Allah’ın insanlara afakta ve enfüste ayetlerini göstermesi ne demektir ?

HARUN KARABAŞ /ALMANYA

Soru : Allah Fussılet suresinin elli üçüncü ayetinde insanlara, afakta ve enfüste ayetlerini göstereceğini bildiriyor. Bu ayetler ne tür ayetlerdir? Örneklerle açıklar mısınız?

Cevap: Sorunuzun anlaşılması için “afak” ve “enfüs” kelimelerinin ne anlama geldiğinin öncelikle bilinmesi gerekir.

Afak: ufuk kelimesinin çoğulu olup gözün görebildiği en son çizgi, kıyı, kenar, insanın dışında kalan tüm alem.

Enfüs: insanın kendi benliği anlamına gelen “nefs” veya “nefis” kelimesinin çoğulu “nefisler”demek olup, insanın kendi içinde, özünde anlamına gelmektedir.

Buna göre Allah, hem insanın kendi benliğinde var ettiği ayetlerini; hem de insanın dışında kalan tüm evrene yaydığı ayetlerini bakıp görebilen insanlara gösterecek demektir.

Ayetler ikiye ayrılır: Tenzili ayetler, tekvini ayetler diye.

Tenzili ayetler: Allah’ın peygamberler vasıtasıyla insanlara gönderip kitaplara kaydedilen ayetlerdir. Tevrat, İncil ve Kur’an’da olan ayetler gibi.

Tekvini ayetler: Bütün kainat ve o kainata konulmuş kanunlar ki, kainat bu kanunlar ile ayakta durur ve faaliyetini devam ettirir. Gece-günüz, güneş, ay ve yıldızlar, mevsimlerin değişimi, buna bağlı olarak bitkilerin yeşerip sararması rüzgarların esmesi, yağmurun yağması, bulutların oluşup intikali, ölü toprağın baharla canlanması ve benzeri bütün oluşumlar Allah’ın kainatta varlığına ve birliğine, sonsuz kudretine delalet eden ayetleridir.

Yine konunun tam anlaşılması için “ayet” kelimesinin de ne anlama geldiğinin bilinmesi gerekmektedir.

Ayet: Kelime anlamı işaret, alamet ve bir şeyi ispata yarayan delil, emare, eser, nişan, menzil, mekan, anlamlarına geldiği gibi, Kur’an-ı Kerim’de iki durak arasında bulunan her bir bölüme de ayet denir..

Yukarıda bahsedilen ayet, Kur’an da yazılı olan tenzili ayet olmaktan çok kainattaki kevni ayetlerdir. Peygamberlerin Allah’ın elçisi olduğunu ispat için verilen mucizelere de “ayet” denilmektedir. Çoğulu “ayat” olarak ifade edilir.

Bu anlamda kainatta ve kendi varlığımızda mevcut olan yasalar ve özellikler de ilim, irade ve kudret sahibi biri tarafından konulmuş ilahi ayetlerdir.

Sorunuza sebep olan ayetin öncesinde getirilen konu, insanın halet-i ruhiyesinin bir değerlendirilmesi yapılarak “insana nimet verdiğimizde yüz çevirir, yan çizer, ona bir şey dokununca da bol bol dua eder.”

“De ki; söyleyin bakalım! Eğer Kur’an Allah katından indiriliyor ve siz de onu inkar ediyorsanız, o zaman gerçekten uzak bir ayrılığa düşenden daha sapık kim olabilir?” (41/51,52) tespitini yaptıktan sonra, insana tüm evrendeki gerçeğin delillerini göstermeye devam edeceğini beyanla şöyle buyuruyor:

“İnsanlara gerek dış dünyada/afakta gerek kendi nefislerinde/enfüste ayetlerimizi göstereceğiz ki, Kur’an’ın hak/gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin her şeye şahid olması (sana) yetmez mi?” (41/53)

“Bilesin ki onlar Rablerine kavuşma konusunda şüphe içerisindedirler. İyi bil ki Rabbin her şeyi kuşatmıştır.” (41/54)

İnsanın nefsiyle alakalı ayetlere Allah şu örnekleri veriyor:

“Sizi yaratan biziz; ne diye tasdik etmiyorsunuz? ” uyarısının ardından insanın oluşumunda ilk rolü alan sebebe işaretle:

“Söyleyin! Attığınız meniyi yaratan siz misiniz? Yoksa biz mi yaratmaktayız?”

“Ölümü aranızda biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek, kimse önümüze geçip engelleyemez!”

“Şüphesiz ilk yaratılışınızı biliyorsunuz, öyleyse ne diye düşünüp ibret almıyorsunuz?”

“Söyleyin! Ektiklerinizi yerden bitiren sizler misiniz? Yoksa biz mi bitiriyoruz?”

“Dilersek biz onu çer çöp yaparız da siz de şaşar kalırsınız. Borç altına girdik büsbütün mahrum kaldık dersiniz.”

“Söyleyin! İçtiğiniz suyu buluttan indiren siz misiniz? Yoksa onu biz mi indiriyoruz?”

“Dileseydik onu tuzlu yapardık. Öyleyse niçin şükretmiyorsunuz?”

“Söyleyin bakalım şimdi; yaktığınız ateşin ağacını siz mi var ettiniz? Yoksa biz mi?”

“Biz onu bir ibret kaynağı ve çölde konaklayanlar için bir fayda kıldık.”

“O halde çok büyük olan Rabbinin ismini tesbih et.”(56/57-74)

Bu sıkı muhasebeden sonra yine insanın kendisine dönerek, düşünüp anlamasını temin için şöyle buyuruyor:

“Allah sizi yaratmıştır, sonra sizi vefat ettirecektir. Daha önce bilgili iken hiçbir şeyi bilmez hale gelsin diye sizden bazıları ömrün en fena/son zamanına ulaştırılır. Doğrusu Allah bilendir, her şeye kadirdir.” (16/70)

“Allah size kendinizden eşler yaratır. Eşlerinizden de oğullar ve torunlar var eder. Size temiz ve helal rızıklar verir. Öyleyken onlar hala batıla inanıyorlar da Allah’ın ayetlerini inkar mı ediyorlar?” (16/72)

“Biz kimin ömrünü uzatırsak onun gelişmesini/halini tersine çeviririz. Hiç akletmiyorlar mı?” (36/68)

“O Allah ki, yarattığı her şeyi güzel yaratmış ve insanın yaratılışına da çamurdan başlamıştır. Sonra onun neslini basit bir suyun özünden yaratmıştır. Sonra onu düzeltip tamamlamış ve ona kendi ruhundan üflemiştir. Sizin için kulaklar, kalpler ve gözler yaratmıştır. Sizler ise pek az şükrediyorsunuz.” (32/7-9)

“Sizi güçsüz yaratan, sonra güçsüzlüğün ardından kuvvet veren ve sonra kuvvetin ardından güçsüzlük ve ihtiyarlık veren Allah’tır. O dilediğini yaratır. O hakkıyla bilen üstün kudret sahibidir.” (30/54)

İnsan hayatını, merhale merhale ortaya koyan bu ayetleri görmeye çalışan insan, şunları düşünecektir: Bir zaman bir şey bilmeyen çocuk iken, daha sonra gençlik, olgunluk ve ardından ihtiyarlık gelip çatmıştır. Ben bunların hiç birisini istemedim ki, benim istemediğim bu sonu bana hazırlayan kimdir? Yerinde duramayan gençliğin ardından, yerinden kalkamayan ihtiyarlığı kim bana reva gördü diyecektir. Hayatın sevincini ve kederini paylaştığı arkadaş, eş ve dostların hayattan göçmesi, sırasının kendine geldiğinin habercisi olduğunu düşündükçe yolun sonuna geldiğini anlayacaktır.

Bir yanda yaptıklarının gururu öbür yanda yapamadıklarının pişmanlığı, diğer yanda gideceği yerin endişesi gözlerinin önünden gelip geçecektir. Bozulan fiziki, buruşan kasları, beyazlayan saçları kendine neyin habercisi olduğunu söyleyecektir.

İşte bütün bunlar Allah’ın ayetlerindendir. Bununla birlikte yaratılış özelliklerimiz, duyularımız ve bunların her birinin özellikleri birer ayettir. Dillerimizin ve renklerimizin farklılığı Allah’ın ayetlerindendir. Gözler ve kulaklarla gönlümüze yansıyanların, sevgi, ilgi ve nefrete dönüşmesi de nefislerdeki Allah’ın ayetleridir.

“Sizi topraktan yaratması onun ayetlerindendir. Sonra siz her tarafa yayıldınız.”

“Birbirinizle kaynaşmanız için size kendi cinsinizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peyda etmesi de onun ayetlerindendir.”

“Gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin farklılığı da onun ayetlerindendir. Bunda bilenler için ibretler vardır.” (30/20-22)

Bunların dışında afakta da bir takım ayetlerden bahisle şöyle buyurulmaktadır:

“Gökte ve yerde nice ayetler vardır ki, ONLAR BU AYETLERDEN yüzlerini çevirip geçerler.” (12/105)

“Görmekte olduğunuz gökleri direksiz olarak yaratan, sonra ona istiva eden, güneşi ve ayı emrine boyun eğdiren Allah’tır. Bunların her biri muayyen vakte kadar akıp gitmektedir. Rabb’inize kavuşmaya kesin inanmanız için, her işi düzenleyip ayetleri açıklamaktadır.

Yeri döşeyen, onda oturaklı dağlar ve ırmakları yaratan ve orada meyveleri çifter çifter var eden O’dur. Geceyi de gündüzün üzerine örtüyor. Bunların tümünde düşünen bir toplum için ayetler vardır.

Yeryüzünde birbirine komşu kıtalar, üzüm bağları, ekinler, bir kökten veya çeşitli köklerden dallanmış hurma ağaçları vardır. Bunların hepsi bir tek su ile sulanır. Buna rağmen biz onların meyvelerini birbirinden üstün kılarız. İşte bunlarda aklını kullananlar için ayetler vardır.” (12/2-4) Allah tarafından sayılan bunca nimetin meydana geliş safhasını, birazcık durup düşünürsek; kökü toprağa bağlı bunca bitkinin besini aynı su ve aynı toprak olmasına rağmen, çiçeğinden meyvesine kadar, tadından görüntüsüne ve rengine kadar bunca farklılığı meydana getiren Allah’ın kudreti ne büyük, şanı ne yücedir.

Yine bir menekşenin üzerindeki ayrı ayrı ton ve rengi, aynı su ve kara topraktan oluşturan; yeşil bir gövdeden geçirerek çiçeğin yapraklarını boyayan boyacının şanı ne yüce, marifeti ne büyüktür görüp de akledenler için.

Ayrıca Nahl suresinde insanı bir damla sudan yarattığını, fakat insanın ona karşı bir hasım olduğunu, hayvanlardan ısıtıcı ve yemek için istifade ettiğimiz bir çok faydalar yarattığını, sabah akşam onları getirip götürürken, insanın onlardan zevk aldığını, bir kısmıyla yüklerimizi uzak mesafelere taşımak için kullandığımızı ve nihayet bir kısmını da süs ve saltanat için binmekte kullandığımızı ve daha nice nakil vasıtaları da yaratacağını beyandan sonra (16/3-8) afakta ki ayetlerini göstermeye devamla söyle buyuruyor: “Yolun doğrusu Allah’ındır. Yolun eğrisi de vardır. Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.”

“Gökten suyu indiren odur. Onda hem size içecek vardır, hem de hayvanlarınızı otlatacağınız bitkiler.”

“O su sayesinde Allah sizin için ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve diğer meyvelerin hepsinden bitirir. İşte bunlarda düşünen bir toplum için ayetler vardır.”

“O geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Yıldızlar da Allah’ın emriyle hareket ederler. Bunlarda akledenler için pek çok ayetler vardır.”

“Yeryüzünde rengarenk sizin için yaratılmış olanlarda da öğüt alan bir toplum için ayetler vardır.” (16/9-13)

“İnsanlar, develerin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yer yüzünün nasıl yayıldığına bakmazlar mı?” (88/17-20) bunların her birinde Allah’ın nice ayetleri vardır. Fakat insan bunların farkında bile değil. Bir devenin özelliklerini anlamaya çalıştığımızda ne büyük bir hesapla yaratıldığını görürüz. Bilim adamları ‘eğer develer olmasaydı insanlık yer yüzüne yayılamazdı’ diyorlar. Uzun çöl yolculuğunda bir ay ikmal yapmadan yol alan tek nakil aracı devedir. Karnı su deposu, hörgücü de besin deposu olarak görev yapıyor olması nedeniyle, uzun yolculuklara tahammül edebilen tek hayvandır.

Yeryüzünün dizaynında dağların önemi ise ne kadar anlatılsa azdır. Dağından ovasına, akarsuyundan durgun göllerine, denizinden, dimdik yükselen karlı tepelerine, yakıcı güneşinden koyu gölgelerine kadar, hiçbir şey es geçilmeden insan için döşenmiş, kusursuz bir mekandır yeryüzü. İnsanın ayakları altına serilmiş ve ‘arzı sizin için döşedik onun omuzlarına basarak dolaşın’ iltifatına muhatap olmuştur.

Bunca ayeti görüp de yaratana şükrünü eda edebilmek için çalışanlara selam olsun diyor, görmek isteyenlere basiretler diliyoruz…

İKTİBAS

Reklamlar

One thought on “Allah’ın insanlara afakta ve enfüste ayetlerini göstermesi ne demektir ?

Add yours

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: