceale fiilinin anlam dünyasında, bir yaratma eylemi yoktur; bilakis yaratılmış olan bir şeyin, bir işlev sahibi kılınması ya da bir başka şeye dönüştürülmesi söz konusudur.Bunu kuranın tüm ifadelerinde bulabilirsiniz.Hatta buraya yaratma anlamı verildiği için ne kadar mantıksız bir sürece geçtiğini biliyoruz.Çünkü ifade edildiği gibi eğer henüz yok olan biri yaratılıyorsa melekler kan dökmüş olabileceğini bilmemeleri gerekirdi ve- şayet bazılarının iddiası gibi-eğer Allah özellikleri söylemişse soru sormamaları gerekiyordu.Tefsirciler burada hadislere zarar gelmemesi için bunu yaratma olarak ifade etmişlerdir.Ancak kuran semantiği bunu kabul etmez.

    Burada meleklerin bilmesi insanı insan yapan özelliklerin evrimle bir süreç geçirdiğini göstermektedir.İsterseniz buna insansı deyin isterseniz de halen halife edilecek edilme aşamasında olan bir türün daha halife edinmediğini buradan hareketle insanın biyolojik yapılanmasının devam ettiğinin anlamını çıkarabilirsiniz.Ama kesin olan şudur ki ADEM bu diyalog esnasında vardır.Artık kişi olarak mı var yoksa tür olarak mı var o başka bir konu…Ama her nedense henüz insan denilecek bir varlık değilse de üzerinde uzun süre geçmiş bir varlığın yapıtaşlarının var edildiğinin göstermesi bakımından bilgi verebilmektedir.

    Evrim aşamaları;

    Genel olarak baktığımızda Kur’ân’da insan için “inorganik”, “organik” ve “ruhi” olmak üzere üç nevi evrim olduğu göze çarpmaktadır.

    Her şeyin yaratılışını en güzel yapan ve insanı yaratmaya çamurdan başlayan O’dur. İnsanın neslini hakîr bir sudan yapan, sonra onu şekillendirip ruhundan üfüren, ve sizin için kulak, gözler ve kalpler vareden O’dur. Doğrusu şükrünüz pek az.”(Secde, 7-9) Ayetinde “insanı yaratmaya çamurdan başladı” ifadesi, yaratmanın aniden olmadığını merhalelerle meydana geldiğini belirtmektedir.

    Bu ayette dikkatimizi çeken bir diğer nokta da; kendisine ruh verilene kadar insandan üçüncü şahıs olarak bahsedilmis, ruh ve idrak verildikten sonra muhatab sıgasının kullanılmış olmasıdır..

    İnsanın inorganik iken insan şekline gelişi de kendi içinde muhtelif merhalelerden sonra olmuştur. İnsanın inorganik maddesinin evrimi yedi merhale ile gerçekleşmiştir. Bunlar sırasıyla: toprak (turâb), çamur (tîn), değişken cıvık ve kokulu çamur (hama’in mesnûn), yapışkan çamur (tîn lâzib), pişmemiş kuru çamur (salsâl)ı pişmiş çamur (şalşal ke’l-fahhâr), çamurdan süzülen bir öz (sulâle min tin).

    İnsanın, organik süreci ilk canlı hücre, “Ol” emri doğrultusunda, yeni bir yaratılmaya geçmiş, ilâhî iradenin kontrolü altında çeşitli ayıklama ve değişmeler geçirerek insan olmak üzere oluşa devam etmiştir.(doğal seleksiyon.vs) Hayatın bu yönelişinde insan, organik âlemin bütün türleriyle bir beraberlik arzetmektedir. Önce ilkel bitkileri, sonra tohumlu yüksek bitkileri meydana getiren hayat, daha sonra da hayvanlar alemini basitten mürekkebe doğru ortaya çıkarmıştır. “Biyolojik Nesil Ağacı”nın ana gövdesi ve uzantısı olan dal diyebileceğimiz insan, daha sonra akıl ve idrakına kavuşarak, organik dünyanın en olgun varlığı olmuştur..

    Ruh verilme aşamasında Balçıktan süzülerek gelen sulâle(öz), insanın ilk organik maddesi olmuş, aradan uzun bir zaman geçtikten sonra da insan şeklini almış sonra da kendisine akli melekeler anlamında “Ruh” verilmiştir.Yukarıda ilk ayette verdiğim halife atanması işte bu üçüncü merhaleye geçişle beraber olmuştur.

    Saygılarımla…

  2. Çamur Toplamın birliğidir.Çamurdan yaratılmış Adem toplamın birliğinin birliğidir.Çamur Ekmel mükemmelliktir.Eksiksizliktir.İyiyi Kötüyü bilme yolunda, O çamur elenerek ,süzülerek gereksizliklerden ,pürüzlerden sıyrılıyor.Ne iyi ne kötü, ne güzel ne çirkin ,Tam anlamıyla netleşiyor,saflaşıp arı oluyor .Arifler hem arıdır hem arıtıcı.”İyiyi ,kötüyü Bilmekte Ey Adem sende Bizim gibi oldun”

  3. Yaılarınız için teşekkur ederim. Ama bu yzılar bir masal gibidir.Yani evrim yanlı insanlara özel yzılmış gibi geliyor bana.İkkinci yorumu yapan kardeşim fantazi aleminde çok çok ileriye gitmiştir ve kendi kafasına göre ispatı yok şeyleri salamış.Ama fikir özgürlüğü belki kendini böyle temelsiz şeylerle avunduruyordur neyse. Ama insan evrimden gelmediği açıkça ortadadır.Kuran-ı Kerimde de böyle bir şey bulamazsınız.Evrimi böylecesine savunanlar Hz Allah(C.C)yı insanı birden yaratamayacağını savunuyorlar. Bu da buyuk bir yanlıştır. Bugunun genetikçileri hücrenin hiç bir evrime uğramadığıni ve uğramayacağını açıkça ortaya koydular.inanmıyorsanız herhangi genetik hakkındakı web siteden bakabilirsiniz. Bir de fosiller nerede? O sorun. Hz Adem ile Hz Havayı Hz Allah(C.C) cenette tam bugunku sürette yartığını Kuran-I Kerimi dikkatlı okursan anlarsın. Bir yanlış daha Hz Allah(C.C) Ademlerden söz etmiyor belkide bir tek Ademden söz ediyor.İnsanların tarihte nessilerini kesilmesi Hz Allah(C.C)nun gönderdiği azaplardandır. Siz en iyi tavsiyem çıkıp böyle spekülasyon yapmanın yerini Kuran-ı Kerimi dikkatlı okuyun işinize gelmeyen ayetleri göz ardı etmeyin. Hadi güle güle…..

  4. Çok değerli Murat KARDEŞİM insanların ürünlerine çok büyük yaşama sevinciyle ortaya koydukları gerçeklere yalan yanlış demeden önce ortaya seninde bir şey koymuş olman gerekmiyormu.Bırakta senin eserin senin doğrun beni ve benim doğrumu tarih sahnesinden silsin.

  5. sadece şöyle desek.ilk insan ademdir.ondan eşi havva yaratılmıştır.dünyaya gönderilmişlerdir.çocukları olmuş ve çocukları bir birleri ile evlenip çoğalmışlardır.bu şu an yasak olabilir o zaman kim diyebilir ki yasak diye.derseniz ki allahın sünnetinde asla değişiklik bulamazsınız.bu sünnet değildir.emir ve yasaklar değişmiştir.allahın sünnetini sünnetim değişmez dediği ayetlerden 1 veya 2 ayet öncesinde belirtmiştir.kardeşlerin evliliği sadece bize mi yoksa dana önce ne zamandan beri bu şekilde yasak olduğunu bilemeyiz.bize yasak diye ilk günde yasak olacak değil.bize yasak olduğu için ters gelebilir.cumartesi yasağı v.s gibi şeylerin değiştiğini göz ardı etmeyin.bu kadarda işin içinden çıkılmaz bi konu olduğunu sanmayın.kuranda ilk insan adem diye geçer.ilk peygamber geçmez.bu adem de olabilir başkasıda.bizim bilmemiz gerekseydi açık bi şekilde kuranda belirtilirdi.hı belirtilmişse ilk peygamberdir.değilse çokta önemli değildir ilk peygamberin kim olduğu.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: