Öteki

Öteki kelimesi bilinenden ayrı, öbür, diğer anlamlarına gelmektedir. “Tanımlanmış ve meşruiyet kazanmış” bir dairenin içinden baktığınızda, bu dairenin dışında kalanlar, o dairenin içinde olanlara göre ‘öteki’ olarak adlandırılacaktır. Müslüman geleneğinde ecnebi ve ağyar kelimeleri bir anlamda ‘öteki’ demektir. Ağyar, ‘gayrı’nın çoğulu olup, öbürleri, diğerleri, başkaları anlamındadır. Ecnebi de ‘yabancı’ demektir, fakat ‘gavur’ anlamında kullanılmıştır.

Öteki kavramının öncelikle dini, siyasi, kültürel ve ekonomik içerikli olarak kullanıldığında hiç şüphe yoktur.

Her toplum ve medeniyetin bir ‘öteki’ kavramı mutlaka vardır. Olması da kaçınılmazdır. Öteki kavramı Grekler tarafından 6. ve 7. yüzyıla gelinceye kadar ‘yabancılar’ için kullanılmıştır. Kendilerini yabancılardan ayırmak için öteki kavramını kullanıyorlardı. Bu bağlamda batılılar 12. yy.dan 18. yy.a kadar, bilhassa Hristiyan olmayanları, ‘alt-insanlık’ biçimlerinden olarak tanımlamak üzere barbar sözcüğünü kullanmışlardır. 18. Yüzyıldan itibaren barbar kelimesi bilhassa ‘aydınlanmamış öteki’leri tanımlamak için kullanılmaya başlandı. “20. Yüzyılda ise, Avrupa ve Amerika tarafından, cahil, geleneksel ve kendilerinden daha az akıllı olarak gördükleri üçüncü dünya ülkeleri kastedilerek” kullanılmıştır.

Batı modernizminin amacı temelde yalnızca ötekini anlamak değil, aynı zamanda ötekini kendine benzetmek, yani kültür emperyalizmi, asimilasyon, sömürgeciliktir. Batılı insan ‘öteki’ni değiştirmek, dönüştürmek ve kendine benzetmek ister. Benzetemezse şer odağı olarak ilan eder. Modernlik kendi kurgusu içinde ‘öteki’nin özgünlüklerini görmezden gelir. Irkçılık, soykırım, etnikmerkezcilik, tekkültürcülük, yabancı düşmanlığı gibi pek çok olumsuzluk ‘öteki’ kavramına dayandırılmaktadır. Modernist batı, kendisini dünyanın muallimi olarak görmektedir. Her fırsatta, sürekli ‘öteki’ olarak aşağıladığı toplumlara ‘çağdaş değerler’i(!) dikte etmeye yeltenmektedir. Bu dikteyi reddedenlerin hakkı kötektir, batıya göre.

Bu bağlamda batı kültürü İslama sadece bir bilgi nesnesi olarak ‘öteki’ ilgisini göstermiştir. Avrupalı Şarkiyatçılar İslamı barbarlıkla eş tutmuşlar, İslamın peygamberi muhammed (a.s.)ı şehvetine düşkün, ‘kurnaz bir dinsiz’ olarak tanımlamışlardır. W.Montgomery Watt’ın öğrencisi Norman Daniel (ö.1992) Muhammed’in (as.) düzenbaz olduğunu ileri sürenlerden sadece bir tanesidir. Alman oryantalist Rudi Paret (ö.1983), 1995 yılında Türkçe’ye çevrilmiş makalelerinin birinde, Hz. Peygamber’i, aslında Kitab-ı Mukaddes kaynaklı olan Kur’an’daki kıssaları, çağdaşı bilir kişilerden aldığı (aşırdığı) halde, bunları kendisine Allah tarafından vahyedilmiş gibi takdim etmekle suçlamakta ve buna da şizofreni sıfatını uygun görmektedir. Oryantalist batılı bakışın İslamı tahkir, tezyif ve aşağılaması kitaplar tutacak hacimdedir. Bunların hepsini burada anmamız mümkün değildir. Son olarak hiç değilse, İslam’ın peygamberi Muhammed (as)ı cehennemde, şehvet düşkünleri, itikadı bozuklar, intihar edenler ve dini reddedenlerden daha aşağı bir noktada, şeytana hemen yakın bir yere yerleştiren Dante’nin bu kinini anmamız yeterli olacaktır.

Elbette ‘Yahudilik’ ve ‘Hristiyanlık’ denilen dinlerin de ‘kafir’ tanımı vardır ve onlar da müslümanları bu kategoriye sokmaktadırlar. Fakat unutulmamalı ki, eğer Tevrat ve İncil, Musa ve İsa Peygambere indiği halini muhafaza edebilseydiler, eğer ağır tahrifatlarla Allah’ın inzal ettiği kitap olmaktan beşerin uydurduğu kitaplar olma derekesine düşmüş olmasaydılar, Tevrat, İncil ve Kur’an’ın ‘kafir’ tanımlaması arasında bir tezat olmayacaktı. Her üç kitabın tanımlaması içine aynı insanlar dahil olacaklardı. Bir başka adlandırmayla, Tevrat-İncil ve Kur’an birbirlerini ‘öteki’ olarak görmek durumunda olmayacaktı. Şu halde Yahudi ve Hristiyanların Tevrat ve İncil kaynaklı ‘öteki’ tanımlamaları, bu iki kitabın muharref oluşlarıyla yakından alakalıdır. İsa’yı Allah’ın oğlu kabul etmemeyi kafirlik sayan bir ‘İncil’in ‘öteki’ tanımlaması bu doğrultuda olacaktır. Allah’a çocuk isnad etmeyi yeryüzünün en büyük şenaeti sayan Kur’an’ın ‘öteki’ tanımı da elbette kendi tanımı doğrultusunda olacaktır.

Bu kadar cürmüne rağmen muharref Hristiyanlık tam tersine İslamı, Hristiyanlığın bozulmuş bir şekli gibi göstermiş ve bu acınası ‘sapkın’ müslüman doğuluları hidayete erdirmeye erdirmenin gayreti içinde olmuştur. Konferans denen hitap biçiminin böyle başladığı ileri sürülmektedir. (E.Said) Hristiyan batıya göre İslam, ‘hristiyanlığa büyük zarar vermiş, Muhammed’in sapık doktrini’ idi, bir bid’at idi. İslam’a bilhassa ‘Muhammedilik’ ismini vermeye gayret sarf ediyorlardı.

Batılıların müslümanları ötekileştirdiği kavramların ve çalışma sahasının başında kuşkusuz Oryantalizm gelmektedir. Oryantalizm deyince hemen akla gelen isim E. Said’in eserine baktığımızda ‘oryantalizm’ kelimesinin ‘orient’ kökünden geldiğini görmekteyiz. Orient, bir saha, kapatılmış bir mekandır. Üzerine, bütün doğu’nun sıkıştırıldığı bir sahne: bir tiyatro sahnesi gibi. Bu sahnede, doğuyu tanımlamak için yüzlerce sözcük ve terim bulunmaktadır. Kısaca oryantalizm, batının doğulu öteki’ni anlama, bilme çabasıdır. Batının, kendini üstün gören ve bu üstünlüğünü korumak isteyen kültürünün eseridir. Bu kültür batının askeri, ekonomik sömürgeci araç ve kurumlarıyla beslenmektedir. Batının öğrenme ve bilme isteği izin vermek, ezmek, meşruiyet tanımak, yasaklamak, doğrulamak gibi tutumlara dönüşmektedir. Oryantalizm bir bilim ve tavırlar yumağı olarak Avrupa’nın sömürgeci kültürünün bir parçasıdır.

Batı medeniyeti soğuk savaşın sona ermesinden, komünizmin çökmesinden itibaren kendine en ciddi rakip olarak İslamı belirlemiştir. Şu anda İslamla hem kültürel hem de fiili kadim savaşı devam etmektedir. Fakat öncelikle kültürel/ideolojik savaş etkindir. Batılılar müslümanları tanımlamaktadırlar. İslami canlanma çabalarına, barbar kavramının bir uzantısı olarak son yıllarda fundamentalist, radikal dinci, köktendinci, entegrist, üçüncü dünyalı, taşralı ve en nihayetinde ‘terörist’ yaftasını takmaya özen göstermektedirler. Müslümanları, selefleri gibi kan dökmeye hevesli, laftan anlamaz teröristler olarak göstermektedir. Özellikle 11 Eylül 2001 tarihinden sonra terör sözü alenen İslamla eş anlamlı olarak kullanılmaya başlanmıştır. ABD ve başta İtalya olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde barbar, çağdışı, medeniyetsiz, fundamentalist söylemleri yeniden hızlanmıştır. Hatta o kadar ki ABD başkanı Bush, yeni bir haçlı seferini bile ilan etmekten kendini alamamıştır. Batılılar Filistin’de, ölmekten başka suçu olmayan müslümanları bile terörist olarak suçlamaktadırlar. Bu da İslamla olan bitmemiş hesaplarından kaynaklanmaktadır.

“Tanımlamak hakim olmaktır” demek yersiz sayılmamalıdır. Hakim olan tanımlamaktadır. Ötekini tanımlamakta zorlanmak, tabir caizse ıkınıp-sıkınmak acziyetin ifadesidir. Siz ötekini tanımlayamadığınız zaman öteki sizi tanımlayacaktır. Ötekine, sizin meşruiyet alanınızda bulunmayan olarak hak ettiği payeyi biçmediğiniz taktirde, kendi meşruiyyetiniz zedelenecektir. Kendi kendinizle çelişmeye, kuşku duymaya başlayacak ve ciddi biçimde tanımlar ve kavramlar kargaşası yaşanacaktır. Arkasından uzlaşma politikası gelecek ve uzlaşmamak, bir düzine olumsuz nitelemeyle anılacak banal (bayağı/sıradan) bir durum gibi algılanır hale gelecektir.

Peki İslami açıdan durum nasıldır? İslam’ın ‘öteki’si yok mudur? Bu soruya ‘yoktur’ cevabını vermek mümkün değildir. Kur’an tam da ‘öteki’ni, ‘ötekiler’i tanımlayan bir kitaptır. Kur’an insan gruplarını kategorize eder, çeşitli inanç gruplarına taksim eder. Her tanımladığı gruba bir isim verir. Kur’an’ın ‘öteki’ tanımı tamamen ve yüzde yüz tevhid merkezlidir. Tevhid-şirk ekseninde aldıkları pozisyona göre insanlara isimler verir. Akidesi yüzde yüz tevhidi olanlar mü’min, Allah’ın buyruklarına kendisini teslim etmiş olarak yaşayanlar müslüman adını alırlar. Allah’ın varlığına ve O’nun yaratıcı düzenine ilişkin yüce hakikatleri örtenler ‘kafir’, Allah’ın ilahlık vasıflarını başkalarıyla paylaştıranlar müşrik adını alırlar. Müslüman cemaatinden olmadığı halde çıkarları gereği öyleymiş gibi davranan iki yüzlüler münafık adını alırlar. Hem de bunlar cehennemin en alt kısmında bulunacak kadar değersiz ve zararlı insanlardır. Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyen, arzda fesat çıkartanlar, insanlara eziyet edenler ise zalimlerdir.

Kafir tanımlaması Kur’an’da çok önemli bir yer tutar. Kafirler evet beşerdirler; fizyolojik ve biyolojik özellikleri itibariyle, ontolojik olarak insandırlar. Fakat bunun dışında mü’minlerle benzer tarafları yoktur. Onlar mü’minlerin ‘öteki’sidirler, mü’minlerden başka ve gayrıdırlar. Öyle ki, müşrik kafirlerin kestikleri hayvanların eti bile müslümanlara helal değildir. Onların cenaze namazı kılınmaz. Ontolojik aynılığın dışında mü’minlerle hiçbir (ahlaki, dini, ideolojik) müşterekleri yoktur. Onlar ayrı bir ümmet, müslümanlar ayrı bir ümmettir.

Kur’an’ın tanım ve taksimine göre mü’minler bir ümmettirler, Allah da onların Rabbi’dir. Mü’minler, tıpkı filizini yeni çıkartıp gelişip kalınlaşan, derken kendi ayağı üzerinde duracak bir kudrete erişen, serpilip boy atan, sahibini gurura garkeden, ekin gibidirler! Kafirleri bu mesel öfkelendirmektedir! Bu ayetin sebeb-i nüzulü olan ‘ekin’in zemheri ayının içinden geçen filizlenme dönemi Mekke, gürbüzleşip atıldığı, kendi sağlam ayakları üzerinde durduğu, kafirleri öfkelendiren dönemi ise Medine’dir. İşte Peygamberimizin Medine’de kurduğu otoritenin senedi mahiyetindeki, ‘Medine vesikası’ olarak da bilinen belge “Müslümanlar diğer insanlardan ayrı bir ümmet teşkil ederler” sözleriyle başlamaktadır. Bunun anlamı, “müslümanlar diğer toplumlardan ayrı bir toplum; diğer ümmetlerden farklı bir ümmettir” demektir. Yani Kur’an, mü’minlerin dışındaki diğer insanları, akidevi durumlarına göre kategorize etmekte ve ‘öteki’ olarak görmektedir. Küfürle İslam arasına, gri rengi olmayan sağlam duvarlarını örmektedir.

Öyle ki, öteki insanların, yani kafir/putperestlerin yemekleri, kestikleri hayvanların etleri mü’minlere helal görülmemektedir. Müşriklere kız vermek ve kız almak caiz görülmemektedir. Putperestlerin dışındakilere, ehli kitap olarak adlandırılan Yahudi ve Hristiyanlar’a gelince, onlar putperestler gibi görülmemektedir. Yahudiler Hristiyanlardan daha fazla düşman, daha bağnaz ve daha fitne-fesatçı olarak görülmekle beraber, Kitap ehli olmak gibi bir farklılıkları vardır. Yahudiler ve Hristiyanlarla temelde, aynı kaynaktan vahye mazhar olmak gibi bir ortaklık söz konusudur. Fakat onlar kitaplarını tahrif etmişler, dinlerini bozmuşlardır. Bu bile, onların yemeklerini, kestikleri hayvanları helalleştirmeye yetmektedir.

Kur’an mü’minlere, insanlık içerisinde en yüksek payeyi verir. Sanırsınız ki, mü’min olmaktan başka insan olmak yoktur. Ancak mü’minler şerefli ve değerli kabul edilmektedir. Hatta Allah kendisinin mü’minlerin velisi olduğunu beyan etmektedir. İnsanlık için bundan büyük şeref düşünülemez. Ama Allah, mü’min kimseye, eğer kafirseler, baba ve kardeşlerini bile veli (dost, yakın, yardımcı) edinmemeleri konusunda uyarmaktadır. Mü’minler kafirleri ve hatta Yahudi ve Hristiyanları dost/veli edinmekten sarf-ı nazar ettirilmektedir. Çünkü onlarla mü’minlerin yolları ayrıdır. Onların dinlerine tamamen tabi olmadıkça mü’minleri sevmeyecekleri uyarısında bulunulmaktadır.

Mü’minler öyle insanlardır ki bunlar, yeryüzünde marufu emredip münkerden men etmek, insanları hayra çağırmak için vardırlar. Yani ‘öteki’leri İslamlaştırmak gibi asil bir görevle muvazzaftırlar.

İslamın ‘medeniyet’ haline geldiği dönemlerde ortaya çıkmış bulunan ‘darul harp’, ‘darul İslam’ tanımları da bir anlamda ‘öteki’ni tanımlamaktadır. Darul harp, müslümanların düşmanlarının ülkesidir. Orası müslümanlar için emniyetli bölge değildir. Dolayısıyla orası ‘öteki’lerin ülkesidir. Darul İslam ise müslümanların ülkesidir. İslam hükümlerini rahatlıkla uygulayabildikleri yerdir.

İslam’ın öteki telakkisi bizatihi iman ettikleri dinden kaynaklanmaktadır. Bizzat dinin sahibi Allah bu telakkiyi öğretmektedir. İslam uzlaşmacı, bâtılı hoş görücü bir din değildir. Kafirlerin dinleri onlara, mü’minlerin dinleri de kendilerinedir. Bu ayetin anlamı, ‘öteki’yle barışık olmak, ona değer vermek, ‘hepimiz aynı gemide bulunuyoruz’, ‘bu vatan hepimizin’ gibi ulusçu söylemler adına, hak dinden, tevhidden, Allah’ın vaz ettiği ilahi doğrulardan taviz vermekten sakınmaktır.

İslam’ın ‘öteki’ hakkındaki politikası, bilhassa batı medeniyetinin politikasından oldukça farklıdır. Her şeyden önce İslam öldürmeye değil diriltmeye; sömürmeye değil, imara; soysuzlaştırmaya değil, soylulaştırmaya taliptir. Kısacası İslam “çamurda mı, tep çamura” zalimliğini kesinlikle benimsemez. İnsanlara merhamet gözüyle bakar. Düşman da olsa aç insanlara ekmek vermeyi bir şeref bilir. Müslümanlara selam veren bir düşmana hayat hakkı tanınmasını emreder.

Bilinçli olarak, bir ‘psikolojik harp’ niteliğinde lanse edildiği gibi İslam, ‘öteki’nin can, mal ve namusunu haleldar eden bir din değildir. İslamın bakış açısı, ‘öteki’nin içinde bulunduğu dalaleti, hiçbir kınayıcının kınamasından korkmadan, hiçbir çıkar kaygısı ve dünyevi / pragmatik bir endişe taşımaksızın yüzüne karşı söylemek ve onu İslama davet etmektir. Fakat sırf kafir olduğu için, sırf müşrik ya da Yahudi veya Hristiyan olduğu için onların canına, malına kastetmez. Can ve mal açısından tehlikede olanlar, Allah’a ve Rasulü’ne savaş açmış olanlar (5/33); mü’minleri yurtlarından sürenler vb..dir. İslam evvel emirde ‘öteki’leri, İslamın tebliğine ihtiyacı olan kimseler olarak algılar.

Kendisinden başka dinlere inananları yalan ve iftiralarla, olduğundan başka gösterici propagandalarla aşağılamak, tahkir etmek, dünya kamuoyunda küçük düşürmek müslümanların metodu değildir. Bu, bilakis müslümanların asırlardır maruz kaldığı, batının metodudur. İslamın kaynağı olan Kur’an, ‘öteki’ni eleştirirken, eleştirdiği inanç, tavır ve tutumlarını gerçek bir objektivite ile olduğu gibi aynen verir. Söz konusu eleştiriye maruz inanç, tavır ve tutumları doğru bir şekilde takdim eder. Kasıtlı olarak, daha baştan, kolay eleştirmek için çarpıtmak gayesiyle olduğundan başka türlü göstermez. Sorunu doğru olarak masaya koyar. Ondan sonra, diyeceğini der. Nihayet Kur’an İslamın şeref levhası olan şu ilkeyi öğretir: Bir kavme olan düşmanlığınız sizi adaletten ayırmasın! (5/8)

Evward Said Foucault’nun şu sözlerine yer vermektedir: Bütün egemen kültürler kendilerine uygun bir hakimiyet söylemi yaratıyorlar ve bu söylem içinde kendilerinden başka kültürleri istedikleri gibi yansıtıyorlar. Oryantalizm, olan bir şeyi ‘olmayan’a indirgemektedir. İşte İslamla diğer medeniyetlerin farkı budur. Sırf kötülemek adına muhalifini olduğundan başka türlü göstermek İslam ahlakıyla bağdaşmaz.

‘Öteki’ kavramının bir ‘grup önyargısı’ olarak icad edildiğini öne sürenler varsa da, en azından İslam açısından meseleye baktığımızda bu doğru değildir. Çünkü İslam herhangi bir grubun ortak çalışmasıyla ortaya çıkmış bir doktrin değildir. O ilahi vahiydir. ‘Öteki’ kavramı ise bizzat vahyin kendisinde bulunmaktadır. ‘Öteki’ kavramının bir gruptan da öte, ulus önyargısı olarak ortaya çıktığı durumlara en iyi örnek şu geçtiğimiz günlerde en yoğun bir şekilde yaşadığımız futbol fenomenidir. Konunun uzmanlarınca analiz edildiği gibi, futbol maçları, adeta savaşan iki ordunun kullandığı savaş üslubuna tanıklık etmektedir. Rakip takım ve taraftarları adeta linç edilmesi gereken düşmanlarmış gibi algılanmaktadır. Hasılı, futbol fanatizmi ile, İslamın heyecandan uzak, gerçek akidevi ve bilgisel temellere dayanan ‘öteki’ kavramını aynı kefeye koymak doğru olamaz.

‘Öteki’nin bir tahayyül olduğunu, subjektivizmi ve her türlü önyargıyı yansıttığını, dışımızda kalanı, bizimle aynı vasatı paylaşmayanı, düşman olanı kurgulu bir resmetme olduğunu ileri sürmek kuşkusuz bir açıdan doğru, bir açıdan da yanlıştır. Doğrudur, çünkü herkesin ötekisi kendinedir. Her ideoloji ya da din, kendi temel doğrularına göre ‘öteki’sini belirleyecektir. Yukarıda izah edildiği gibi oryantalist bakış açısı için bu cümleler doğruluk ifade etmektedir. Yanlıştır çünkü, İslamın tanımları önyargılı değildir, gerçeğin ta kendisidir.

Osmanlı 17. yy. başlarından itibaren Avrupa’yı Frenk ve Hristiyan dünyası olarak algılar olmuştur. Cumhuriyet idaresi, öteki tasvirine bağlı kalarak, bütün karşıtlarının meşruiyetini ortadan kaldırmayı hedeflemiş görünmektedir.

İktibas

Reklamlar

One thought on “Öteki

Add yours

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: