Müteşabihlik meselesi

Kuranın çelişkili olduğu savlarını güçlendirmek için İslam dışı her türlü akımın kullandıkları argümanların başında müteşabih ayetlerin gelir.

NEDEN MÜTEŞABİH

Buna kesin bir cevap verebilmek için müteşabihliğin ölçüsünü ve alanını netleştirmek gerekir.

1.Dini kitaplar insan hayatının iki alanı için iki ayrı dil kullanmıştır.

Bilindiği üzere dini kitapların amacı insanlarda “Allah bilincini yerleştirmek” ve iyi insan olmasını sağlamaktır. Bunun içinde yasal ve yasak olanları belirlemesi elbette kaçınılmaz olmaktadır. Kısacası “ahkâm” veya “hüküm bildirme” diye niteleyeceğimiz bu alanın da muhkem ve kesin bir şekilde açıklanması, insanları anlaşmazlık konusunda zorlayacak müteşabihlere yönlendirmemesi gerekir.

Ancak dini metinlerin sınır koymayan ve “serbest alan” diye nitelendireceğimiz yönleri de vardır. Kıssalar, atasözleri ve söz sanatlarına başvurulan bu alanda müteşabih anlatımlar kendilerini göstermektedirler. Bu açıdan bakıldığında Kuranın gerek tarihi olaylar, gerekse fen bilimlerinin sahasına giren konulara girdiğinde, bilgi vermediğini bu alanlarda bilinçlendirmeye ağırlık verdiğini görülmektedir. Böylece doğal yasa ile işlenen konuların kuranda bilgi düzeyinde verilmemesinin sebebini anlamış bulunmaktayız. Çünkü kutsal kitaplar bilgi değil, bilinç kitaplarıdır. Müteşabih bilgi kitabında olmaz ama bilinç kitanında olur.

2.Bu serbest alanda dilin sembolik, mecaz ve yorumlanabilir(müteşabih) olması gerekir.

Bilindiği üzere dil değişebilen bir olgudur. Çevremizde insanların konuşmalarının içinde aynı isim kullanıldığı halde değişik anlamların verildiği önemli oranda kelimelere rastlamaktayız. Sürekli değişebilen dili sonraki kuşaklara aktarabilmenin yolu dili güncelleştirmektir.(Kesinlikle bu kazın ayağını ters çevirmek değildir. Müslümanların henüz savunma konumuna geçmediği ilk 3 asırda bile tefsirlerin var oluşu, bunu gösterir)

3.Müteşabih alana girebilecek ve bilinçlendirmeye yönelik olarak düşünülen bu ayetlerde kesin hüküm aramak gerekmediği gibi bilimsel gerçeklikler de aramamak gerekir.

Fakat bilinen bir husustur ki iyi niyete dayandığı bilinen ve son yüzyıllarda artan müteşabih kavramları “bilimleştirme” hareketleri [private] görülmüştür. En önemli örnekler evrenin genişlemesi, insanın evrimleşmesi, tatlı ve tuzlu suların karışmamasının bulunması v.s dir. Klasik dönemde bu ifadeler muhkem olarak alınırken ve bu noktada da sorunlar vermişken modern dönemde bunlar müteşabih olarak bilinmiş ama müteşabihliğin sonradan bilinecek konular olacağı görüşü sebebiyle bunların bilimselleştirilmesi yoluna gidilmiştir. Bu hem yorumlanmaya açık olanı kesin bir yoruma katmak olduğu için hem de edebi bir dili laboratuar diline çevirmek olduğu için yanlıştır.Bir işe geç kalındığını ifade etme bağlamında “atı alan Üsküdar’ı geçti” deriz.Bunu laboratuar mantığı ile yorumlasak Üsküdarı geçen bir atlının var olduğunu kabullenmek gerekecektir.

Klasik yorumcular müteşabihlerin bir kısmını muhkem olarak aldıkları için zamanla yalan söyleyen bir Kuranla bizi baş başa bıraktılar.Modern yorumcular da bunu bilimselleştirerek sonu yanlışa götüren bir Kurana doğru gidebileceğinin farkında olmalıdır.Kaldı ki güya bu bilimsel tespitlere değindiği söylenen bu ayetlerin neden hep icat ve keşiflerden sonra çıktığı da başka bir tartışma konusudur.Kladı ki bu müteşabihliği muhkemleştirdiğiniz zaman laboratuar ,bunu kesin bilgi olarak kabul etmeyecektir.

4. Konu ile ilgili 3.Sürenin 7.ayeti

Neden müteşabih diye sorduğunuz zaman karşınıza çıkacak bir cevap da bunula ilgili ayetin olmasıdır. Oysa ayeti okuduğumuzda karşımıza yığınla soru çıkmaktadır.

—Burada kastedilen kitap Kuran mıdır?
—Eğer Kuran ise peygambere inmeden önceki durmu mu yoksa indikten sonraki durumu mudur?
—İkinci anlamda kuran hali, birinci anlamda ise levhi mahfuzdaki hali olacağından Tevrat ve İncili de kapsayacağından kitap hangisinden bahsetmektedir?
—Ayetin içinde bile iki defa kitap geçmektedir. Bu ikisi aynı kitap mı ayrı kitap mı?
—Kuranda ayet sadece kitabın içindeki yazılı ifadeler değil,(mucize ile ilgili tespitlerde söylediğiz gibi) varlıkların sistem ve işleyişine de ayet dendiğine göre ve bu sistemin de bir kısmı gayb alanı olduğuna göre muhkem ve müteşabih olan ayetler yazılı ayetler mi yoksa varoluş sistemi anlamındaki ayetler mi?
—Müteşabih ve muhkem nedir? Zıt anlamlı mıdırlar? Yoksa birbirini kısmen kapsayan kavramlar mıdır?
—Hud süresi 1.ayet kitabın tüm ayetlerinin muhkem olduğunu söylerken, Zümer süresi 23.ayetse tümünün müteşabih olduğunu ifade etmektedir. O halde tamamı muhkem olan, tamamı müteşabih olan ve nihayet bir kısmı muhkem diğer kısmı müteşabih olan ayetler hangi kitapların ayetleridir.
—Müteşabihleri sadece Allah mı bilir, yoksa Allah ve ilimde derinleşenler mi?
—Eğer ilimde derinleşenler de biliyorlarsa sayı üzerinde bir görüş birliği varmıdır?
—Eğer sayı konusunda görüş birliği yoksa kesin bilgi olduğu nasıl gerçekleşecek?
—İlimde derinleşenlerden maksat kimlerdir. Din âlimleri mi, bilim insanları mı?
—Kalplerinde eğrilik olanlar kimlerdir? Sadece inanmayanlar mı?
—Eğer onlar da Allahın ayetleri ise yorumlamaya kalkışmak neden fitne olsun

KONUNUN AÇIKLANMASI

1—Burada kastedilen kitap Kuran mıdır? Diğer kitaplar mıdır?

Kuran mahiyetleri itibariyle iki türlü kitaptan bahseder. Birincisi “indirilen kitaplar”, diğerleri ise “korunan kitaplar.”Ancak kitaptan bahsedilince genel anlamdan Kuran anlaşılmıştır. Hâlbuki kuran, indirilen kitaplar kategorisine girmektedir. Kuranın değiştirilemez, her şeyin içinde açıklandığı ve herkesin ulaşamadığı kastettiği kitaplar korunan kitaplardır.

Kuran yorumcularının tamamına yakını burada kastedilen kitabın Kuran olduğunu söylemektedir. O halde muhkem ve müteşabihlik de Kuranda aranmalıdır. Diğer bir görüşe göre ise buradaki kitaptan maksad korunan kitap olup Tevrat ve İncil ile Zeburu da kapsamaktadır. Bu açıdan birçok örnekte olduğu gibi burada da kalplerinde eğrlikik olanlar ile kastedilenler onu yontmaya çalışan rahip ve hahamlardır. Farklı bir görüş de “kitabın anası”olarak açıklana kitabın korunan kitap iken “sana indirilen geçen kitap” ise Kurandır.

Kanaatimize göre, Kuran indirilen kitaplar arasında fark görmediği için hepsine kitap demiştir.”Bu kitap” ile a Kuran, Tevrat Ve İncili beraber kastedilmesi mümkündür. Ancak hangi kitaplar kastedilirse edilsin korunanın vahiy olduğu kesindir. İsterse hala korunma halinde olsun isterse de indirildikten sonraki hali olsun fark etmez.

2-Muhkem Ayetler

Ayet, Arapçada işaret, ipucu, delil, ibret gibi anlamlarda kullanılmaktadır. Kuranda da ayet bu şekilde kullanılmıştır. Ancak Türkçede ayet, kutsal kitaplarda ve özellikle de Kurandaki cümleler için kullanılmıştır. Kuranda ise beş çeşit bir kullanım görebilmekteyiz.

a) Evrende oluşum ve değişim halinde olan olağan olgu ve olaylar
b) Evrende olağandışı sanılan olaylar, mucizeler
c) İnsanın kendisindeki akılsal kanıtları
d) Mukaddes kitapların cümleleri
e) Korunan kitaptaki ayetler.

Muhkem de Arapçada ise gem vurabilen, sağlamlaştırılmış, dayanıklı, kesinleştirilmiş gibi anlamlarda kullanılmaktadır. Ayetler bağlamında düşünsek, kesinleştirilmiş ayetler anlamını vermiş olacağız. Nitekim ayette muhkem ayetlerin kitabın anası yani merkezi olduğu söylenmiş ve ve geri kalanın müteşabih olduğu ifade edilmiştir. O halde vahiyde muhkem ayetler merkez durumunda olduklarından öz anlatır ve az bulunur.

3-Müteşabih Ayetler

Müteşabih, kelime olarak benzetmek ve yerine koymak gibi anlamlarda kullanılmaktadır. Şüphe kelimesinden türemiştir. Bu haliyle benzeşen anlamındadır ve benzeyen ile benzetilen diye en az iki şey vardır. Ayetlerin benzeşmesinden bahsetmekle beraber benzeşen ayetlerin ne olduğu açık değildir.

4-Muhkem ve Müteşabih Ayetler

İslam bilginleri muhkem ve müteşabihlerin ne olduğu konusunda çok değişik fikirler düşünmüşlerdir.

1. Birinci görüşe göre direk helal ve haram bildiren ayetler muhkem, mukatta harfleri(elif-lam-mim gibi)müteşabihtir. Bu ikisi dışında kalan büyük bölüm ne muhkem ne de müteşabihtir.
2. Muhkem ayetler hükmü kaldırılan, müteşabih ayetler ise hükmü kaldıran ayetlerdir. Bu konu başka bir kuran ilmi olan nesih olayı ile ilgilidir. Nesih kavramını da evrensellik ve tarihsellik bağlamında vereceğimiz uzun makalemizle beraber işleyeceğiz.
3. Muhkemler anlamı ister kapalı isterse de açık olsun bir delil ile bilinebilecek ayetleridir. Müteşabihler ise insanın bilgisinin almayacağı bilgilerdir. Bu görüş kuranın bir kısmının anlaşılmaz olduğunu ifade etmektedir.
4. Muhkem tek bir yorumu olan müteşabih ise birden çok yorumu olan ayetlerdir. Oysa tek bir yorumu tüm zamanlar için olabilecek bir ayetin var olabileceği kesin değildir.
5. Muhkemler detaylı anlatılan kıssalar, müteşabihler ise tekrar edilen kıssaların lafızlarındaki kapalılıklardır.
6. Muhkem anlamı hemen kavranabilen, müteşabih ise derin düşünceden sonra bilinebilen ayetlerdir.
7. Helal ve harama dair olanlar muhkem, biribirini onaylayan diğer ayetler ise müteşabihtir. Önemli tefsircilerden biri olan Mücahidin görüşü olup en isabetli yorum bu gözükmektedir. Buna göre kesin haram söylenmeden bir şeyin kötü olduğunun vurgulanması bir müteşabih anlatım biçimidir.Bu görüş şu hadisle de desteklenmektedir.Haram bellidir helal da bellidir,ikisinin arasında müteşabihler bulunur…….
İster korunan ana kitap olsun isterse de indirildikten sonra özlü ve kesin ifadeler olsun muhkem ve müteşabihliğin birbiriyle eşit konumda bulunmadıkları görülmektedir. Çünkü ayette muhkemleri kitabın merkezi, geri kalanı ise müteşabihleri olarak açıklaması verilmektedir.

Böylece bir konu hakkında hüküm vermeyen, sadece anlatan ve serbest alan olarak tanımlanabilecek tarihi olayları, geleceği, ilahi özellikleri ifade eden her betimleme de müteşabih olmaktadır. Bunlar amaç olan muhkemliğe götürme yolunda bir araç durumundadırlar. Hedefler konusunda ise benzeşirler. Araç sözler kesinlik taşımadığından kötü niyetliler onu isteğine göre yorumlayabilir. İşte kınanan da bu kötü niyetli insanlardır.

MÜTEŞABİHLER

1.Gayb(algılanmayan) alem ile ilgili olanlar

Bunu da ilahi gayb ile ilahi olmayan gayb diye ikiye ayırabiliriz.

a)İlahi Sıfatlar

Kuranda müteşabihliğin en yoğun olduğu konu bekleneceği gibi Tanrısal özellikleridir. Herhangi bir İslam inancı ile ilgili bir kitabı okuyanlar şu muhkem ifadelere rastlamışlardır.

Allah vardır ve birdir. Varlığının başlangıcı ve sonu yoktur. Allah yaratıklardan hiç birisine benzemez. Allah’ın varlığı kendisindendir. O hiç bir şeye muhtaç değildir, bütün her şey ona muhtaçtır.

Allah daima diridir. Her şeyi bilir, görür, işitir, dilediğini yapar. Allah sonsuz kudret (güç) sahibidir, yaratıcıdır, dilediğini yoktan var eder.

Yukarıdaki her bir ifade Kuranda Allah’ı muhkem olarak anlatan ayetlerden alınmıştır. Ne var ki Kuranı okumaya başladığında yukarıdaki cümlelerle çelişen ifadeler bulmaktadır. Allahın kendisini değil de uygulamalarını anlatırken insanlara benzer ifadeleri kullandığını görür. Allahın yemin etmesi, öfkelenmesi, tuzak kurması, intikam alması, elinden bahsetmesi, tahtının su üzerinde olması v.s… gibi betimlemeleri görür. Oysa bu betimlemeler her şeye gücü yetmeyen ve insana benzeyen bir insanın olabilir. İşte bunlar, insanın idrak ve tecrübesinin üstünde olan bir varlığı insanın seviyesine indiren ifadelerdir. Hepsinde Allahın her şeye gücünün yettiği, yapılanların karşılıksız kalmayacağı gibi anlamlar çıkarmak mümkündür.

b)İlahi Olmayan Gayb

Bunu da ikinci yaratılış ve ilk yaratılış açıklarken ifade eder.

İkinci Yaratılış: İnsanın ölümünden başlayıp cennet ve cehennemle son bulduğuna inanılan merhaleler de Kuranda önemli oranda betimleme bulunmaktadır. Normalde diğer âlem ile bu âlemin birbirine benzemediği bilinmektedir. Bu dünyada algılanmayan her türlü şeyin diğer dünyada algılanacaklarına inanılmaktadır. Bu bile diğer âlemin bu evren şartlarında düşünülmemesi gerektiğini gösterir. Ancak diğer âlem betimlenecekse benzer kavramları kullanmak gerekir. Bu açıdan kabir âlemi, sura üfürme, mahşer meydanı, mizan, sırat, cennet ve cehennemi dünyada benzer betimlemelerle kullanır. Nitekim Kuran cennet ve cehennemi anlatırken mesel (yani benzeri) der.

İlk Yaratılış: Evrenin var oluşundan insanın oluşumuna kadar Kuran bahseder. Evrenin önce bitişik iken ayrıldığına, her canlının sıvıdan oluştuğuna, insanın tek bir özden yaratıldığına, insanın bilinçleşme aşamasında halife olduğuna işaret eden ayetler vardır. Ne var ki ilahi sıfatlar ve ikinci yaratılışın aksine bu ayetler genellikle muhkem olarak anlaşılmıştır.

2.Gayb Olmayan Konular(Var oluş Sistemi): En önemlisi imtihan kavramıdır. İnsanlığın bu âlemde ayrıştırılarak diğer âleme geçtiğine ve bunun da bir sistemle olduğuna dair anlatımlar imtihan etmek için oluşmuşuz anlamına sebep olmuştur. Yine sosyal hayat ile ilgili düzenlemelerde muhkem düşünülmeden hükme götüren araçlar üzerine yoğunlaşma olduğundan hükümleri yanlış anlaşılmıştır. Bu konu da daha çok ahkâmın değişmesi ile ilgili olan nesih konusu ile ilgilidir.

Özedönüş:22 Aralık 2007

[/private]

Reklamlar

2 thoughts on “Müteşabihlik meselesi

Add yours

  1. Selam,

    Kur-an ve Tevrattaki ifadeler mecazdır. istiaredir,semboldür..Vhy denilen gerçek,kainatın ruhu genomu zaman gelmiş ibrani dilini seçmiş zaman gelmiş arap dili ve edebiyatını seçmiş,kendini somutlaştırmış, hoş seçmek deyince buda yanlış anlaşılır şimdi, kim neyi seçiyo gibi.. Vayin öncelikle bir yatay gelişimi mevcuttur, sonrasında dikey gelişimi.. Ekonomideki arz talep ilişkisi gibi.. Kinat üzerinde hangi dinden hangi ideolojiden olursa olsun ve hatta ve hatta hiç bir dini benimsemeyenlerin dahi inkar edemeyeceği temel bir gerçeklik vardır. İlmin gerçekliği! Tıpkı sibernetik ilmi gibi, salt ilimken somutlaştı ve şu anda bilgisayarı kullanabiliyoruz çok yönlü olarak. Kainatta büyük bi bilgi işlem hacmine sahip bir bilgisayar, her bir varlıkta küçük dosyalardır.. Yada şöyle demeliyiz,2 kere 2 her yerde her zamanda hep 4 eder. Zamana ve mekana tabi değildir. Ve 2 tane 2 her ne ise,yani somut varlığı değişsede yine 4 tür yine 4. 4 gezegen, 4 insan, 4 çiçek,4 hücre, 4 atom,4 fasulye..ilh. ama hep 4 tür. Güzellikte bir hakikattir, ilmi bir gerçekliktir, zaman ve mekanla kayıtlanamaz,zaman gelir bir kadında zaman gelir bir tabloda bir çiçekte bir bebekte her yerde kendini gösterir,ama görünen hakikat tek bir şeydir, güzellik.. İşte vahy de böyledir, varolan bir hakikattir, gelişme şekli nasıl olursa olsun hangi zaman ve mekanda varolursa olsun, toplumlar medeniyetler ne kadar değişirse değişsin, ruhu özü aslı birdir, fakat şartlar zamanlara göre değişir..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: