Hz. İbrahim hakkında dikkatten kaçan hususlar – Ali Ekber Kureyşi

Hz. İbrahim, Müslümanlar, Yahudiler ve Hıristiyanların tasdikiyle İsrail peygamberlerinin ve Allah Rasûlünün (sav) ilk atasıdır.
Mübarek adı Kuranda 69 kez geçer. Din-i mübin-i İslam, İbrahimin dinidir: Sonra sana vahyettik, hanif olan İbrahimin dinine uy… (Nahl 123)

Bu mübarek Peygamber Babil şehirlerinden Urda dünyaya geldi. Orada büyüdü ve putperestlere karşı mücadele etti. Daha sonra Şama hicret etti. Kuran-ı Kerim, onu tanıtmak ve insanları irşad için hayatının büyük bir bölümünü ve mücadelesini nakletmiştir. Bu anlatımın bazı kısımlarını aktaracağız.

Bu arada söylemeden geçmiş olmayalım; bu kitapta peygamberlerin hayatını Kurandan iktibas edeceğiz. Fakat o büyük insanların hayatları hakkında söylenmiş hurafelere ve İsrailiyata da bakacağız.

UFUKLARA BAKARKEN

Allah, İbrahime (as) düşünce olgunluğu verdi ve onu hakka yöneltti. Olay Kuran-ı Kerimde şöyle anlatılır:
İbrahim, babası Azere dedi ki, Putları tanrı mı ediniyorsun?, Seni ve kavmini apaçık bir sapıklıkta görüyorum. Böylelikle yakîn sahibi olsun (sebepleri anlasın) diye göklerin ve yerin hükümranlığını ve idaresini İbrahime gösteriyoruz. Karanlık çevresini sardığında bir yıldız gördü ve Bu benim Rabbim dedi. Battığında ise dedi ki, Batanları (yokolmaya mahkum olanları) sevmem! Ayın doğuşunu gördü, İşte benim Rabbim dedi. O da batınca, Eğer Rabbim bana hidayet etmezse kesinlikle sapıklardan olacağım. dedi. Tam güneşin doğuşunu izliyordu ki Benim Rabbim bu işte dedi, Bu, diğer ikisinden daha büyük!. Fakat o da ufukta görünmez olunca şöyle dedi: Ey insanlar, Allaha ortak koştuklarınızdan bîzarım. Ben yönümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim ve hakka yöneldim, müşriklenden değilim. Kavmi onunla tartışmaya girişti. Bunun üzerine dedi ki, Benimle, bana hidayet veren Allah hakkında mı tartışıyorsunuz? Allaha ortak gördüklerinizden korkmuyorum!… Hiç delili olmadan Allaha ortak koştuğunuz putlarınızdan siz korkmuyorsunuz da ben neden korkayım! Bunlar, İbrahime kavmi karşısında verdiğimiz kanıtlarımızdır (hüccetlerimizdir). (Enam 74-83)
İbrahime bundan önce rüşd ve kavrayış verdik ve halini biliyorduk. Babasına ve kavmine dedi ki, İbadet etmeye bel bağladığınız bu semboller (temsiller) nedir? (Enbiya 51-52)

Bu ayetler, o yüce peygamberin hayatından bir bölümün hikayesidir. Bunlardan üç mesele ortaya çıkmaktadır.

Birincisi: Allah, İbrahime (sa) rüşd, olgunluk ve kavrayış gücü lütfetmiştir. O bu sayede çok geçmeden putlara tapmanın bâtıl ve hakikatten uzak bir iş olduğunu anlamıştır. Düşünmeyen, anlamayan, konuşmayan, ne zarar verebilen, ne yararı dokunan bir şeye nasıl olur da tapınılabilir? Bu nedenle halka dedi ki, Bu putlarınız, seslendiğinizde sizi işitiyorlar mı? Yahut size zarar veya yararları dokunuyor mu? (Şuara 73) Bu nedenle putperestliğe karşı mücadeleye başladı.

İkincisi: İbrahim ve putperestler yaratıcının varlığı hakkında aynı şeyi düşünüyorlardı. İhtilafları; güneş, ay, yıldızlar ve putların kainatın idaresi ve hükümranlığında etkisi olup olmadığı üzerineydi. İbrahim (as), kainatın idaresinin tıpkı yaratılışı gibi Allahın elinde olduğunu ispatlamaya çalışıyordu. Bu mesele, sizin ortak koştuklarınızdan uzağım ve siz Allaha ortak koşuyorsunuz cümlelerinden açıkça anlaşılmaktadır. Allaha inançları olmasaydı Allaha ortak koştuklarının söylenmesinin anlamı kalmazdı. Hz. İbrahim, yaratılış ve idareyi Allaha has kılmaları gerektiğini anlatmaya çalışıyor, onlar da bunu kabule yanaşmıyorlardı. Bu bakımdan diyordu ki, beni yaratan aynı zamanda bana hidayet de verendir. Beni doyuran, yiyeceğimi veren, hasta olduğumda şifa bahşedendir. Ceza gününde (ahirette) günahlarımı affetmesini diliyorum. (Şuara 78-82)
Bunlar şunu ispat etmek içindir: evrenin işlerinin çekip çevrilmesi tıpkı yaratma gibi Yaratıcının işidir. Sonuç itibariyle tapınma ve ibadet de ona özgü olmalıdır.

Müşrikler veya içlerinden bazıları Allahın varlığına inandığına ve ihtilaf, putların ve diğer doğal cisimlerin kainatın işleri üzerindeki etkisi (elbette doğal cisimlerin bağımsız etkisi) etrafında döndüğüne göre korkmamak gerekir. Nitekim Kuran müşriklerin şöyle dediğini naklediyor: Bunlara bizi Allaha daha fazla yakınlaştırsınlar diye ibadet ediyoruz… (Zümer 3), Bunlar, bize Allah katında şefaat edecek olanlardır (Yunus 18), Onlara gökleri ve yeri kimin yarattığını sorsan Allah diyeceklerdir (Lokman 25).

Üçüncüsü: Güneşe ve aya tapınılmasının reddedilmesi putlarınki kadar kolay değildi. Üzerinde dikkatle düşünmeye ve tefekkür etmeye ihtiyaç duyuran bir işti. Bu nedenle herşeyden önce İbrahimin bizzat kendisi hükümranlık ve idarenin Allahın elinde bulunduğuna, diğerlerinin ise mabud ve rab olmadığına kesin biçimde inanmalıydı. (ikna olanlardan olması için / Enam 75) Ayrıca onların tapınmasına karşı mücadele verebilmeliydi. Bu nedenle, Allahın bahşettiği rüşd, olgunluk ve kavrayışla onların doğup battığını, hükme mahkum olduğunu, kendi başlarına iradeleri bulunmadığını değerlendirdi ve kesin olarak anladı ki, onlar rab değiller. Rab, gökleri ve yeri yaratan Yaratıcının ta kendisidir. O zaman şöyle dedi: Ey kavmim! Sizin ortak koştuklarınızdan uzağım. Yönümü, gökleri ve yeri yaratana çevirdim (Enam 78)

Şöyle söylemize hiç engel yoktur: İbrahimin (as), Allaha imanı vardı. İnsanların tapındığı güneş, ay ve diğerlerinin rububiyeti (rab olmaları) hakkında derinlemesine düşündü ve araştırma yaptı. Başta onların herbiri hakkında şöyle dedi: Bu, beni koruyup kollayandır. Sonra ölçüp biçince gördü ki hiçbiri rab değildir. Bunun üzerine dedi ki, benim rabbim, beni ve tüm mahlukatı yaratan Yaratıcıdır.

Kuranın zahiri ifadelerine dikkat eder ve doğruyu söylemekten korkmazsak mesele bundan ibarettir. İmam Sadıka (a) sordular: Acaba İbrahim işte rabbim dediğinde müşrik oldu mu? İmam buyurdu ki, Onunki şirk değildi. Çünkü rabbini bulmayı talep ediyordu.

İbrahimin (as), böyle bir durumda derinlemesine düşünceler içine girip işte rabbim! dedikten sonra onun bâtıllığına vakıf olduğunu söylememize ne engel var? Yoksa bunların tümü âfâk ve enfüste (dış ve iç alemde) Allahın varlığını hissetmek olmasın. Nitekim Allah, Böylece İbrahime, kesin bilgiye inanalardan olması için göklerin ve yerin hükümranlığını gösteriyorduk. (Enam 75) demiyor mu.

Bazı saf düşüncelilerin, peygamberlerin herşeyi başından beri biliyor olduklarını, ulaştıkları kesin bilgiyi herhangi bir tefekkür ve derinlemesine düşünme olmaksızın elde ettiklerini ve buna ihtiyaç duymadıklarını sanmaları mümkündür. Biz bu yanlış fikre karşı, Hz. Rasûl-i Ekremin (sav) Hira dağındaki 15 yıllık tefekkürünü ve şu ayetleri delil olarak sunarız: Sana emrimizden bir ruh vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmiyordun. (Şura 52) ve Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bunları sen ve kavmin bundan önce bilmiyordun. (Hud 49).

Evet, Allah İbrahime (as) hidayet etti ama bu, kainatta işlerin nasıl yürütüldüğü, göklerin ve yerin hükümranlığı üzerinde tefekkür ve derinlemesine düşünmesiyle oldu. Daha sonra semavi vahiy o hidayeti muhkem hale getirdi.

PUTLARIN KIRILMASI

Kuranın o büyük zâttan naklettiği bir diğer gözalıcı olay, onun putları kırıp parça parça etmesidir. Bu ne büyük ve tehlikleli bir karardır. Ne büyük bir cesaret, ne etkili bir girişim, ne yıkıcı bir darbedir o. Cahil bir halkın mukaddesleriyle oynamak kolay bir iş midir? Ne olursa olsun, Hz. İbrahim putları kırmaya kararlıydı. Amacı, bu mabudların kendilerini mikroptan bile koruyamayacaklarını bilmelerini sağlamaktır.

İbrahim (as), babasına ve kavmine şöyle dedi: Taptığınız bu suretler nedir? Dediler ki, Atalarımızı böyle yaparken bulduk (ve onları takip ediyoruz). Dedi ki, Kuşkusuz siz ve atalarınız apaçık bir sapıklık içindesiniz. Dediler ki, Ciddi mi konuşuyorsun, yoksa şaka mı yapıyorsun? Dedi ki, Ciddi söylüyorum. Bunlar rab değildir. Sizin rabbiniz, göklerin ve yerin rabbidir, onları yaratandır. Ben bu hakikatin şahidiyim. (Enbiya 52-56)

Sonra yıldızlara baktı (Allahın azameti ve hükümranlığı gözünün önünde somutlaştı ve halkın cahilliğinden mutsuz oldu) ve dedi ki: Perişanım! Ona sırtlarını dönüp kendi işleri güçlerinin peşine gittiler. İbrahim, onların tanrılarına doğru yöneldi (tevhidin takipçisi, cehaletin hükümranlığı neticesinde ilahlık makamını işgal eden cansız heykelleri gördüğünde sarsıldı ve onlara seslendi): yemek yemiyor musunuz?! Ne oldu, neden konuşmuyorsunuz?! Sonra onları parçalamaya başladı. (Saffat 89-93)
Onları parça parça etti, ama en büyüğünü ona müracat etmeleri için bıraktı. (Halk puthaneye girdiğinde ve olan biteni öğrendiğinde) dediler ki, Tanrılarımıza bunu kim yaptı? Bunu yapan hiç şüphe yok zalimdir. Dediler ki, İbrahim adında bir gencin onları kötülediğini işittik. Onu halkın huzuruna getirin ki tanrıları kötü şekilde andığına tanıklık edilsin ve bu tanıklık, onun ikrarına vesile olsun. (İbrahimi getirdiklerinde) dediler ki, Ey İbrahim, acaba sen tanrılarımıza böyle bir şey yaptın mı? Dedi ki, Tam tersine! (Hepsi parça parça olduğuna ve büyüğü sağlam kaldığına göre gösteriyor ki) en büyükleri bu işi yapmıştır. Konuşabiliyorlarsa onlara sorun. İnsanlar yüreklerinden gelen sese kulak verdiler ve dediler ki, Siz zalimlersiniz! (İbrahim değil! Sonra hakkın yerine bâtılı tuttular ve onu muhakeme etmeye kendilerinde hak gördüler) Dediler ki, Bunların konuşamayacağını biliyorsun (ve tanrılarla konuşmaya havale ettiğine göre bu, o işi senin yaptığının delilidir) Dedi ki, Öyleyse, size ne yararı dokunan, ne de zarar verebilecek Allahtan başka bir şeye tapıyorsunuz. Kabahat sizde ve Allahtan başka bir şeye ibadet etmenizde, bunu anlamıyor musunuz?! (Bu konuşmalardan ortaya çıktı ki, İbrahimin niyeti kendini savunmak değildir. Bu işi ben yapmadım demek istemiyor, tam tersine amacı, tanrıların tanrılığını iptal etmektir.)

Dediler ki, Eğer cezalandırmak istiyorsanız onu yakın ve tanrılarınızı yardıma çağırın. (Böylece gelecekte başka biri aynı fikre kapılmayacak ve tanrılara saygısızlığın cezasının ateşte yakılmak olduğunu bilecektir.) Dedik ki, Ey ateş! İbrahime serin ol ve selamet getir. Bu planla onu mağlup etmek istediler. Ama onları daha da zararlı çıkanlar haline getirdik. (Enbiya 58-70) İbrahimin haklılığı tamamen ortaya çıkmış oldu.

Buraya kadar Ufuklara Bakarken ve Putların Kırılması başlığı altında anlatılanlar Kuranda alınmıştır ve tam manasıyla sade ve doğaldır. Fakat daha fazla açıklama için daha önce bahsedilen üç noktayı tekrarlayacağız.

1. İbrahim Âzere hitap etti. Acaba Âzer onun öz babası mıydı, yoksa üvey miydi? Bu mesele Âzer maddesinde incelenecektir.
2. Sonra yıldızlara bir göz attı. Ve dedi ki: ben iyi değilim! (Saffat 88-89) Bu ayetin tercümesinde şöyle dedik: İbrahim (as) onları kınadı ve putlara tapmaktan sakındırdı. Ardından yıldızlara baktı ve Allahın azameti gözünün önünde somutlaştı. Kavminin cahilliğine kızdı ve dedi ki, Perişan (sekîm) haldeyim! Lugatta korkunç yere ve kinci kalbe, sekîm yer ve sekîm kalp denmektedir. Sekîmi ayette sadece hasta anlamına almak gerekmez. Sekîmden perişan halin kasdedildiğini düşünmeye hiç engel yoktur. Açıkçası İbrahim o vakitler son derece rahatsız ve perişan bir haldeydi. Yine mesela Sonra onu perişan (sekîm) bir halde çıplak bir yere attık (Saffat 145) ayetindeki sekîmden murad da perişan hal gibi görünüyor. Yani Yunusu balığın karnından sahile attık. Perişan bir haldeydi. Burada söylenen hastaydı veya ateşlenmişti değildir.
Bu durumda yukarıdaki ayet hakkında söylenen pekçok ihtimale ihtiyaç kalmaz. Bu konudaki araştırmalarımdan sonra gördüm ki, merhum Meclisî de, ayet-i kerime için zikrettiği vecihlerin dördüncüsünde bu yorumu yapmaktadır. (Bihârul-Envâr, Hz. İbrahim Aleyhisselamın Halleri)
3. Hayır, dedi, bunu en büyükleri yapmıştır! (Enbiya 63) ayeti hakkında da pekçok şey söylenmiştir.

El-Mizan tefsirinde şöyle denmektedir: Hepsinin parça parça olup en büyüklerinin sağlam kaldığına şahit olduklarında dedi ki, bu, o işi en büyüklerinin yapmış olduğunu gösteriyor. Bu söz, daha sonra söyleyeceği Kendilerine sorun. cümlesinin mukaddimesiydi. Bu, ciddiyetle söylenmiş bir söz değildir. Tam tersine hasmı bağlamak için sarfedilmiştir. Böyle sözlere diyaloglarda çokça rastlanır.

Evet, böylesine sade bir söz söylenmiş olması düşmanı bağlamak ve hakkı ispatlamak içindir. Öyle olmasaydı Kuran onu nakletmeye değer bulmazdı. Yalan çirkindir. Yalancı, Allahın düşmanıdır. Ama İbrahim (as) halilullah (Allahın dostu) ve onun sevgili peygamberidir. Allah, İbrahimi dost edindi (Nisa 125), Rabbi ona dedi ki, teslim ol! Alemlerin Rabbine teslim oldum, dedi. (Bakara 131), İbrahime selam olsun. (Saffat 109)
Buna ilave olarak Kuran diyor ki, İbrahim, bu planı yaptı ve başvursunlar diye putların büyüğünü sağlam bıraktı. Belki başvururlar diye büyüğü hariç olmak üzere hepsini paramparça etti. (Enbiya 58) Ehl-i Beytin rivayetlerinde şöyle buyurulur: Vallahi İbrahim yalan söylemedi.

Sahih-i Buhari 4. cüz Allah İbrahimi dost edindi Bâbı, 6. cüz Benî İsrail Suresinin Tefsiri Bâbı, 7. cüz Kitabus-Serâri Bâbı. Sünen-i Ebi Dâvud Talak Kitabı 16. Bâb. Sahih-i Müslim c. 2 İbrahimin Fazileti Bâbı. Sahih-i Tırmizi Enbiya Suresinin Tefsiri Kitabı 3. Hadis. Ebu Hureyre Allahın Rasûlünden şöyle nakletmiştir: Üç konu hariç İbrahim yalan söylemedi. İkisi Allah için, biri de karısı Sâre için. Allah için olanlar, putperestlere cevap olarak söylediği Perişan haldeyim! ve putları kırdıktan sonra söylediği Tam tersine! Büyükleri yapmıştır cümleleri; karısı için söylediği ise zorba krala karşı Sâre benim kızkardeşim sözüdür.

İbn Esîr, Nihayede sekîm maddesinde Perişam haldeyim ayetinin yorumunu yaparken birkaç yorumdan sonra der ki: Bu, İbrahimin üç yalanından biridir. İkincisi Tam tersine! Büyükleri yapmıştır, üçüncüsü ise Sâre benim kızkardeşim sözüdür. İbn Esîrin 1. cildinde İbrahimin Hicretinin Zikri Bâbına baktığımızda bu hadisin Ebu Hureyre tarafından rivayet edildiğini görüyoruz.

Bu hurafenin kahramanı Ebu Hureyredir. Bu şahsın uydurma rivayetler konusundaki tutumunu anlatmaya gerek yok. Kabul-Ahbarla oturur ve onun yalanlarını Allahın Rasûlüne bağlardı. Tuhaf olan, bu kitapların yazarlarının böyle hurafeleri, İbrahimin (as) yüce makamını apaçık ortaya koyan Allah İbrahimi dost edindi ve benzeri onlarca ayetle nasıl bağdaştırabildikleridir. Acaba Allah bir taraftan Yalanı yalnızca Allahın ayetlerine inanmayanlar uydurur (Nahl 105) buyururken diğer taraftan yalancı İbrahimi (bundan Allaha sığınırız) dostu mu ilan ediyor! Ebu Hureyre nakletti diye bu konu üzerine konuşamayacak mıyız, Kurana aykırı da olsa aktarılanı kabul mu edeceğiz!

Tevratta Çıkış 12. Bâbta İbrahimin (as) Mısıra seyahatinin öyküsü anlatılmıştır. İbrahim orada şöyle demektedir: Bu benim kızkardeşimdir. Kuranda bu seyahatten ve bu sözden bahsedilmez. Mürevvecuz-Zeheb ve Yakûbî tarihi gibi kitaplarda da nakledilmemiştir. Ebu Hureyre Tevrattaki hikayeyi süslemiş ve Hz. Rasûl-i Ekreme nispet etmiştir. Bu rivayete göre İbrahim üç yalanından birini burada söyledi. Eğer Sârenin, karısı olduğunu söyleseydi tehlikeye düşeceğinden korkarak Sâre benim kızkardeşim dedi.

İbrahimin (sa) Mısıra seyahati Ravza-i Kâfide ve Bihârda (c. 12, s. 45), mevsuk (güvenilir) bulunmayan İbrahim b. Ebi Ziyâd Kerhî ve Sehl b. Ziyâddan nakledilmiştir. Bu rivayet hüccet (delil) oluşturmamaktadır. Ayrıca rivayette yalandan da bahsedilmemektedir. Orada İbrahimin (sa) şöyle buyurduğu nakledilmektedir: Bu kadın, benim mahremim ve halamın kızıdır.
Değerli bilimadamı Sadr Belâğî, Kasas-i Kuran isimli kitabının girişinde, Kuran kıssaları, Ahd-i Kadim ve Cedidin tahriflerini ve yanlışlıklarını düzeltmiştir. demesine rağmen; yine, Muhammed Ahmed Câdel-Mevlânın Kasasu Kuran isimli kitabını tercüme eden Seyyid Bâkır Mûsevî de öyle düşünmesine karşın her ikisi de İbrahimin (as) hayat hikayesini anlatırken İbrahim Mısırda başlığıyla bir bölüm açmışlar ve sağlıklı bir rivayet zincirine dayanmaksızın Sâre olayını ve İbrahimin (sa) Bu benim kızkardeşim sözünü nakletmişlerdir. Oysa söylediğimiz gibi Kuranda bundan bahsedilmez. Hikayenin kökeni Tevrattır. Üstelik o da hiç yakışık almayacak bir tarzda. Kitaplarının adını Kuran kıssaları koymuşlarsa gerçek anlamda Kuran kıssalarına yervermeleri gerekirdi, Tevrat kıssalarına değil. Elbette ki her iki kitap da yararlıdır ama bu ve benzeri hataları görmezden gelemeyiz.

KURBANLIK

Allah, İbrahim (as) için büyük ve eşi benzeri olmayan bir imtihan ortaya attı. Kuranın hakkında şöyle dediği bir imtihan: Doğrusu bu apaçık bir imtihandı (Saffat 106) Öyle bir imtihan ki, İbrahim ve oğlunun teslimiyeti Allahın buyruğunda sembolleştirdi. Allah, yaşlılık döneminde Hz. İbrahime iki oğul verdi, İsmail ve İshak. Bunu kendisi şöyle ifade etmişti: Allaha şükürler olsun ki, yaşlılık zamanımda bana İsmail ve İshakı verdi. (İbrahim 39) İsmail, gayret ve çaba gösterecek döneme eriştiğinde o imtihan ortaya çıktı. Olayı vahyin dilinden izlemek daha iyi olacaktır:

İbrahim dedi ki, Ben Rabbime gidiyorum. O bana rehberlik edecektir. Allahm! Bana salih bir evlat inayet buyur. Ona sabırlı bir oğul müjdeledik. O, babasıyla birlikte çabalayacak büluğ çağına erişince İbrahim dedi ki, Ey sevgili oğlum! Sürekli rüyamda senin boynunu keserken görüyorum, buna ne dersin? Dedi ki, Babacığım, görevlendirildiğin şeyi yap. İnşaallah beni kesinlikle sabırlı bulacaksın. (Burada anlaşıldı ki, bu liyakat sahibi çocuk çok akıllı ve sabırlıdır. Ayetteki halim çocukun anlamı budur.) Babası kurban etmek, oğlu da kurban olmak için teslimiyet gösterdiği ve onu yere yatırdığında (her ikisinin de teslimiyeti ve azameti ortaya çıktığında) ona nida ettik: Ey İbrahim! Hak olarak rüyanı doğruladın ve hayata geçirdin. Biz iyi işler yapanları işte böyle mükafatlandırırız. (Rüyanı amel merhalesine taşıdığına göre iyilik yapanlar hakkındaki vaatlerimizin tamamı da pratik aşamaya geçecektir) Gerçekten bu aşikar bir imtihandı. O kurbanlığı, büyük öldürmenin yerine geçirdik… İbrahime selam olsun. (Saffat 99-109)

Burada üç noktayı zikretmek gerekir.

1. Saffat suresinin 107. ayetinde İsmailin yerine kurbanlık sunulmasını ifade eden büyük öldürmeden kasıt, güçlü ihtimalle kurban bayramında her sene kurban kesmektir. Çünkü Hac mevsiminde kurban kesmenin sebeplerinden biri, İbrahimin fedakarlık göstermesinin hatırasını diri tutmaktır. Hisâlu Sadûk ve Uyûnu Ahbârir-Rızâdaki rivayette şöyle buyurulmuştur: Kıyamet gününe kadar kesilen her kurban İsmailin fidyesidir. (Bihâr, c. 12, s. 123) Uyûnu Ahbârir-Rızâda, hac mevsimindeki kurbanlar dışındaki diğer kurbanların da İsmailin fidyesi olduğu ilave edilmiştir.
2. İbrahimin (as) o gün bir koç kestiği rivayet edilmektedir. Bana kalırsa bu davranış, büyük kesmenin Hz. İbrahimin eliyle açılmış olmasıdır. Yani Allah, Haccın büyük ve sürekli kurbanını İsmaile fidye kılmış ve onun açılışını İbrahimle (as) yapmıştır.
Bazıları, büyük kurban kesmeden muradın, Ebâ Abdillah el-Huseyn ve yârânının şehadeti olduğunu söyler ve bununla ilgili rivayet aktarırlar. Ama biz rivayetlerde böyle bir meseleye rastlamadık. Tam tersine bazı rivayetlerde şöyle geçer: İmam Hüseyinin şehadeti Allah tarafından İbrahime açıklandığında mahzun oldu. Allah buyurdu ki, Bu hüznünün sevabı, keşke İsmaili kurban edip Allah yolunda kederlenseydim ama sevaba ulaşsaydım diye duyduğun hüzün gibidir. Gördüğümüz gibi, İmam Hüseyin ve yârânının şehadetinin İsmaile fidye olduğunu söyleyen rivayetten farklı bir durum var.
3. Burada neshi (hükmün iptalini) bahse konu edip önce İbrahimin boynu kesmeye görevlendirildiğini, sonra ise bu hükmün neshedildiğini söylememiz gerekmez. Nitekim bu konudan epey tafsilatlı sözedilmiştir. Zira dikkatlice düşündüğümüzde yapılan işte bir nesih olmadığını, İbrahimin, rüyada gördüğünü aynen hayata geçirdiğini farkedebiliyoruz. Hz. İbrahim, oğluna Rüyamda boğazını kestiğimi görüyorum değil, Rüyamda boğazını keserken görüyorum. dedi. Başka bir ifadeyle, rüyasında tamamlanmış bir işi görmüyordu. Bu ikisi arasındaki farkı anlamak için ayeti iki biçimde okuyalım: Erâ fil-menâmi ennî izbehuke (Rüyamda boğazını keserken görüyorum), Erâ fil-menâmi ennî zehebtuke (Rüyamda boğazını kestiğimi görüyorum). Nitekim rüyasında gördüğünü uyanıkken yapmaya çalıştı. Netice itibariyle, Hz. İbrahimin bu ameli mecburen yapmayı tasavvur ettiğini ama apaçık vahyin bu tassavuru ortadan kaldırdığını söylememiz gerekir. Kurban hikayesi Tevratta da (Çıkış, 22. Bâb) nakledilmiştir.

KABENİN İNŞASI

Kabe, Allahın evidir. Aynı zamanda da insanların evidir ve insanlar içindir. İnsanlar için kurulmuş ilk ev (Âl-i İmran 96) Ayetler üzerinde durulduğunda anlaşılıyor ki, Kabe İbrahimden (as) önce inşa edilmişti. Hz. İbrahim onu, yıkıldıktan sonra yeniden yaptı. Çevrede hiçbir yerleşim yeri olmamasına rağmen karısı ve çocuğunu o çöle yerleştirdi. Orası giderek âbâd oldu ve insanların toplandığı yer haline geldi. O büyük insan, Kabeyi yeniden yapmak ve ailesini orada iskan etmekle Allahın rızasını kazanmaktan başka bir beklentisi yoktu. Bu kıssanın ayrıntısı Bakara, İbrahim ve Hacc surelerinde zikredilmiştir. Kabe maddesinde bu tafsilata bakılabilir.

Haccın şu anki amelleri ve merasimi, Hz. İbrahimin getirdiği hükümler ve prensiplerin şerh edilmiş halidir. Bu ilkeler, Hz. İbrahimın çok çok kıymetli evladı Muhammed b. Abdillaha (sav) gelen vahiy aracılığıyla tesis edilmiştir.

Buraya kadar anlatılanlara ilave olarak, Kuran-ı Mübin, İbrahimden (as) başka gözalıcı olaylar da nakletmektedir. Bunlardan biri, elindeki dört kuşun dirilmesidir. Kuşlar, Hz. İbrahimin, meâd (yeniden dirilme) konusunda itminan bulması (kalbinin ikna olması) için Allahın emriyle dirildi.

İbrahim dedi ki, Allahım! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster. Dedi ki, Hâlâ inanmadın mı? Dedi ki, Hayır iman ettim. Ama kalbimin yatışmasını istiyorum. (Bakara 260)

Ayetteki keyfe tuhyil-mevtâ (Ölüyü nasıl dirilttiğini…) ifadesi, açıkça, ibrahimin (as) diriltmenin nasıl bir şey olduğu (keyfiyeti) hakkında soru sorduğunu gösteriyor. Bu, Abadan şehrindeki rafineriyi görmeyen birine oranın nasıl bir yer olduğunu anlattıktan sonra o rafinerinin varlığı hakkında bilgi sahibi olması ama kalbinin yatışıp merakının dinmesi için kendi gözleriyle görme arzusunun da keşke yerine gelmesini dilemesi gibi bir şeydir.

Sahih-i Müslimde (c. 2, İbrahimin Fazileti Bâbı) Ebu Hureyreden nakledilmiştir ki, Allahın Rasûlü (sav) şöyle buyurmuş: Biz (yeniden dirilme hakkında) kuşku duymaya İbrahimden daha hak sahibiyiz ve sonra dedi ki, Rabbim bana ölüyü nasıl dirilttiğini göster. O da dedi ki, İnanmadın mı? İbrahim dedi ki, Aksine! Ama kalbimin mutmain olması için (Bakara 260)
Tuhaf! Allah, İbrahimin iman ettiğine şahit oluyor ama Ebu Hureyre onu meâd (yeniden dirilme) konusunda mütereddid görüyor. Allaha sığınırız, Allahın Rasûlüne kuşku nisbet ediyor ve diyor ki, o, kuşku duymaya İbrahimden daha layıktı! Ebu Hureyrenin sözü İslami ölçülerle ve Peygamber, kendisine Rabbinden indirilene iman etti (Bakara 285) ayetiyle nasıl bağdaşır! Acaba Allahın Rasûlü, meâd (yeniden dirilme) meselesinde (maazallah) şüphe mi taşıyordu!

Tevrat, Çıkış bölümünde (Bâb 17, ayet 24) şöyle geçer: İbrahim, doksan yaşında sünnet oldu. Sahih-i Müslimde (c. 2, İbrahimin Fazileti Bâbı) ve Buharide (Cüz 4, Allah İbrahimi dost edindi / Nisa 125 Bâbı) Ebu Hureyreden Allahın Rasûlünün (sav) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: İbrahim, seksen yaşında sünnet oldu.
Öyle görünüyor ki Ebu Hureyre bu sözü Kabul-Ahbârdan almış ve Allahın Rasûlüne nisbet etmiştir.

Enam suresinin 75den 84e kadarki ayetlerini dikkatlice okursak göreceğiz ki, İbrahimin (as) kendi kavmiyle putlar üzerine diyaloğu, yıldızlara, aya ve güneşe bakıp işte benim rabbim demesi, ama sonra bunun batıllığını dile getirmesi gibi bütün bu olaylar Hz. İbrahimin doğduğu yerde ve Babilden çıkmadan önce meydana gelmiştir. Yakûbî ve İbn Esir tarihleri, Mecmeul-Beyan ve Muruvvecuz-Zeheb de böyle yazmıştır. Sadr Belâğînin Kasas-i Kuran kitabında ve Muhammed Ahmed Câdel-Mevlânın Kasasu Kuranında bu diyalog Harran şehrinde ve o şehrin yıldızlara tapan sakinleriyle geçmiş olarak nakledilir. O vakitler Hz. İbrahim, kendi şehrini terketmiş ve Harrana gelmişti. Kurana açıkça aykırı bu hikayenin nereden alındığı belli değildir.

Hucks, Kitab-ı Mukaddes Sözlüğünde (s. 4) şöyle der: İbrahim, Yahudilerin, İsrailoğullarının ve Arap kabilelerinin kurucusu ve reisidir.

Yahudiler kendilerini hak gördüklerinden diyorlardı ki, İbrahim bizdendir, o Yahudiydi. Hıristiyanlar da diyorlardı ki, İncilin gelmesiyle din Hıristiyanlığa döndü. Öyleye İbrahim Hıristiyandı ve bizdendi. Bu sözler yalandır. Çünkü Yahudilik ve Hıristiyanlık Tevrat ve İncilin indirilmesinden sonra ortaya çıkmıştır. İbrahim, bu ikisinden önce de vardı. Kuran şöyle buyurur: Ey Ehl-i Kitab! Neden İbrahim hakkında çekişiyorsunuz (ve herbiriniz onu kendinizden sanıyorsunuz). Oysa Tevrat ve İncil ondan sonra nazil oldu, anlamıyor musunuz? (Âl-i İmran 65-67) Kitab-ı Mukaddes Sözlüğü yazarı, İbrahimi Yahudiliğe isnad etmekte hatalıdır.

Hz. İbrahim (as) hakkında buraya kadar söylenenlerin tümü Kurandan çıkarılmıştır. Peygamberlerin hayatını Kurandan nakletmekte bağımsız bir yaklaşımımız var. Müslümanlar, tertemiz kişilikler ve insanlığın öğretmenleri olan Allahın peygamberlerini tanırken daha dikkatli olmalıdırlar. Belki çoğu İsrailiyat olan rivayetlerin peşinden gitmemeli ve kesinliği olan Sünnetten yararlanmalıdırlar.

Kuranda İbrahim (as) hakkında başka ilginç olaylar da bulunmakla birlikte buraya aktardıklarımızla yetiniyoruz. Tevrat ve Ebu Hureyreler peygamberler hakkında temiz şeyler söyleseler bile Kuran ve Sünnetten teyid almadıkça itibar etmiyoruz.

Fikri Takip

Reklamlar

2 thoughts on “Hz. İbrahim hakkında dikkatten kaçan hususlar – Ali Ekber Kureyşi

Add yours

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: