İnsanlar Neyi Bekliyor?

1-Allah’ın Azabının Gelmesini mi?

Onlar, bulut gölgeleri içinde, Allah’ın azabının ve meleklerin tepelerine inip işin bitmesini mi bekliyorlar? Bütün işler Allah’a dönecektir.2/Bakara-210

2-Meleklerin Gelmesini mi?

Onlar kendilerine meleklerin gelmesini mi, yoksa Rabbinin gelmesini mi, yahut Rablerinden bir takım mucizelerin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bir takım mucizeleri geldiği gün, bir kimse daha önce inanmamışsa veya imanıyla bir iyilik kazanmamışsa, imanı ona fayda vermez. Onlara: «Bekleyin, doğrusu biz de bekliyoruz» de.6/Enam-158

3-Mucizelerin Gelmesini mi?

Onlar kendilerine meleklerin gelmesini mi, yoksa Rabbinin gelmesini mi, yahut Rablerinden bir takım mucizelerin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bir takım mucizeleri geldiği gün, bir kimse daha önce inanmamışsa veya imanıyla bir iyilik kazanmamışsa, imanı ona fayda vermez. Onlara: «Bekleyin, doğrusu biz de bekliyoruz» de.6/Enam-158

4-Kitabın Haber Verdiği Sonuçtan Başkasını-Şefaati mi?

Kitap’ın haber verdiği sonuçtan başka bir şey mi bekliyorlar? Sonuç gelip çattığı gün, önceleri onu unutmuş olanlar, «Rabbimizin peygamberleri şüphesiz bize gerçeği getirmişti, şimdi bize şefaat etsin, yahut geriye çevrilsek de işlediklerimizin başka türlüsünü işlesek» derler. Doğrusu kendilerini mahvetmişlerdir, uydurdukları şeyler onları koyup kaçmışlardır.7/Araf-53

5-Rabbin Buyruğunun Gelmesini mi?

Onlar kendilerine yalnız meleklerin veya senin Rabbinin buyruğunun gelmesini mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Allah onlara zulmetmemişti, ama onlar kendilerine yazık ediyorlardı.16/Nahl-33

6-Sünnetullahtan Başka Bir Şeyi mi?

Çünkü onlar yeryüzünde büyüklük taslıyor ve kötü tuzaklar kuruyorlardı. Halbuki kişi kazdığı kuyuya kendi düşer. Onlar öncekilerin kanunundan (onlara uygulanandan) başkasını mı bekliyorlar? Allah’ın kanununda asla bir değişme bulamazsın, Allah’ın kanununda kesinlikle bir sapma da bulamazsın.35/Fatır-43

7-Çığlığı mı?

Onlar; sadece bir tek çığlığı beklerler ki çekişip dururlarken o, ansızın kendilerini yakalayıverir.36/Yasin-49

8-Kıyametin Ansızın Gelmesini mi?

Onlar farkında değillerken kıyamet gününün kendilerine ansızın gelmesini mi bekliyorlar.43/Zuhruf-66

Onlar kıyamet gününün kendilerine ansızın gelmesini mi bekliyorlar. Şüphesiz onun alametleri belirmiştir. Kendilerine gelip çatınca ibret almaları neye yarar?.43/Zuhruf-18

9-Kendilerinden Öncekilerin Başına Gelenlerden Farklı Bir Şeyi mi?

Kendilerinden önce geçenlerin başlarına gelen olaylardan başka bir şey mi bekliyorlar? «Bekleyin, ben de sizinle beraber beklemekteyim» de.10/Yunus-102

FECR
www.kurannesli.net

Reklamlar

24 thoughts on “İnsanlar Neyi Bekliyor?

Add yours

  1. komsu ac ıken kendısı tok yatanb ızden degıldır ey bunu pkuyan musluman kardesım bu resımlerrı gorupte vcdanın sızlamıyorsa kendını nbı hesaba cek vıcdanın sızlıyorda hıcbırsey yapmıyorsan ımanını hesaba cek

  2. BİZİM İNSANLARIMIZ EKMEKLERİ ÇÖPE ATIYOR,HER ŞEYİ İSRAF EDİYOR.O EKMEKLERİ ÇÖPE ATARKEN BİRDE AFRİKADAKİ AÇLARI DÜŞÜNÜN,ONLAR BİR KIRINTI EKMEĞE MUHTAÇLAR BİLİYORMUYDUNUZ!!!!!!

  3. Merhaba

    “Kardeşlik” bir kültür/algılama/anlayış/meselesidir. Hangi dine inanırsa inansın, ya da hiç inanmasın dünyanın dört bir tarafında barış içinde yaşamak isteyen, ezilen/sömürülen/hakları gasp edilen/öldürülen mazlum insanlar benim kardeşlerimdir.

    Farklı inançlar ve kültürlere ait olsakta, haksızlığa birlikte tepki koymak bu kardeşliğin temelini oluşturur.

  4. Selam Sorgucu;

    Sakın sen bu sözlerinle “Eskimez din”in bir kısmının tanımını yapmış olmayasın ?

    Esenlik dileklerimle…

  5. Merhaba admin

    Benim burada anlatmak istediğim asıl can alıcı nokta şuydu;
    Ben müslüman değilim,islama göre inananlar kardeştir benim evrensel ahlak felsefeme göre bütün insanlar kardeştir.Her nerede olursa olsun sömürüye uğramış ezilen halk yığınlarının elllerinden tutup onları her anlamda geliştirmek ve Önlerini açmak gerekiyor.
    Dünyadaki emperyalist güçlerin insanalrı sömürmesine beraber karşı çıkmamaız gerekiyor onlara kol kanat olmamız gerekiyor.
    Hangi din, dil,ırk olursa olsun ezilenin yanındayım.

  6. Selam Sorgucu;

    Bir kardeşim forumlarda şöyle bir imza kullanıyor, çok beğeniyorum:

    “Soru sormak aklın dindarlığıdır”

    Yani bir akıl, soru soruyor ve sorguluyorsa o dindardır. Buradaki “din”, ahalinin “din” diye tanımladığı şey değildir.

    Kuran, Kuşların salatından (Salat: Mealciler tarafından Kuran’da görüldüğü yerde namaz diye çevrilen kelime) bahseder.

    Yine Kuran’a göre Allah bal arısına vahyetmiştir. Kısaca ve özetle: Bal yap demiştir.

    Arıya bal yapmasını, kuşa uçmasını, balığa yüzmesini emreden yaratıcı insana neyi emretmiş olabilir ?

    Zaten “ben müslümanım” diyenler sırf bunu demekle “müslüman” olmadıkları için, bana / bize inanışını açıklaman / tanımlaman gerekmez. Mesele “eylem”dir.

    Ezgin insanlara, zulme / adaletsizliğe, insan onur ve haysiyetine yakışmayan davranışlara maruz bırakılmış insanlara destek olunması (Destek: Kuran’da kullanılan salat kelimesinin anlamlarından biridir) zaten teslimiyetin (müslümanlığın) gereklerindendir.

    Sözüm o ki, madem “sorgucu”sun, yani madem aklın dindar, sana bir parola / ipucu verdim: “Eskimez Din”

    “Eskimez / aşınmaz Din”, bir Kuran kavramıdır. Eğer dinin “eskimez”i varsa, eskiyeni de olmalı mıdır ?

    Sahi, nedir bu eskimez din ???

    Haydi sorgucu kardeşim, aklının dindarlığını arttır bakalım, senin salatın / izleyişin (Salat: Kuran’da bazen vahyi yahut yaratılışı izlemek olarak kullanılmıştır.) seni nerelere götürecek ?

    Esenlik dileklerimle…

  7. Merhaba Admin

    Sözlerime başlamadan önce size bir soru sormak istiyorum.Neden hanif dostlarda beni yasakladınız atlantis nickiyle?
    XWESER kardeşimiz bazı sorgulamalarda bulundu diye neden onu yasaklama ihtiyacı duydunuz?Hiçmi farklı düşüncelere tahammülünüz yok?

    Sizin kuransal bazı kavramlara kattığınız anlamların diğer geleneksel düşüncelere nazaren tamamen farklı,akılcı ve sorgulayıcı olduğunun bilincindeyim.Lakin yinede birçok çıkmazlarla karşı karşıya kalınabiliyor.

    Soyut kavramlar ve inanışlar insanların beyinlerini dolduran soru işaretlerinden güç almışlardır her zaman. Soru işaretleri de beyinin karanlık köşelerinde yaşama imkanı bulur. Karanlık köşeleri aydınlatmanın tek yolu da bilimin ısıtıcı ve aydınlatıcı güneşini olabildiğince oralara sokmaya çalışmaktır. İnsanlar olarak hayvanlardan farklı olan yetimiz “düşiünebilmek” sayesinde kendimize çok büyük külfetler yükledik aslında =) Bunlardan en büyüğü de kendimize yüklediğimiz “din” külfetidir. Düşünmeye başladığımızdan beri sürekli “özel” , diğerlerinden “farklı” olduğumuza inanmak istedik. Koca evren amacını sorgulamadan duruyordu ya işte öylece. Ama bizim illa ki var oluşumuzun bir amacı ve özel bir anlamı olmalıydı. Doğadaki her şey zamanını tamamladığında canlılığını sona erdirirdi. Ama konu bu ya, biz özeldik. Bizim sonumuz bu şekilde olmamalıydı.Sonsuzluğa olan susamışlığımızda kendimizi kandırdık hep. İnsanoğlu özeldi ve bu yaşamdan sonra da bir yaşama sahipti. Evrendeki her şey de onun vesilesiyle, ona hizmet için vardı.

    Halbuki ayağımızın altında her gün farkına varmadan binlerce karınca ölüyordu işte. Onlar bu durumdan hiç rahatsız değillerdi. Hiç bir hak talepleri de yoktu. Ya da silahımızın ucundan çıkan mermiyle öldürdüğümüz yüzlerce kuşun. Bir de dile gelseler onların ne gibi hak talepleri olmaya başlardı acaba =) Onlar kendileri için bir öbür dünya , sonsuzluk kavramı da yaratamadılar düşünemedikleri için.

    Din insanlığın afyonudur. Onu tatlı rüyasından uyandırmamak için bir ninni,bir masal. Bu masalı insanlara verdiğiniz zaman 80 yıl / sonsuz yıl kavramını doğurursunuz. Bu oranda çıkan sonuç “sıfır” dır. Ve bu “sıfır” la insanlara bu dünyanın ne kadar boş olduğu yalanını yutturursunuz. Böylece onların sorgulama ve insiyatiflerini kullanabilme mekanizmalarını kırıp onları yönetilebilen kitleler haline dönüştürürsünüz. Aslına bakarsanız Ali Aksoy İyi bir insan olabilmek için bir Di’e de ihtiyacınız yok. Yüreğinizi dinlemeniz yeterli =)

    Ben bir de madalyonun diğer bir yüzünü irdelemek istiyorum. Dinin insan üzerindeki olumsuz etkilerine de değinmekte yarar vardır. Uzaklara gitmeye gerek yoktur. Herkes şöyle yaşadığı çevrede dediklerimi rahatlıkla gözlemleyebilir.

    Din de temel alınan öteki dünyadır. Bu dünya öteki dünyaya hazırlık dünyası olarak değerlendirilir. Bundan dolayı da ibadet temel alınır. Zaten bu dinin allahı için temel alınması gereken de kendisine yapılacak ibadetlerdir. Kişiye öncelikle verilmesi gereken insani değerler o kadar da önemli değildir.

    Bir tarafta bakıyorsunuz allah. Diğer tarafta şeytan. İnsanlar bu ikileme sıkıştırılmıştır. Bir insan kötülük yaptığı zaman gerekçesi hazırdır. Şeytana uymuştur. Bu o kadar da önemli değildir aslında. Size tövbe kapısı bırakılmıştır. Bunun şartı da ibadettir. Siz ibadet ederseniz tövbeniz kabul görecektir.

    İnsanların ibadete yönelmesinde en büyük etken budur. Dikkat edilirse kişi rahatlıkla yalan söyleyebiliyor, hırsızlık yapabiliyor, dedikodu diz boyu, dolandırıcılık aynı keza, yani her türlü haltı işleyebiliyor. Ben ibadet edersem nasıl olsa tanrım beni af eder diyerek ibadete yöneliyor. İşte müslüman ülkelerin en büyük sorunu da bu. Çevremizde de hep böyle olmuyor mu? Niçin bu din insanları ibadetten önce insani değerlere yöneltmemiştir? Niçin bu din kalp temizliğinin ibadetten önce gelmesi gerektiğini insanlara telkin etmemiştir?

    ”Allahın dediği olur… Allah dilerse…Veren allah rızkını da verir…Kaderimde ne varsa onu görürüm…Bu dünya fani…” gibi söylemlere mutlaka şahit olmuşsunuzdur. Yani dikkat edilirse insan yaşamı allaha odaklıdır. Belirleyici olan allahtır. Yani kaderci bir anlayış söz konusudur. İş hep sonuç olarak ”tevekkül”e bırakılmıştır. Bunun sonucu nedir? Bu dünya değersizdir. Bu dünyada bir konuktur. Kendisi için değil allahı için yaşamak zorundadır. Allahı onun kaderini nasıl çizmişse o geçerlidir. Bu kaderini değiştirmek için ne yapsa da nafiledir. Kaderinde ne varsa mutlaka onu görecektir. Onun için de yoksul da olsa şükretmesi istenilmiştir.

    Bu dinle insanlar sürekli ölüm ve allah korkusuyla korkutulmaktadır. Korku insan psikolojisini olumsuz etkileyen bir faktördür. Korkunun yerine sevgi konulması gerekirken bu yapılmıştır. Sevgiden mahrum bir toplumun sağlıklı olamayacağı da bir gerçektir. Korku ve dayakla nereye kadar gidebilirsiniz. O korkunun ve dayağın olmadığı bir ortama girdiği zaman kişi ne kadar sağlıklı düşünebilir. Demek ki korku, baskı ve dayak çözüm değildir. Bu baskı ve korku insanları gizliliğe yöneltmiştir.

    İnsanı ve toplumu tahlil edip çözüm getirecek tek yegane yol akıl ve bilimdir. Bilimsel eğitim temelinde insanlar eğitilmelidir. Müslüman ülkelerinin içinde bulunduğu durum bir tesadüf değildir. Geri kalışlarının temelinde dinleri vardır. Çünkü dinle yönetilmektedirler. Bu dinleri de orta çağa ait bir dindir. O dönemin zihniyetiyle kalkıp ülke yönetirseniz olacağı da budur.

    Gerek egemenler açısından bir sömürü olarak kullanılan, gerekse insanı olumsuz etkileyen bu dinlere karşı çıkmak gerekiyor. Bu dinlerin insan yaşamına müdahele etmeleri engellenmelidir.

  8. Merhaba admin

    Eklemek istediğim bazı şeyler daha var;

    Ortadoğudaki malum kavimlere aynı zamanda 2 peygamber birden yollayan, her nesilde en az bir peygamber bahşeden allah, neden mevzu azteklere gelince cimrilik etmiş peki?
    Sanırım Aztek’lerden pek haberiniz yok.. 20 bin kadar insanı, bir iki gün içinde, kalplerini elleriyle sökerek güneş tanrısına kurban eden bir toplumdan bahsediyoruz.. İki gruba ayrılıp, yenilen tarafın kurban edildiği bilinen en eski top oyununu oynayan bir toplumdan.. Aztekler, bir dine en çok ihtiyacı (!?) olan toplumken neden hiç peygamber filan uğramaz bunlara?

    Tanrı Kitap yazdırma gereği duymadan önce bütün herşeyi yaratmış ve varetmiştir.Her yaratılan varlık içinde kanun ve kurallarını koymuştur.Bu kanun ve kuralların dışında;ister insan,ister hayvan,ister bitki,istersede cansız denilen varlıklar olsun bu kanun ve kurallara göre varlığını sürdürmek zorundadır.Bu kanun ve kuralların dışında bir kader olgusu olacağını,akıl ve mantığıma kabul ettiremiyorum.Bilim adamlarının meşguliyetleride,Tanrının yaradılışta koyduğu kanun ve kuralların anlaşılması yönündedir.Tanrı’nın gerçek kitabını;inceleyerek, gözlemleyerek ve deneyleyerek bilim adamları yazmaktadır.Yazılanlar,yazılmayanlara göre neredeyse bir hiçtir.Daha yazılacak o kadar çok şey var.İnsanlık var oldukça da bunlara ilave edilecek pek çok şeyler olacaktır.

    Dünya bir yaşam alanıdır.Dünyadaki herşey;canlı,cansız ne varsa değişim ve dönüşüme tabidir.Einstein dediği gibi;hiç bir şey yoktan var olmaz,vardan da yok olmaz.Değişim ve dönüşüm;varlıkların cinsine ve yapısına göre değişen zaman aralıklarına tabidir.Dağlar ve sıra dağlar bile bu değişim ve dönüşüm döngüsü içinde halden hale geçerler,tabiat olayları değimiz olaylar karşısında yıpranarak kum taneciklerine ve alüvyonlara değişerek ve yer değiştirerek halden hale geçerler.Dünyanın 3/4 kaplayan sular bu değişim ve dönüşüm içinde halden hale geçerler,buz dağlarından suya,sudan buharlaşmaya ve buharlaşmadan tekrar suya ve buza dönüşerek halden hale geçerler.Dünyada her ne varsa bu döngüden kendilerine düşen payı alırlar.

  9. bunlar gerçkten insann içini ürperten şeyler olmamalı ibret alınmalı . ben 18 yaşındayım şimdi kendimi o genç erkğin yerine koyuyorum belki şu an ölsm ben daha kötü durumda olabilirim.ama benim bi şansım var şuan hayatayım onun öle bi şansımyok yinede yüce allahım yardım etsin bütün vefat eden insanlara allahın rahmeti hepimizin üzerine olsun.dinin direği olan namaza başlayın bize karşılıksız herşeyi veren rabbimiz için ha bu arada allahımızın bizim namazlarımıza ihiyacı yok o şüphesiz en büyük kudret sahibi.ama bize bu farz kılınmışsa yapmamz gerekmez mi ? bizimiçin henüz geç değil hayat uykusundan uyann!!!! İSLAMI DİLDE DEİL KALPTE YAŞAYIN!

  10. Selam Sorgucu kardeşim;

    Yoğunluktan yazamadım.

    Ancak şunu bilmeni isterim ki, bahsettiğin sitenin yöneticisi olmadığım için seni / sizi yasaklayan / engelleyen ben değilim.

    Yasalar karşısında zor durumda bırakmayan, kişilere saldırı niteliğinde olmayan, önceden belirlenip ilan edilmiş kurallara uygun yazıların silinmesi, yazı sahiplerinin yasaklanası “zorbalık”tan başkası değildir.

    Anladığım kadarıyla bir Tanrı / Yaratıcı inancına sahipsin. Eğer değilsen, bunu tartışmaya değer bulmuyorum. Çünkü bu sadece bir kabul meselesidir.

    Deist düşüncenin en büyük açmazı ölüm ve sonrasında yatar. Eğer bir kişi tek ve aşkın bir yaratıcının varlığına iman ediyorsa şu soruyu da yanıtlamalıdır:

    Bu aşkın tanrı, varlığı ne diye var etti ?

    Oyun ve eğlence olsun diye mi ? Şakacıktan mı? Bu alemin hedefi nedir ?

    Biz, aşkın Yaratıcının alemleri oyun ve eğlence olsun diye yaratmadığına, başı boş da bırakmadığına iman ettik.

    Yaratıcının kanununda (ilkesinde) değişiklik olmaz. Eğer bu alem sebepler ve sonuçlar alemi ise, bu alemin sonrasında / ahirinde de sebepler ve sonuçlar olacaktır. Ki, ahiret inancı makro planda bu alemi “sebep”, sonrakini “sonuç” olarak görür.

    Kişi, başı boş bırakılmayacağına, yapıp ettiğinden hesaba çekileceğine yani ahirete iman ederse, hareketlerine çeki düzen verir. Din, budur.

    Bilinen dinlerin neredeyse tümüyle tahrif edildiği ortadadır. Yani aslından / olması gerekenden saptırıldığı…

    Senin yazında belirttiğin pek çok husus da işte bu saptırmaların doğurduğu arızalardır. Faydacı (insan ve tabiat faydasını esas alan), akılcı (aklı işletmeyi daima önceleyen) islam, sonraki mensuplarınca sabote edilmiştir.

    Onlar Allah’a “müstağni” yani hiç bir şeye ihtiyacı olmayan dedikten sonra, O’nu insan-tanrı seviyesine düşürecek, kendisi için bir şeyler isteyip duran, tılsımlar, gizemler öğreten, yegane arzusu birilerini yakmak olan bir ilah olarak tanımlamaya başlamışlardır. Din, güya O’nun arzusunda “şekilsel” ritüellerden ibaret, “yap-kurtul” mantığında amaçsız ve bilinçsiz eylem hatta eylemle desteklenmemiş söylemlerden (saptırılmış zikir ve sair) ibarettir.

    O, eşsiz Yaratıcı onların uydurageldiği vasıflardan münezzehtir.

    Yaşamın ta kendisi olan salatın nasıl “namaz” diye saptırıldığını daha yakın zamanda pek sert müzakerelerde ortaya çıkardık. Bunun gibi, Allah’ın “hiç kimseyi anlamadığı bir dilde okunan metinden sorumlu tutmayacağı” , “Kuran’ın önceki kitaplardan nitelik itibariyle hiç bir farkının olmadığı” , “Kuran’ın harflerinin ve kelimelerinin Allah tarafından korunmadığı, metnin korunmasının insan eliyle yapıldığı, Allah tarafından korunan şeyin -zikir / hatırlatma = Eskimez Din – olduğu” , “Kuran’ın bütüncül anlamından çıkan neticeye göre vahyin neticelenmesinin imkansız olduğu” , “İmanın sadece kalp değil, özellikle aklın eylemi olduğu” , “Bütün vahiylerin indirildiği toplum için mutlak anlamda bir hüküm ve emsal, diğerleri için üzerlerine vazife olmamak üzere ve anlayabildikleri kadarıyla olsa olsa bir emsal olduğu” , “Allah’ın kanununu (sünnetullahı) tatbikinde tarafsız olduğu, sünnetullah karşısında kimseyi müşrik, mümin vesair sıfatlarla ayırmadığı, kadercilik anlayışının uydurma olduğu” , “imanın şartlarının Kuran’a göre temel esaslar yönünden 6 değil 5 olduğu” , “İslamın şartları diye bir şeyin bulunmadığı, Kuran ayetlerinin tamamının muhatapları için islamın şartlarını oluşturduğu” , “Kabir azabı diye bir şeyin bulunmadığı” , “Yaratıcının sözünün, şunlar iman, şunlar ahlak, şunlar ibadet, şunlar muamelat diye önem ve öncelik sıralamasına tabi tutulamayacağı, bölünemeyeceği” , “Bütün vahiylerin eskimez din olarak adlandırılan temel ilkeleri koruyup muhafaza ettiği / içerdiği, bununla birlikte gönderildikleri toplum ve coğrafyanın özel durumlarına uygun hükümler içerdiği, bu hükümlerin toplumdan topluma ve zamandan zamana değişiklik gösterdiği” gibi cidden zor, cidden çetrefilli, ön yargılarımızda oturaklaşmış pek çok gelenek dini inancıyla çelişen, başkalaşan konuları tartıştık ve her tartışmamızda daha ileri bir noktaya eriştik. Biz, her ne zaman bir hurafeden, dogmadan arınsak Kuran’da daha evvel okuyup okuyup farkedemediğimiz nice şeyleri öğrendik. Tabiri caizse taşlar yerine oturmaya başladı.

    İslam aleminin geri kalmışlığının nedeni din değil, dinin yorumudur. Batı da dinsiz değildir. Bundan bin sene önceki muhteşem islam alemi de dinsiz değildi. Ama, göreceli olarak bu gün batının hayal bile edemeyeceği bir bilimsel birikim ve üretime sahipti.

    Batı bu gün öne atıldıysa bakın yapıp ettiklerinin çoğu, Allah’ın emirleriyle örtüştüğündendir.

    Örneğin, 1400 yıl önce gösterilen hedeflere bakınız:

    “Yeryüzünde gezip dolaşın da Allah’ın yaratmaya ilkin nasıl başladığına bir bakın”

    “Yerde ne var gökte ne varsa emrinize ram etti”

    “Kendi nefislerinizde dahi nice ayetler vardır”

    “Göğe bir bakın, nasıl bina edilmiş?”

    “Onlar sırt üstü yatarlarken göğe bakarlar da; derler”

    Ve yüzlerce örnek sayabilirim.

    Sorun şu ki, batı tüm bunları hangi kasıt altında olursa olsun adım adım uyguladı da bu güne geldi.

    “Allah aklını kullanmayanların üzerine pislik yağdırır”

    Evet, aklı küçümseyen, aklı kullanmayan, aklını kullananlara engel olan bu toplumun üzerine de pislik yağdı.

    Hayra ve barışa yönelik iş ve değer üretmek yerine, uydurulmuş kaderci inançla hazıra konmayı talep ettik. Nasıl olsa Alah bizim tarafımızı tutacaktı !!!

    İnanç ve eylemde olabildikçe “yahudileştik”. Kelimeleri bir o yana bir bu yana eğip bükerek, Allah’ın demediği eyi “dedi” kabul ettik ve ettirdik, üstümüze vaizfe olmayan işleri iş edindik. Dini, ritüeller, mistik hezeyanlar, hurafeler, gizemler örüntüsüne çevirdik. Bir de hiç utanmadan, korkmadan olanca cesaretimizle, içimizdeki kin ve nefreti, vahşeti Allah’a yamamaya çalıştık.

    Bizim için olsa olsa anlayabildiğimiz ölçüde öğüt ve emsal olan Kuran’ı, mevlüt ayinlerine meze yaptık, ölülere okunan şiir kitabı haline getirdik, şunun bunun dokunmasını yasakladık, kafamıza / beynimize / hayatımıza aktarmak dururken süslü ciltler içerisinde tapınma aracı kıldık.

    Allah’ın öğüt alınması için indirdiği ayetleri “namaz” isimli ve Kuran’da asla hiç bir şekilde tarif ve tayin edilmeyen bir ritüelde ve üstelik anlamını da bilmediğimiz halde Allah’a geri okuduk.

    Bu aymazlığın elbette bir sonucu olmalıydı ve oldu.

    Sorgucu kardeşim;

    Aklının dindarlığını arttır. Kutsal vadide çarıklarını / bütün ön yargı ve dogmalarını çıkar at. Eğer Allah’ın iyiliği ve adaleti emrettiğini buna rağmen göremezsen daha diyecek bir şeyim kalmaz.

    Kuran’da kullanılan dil ve üslubun 1400 sene önce Mekke ve medine çevresinde yaşamış Arap toplumuna hitap ettiğini, kullandığı tüm argümanların (mesel / kıssa / mecaz / teşbih / ihtar / müjde / haber vs.) o topluma yönelik olduğunu unutma.

    Esenlik dileklerimle…

  11. Selam Admin

    Ben deist değilim ve deistliğin kendi içerisinde teizmi eleştirirken çıkmazlara girdiğini ve tutarlı bir inanç olmadığı görüşündeyim.Ayrıca bir çok kişiyle olan yazışmalarım içerisinde en makulu,saygılısında sizin olduğunuzu bilmenizde fayda mülahaza ediyorum.Yalnız Admin birşey söylemeden edemiyeceğim siz karşıt düşüncelere saygı gösterirken onlarla kendi düşünce ekseninde olmadığından dolayı konuşma veya tartışmayı uygun görmüyorsunuz bunuda anlamakta gerçekten zorluk çektiğimi bilmenizi isterim.Siz gerçekten zeki birisiniz ve lütfen köşeye geçip oturmadan söylediklerime kulak vermenizi ve üzerinde beraberce düşünmemizi tavsiye ediyorum.

    Ben size önce Kuranı nesnel bir şekilde iman etmeden okumanızı tavsiye ediyorum.

    Her zaman görüldüğü gibi müslümanların tek yanıtları bu dünyaya sınav için geldiğimizdir. Küçük bir bebeğin tecavüze uğraması hangi sınavla açıklanabilir. Masum milyonlarca insanın haksız bir şekilde öldürülmesi hangi sınavla açıklanabilir. Açlıktan ölen çocuklar ve insanlar hangi sınavla açıklanabilir.

    Hem insanı zaaflarıyla yaratacaksın. Hem de bu zaafları kullanmak için şeytan yaratacaksın. Ondan sonra da ben sizi sınava tabi tutuyorum diyeceksin. Size böyle sınırsız bir güç verilmiş olsaydı siz bu şeklide mi insan yaratırdınız.

    Bence önce bunu düşünün derim. Bunu düşünün ki nasıl bir allah anlayışı olduğunu daha net anlayacaksınız. Bir yaratıcının kulluğa ne gereksinimi olabilir? Bir yaratıcının yarattığı bu kullarına ceza ve ödül vermesine ne gereksinimi olabilir. Ona ne kazandırır veya ne kaybettirir? Bizler onun keyfi uygulamalarının deneme tahtası mıyız?

    İşte düşünen bir insan olarak böyle bir allaha inanmıyorum. Böyle bir allahın olması da söz konusu olamaz.

    Evrende “muhteşem bir düzen”in olduğunu söyleyebilmek bu dinsel düşünüş biçiminin dayattığı bir yanılsamadan başka bir şey değildir. Oysa madde hareket demektir ve bu süreç sürekli bir durumdan bir başka duruma doğru akar. Belirli bir zamanda düzen diye tanımladığınız bir durum, bir başka zamanda tam tersi bir duruma dönüşür. Düzensiz diyebileceğiniz bir başka durum zamanın bir başka yerinde düzen olarak nitelenebilecek bir başka veriler toplamına dönüşür.

    Evrende gördüğümüz her şey böyle. Sürekli bir değişim. Maddenin fiziksel, kimyasal biyolojik değişimleri. Süreçlerin birbiri ardına yaşanması. Ölümü yaşamın, yaşamı ölümün izlemesi…Bunu tek bir sözcük ile de tanımlayabilmek mümkün değil. Bu bütünü parçalara ayırmadan anlayabilmek felsefenin işi. Ama şu söylenebilir; bilmediğimiz çok şey var. Ama bildiklerimiz de çok.Giderek daha çok şeyi anlayabilir, doğanın yasalarını keşfedebiliyoruz. Karşımıza çıkan her bilgi pek çok şeyi aydınlatsa da, pek çok soruyu da birlikte getiriyor. İnsan ve doğa diyalektiğinin bir yansıması. Belki de hep böyle sürecek. Tanrı bunun
    neresinde derseniz, bilmediklerimiz içinde derim. Bilinenler bilinmeyenlere ağır bastıkça, bilinenler insan algısında bir değişiklik yarattıkça, Tanrısal alanda giderek ötelenecektir.

    Tanrıyı yaratan kaygı, ve korkuları yenebilmenin ve insanı bilinenlerle “rahatlatabilmenin” yolu ve yöntemi bulunmadığı sürece zor görünüyor. Dünyanın yarısından fazlası aç ve açıktayken öbür dünya fantezilerini insan algısında yok etme çabasını amaçlamak başat ekonomik ve toplumsal sistemin işine gelmez.

    Dinsel düşünüş biçimi yerine bilimsel düşünüş biçimi ve onunla birlikte varolabilecek bireysel inanç çok daha akla yatkın görünüyor.

    Geleceğin dünyasında böyle bir toplumsal niteliğin egemenlik kurabilmesi çok daha akla yatkın görünüyor.

    “Bize özgü” kavramlarla evreni yorumlamaya çalıştığımızda çok anlaşılır ifadeler ortaya çıkmıyor.

    Şunu söylemek istiyorum.

    Evrende bir denge var. “Başlangıçta” madde karşı maddeden biraz fazla olmasaydı, bugünün evreni oluşmazdı. Ama bir “dengesizlik de”var. Cehennem gibi durumlar da var. Kargaşa( kaos) da var. Bunun yanında düzen de var.

    Yani herşey içiçe!
    Hayat ve ölüm birbirinin ikiz kardeşi.

    Bir yanda ağaçlar, kuşlar, böcekler ve tatlı tatlı esen bir rüzgar. Tam bir cennet betimlemesi… Diğer yanda, milyarlarca derece sıcaklıklar, korkunç bir gravitasyon, parçalanmalar, çarpışmalar: tam bir cehennem…

    Alışılagelmiş kavramları mutlak bir özellik olarak kullandığımızda pek doğru bir tanımlama yapmış olmuyoruz. Herşey karşıtıyla var çünkü. Denge de “dengesizlik” de.Düzen de “karmaşa” da.. Yaşam da ölüm de…

    Her şey içiçe!

    Inanc hic bir zaman kesin bir bilgi degildir ve insani kandirmaktan baska bir ise yaramaz!
    Siz, allahin varligini ispatlayabilme ya da ispatlayamama ile ugrasirsaniz, bu isi sadece polemige cekersiniz.
    Sizin bu isteginiz imkansizdir, tipki sizin de allahi ispatlayamacaginiz gibi!

    Biz burada sadece bir mantik yürütüyoruz. Elde edilen veriler sonucu Tanri denen bir yaradanin gercek olamayacagini algiliyoruz! Akildan baska, baska bir kistasimiz da yok!

    Fakat siz onu bile kullanmakta pek özgür degilsiniz. Kafir olma korkusu icinde bocalayip duruyorsunuz. Cünkü biliyorsunuz ki, o kitabin bir harfini bile inkara yönelen kafirlik ile damgalanir!

    Bir allah düşünelim. Korkuyla, yeminle, zorbalıkla, tehditle insanları kendisine inandırmaya çalışıyor. Varlığını ispatlamak için de peygamber gönderiyor. Sınırsız bir gücün buna gereksinimi var mı? Ve sonunda da ağzınızla kuş tutsanız nafile diyerek bana ve peygamberime inanmazsanız sizi ateşte yakarım demektedir. Yani iman etmediğiniz sürece cehennemliksiniz diyor. Şimdi siz buna allah mı diyorsunuz? İşte biz de diyoruz ki böyle bir allah olamaz. Böyle bir allah olsa olsa insan uydurmasıdır diyoruz. Onun için de bu allaha Kuranın allahı demekteyim.

    Sizlerde aramızdaki fark nedir biliyor musunuz? Sizler yaptığınız herşeyi allah rızası için yapmaktasınız. Bizler ise insan olarak sorumluluğumuzun gereği olarak yapmaktayız. Yani bir karşılık temelinde yapmamaktayız. Eğer ben bir şeyi bir karşılık temelinde yapıyorsam bunun adı bencilliktir.

    Benim bir aklım var değil mi? İşte benim bu aklım bana yetiyor. Neyin doğru ve yanlış olduğunu bu aklımla anlayabiliyorum. Ne bir allaha ne de bir peygambere gereksinim duymaktayım. Bu dünyada niçin yaşadığımın bilincindeyim. İnsan olarak ne tür sorumluluklarımın olduğunun da bilincindeyim. Bu yetmiyor mu?

    İyi bir insan olmanın kıstası bir allaha inanmaktan mı geçiyor? Peygamberine inanmaktan mı geçiyor? Böyle bir şey olabilir mi? Günde beş vakit allah birdir, Muhammed allahın elçisidir demek mi iyi insan olmaktır?

  12. Merhaba

    Din dediğimizde sadece herhangi bir inancın kurumlaşmış biçimini işaret etmiş olmuyoruz. Din aynı zamanda bir düşünüş biçimini de içinde barındırır. Ve bütün düşünüş biçimleri gibi, insanların yaşayış şekli yani üretin tarzı ile de doğrudan ilintilidir. Bu anlamda her dönemin düşünüş biçimi o tarihsel dönemin yaşam şeklinin bir tezahüründen başka bir şey değildir.

    Yaşam biçimindeki her devrimsel sıçrama, düşünüş biçiminde de bir sıçramaya neden olur. Veya başka bir söylemle düşünüş biçimi insanların yaşayış biçimiyle doğrudan ilişkilidir. Bu anlamda ilkel toplumun da, tarım toplumunun da, sanayi devrimi sonucu oluşmuş toplumların da üretim tarzlarıyla doğrudan iç içe girmiş düşünüş biçimleri, düşünüş yöntemleri vardır. Din bu kategoride tarım toplumunun düşünüş biçiminden başka bir şey değildir.

    Comte insanlığın iki aşamadan geçip üçüncüsüne geçmek üzere olduğunu söylemişti 1800’lerin başında. Buna göre ilk aşama, doğa olaylarının Tanrı, şeytan, gibi doğaüstü nedenlerle açıklandığı dinsel aşamaydı. İkincisi ise insanın felsefi ve metafizik soyutlamalarla düşündüğü metafizik aşamadır. Comte pozitivist aşama olarak nitelediği bilimsel aşamanın bunların üstüne
    geleceğini vurgulamıştı. ( Gerçekte de öyle olmuştu.)

    Bugünün bilimi ise insanlık tarihinin başlangıcından bugüne belli başlı üç yaşayış biçimi geçirdiğini, bu yaşam tarzlarından ilkel toplumda sihirsel düşünüş biçiminin, tarım toplumlarında dinsel düşünüş biçiminin, kapitalist toplumlarda ise bilimsel düşünüş biçiminin egemen olduğunu ortaya koyar.

    Üretici olmayan sadece ilkel toplayıcılık ve avcılık yapan üretim öncesi toplumlar doğa üzerinde egemenlik kuramamışlardı. Hem maddi ve hem de simgesel araçların yetersizliğinden ötürü, bir çok yaşamsal sorununu çözebilecek durumda değildi. Bu koşullar içinde ya Baş edemediği kuraklığa, taşları birbirine vurarak yağmur sesi çıkarma yoluyla çözüm arayan sihircinin düşünüşü ve davranışı bu koşulların ürünüdür. Baş edemediği, karnına bıçağını saplayamadığı düşmanının ottan, bezden
    benzerini yapıp, ona diken batırarak ( büyü yoluyla) onu öldüreceğini uman çağımız ilkel toplumlarının düşünüşüne bu yüzden sihirsel düşünüş biçimi denilmektedir.

    Tarım ve üretime geçiş, insanın önce yaşayış biçiminde sonra düşünüş biçiminde köklü nitel değişikliklere yol açmıştır. Bu durum sihirsel düşünüşlerin birikerek bir tanrı düşüncesine dönüşmeyle olmamıştır. Yaşayış biçiminde olduğu gibi düşünüş biçiminde de bir sıçrama şeklinde olmuştur. Söz konusu sıçrama sihirsel düşünüşten dinsel düşünüşe geçilmesidir. Döneme tarımcı sınıflar damgasını vurmuştur.

    Neolitik çağ adı verilen uygarlığa geçiş dönemi ürettiği bitkiler ile harcadığı emeğin yağış, güneş…gibi olgularla ilişkisini görebilmişti. Ekip çapalamadıkça ürün alamadığının,tarlalarının yeterli güneş yağış almadıkça iyi ürün veremeyeceğinin bilincine varmış olmalıdır. Ama bütün bu emeğin yeterli olmadığını da görmüş olmalıdır. Döktüğü onca emeğe karşılık kötü ürün de ortaya çıkabilirdi. Bu olguyu nasıl açıklayacak? Fala ürün veya daha az ürün almasının kökeninde güneşin veya yağış miktarının az ya da çok olmasını nasıl bilecek; nasıl anlayacak? Bu anda insanda nedensellikçi değil, ereksellikçi bir açıklama biçimi olan dinsel düşünüşe düşülmesi-geçilmesi anlamına gelir. Tanrı yeterli yağış yağdırmadığı ya da yeterli güneş göstermediği için ürün az veya çok olmuştur. Ya da sürünün yarısı bir hastalıkla yok olmuşsa tanrı, kendisinden bir kurban esirgediği için böyle olmuştur. Toplum o şekilde tanrı tarafından cezalandırılmıştır.

    Dinsel düşünüşün tarihin bu toplumsal yaşayış döneminde ortaya çıkması düşünüş ve yaşayış biçimleri arasındaki doğrudan ilişkiyi de ortaya koyar. Basit bir örnek verecek olursak, yaşadığı su sorununu kentli insan belediye-iski bağlamında çözmeye çalışırken, kırsaldaki insanın yağmur dusına çıkması biraz bu nedenledir.

  13. Merhaba Admin

    Evrenin başıboş olamayacağını düşünmeniz evreni tanımanızdan değil, bir tanrı olduğu kabülünüzdendir.

    Bu yasalarda bir ‘yaşam’ oluşmasını sağlayacak düzen de var, çarpışma ve patlamalar nedeniyle kaosa neden olacak düzensizlikler de…

    Evren hakkında bildiklerimiz bize evrenin bir kumanda masası ve o kumanda masasının başında da bir tanrı olduğunu göstermiyor. Öyleyse evreni yöneten bir tanrıdan bahsedemeyiz. Siz evrenin tabi olduğu fizik yasalarını tanrının koymuş olabileceğini iddia edebilirsiniz; fakat o zaman da bize bunun için bir argüman ya da geçerli bir neden sunmanız gerekir. Eğer bunu yapamıyorsanız, iddianız tamamen dogmatik bir kabulün ürünü demektir. Evrenin başıboş olamayacağını düşünüyorsunuz; çünkü evreni birinin yönettiğini sanıyorsunuz. Sanırım asıl “kendini kandırma” da bu olsa gerek…

  14. Benim bir aklım var değil mi? İşte benim bu aklım bana yetiyor. Neyin doğru ve yanlış olduğunu bu aklımla anlayabiliyorum. Ne bir allaha ne de bir peygambere gereksinim duymaktayım. Bu dünyada niçin yaşadığımın bilincindeyim. İnsan olarak ne tür sorumluluklarımın olduğunun da bilincindeyim. Bu yetmiyor mu?

    -demişsiniz..Demişsiniz de kendinize ,sizinde daha önce belirttiğiniz gibi diğer varlıkların aklının olmadığı ve kendi düzeninde gelişi güzel devam ettiğini söylerken benim aklım neden var sorusunu sordunuz mu?Tüm bunları neden yorumlayacak bir akla sahibim ? Bunun kaynağı ne? hiç sordunuz mu?Ve hiç aklınızı görmeye çalıştınız mı?Neye benziyor?Yada aklınızın sizde kalacağını nerden biliyorsunuz?Daha önce aklı olupta sonradan bunu kaybedenleride biliyoruz?Yada aklı da Allah’ı açıklayamadığınız bir kavram gibi düşünürsek hem var hem yok nasıl oluyor?Bir daha düşünün bunun insana hangi kaynaktan ve nasıl geldiğini..Yok olabilecek (kaybedilecek)bir kavram olduğuna göre kaynağından üstün olması düşünülemez.

    Son olarak eklemek istiyorum;

    Bilin ki gerçekten Allah, ölümünden sonra yeryüzüne hayat verir. Şüphesiz Biz, umulur ki aklınızı kullanırsınız diye size ayetleri açıkladık. (HADİD SURESİ / 17)

    Onlar, iyice korunmuş şehirlerde veya duvar arkasında olmaksızın sizinle toplu bir halde savaşmazlar. Kendi aralarındaki çarpışmaları ise pek şiddetlidir. Sen onları birlik sanırsın, oysa kalpleri paramparçadır. Bu, şüphesiz onların akletmeyen bir kavim olmaları dolayısıyla böyledir. (HAŞR SURESİ / 14)

    Allah, onlar için şiddetli bir azab hazırlamıştır; öyleyse ey iman eden temiz akıl sahipleri, Allah’tan korkun. Doğrusu Allah, size bir zikir (uyaran, hatırlatan ve öğüt veren Kur’an) indirmiştir. (TALAK SURESİ / 10)

    Ve derler ki: “Eğer dinlemiş olsaydık ya da akıl etmiş olsaydık, şu çılgınca yanan ateşin halkı arasında olmayacaktık.” (MÜLK SURESİ / 10)

  15. Merhaba yazılan yazıları okudum.Sadece benim sorgucu/arkadaşa bir tek sey söylemek istiyorum.Bilmiyorum Babamısınız eğer baba iseniz sizden olan bir evlada bile size itaat (sizi baba olarak kabul etmesini,sayıp sevmesini ve saygıda kusur etmemesi) etmesini istiyorsunuzda sizin emirlerinizden dışarı cıkmasını istemiyorsunuzda nasıl oluyorda Bu alemi ve bizleri ve seni Yaradanı yokdan sayıpda neden imtihan ediyor neden neden? neden? neden? gibi bir takım sorularatakılıpta kalıyorsun.Şunu hiç bir zaman unutma Yaradan yaratılan hiçbir seye benzemez. Bizler gibi degildir.En basit örnek önündeki bilgisayarı bir insan yapmıştır vede hiç bir şekilde yapana benzememektedir.
    Umarım Doğru yolu bulur Rahmanın sevgili kullarından biri olursunuz.

  16. ”Şunu hiç bir zaman unutma Yaradan yaratılan hiçbir seye benzemez. Bizler gibi degildir.En basit örnek önündeki bilgisayarı bir insan yapmıştır vede hiç bir şekilde yapana benzememektedir.
    Umarım Doğru yolu bulur Rahmanın sevgili kullarından biri olursunuz.”

    Haznevi teşekkürler çok sade ve açılayıcı..

  17. merhaba sorgucu belki uzerinize geliyoruz ama bir soruda ben sorayim.eger bilimin fennin bukadar ilerlemedigi,elektirik,telefon (vs)aklina gelicek nekadar bilimsel arac varsa bunlarin hicbirinin olmadigi bir donemde daha dogrusu bundan 200 yil once dunyaya gelmis olsaydiniz su anki aklinizla acaba dunyadan ne anlardiniz?bugun bilim dediginiz bir birikimin sonucunda gelinmis olunan noktadan bu yazdiklarinizi uydurmak cok zor olmasa gerek.gelinmis olunan noktaya nasil gelinmistir ve bugun dusundugunuzu sandiginiz seyleri insan oglu asil nezaman dusunmustur bunu bir dusunun.inanmakla ne kaybedilir inanmamakla ne kazanilir bunu dusunun.bide bana sunu aciklarsaniz cok sevinirim.1+1=2 1×1=1 2+2=4 2×2=4 iki eksi bir arti nasil eder mesela ogrenemiyorum bi turlu bunlari daha dogrusu kabul edemiyorum.sakin gerizekalisin deme evrenin duzeninden veya duzensizliginden kaynaklaniyosa bu benim sucum olamaz dimi?)))))))))))))))))

  18. Bİzim bu konu hakkında söyleyebileceğimiz tek bir söz var. “Allah (cc), kendisini hem aklıyla hem de kalbiyle tanıyıp, hakiki iman sahibi olmayı nasip etsin cümlemize…”AMİN

  19. alaha inanmayıp sonu böyle olur yani aynı nemrut oda Allaha inanmıyordu sonu çokkötü olmuştu Allaha inanmak gerekir arkadaşlar

  20. amin hasan kardes amin.rabbim yukaridaki masum mazlum insanlarinda yardimcisi olsun.gerci asil mukafatin obur tarafta oldugunu dusununce onlarin degil asil acinicaklarin bizler oldugunu dusunuyorum.

  21. içim çok kötü parçalandı ben burda yiyorum içiyorum fakat bizim gibi çocuklar içemiyor yiyemiyor nolur zengin müslümanlar el uzatsı insanların vücudunda böcükler oldugunda kimimiz korkar ve o çocugun elinden birşey gelmiyor rabim bu çocuklara şifa versin istiklal ilköretim okuluda hatice aytekin hocama selamlar 5/c hocası

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: