Dağlar Allah’ı Tesbih Eder

Dedi ki: Bir dağa sığınacağım. O beni sudan korur. (Hûd 43).

Ayette geçen cebel (dağ) kelimesinin çoğulu icbâl ve cibâldir. Fakat Kuranda sadece ikincisi kullanılmıştır: Onlarla dağlar gibi dalgaların içinde yüzüyorken… (Hûd 42)

Kuran-ı Kerimin dağlar hakkında söylediği aşağıdadır:

DAĞLAR, YERYÜZÜNÜN KAZIKLARIDIR

Kuran-ı Mecidde şöyle denmektedir: Zemini döşek kılmadık mı? Dağları da birer kazık? (Nebe 6-7), Sizi sarsıntıya uğratmasın diye yerde sarsılmaz dağlar varetti. (Nahl 15, Lokman 10).

Ayette geçen Sarsılmaz dağlar (revâsiye), sabit ve muhkem, dayanıklı anlamına râsiyenin çoğuludur. Sarsıntıya uğratmasın diye (temîd) kelimesi ise meyede fiil kökünden gelir ve eğim ve sallanma anlamı taşır. Yani: Yere sabit ve muhkem dağlar serpti ki sizi eğmesin, oraya buraya fırlatmasın ve sallanmayasınız.

İnsanların eğime kapılması ve sallanması, zeminin eğimli ve sarsıntılı olması durumunda gerçekleşir.

Yeterince farkında olunmayan değerli kitap Nehcul-Belâğada şöyle denir: Yerin sallantısını taşlarla sabitledi (ve vettede bis-suhûri meyedâne ardihi)

Ayetler, dağların, yerin kazıkları ve çivileri olduğu, sallanmayı önledikleri ve sarsıntıyı engelledikleri konusunda gayet açıktır.
Dağların olmaması durumunda ortaya çıkacak bu sarsıntı ve sallanmadan kasıt ne olabilir?

Yerin yüzeyinden ne kadar aşağıya inersek ısının düzenli olarak artmasıyla karşılaşırız. Güney Afrikada dünyanın en derin altın madeninde duvarlar adeta kızgın ateş gibidir. Yüzbinlerce dolar tutarındaki bir soğutucu sistem madenin derinliklerinde işçilerin çalışma ortamını katlanılabilir düzeye getirmektedir. Daha derine inmeye devam etsek 50 km. aşağıda sıcaklık 1500 dereceye ulaşacaktır. Burası taşların eridiği yerdir. Buna rağmen bu derinlikteki 2 bin atmosfere yakın basınç nedeniyle maddeler ve taşlar akışkan değildirler. Bir tür plastik özellik kazanırlar. Bazen ince kabuklarda hareket eder ve basıncın azalması sonucu eriyik hale dönüşerek yanardağ biçiminde dışarı çıkarlar. Yerin çekirdeği ve merkezine yaklaştıkça, henüz asli merkeze ulaşılmış bile sayılmayan ellinci kilometreden sonra sıcaklık 2000 dereceye kadar çıkar. Bu ısı, demirin eritildiği ısıdan (1535 derece) daha fazladır.

3 bin km. derinlikte yerin demir çekirdeği başlar. Burada ısı 4 bin dereceye, basınç ise yaklaşık 2 milyon atmosfere ulaşır. Geçmişte yerin merkezinin eriyik halde olduğu söylenirdi. Ama sonra o şaşırtıcı basınç ortamında eriyiğin bulunamayacağı savunulmaya başlandı. Aksine, yerin merkezi, ısı ve basıncın etkisiyle plastik ve dönüşebilir özellik kazanmıştır ve yeryüzünün ince tabakalarında basıncın azalması sonucu eriyik olarak dışarı çıkar, böylelikle de yanardağlar oluşur.
Her halükârda yerin merkezi, tıpkı yüzeyi gibi donmuş değildir. Yerin merkezine göre yüzeyi, tıpkı yumurtanın içine göre yüzeyi gibidir. Eğer dağlar olmasaydı, yörünge, eliptik, eksen vs. yer hareketleri nedeniyle yeryüzü bir o yana bir bu yana sallanırdı. Bu şartlarda yer üzerinde hayat mümkün olamaz, hatta yüzeyi parçalanırdı. Her taraftan başlarını göğe doğru uzatan ve birkaç katı büyüklükteki kökleri de yerin altında uzayıp giden bu dağlar, yerin yüzeyini her yandan zincir gibi kuşatır ve onu çekirdeğin yüzeyine çakar.

Dağların yüzeydeki yüksekliklerinden birkaç katı büyüklükte yerin altında kökleri bulunduğunu hatırlatalım. Aynı şekilde sadece karalarda değil, denizlerin dibinde ve okyanusların tabanında da çok sayıda dağ bulunduğunu eklemek gerekir. Hatta en uzun sıra dağlar sular altında gizlidir. Mesela Atlas rısa dağları İzlandadan başlayıp Güney Kutbuna doğru devam eder. S harfi şeklinde olan bu sıra dağlar yaklaşık 20 bin km. uzunluğundadır. Zirvelerinin çoğu deniz yüzeyinden yarım veya 1 mil aşağıdadır. (Denizler: Şaşırtıcı Durumlar Diyarı kitabından)

Mekteb-i İslam dergisinde (13. yıl, 8. sayı, s. 68) dağların çıpa olmasıyla ilgili ayrıntılı bir bilimsel makale yeralır. Çok yararlı ve ilginç bir makale olduğunu söyleyebilirim. Orada deniyor ki, yerküre üzerindeki fırtınalar onun hareket hızını düşürür veya arttırır. Mesela 50 km. hızdaki bir fırtına, 2 km. yüksekliğinde olduğunu farzettiğimiz dağlara çarptığında fırtınanı yönüne göre yerin hızını saniyede 86 mm. düşürür veya arttırır. Bu artış veya azalma çok küçük olsa bile ortaya çıkaracağı sarsıntı ve darbe, 50 megatona denk 89 milyon tane hidrojen bombasının aynı anda patlamasına eşdeğerdir. (50 megatonluk hidrojen bombası, Hiroşimaya atılana benzer 2500 atom bombasına eşittir). Korkunç fırtınalar sırasında yer bu sarsıntıyı yaşasaydı herşey yokolur ve hayat silinir giderdi. Bu ürkütücü çarpma ve sarsıntıları tutup engelleyen, tam bir çıpa şeklinde işlev görüp ani hız değişikliklerini yere tedricen yansıtan dağlardır.

Bu izah, ayetteki Sizi sarsıntıya uğratmasın diye ifadesine tamamen uygundur.

Bu durumda ayetin mânâsı şöyle olmalıdır: Dağları kazıklar yaptık. Dağlar, yerin sallanmasını ve sarsılmasını önlemek içindir.

DAĞLAR ALLAHI TESBİH EDER

Kuranın açık ifadesiyle herşey Allahı tesbih eder ve biz insanlar bunu anlamayız: Onu, hamdederek tesbih eden başka bir şey yoktur, fakat siz onların tesbihini anlamıyorsuruz. (İsra 44). Bundan dolayı herşey Allaha nisbetle şuur sahibidir, Allahı tesbih eder ve onu tanır. Varlıkların canlı ve ölü olarak tasnifi de Allaha göre değil, bize göredir.

Davudla birlikte tesbih etsinler diye dağlara boyun eğdirdik; aynı şekilde kuşları da. (Enbiya 79), Görmüyor musun, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar ve dağlar Allaha secde ederler. (Hacc 18), Andolsun Davuda tarafımızdan bir fazilet verdik. Ey dağlar, onunla birlikte yankı verin. (Sebe 10), Doğrusu dağlara boyun eğdirdik. Akşam ve sabah onunla tesbih ederlerdi. (Sâd 18)

Ayetler apaçık bir şekilde dağların tesbih ettiğini ve bunu Davudla hep bir ağızdan yaptıklarını ortaya koymaktadır. Fakat acaba onların seslerini Davuddan başkası da işitiyor ve anlıyor muydu? Bunu ancak Allah bilebilir.

Eğer bu Kuranı bir dağa indirseydik Allah korkusuyla huşu içinde baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün. (Haşr 21) ayeti, dağların Allaha nisbetle şuur ve idrak sahibi olduklarını tüm açıklığıyla ifade etmektedir. Fakat buna bakarak şöyle dememiz gerekmez: Eğer Kuran dağa indirilseydi ve eğer insan gibi şuur ve idrak sahibi olsaydı huşu duyar ve baş eğerdi.

Allahın yarattğı varlıkların Allaha karşı kör, sağır ve dilsiz olduklarını düşünemeyiz. Oysa emanet ayeti, onların emaneti kabul etmekten kaçındıklarını ve korktuklarını söylüyor. Bu söz sadece şuur sahipleri için söylenir. Ayet şöyledir: Emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk. Onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve bundan korktular. Onu insan üstlendi. Çünkü o çok zalim, çok cahildir. (Ahzab 72). İsra suresindeki Fakat siz onların tesbihini anlamıyorsuruz. (İsra 44) ayeti, onların tesbihinin bizim için anlaşılır olmadığını ifade etmektedir. Eğer kâinatın tesbihi, müessirin etkisine delalet ediyor olsaydı bu anlaşılabilir ve idrak edilebilirdi. Demek ki onların tesbihi başka bir şeydir.

DAĞLAR KIYAMETTE PARAMPARÇA VE SERAP OLACAKTIR

Dağlar kıyamet günü paramparça ve dümdüz edilmiş olacak, rengarenk hallaç pamuğu gibi atılacak, tuzla buz ve sıvı haline gelecektir. Bu değişimin sebebi bendenizin Kuran ve Bilim Açısından Meâd kitabında anlatılmıştır.

Sana dağlar hakkında soruyorlar. De ki: Rabbim onları paramparça edip dağıtacak. (Tâhâ 105), O gün gök sarsıldıkça sarsılacak. Ve dağlar yürüdükçe yürüyecek. (Tûr 9-10), Yer şiddetli bir sarsıntıyla sarsıldığı ve dağlar darmadağın olup ufalandığı zaman. (Vâkıa 4-5). Ayetteki bessen (darmadağın olmak), dümdüz olmak ve yumuşamak anlamına gelir. Yani: yer kendine özgü biçimde sarsıldığı ve dağlar şaşırtıcı bir dümdüz olmayla ezilip dümdüz olduğu zaman her tarafa toz toprak saçılacaktır.

Dağların rengarenk hallaç pamuğu gibi olacağı gün (Kâria 5). Dağlar çeşitli renklerdedir; siyah, sarı, kırmızı vs. Dağlar, toz ve serapa dönüşecekleri kıyamet günü renklerini koruyacaktır. Tıpkı renkli yün ve hallaç pamuğu gibi olacaklardır.

Bu konuda başka ayetler de vardır: Nebe 20, Hakka 14, Müzzemmil 14, Mürselat 10 gibi.

DİKKAT ÇEKİCİ BİR AYET

Dağları görürsün de donmuş sanırsın. Oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler. Herşeyi sağlam yapan Allahın sanatıdır. Gerçekten o, yaptıklarınızdan haberdardır. (Neml 88)

Ayetin zahirinden, dağların donuk görünmekle birlikte bulutlar gibi hareket halinde oldukları anlaşılmaktadır. Önceki ve sonraki ayet de kıyamet hakkındadır. Bu nedenle bazı büyük alimler onu kıyametle ilgili kabul etmiş ve donmuş sanırsın ifadesinin hal veya itiraz cümlesi olduğunu söyleyerek şöyle demişlerdir: Şu an onları donmuş sanırsınız, ama kıyamet günü tıpkı gökteki bulutlar gibi yürüyeceklerdir.

Hulâsa donmuş sanırsın cümlesinin zarfı dünya, bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler ve görürsün cümlelerinin zarfı da kıyamettir.

O zaman, dağların darmadağınık olmasından ve dünyanın tahribinden bahsedildikten sonra gelen Herşeyi sağlam yapan Allahın sanatıdır. cümlesi hakkında şöyle denmiştir: ahiretin vuku bulması ve dünyanın yokolması, dünyanın tamamlanıp kemale ermesi ve sağlamlaşmasıdır… Bu konuda iki görüş daha vardır. Biri, ayetin hareket-i cevheriyle ilgili olduğunu savunur. Buna göre herşeyin cevheri, özü varlıklarının sonuna doğru hareket halindedir. O da herşeyin Allaha dönmesi ve yeniden dirilmedir. Diğer görüş ise ayetin, yerin transfer hareketine ilişkin olduğunu söyler. Ardından donmuş sanırsın karinesiyle birinci görüşü uygun bulur ve ikinci görüş hakkında şöyle der: Sözkonusu görüş, bu ayetle ilgili olarak gayet güzeldir ama ayeti, kıyamet hakkında gelen önceki ve sonraki ayetlerden koparmak gerekir. Aynı şekilde, ayetin son cümlesi olan Gerçekten o, yaptıklarınızdan haberdardırı da kesmek zorunda kalırız.

Bendeniz, bu yaklaşımlardan birkaç bakımdan kuşku duyuyorum.

1. Eğer donmuş sanırsın cümlesi dünyaya, görürsün ve bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler cümlesi de kıyamete atıf olsaydı, donmuş sanırsın (tahsebhâ câmiden) ifadesi, donmuş görürsün (terâhâ câmiden) veya benzeri bir cümleyle ifade edilirdi. Çünkü dağları donmuş sanmıyor, gerçekten gibi donmuş görüyoruz. Özetle, bu durumda burada sanmak kelimesi yerinde bir kullanım olmazdı. Zira bahsi geçen durum kesin bilgidir. Buna ilave olarak görürsün ve sanırsın cümlelerindeki zarfları, dünya ve ahiret kabul etmek sorunludur. Anlaşılan o ki, her iki cümle de dünya ile ilgilidir. Bunu açıklayacağız.

2. Eğer bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler cümlesi ahiretle ilgili olsaydı Herşeyi sağlam yapan Allahın sanatıdır (sun) değil, Herşeyi sağlam yapan Allahın kudretidir (kahr) denirdi. Çünkü kıyametin gerçekleşmesi nasıl olursa olsun neticede dünyanın tahribi ve yokolmasıdır. Bu nedenle önce dağların tuz buz olacağından, düzen ve sağlamlığını kaybedeceğinden sözettikten sonra Herşeyi sağlam yapan Allahın sanatıdır denmesi, ahiretin gerçekleşmesi dünyanın kemale erip tamamlanması olsa bile uygun değildir.

3. Ayet sadece dağlar hakkındadır ve onların hareketini beyan etmektedir. O nedenle ayetten herşey, dağlar gibi cevherleriyle birlikte hareket eder sonucunu çıkarmamız ve dağları sıfat-ı müşebbihe (kalıcı sıfat) yerine koymamız çok zordur. Biraz dikkatli bakıldığında bu anlaşılır. Fakat Molla Sadra, bilindiği gibi hareket-i cevheri teorisini bu ayetten çıkarmıştır. Kanaatimce ayet-i kerime dünyayla ilgilidir ve şöyle denmektedir: Dağlar, siz onları donmuş ve hareketsiz sanmanıza karşın bulutlar gibi hareket eder.

Eğer böyleyse bu ayetin neden iki kıyamet ayetinin arasında geldiği sorulursa bunda bir sorun olmadığını söyleriz. Çünkü başka bir ayetin arasında itiraz cümlesi olarak geçen bir ayet daha vardır. Maide suresi 3. ayette şöyle denir: Ölü eti, kan, domuz eti … haram kılındı. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve din olarak sizin için İslamı seçtim. Kim darda kalırsa…

Bugün… diye başlayan ayetin başka bir meseleyle ilgili olduğu apaçık ortadadır. Bu ayet, Şii ve Sünni rivayetlere göre Hz. Alinin velayeti hakkındadır ve Ğadir Humda inmiştir. Yukarıda incelediğimiz ayet de tıpkı bunun gibidir. Denebilir ki, sözkonusu ayet, kıyamet ayetlerinden önce veya sonra geçmektedir ve ilk dönemde Kuranın yazılması sırasında şimdiki yerine konulmuştur.

Eğer Gerçekten o, yaptıklarınızdan haberdardır cümlesinin, dağların hareketinden bahseden ayetin başlangıcıyla ne ilgisi bulunduğu sorulursa deriz ki, galiba kasdedilen, Allahın herşeyi sapasağlam varetmesi gibi herşeyi de bilecek kudrette olduğudur. O, herşeyi bilen ve yaptıklarınızdan haberdar olan Allahtır.

Şimdi dağların yürütülmesinden muradın ne olduğuna bakabiliriz.

Burada kasdedilen, mümkündür ki, yerin donmuş yüzeyinin çekirdek üzerinde hareket etmesidir. Bu bakımdan dağlar da buna bağlı olarak hareket ederler, tıpkı bulutların hareketi gibi. Bir kürenin içinde başka bir küre daha bulunduğunu farzedin. İç küre sabit, dış küre ise hareket halinde ve iç kürenin çevresinde dönüyor olsun. Aynen bu şekilde, yerin yüzeyi de plastik gibi olan çekirdek üzerinde döner.

Günümüzün bilimadamları bu gerçekle ilgili olarak yazılmış bilimsel kitaplarda çeşitli konuları açıklamaktadırlar. (Madde, Yer ve Gök, s. 405)

Burada yerin yörünge ve eliptik hareketleri de kasdediliyor olabilir. Her iki durumda da dağlar doğal olarak hareket halindedirler.

Eğer dağların yerin hareketiyle birlikte çok hızlı hareket ettikleri; mesela yerin yörünge hareketi saniyede 29 km.den fazla olduğuna göre nasıl olur da dağların hareketinin bundan çok daha yavaş olan bulutların hareketine benzetilmiş olabileceği sorulursa deriz ki, galiba benzetme hareketin hızına değil, hissedilmiyor oluşunadır. Çünkü bulutların hareketi genellikle hissedilmez ama hareket ettiklerini biliriz. Bizim açımızdan mesele böyle izah edilebilecek olmakla birlikte ayetin iki kıyamet ayeti arasında gelmesi birinci ihtimali desteklemektedir.

Ali Ekber Kureyşi – Fikri Takip

Reklamlar

5 thoughts on “Dağlar Allah’ı Tesbih Eder

Add yours

  1. 87. Ve o Gün sûra üflenecek ve böylece Allah’ın istediği kimseler dışında, göklerde ve yerde var olan herkes (tarifsiz bir) korkuya kapılacak; ve başları önlerine düşmüş olarak herkes O’nun huzuruna çıkacak.

    88. Ve o kadar yerinden oynatılmaz sandığın dağların, [o Gün] bulutlar gibi geçip gittiğini görürsün: her şeyi şaşmaz bir düzene bağlayan Allah’ın işidir bu! İşin doğrusu, O edip-eylediğiniz her şeyden haberdardır!

    89. Her kim ki [O’nun huzuruna] iyi eylemlerle çıkarsa, buna karşılık [daha] hayırlısını elde edecektir; (79) ve böyleleri o Gün’ün korkusundan emin olacaklardır.

    90. Ama kimler ki kötü eylemlerle çıkıp gelirse, böyleleri yüzüstü ateşe atılacaklar; [ve kendilerine:] “Yapıp-ettiklerinize göre hak etmediğiniz bir ceza mı bu?”

    Şimdi bu ayetlere bakıldığında 88 nolu ayetin oraya sonradan kuran yazılırken yerleştirildiğini söylemek çok doğru bir yaklaşım değil.Üzücü olan bu yaklaşımlarla sık karşılaşmaya başladık.bu yaklaşım nesih-mensuh yaklaşımını çağrıştırıyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: