Protestanlaşan Katolik Dinsiz midir?

Umran dergisi ağustos 2002 sayısını İslam’ı Protestanlaştırma Projesi başlıklı bir dosyaya ayırmış. İslam’ın Kamusal Alandan Tasfiyesi altbaşlığıyla birlikte takdim edilen dosyada bir hayli değerli makale ve değini yazısı var. Bütün emeği geçenleri kutluyorum.

Bu dosyanın olumlu yöndeki uyarıları acaba şöyle özetlenebilir mi: Türkiye’de öyle bir laiklik uygulaması mevcuttur ki din, devletin (kamunun) hiçbir alan veya biriminde asla bağımsız söz sahibi sayılmamaktadır. Ancak devlet dinin bütün alanlarında keyfi bir mutasarrıftır. Devlet dinin kamu alanlarındaki gölgesine bile tahammül etmemektedir. Devletin tapu müdürlüğü mesabesinde ancak değer atfettiği Diyanet İşleri Başkanlığı sıradan emir kulu gibi görev yapmaktadır. Yine söz konusu başkanlığın bütçesinden tarihi konsüllere benzer toplantılar düzenlenmektedir. Bu toplantılarda devletin istediği istikamette dini kararlar alınmakta bunlar gerekirse (başörtülü öğrencileri okullardan kovmak, başörtülü avukat ve doktorları kurumlarda çalıştırmamak gibi) cebren bile icra edilmektedir. Yüzyılımıza egemen seküler (dünyacı) zihniyet zaten Hıristiyan dünyasındaki Protestan mezhebinin bir türevi bir sonucu olarak doğmuştur. Öyleyse dini bir muhteva da yüklü bulunan Protestan ahlakı ve eğilimini propaganda eder gerektiğinde cebren uygularsak bizim halkımız da çağdaşlaşır. Çağdaş batılı değerleri onlara da aşılamış, onları da yüceltmiş oluruz. Devlet böyle düşünerek söz konusu kendi halkını dünyacılaştırma veya protestanlaştırma politikalarını, cumhuriyetin belirli dönemlerinden beri aşama aşama uygulamakta, giderek yerleştirmektedir.

Doğru olabilir mi böyle bir iddia? Olabilir. Çünkü Türkiye’de devlet zaman zaman böyle işleri uzak ve yakın geçmişte çok yapmıştır. Şimdi ve gelecekte niçin yapmasın? Zira devletin resmi politika diye güttüğü temel birtakım görüşleri ilkesel anlamda İslam’a tepeden tırnağa zıttır. Öyleyse resmi sıfatlı bir İslam’ı Protestanlaştırma Politikasından, böyle bir projeden söz etmek mümkün gözükmektedir.

Protestan mezhebinin temel argümanları ile mevcut politikaların ne ölçüde örtüştüğünü gözlemek için, belki Süleyman Demirel’in, Kur’an’ın kimi ahkam ayetlerinin geçersizliğini savunduğu nutkunu hatırlamak yeter. Devlet görevlisi gibi yıllardan beridir TV kanallarından konuşup duran kimi din otoritelerini dinlemek de fikir verebilir. Yahut Diyanet İşleri Başkanlığının düzenlediği konsüllerin tartıştığı özellikli konulara dikkati yoğunlaştırmak bizi bu konuda aydınlatacak berraklıktadır.

Evet, eğer bu üç gözleme sahipsek Protestan mezhebinin Tanrı ile kul arasına kimsenin giremeyeceği, ibadetlerin yerli dille icra edilebileceği, azizlerin, ermişlerin diğer insanlara bir üstünlüğünün olamayacağı, mucize, şefaat ve kutsalla irtibat türünden hallerin itiraza uğradığı görüşleriyle paralellik kurabiliriz.

Peki bu sahici bir tehlike midir? Yoksa devlet kendi kendine boşa kürek mi çekmektedir? Devlet hiç boşuna kürek çeker mi diye düşündüğünüzü varsayıyorum. Ama devlet işlerinde yakın şahitleriz ki, gelişmemiş bürokratlar devleti ve halkı defalarca oyuna getirmişlerdir.

Mesela biz müslümanlar için birileri tarafından ciddi bir proje biçiminde hayata geçirilse bile İslam’ın protestanlaştırılması diye bir tehlike sahiden mevcut mudur? Hiç sanmıyorum! Öyleyse müslümanların yayınladığı bir dergi (varsa eğer) böyle bir projeyi dosya değerinde kapağına taşırken, kendinden kuşkulanan böyle bir başlık atmamalıydı diye düşünüyorum. Böylesi bir projenin konusu İslam değildir. Olamaz! Olsa olsa dünyanın bakir bir hedef kitlesi sıfatıyla sessiz/durağan, kaderini, mehdiyi ve İsa’yı kendisini kurtarması için bekleyip duran, büyük ekseriyeti maalesef cahil, aciz, bilinçsiz ve basiret yoksulu coğrafyamızın halklarıdır. Müslümanları Protestanlaştırma Projesi denilseydi durum belki biraz kurtarılabilirdi. Tabii ben o zaman da muhalefet şerhimi koyardım.

Açıklayayım.

Bir kere din dünyayı terkediyor, dünya giderek dinsizleşiyor iddiası kanaatimce temelinden sakattır. Bu yorum vahye müstenid bir nazarın sonucunda doğmuş olamaz.

Batı dünyası için belki şöyle bir korku söz konusudur. Geçmişin idealist dünya yorumu ve anlayışına modern zamanlarda artık materyalist algı baskın çıkmaktadır. Bilgiden uzak tutulmuş geniş kitleler geçmişte duygu egemen bir hayat sürdürüyorlardı. Duygusal zaaflarından kolayca yakalanıyor ve avlanıyorlardı. Bugün onlar da iyi kötü bilgiye erişince duygularını bilgiyle kontrol etmeyi öğrendiler. Akıllarını, fikirlerini keşfettiler. Şimdilerde batıl itikatlarla eskisi kadar kolay avlanmadıkları için artık daha egoist, daha dünyacı bir görünüm arz ediyorlar. Esasen müslüman zaviyesinden maneviyatçı, idealist, duygulu köylü bir Hırıstiyan ile, daha çok maddeci, akıllı ve şehirli bir Hıristiyan arasında takva noktasından bir fark gözetilemez. Yani maddecilik kötüdür de Katolik veya Ortodoks bir maneviyatçılık iyi midir? Böyle bir tercih hangi kritere göre yapılmaktadır?

Demek ki batıda dün de din vardı bugün de. Dünkü din maneviyatçı Katolik ve Ortodoksluk iken şimdiki din dünyacı Protestanlıktır. Elden giden maneviyatçı ortodoksidir, din değil. Ve İslam açısından birinin ötekinden hiçbir farkı yoktur.

Yalnız bir fark vardır. Umran dergisinin dosyasından öğrendiğimize göre, müslümanlar üzerinde onları protestanlaştırma projesi icra edilmektedir. Yani protestanlaşma gerçekleşmiş bir şey değil ama gerçekleşmesi umulmaktadır. Demek ki içimizde henüz Protestan ahlakı taşıyanlar yoktur ama her an karşımıza çıkabilirler. Pekala soruyorum şimdi; İslam dünyasında Katolik veya Ortodoks ahlakı yaşayan ve güden kitlelerden haberli misiniz? Yani acaba tıpkı protestanlaşmayı mümkün gördüğünüz gibi katolik veya ortodokslaşmış olmayı da mümkün görüyor musunuz? Görüyor olmalısınız zira sadece müslümanları bile değil yüce İslamı protestanlaştırma tehlikesine dikkat çektiğinize göre, beriki sonucu muhal sayamazsınız…

İşte ben diyorum ki, evet, belki birgün İslam coğrafyasında Protestan ahlakı yaşayan kitleler görebiliriz. Ama bugün aynı coğrafyada mevcut, halen büyük baskıcı güç odaklarına yaslanarak hayatiyetini sürdüren katolikleşmiş, ortodokslaşmış geniş yığınlardır asıl hatırlanması gereken, ilgi isteyen… Niçin acaba bizden başka hiçbir kesim onlarla uğraşmıyor, mücadele etmiyor, ilgi odağına bile almıyor? Ve acaba onlar da mı söz konusu mezheplerin çekim alanlarında kimi itikatlara, alışkanlıklara sahiptirler? Yoksa Katolik ve Ortodoks esprideki katı, nasscı, statükocu, duyguların aklı boyunduruğa aldığı mezhepçi mutaassıp edayı dindarlık mı sanmaktadırlar? Ki, ana kaynağa yönelip, bilinçle, basiretle, kalbi selim ve aklı selim ile iman edin diyen herkesi rasyonalist, seküler, modernist diye suçlamasınlar.

Dört mezhep haktır diyen fıkhi anlayışın, Kadının boşanma hakkı yoktur diyen bir mezhebin boşanmayı yasaklayan Katolik despotizmiyle akrabalığına hiç nazar ettiniz mi? Bana hangi hadisi getirirseniz getirin onun tevilini yaparım diyebilen cüretkar bir dil sahibi için artık resulullaha iftira etmenin bir manası kalmış mıdır? Ve o anlayışın ortodoks anlayışla yakınlığı hiç dikkatinizi çekmiyor mu?

Hıristiyanlığın Protestan mezhebi kötüdür; amenna. Sonu dünyacılığa varmıştır. (Sanki diğer mezheplerin dünyadan el etek çekme felsefelerinde gizli bir sekülarizm yokmuş gibi) hadi onu da kabul edelim. Peki ya Katolik ve Ortodoksluk için ne düşünüyorsunuz? Üstelik İslam coğrafyasında halen bu iki mezhebin taşkın etkisiyle diyanetini vahy’in rehberliğinden çıkarıp azizlere, ermişlere, şeyhlere, dervişlere, üstadlara bağlamış yığınlar yaşamaktadır. Acaba diyorum bugün halkını protestanlaştırmaya çabalayan devlet gibi dün de halkını bu iki mezhebe peşkeş çeken devlet veya devletler mi vardı? Yoksa bu tercihi zaman içinde özden, kaynaktan uzaklaşan kitleler, cahil veya çıkarcı kanaat önderlerinin de kışkırtmasıyla mı yaptılar? Tıpkı bugün gözlediğimiz gibi…

Yani bugün hiç de dünyacı/seküler bir görüntü vermemelerine rağmen her nasılsa dünyaları da düze çıkmış isimlerini veremediğim şucu-bucu müslüman kanaat önderleri ve cemaatlerini hangi mezhebin ihata alanı içinde mütalaa edeceğiz? Dünyaları bayağı mamurdur diye protestan desek, felsefelerindeki ortodoksi bize darılmaz mı? Hadi bizzat tanıdığım için isim vereyim; dünyanın dört bir bucağını dolanıp duran, dünyası mamur, son derece modern görüntülü bir müslüman size hitaben, Said Nursi ve Fethullah hocanın kitaplarından başkasını okumanın gereksizliğinden bahsaçar, bu kitapların bilcümle ihtiyaçları gördüğünü savunursa onu takvasıyla başbaşa mı bırakırsınız, yoksa kara kara düşünür müsünüz benim gibi? Ha bir de bu arkadaşımızda Protestan ahlakının en ufak bir izi var mıdır diye sormadan edemeyeceğim? Hanelerinde Kur’an-ı Kerim bile bulundurmamalarını türkçe meallerin çok fazla artmasına tepki olarak mı değerlendirirsiniz?

Tekrar soruyorum: Türkiye için hangi Hıristiyan mezhebinin yaygınlaşma ve etkileme tehlikesi söz konusudur? Ve niçin onları da tartışmaya açma cesareti yoktur fazla kimsede? Devleti kınamak kolaydır diyorum. O, soyut bir varlık. Okları bizzat insana döndürdüğünüzde galiba iş zorlaşıyor.

Ben bazen diyorum ki devletin, toplumunu yönetmek ve gütmek için ehlileştirmesine, uyuşturmasına ne hacet? Onlara Türkiye’de birtakım cemaatlerin yayınladığı gazete ve dergileri okutmak, hala ve her daim Allah’ın varlığını ispatlamak için çocuksu renkli resimlerle müzeyyen sayfalarına nazar etmek yahut aynı çevrelerin tv kanallarını yoklamak yeter de artar bile…

Sızıntı dergisinin Ağustos 2002 sayısındaki ifadeleri okuduğunuzda büyük lafların arka planındaki hikmet ve gizemi tüyleriniz ürpererek hissedeceksiniz:

“İnsanlarda mükemmelliğin en derin buudu kötü kimselerle bile iyi geçinmektir.”

Devlet belki yukarıdan beri sözü edilen proje ile İslam’ı değil bence halkının eskimiş, pörsümüş Katolik ve Ortodoks temayüllerini Protestan ahlakıyla yer değiştirecek. Çünkü olay batı dünyasında da böyle gerçekleşti. Peki bundan bize ne? Bırakalım yapsın. Halk kendi halkı değil mi? Bize niye ateş düşüyor? Yahut biz ne sanıyoruz? Halk protestanlaşırsa İslam mı protestanlaşmış olacak? Buna imkan var mı?

Asıl uzun uzun konuşulup üzerinde durulması gereken yanılgı şudur: dünya (batı ve uyduları) Katolik ve Ortodoks ahlaktan usandı. Sonucu sekülarizme varan Protestan ahlaka doğru sürükleniyor. Öyleyse dünya dinden çıkıyor… Hayır, biz diyoruz ki bu da bir din’dir. İsterse adı materyalizm olsun. Çünkü bizce insanların üzerinde ortaklaşa yürüdükleri tavırlar, duruşlar, ahlaklar bütünü olan her yol bir din’dir. Ama bâtıldır. Çünkü tek Hak din İslamdır. Onu kimsenin protestanlaştıramayacağını söylemeye ne hacet?

HAMİŞ: Kaynaklara dönmeliyiz, içtihad kapısını açık bulundurmalıyız, Allah ile kul arasına aracı koymamalıyız,velilerin kerameti, mucize, şefaat, kutsal kavramı, mehdi, İsa’nın ref’i konularını yeniden tartışmalıyız v.s. diyen herkesi Protestanlık veya Martin Luther’likle suçlayanları çok gördük. Bu gelenekçi kurnazların kendi ortodoksluklarını örtülü ödenekten aktarılan primlerle kamufle etme çabalarından haberliyiz. İnşaallah ayrı yazılarda bunları da tartışma fırsatı buluruz.

Metin Önal MENGÜŞOĞLU – İktibas

Reklamlar

One thought on “Protestanlaşan Katolik Dinsiz midir?

Add yours

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: