Cinler bedenlenir mi ?

Cin kelimesi Kuran-ı Kerimde 22 kez geçmektedir.

Cin, Kuran örfünde, doğası gereği insan duyularına karşı örtülü olan şuur ve irade sahibi bir varlıktır. İnsan gibi sorumludur, ahirette de diriltilecektir. Tıpkı insan gibi itaakâr, âsi, mümin, kâfir vs. olabilir. Hulasa insanla omuz omuzadır. Tek farkı, insanın hissedilebilmesi, onunsa hissedilememesidir. Bunun dışında başka bazı farklar da olabilir.

Cinnet, cin demektir: Cinlerden ve insanlardan. (Hûd 119). Sıhâh ve Kâmûsta, Cin taifesinden şeklinde de söylenmiştir.

Bendeniz İslama Bakış isimli kitabımda cinler hakkında detaylı açıklamalara yerverdim. Orada, anti-madde dünyası hakkında Ittılaat gazetesinde yayınlanmış bir yazıyı nakletmiştim. O yazıdan bir bölümü buraya da almak isterim:

1. Cinler ve insanlar, yeryüzünün çok değerli iki varlığıdır [sakalân]. Rahman suresinin ayetleri incelendiğinde otuzdan fazla defa tekrarlanan [private] Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? ifadesiyle cinler ve insanların muhatap alınmış olması bunu gösterir. Bu surede dünya ve ahiret nimetleri ve azabı defalarca tekrarlandıktan sonra yukarıdaki ifadenin kullanılması, dünya ve ahiretin bu varlıkların her ikisi için de olduğunu ortaya koymaktadır. Bu meseleyle ilgili olarak Rahman suresine ve anlamına bakılmasında yarar vardır. Ayrıca Kuranda Cin adıyla bir sure vardır ve çok dikkat çekicidir.

2. Cin ateşten (özel bir enerji ve ısı) yaratılmıştır. Tıpkı insanın tedricen topraktan yaratılması gibi. Andolsun insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık. Ve cinleri de daha önce nüfuz eden bir ateşten (semûm) yaratmıştık. (Hicr 26-27)

Ayette geçen semûm, nüfuz eden anlamına gelmektedir. Ayete göre cin, insandan önce yaratılmıştır. Başka bir ayette şöyle denmektedir: Cini de bir ateş karışımından (mâric) yarattı. (Rahman 15). Merc, karışım demektir. Cinlerin hakikatini bilmiyorsak da ayetlerden anlıyoruz ki, bilinmeyen bir enerji ve ateşten yaratılmışlardır.

3. Cin, insan gibi amellerle yükümlüdür. Cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım. (Zâriyat 56)
Kıyamet günü cinlere ve insanlara Size peygamber gelmedi mi? Sizi bu günden sakındırmadılar mı? diye sorulacaktır. Herbiri kendi küfrüne şahitlik edecektir: Ey cin ve insan topluluğu. İçinizden size ayetlerimi okuyan ve kavuştuğunuz bu gün hakkında sizi ikaz eden elçiler gelmedi mi? Onlar, nefislerimize karşı şehadet ederiz derler. Dünya hayatı onları aldattı ve gerçekten kafir olduklarına dair kendi nefislerine karşı şahitlik ettiler. (Enâm 130)

Ayet, cinlerin mükellef oldukları ve Allahın huzurunda sorumlu bulundukları konusunda çok açıktır. Tıpkı insanlar gibi kafir olurlar ve kendilerine gönderilmiş peygamberleri vardır (sizden elçiler). Cin suresine, Ahkaf suresi 29-32. ayetlere ve diğer ayetlere müracat edildiğinde görülecektir ki, Hz. Peygamber (sav) onların da peygamberidir.

4. Cinlerin günahkarları ve kafirleri de insanlar gibi cehennemliktirler ve azaba uğrayacaklardır. Andolsun cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık. Kalpleri vardır, bununla kavrayıp anlamazlar… İşte bunlar gafil olanlardır. (Araf 179) Yine buna benzer iki ayet daha vardır: Andolsun cehennemi cinlerden ve insanlardan tümüyle dolduracağım. (Hud 119), Benden çıkan söz gerçekleşecektir. Andolsun cehennemi cinlerden ve insanlardan tümüyle dolduracağım. (Secde 13)

5. Cinler de insanlar gibi ölür ve ortadan kalkarlar. Bir topluluğun yerini başka bir topluluk alır. Cinler ve insanların kendilerinden önce geçmiş ümmetler üzerine sözü hak oldu. Çünkü onlar hüsrana uğrayan kimselerdi. (Fussilet 25). Geçmiş ümmetler ifadesi, cin ümmetlerinin insan toplulukları gibi ortadan kalktığını göstermektedir. Tıpkı şu ayette ifade edildiği gibi: İşte bunlar, cinler ve insanların kendilerinden önce geçmiş ümmetlerin üzerine sözün hak olduğu kimselerdir. (Ahkaf 18). Araf 38de aynı şeyden sözedilir.

6. Cinler bizi görürler ama biz onları göremeyiz. Ademoğullarını şeytandan ve ona tabi olanlardan sakındırma hakkında şöyle denmektedir: Çünkü o ve taraftarları, sizin göremeyeceğiniz yerden sizi görür. (Araf 27). İblis hariç hepsi secde etti. O, cinlerdendi. (Kehf 50) ayetinin hükmüne göre İblis cinlerdendir ve özel bir tür değildir. Bu konudaki bilgiler için Şeytan maddesine bakılabilir.

7. Cinler, insanlar gibi çalışırlar. Çalışacak güçleri vardır. Hz. Süleyman, onları Allahın emriyle kendine tabi kılmıştı. Onlar da Hz. Süleyman için çalışıyorlar; saraylar, heykeller ve büyük kaseler yapıyorlardı. Onun eli altında Rabbinin izniyle çalışan bir kısım cinler vardı… Ona, dilediği şekilde kaleler, heykeller, havuz büyüklüğünde çanaklar ve yerinden sökülemeyen kazanlar yaparlardı. Ey Davud ailesi, şükrederek çalışın. (Sebe 12-13)

Neml suresi 17-39. ayetler arasında Hz. Süleymanın Sebe ülkesine ordu göndermesi nakledilmiştir. Burada, cinlerden bir grubun onun ordusunda yeraldığı belirtilerek cinlerden bir ifritin şöyle dediği aktarılır: Ben kraliçenin tahtını, sen yerinden kıpırdamadan sana getiririm. Enbiya suresi 82. ayette de bundan sözedilmektedir.

Usul-i Kâfîde (c. 1, s. 394), Cinler, İmamların huzuruna gelir ve dinî meseleleri sorarlar… başlığı altında bir bâb açılmış ve orada 7 hadis nakledilmiştir.

Sedir Sayrafîden şöyle rivayet edilmiştir: İmam Bâkır, Medinede bana bazı ricalarda bulunmuştu. Medineden çıktım. Yolun yarısında Rûhâya (Medineye 30-40 mil mesafede bir yer) vardığımda bir adam giysisiyle bana işaret etti. Ona doğru döndüm. İlk bakışta susuz olduğunu sandım. Su kabını ona verdim. Dedi ki: Suya ihtiyacım yok. Bana, henüz mürekkebi kurumamış bir mektup verdi. Mührün İmam Bâkıra ait olduğunu hemen anladım. Dedim ki, Bu mektubu sana ne zaman verdi? Cevap verdi: Şu an. Mektupta bazı talimatlar vardı. Başımı kaldırıp baktığımda ortada kimsenin bulunmadığını gördüm. Daha sonra Ebu Cafer (Mekkeye) geldi. Huzuruna giderek dedim ki, Canım size feda olsun, bir adam, henüz mührü kurumamış mektubunuzu getirdi. Buyurdu ki, Ey Sedir, cinlerden hizmetkârlarımız vardır. Bir işi acilen yapmak istediğimizde onları göndeririz.

8. Birkaç ayette cennetteki huriler anlatılırken şöyle denir: Bundan önce onlara ne insan, ne de cin dokunmuştur. (Rahman 56 ve 74). Bu ayetten, cinlerin çoğalmasının dişi ve erkeğin birleşmesiyle olduğu sonucunu çıkarabiliriz. Şeytan hakkında şöyle denmiştir: O cinlerdendi. Böylece Rabbinin emrinden çıkmıştı. Bu durumda beni bırakıp onu ve soyunu mu veliler edineceksiniz?… Göklerin ve yerin yaratılışında onları şahit tutmadım. (Kehf 50-51). Ayet, İblisin cinlerden olduğu, soyu bulunduğu ve Allahın yerleri ve gökleri yaratması sırasında hazır bulunmadıkları konusunda gayet açıktır. Acaba soyu doğum ve cinsel ilişkiyle mi devam etmektedir?

9. Cinler, Allahın Rasûlüne (sav) iman etmişlerdi. Bizim gibi konuşur ve birbirlerini iyi işler yapmaya davet ederek Allahın azabından korkuturlar. Aşağıdaki ayetlere dikkat ediniz:

Hani cinlerden birkaçını Kuran dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Böylece onun huzuruna geldiklerinde dediler ki: Kulak verin. Sonra bitirilince kendi kavimlerine uyarıcılar olarak döndüler. Dediler ki: Ey kavmimiz, gerçekten biz, Musadan sonra indirilen, kendinden öncekileri de doğrulayan bir kitap dinledik; hakka ve doğru olan yola hidayet ediyor. Ey kavmimiz, Allaha davet edene icabet edin ve ona iman edin. Böylece günahlarınızdan bir kısmını bağışlar ve sizi acı bir azaptan korur. (Ahkaf 29-31)

De ki, bana gerçekten şu vahyolundu: Cinlerden bir grup dinleyip de demişler ki, doğrusu biz hayranlık uyandıran bir Kuran dinledik. O, gerçeğe ve doğruya hidayet ediyor. Bu yüzden ona iman ettik. Bundan böyle Rabbimize hiçkimseyi ortak koşmayacağız (…) Doğrusu bizden salih olanlar vardır, bunun aşağısında olanlar da. Biz türlü türlü yolların fırkaları olmuşuz (…) Ebette o yol göstericiyi işitince ona iman ettik. Artık kim Rabbine iman ederse ne eksileceğinden korkar, ne de haksızlığa uğrayacağından. Ve elbette bizden Müslüman olanlar da var, zulmedenler de. Teslim olanlar, işte onlar gerçeği ve doğruyu araştıranlardır. Zulmedenler ise, onlar da cehenneme odun olmuşlardır. (Cin 1-15)

Bu ayetlerden anlaşılan odur ki, cinler Kurını dinlemiş ve ona iman etmişlerdir. Onlar, iman, küfür vs. bakımından tıpkı bizim gibidirler ve Hz. Peygamber (sav), onlara da peygamber olarak gönderilmiştir. Sizden peygamberler ifadesinden, onların kendi cinslerinden peygamberleri bulunduğu anlaşılmaktadır. Belki de hem kendilerinden peygamberleri vardı, hem de Hz. Peygamber onların da peygamberiydi. Bu konuda rivayetler vardır. 7. maddede belirttiğimiz gibi Ehl-i Beyt imamlarının huzuruna gelir ve meselelerini sorarlardı.

Kendi aralarında Musadan sonra indirilen şeklinde konuşmalarından Musaya da inandıklarını çıkarabiliriz. Fakat acaba neden İsadan sonra demediler? Yahudi olabilirler mi? Yoksa İncil Tevratın tamamlayıcısı olduğu için mi ondan bahsetmediler? İkinci ihtimal daha doğrudur.

10. Daha önce işaret ettiğimiz Rahman suresinde cinlere ve insanlara Rabbinizin hangi nimetini yalanlarsınız ifadesiyle 31 kez hitap edilmiş ve her ikisi hakkında da şöyle denilmiştir: Yeryüzünde herşey fânidir. (Rahman 26), Ey iki ağırlık, sizin için de vakit bulacağız. (Rahman 31)

Değerli bilimadamı dostum Muhammed Emin Rezevî Seldûzî, O, iki doğunun da iki batının da Rabbidir (Rahman 17) ayetinde ikili çoğul (tesniye) kullanımından, doğu ve batının insan ve cinler olduğu ihtimalini çıkarmıştır. Tıpkı cennetler, kaynakların ikişer kere sayılmaları gibi. Bütün bunlar dikkat çekicidir.

11. Cinlerin dişi ve erkek olmaları hakkında aşağıdaki ayet dikkat çekicidir:

Yerin bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratan, her türlü noksanlıktan uzaktır. (Yâsîn 36)

Ayet, bitkiler ve insanların dişi ve erkekleri bulunduğunu, bizim bilmediğimiz şeylerin de dişi ve erkeklerinin olduğunu söylemektedir. Daha bilmedikleri nice şeylerden cümlesi cinleri de kapsamaktadır ve denebilir ki, onların da dişi ve erkekleri vardır. Fakat bunun nasıl bir şey olduğunu bilmiyoruz. Ayette geçen çiftler (el-ezvâc) kelimesiyle ne kasdedildiği açıklanmamıştır. Bunun için Zevc maddesine bakılabilir.

Bu ayetten daha açık olan, Biz herşeyi iki çift (zevceyni) yarattık. Umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz. (Zâriyat 49) ayetidir.
Bu ayet, her nesnede dişilik ve erkeklik bulunduğunu apaçık ortaya koymaktadır. Bu durumda herşey (kulli şeyin) kelimesi cinleri de kapsamaktadır.

Cin suresinde, onların ağzından şöyle nakledilir: İnsanlardan bazı adamlar, cinlerden bazı adamlara sığınırlardı. (Cin 6). Ayetteki cinlerden bazı adamlar ifadesi, cinler içinde adamların bulunduğunu açıkça ortaya koymaktadır. [En doğrusunu Allah bilir]

12. Cinlerin bedenlenmesi ve görülmesi konusunda Kurandan bir şey çıkmamaktadır. Belki Süleyman kıssasından cisimleri olduğunu anlayabiliriz. Çünkü orada şöyle denilmektedir: Cinlerden bir ifrit ded ki: Sen daha makamından kalkmadan onu sana getirebilirim. (Neml 39)

Ayetten anlaşılıyor ki cinin ortaya çıkışı cisimle olmuştur. Süleyman için çalıştıklarına ve dalgıçlık yaptıklarına göre cisim sahibi olmalıdırlar ve bu işleri o halleriyle yapıyorlardı.

Meleğin cisimlenmesi ve insan suretine girmesi Kuranda açıkça belirtilmiştir. Mesela Meryeme gelen melek böyledir. Nitekim Meryem onu bir genç zannetti ve kendisine el uzatmaya yelteneceğini sandı: Ona ruhumuzu göndermiştik. Düzgün bir insan olarak göründü. (Meryem 17). Yine, meleklerin İshakı müjdelemek üzere İbrahime ve kavmine azabı haber vermek üzere de Lûta gelmeleri de böyledir.

Kuran açısından cinlerin cisim sahibi ve görünür olabileceklerini anlıyoruz. Rivayetler açısından ise cinlerin göründüğü ve bedenlendikleri kesindir. Kâfîde (c. 1, s. 394) Saad İskâfın onları zâhid ve dindar insanlar olarak gördüğü rivayet edilmektedir. İmam Bâkır şöyle buyurmuştur: Onlar cinlerdir. Yine İbn Cebel, Hintliler suretinde, başkaları da başka şekillerde cinleri gördüklerini aktarmaktadırlar. Bu konuda pekçok rivayet ve nakil vardır.

Ali Ekber Kureyşi – Fikri Takip

[/private]

Reklamlar

10 thoughts on “Cinler bedenlenir mi ?

Add yours

  1. cinlerin bedenlendiği hatta istihbarat için bile günümüz dünyasında kullanldığını duymuştum. konuya ilgili olduğumdan araştırırken beyaz ses ley hatları diye yeni bir yapıta denk geldim. Oradada cinlerin var olduğundan bahsediyor. Okumanızı tavsiye ederim.
    yayınevi : selis kitaplar
    beyaz ses ley hatları

  2. Selamün Aleyküm Ali Aksoy kardeş ben seni öyle yada böyle sevdim Allah razı olsun samimisin. Farklı düşünüyorsun ama bazı rötüş yapılması gereken yerlerin var. Cin İle ilgili
    yazını okudum ama diğerlerinden farkı çok az Kuranda cin kelimesi senin dediğin gibi dumansız ateşten yaratılmadı Topraktan yaratıldı Dumansız Ateşten yaratılan cin değil Can dır. Hicir 27 ve Rahman 15 de. sen orjinal ayetin metnine bak bir defa Bakara otuzuncu Ayetten bakara otuz dördüncü ayete kadar kainatta temel olarak iki varlıktan söz etmektedir. Secde eden ve secde edilen yani melekler ve ademoğlu halife olan akleden ve sorumlu olan varlıktır. İnsan kelimesi nötür bir varlık olarak tanımlanmaktadır. Yani Takva yoluna ve fısk yoluna meyyal bir varlık işte gitmiş olduğuğu yöndeki onun davranışları o insanı isimlendirmektedir. Cin şetan kaafir müslüman mümin muttaki mücahit. şehit gazi şüheda. vs. İnsandan olan peygamber insandan olanlara anlatır derken nasıl olur da beş duyularla algılanamayan varlıklara pegamber vahiy anlatır. eğer öyle olsaydı kuran söyledeikleriyle çelişmez mi idi.? hem Kuran Ben insanları ve cinleri bana ibadet etsin diye yarattım derken onu farklı insandan ayrı bir varlık olarak anlatılırken. bakara doksanaltıncı ayette de yahudileri insanlardan ve şirk koşanlardan daha ihtiraslı bulursun derken neden onlar da insan oldukları halde insanlardan farklı kullanmış düşünmek lazım. Önce Kurandaki Kelimelerin kastettiği manaları kuran içerisinde çözmeden kurandaki ayetler ve konular anlaşılamaz. benim kuranın anlaşılmasına doğru kitap hazırlıyorum kısmet olursa sen orada cin şeytan melek adem iblis kelimeleri üzerinde ısrarla durdum onlara bir göz at. bunlar anlaşılırsa kuran ancak anlaşılır selam ve sevgiler sunarım.

  3. Selam Ali Rıza Borazan,
    Yukarıya asılmış yazıda Ali Aksoy imzası göremedik.
    Henüz hazırlık döneminde olan bir kitaba nasıl bakılacak.
    Madem bunlar anlaşılırsa kuran anlaşılacak,
    Bir özetini buraya asarsan/asarsın herhalde,
    Zekatın olsun.

    Dört kitabın manasın
    Okudunsa anladın
    Doğruluk ve gerçeklik
    Yunus’da böyle diyor.

  4. Selasmün Aleyküm cemil Batur Kardeş Şu anda İnterneti Açıp Ali Rıza Borazan. Kuranın Anlaşılmasına Doğru deyip girerseniz benim yazılarımı orada bulabilirsiniz. zekat Değil İnfak olur.çünkü zekat verilmediği zaman zorla alınan bir vergi türüdür selam ve sevgiler sunarım.

  5. Cin Konusu daha iyice anlaşılmadığı anlaşılmaktadır yenide Anlatmaya çalışalım
    CİN
    Bu güne kadar, bize klasik olarak anlatılan dinde Cin: beş duyularla algılanamayan. Dumansız ateşten yaratılan görülmeyen varlıkların adıdır diye tarif ediyorlardı,
    Şimdi Kur’an daki anlatılan cin neymiş onu incelemeye çalışalım.
    Kur’an’ı okuyup Cin ile ilgili ayetleri tahlil ettiğimizde cinin de Adem şemsiyesi alında olan aklıyla takvasıyla fıskıyla onunda bir insan olduğu onun da Allah’a karşı ibadet ve kullukla sorumlu ve görevli bir varlık olduğu anlaşılacaktır.
    51/56” Ben insanları ve cinleri yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım”
    Daha öncede bahsettiğim gibi Kur’an daki bir ayetin doğru bir şekilde anlaşılabilmesi için Kur’an da onunla ilgili geçen bütün ayetler kafada bir projektör gibi şavkarmalı. Kastettiği manayı konu ve Kur’an bütünlüğüne, o konunun ilmine, akla ve pratik hayata ters düşmeden anlayarak yorumlamak gerekiyor.
    Edebi anlatım sanatı sadece Kur’an da değil bu anlatış insanın yapısında ve özünde var olan ve her milletin dilinde ve edebiyatında bulunan bir gerçektir
    Bizim dilde de Kullanılan deyimlerin ve edebi sanatların bazılarına bir bakalım.
    Açık kapı bırakmak: Eğer gerçek anlamında anlamış olsak kapılardan birin açık kalması anlamında anlaşılır.
    Ama mecazi anlamını düşündüğümüz zaman ; Bir iş yada sorunla ilgili olarak,son sözü söylemeyip.biraz daha elverişli davranışta bulunma olanağı vermek anlamındadır.
    Göz yummak: Gerçek anlamı da anlarsak Gözleri kapamak anlamındadır. Mecazi anlamına baktığımız zaman , ise hoş görmek,bağışlamak ,kusurları görmezlikten gelmek anlamındadır.
    Bu örnekleri istediğimiz kadar çoğaltabiliriz Kur’an daki ayetleri de anlarken kurandaki anlatım sanatını iyi kavramak lâzımdır.
    Yine cin konumuza dönelim, Örnek verdiğimiz ayette ,Cin ve insan ikisi de adem şemsiyesi altında olduğu halde sanki ikisi ademden farklı ayrı ayrı yaratıklar olduğu sanılmıştır.
    Bakınız başka bir ayette hepsi adem şemsiyesi altıda olduğu halde başka başka isimlerle zikredilmiştir.
    2/96”Andolsun onları hayata karşı (diğer) insanlardan ve şirk koşanlardan (bile) daha ihtiraslı bulursun. (onlardan) her biri bin yıl yaşatılsın ister. Oysa bunca yaşaması onu azaptan kurtarmaz. Allah onların yapmakta olduklarını görendir”
    Bakınız Kur’an “ ben insanları ve cinleri” İfadesini kullanırken iki değişik ademden söz etmektedir.” Onları,insanlardan ve şirk koşanlardan” İfadesiyle de üç değişik yaşam biçimine sahip ademden söz etmektedir.
    Ayette geçen onlar ifadesiyle Yahudilerden söz ederken insanlar ifadesiyle de yolu belirlenmemiş adamlardan, şirk koşanlar ifadesiyle de puta tapıcılardan söz etmektedir.
    Soru 1-Neden Allah orada Cin de insanda adem olduğu halde İbadet ve kullukla görevli ayrı ayrı varlıktan bahsetmektedir.
    Bakara suresinin 96. ayeti kerimesinde şirk koşan onlar ve insanlar adem şemsiyesi altında insan olduğu halde sanki insandan ayrı ibadet ve kullukla görevli ayrı ayrı varlık olmadığını bunların hepsi davranış biçimleriyle birbirlerinden farklılaşarak insan oluyorsa “ben insanları ve cinleri bana ibadet etsinler diye yarattım “ ayetinde cin kelimesi neden insandan ayrı bir varlık olarak algılanıyor.
    Öyle ise adem şemsiyesi altında sadece davranışlar da farklı olarak ibadet ve kullukla görevli varlıkların hepsi insanın cinslerindendir .
    İşte cinle ilgili kafaya takılan soruların insanı rahatlatacak ve kalpleri mutmain edecek cevabı alabilmek için ayetleri sıralamaya çalışalım.
    72/1- De ki: “Bana gerçekten şu vahy olundu: Cinlerden bir grup dinleyip de şöyle demişler: -Doğrusu biz, (büyük) hayranlık uyandıran bir Kur’an dinledik”
    72/2- “O (Kur’an), ‘gerçeğe ve doğruya’ yöneltip-iletiyor. Bu yüzden ona iman ettik. Bundan böyle Rabbimiz’e hiç kimseyi ortak koşmayacağız.”
    72/3- Elbette, Rabbimiz’in şanı Yücedir. O, ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk.”
    72/4- “Doğrusu şu: Bizim beyinsizlerimiz, Allah’a karşı ‘bir sürü saçma şeyler’ söylemişler.”
    72/5- “Oysa biz, insanların ve cinlerin Allah’a karşı asla yalan söylemeyeceklerini sanmıştık.”
    72/6- “Bir de şu gerçek var: İnsanlardan bazı adamlar, cinlerden bazı adamlara sığınırlardı. Öyle ki, onların azgınlıklarını arttırırlardı.”
    72/7- “Ve onlar, sizin de sandığınız gibi Allah’ın hiç kimseyi kesin olarak diriltmeyeceğini sanmışlardı.”
    72/8- “Doğrusu biz göğü yokladık; fakat onu güçlü koruyucular ve şihablarla kaplı (doldurulmuş) bulduk.”
    72/9- “Oysa gerçekte biz, dinlemek için onun oturma yerlerinde otururduk. Ama şimdi kim dinleyecek olsa, (hemen) kendisini izleyen bir şihab bulur.”
    72/10- “Doğrusu bilmiyoruz; yeryüzünde olanlara bir kötülük mü istendi, yoksa Rableri kendileri için (doğruya iletici) bir hayır mı diledi?”
    72/11- “Gerçek şu ki, bizden salih olanlar vardır ve bunun dışında (ya da aşağısında) olanlar da. Biz türlü türlü yolların fırkaları olmuşuz.”
    72/12- “Biz şüphesiz, Allah’ı yeryüzünde asla aciz bırakamıyacağımızı, kaçmak suretiyle de O’nu hiçbir şekilde aciz bırakamıyacağımızı anladık.”
    72/13- “Elbette biz, o yol gösterici (Kur’an’ı) işitince, ona iman ettik. Artık kim Rabbine iman ederse, o ne (ecrinin) eksileceğinden korkar ve ne de haksızlığa uğrayacağından.”
    72/14- “Ve elbette bizden Müslüman olanlar da var, zulmedenler de. İşte (Allah’a) teslim olanlar, artık onlar ‘gerçeği ve doğruyu’ araştırıp-bulanlardır.”
    72/15- “Zulmedenler ise, onlar da cehennem için odun olmuşlardır.”
    72/16- “Eğer onlar (insanlar ve cinler), yol üzerinde ‘dosdoğru bir istikamet tuttursalardı’, mutlaka Biz onlara bol miktarda su içirir (tükenmez bir rızık ve nimet verir)dik.”
    Cin suresinde buraya kadar ayetleri nakletmeye çalıştık.
    Biz iddia ediyoruz ki yer yüzünde adem şemsiyesi altında insanlardan başka ibadet ve kullukla sorumlu hiçbir varlık yok.
    Önce şu soruyu sorarak Kur’an’da çelişkisiz olarak yerine oturan bir cin anlayışını ortaya koyalım.
    Cinler adem değilse nasıl olur da ademden olan bir peygamberden Kur’an dinler.
    17/94Kendilerine hidayet geldiği zaman, insanları inanmaktan alıkoyan şey, onların: “Allah, elçi olarak bir beşeri mi gönderdi?” demelerinden başkası değildir.
    17/95- De ki: “Eğer yeryüzünde (insan değil de) tatmin bulmuş yürüyen melekler olsaydı, Biz de onlara gökten elçi olarak elbette melek gönderirdik.”
    Bu ayetlere göre insandan peygamber ancak insanlara peygamber olarak gönderildiğini eğer melek olsaydı meleklerden bir peygamber gönderileceğini vurgularken cinler beş duyu ile algılanamayan varlıklar ise beş duyu ile algılanamayan varlıklardan peygamber gelirdi. Öyleyse adamdan bir peygamberin beş duyu ile algılanamayan varlıklara elçi olarak gelmesi veya vahiy aktarması Kur’an’a ters, ilme ters, akla ters ve pratikte de böyle bir şey olmamıştır.
    Ademlerin dışında bütün varlıklarda akıl ve irade olmadığı halde cinlerin “doğrusu bizim beyinsizlerimiz Allah’a karşı saçma şeyler söylemişle” ifadesiyle aklı olduğu halde aklını kullanmayan cinlerden söz etmektedir. “ rabbimizin şanı yücedir o ne bir eş edinmiştir ne de bir çocuk”.
    Bu sözü söyleyen cinlerdir.Kuran’ın bütünlüğünde bununla ilgili başka ayetlere baktığımız zaman bu sözü söyleyenlerin Yahudi ve Hıristiyan oldukları anlaşılmaktadır.
    9/30:” Yahudiler: “Üzeyir Allah’ın oğludur” dediler; Hıristiyanlar da: “Mesih Allah’ın oğludur” dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar, bundan önceki inkar edenlerin sözlerini taklit ediyorlar. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar?”
    bazı cinlerin Allah çocuk edindi demesiyle Yahudi ve Hıristiyan olanların Allah’ın oğlu demesi arasında ne fark vardır?. “insanlardan bazı adamlar cinlerden bazı adamlara sığınırlardı. Öyle ki onların azgınlıklarını arttırırlardı.
    Kur’an’ın anlatım sanatına bir bakın sığınma olayı, ilah edinme rab edinme anlamında kullanılmıştır. Bu da Allah’ın yarattıklarından herhangi birine olan sevgi ve ihtiramı Allah’a denk veya Allah’ın üzerinde sevgi ve saygıya sebep oluyorsa Kur’an bunu müşriklikle suçluyor bu da şirkle giden kişinin asla bağışlanamayacağını söylüyor.
    4/48:” Gerçekten, Allah, Kendisi’ne şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah’a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur.
    Daha önce de bahsettiğim gibi cini Kur’an yabancı insan anlamında kullanmıştır.insanlardan bazı aklını kullanamayanlar yabancıları gözlerinde öyle büyütmüşler ki her şeyi bilen gayb dan haber veren onları kontrol eden bir anlayışa sahip olduklarından dolayı Allah’tan daha çok korkma ve sığınma ile onlara sığınmışlardır. Eğer Kur’an bir adam yanlış bir yolda giderse onun yanlışını destekleyen bir toplum de oluşursa hem onun yanlışlarını daha çok yanlışa götürerek azgınlaştırır. Samirinin buzağı heykeli yapıp onu destekleyenlerin onu azgınlaştırarak vahiylere karşı duyarlılığının kaybolarak helak olması gibi.
    Bugün İslam topluluklarındaki hastalık ilim ve teknoloji de ileri gitmiş Avrupa ve Amerika’nın halkına bağlanması gibi. Batının kültür ve medeniyetini Allah’ın koymuş olduğu medeniyetin yanında adı bile anılmaya değmezken onların medeniyetini tapınılır hale getirmişlerdir.
    Yerleri ve gökleri yaratan insanlara aklını takvasını, fısk ve fücurunu Allah verdiği halde ihtiram, saygı, ibadet ve kulluk, hamd ona layık iken maalesef kendileri de yaratılıp ölmelerini bile engelleyemeyen cinlere yabancı adamlara ibadet ve kulluğu ön plana çıkarmışlardır.
    İşte Kur’an’ın insanlardan bazı adamların cinlerden(yabancılardan) bazılarına sığınıp onların azgınlıklarını arttırmasının anlamı budur.
    Asıl genelde mütercimlerin ve müfessirlerin yanıldığı nokta ayette geçen (cannı) kelimesini cinni diye tercüme etmelerinden kaynaklanmaktadır.
    15/27:” Ve Cann’ı da daha önce ‘nüfuz eden kavurucu’ ateşten yaratmıştık.”
    Kur’an’ın metninde cannı kelimesi geçtiği halde onu cinni diye tercüme etmeleri onunla ilgili bütün ayetlerin yanlış anlaşılmasına sebep olmuştur. Cin yabancı insan can ise insanı ayakta tutan ruhtur enerjidir.
    Kur’an’ı kerimin hiçbir yerinde cinni dumansız ateşten yarattık diye bir ayet yoktur. Şeytan, cin, can, iblis kelimelerini Kur’an’ın anlatış biçimine göre kavrayamadıkları için kavram kargaşası çıkmaktadır
    Bakınız Kur’an İblisin dışında secde etmişlerdi o cinlerdendi” ifadesiyle insana fısıltı veren,,İnsanı Allah’ın yolundan alıkoymaya çalışan, bir cinden söz ediyor. Ama o adem olan yabancı değil, O insanın asıl yapısına , yaratılışına yerleştirilmiş , takva yolunu bozmak için, var olan bir yabancıdır.bir sestir.
    Dağdan gelip bağdakini kovma “Ata sözüne yakışan bir anlatımdır.
    Buradaki “ iblis cinlerdendi ifadesi Özgür bir iradeye sahip olan insana yanlışları teklif eden fısıldayan sesi eğer insan kabul eder o yaşamı tercih ederse,bu insanın adı şeytan oluyor. Yani asıl Allah’a ibadet ve kullukla görevli insanı kuşatarak hakkı olmayan yeri işgal edip insanı doğru yoldan alıkoyuyor
    Muttaki olanların hayatta yaşarlarken iki amaçları vardır. Birincisi kimseye zulüm yapmamak, başkalarına olan hakları ihlal ederek onları yurtlarından çıkarmamak. İkinci amacı ise hem kendisi hem de kendisinin dışındakilere yapılan haksızlık ve zulümlere rıza göstermemektir.
    İşte iblissin görevi muttaki olan yolu engellemektir. Bu anlattığım meseleler.ailelerin toplumları milletleri devletlerin ve bütün dünyanın öz yapısında olan kanayan bir yaradır.
    Kendi iktidarını iblisin eline teslim etmiş insanlar başkalarının yurtlarını işgal ederek onlara zulüm yapmışlardır. Dünyada zulüm makinesinin başı olan Amerika iyilik vaatleriyle binlerce kilometre uzaklardan gelerek Afganistan’ı ve Irak’ı işgal ederek mazlum halkı öldürerek yerleşmesi gibi,

    Can ve iblis dumansız ateşten yaratılmış enerji olan varlıklardır. Adamdan olan cin ise yabancı insandır. İsa’nın yaratılışı da nasıl ise cin de öyledir.
    6/130” Ey insan ve cin topluluğu içinizden size ayetlerimi aktarıp okuyan,ve size bu karşı karşıya kaldığınız gününüzle sizi uyarıp korkutan elçiler gelmedi mi? Onlar nefislerimize karşı şahadet ederiz derler. Dünya hayatı onları aldattı.kâfir olduklarına dair kendi nefislerine karşı şahadet ettiler,”
    Beş duyularla algılanamayan gözle görülemeyen varlıklar insanlardan olan bir elçi bir peygamber tarafından nasıl uyarılabilir.?
    17/93”Yahut altından bir evin olmalı,veya gökyüzüne yükselmelisin üzerimize bizim okuyabileceğimiz,bir kitap indirinceye kadar, senin yükselişine de inanmayız. De ki:Rabbimi yüceltirim. Ben elçi olan bir beşerden başka mıyım.? “
    17/94 “ Kendilerine hidayet geldiği zaman ,insanları inanmaktan alıkoyan şey.onların : “Allah elçi olarak bir beşerimi gönderdi ? Demelerin den başkası değildir.”
    17/95”Deki: Eğer yeryüzünde (insan değil de) Tatmin bulmuş yürüyen melekler olsaydı ,bizde elçi olarak elbette melek gönderirdik.”
    Ayetlerden de anlaşıldığı gibi akıl eden düşünen ve her yaptığı iyi veya kötü davranışlardan yetkili ve sorumlu bir varlık kendi cinsinden olan bir elçiyle uyarılıp korkutulduğunu söylüyor.
    Cinler beş duyularla algılanamayan varlık 0lsaydı, ayetlere göre Allah peygamber olarak kendi içlerinden beş duyularla algılanamayan peygamberler göndermesi gerekirdi. Öyleyse cinlere peygamber Kur’an anlattığına göre cinlerin insan cinsinden varlıklar olduğu muhakkaktır
    46/29” Hani cinlerden bir kaçını ,Kur’an dinlemek üzere sana yönlendirmiştik.Böylece onun huzuruna geldikleri zaman, kulak verin sonra bitirilince,kendi kavimlerine uyarıcılar olarak döndüler.”
    46730” Dediler ki gerçekten biz Musa’dan sonra indirilen kendinden öncekileri doğrulayan, bir kitap dinledik. Hakka ve doğru olan yola yöneltip iletmektedir.”
    Peygamber (SAV) ve Hıristiyan ve Yahudilerden bir gurup has bel kader geliyorlar. Kur’an’ı dinlediklerinde Kur’an’ın yol gösterici bir kitap olduğunu, kavrayıp kabullenip , kendi kavimlerine uyarıcılar olarak dönüyorlar.
    Eğer cinler beş duyularla algılanamayan varlıklar olmuş olsaydı insan olan bir peygamberden nasıl kur!an dinleyebilirlerdi.
    Yine cinlerle ilgili ayetleri aktarmaya devam edelim.
    34/12” Süleyman içinde, sabah gidişi bir ay akşam dönüşü bir ay olan rüzgâra (boyun eğdirdik)Erimiş Bakır madenlerini ona sel gibi akıttık. Onun eli altında rabbinin izniyle bir kısım cinler vardı,Onlardan kim bizim emrimizden çıkacak olsa.ona çılgın ateşin azabından tattırırdık.”
    34/13” Ona dilediği şekilde Kaleler heykeller,havuz büyüklüğünde çanaklar,ve yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardı. Ey Davut ailesi Şükrederek çalışın. Kullarımdan şükrederek çalışan azdır.
    34/14” Böylece onun ölümüne karar verdiğimiz zaman, ölümünü onlara asasını yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası Haber vermedi. Artık o yere yıkılıp düşünce açıkça ortaya çıktı ki,Şayet cinler, gaybı bilmiş olsaydı,Böylesine aşağılatıcı bir azap içinde kalıp yaşamazlardı.”
    Buraya sebe suresinden aktarmış olduğumuz ayetleri yorumlayacak olursak, Süleyman peygamber babası Davut peygamberden Öylesine güçlü bir devlet mirası teslim almış ki:Çağdaş toplumlara karşı, teknolojik yönden büyük bir üstünlük sağladığı anlaşılıyor. Rüzgârları kullanıp onlardan istifade etmesini başarabiliyor Kendisinin ihtiyacı olan sahalarda yabacı küfür toplumlarından uzman bilgin utsalar çalıştırarak ve bakır madenini kullanmasını keşfederek, muazzam devlet otoritesi kuruyor.
    Doğru olan odur ki, Akıllı olan insan başkalarının aklından istifade edebilen insandır.Süleyman peygamber, hem kendisine bağlı olan Müslüman kesimden yapabileceklerini yapıyor yapamadıklarını ise İhtiyaç duydukları konularda ise yabancı toplumlarda (cinlerden) uzman o konuda ehliyeti bilim adamlarını çalıştırmasını başararak Çağdaş düzeyde müreffeh devlet oluşturuyor.
    Nasıl her şeyin bir başlangıcı bir gelişmesi bir de sonu varsa,Süleyman peygamberinde,sonu yaklaşmış, Artık otorite sarsılıp, Yavaş yavaş imparatorluk çökmeye başlayınca, Bakanlıklar genel müdürlükler laşkalaşmış, hiyerarşi bozulmuş disiplin de ortadan kalkınca, Cinler Süleyman peygamberin kendi üzerlerinde bir gücü olmadığını görünce istemeyerek çalıştırıldıkları ordudan çekip gidiyorlar
    Kur’an sanatsal bir üslûpla anlatarak, İnsanların ,” cinlere ait gaybı bilgiler bildikleri ile ilgili inançlarını yıkarak, Otoriteyi bir asaya , Kurdu da iç ve dış düşmanların istilasıyla, Saltanatın yok oluşunu özetliyor.
    Yoksa Süleyman peygamber hem devletin komutanı, hem de bir insanın ağaçtan yapılmış bir deyneğe dayalı kalarak ölmesi ,ve yıllardan sonra asaya dayalı kalarak. Orada kimseden haberi olmadan kurtlar asayı yiyinceye kadar beklemesi ,eşyanın yapısına uygun değildir.Kurana uygun değildir, salim akıl sahibi de bunu kabul etmez.
    Böylece Kur’an bir mesaj daha vermektedir sizin tapındığınız o cinler yani gözünüzde büyütüp ilahlaştırdığınız yabancı insanlar ,
    Süleyman’ın tahtı çökmeden tahtın yıkılacağını fark edemediler.
    Eğer bunu daha önce fark etselerdi istemeyerek çalışmazlar çeker giderlerdi.
    Herhalde Kuran’dan cinlerle ilgili yeteri kadar örnekler verdik sanırım. Aklını kullanıp , olayları inceleyen insanlar, üfürükçülerin ve cincilerin azizciğine uğrayarak kendilerini bu yaptıkları hilelerin pençesine kaptırmazlar.

  6. Hirlerin neden yahudileri Katlettiğini o konuda uzman olanlara sor ama Yahudilik bir ırk değil bir yaşam biçimi bir dindir. Hemde Allah adıa allahdan sandıları bir dindir. Allah nsan olan herkese eşit mesafededir. Allah kötü olanları yaapmayı yasaklamış iyi olnları yapmayıda teşvik etmiştir Allah insanların düşmanı değil kötü davranışta bulunan kötülüklerin düşmanıdır. Kim iyilikleri ön plana çıkarıp onu yaygınlaştırırsa Allah o insanları sever onların hitlerden yahudi içinden türklerden kürtlerden olması önemli değil onların güzel davranışları önemlidir. selam ve sevgiler written by vedat kardeşim.

  7. İNSAN KİMDİR?

    Ahmet Çuhadaroğlu

    05 Kasım, 01:30 Şikayet Et

    Selamün aleykum Ali Rıza hocam. Ruh ve can’la ilgili makaleyi gönderdiğin için Allah razı olsun teşekkür ettim. Kuran bakış açısıyla ruh ve can’ın ne olduğunu kavrayabildim yardımınızla. Fakat kafama takılan bir şey var. Bizim özümüz olan yani düşünen gören hesap yapan üzülen sevinen, beden öldüğünde, can çıktığında yaşamaya devam edecek olan, hesap günü hesaba çekilecek olan ne? Yani ben neyim?

    Makalenizden anladığım kadarıyla ruh değilim: ruh Allah katından bedenime ve evrene verilmiş olan bilgi vahiy. Can da değilim o da bedenin yaşamsal faaliyetler göstermesi büyüyüp beslenmesi ölene kadar bedenin hayat almasını sağlayan insan ve hayvanları kapsayan bir enerji. Beden desek beden bizim özümüz hiç olamaz bir et parçası ve can çıkınca hiçbir vasfı kalmıyor. Bizim aslımız ne beden ne ruh ne de can. E o zaman biz hangisiyiz ölümle ölmeyecek olan düşünen beyni vücudu yöneten gülen ağlayan nedir? Bu konuda fikirlerinizi merak ediyorum.

    Geçenlerde kuantum fiziği konusunda bir belgesel izlemiştim ve alan wolf( en ünlü kuantum profesörüdür dr kuantum lakaplı) şunu demişti: İnsan beynini didik didik ettik her noktasını inceledik ama o beynin hiçbir yerinde düşünen gören hisseden bir şey bulamadık ve anladık ki aslında görende duyanda hisseden de düşünen de ve hatta beyni yönetende bir gözlemci varlık yani biz yani özümüz var. Ve bu gözlemci varlık bedenin ölümüyle birlikte hayatına devam edecek türden bir varlık demişti. İşte Ali Rıza hocam benim sorumda bu gözlemciye yani bedeni yöneten gerçek bize dinde verilen ad nedir dinde nasıl bir konum vardır? Ben işin içinden çıkamadım.

    MAKALEMDE CAN RUH VE RUHUL KUDÜS KAVRAMLARININ NE ANLAMA GELDİĞİ KONUSU KAVRANA BİLİRSE HAYATA VE KURANIN KELİMELERE YÜKLEDİĞİ Anlam çözülecektir kanaatindeyim.

    Ahmet kardeşim şu soruyu soruyor. Aslında sormak isteyip de soramayan veya sorması hakkında gerekli donanıma sahip olmayan kişilerin de tercümanı olmaktadır.

    “Bizim özümüz olan yani düşünen gören hesap yapan üzülen sevinen, beden öldüğünde, can çıktığında yaşamaya devam edecek olan, hesap günü hesaba çekilecek olan ne? Yani ben neyim?”

    Bize gayp olan bizim bilmekte güçlük çektiğimiz veya o konuda gerekli düşünme kabiliyetimiz olmayan konularda mutlaka bir zikir ehline danışmamız gerekiyor.

    Zikir; Bilgidir. Zikir ehli ise bilgiyi bilen ve bilgiye ulaşan demektir. En Büyük zikir ehli yerleri ve gökleri yaratan Allah’tır. Çünkü Bizi de evreni de programlayan kalplerden geçenleri bile bilen odur. İşte İnanmayanlar ne derlerse desinler. Kuran, zikir, Allah’ın Peygamberler aracılığı ile gönderdiği yaşam projesinin adıdır. Doğru okunduğunda ve doğru anlaşıldığında Bilginin anahtarıdır. Kuran İki Bilgiyi bize gayp haberi olarak vermektedir. Birinci bilgi İnsanların ilk yaratılışındaki bilgi, İkinci bilgi ise insanların ahret hayatı ile ilgili yeniden yaratılış la ilgili bilgidir.

    Şu An Allah; Yaşadığımız hayatla ilgili bilgilerden şifrelerle bilgiler sunarak bizim hayatta nasıl bir yol tutturacağımızı anlatmaktadır. Aynen trafik işaretlerinin yönlendirdiği gibi, Yolda düzgün yürüyebilmek için yol kenarlarına bariyerler koyarak tehlikeli yerlerde işaretler koyarak, bir arabanın öndeki arabayı geçip geçmeyeceğini bildiren yol çizgisi koyarak hedefe ulaşmak için yolu kaybetmeden bize bir takım işaretler vermektedir.

    Şimdi Kurandan bu konularla ilgili bilgiler toplamaya çalışalım. Belki Bu konuyla ilgili somut bilgilere ulaşmak için uzun bir anlatım olacak ama bu anlatımlar olmasa da bu günkü insanlığın konuya yabancı olması nedeniyle bilmediği bazı bilgi ve kavramların bilinmesi gerekmektedir.

    56/57- Sizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz?

    56/58- Şimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü?

    56/59- Onu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa Yaratıcı Biz miyiz?

    56/60- Sizin aranızda ölümü takdir eden Biziz ve Bizim önümüze geçilmiş değildir;

    56/61- (Yerinize) Benzerlerinizi getirip-değiştirme ve sizi şimdi bilemeyeceğiniz bir şekilde-inşa etme konusunda.

    56/62- Andolsun, ilk inşa (yaratma)yı bildiniz; ama öğüt alıp-düşünmeniz gerekmez mi?

    Ayetler insanları yaratılış konusunda düşünmeye davet ediyor. İnsanların peygamberlerden olağan üstü acizliğe düşüren haller beklerken malesef kendi yaratılışları konusundaki mucizevî yaratılışın farkında değildirler. Bir damla meninin kadın rahminde şekillenen bir süreç içerisinde gelişerek bir düşünen hayatta tek başına yetki ve sorumluluk sahibi kendi kararlarını kedisi verebilen verdiği kararların sonucunu müspet veya menfi de olsa kendisi katlanabilen bir insan olmaktadır.

    Hem o meninin yaratılışı hem de o meni ile ana rahminde şekillenme olayını Allahtan başka kim gerçekleştirebilir ki? Kuran Bu açıklamalardan sonra Ahret âlemindeki bir yaratılıştan söz etmektedir. Ölen bir kişinin ne olacağı konusunda insanlık tarihinin başlangıcından bu tarafa bir taraftan ahret âleminde yeniden dirilişin olduğuna inanan insanlar olduğu gibi inanmayan insanlar da olmaktadır.

    İnsanların görmediği tahlil edemediği bilemediği konularda sekülerist deist ve ateist düşünceler sadece akılı rehber edindiklerinden dolayı bu olayı kavrayabilmeleri elbette mümkün olmaz. Ahret âlemi konusunda kuran insanların ilk yaratılışı konusunda bilgiler vererek bunu ilk insanların başlangıcından en son insanlara kadar, bir damla meni ile ana rahminde oluşan insanı görüp durmaktadırlar.

    Yerlerin ve göklerin yaratıcısı olan Allah insanları düşünmeye ve aklını kullanmaya davet ederek yaratılış konusundaki inceliklere dikkat çekerek yeni bir yaratılışın oluşu ve olacağı konusunda olgunlaştırarak bilgi vermektedir.

    56/61- (Yerinize) Benzerlerinizi getirip-değiştirme ve sizi şimdi bilemeyeceğiniz bir şekilde-inşa etme konusunda.

    İnsanların yaratılış biçimini her insanın anlayabileceği bir şekilde var oluş içerisinde geçen süreci anlatırken bunu yapabilen ilahi bir gücün olduğunu anlatırken bu insanların öldükten sonra tekrar yeniden bir yaratılışla insanların benzerini bir araya getirebileceğine de gücü yetebileceğini ifade ediyor. Düşünen bir insan için bu söylenenler gayet mantıklı bir söylem değil mi?

    Bir mucit herhangi bir konuda bir şey icat ettiği zaman onu ikinci bir sefer aynısını yapması daha kolay ise insanları ilk olarak yaratan Allah ikinci bir sefer yaratmada hâşâ teşbih yerinde ise sıkıntı çekmez herhalde.

    Kuran İnsanların daha yaratılmadan önce Uzun bir süreç geçtiğinden söz eder.

    76/ 1- Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti.

    İnsan inceleyen, soran sorgulayan araştıran bilgi sahibi olanlar için, Kâinatta yaratılmış olan diğer varlıklara karşı mükemmel bir farklılığın olduğu bir gerçektir. Onun adı yeryüzünde Allah adına iş gören anlamında halifedir. Allah kâinattaki bütün varlıkları ona secde ettirerek, onun emrine vererek dünya hayatında denemektedir.

    İnsanoğlu yaratılmadan önce insanların dışında yaratılmış olan bütün varlıklar yaratılarak insanların dünya hayatında yaşamasına zemin hazırlanmıştır. Yaratılan her bir varlık; ilahi bir gücün tasarımı ile her örnekten bir örnekten verilerek hiç bir eksik bırakılmadan insanın emrine amade kılınmıştır. İnsanın dışındaki bütün varlıklara Kuran genellenme olarak melek tabirini kullanmıştır.

    2/30- Hani Rabbin meleklere: “Muhakkak Ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim” demişti. Onlar da: “Biz Seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?” dediler. (Allah:) “Şüphesiz sizin bilmediğinizi Ben bilirim” dedi.

    Burada Var olan varlıkların tanımını iki ana çatı altında toplamaktadır. Birisi halife olan insan, diğeri ise halife olan insan emrine amade kılınan meleklerdir.

    “Onlar da: “Biz Seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken,” bu tam bir teslimiyeti ifade ederken başka bir ayetle tanımını daha da belirginleştirmektedir.

    2/ 32- Dediler ki: “Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz

    Yok. Gerçekten Sen, her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın.”

    Meleklerde Akıl ve irade yoktur. Programlanmış bir bilgi ile hem insan yöneldiği zaman insanın emrine amade (âdeme) secde eden, Hem de insana secde et dediğinde insana secde etmesiyle Allah’a secde eden bir varlıktır. O zaman konunun daha iyi anlaşılması açısından melekler ile ilgili birkaç somut örnekler verelim.

    Bu tanıma göre Ağaç bir melektir desek, olmaz mı? Bitkilerden hangi bir varlığı incelesen hepsinde Harika yüklü bir bilgi donanımı var. Botanik ilminin ortaya koyduğu verileri incelediğimiz zaman, Akıllı olan insanların toplanıp da yapamayacağı muazzam bir programla işlevini yapmaktadırlar. Bitkilere Akıllı desen herkes güler. Ama akıllı olan insanların yapamayacağı işleri kusur etmeden nasıl yapıyorlar?

    Hayvanlar âleminden Herhangi birini incelediğimiz zaman onlar da akıllı olmadıkları halde insanın tüylerini ürperten mucizeler gerçekleştirdiği görülmektedir O konunun uzmanlarına sorun bunları nasıl yapabiliyorlar? Ve insanlar arıları eğitip kendilerine şifa iksiri bal yapıyorlar.

    Allah gözükmüyor. Somut hali yok, dağlara bitkilere, hayvanlara ve insanlara vahiy bilgiler gelmektedir. Bu bilgiler nasıl? Nerden geliyor?
    İnsan kendisini düşündüğü zaman basit bir damla sudan meydana gelmesi ve o bir damla suyun içerisinde varlıklara hükmedebilecek kadar donanıma sahip olması herhalde tesadüf deyip geçiştirilecek bir anlayışla izah edilemez. Bakınız kuran insan hakkında neler söylüyor?

    38/75- (Allah) Dedi ki: “Ey İblis, iki elimle yarattığıma seni secde etmekten alıkoyan neydi? Büyüklendin mi, yoksa yüksekte olanlardan mı oldun?”

    Yeryüzünde Allah adına iş gören her türlü manevra kabiliyetine sahip düşünen Akleden soran sorgulayan kâinatta yaratılmış olan bütün varlıklarla diyalog kurarak onlardan istifade etmesini bilen, okuyan yazan çizen resmeden gülen ağlayan üzülen sevinen şükreden nankör olan ölen öldüren veren vereni engelleyen savaşan barışan oturup kalkan bir varlıktır. Bu insan nasıl bir varlıktır ki bu kadar değişik boyutlarda manevra yapma kabiliyeti sergileyebiliyor?

    İnsan: Akıl, takva, fıskfücurla diğer varlıklardan ayrılarak hem kötülüğe hem de iyiliğe meyilli bir donanıma sahip nötr bir varlıktır.

    İnsanların dışında yaratılmış olan bütün varlıklarda bu haslet yoktur. Bu yaratılış biçimi insan olanlara avantaj sağladığı gibi dezavantaj da sağlamaktadır. Yerleri ve gökleri yaratan ve insanı iki eliyle özenip bezenerek yaratan ve ona değer veren ve verdiği değerin karşılığında ona bir sorumluluk yükleyen Allah Şu ayetle Görev ve sorumluluğunun fotoğrafını çizmektedir.

    51/56- Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım.

    Bizi yaratan, bize kulaklar gözler veren, hisseden kalp, düşünen beyin veren, ve bizi dünya hayatında denemeye tabi tutan ve sadece ve sadece Onun buyruğu altında hayatımızı planlamayı isteyen bir rabbin kullarıyız. İşte Bu verilen nimetler karşısında Allah bize bir sorumluluk yükleyerek Bizi imtihan etmektedir.

    10/ 3- Şüphesiz sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden, işleri evirip-çeviren Allah’tır. Onun izni olmadıktan sonra, hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur, öyleyse O’na kulluk edin. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?

    Sadece İnsana özgü bir tanımla insanlarla diğer varlıklar arasındaki farkı ayırt ederek insanı halife makamına yükselterek, yeryüzünde yetkili ve sorumlu bir varlık kılmaktadır. İnsanlar dışında yaratılan varlıklar için de melek tanımını kullanmıştır. Allahın onlara verdikleri bilgi kotlaması ile onlar kendi görev alanlarında yaşamlarını çerçeveleyerek, insana secde etme anlamında insanların yönelmeleriyle onlar kendilerinde olan bilgileri cömertçe sunmaktadırlar.

    Her bir varlık için verilen bir kotlama bilgilerle kendilerine verilmiş olan görevde kusur işlemeden isyan etmeden itaatkâr bir varlık olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsanlarla diğer varlıkların görev ve sorumluluk farklılığını kuran şu ayetle belirginleştirmektedir.

    33/ 72- Gerçek şu ki, Biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir.

    Kuran Bir emanetten söz ediyor. Nedir o emanet? Evrene Halife olarak gönderilen insanı diğer varlıklardan onu üstün kılan ve dünya hayatında aklın takvanın ve fıs kın verilişiyle seçenekler içerisinde kendi kararını kendisine vererek, İbadet ve kulluk bilinci içinde yaratıldığı halde, Doğayı katletmemelerini yeryüzünde adaletli davranmalarını haksızlık yapmamalarını ekini ve nesli yok ederek yeryüzünde bozgunculuk çıkarmamalarını insanlardan istediği halde, insanlar bu emanete sahip çıkmaya maharetli olduğu halde emanete hıyanet etmişlerdir.4/119

    İnsanların dışında olan bütün varlıklar kendilerine verilmiş bilgi çerçevesi içerisinde Sadece ve sadece Kendi görevleri içerisinde hem insana hem de Allaha secde etmektedirler. Fakat İnsan halife anlamında her bilgi verilmiş küfran ve şükranlık onun kendi özgür iradesi alanı içerisindedir.

    76/ 3- Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör.

    Dünya hayatında insanlar sövse de dövse de birisine iyilik veya kötülük yapsa da Allah onlara dünya hayatında insanların müdahalesi hariç özel bir müdahalede bulunmuyor. 22/40 İşte Halife anlamının bir anlamı da budur. Denemeye tabi tutulan yaptığı her davranış konusunda sorumlu olan ve fotoğraflanan adım adım insanın hiç bir yaptığı Allaha gizli kalmayan meleklerin kotlanmış bilgileriyle gözlem altındadırlar.

    İnsan; Dünya hayatında bir işi düzgün yapmadığı zaman ondan verim alamıyorsa, insanlara zulüm ve haksızlık yaptığı zaman onların haksızlığını diğer insanlar gideriyor veya müdahale yapıyorlarsa veya dünya hayatında bağımlılık yapan her şeyin insanların yapmasıyla başlarına felaketler zarar görme oluyorsa İnsan bir halifedir.

    Allah dünya hayatında insan gidişatına bütün donanımımı vererek müdahalede bulunmuyor. Suç işleyenlerin cezasını ahret âlemine erteliyor. 35/45 İnsan her türlü ahlaki bozuklukları yaptığı halde başına özel bir felaket gelmiyor. Ne kadar insan güzelliklerde bulunsa peygamberler de dâhil ona ödül verilmiyor. Ödül vermeyi insanlara Allah diğer insanların duyarlı olanlarına bırakıyor.

    22/ 40- Onlar, yalnızca; “Rabbimiz Allah’tır” demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar. Eğer Allah’ın, insanların kimini kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah’ın isminin çokça anıldığı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah Kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, Aziz olandır

    Allah suç işleyen ve verilen Görev dışında hayat sürenlerin asıl cezasını Dünyada değil ahret âleminde verecektir.

    1/ 3- Din gününün malikidir.

    Allah insanların dünya hayatında diğer insanlara karşı kurdukları tuzakları görmekte ve bilmektedir. Hatta kalplerden geçen niyetleri de bilmektedir.

    2/284- Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi onunla sorguya çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır. Allah, her şeye güç yetirendir.

    Kuranın bu konular ile verdiği bilgilerden sonra şimdi Ahmet kardeşimin sorduğu soruyu tekrar ederek yeniden düşünmeye çalışalım.

    Selamun aleykum ali rıza hocam. Ruh ve can’la ilgili makaleyi gönderdiğin için Allah razı olsun teşekkür ettim. Kuran bakış açısıyla ruh ve can’ın ne olduğunu kavrayabildim yardımınızla. Fakat kafama takılan bişey var. Bizim özümüz olan yani düşünen gören hesap yapan üzülen sevinen, beden öldüğünde, can çıktığında yaşamaya devam edecek olan, hesap günü hesaba çekilecek olan ne? yani ben neyim?

    İNSANI İNSAN YAPAN FARKLILIKLAR

    Önce İnsanın yapısını ele alarak sorulan sorunun cevabını vermeye çalışalım.

    İnsanı diğer varlıklardan farklı kılan üç haslet.

    A)-NEFİS İBLİS FISKFÜCUR

    B)-TAKVA

    C)-AKIL

    NEFİS İBLİS FISKFÜCUR: İnsanı Meleklerden ayıran özelliklerin en önemli maddesini teşkil eden ve insana kötülüğü teklif sunandır.

    2/34- Ve meleklere: “Adem’e secde edin” dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kafirlerden oldu.

    2/35- Ve dedik ki: “Ey Adem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.”

    İblis Melekler taifesinden olup fakat meleklerden secde etme konumundan ayrılarak insana Allaha karşı kulluk görevinden uzaklaştırmak için insanlara kötülüğü teklif sunma görevinde olan bir melektir. İnsandaki Kuranın tanımladığı bir adı nefis bir adı fıskfücur bir adı iblis olan bu olguyu bir de akılı çıkarıp kaldırırsak İnsan diğer varlıklardan bir farkı kalmaz.

    İnsanların asıl denenmesine vesile olan ama insanın bu tekliflerini kabul etmeme ve etme konusundaki seçeneğinin kendisine verilmesi onu imtihan alanına sokmaktadır. İnsanın dışında evrende hiçbir varlıkta böyle bir olgu yoktur.

    7/ 19- Ve ey Âdem, sen ve eşin cennete yerleş. İkiniz dilediğiniz yerden yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz.

    7/20- Şeytan, kendilerinden ‘örtülüp gizlenen çirkin yerlerini’ açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi ve dedi ki: “Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir.”

    Kuranda geçen kelimeler kuranın kastettiği bir şekilde anlaşıldığı zaman konular ve ayetler anlaşılmaya başlıyor.

    Klasik olarak tefsirlerde anlatılan iblis ve şeytan tanımları genelde mitolojilerde anlatılan ve ehli kitap toplumlarının algıladığı ve anlattıklarının bir devamıdır.

    Bütün insanların hilkatinde var olan olguyu Âdem ve eşi kavramıyla tipleyerek Kuran bize anlatmaktadır. İnsanlardaki nefsin insana kötülük vermeyi fısıldaması ve Allahın insanlara yüklediği sorumluluğu unutturarak koyduğu ilkeler olarak belirginleştirdiği helal ve yasak olanların bayraklaştığı anlamı şu ifade ile özetlemektedir.”

    7/ 19- Ve ey Âdem, sen ve eşin cennete yerleş. İkiniz dilediğiniz yerden yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz.

    Allah evrende Hem insanların yiyerek ve yaşayarak temiz olanları ve helal olanları yaratmış hem de pis ve murdar olanları da yaratmıştır. Ama insanlara haram olanlar zarar temiz olanları da faydalı ve helal olarak bildirmiştir. İşte Allahın âdeme yasak ağaçtan bahsederek kısacık bir tanımla bütün insanlara zarar olan şeylerin yasaklandığı şeylerdir. Yoksa buğday ağacı elma ağacı değildir.

    7/20- Şeytan, kendilerinden ‘örtülüp gizlenen çirkin yerlerini’ açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi ve dedi ki: “Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir.”

    Kuran intak sanatı ile varlıkları konuşturarak bize bilgiler vermektedir. Yasaklanan ağaç haramlar ilkesidir. Haramlar çekici ve süslü kılınmıştır. Bu sebeple haram olan bir şeye insan iblisin şeytanın vesvesesiyle o haram olanlara karşı iştahı kabartılmaktadır. Eğer İnsanda bu yasaklara karşı eğilimi olmamış olsaydı, Verilen göreve secde eden melekler gibi olurlardı. İşte insanları meleklerden ayıran olgu budur.” sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir.”

    3/14- Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara ‘süslü ve çekici’ kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah Katında olandır.

    İnsanların iki seçenekten biri olan kadınlara altına mala makama rahatlığa düşkünlükleri ayette özetlenerek Her şeyin Allahın koyduğu kurallar içerisinde İnsanın yaşaması önerilmektedir.

    İnsanın ebedi yaşamasını engelleyen cennetten çıkarılmasının asıl nüvesini oluşturan dağların kabullenmediği emaneti üzerine alan ve böylece zalimleşen zalimleşmesi iblisin güdümüne girmesi nedeniyle hem dünya hayatında hem de ahi ret hayatında başına birçok belaları getiren kaynaktır. Sivrisineğin üretildiği bataklıktır.

    İşte Nefis İblis fısk olgusu İnsanda varsa ki vardır. İblisin insan üzerinde kendi vesvese doğrultusunda insanın eylemleri görülecektir. Bir testide dışarı ne sızarsa testinin içerisinde o var olgusu bizde oluşuyorsa. İnsanın özünde var olanlar insanın dış hayatını şekillendirirler. Ruh kavramını irdelerken Allahın insanı yaratıp ona ruhundan üflediğinde o insanda hem zulmeden öldüren vuran kıran dünyayı bozan bir konum ortaya çıkabildiği gibi, hem de insanı dünyayı mamur hale sokan insanlara yardım eden zulme karşı canı malı pahasına da olsa mücadele veren bir insan konumuna da sokabilmektedir.

    9/111- Hiç şüphesiz Allah, mü’minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu,) Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da O’nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah’tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alış-verişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte ‘büyük kurtuluş ve mutluluk’ budur.

    15/26- Andolsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.

    15/27- Ve Cann’ı da daha önce ‘nüfuz eden kavurucu’ ateşten yaratmıştık.

    15/28- Hani Rabbin meleklere demişti: “Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım.”

    15/29- “Ona bir biçim verdiğimde ve ona Ruhum’dan üfürdüğümde hemen ona secde ederek (yere) kapanın.”

    İnsanın yaratılışı hakkında Kuran bilgi verirken şekillenmiş Bir cansız “ceset,” Onu Ayakta tutan diri tutan canlı tutan “can” bir de üflenen “Ruh” ile insanda kimlik yönünde şekillenen bir insan portresi karşımıza çıkmaktadır. İnsana üflenen ruh insanı şeytan konumunda da şekillendirebilmekte insanı peygamber konumunda da şekillendirebilmektedir.

    İşte insanın ana parçalarının bir tanesini oluşturan iblis, nefis fıskfücur olgusu insanın denenmesinin ana malzemesini oluşturmaktadır. Hiç içki kumar fuhuş olmayan bir toplumda doğan bir çocuğun o toplum içerisinde olmayan içkiyi içmesi olmayan kumarı ve diğer pislikleri yapması düşünülemez herhalde.

    Ortada kötü olanlar da var iyi olanlar da vardır. İnsanda kötüyü seçme manevrası da var iyiyi seçme manevrası da vardır. ama insanın ana malzemesi İyilik takva Muhkem olanlardır. İblisin insanı fücura götürme şansı takvaya karşı daha zayıftır. Asıl insan Allah’ı rab olarak kabul etmek için yaratıldığı halde Allahın rabliğin iğini insandan alma çabasında olduğu için iblis insanda yabancı bir konumdadır. Bu sebeple iblis cinlerdendi ifadesi kullanmaktadır.

    18/50- Hani meleklere: “Âdem’e secde edin” demiştik; İblis’in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi, böylelikle Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. Bu durumda Beni bırakıp onu ve onun soyunu veliler mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. (Bu,) Zalimler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir.

    Olay insanın diğer parçaları gün yüzüne çıktıkça daha iyi kavranacağı kanaatindeyim.

    TAKVA: İnsanın her yaptığı yanlış davranışında uyaran bir sesin adıdır.

    İşte deist realist sekülerist materyalist toplumların ana malzemeleri budur. İnsan yaratılış olarak neyin kötü neyin iyi olduğunu bilir. İşte evrensel olan da budur.

    Bir kişinin başkalarının malını çalmanın kötü olduğunu, Kendisi ile toplumun koyduğu değer yargıların dışında gizlice kendisine ait olmayan kadınların ve erkelerin ilişki kurmalarının yanlış olduğunu, her insan bilir. Ama Bunların kaçırdıkları bir nokta var. Genelleme olarak bilinen bazı şeylerin ayrıntılara girildikçe sadece aklın yol göstericiliği altında yürümek isteyenler çıkmazların içerisinde boğulmaktadırlar.

    Evrende Bulunan Her bir varlık gizemler içerisinde yüzmektedirler. Onun iç yünü o konuda uzmanlaşanlar kendi dalları ile ilgili konularda verilerini sunarlar. Uzmanlık alanı içerisine girmeyen konularda bilgi sahibi değillerdir.

    Tıp ilminde İnsan incelenirken Ana dal olarak bile Bilebildiğim kadarı ile Birçok Bölümlere ayrılmaktadır. Kalp ve damar, Kulak burun boğaz, Göz, beyin, Psikolog, pisikiyatrist, Vs. Ama Her dal Bir insanı incelemek için vardır.

    İnsanda meydana gelen bir rahatsızlık başlı başına bağımsız değildir. Her bir insan organı mutlaka diğer organlarla bağlantısı vardır. İnsan bütün olarak incelendiği zaman insandaki bir hastalık teşhis edilip karara varılabiliyorsa insandaki ana parçalar (Nefis iblis, Takva Akıl) da bir bütün olarak incelenip birbirlerine negatif ve pozitif etki etmesi incelenmesi gerekir.

    Her insan gerek kendi içerisindeki gerekse Kendisi dışından gerek evrenden gerekse diğer insanlardan gelen uyarıcılarla uyarılmakta olduklarının bilincindedirler. Ama bazıları uyarılanlara karşı duyarsız kayıtsız kalmakta bazıları da bu uyarılara karşı duyarlılığını göstererek kendisine çeki düzen vermektedirler.

    Yapılan bir yanlışın uyarıcılar tarafından uyarıldığı halde uyarılara dikkate almayan insanlar mutlaka bedelini dünyada da ahrette de ödemektedirler. Kırmızı ışıkta geçme uyarısına kulak asmayanların başlarına gelen felaketler gibidir.

    İnsan Hem kendisi içerisinde Başlı başına bir iktidar olduğu gibi hem de sosyal bir toplum olarak sosyolojinin ilgi alanını oluşturmaktadır. Bir taraftan insanın fiziki yapısıyla ilgilenen tıp kendi içerisinde bir bütünlük oluşturup insanda ki fiziki bozulmanın sebeplerini diğer bölümlerin uzmanlarının bir araya gelerek istişare ettiklerinde sorunların atından kalkarak problemleri çözmektedirler.

    Bir taraftan da Fiziki rahatsızlığın dışında davranışlarında meydana gelen rahatsızlıkların sebeplerini inceleyen bir de psikoloji uzmanlık alanı vardır. Tıp psikoloji nasıl bir insandaki hem fiziki hem de ruhi bozuklukların nedenlerini Sebenlerini inceleme ve tahlil ederek el birliği içerisinde gün yüzüne çıkarıp insanı rahatlatmaktadırlar. Bunlar da yetmedi Bir de sosyoloji bilimi ortaya çıkmaktadır. Sosyoloji de toplum davranış biçimlerini inceler.

    Tıp, pisikoloji ve sosyoloji hepsi insanla ilgili bilimlerin adıdır. İnsanlardaki bir fiziki rahatsızlık nasıl insandaki bütün organlardan bağımsız düşünülemiyorsa, insandaki bir psikolojik rahatsızlık da insandan bağımsız değildir. İnsanın bir tanesinin yanlış davranışları diğer insanlardan da bağımsız olamaz işte İnsan sorunlarıyla uğraşan bu ilimler Bir bütün olarak ele alınmalıdır.

    AKIL: Nefis ve takvadan Hangisi insanı kuşatarak insan üzerinde kişilik ve kimliğini oluşturduğunda insanın manevra yönü ne tarafa çevrilmişse gittiği yolda hizmet eden emrine amade olan bir melektir.

    Akıl Kullanıldığı zaman bir anlam kazanır Akıl kullanılmazsa Haymvanlardan hiçbir farkı kalmaz. İşte Allah böylece insanla hayvan arasını ayırırken aklını kullanmayan insanları hayvanlara benzeterek aklın insan üzerindeki etkisini anlatmaktadır.

    25/43- Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?

    25/44- Yoksa sen, onların çoğunu (söz) işitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler; hayır, onlar yol bakımından daha şaşkın (ve aşağı) dırlar.

    Bu güne kadar insanlarla hayvanları birbirinden ayıran temel özelliğin sadece akıl olduğu biliniyordu. Evet, akıl insanları hayvanlardan ayıran temel özellik olmakla birlikte insanın asıl nüvesini oluşturan takva ve fıskın insanın oluşumunda diğer varlıklardan ayıran insanını insan yapan olgu unutulmaktadır.

    İnsan: Her iki yöne eğilimli olan nötr bir varlıktır. İnsandan peygamber olabildiği gibi insandan şeytan cin de olabilmektedir. İşte İnsanın asıl yaratılış gayesini keşfederek yaratılırken vermiş olduğu sözün üzerinde insana Hizmet ettiği zaman insan aklını kullanmaktadır. Muttaki İfadesi aklını takvanın hizmetinde kullanması demektir.

    2/2- Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici olan bir Kitap’tır.

    İnsanın ilk yaratılışı meleklerle aynı konumdadır. Onlar saf masum bir halde fıtratlarında kotlanmış bilgilerle yerlerin ve göklerin Allah’ı tespih ettiği gibi onlarda Allah’ı rab olarak onu tespih etmektedirler.

    7/172- Hani Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” (demişti de) Onlar: “Evet (Rabbimiz’sin), şahid olduk” demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: “Biz bundan habersizdik” dememeniz içindir.

    İşte Burada İnsanın yaratılırken insanın halini lisanı haliyle kuran tanımlarken akıl baliğ çağına erdikten sonra yaptığı her doğru ve yanlış davranışın hem ilkelerini bulacak maharette hem de yaptığı davranışlar karşısında yapılan her yanlış davranışta uyarılmaktadırlar. Her insan eğer takva yolunda yürümek isterse Ona rabbinin emrinden olan bilgi ile bir ses onu uyarır.

    16/2- Kullarından dilediklerine, melekleri emrinden olan ruh ile indirir: Benden başka İlah yoktur, şu halde Benden korkup-sakının, diye uyarın.”

    Allahtan başka ilah olmadığını Ancak o yaratılırken yaratılış biçiminin ana malzemesini oluşturan fıtratın sesine kulak veren insanlar ilahi mesajı anlamak ondaki derin kavrayışı anlamak için yürüdüklerinde Allah onlara yol göstermektedir

    39/23- Allah, müteşabih (benzeşmeli), ikişerli bir Kitap olarak sözün en güzelini indirdi. Rablerine karşı içleri titreyerek-korkanların Ondan derileri ürperir. Sonra onların derileri ve kalpleri Allah’ın zikrine (karşı) yumuşar-yatışır. İşte bu, Allah’ın yol göstermesidir, onunla dilediğini hidayete erdirir. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için de bir yol gösterici yoktur.

    İşte aklını kullanan ve kendisini iblisten şeytandan diğer insanlardan gelen yanlış teklifleri reddederek çekici olan fakat insanı mucura kaptıran bütün davranışlardan kendisini arındırarak yol alanlar ancak arınmış olan insanlardır. Arınmış olan insanlar dik duruşunu kendisine ister insanlardan isterse cinlerden gelen bozacak tekliflere karşı asla eğilmeyen yaratılıştaki verdiği o rabbim Allah’tır sözleşmesini bozmayan insanlar ancak kurtulmuş insanlardır.

    33/23- Mü’minlerden öyle erkek-adamlar vardır ki- Allah ile yaptıkları ahide sadakat gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi beklemektedir. Onlar hiçbir değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler.

    İşte Allahın övdüğü Allahın hoşnut olduğu insanlar bunlardır dünya hayatı bir denenmedir. O insanlar bu sadakati gösterdiklerinde asla ateşin içerisine atsalar da firavun gibi zalimler onları zindanlarda çürütseler de ashabı kefh gibi mağaralarda o zalimlerden kaçarak her türlü rabbim Allah’tır uğruna dik duruşların sağlama uğruna o kadar işkencelere katlanmaları onları asla pişman etmeyecektir. Yusuf’un atıldığı zindan onlara aydınlık İbrahim’in atıldığı ateş ona serinlik firavunun astığı müminler onlara Allaha kavuşmaktan başka bir ödül olmayacaktır.

    İnsanın genel olarak küçücük de olsa tahlilini yapmaya çalıştık. insan demek ki sadece saçlarıyla sakallarıyla cinsiyetleriyle elleriyle kollarıyla vücut organlarının yüzeysel görünüşü ile sınırlı değil, insan incelendiği zaman halife unvanı ile kâinatın yoğunlaştırılmış bir halidir.

    Bu sebeple Kâinatta yaratılmış olan bütün özellikleri içerisinde barındıran fizikse ruhsal görsel düşünsel bilmesel bütün olguları içerisinde barındıran Allahın iki eliyle özenip bezenerek yarattığı en mükemmel bir varlıktır.

    38/75- (Allah) Dedi ki: “Ey İblis, iki elimle yarattığıma seni secde etmekten alıkoyan neydi? Büyüklendin mi, yoksa yüksekte olanlardan mı oldun?”

    Bu sebeple insan en güzel biçimde yaratılmış bir varlıktır.

    95/4- Doğrusu, Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.

    Bu Kadar açıklamalardan sonra gelelim Ahmet kardeşimin sorduğu sorunun cevabına.

    “Fakat kafama takılan bir şey var. Bizim özümüz olan yani düşünen gören hesap yapan üzülen sevinen, beden öldüğünde, can çıktığında yaşamaya devam edecek olan, hesap günü hesaba çekilecek olan ne? Yani ben neyim?”

    İnsan özelliklerinden süzülüp gelen insanda var olan olguların küpün dışına yansımasıdır. Onu: üzülen sevinen döven öldüren öldürülen şeytanlaşan peygamberleşen içki içen kıyam eden okuyan düşünen aklını kullanan kullanmayan savaşan barışan rabbani olan şeytani olan inceleyen araştıran soran sorgulayan düşündüklerini icraata geçiren icraata geçirmeyen işiten gören hisseden hissetmeyen Konuma taşımaktadır.

    Bu olaylar dünya hayatında Halife olan insanların denenmesi içindi. İnsan başıboş ortada dilediğini yapma hakkı yoktur. O bulunmuş olduğu konumda kendisi üzerine yüklenen yükü emaneti bir hayat boyunca yapmak ve o yaratılışında verdiği rabbim Allah’tır sözünü ölünceye kadar taşımak ile görevli ve yükümlüdür.

    67/ 2- O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.

    Dünya hayatında Adem’de, yasak ağaç cennet, Yahudilerde cuma ertesi yasağı, Lut Kavminde “işte kızlarım” diye tanımladığı, Salih kavminde deve kesme ile özetlediği Talu tun ordusunun bir ırmakla denenmesinden söz etmesi olayları hep kuranda toplumlarda yanlışa ve doğruya gidişin malzemelerini oluşturan şeydir. Balıklar düşünmeyen varlık olduğu halde Yahudi olanların ibadet yapma yasağına uyup uymaması mecazi olarak anlatılarak ibadet yasağına uymadıkları zaman balıkların gelmemesi balığın nimet olarak kullanmasıdır.

    Her Toplum yaşamış oldukları hayatta günün şartlarına göre denenmekte imtihan edilmektedirler. İşte olayın temelini özünü oluşturan Allahın peygamberler aracılığı ile gönderilmiş vahiy orijinli dinlerde anlatılan sınırlanan helal ve haram iyi ve kötü kuralarını öğrenerek hayatlarını ona göre düzenleyenler kurtulmuştur. düzenlemeyenler de helak olmuşturlar.

    İşte insanın ana parçalarını oluşturan can ruh, beden iblis takva akıl ve fiziki malzemeleriyle beraber insanın kendi içerisinde kendisinde var olanlarla oturup istişare ederek almış olduğu kararlar onun dünya hayatında yerini konumunu belirlemektedir.

    91/7- Nefse ve ona ‘bir düzen içinde biçim verene’,

    91/8- Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun).

    91/9- Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur.

    91/10- Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır.

    Ahret âleminde insanlar dünya hayatında kendisine verilen malzemelerle yol alanlar ahret âleminde yeni bir yaratılışla benzerler olarak kazandıkları yapıp ettikleri tastamam karşılarına meleklerin şahitliğinde tekrar dirilerek orada aldıkları biletler doğrultusunda hedeflerine şaşırılmadan yerleştirileceklerdir.

    Kişi Ya muttakidir ya da şeytanidir Kişi ya doğru yoldadır ya da yanlış yoldadır kişi ya cehennemliktir ya da cennetliktir. Bir vücutta iki kalp iki düşünce olmadığı gibi dünyada da insanlar aynı anda İki yolda olamazlar.

    Bedenle ruh bir araya geldiğinde insanlar günah ve sevap işlerler bedenle ruh bir araya geldiğinde azap ve mükâfat görecekler. Kabir azabı diye bir olay olamaz bedenden ruh ve can gidince ne beden ne de ruh bir anlam taşımaz her ikisi yakıtla araba gibidir enerjisi olamayan bir araba atıl halde olduğu gibi enerjisi olmayan insan da atıldır.

    Yine Ahmet kardeşin söylediği

    “Makalenizden anladığım kadarıyla ruh değilim: ruh Allah katından bedenime ve evrene verilmiş olan bilgi vahiy. Can da değilim o da bedenin yaşamsal faaliyetler göstermesi büyüyüp beslenmesi ölene kadar bedenin hayat almasını sağlayan insan ve hayvanları kapsayan bir enerji. Beden desek beden bizim özümüz hiç olamaz bir et parçası ve can çıkınca hiçbir vasfı kalmıyor. Bizim aslımız ne beden ne ruh ne de can. E o zaman biz hangisiyiz ölümle ölmeyecek olan düşünen beyni vücudu yöneten gülen ağlayan nedir? Bu konuda fikirlerinizi merak ediyorum.

    İnsan bunların hepsinin bütünüdür. İnsanın özelliklerinden fışkıran ve sadece bir tanesi onu tanımlayamayan hepsinin ortak olarak birleşip tanımlandığı bir varlıktır.

    Helva yağ şeker undan yapılan bir mamuldür. O un desen değildir. Yağ desen o da değildir. şeker desen o da değildir. Ama helva üçünün birleşerek ortaya un şeker yağ maddelerinin bir yorumudur.

    Arabalar uçaklar bilgisayarlar üretilen bütün varlıklar dağların yorumu ise insanda sevinen üzülen küfre giden acı çeken de Allahın evrenden oluşan bir yorumudur.

    Kuranianlamametodu.blogspot.com

    alirizaborazan@hotmail.com

  8. KURAN’DA GEÇEN MUHKEM VE MÜTEŞABİH AYET NE DEMEKTİR?
    04 Şubat 2011 Cuma, 15:29 tarihinde Ali Rıza Borazan tarafından eklendi

    KURAN’DA GEÇEN MUHKEM VE MÜTEŞABİH AYET NE DEMEKTİR.

    Kuranda geçen bir kelimenin ne anlama geldiğini ansiklopedilerde sözlüklerde değil, kuranda o kelimenin geçtiği diğer ayet ve konularda aranmalıdır. Eğer o kelimenin kastettiği mana doğru anlaşılmışsa hem kuranda geçen ayetlerle çelişkiye düşmez hem de evrendeki yasalara ters düşmez.

    Kuranda geçen muhkem ve müteşabih kelimelerin ne anama gelidği konusuna geçmeden önce kuranda söylenen her kelimenin kainatta Mutlaka karşılığının olması bilinmesi gerekmektedir. Kuranda geçen bütün kelimeler çift kullanıldığı gibi evrende de yaratılmış olan her bir varlığın çift anlamı vardır.

    51/49- Ve Biz, herşeyi iki çift yarattık. Umulur ki, öğüt alıp-düşünürsünüz.

    42/11- O, göklerin ve yerin Yaratıcısı’dır. Size kendi nefislerinizden eşler, davarlardan da çiftler var etti. Sizleri bu tarzda türetip-yayıyor. O’nun benzeri gibi olan hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir.

    Kuranda ve kainatta hangi kelimeyi ve hangi maddeyi incelersek inceleyelim mutlaka temel olarak çift anlamı ve çift yaratıldığının bilinmesi gerekir. Kuranda geçen bir kelimenin elbette kökü çapağı vardır. ama onun gelişinin kuranda anlamlanması konulduğu yere göre değişmektedir. Her canlı varlık sudan yaratılmıştır. Ama her can veya her su vardığı yerde kainatta genellemesi bile sayılamayan canlı varlıklar içerisinde anlam kazanıyor.

    21/30- O inkar edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, Biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı?

    Dikkat edilirse su kelimesi can kelimesi ait olduğu varlıklarda onu anlamlaştırıyor. İnsanlar da sudan yaratılmış ama insan günah işleyen aynı zamanda tövbe eden gülen ağlayan attığı her adımdan yaptığı her davranıştan hesaba çakilecek olan br varlık görünümü karşımıza çıkarmaktadır

    Aynı su ağaçlarda hayvanlarda binlerce çeşitlerin ayakta tutulmasını sağladığı gibi onlara yüklenmiş görev alanı içerisinde seyirlerini sürdürmektedirler.

    O zaman kuranda kullanılan bir kelimenin sadece bir ayet içerisinde geçişine değil orada kastettiği bir mananın çıkması mümkün gözükmemektedir. Mutlaka kuran içierininde bir anlamı bulduğumuz zaman evrende anlamlaşmasını da bularak testten geçirmemiz gerekmektedir. O zaman konumuzun ana başlığında bahsedilen muhkem ve müteşabihin evrendeki yansımasını anlamadıkça kurandaki anlamlaşmasını yakalamamız doğru olmaz.

    Verdiğimiz ayet örneklerinde de belirttiğimiz gibi Yaratılmış olan her şeyin çift yaratıldığını söylerken bu çift yaratılış kuranda kelime ve ayatlerle anlamlaştığı gibi evren de de çift yaratıldığığının da mutlaka anlmalaşması gerekmektedir.

    Çift yaratılışa genelleme olarak başlıklar halinde anlamaya çalışacak olursak kainatta temel olarak iki varlık yaratılmıştır.

    2/30- Hani Rabbin meleklere: “Muhakkak Ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim” demişti. Onlar da: “Biz Seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?” dediler. (Allah:) “Şüphesiz sizin bilmediğinizi Ben bilirim” dedi.

    Ayette geçen melek ve halife kelimeleri eğer kuranda ayette anlamlaştığı gibi anlayamazsak kuranda diğer ayetlerde geçen halife ve melek kelimelerinin kuranda ne anlama geldiği anlaşılamz yanlış anlamlandırılan her kelime ayetleri doğru anlamada fesat karıştırdığı muhakkaktır. Allah kainatta her şeyi bir düzen ve intizam halinde yaratmıştır. Yanlış anlamladırılan bir kelime hemen düzenli bir sistemn işleyişine gölge düşürmektedir.

    Ayette geçen halife ve melek kelimelerinin tabiri caizse üst kimlik olarak ismini koyarsak melek özelliğini taşıyan tarifine uygun anlamlaşan her kelime melekler katogorisinde değerini bulur. Halife üst kimliği altında isim alan her varlığında halife katogorisinde değerlendirlmesi gerekir. O zaman kainatta yaratılmış olan Bütün varlıkların ya melekler katogorisinde ya da halife olan insanlar katogorisinde sınıflamak gerekir.

    MELEKLER VE HALİFE OLAN İNSANLAR

    Meleklerin ve halife olan insanların tanımını yapabilmek için kuranın melek hakkında geçen her kelimenin halife insan kimliği altında geçen kelimelerden farklı anlam yüklendiğinin muhakkak bilinmesi gerekir. Eğer meleğe yüklenen anlamı tamamiyle insana yüklenen anlam gibi kavrarsak bu kavram kargaşalığına neden olmakktadır.

    MELEK VE İNSANLARIN TANIMININ BİRİBİRİNDEN FARKLILAŞMASI

    2/31- Ve Adem’e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: “Eğer doğru sözlüyseniz, bunları Bana isimleriyle haber verin” dedi.

    2/32- Dediler ki: “Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın.”

    Kuranda geçen adem , halife , insan , adam, kadın, erkek,vs. gibi kelimelerinin asla teşbihlerin dışında melek kavramlarının yerine kullanmadığını görmekteyiz. O zaman Ademin yaratılışı ile meleklerin yaratılışı biribirinden tamamen farklı kılındığı bir gerçektir. Adem için kullanılan,” Ve Adem’e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip:”” Eğer doğru sözlüyseniz, bunları Bana isimleriyle haber verin” dedi.

    Melekleri de lisanı haliyle konuşturarak şöyle dediler.” Dediler ki: “Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok.

    Ademin insanın tanımını yaparken isimlerin hepsinin öğretilmiş olması meleklerinde verilen bilgilerin dışında hiçbir bigilerinin olmamasını söylemekle konumlarının yaratılışlarının tamamen biri birlerinden farklışatığını görmekteyiz. Kuranda kullanılan kelimeler Allah melek ve adem insan üçgeninden oluşan kelimelerle kuran ağacı oluşmaktadır. Yani hangi kelimeye bakarsan bak mutlaka bu üç kelime ile bağlantısının olduğu görülmektedir.

    Öyleyse Bi yaratıcı var o da Allahtır. Yaratıcı kainatta kendi bilgilerini ve eylemlerini oluşturabilecek yeryüzünde ve kainatta kendi kendisine yetkili ve sorumlu olan ahiret hayatında bu sorumluluğunun hesabını tek tek allaha verecek olması anlamında halife kelimesi kullanmıştır halife bu anlamda yeryüzünde ve kainatta allahın vekil kıldığı mükemmel bir varlıktır.

    İkinci bir varlık ise Kainatta yaratılmıış olan insanların fiziki ve mana yapıları da dahil olmak üzere insanların emrine amade olarak verilmiş kotlanmış bilgi alanlarının dışına çıkmadan Allahın onlardaki tecellisi sıfatı anlamındaki meleklerdir.

    Yaratılmış olan varlıklara baktığımız zaman ya halife olan insan katogorisindendir ya da melek katogorisindendir. Meleklerin insanlara hizmetlerini sunarken hem iyi insanlara hizmet eden melekler oldğu gibi, hem de kötü insanlara hizmet eden meleklere ayrılması hasebiyle çift anlam taşıdıklarını göstermektedir. Aynı zamanda insanlara baktığımız zaman hem insanlardan iki yöne eğilimli yaratılması nedeniyle takva yolunda giderek iyi insanlar olduğu gibi fısk yolunda gidebilme eğiliminde olması nedeniyle de kötü insanlar ortaya çıkmaktadırlar.

    Melekler Hem halife olan insanlara secde etmeleriyle allahın kotlamış olduğu her bir meleğin kendi görev alanında insanlara insanlar yöneldikleri zaman görevlerini yerine getirmekle sede ediyorlar. Melekler aynı zamanda allaha itaat etmekle allaha olan secdelerini yapmaktadırlar.

    16/ 49- Göklerde ve yerde olan ne varsa, canlılar ve melekler Allah’a secde ederler ve onlar büyüklük taslamazlar.

    Konu varlıkları inceledikçe detaylarına girdikçe derinleşmekte ve uzamaktadır.

    O zaman insanlar dünya hayatında allaha ibadet ve kulluk için yaratıldığı halde insanların meleklerden bazı farklı özellikler taşıması nedeniyle manevra kabiliyetlerin meleklere göre daha maharetli olduğu gözlenmektedir. Bu farklı yaratılış onları iki eğilimli yöne gidebilme olgusunu ortaya çıkarmaktadır. Ve bu sebeble özgür bir halde hem kendi yolunu yöntemini seçebilecek özgürlüğe sahip hem de onun yaptığı davranışlarının sorumluluğu ve bilinci ile diğer varlıklardan ayrıp onları denemeye tabi tutmaktadır.

    Meleklerde ise bu seçenek yoktur. onlar insannı öldürmekle görevli olanlar da insanları öldürürken onlar çekimser kalmadıkları gibi insanları ölümden kurtarırken de görevlerinii hakkıyla yerine gtirirler. Kuran meleklerle insanların yaratılış farklılığını bariz bir şekilde şöyle açıklamaktadır.

    33/ 72- Gerçek şu ki, Biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir.

    Tanımladığımız melek kavramını koyduğumuz zaman ayetin anlatmak istediği ile ne kadar örtüşüştüğünü görmektesiniz. Yani insanların dışında yaratılmış olan bütün varlıklar sorumluluk anlamında kullanılan emanet meleklere yüklenmemiş onlar verilen görev alanı dışına çıkmamışlardır. Yaratlışta rabbim allahtır diyen allah ile sözleşmelerini bozarak burada zalim ve cahil kelimesini sözleşmelerini bozanlar için kullandığı aşıkardır. Çünkü diğer ayetlerde ahitlerini yerine getiren mümin kadın ve mimin erkek ayırmadan adamlar ifadesiyle onları onure etmektedir.

    33/ 23- Mü’minlerden öyle erkek-adamlar vardır ki- Allah ile yaptıkları ahide sadakat gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi beklemektedir. Onlar hiçbir değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler.

    Verdiğimiz ön bilgilerden sonra şimdi asıl bizim konumuzun başlığını teşkil eden muhkem ve müteşabih kelimelerini kuran’ın kendi içerisinde konulduğu yeri tesbirt ederek anlamaya çalışalım.

    MUHKEM VE MÜTEŞABİH

    3/ 7- Sana Kitab�ı indiren O’dur. Ondan, Kitab�ın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkem’dir; diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini Allah’tan başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: “Biz ona inandık, tümü Rabbimiz’in Katındandır” derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez.

    Yukarda açıklamaya çalıştığımız Allahın her şeyi çift yaratması kelimelerinden mutlaka çiftlerin birbirlerine zıtlıklarıyla yaratıldığını anlamak gerekir . Nasıl insan içerisinde erkek varsa onun karşılığını kadın veya dişi ile anlamlandırmamız gerektiğinin bilinmesi gerekir. İnsanın bir muttaki yönü varsa bir de fısk fücur yönü de bulunmaktadır.

    Kuran içerisinde kullanılan muhkem ve müteşabih olan sözcüğünün de birbirine zıt iki anlam taşıdığının bilinmesi ve bulunması gerekmektedir.

    Ayet içerisine baktığımız zaman, şu kelimelerin, kuranın bütünlüğü içerisinde konulduğu anlamların yakalanması gerekir.

    Kitap,indirme, ana,ayet, muhkem, müteşabih,kalp, kayma,fitne, yorum, tevil,ilim, allah, ilimde derinleşenler,inanmak,temiz akıl sahipleri, öğüt ve düşünme. Kelimelerinin hepsinin kuran içerisinde nasıl bir anlam kazandığını bulmak ve bilmek gerekir.

    Bu sayılan her kelimenin bir başlık altında irdelenerek sunulması gerekmektedir. Ama şunun iyi bilinmesi gerekir. Kainatta yaratılmış olan hiçbir varlık hiçbir varlığın tıpatıp aynısı değildir. İlimde derinleşenler zikir ehli olanlar bunları çok iyi anlayabilmektedirler. Bir ağacın üzerinde milyonlarca yaprak olsa bile hiçbir yaprağın hiçbir yaprakla aynı olmadığı gözlenmektedir. Aynen kuranda da hiçbir kelime hiçbir kelimenin aynısı değildir. Kainatta her bir yaratılmış varlık kendine özgü anlam ve görevle kainattaki yerini aldığı gibi kuranda kullanılan her kelime bir görev için kuranda yerini almıştır.

    Kuranda kullanılan kelime ve ayetler içerisinden bir birleriyle benzeşen ayetler olduğu gibi kainatta yaratılan varlıklar içerisinde de benzeşenler de bulunmaktadır. Şimdi kuran muhkem ve müteşabih olan kelimeleri konu ve ayetler içerisinde kullandığı ayetleri bularak ne anlama geldiğini yakalamaya çalışalım.

    39/23- Allah, müteşabih (benzeşmeli), ikişerli bir Kitap olarak sözün en güzelini indirdi. Rablerine karşı içleri titreyerek-korkanların O�ndan derileri ürperir. Sonra onların derileri ve kalpleri Allah’ın zikrine (karşı) yumuşar-yatışır. İşte bu, Allah’ın yol göstermesidir, onunla dilediğini hidayete erdirir. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için de bir yol gösterici yoktur.

    Kuranda müteşabih kelimesinin kullanıldığı iki ayet geçmektedir.3/7.ci ayette” Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar.”Demek ki muhkemden müteşabih olanı ayıran özelliklerden birisi kalplerinde maraz olanların gezebileceği yanlışlıkları yapabileceği bir mekan olmaktadır.

    Ayet kelimesi kuranda geçen her kelime ve surelerin meydana gelişinde ayrı ayrı cümleler halinde olanar bir ayet olduğu gibi sureler de ayet hükmünde yer almaktadır. Kuranda ayet kelimesinin yüklendiği manaya bakacak olursak.

    Ayet: Allahın yaratmış olduğu kainatta ve göndermiş olduğu kuranda geçen zerreden kürreye kadar ne varsa hepsinin adı ayet olarak geçmektedir. İnsan bir ayet olduğu gibi bitkilere hayvanlar ve dağlar madenler de birer ayettirler. Savaş ayet barış ayet dövüş kavga oturma kalkma mikroplar aklına ne gelirse hem kitaptan olanlar hem de evrende yaratılmış olan her bir varlık başlı başına bir ayet bizim dilimizde mucize olarak geçmektedir.

    Bu sebeple kuran bir ayetten söz ettiği zaman Bütün dünyadaki insanların birleşerek bir araya gelseler yapamayacakları aciz bırakan yaratılmış olan varlıklardan söz etmektedir. Onun için kuranda hem bir konuda hemde ayet içerisinde kullanılış şartlarından ancak ayet kelimesinin geçtiği yerde ne anlamda kullandığı anlaşılabilir.

    Müteşabih kelimesi bir ayette yerini, insanların kalplerinin bozuk olanlarının kendilerine delil sunacakları ayet olmayı ifade ederken 39/23 te.” Allah, müteşabih (benzeşmeli), ikişerli bir Kitap olarak sözün en güzelini indirdi.”

    Bu ikişerli kitap bütün kainatta var olan varlıklarda olduğu gibi insanda da bulunmaktadır. Bu kitap insanda yerini alırken iki yöne gidebilmenin yollarını açan hem takvayı hem de fısk fücuru anlatmaktadır.

    91/ 7- Nefse ve ona ‘bir düzen içinde biçim verene’,

    91/8- Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun).

    91/9- Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur.

    91/10- Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır.

    İnsana hem yanlış yola gidebilecek eğiliminin verilmesi, hem de takva yolunda gidebilecek eğiliminin verilmesi insanın o konudaki vermiş olduğu kararla istediği yönde gidebilecek malzemeleri de tanımlamaktadır. Yani bir insan kötülük yapmak istersede o insana yollar açık iyilik yapmak isterse de o konuda yollar açıktır isteyen istediği yolda yürüyebilecek malzemeler önünde beklemektedir.

    76/ 2- Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık.

    76/3- Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör.

    İnsan : her iki yönde yürüyebilme manevra kabiliyeti ile, isteklerini düşüncelerini projesini hayata geçirmeden önceki hali, nötr halidir. İşte ne zaman insan istedikleri yönde karar verip o konuda istediklerini eyleme dönüştürürse o zaman sıfatlar takınarak isimlendirilmektedirler. Aynı insandan firavun gibi zalim ezen zulmeden insanların malını mülkünü elinden alan insanları köleleştiren ve hayatını bununla kurgulayan insanlar olduğu gibi aynı zamanda bunun tamamen zıddı olan peygamberler ve allah dostları olmaktadır.

    Yani bir insan aynı zamanda firavun olduğu gibi aynı zamanda bir musa da olabilmektedir.” Rablerine karşı içleri titreyerek-korkanların Ondan derileri ürperir. Sonra onların derileri ve kalpleri Allah’ın zikrine (karşı) yumuşar-yatışır. İşte bu, Allah’ın yol göstermesidir,

    Bir taraftan kalbi marazlı olanların allahın arzında kendilerini haklı gerekçe gösterecek malzemelerin arkasına sığınarak yanlışları yapabildikleri gibi bir taraftan da şeffaf olan ayan beyan bir yanlış yaptığı zaman hemen orada sırtaran ayetler de bulunmaktadır. Bir sütün içerisine siyah renkte bir sinek düşse hemen orada sırtarır ben buradayım der ama siyah bir pekmezin içerisine bir sinek düşse o incelenip tahlil edilmeden o sineğin bulunması zor olur.

    İşte kalplerinde maraz olanların hayatlarını incelediğimiz zaman hep yapmış oldukları yanlışlıkları gizleyerek insanlara sanki doğruyu söylüyorlarmış gibi bir havaya bürünrler. Reel hayattan bir örnek verecek olursak firavun halkını musa peygamberin getirdiği dine karşı haklılığını halka anlatırken sizin dininizi elinizden alacak diye onlara telkinde bulunuyor.

    40/ 26- Firavun dedi ki: “Bırakın beni, Musa’yı öldüreyim de o (gitsin) Rabbine yalvarıp-yakarsın. Çünkü ben, sizin dininizi değiştirmesinden ya da yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum.”

    Biz Biliyoruz ki Rabbani yolda olanlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarmazlar ama kafir olanlar yeryüzünde iktidar sahibi olurlarsa ekini ve nesli yok ederler davarların kulaklarını keserler onlara sorsan biz düzelticileriz derler.

    2/ 204- İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider ve kalbindekine rağmen Allah’ı şahid getirir; oysa o azılı bir düşmandır.

    2/205- O, iş başına geçti mi (ya da sırtını çevirip gitti mi) yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah ise, bozgunculuğu sevmez.

    2/ 11- Kendilerine: “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde: “Biz sadece ıslah edicileriz” derler.

    2/12- Bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değildirler.

    2/13- Ve (yine) kendilerine: “İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin” denildiğinde: “Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?” derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama bilmezler.

    Vermiş olduğumuz ayetler örnekliğinde görüldüğü gibi ellernde belge olmadan yeryüzünde yürüyenler hep yanlış yollarda gittikleri halde kendilerinin dosdoğru yolda olduklarını iddia etmektedirler. Şu gün hem kitap ehlinden olanlara hem de puta tapıcılardan olanların hangisine sorsan bizim yolumuz dosdoğru demektedirler. İşte karmaşık olan bu bilgiler içerisinden insan kendisini arındırıp müteşabi olan ayetleri tek tek çözdükten sonra onlarda anlatılmak istenen doğruyu yakalanabilmektedir.

    43/ 36- Kim Rahman (olan Allah)ın zikrini görmezlikten gelirse, Biz bir şeytana onun ‘üzerini kabukla bağlattırırız’; artık bu, onun bir yakın dostudur.

    43/37- Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar.

    MUHKEM NE DEMEKTİR?

    11/ 1- Elif, Lam, Ra. (Bu,) Ayetleri muhkem kılınmış, sonra hüküm ve hikmet sahibi ve herşeyden haberdar olan (Allah) tarafından birer birer (bölüm bölüm) açıklanmış bir Kitap’tır (ki:)

    Kuran hem apaçık ayetlerle kendisi içerisindeki ayetlerle kendisini açıkladığı gibi hemde evrendeki bilinen açık olan varlıklarla dğer anlaşılması zor olan inceleme ve tahli yapıldıktan sonra anlaşılabilenler vardır. Güneş doğduğu zaman ortalığın aydınlanması güneş battığı zaman ortalığın kararması konusunda akıllı olanlar hiçbir zaman muhalefet etmezler. Ama ışığın mahiyeti hakkında bilgi istendiği zaman o konu ilim hikmet gerektirir. Yani bugün dünya insanları eğitimde bilinenlerden bilinmeyenlere doğru yol alarak karmaşık olanları çözümleyerek bilgiye ulaşırlar. Evrende yaratılmış olan bilgileri insanların anlayacağı şekilde çözerek icadedenlerin adına ve kurandaki bilinmesi zor olan karmaşık olan bir ayetin insanların anlayacağı şekilde yorumlayanlara kuran zikir ehli ifadesi kullanmaktadır.

    47/ 20- İman edenler, derler ki: “(Savaş izni için) Bir sûre indirilmeli değil miydi?” Fakat, içinde savaş (kıtal) zikri geçen muhkem bir sure indirildiği zaman, kalplerinde hastalık olanların, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş olanların bakışı gibi sana baktıklarını gördün. Oysa onlara evla (olan):

    Savaşın kapalı anlaşılması zor olduğunu kim söyleyebilir?İman etmek ve dünya hayatında yaşamını allah adına düzenlemek teslim olanların yapabileceği bir iştir. Ölüm insanların en korktuğu şeydir ama ölümü öldürenler ancak allahın rabliğini kabul edenlerdir. Nitekim yahudilerin kendilerinin cennetlik olduğunu söylemelerine karşı kuran şöyle bir ifade kullanmaktadır.

    2/ 94- De ki: “Eğer Allah Katında ahiret yurdu, başka insanların değil de, yalnızca sizin ise, (ve) doğru sözlüyseniz, öyleyse hemen ölümü dileyin.”

    2/95- Oysa onlar, önceden ellerinin takdim ettiklerinden dolayı onu (ölümü) hiçbir zaman kesin olarak dilemeyeceklerdir. Allah, zalimleri bilendir.

    İman etmenin denenmesi kişilerin allah adına yapılması gereken bir davranışı gerektiği zaman ölmeyi gerektiği zaman savaşmayı gerektiği zaman malını mülkünü gözünü kırpmadan vermeyiisteyecek kadar insanın çömertleşmesi gerekmektedir. İman bir söylem imanın gereği gibi yaşamak da eylemdir. Eylem olmadan allah katında ne söylemin söylem olmadan yaptığı eylemin kimin adına yaptığını söylenmeden eyleminde bir anlamı yoktur.

    29/ 2- İnsanlar, (sadece) “İman ettik” diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar?

    2/ 214-Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki mü’minlerle; “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah’ın yardımı pek yakındır.

    Ayette Geçen muhkem kelimesi şeffaflığı anlatmaktadır. Herkesin kendi başına bir yapması zorunlu bir davranış geldiği zaman onu bilir ve dünyalık başına gelecek olan belalardan korkar. Sana saldıranlara karşı allah sana savaşma emri vermişse seni ondan alıkoyan şey senin orada açık olan şeye yamukluk göstererek yapmak istemendir. Ve yapmadığının sebebini ben yapmıyorum diyerek ahanelerle onu kamufle etmek istemektedir.

    Kuranda geçen denenme ile ilgili bir pasajı okuduğumuz zaman iman ettik diyenlerin samimi olup olmadığı denenmektedir. Bir başka deyişle kalplerinden geçenlerle söylemlerinin nasıl tezat teşkil ettiğinin en güzel örneğşni vermektedir.

    9/ 41- Hafif ve ağır savaşa kuşanıp çıkın ve Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.

    9/42- Eğer yakın bir yarar ve orta bir sefer olsaydı, onlar mutlaka seni izlerlerdi. Ama zorluk onlara uzak geldi. “Eğer güç yetirseydik muhakkak seninle birlikte (savaşa) çıkardık.” diye sana Allah adına yemin edecekler. Kendi nefislerini helaka sürüklüyorlar. Allah onların gerçekten yalan söylediklerini biliyor.

    9/43- Allah seni affetsin; doğru söyleyenler sana açıkça belli oluncaya ve yalancıları da öğreninceye kadar niye onlara izin verdin?

    9/44- Allah’a ve ahiret gününe iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten (kaçınmak için) senden izin istemezler. Allah takva sahiplerini bilendir.

    Kuranın muhkem ve müteşabih olan ayetler konusundaanlamlandırdığı ayetleri naklederek hem kuran bütünlüğünde, hemde o kelimelerin evrende yansımasını anlatmaya çalıştık. O zaman muhkem bizim edebi dilimizde kullanılan mecaz ve gerçek anlamında kullanılan gibi anlamak doğru olur kanaatindeyim.

    Müteşabih benzeri olan gizli karanlık arkasına saklanabileceklerin saklanmasına imkan tanıyan ve iki anlama da gelebildiği halde kendi yanlışlığını kamufle etmek için ona sığınılan ayetler denmektedir. İşte müteşabih ayete sığınıp sığınmadığını karanlık emellerinin ne olduğunu insanlar bilemeyebilir. Ama onların foyası yaşadığı hayatın başka bir bölümünde mutlaka çıkacaktır. Bunu da zikir ehli olanlar hemen bir kaçsaat onunla konuştukları zaman onların yanlışlığını bilirler.

    2/ 284- Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi onunla sorguya çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır. Allah, herşeye güç yetirendir.

    Muhkem ise açık olan gizlenecek saklanacak bir yeri olmayan demektir. Şeffaf olan her şeyin açıkta olanı demektir.bütün insanların genelindebilinebilecek ayetler demektir.

    http//kuranianlamametodu.blogspot.com

    alirizaborazanhotmail.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: