Kur’an açısından dinlerarası diyalog ve medeniyetler buluşması – Fereç Hüdür

İnsanlık tarihinde kısa sayılabilecek bir süreden beri “Dinler Arası Diyalog” veya “Medeniyetler Buluşması” adı altında, Küresel Barışın Sağlanması” yolunda gerek şahıslar bazında gerekse devletler bazında çeşitli çalışmalar yapılmasına rağmen bu güne kadar elle tutulur bir netice veya hareket noktası elde edilememiştir, bütün çabalar çeşitli söylevler ve yemekli toplantılardan öteye gidememektedir.

Küresel Barışın taraftarı, bir barışsever olarak kendim, bunun nedenlerini ve “Küresel Barışın” nasıl sağlanabileceği yolunda düşünme ve çözüm yolu arama ihtiyacı duydum.

Küresel Barışın sağlanabilmesi insanlığın tarihi boyunca başarabildiği en önemli ve faydalı işlerden biri olacaktır. Günümüzde dehşet silahları olarak tanımlanabilecek kitle imha silahlarının Ülkeler arasında hızla yayılması ve durmadan saldırı amaçlı olarak geliştirilme çabaları İnsanlığı büyük bir güvensizliğe ve korkuya düşürmektedir, barışçıl amaçlı dahi olsa bu silahları ellerinde bulunduranların bunlara sahip olmayan ülkeleri bu silahları elde etme çabalarından maddi güçle vaaz geçirmeleri mümkün değildir, diğerlerinde varsa güvenliğimiz için bizde de olmalı mantığı onları bir yerde haklıda kılmaktadır, ayrıca teknolojinin gelişmesiyle de bu silahları hangi ülkenin neşe kilde ne zaman elde ettiğini tespit etmekte olası görünmemektedir. Bundan dolayıdır ki, ne zaman barışçı zihniyetler insanlar arasında bir kültür halini alırsa ve insanlar kendilerini güven içinde his ederlerse; insanlığı tehdit eden yok oluş tehlikesi ortadan kalkar, İnsanların bir birlerini kitlesel olarak yok etmeleri İnsanlığın söyleyeceği son söz olmamalıdır.

İNSANLARI BİR BİRLERİNE DÜŞÜREN FAKTÖRLER

1- İnsanların bir birlerini tanımamalarının oluşturduğu korku,

2- İnanç ayrılıkları,

3- Irkçılık ve bir kısım insanların kendilerini diğer insanlardan üstün görmeleri,

4- Maddi hırs (Servet hırsı; Toprak hırsı.)

5- Tarihi düşmanlıklar.

Daha başka bazı faktörler de bulunabilir fakat bence en belli başlıları yukarıda yazılı yedi faktördür, dikkat edilirse en başa insanların bir birlerini tanımamaları şıkkını yazdım, insanların bir birlerini tanımaları ve diyaloga girmeleri “Küresel Barışın” oluşmasında atılacak en önemli adımların başında gelir. Bir birlerini tanımamanın verdiği korkuyla, insanlar kitlesel olarak diğerleri olarak tanımladıklarını, saldırgan potansiyel düşman olarak görmektedir, bunun bertaraf edilmesi için hareket noktası barış olan diyaloga girmeleri gerekir, bu diyaloga girme olayı birçok kimsenin sandığı gibi bir birlerine inançlarını kabul ettirme olayı demek değildir, bir birlerine inançlarını anlatmama da değildir, diyalog içerisinde bir birlerine inançlarını anlatmaları olağandır, bu anlatımlarda ve bir birlerine yöneltecekleri seviyeli eleştirilere tahammül göstermeleri gerekli olduğu gibi, İnsanların hür iradeyle inanç bazında serbest seçenek yapmalarına da olanak tanımalıdırlar, bütün bunlar yapılırken hiçbir barışçı davranışın arka planında hile olmamalıdır. Bu bağlamda olmak üzere [private]yukarıdaki beş şıkkın Kur’an açısından nasıl tanımlandığını ortaya koymaya çalışacağım, böylece Dini inancı Kur’an’dan ibaret olan kimselerin konuya nasıl baktıklarını tanıtmakla , umarım “ Dinler Arası Barışçı Diyalog”a kapı açılmış olur, Hıristiyanların ve Musevilerinde bu bağlamda inançlarını ortaya koyup ne düşündüklerini söylemeleri halinde diyalog oluşmuş olur, “Diyalog Bir Olgudur bir Kültürdür” bundan da beklenen ürün İnsanlığın ideal olana varmaları ve İnsanlığı barış ve huzura götürecek bir meyve elde etmeleridir.

Şöyle ki:

1- İnsanların bir birleriyle tanışmaları ve diyalog kuramamaları Kur’an açısından bir gerekliliktir.
Kur’an’dan mealen: “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.” (49/13)

Görüldüğü gibi İnsanların tanışmaları dolayısıyla görüşmeleri İslam Dini açısından bir gerekliliktir, Allah nezdinde insanları birbirlerinden üstün kılan şey yalnızca “Takva”l arıdır, Takva başka bir ifadeyle Allah korkusu hasımların bir birlerinden korkması manasında değildir, kulların Allah’tan çekinerek verdiği emirleri yerine getirmeleridir. Ayrıca kurulacak diyalogun içeriği boş sözlerle faydasız icraatlarla doldurulmamalıdır, böyle yapılması halinde yapılan ancak çoğunlukla çabaları kırıcı bir zaman kaybı olur.

Kur’an’dan mealen: “Onların fısıldaşmalarının birçoğunda hayır yoktur. Ancak bir sadaka yahut bir iyilik yahut da insanların arasını düzeltmeyi isteyen (in fısıldaşması) müstesna. Kim Allah’ın rızasını elde etmek için bunu yaparsa, biz ona yakında büyük bir mükafat vereceğiz.” (4/114)

Kur’an ölçüsüne göre, barış istenmesi halinde Müslümanların barışa yanaşmaları keyfi isteklere bırakılmış olmayıp, dini emir bazında bir mecburiyettir.

Kur’an’dan mealen: “ Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah’a dayan, çünkü O, işitendir, bilendir.” (8/61), “Eğer sana hile yapmak isterlerse (korkma) Allah sana yeter. O ki, yardımıyla seni ve müminleri destekledi. “ (8/62)

Barışın İslam dini açısından büyük bir önem taşır, Kur’an’da savaş yapılmasını emreden bütün ayetler saldırılara karşı müdafaaya ve fitne fesadı önlemeye yöneliktir, Kur’an’da, herhangi bir ferde veya topluma haksız yere saldırı ön görülmez ve kabul edilemez.

Barış sağlansa inançta ayrılıklar ortadan kalksa İnsanlık tek ümmet olarak aslına döner, insanlık önce tek ümmetti onları tek ümmet olmaktan alıkoyan şey “Allah’ın emrinden sapma şeklindeki ayrılıklardır”

Kur’an’dan mealen: “ İnsanlar bir tek ümmetten başka bir şey değildi, ama ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinden bir söz geçmemiş olsaydı, ayrılığa düştükleri konuda hemen aralarında hüküm verilir(işleri bitirilir)di.” (10/19), “Ey Resuller!. Safi, helâl şeylerden yiyin ve iyi amelde bulunun şüphe yok ki, ben sizin her yapar olduğunuz şeyi tamimiyle biliciyim.” (23/51), “Ve işte sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir ve ben de sizin Rabbinizim, benden korkun.” (23/52)

Ademden bu tarafa bütün Peygamberlerin Allah tarafından getirdiği din bir tanedir, Allah hiçbir zaman ümmetlere Peygamberler vasıtasıyla tebliğ ettirdiği dini değiştirmez, ancak dinin içeriğinde bulunan şeriat ümmetlere göre değişiklik gösterebilir, örneğin bir zamanlar susma orucu vardı şimdi yok, bu tür değişiklikler din değişikliği manasında değildir. Bütün Peygamberlerin getirdiği din İslam dinidir ve İslam Dini bağlıları tek ümmettir, dini çeşitli müdahaleler ile parçalamak suretiyle ayrı ayrı ümmetler haline gelinmesine sebep olanlar insanlardır ve iyi bir şey yaptıklarını zan edip sevinmektedirler.

Kur’an’dan mealen: “Fakat işlerini aralarında parçalayıp çeşitli kitaplara ayırdılar. Her parti, kendi yanında bulunan(din veya kitap)la sevinmektedir.” (23/53)

Bu parçalanmanın nedenleri konusunda Kur’an’da ayet örnekleri vardır, ayrılığa düşülmesinin nedenlerini ve tekrar tek ümmet haline gelmenin ne kadar başarılabileceğinin açılımını burada verecek olsam konu çok detaylanarak kısa bir web yayını çalışmasını aşacaktır, benim burada amaçladığım Web de yayınlamak için birkaç sayfalık çalışmadır.

Böylece diğer şıklara geçecek olursam:

2- İnanç ayrılıkları:

İnsanları en fazla bir birlerine düşüren şeylerin başında İnanç ayrılıkları gelir, bu inanç ayrılıkları aynı din adı altında da olabilmektedir, örneğin eskiden olduğu gibi bugünde İslam Dini adı altında, Hıristiyanlık dini adı altında veya Musevilik Dini adı altında çeşit çeşit değişik inançlara rastlamak mümkündür, Putperestlerde ve Ateistlerde de durum bundan farklı değildir. Kitaplı dinler açısından konuya baktığımızda, bu durumun nedeni olarak ya eldeki kitabın İnsan müdahaleleriyle orijinalliğini içerik olarak yitirmiş olması yada İslam Dini adı altındaki ayrılıklarda olduğu gibi Kur’an’ın içeriği orijinal olmakla beraber, Kur’an’ın içeriğine değil de yanına din diye birçok uydurma sözlerin Peygamber hadisi veya sünneti adı altında kümelenmiş olması ve bu kümelerin bağlıları tarafından Kur’an önüne geçirilmiş olmasını görürüz. Gerek kitaplar içine insan eliyle sokulan sözler veya Kur’an’ın yanına kümelenen sözler çelişkili olduklarından; her çelişki istikrar bozucu bir zıtlık olduğundan çifte standartlıdırlar, çifte standartlarla bir ümmet oluşturmak mümkün değildir, bir birine güven veren bir ümmetin oluşa bilmesi için çelişki ihtiva etmeyen tek standartlı bir dini kaynak şarttır, benim inancıma göre bugün bu vasfı ihtiva eden tek kitap Kur’an’dır.

Kur’an’dan mealen: “Hâlâ Kur’an’ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı.” (4/82)

İnsanları Kur’an’ı anlamaktan alıkoyan şeylerden bir tanesi de, insanların Kur’an’ı anlamaya çalışmamalarıdır, genelde bu duruma neden olan şeyde İnsanların Kur’an’ı kendileri içinde gelmiş bir kitap olarak ele almamaları, diğerleri olarak tanımladıkları kimseler gelmiş bir kitap olarak görmeleridir, halbuki onu kendilerine de gelmiş bir kitap olarak ele alıp üzerinde düşünseler, onun hem insanların hem de diğer yaratıkların gücünü aşacak şekilde yapılanmış sözlerden oluştuğunu ve çelişkisiz olduğunu göreceklerdi. Bu yapıdaki bir kitap hem dünya yaşamında bir mutluluk kaynağı olduğu gibi, ölümden sonraki geleceği bildiren sözleri de insanı tatmin edip güvence veren sözlerdir. Dini metin adı altında olsun veya olmazsın çelişki içeren hiçbir bilgi kaynağı insana güvence vermediği gibi tatminde etmez. Bütün bunlara rağmen Kur’an’a inanmayan kimselerin, biz inancımızdan memnunuz, bizim amacımız barış sağlayıcı bir diyalog kurmaktır, bundan ötesi bizi ilgilendirmez derlerse, Kur’an öğretisi açısından bunda da bir sorun yoktur.

Kur’an’dan mealen: “Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah’a dayan, çünkü O, işitendir, bilendir.” (8/61)
Bizler Kur’an’a inanan kimseler olarak barışçı kimseleriz, barışı ret etmeyip barışa yanaşmak dinimizin bir gereğidir, siz barış istiyorsanız biz zaten buna hazırız, sizlerin bizimle aynı inancı paylaşmamanız bizlerin sizlere herhangi bir zarar vermemize veya baskı yapmamıza gerekçe gerekçe değildir, dinimizi anlatırız fakat hiç kimseye inanmamasından dolayı hesap sormayız, bu konuda hesap sormak, bizim dinimizde ancak Allah’a aittir.

Kur’an’dan mealen: “Seninle tartışmaya girişirlerse, de ki: “Ben, bana uyanlarla birlikte kendi özümü Allah’a teslim ettim.”, “Kendilerine kitap verilenlere ve ümmîlere de ki: Siz de İslâm’ı kabul ettiniz mi? Eğer İslâm’a girerlerse hidayete ermiş olurlar. Yok, eğer yüz çevirirlerse sana düşen şey ancak tebliğ etmektir. Allah kullarını hakkıyla görendir.” (3/20), “Onlara vadettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de, (göstermeden) senin ruhunu alsak da senin görevin sadece tebliğ etmektir. Hesap görmek ise bize aittir.” (13/40), “Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O halde kim tâğûtu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (2/256)
Görüldüğü gibi İslam dininde İnançtan dolayı zorlama yoktur, biz İmkan bulduğumuzda dinimizi anlatırız, isteyen inanır bu bizi mutlu eder, isteyen inanmaz, bu da bizim hesap sorma bazında herhangi bir tavır yapmamızı gerektiren bir husus değildir, bunun hesabı Allah’a aittir, bizim dinimizde Allah peygambere dahi inançtan dolayı hesap sorma yetkisi vermemiştir, aynı zamanda bizim peygamberlerimiz olan diğer peygamberler içinde durum aynıdır.

Kur’an’dan mealen: “Allah’a ortak koşanlar dediler ki: Eğer Allah dileseydi ne biz, ne de atalarımız Ondan başkasına ibadet etmezdik; Onun izni olmadan da hiçbir şeyi haram kılmazdık. Daha öncekiler de böyle yapmışlardı. Peygamberlere düşen, açıkça tebliğ etmekten başka nedir ki?” (16/35)

Allah’ın gönderdiği hiçbir peygamber Yer Yüzünde fitne ve fesat çıkmasını arzu etmez, aksine ellerinden geldiğince ıslah etmeye çalışırlar, yetkilendirilmelerindeki çok önemli olan husus, kendilerine ve inananlarına saldırı olmadığı müddetçe tebliğde görevlerinin sadece sözel olarak Dinsel Vahyi anlatmaları ve duyurmaya çalışmaları ile İnançtan dolayı hiç kimseden hesap sorma yetkilerinin olmamasıdır. Aslında halk arasında da İnançtan dolayı bir birlerine karşı saldırıya pek rastlanmaz, inançları bir birlerinden farklı olan üç esnaf bir birlerini rahatsız etmeden yan yana işyeri açar hatta ticari hususlar da yardımlaşır alışveriş yapar ve bir birlerinin hal hatırını sorarlar, bu durum halk kitleleri tarafından da hiçte garipsenmez, yer yüzünde bozgunculuk isteyenler fitnecilerdir, bunlara her inancın içinde rastlamak mümkündür, bunların eline maddi güç geçtiği anda fitne amaçları doğrultusunda kullanmaktan büyük bir haz duyarlar, kendilerine göre bir takım gerekçeleri de vardır, örneğin, kendilerini bir futbol takını gibi görürüler, bizim takım mücadele edecek başka takım bulamazsa ne ne sporumuz nede sporda gelişimimiz kalır diye düşünürler, bundan dolayı bizzat kendileri kendilerine karşı oynayacak kolay bir takım icat ederler, fakat açtıkları ortamda hem suni olarak oluşturdukları takımın da profesyonelleşeceğini ve aynı ortamın kendilerinin isteği dışında birçok profesyonel takımın oluşmasına yol açacağını, kendileri bir süreliğine şampiyonluğa oynasalar da, hoşlarına giden galibiyetler alsalar da, sonuçta her oyuna çıkan takımın bir mağlubiyet maçı vardır, istersen futbol takımlarına bak mağlubiyet almadan sürekli galip olan bir takım var mı.

İnsanlığa düşmanlık besleyen Fitne ve Fesatçıların dilleri ve kalpleri aynı değildir, dilleriyle güzel sözler söylerken kalplerinde olanında aynı olduğuna dair Allah’ şahit tutarlar, halbuki kalplerinde olan söyledikleriyle aynı değildir, bu ise insanların güvenlerini yok etmek suretiyle barış içerisinde yaşamalarını engelleyen önemli etkenlerdendir, barışın gerçek manada oluşması için istenen ve olması gereken, diller hoşa giden barışçıl sözler söylerken kalplerinde aynı şeyi onaylamalarıdır.

Kur’an’dan mealen: “Ve insanlardan bâzıları vardır ki, dünya hayatı hakkındaki sözü senin hoşuna gider. Ve kalbinde olana Allah’ı şâhit tutar. Halbuki o pek katı düşmanlık sahibidir.” (2/204), “Ve yanından ayrılınca yer yüzünde fesat çıkarmağa, ekinleri, zürriyetleri helâk etmeğe çalışır. Allah ise fesadı sevmez.” (2/205)

Bu konuda daha birçok söz söylemek mümkündür, burada dikkat edilmesi gereken, Kur’an öğretisine göre İnançtan dolayı insanlara, insanlara karşı baskı yapma ve hesap sorma yetkisinin verilmemiş olduğu, barış istenmesi halinde Müslümanların barışa yanaşmak zorunda olduğu ile İnançlardan dolayı hesap sorma yetkisinin sadece Allah’a ait olduğu hususlarıdır. Bu hususlar yerine getirilirse insanların inançtan dolayı çatışacakları pek bir şey kalmaz. Pek bir şey kalmaz dedim fakat hiç bir şey kalmaz diyemedim, bunun nedeni, kişi bazında açıklığa kavuşturulması gerek bazı önemli şeylerin kalmasından dolayıdır.

Şöyle ki:

3- Irkçılık ve bir kısım insanların kendilerini diğer insanlardan üstün görmeleri,

a) Irkçılık ve Soy sop üstünlüğü iddiası yoluyla bir kısım insanlar kendilerini diğer insanlardan üstün görerek diğer insanları küçümseyerek hayvanlar seviyesinde görürüler, bu tür düşüncede ve inançta olanlar, kendilerini özel gördükleri gibi, hoşlarına giden her şeyi ve her davranışı kendilerinin hizmetinde özel sayarlar, onlara göre Allah yalnız kendilerinin İlahıdır, din konusu yalnız kendilerini ilgilendiren bir konudur, mal, mülk, servetler, dünya ve hatta diğer insanlar kendilerin rahatı için yaratılmış şeyler olup ancak kendilerinin sahiplenmesine yakışan şeylerdir, onlara göre diğerleri dedikleri kendi dışlarındaki insanlar kim oluyorlar da böyle şeyler üzerinde hak iddia ediyor veya sahiplenmek istiyorlar, Kuran’da bu düşünce kesinlikle ret edilmektedir.

Kuran’dan mealen: “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.” (49/13)

Görüldüğü gibi, Kur’an öğretisine göre insanlar insan olma bazında bir birlerine eşit olup, Allah nezrindeki dereceleri, Allah’a saygı gösterip, O’ndan çekinerek, O’n un emirlerini yapma derecelerine göredir, bu husus çalışmaya dayalı olduğundan her çeşit İnsani farklılık iddialarını ortadan kaldırır.

b) Diğer bir ayırım da, Hür ve Köle ayırımıdır, Tarihi sürece baktığımızda, Hürler ve Köleler olmak üzere iki tip insanla karşılaşırız, bu süreçte bir kısım insanlar maddi fırsat bulduklarında, diğer bir kısım insanları her şeyleriyle bir eşya veya bir hayvan konumunda hatta ondan daha aşağı bir şekilde sahiplene bilmektedir, bu öyle bir sahiplenmedir ki, kölenin şahsiyetiyle birlikte, canı ve onuru efendisine aittir, efendisi ne isterse ona yapma hakkını kendisinde bulmakta ve diğer hür insanlar tarafından da bu durum olağan ve normal karşılana bilmektedir, ne insafa, ne adalete nede vicdana sığmayan bu durum, insanın insanı aşağılamasının en açık örneğidir, Allah, herkesin Allah’ı ise, bizim inancımıza göre öyledir, aynı ana babadan yarattığı ve neslin çoğalması yönünde kardeş olan insanların, bir birlerine bu şekilde tahakküm etmesine asla onay vermez, hiç kimseyi hiç kimseye kölelik yapmaya davet etmediği gibi, köleliği ne onaylar, ne teşvik eder nede kutsar, Kur’an’ın indiği dönemde ve ondan öncesinde İnsanların bir birlerini köleleştirme olayı, toplumların dokusuna işlemiş şekilde yaygın bir durum arz etmektedir, Bu durumun ortadan kaldırılması için, İslam toplumunda sosyal sarsıntılara sebep olmayacak şekilde, köleliğin tasfiyesi metodu emredilmiştir,

Şöyle ki:

KUR’AN’A GÖRE KÖLELİK: İLAHİ ADALET’in söz konusu olduğu yerde, adalet herkes için olmalıdır, bu şart adaletin adaletin olmazsa olmaz “TEMEL İLKESİDİR” aksi takdirde herhangi bir adaletten bahsetmek söz konusu olamaz, hele bahis konusu olan “Adalet” İlahi adalet ise adalet dağıtımı konusunda kullar arasında fark gözetilmesi mümkün değildir, Kur’an öğretisine göre, adaletin sağlanmasında, kişinin, Müslüman olması veya Müslüman olmaması, Hür olması veya Köle Olması arasında fark yoktur, kim olursa olsun adalet isteyen muhakkak hakkını almaya hak kazanmıştır.

Kur’an’dan mealen: “Biz sana Kitâbı hak ile indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği biçimde hüküm veresin; hâinlerin savunucusu olma!” (4/105), “Allah size emânetleri ehline vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adâletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah, işiten, görendir.” (4/58)

Bu durumun uygulanabilir olabilmesi için İnsanların adalet önünde eşit olmalarına ihtiyaç vardır, bu durumda akla şöyle bir soru gelmektedir, insanlara ait olan malları ellerinden haksız yere almak suç ise ve bu bir adalet konusu ise, o zaman bir insanın şahsına zorla el konulup köleleştirilmesi bir adalet konusu değil midir? Nasıl ki bir insanın mallarına haksız yer zorla el konamıyorsa ve bu el koyma gasptan başka bir şey değilse, gaspın büyüğü insanın bizzat kendisine el konulmasıdır. Bunun Kur’an’da belirtilen İlahi Adalet ölçüsüne göre kabulü mümkün değildir. Dolayısıyla Kur’an’da köleliğin yasaklanması ve tasfiyesiyle ilgili olarak etkin bir metot ortaya konmuştur.

Şöyle ki:

KUR’AN’A GÖRE KÖLELİĞİN YASAKLANMASI VE TASFİYE METODU

İnsanlar Adem ve Havva’nın çocukları olarak aynı ana babadan dünyaya gelmelerine rağmen, tarihte çok yaygın olarak bir birlerini köle yapmışlardır. İnsanların, insanları köle edinme kaynaklarını başlıca üç şekilde tasnif edebiliriz:

1-Savaş veya baskın neticesinde, yenilen veya ele geçirilen tarafın köleleştirilmesi.

2- Köle sahiplerinden satın almak yoluyla köle edinilmesi.

3-Köle sahiplerinin, köleleri üretmek suretiyle çoğaltıp, yeni köleler edinmesi.

Bu suretle bir insan, diğer bir insanı köle edinmekte ve hürriyetine zorla el koyabilmektedir. Bu durum köle olmuş insan için çok zor bir olaydır. Köle olmuş insanları, kölelikten kurtarmanın iki yolu vardır. Bunlardan bir tanesi herkes hürdür deyip köleliğin reddedilmesi, ikincisi ise kontrollü şekilde sosyal doku içinde eritmek suretiyle azalta, azalta mücadele edilmesidir. Herkes hürdür deyip kölelik ret edildiğinde, köleliğin yaygın olduğu devirlerde, bir çok sosyal patlamalar meydana gelecektir. Örneğin: Toplumda hür fakat birçok işsiz, evsiz, aç insanlar doluşacak, efendileri eliyle azat edilmiş köleler, efendilerinden intikam alma durumuna gelebilirler. Hatta bir araya gelip eski efendilerini köle yapmaya kalkışa bilir ve daha birçok olaylara sebebiyet verebilirler.

Kölelikle sosyal doku içerisinde eritmek suretiyle azalta azalta mücadele edilmesi durumu ise, toplumu sarsmayan ve hatta İslam toplumu dışındaki köleci toplumlarla etkili bir mücadele yöntemidir. Zira Müslümanların, korku duymadan o toplumlardan köle satın alıp hürriyete kavuşturmalarına olanak vermektedir.

Kölelikle mücadele edilmesiyle ilgili olarak, Kur’an’da bir dizi tedbirler vardır, bunlardan örnekler verecek olursam:
Kur’an’dan mealen: “(Savaşta) kâfirlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onlara iyice vurup sindirince bağı sıkıca bağlayın (esir alın). Savaş sona erince de artık ya karşılıksız veya fidye karşılığı Salıverin. Durum şu ki, Allah dileseydi, onlardan intikam alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek ister. Allah yolunda katledilenlere gelince, Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmaz.” (47/4)

Böylece, savaş esirlerinin köleleştirilmesi, İslam’da yasaklanmış olmaktadır. Zira savaşın bitiminde esirler ya karşılıksız yada fidye karşılığı serbest bırakılacaklardır. Böylece savaş yoluyla köle alınması önlenmiş olmaktadır.

Köle sahibi olan kafirlerin ellerindeki kölelerden satın almak, kölelerin Müslümanların eline geçmesine ve böylece hürriyete kavuşmaları için kendilerine bir kapı açılmış olmaktadır. Zira, İslam dininde kölelerin hürriyete kavuşmaları teşvik edildiği gibi, diyet şartına da bağlanmış, sadakalardan kendilerine pay verilmesi farz kılınmış, ayrıca kendilerinden hayır beklenen bir kölelerin mukatebe yapmak suretiyle hürriyetine kavuşturulması ön görülmüştür. Cariyelerin zorlanıp zinaya sürüklenmesi yasaklanmış, köle ve cariyelerden salih olanların evlendirilmesi emredilmiştir. Böylece bir dizi tedbirlerle, köleliğin ortadan kaldırılması yolu açılmıştır. Bu hususlarla ilgili olarak örnekler verecek olursam, şöyle ki:

Kur’an’dan mealen: “(İnsan), hiç kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?” (90/5), “(Gösteriş ve övünme için) “Ben birçok mal telef ettim” diyor.” (90/6), “ Kimse kendisini görmedi mi sanıyor?” (90/7), “Biz ona vermedik mi: İki göz.” (90/8), “Bir dil, iki dudak?” (90/9), “Ona iki yolu (doğru ve eğriyi) göstermedik mi?” (90/10), “Fakat o, sarp yokuşu geçemedi.” (90/11), “Sarp yokuşun ne olduğunu sen nereden bileceksin?” (90/12), “Bir boynu (kölelik zincirinden) çözmek,” (90/13), “Yahut doyurmaktır: açlık gününde” (90/14), “Akraba olan yetimi” (90/15), “Yâhut hiçbir şeyi olmayan yoksulu” (90/16), “Sonra inanıp birbirlerine sabır tavsiye eden ve merhamet tavsiye edenlerden olmak.” (90/17),
Doğru yolda olmanın bir şartı olarak, köle azat etmek gösterilmiştir. (Ayrıca bak. 2 Bakara 177. )

Kefâret şartı olarak köle azat etmenin farz kılınması. Kur’an’dan mealen: “Kadınlarına zıhar edip sonra söylediklerinden dönenler, karılarıyla temas etmeden önce bir köleyi hürriyete kavuştursunlar. Size öğütlenen (hüküm) budur. Allah yaptıklarınızı haber almaktadır.” (58/3) (Ayrıca bak. 4 Nisa 92; 5 / Maide 89 )

Kölelerin, ihtiyaçlarını karşılamak üzere, kendilerine sadakadan farz olarak pay verilmesi. Kur’an’dan mealen: “Sadakalar, Allah’tan bir farz olarak ancak fakirlere, düşkünlere, onlar üzerinde çalışan (sadaka toplayan) memurlara, kalpleri (İslâm’a) ısındırılacak olanlara, kölelik altında bulunanlara, borçlulara, Allah yoluna ve yolcuya mahsustur. Allah bilendir, hikmet sâhibidir.” (9/60)

Köle ve cariyelerin evlendirilmesi ve mukatebe konusunda Kur’an’dan mealen: “İçinizden bekârları ve köle ve câriyelerinizden salih olanları evlendirin. Eğer yoksul iseler, Allah, lûtiyle onları zengin eder. Allah geniş (nimet ve lütuf sahibi)dir. (her şeyi) bilendir.” (24/32), “Evlenme (imkânı) bulamayanlar, Allah kendilerini lûtfundan zengin ed(ip evlenme imkânına kavuştur)uncaya kadar iffetlerini korusunlar. Ellerinizin altında (köle ve câriye)lerden, mukâtebe (akdi) yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde bir iyilik görürseniz mukâtebe yapın. Ve Allah’ın, size verdiği malından onlara da verin. Dünya hayatının geçici menfaatini elde etmek için, nâmuslu kalmak isteyen câriyelerinizi zinaya zorlamayın. Kim onları (zinaya) zorlarsa, şüphesiz Allah, zorlanmalarından sonra (0 cariyelere karşı) bağışlayıcı, esirgeyicidir.” (24/33)

Yukarıdaki ayet meallerinde görüldüğü gibi, İslam dininde köleliğin sona erdirilmesiyle ilgili çok önemli yaptırımlar vardır. Bir insanın dünyada en çok isteyeceği şeylerden bir tanesi, hürriyet ve ev bark sahibi olmasıdır. İslam dininde bunlarla ilgili sağlam esaslar getirilmiştir, köle ve cariyelerden salih olanların evlendirilmesi emredilmiştir. Ayrıca cariyelerin zinaya zorlanması yasaklanmış olup, zinadan uzak aile kadını olmalarına olanak sağlanmıştır. Köleliği kesin ortadan kaldıran bir husus olarak, kölelerle mukatebe akdi yapılması emredilmiştir. Bu mukatebe akdinin tek şartı, hürriyeti verilecek kölenin, kendisinde iyilik görünen bir kimse olmasıdır. Kölelik altında yaşamış olan ve kendisinden iyilik görünmeyen bir kimsenin hürriyete kavuşturulması, İslam toplumuna zararlı olacağından, köleliğin tasfiyesi olayında bu benimsenmemiştir. Bunun dışında kişi kendisinden hayır görünen bir kimse ise, hür olması için mukâtebe akdi yapmak üzere müracaat etmesi yeterlidir. Kendisiyle yapılan mukâtebe akdi, hürriyete kavuşma akdidir; bir hürriyet belgesidir. Bu akit hürriyete kavuşan köleye baş edemeyeceği mali yük getiren bir akitte değildir, tam tersi, toplumda tutunabilmesi için kendisine malen yardım edilmesi emredilmiştir. Zira, hiçbir maddi imkana sahip olmadan hür olması, kendisini köleliği arayacak hale getirebilir, bu mali yardım yapılmak suretiyle önlenmiştir. Ayrıca, kölelik müddeti içerisinde, köle sahibi, kölesine kısas kapsamına giren bir zarar verdiği zaman, kölenin affetmeyip kısas istemesi halinde, kölesine verdiği zarar kadar kendisine kısas uygulanır. Kısas gerektiren olaylarda, kısas hükmünün uygulamasında, Kur’an’da, efendi köle ayırımı yapılmamıştır. Kur’an’dan mealen: “Onda (Tevrat’ta) onlara: cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralara karşılık kısas (ödeşme) yazdık. Kim bunu bağışlar (kısas hakkından vazgeçer)se o kendisi için kefaret olur. Ve kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte zâlimler onlardır.” (5/45)
Kur’an’da kısas konusunda şöyle denmiştir, mealen: “Ey akıl sâhipleri, kısasta sizin için hayat vardır, böylece korunursunuz.” (2/179)

İslam dini açısından hayati şart olan Kısas Hukuku karşısında, kısasa konu olacak suç işleyen kimsenin ceza görmesinde kimliğinin hiçbir önemi yoktur, kısasın uygulanmamasında af yetkisi zarar görene ve yakınlarına aittir. Aksi takdirde kısas uygulanır.

4- Maddi hırs (Servet hırsı; Toprak hırsı.)

İnsanları bir birlerine düşüren diğer bir hususta bir birlerinin mallarını ve sahip oldukları haklarını zorla almaya çalışmalarıdır, bu hususta insanlar kişi bazında tek tek hareket ettikleri gibi kitlesel olarak bir araya gelmek suretiyle el birliğiyle de hareket edebilmektedirler, tarih eli bayraklı sırtı üniformalı bir sürü gaspçı kan dökücü zorbalarla doludur, bunlara İlahi adaletin dışına çıkmış her toplulukta rastlamak mümkündür, bunların en hoşlandıkları şeylerin başında kendilerini haklı gösterecek sahte erdemler üretip bunlarla süslenmeye çalışmalarıdır, fakat bilmezler ki; “Mülk olarak bütün dünya yada evren, Allah yanında bir çocuk hayatı etmez” Kur’an’dan mealen: “İşte bu yüzdendir ki İsrail oğullarına şöyle yazmıştık: Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur. Peygamberlerimiz onlara apaçık deliller getirdiler; ama bundan sonra da onlardan çoğu yine yeryüzünde aşırı gitmektedirler.” (5/32)

Bu kapsamda bir insanın hangi inançtan olduğunun hiçbir önemi yoktur, haksız yere bir Müslüman’ın Müslüman olmayan bir kimseyi öldürmesiyle, Müslüman olmayan bir kimsenin bir Müslüman’ı öldürmesi arasında fark yoktur. Haksız yere mal elde etme hususunda da durum aynıdır; hiçbir insan diğer bir insanın mallarına veya haklarına çeşitli bahaneler ve hilelerle el koyamaz, Kur’an’dan mealen: “Ve ey kavmim!. Ölçüyü de, tartıyı da adâlet ile yapın ve insanlara eşyalarını eksik vermeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak dolaşmayın.” (11/85), “Birbirinizin mallarını haksızlıkla yemeyin ve bile bile günahla insanların mallarından bir bölümünü yemeniz için onları hakimlere aktarmayın.” (2/188)

Bölümün başında yazdığım gibi, bu işleri yapanlara, hidayete tabi olmamalarından dolayı yaptıkları süslü görünür, Kur’an’dan mealen: “Allah’a and olsun ki, senden evvel de ümmetlere Peygamberler gönderdik. Şeytan ise onlara amellerini süsleyiverdi. Artık o, bugün onların velisidir ve onlar için pek acıklı bir azap vardır.” (16/63), “Ve onlar için bir takım arkadaşları Mûsallat ettik. Artık onlar için önlerindekini ve arkalarındakini süslemiş oldular ve onların üzerine de kendilerinden evvel gelip geçen cinler ve insanlardan olan ümmetler arasındaki O -azaba dair- söz hak olmuş oldu. Şüphe yok ki, onlar hüsrâna uğramış kimseler oldular.” (41/25)

Bu konularla ilgili olarak Kur’an’da bir çok ayet bulmak mümkündür, şu kesindir ki haksızlık kime karşı yapılmış olursa olsun suçtur. Kimlikler veya dini etiketleri ne olursa olsun, hainlere taraf olmak ve adaletsiz hüküm vermek Kur’an’da kabul edilmemiştir, Kur’an’dan mealen: “Allah’ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye sana Kitab’ı hak ile indirdik; hainlerden taraf olma!” (4/105)

Adaletli hüküm vermek ve hainleri savunmamak; hainlerden taraf olmamak bütün insanlar için barışın en temel iki şartıdır.

5- Tarihi düşmanlıklar. Toplumları bir fert gibi düşünürsek, nasıl ki şahısların bir hafızası ve kişiliği varsa, toplumlarında bir hafızası ve kişiliği vardır, toplumlarda tıpkı şahıslar gibi bir ömür sürer ve ölürler, fakat genelde ömür süreleri şahısların ömür sürelerinden çok uzundur, toplumları bir ferdi incelediğimiz gibi incelersek, toplumlarında kendilerine has çok belirgin temel düşünce ve davranış özellikleri gösterdiğini görürüz, toplumun içeriğinde meydana gelen ferdi ölüm ve doğum olayları, tıpkı bir ferdin bünyesinde ölen ve çoğalan hücreler gibi nasıl ki şahsın kişiliği üzerinde bir değişiklik meydana getirmiyorsa, toplumların bünyesi içeriğinde bu bazda meydana gelen değişiklikler toplumun kişiliği üzerinde değişme meydana getirmez. Bundan dolayıdır ki tarihi süreç ne kadar uzun olursa olsun, toplumlar devam ettiği sürece Tarihlerini bir hafıza gibi algılayıp, buna dayalı olarak kendi dışlarında ki toplumlara müspet veya menfi davranış gösterme gayretine girerler. Bu çalışmamda amacım evrensel barışın sağlanması açısından elimden geldiğince katkı yapmak olduğundan, dini inancım olan Kur’an’dan hareketle, Kur’an’ın tek standartlı barışçıl özelliklerini Kur’an’dan ayet mealleri yazmak suretiyle göstermek ve dolayısıyla dini inancı yalnız Kur’an’dan ibaret olan bir Müslüman toplumun dünyaya ve insanlara bakışını tanıtmaya çalışacağım, tanıtmaya başlamadan önce özellikle belirtmek isterim ki Kur’an kavramları hiçbir zaman iki veya ikiden fazla standartlı değildir, daima tek standartlı özelliktedir, şöyle ki: Bir taraftan affı ve merhameti tavsiye ederken, hiçbir zaman zulmü ve haksız saldırıları tavsiye etmez ve desteklemez, Kur’an incelendiğinde bu durumu açıkça görmek mümkündür, bir kitabın içeriğinde çifte standart olması o kitabın, hatalı çelişkili ve güvenilmez olduğunun göstergesidir, Kur’an ise hatasız ve çelişkisiz bir kitaptır. Bunu yazmaktan amacım Kur’an öğretisinin, arka planında hile olmayan güvenilir bir öğreti olduğunu belirtmek içindir.

EVRENSEL BARIŞIN SAĞLANMASI AÇISINDAN KUR’AN ÖĞRETİSİ

Kur’an bütün müminleri toptan barışa girmeye davet eder, Kur’an’dan mealen: “Ey imân edenler!. Hepiniz toptan barışa giriniz. Ve şeytanın adımlarına uymayınız. Şüphe yok ki o sizin için apaçık bir düşmandır.” (2/208)

Kur’an’da yapılan bu davet Müminlerin yalnızca kendi aralarında barışa girmeleri manasında değildir, Müslüman olsun veya olmasın barış isteyen herkesle barış yapmak manasındadır, Kur’an’dan mealen: “Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah’a dayan, çünkü O, işitendir, bilendir.” (8/61)

Bu barış süreci hainlik ve hile durumu olmayıncaya kadar devam eder, hainlik durumu olması halinde, Müslümanlar, anlaşmanın bozulduğunu karşı tarafa açıkça bildirirler, Müslümanlar yaptıkları anlaşmaları haklı neden olmadan gizli ve tek taraflı olarak bozamazlar, Kur’an’dan mealen: “(Antlaşma yaptığın) bir kavmin hainlik yapmasından korkarsan, sen de (onlarla yaptığın ahdi) aynı şekilde bozduğunu kendilerine bildir. Çünkü Allah, hainleri sevmez.” (8/58), “Eğer sana hile yapmak isterlerse (korkma) Allah sana yeter. O ki, yardımıyla seni ve müminleri destekledi.” (8/62)

Barışın en temel şartlarından biri, kin ve intikam duygularını bastırmak ve İnsanları affedici olmaktır, Kur’an’dan mealen: “O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.” (3/134)

Toplum sözcülerinin toplanarak barış yolunda kendi aralarında sarf ettikleri sözler, İnsanları barışa yönlendiren, samimi ve insanların arasını düzeltici içerikli olması gerekir, aksi takdirde barış yolunda bir netice alıcı olması mümkün olmayan, bir birine sırf yağcılık olsun diye sarf ettikleri sözler, hemen veya sonra foyası meydana çıkan, dalkavukça sarf edilmiş boş sözler olmaktan öteye gidemez, Kur’an’dan mealen: “Onların fısıldaşmalarının birçoğunda hayır yoktur. Ancak bir sadaka yahut bir iyilik yahut da insanların arasını düzeltmeyi isteyen(in fısıldaşması) müstesna. Kim Allah’ın rızasını elde etmek için bunu yaparsa, biz ona yakında büyük bir mükâfat vereceğiz.” (4/114), “Onlar arzu ettiler ki sen yağ çekesin (dalkavukluk yapasın), onlarda yağ çeksinler (dalkavukluk yapsınlar).” (68/9)

Bu yazdıklarımdan, Barış için çaba gösteren kimselerin samimiyetsiz kimseler olduğunu söylediğim manası çıkarılmamalıdır, ben onların barış yolunda gayretli ve samimi kimseler olduğunu düşünüyorum. Söylemek istediğim sadece Kur’an açısından konuya nasıl bakıldığını göstermektir.

Müslümanların, Tarihi veya güncel düşmanlıklardan dolayı Gerek kişilere karşı, gerekse toplumlara karşı gösterecekleri veya göstermek istedikleri tavırlarda adalet daima tek harekat noktasıdır, İslam toplumu hiçbir zaman kin ve garaz duygularıyla başka bir topluma karşı adaletsiz tavır içine giremez, Kur’an’dan mealen: “Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın ha sizi adaletsizliğe itmesin. Âdil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (5/8)

Bu hususlarda Kur’an’da emredilen adalet sınırı denkliktir, haksız yere bir tokat vuran kimseye, ancak bir tokat vurulabilir, bu denklik aşıldığı anda aşanlar suç işlemiş olur, mağdurlar haksızlığa uğradıkları oranda hak isteme talebinde buluna bilirler, hak isteme adaletin gereği olmakla beraber, meziyet olarak övülen, sabır, af ve barışın sağlanmasıdır, Kur’an’dan mealen: “Eğer ceza verecekseniz, kendisiyle haksızlığa uğramış olduğunuz şeyin misliyle ceza verin ve eğer sabır ederseniz, elbette o, sabır edenler için daha hayırlıdır.” (16/126), “Bir kötülüğün cezası da O’nun misli bir kötülüktür. Fakat kim affeder ve barışı sağlarsa artık O’nun mükâfatı da Allah’a aittir. Şüphe yok ki, O, zâlimleri sevmez.” (42/40)

Bize verilen selamı, başka bir ifadeyle bize uzatılan barış elini, bizler geri çevirmeyiz, ya daha güzel şekilde karşılarız, yada aynı şekilde cevap veririz, Ret etmek kötülüğü, kabul etmek ise iyiliğe kapı açmaktır, ve herkese açtığı kapıdan bir payı vardır, Allah, iyilikle kötülüğü bir tutmayan ve her şeyin hesabını arayan bir İlahtır, Kur’an’dan mealen: “De ki: “Pisin çokluğu seni hayrete düşürse de pisle temiz bir olmaz. O halde, ey akıl sahipleri! Allah’tan korkun ki kurtuluşa erebilesiniz.” (5/100), “Her kim güzel bir şefaatle şefâatte bulunursa onun için de ondan bir nasip olur. Ve her kim kötü bir şefaatle şefâatte bulunursa onun için de ondan bir hisse olur. Ve Allah her şey üzerine hakkıyla şahittir.” (4/85), “Ve bir selâm ile selâm verildiğiniz vakit hemen ondan daha güzeli ile selâmda bulununuz veya onu -aynı ile- iade ediniz. Şüphe yok ki, Allah her şeyin hesabını arayandır.” (4/86)

Kur’an’da, inançları ne olursa olsun İnsanlar arası barışı teşvik eden ve Müslümanlara, insanlara adaletli davranmayı, affedici olmayı ve barış yapmayı emreden tek standartlı başka ayetler bulmak mümkündür.

SONUÇ OLARAK

Dinler arası “Barış diyalogunda” mademki barışın tesis edileceği yapı din bazlıdır, öncelikle tarafların barış açısından bir birlerinin inançlarını tanımalarına ihtiyaç vardır, tek standartlı barışçı dini belgeler havaya göre değişebilen kanaat ve niyet bazlı olmayıp, İman bazlı olduklarından onlara inanan kimseler İmanlarını inkar etmedikçe onlardan cayamayacaklarından sağlam güvence teşkil ederler, bu bazda olmak üzere çalışmamın başında,

1- İnsanların bir birlerini tanımamalarının oluşturduğu korku,

2- İnanç ayrılıkları,

3- Irkçılık ve bir kısım insanların kendilerini diğer insanlardan üstün görmeleri,

4- Maddi hırs (Servet hırsı; Toprak hırsı.)

5- Tarihi düşmanlıklar.

Olmak üzere, beş madde halinde insanları bir birlerine düşüren kıstasları ve Kur’an’ın bu kıstaslar konusundaki öğretisini elimden geldiğince tanıtmaya çalıştım, mademki diyaloglar, konuşma ve tanışmadır, benim şahsi arzum, Ehli Kitabın bu beş maddeye Dini Rivayetleri dışarıda bırakmak suretiyle yalnızca dini kitaplarında nasıl tanım getirildiğini tek standartlı ayetlerle ortaya koymalarıdır. Yahut ta çalışmamı olumsuz yada olumlu açıdan sorgulaya bilirler; izahat isteyebilirler yada başka maddeler ve yeni başlıklar sorgulayarak Kur’an’da bu başlıkların nasıl tanımlandığı konusunda benden çalışma talep edebilirler, Allah’ın izniyle elimden geldiğince cevap vereceğim. Bu sözlerimden maksadım barış ortamını bozmak olmayıp, Kur’an’ın İnsanlık barışı için ümit kaynağı olduğunu göstermektir.

Kuran’da bu konuda iki yol vardır, Şöyle ki:

1- İnsanlar olabildiğince Kur’an inançlı büyük bir ümmet oluşturmaları, zira insanlar başlangıçta tek bir ümmet idi. Kur’an’dan mealen: “İnsanlar bir tek ümmetten başka bir şey değildi, ama ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinden bir söz geçmemiş olsaydı, ayrılığa düştükleri konuda hemen aralarında hüküm verilir(işleri bitirilir)di.” (10/19), “De ki: Ey Kitap Ehli! Aramızda ortak olan bir söze gelin: Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, hiçbir şeyi Ona ortak koşmayalım, birbirimizi Allah’ın yanı sıra rab edinmeyelim. Yine de yüz çevirecek olurlarsa, siz deyin ki: “Şahit olun, biz Müslümanlarız.” (3/64)

2- İnsanların bir birlerine inanç farklılığından dolayı saldırmamaları, herkesin barış ortamı içerisinde kendi inancını yaşamasıdır.

İnsanlar bir birlerine barışçıl şekilde inançlarını anlatarak diyalog içerisine girerler hatta bir birlerini eleştirebilirler, gerçeklerin ortaya çıkması açısından bu gerekli bir şeydir, fakat Kur’an’a göre hiçbir zaman, hiçbir şekilde inançlarını benimsemeyen kimselerden hesap soramazlar, daha öncede belirttiğim gibi inanç konusunda hesap sormak ancak Allah’a aittir. Kur’an’dan mealen: “Onlara vadettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de, (göstermeden) senin ruhunu alsak da senin görevin sadece tebliğ etmektir. Hesap görmek ise bize (Allah’a) aittir.” (13/40)

Şimdi dense ki, o zaman tarihi süreç içerisinde İnsanların bir birlerine karşı açtıkları Din bazlı savaşların manası nedir, O savaşların hepsinin üstünde Dini etiket olsa dahi, içeriği muhakkak, İnsanların koymuş olduğu kanun ve kurallarla doludur, putperest insanların kendi kanunlarını kendilerinin koyduğu tartışmasızdır. Allah Vahyi, diğer bir ifadeyle Allah sözü içerikli dinlerde, Allah vahyinden sapılmadığı müddetçe isimleri değişik olsa dahi aslında tek din olduklarından bir birlerine karşı hatta insanlığa karşı, haksız bir saldırı yapmaları söz konusu değildir, yaptıkları savaşlar kendilerine yapılan saldırılara karşı savunma amaçlı olup başkaca bir amaç taşımazlar. İnsan kanunları her zaman din dışında durmazlar, din maskesi takarak, ya Allah vahyi içerikli kitabın içeriğine girmek suretiyle, Allah Vahyi, artı Kul Kanunları şeklinde bir örgü meydana getirmek suretiyle kitabın içeriğini bir çelişkiler örgüsüne çevirirler, ya da kitabın içeriğine giremedikleri durumlarda kitabın dışında kitabın etrafına bir örgü meydana getirmek suretiyle, kendilerini kitabın önüne geçirirler, hilesiz hurdasız dini bazlı olduklarını insanlara kabul ettirmek için büyük bir gayrete girerler, maalesef kendilerini cahil halktan gizleme başarısını da gösterebilmektedirler, bunları çelişkili ve adaletsiz sözlerinden keşfedip tanımak gayet kolay ve mümkündür, zira, Allah çelişik ve adaletsiz sözler söylemekten ve bunları İnsanlara din olarak emretmekten, uzak ve münezzehtir, böyle bir durum onun zatına ve İlahlığına yakışmaz. Konuya bu şekilde baktığımızda, Muhammed’in, İsa’nın, Musa’nın ve diğer bütün gerçek peygamberlerin, peygamber olarak birbirlerinden farklı olmadığını görürüz, Allah’ın selamı rahmeti ve bereketi hepsinin üzerine olsun. Onlar bizim büyüklerimizdir, Allah Vahyini bize ulaştırmak için göstermiş oldukları gayretlerden dolayı, onlara minnet borcumuz vardır.

Fereç Hüdür

hudurferec@hotmail.com

[/private]

Reklamlar

33 thoughts on “Kur’an açısından dinlerarası diyalog ve medeniyetler buluşması – Fereç Hüdür

Add yours

  1. Ben önce F.Gülen ve cemaatine çok teşekkür ediyorum. Artık 21.yy da yaşayan millet ler olarak tek tanrıya inanan insanların belli bir ortak noktada toplanıp kardeş ve barış içinde yaşamayı bilmeliyiz.Düşünün ki İslamda tanrıya inanmakla iman etmiş oluyorsunuz. Kitaplarına,meleklerine ,peygamberlere ve ahirete. Bizlerde bunlarda var. O zaman neden kavga ediyoruz? Bizler hepimiz kardeşiz ve Cennet çok geniş hepimiz orada buluşacağız. Ne siz ne biz düşüncesi olmasın . Kavga ve savaş olmasın.İşte diyoloğa karşı gelenler bunları anlamıyor. Bizlerde kendi aramızda ibadet farklılıkları var, lakin hepimizde cennette olacağız.Hangi din gibi yaşarsanız yaşayın tek ki tanrı inancı olsun cennete gireceğiz. Bizlere ve Türk medyasına rica ediyoruz bu diyoloğu acilen her kesime ulaştırmada dahada gayretli olmalıyız.Tanrı F.Gülen gibi barış ve sevgi dolu hoca efendiyi başımızdan eksik etmesin. Bizlere inanmayanlar öteki dünyada sayın hoca efendi ile aynı yerde olduğumuzu gördüklerinde çok ama çok kıskanacaklar.
    İsteyen istediği dini yaşasın. Okullarda her din anlatılsın hangisi kimin hoşuna gidiyorsa onu seçsin.kolayı var zor olanı var. Fakat buluştuğumuz tek nokta Tanrıya iman.Bence sayın Hoca efendiye içinde bulunduğumuz yüzyılın barış ve onur ödülü verilmeli. Bu sayede hiç kimse benim babam senin babanı döver demeden yaşayacak.Hepside hak ve aynı doğrultuda olduğunu ancak diyalog sayesinde dünyaya öğrete biliriz.Bugüne kadar savaşlar hep dinler meselesinden çıkmadımı?Fakat bu sayede herkes kardeş olacak ve kimse kimseyi düşman bellemeyecek.Sayın hocamızın dünyanın her yerinde okulları olduğunu biliyoruz.İnanıyoruz ve diliyoruz bu okullarda bu kardeşlikten bahsediliyor ve tüm insanlığa güzel mesajlar veriliyor.Tanrı sizleri daha güçlendirsin. AMEN

  2. Artık,vazgeçemeyeceğiniz bir gerçek var.Dinler arası diyoloğu mutlaka benimsemek zorundasınız.Vatikan tüm dünyaya kardeşliği benimsetmek için çalışıyor.Tüm dinlerde ortak noktalar var.Tek Tanrı inancı ve diğer noktalar.O zaman neden kardeş olmayalım.Niye sadece biz Cennete gireceğiz bencilliği.Bu misyonu tüm islam ülkelerine benimsetmeliyiz.Hepimizin kardeş olduğunu ve hangi dini yaşarsan yaşa Cennete gireceğini.O zaman kavgalar biter, savaşlar sona erer.Diyoloğu,medeniyetler buluşmasını ve büyük otadoğu çalışmalarını destekliyoruz.Bunların meyvelerini en kısa sürede toplamak nasip olsun. AMEN.

  3. Ah ah, yıllardır dinler arası diolog diyoruz.Tüm dinlerin mensuplarının cennete gireceğinden bahsediyoruz.Halen daha bağnazca din üstünlüğünün savaşını yapıyoruz.Bakın Avrupa hem barışcıl hem ekonomi olarak doğu bloğu ülkelerinden daha üstün.Bırakın, insanlara barış dini olan ve Vatikanın başlattığı,gerçekleri bulma fırsatını yakalasınlar.Yıllardır dinler arası diyoloğu bu toplumlara anlatmakla çabalıyoruz.Bizler medyalarımızla daha fazla medeniyetler buluşması ve diyoloğa önem vermeli ve toplumlara benimsetmeliyiz.Kardeş gibi yaşamak varken, niçin dinlerin farklı tefarruatları ile kafa yoruyoruz. Benim inancımda zor olan varsa seninki hoşuma gidiyorsa niçin benimsemiyeyim. Önemli olan hepimizin dininde bir yaratıcı inanacı oluşudur.ben kalkar benimki doğru seninki yanlış dersem, birbirimizi dışlamış oluruz. Gelin hep birlikte kardeş olalım.Dünyada terör ve savaşlar sona ersin. Cennet hiç birimizin tekelinde değildir.Çünki hepimizin yaratıcısı aynı olduğundan , inandığımız öteki dünyada aynı yerde buluşacağız.Dinler arası diyoloğa, medeniyetler buluşmasına, dinler bahçesi düşüncesine ve BÜYÜK ORTADOĞU PLANINA emeği geçen her inançlı kardeşlere Tanrı yardım etsin. Başarımız çok yakındır.Teşekkür ediyorum.

  4. Ah sevgili Conan Ah sizler şu diyalogu bitamamlasanız da dünya cennet oluver se, lakin bu müslümanlar laf anlar mı acaba?
    Birinci dünya savaşını bunlar çıkardı, yetmedi ikinciyide bunlar çıkardı.Avrupa’da 50 milyon kişi bunların yüzünden helak oldu. Japonya’ya iki atom sallayıp suçu Amerikalılara attılar, yetmedi Amerikan üniformalarıyla Vietnam’da savaşıP iki milyona yakın insanı helak ettiler. Irak’taki durum sence malum. Fransız maskesiyle Ruanda’da 800000-1300000 kişinin katline sebeb oldular.
    En kötü huyları da sömürgecilik. Nası yani sahipsiz gibi görünen ada ve yerleri siyasi ve ekonomi bakımından kontrolleri altına alıp toprakaltı ve üstü bütün herşeylerine sahip çıktılar. Teknolojiyi silaha çevirip silah üretimine geçtiler. Sonra bu silahları satabilmek için çeşitli hinliklerle ülkeler içinde ve ülkeler arası savaşlar çıkardılar.(Cıa,Kgb, Mossadı) bunlar kurdu. Ne hin oğlu hindir bu müslümanlar.Hong Kong bunların elinden yeni kurtuldu.Hindistan az mı çekti?
    Sen en iyisi Google dan sömürge devletleri tıkla işi öğren.Amerikan yerlilerine İspanyol maskesiyle neler yapmadılar. Seninde dediğin gibi ne uğruna din.
    Bop projesini destekliyen Gülen hocaya ne kadar teşekkür etsen azdır kardeşim.Ortadoğu şöyle küçük küçük lokmalara bir bölünebilse ne iyi olur. Bir an evvel şu diyalog tamamlansa.Herkes cennette olsa. İyiki sizin gibi dinciler var. Herkes kolayına gelen dini seçsin canııım.
    Lakin sizin gibi dincilerin yanında birde dindarlar var.
    Misalen sen sanki Allah’la ortaklığın varmış gibi herkesi cennete alırken(şaka söyledim canım) onlar sadece fesübhanallah çekiyorlar.Sana bir sır vereyim onlar sadece şu dine inanıyorlar,
    Göklerde ve yerde olan herşey yalnız onundur.Din de daima O’ nundur. Allah’ın gayrısından mı sakınıyorsunuz.Nahl 52.
    Siz Gülen hocayla öteki dünyada aynı yerdeyken size bakıp şaşırmıyacaklar bile.Pardon kıskanmıyacaklar.
    Selamlar.

  5. Sayın Cemil BATUR kardeşim.Ah kardeşim sen müslüman olduğun halde kendi dininden olan hoca efendiyi bile bizim kadar sevemiyosunuz. Bizler onu hem Vatikan hem Dünya yahudi kardeşleri olarak bağrımıza bastık ve bizim sizlere anlatamadıklarımız herşeye tercüman oldu.Cennettin hiç kimsenin tekelinde olmadığını sizlere öğretmeye çalışıyoruz.Hangi dini yaşarsanız yaşayın bir yaratıcı Tanrıya inanıyorsanız Cennete girersiniz.Cennetin çok geniş olduğunu sizlere izah etmeye çalışıyoruz.
    Sadece gözlerinizi kapatıp, tüm kötü düşüncelerden uzaklaşın.Gözlerinizi açtığınızda inanın her şey çok farklı olacak.Ellernizde barış ve kardeşlik dinini,ayaklarınızın altında ise kutsal toprakları bulacaksınız. 3. bin yılın kardeşliğinin lezzetini bulacaksınız.Sizlere ellerimizi uzatıp dinler arası diyaloğa,dinler bahçesine ve medeniyetler buluşmasına davet ediyoruz.
    Tanrı sizlerle olsun.AMEN.

  6. Sayın Conan,
    Biz senin kafandaki müslümanlardan değiliz.
    Biz dinini sadece Allah’ın ayetleri artı mushafından öğrenenlerdeniz.Onun için cenneti ne sen nede hocan bize öğretebilir. Elhamdülillah rabbimiz Allah’tır.Kimi seversem seveyim daha fazla Allah’ı severim.
    İletilerinde seni samimiyetsiz ve doğruyu söylemeyenlerden buluyorum.Burnun kaf dağında, yükseklerden uçuyorsun.
    Sen bir yahudi kardeşi olarak;savaş değil barış yapalım derken diğer yandan orantısız güç kullanarak filistine saldırıyorsun.Ölüm seninle kol geziyor.
    İslam dinini barbar,terör ve savaşla eş tutuyorsun.
    Doğruyu söyleyenlerden değilsin çünkü savaşın müsebbibini hep müslümanlar olarak gösteriyorsun.
    Bop sizin finansörlüğünüzde yazılıp uygulanıyor. İlk ayağıda Irak. Yalanla başladınız, nerde kimyasal imha silahları,yalanla devam ediyorsunuz demokrasiyi getireceğiz. Nerde Demokrasi? Size biat eden kişileri devletin başına getirmeniz demokrasi öyle mi?
    Aynı sınırlar içinde yaşayanları etnik gruplara ayırarak birbirine düşman etmek, ayrı mezhepteki müslümanları birbirine kırdırmak sonuçta kadın cocuk demeden bir milyondan fazla ölü. Demokrasinin faturası bu mu? Amacınız bütün dünyaca malum.Allah’ta şahit.
    Evet kardeş sizlerin finansörlüğünde ve Vatikan mensuplarının ittifak halinde tam katılımıyla.
    Sırada ne var Suriye, İran belki de Türkiye.Senin değil de Vatikan mensuplarının 1. Dünya savaşında Türkiye deneyimleri var zaten.
    Bir önceki iletimde bahsettiğim yakın zaman son yy.da milyonlarca insan helak oldu, tarihin hiç bir döneminde olmadığı kadar. Bu savaşların karşılıklı ayaklarında kimler var istersen bir bak, elinide vicdanına koy ki Allah bu fıtrat üzere insanı yaratmıştır;en güzel ahlaka ulaşsın diye, belki islamı anlarsın.Milyonlarca insanın helak olduğu bu savaşlarda müslümanlar nerede? Hadi bak!
    Sömürü üzerine kurduğunuz kapitalist düzende ölüm çığlıkları atmaya başladı, dünyayı iflasa getirip, kaos içinde bırakarak belki de yepyeni savaşların eşiğine terkediyor olabilirsiniz. Hani vicdan(din). Ama sen gerçek dinin vicdan üzere olduğunu bile bilmezsin.Herkes kolayına gelen dini seçsin canıııım!
    Aşağıya yazacağım ayetleri anlamaya çalışarak bari oku.
    135.Bir de “yahudi veya hırıstiyan olun ki hidayetbulasınız” dediler. De ki”Hayır,hanif olarak İbrahim milleti üzere olalım.O hiçbir zaman müşriklerden olmadı.
    136.Ve deyin ki”Biz Allah’aiman ettiğimiz gibi bize ne indirildiyse,İbrahim’e,İsmail’e,İshak’a,Yakub’a ve torunlarına ne indirildiyse,Musa’ya ve İsa’ya ne verildiyse ve bütün peygamberlere Rabblerinden hiçbirinin arasını ayırmayız.Ve biz ancak O’nun için boyun eğen müslümanlarız.”
    137.Eğer onlar böyle sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse muhakkak doğru yolu bulmuşlardır.Yok yüz çevirirlerse onlar, sırf bir ayrılık içindedirler.Allah da onların haklarından geliverecektir.O işitendir, bilendir.
    138.Allah’ın boyasına bak.(fıtrat üzre iman ettik vaftiz ne ki). Allah’tan daha ğüzel boya vuran kim?Biz onaibadet edenleriz.
    139.De ki”Allah hakkında bizimle mücadele mi edeceksiniz?O bizimde Rabbimizdir, sizinde.Ve bizim amellerimiz bize sisin amelleriniz size. Biz ancak O’na muhlis olnlarız.
    140.Yoksa siz,İbrahim’in de,İsmail’in de,İshak’ın da,Yakup’un da, torunlarının da hep yahudi veya hırıstiyan olduklarını mı söylüyorsunuz?De ki”Sizler mi daha iyi bileceksiniz, yoksa Allah’mı?Allah’ın şehadet ettiği bir hakikatı bilerek gizleyenden daha zalim kim olabilir? Allah yapıp ettiklerinizden gafil değildir.
    141.Onlar bir ümmetti geldi geçti.Onlara kendi kazandıkları,sizede kendi kazandığınız vardır. Ve siz onların işlediklerinden sorumlu değilsiniz. Bakara.
    64.Deki”Ey ehl-i kitab!Sizinle bizim aramız da eşit,ortak bir kelimeye gelin.Şöyle ki:Allah’tan başka mabud edinmeyelim tanımıyalım, O’na hiç bir şeyi ortak koşmayalım.Ve Allah’ı bırakıpta bazımız bazımızı rabb edinmesin.”Eğer buna karşı yüz çevirirlerse o vakit şöyle deyin:”Şahit olun ki biz hakikaten müslümanlarız.Ali İmran.
    Şunu iyibilki islamın bir anlamıda barıştır.
    Selametle.

  7. Osmanlı, Yahudi ve Hıristiyan âlemine islamı şeref ve haysiyetleriyle tebliğ ederdi. Tebliğ para etmezse Osmanlı onlara alçaklık ve zillet içinde cizye verdiriyorlardı. Oda olmazsa onlara dost olma yarışına girmiyor onlarla harbetme sevdasıyla yanıp tutuşuyorlardı. Dinler arası diyalog diye tutturan şahıslar acaba ümmeti narkozlayıp işledikleri cinayetlerin farkındalar mı? Allah (c.c) ve Rasülüllah (s.a.v)’in buğzedin dediği Sapmışlar ve La’netlikleri ümmete sevdirmeye çalışırken hesap vermekten hiç mi korkmuyorlar?

    Birilerince âlim diye pompalanıp şişirilen, onların kötü emelleri için bir piyon ve alet olarak kullanılan kimi cahil ve satılmışlar, hoşgörü teraneleriyle zaman zaman Allah (cc.)’a zaman zamanda Rasülüllah (s.a.v)’e iftira atma cesaretini göstermeyi, davalarını (mâ lâ budde minh) mutlak lüzumlu, olmazsa olmaz cinsinden göstermektedirler.

    İslamın ilk geldiği ve Müslümanların zayıf olduğu yıllarda, küfür cephesinden gelen her çeşit şiddet ve zulmün karşısında, onlara benzeri bir karşılık verilmeyip sabredilmesine dair Kur’ani ve Nebevi tavsiyeler ve emirler vardır. Bunlar o isyan ve canavarlığa taş çıkartacak lanetlik muamelelerin güzel ve hoş görülmesi demek değildir. Buna rağmen bazı kişiler, müminlerin bu zayıflık ve acziyetlerine istinaden inen ve gelen ayet ve hadisleri hep bu hoşgörü başlığı altında, kendi zillet, yalakalık ve küfür milletleri ile işbirlikçilik ve hıyanetlerinin delilleri olarak sıralamaktadırlar. Böylece Kur’an ve Sünnet’i tahrif etmede, küfür ehlinin beceremediğini büyük ölçüde becermiş bulunmaktadırlar. Hâlbuki aklıselim her mümin bilir ki; iman dairesinde bulunan herkes, Küfrün dışındaki bütün günahları meşru, mubah ve hafif bulmadan, güzel görmeden işlese yinede dinden çıkmaz. Lakin günah olduğu kesin olan, yahut günah olduğuna kesin inandığı bir işi güzel görse, onu işlemese bile dinden çıkar. Çünkü burada Kurana ve sünnete muhalif olmak durumu bulunmaktadır.

    Bir hadisi şeriflerinde Allah(c.c)’ın Rasülü (s.a.v) buyuruyor ki; Allahın insanlardan en çok buğzettiği kimseler üç tanedir. (Bunlardan üçüncüsüde) İslam’da cahiliyet sünnetini (küfrün adet, metod ve usülünü) isteyen.

    Kendince bir takım kutsal hedeflere ulaşabilmek için pazara çıkarıp satmadığı değeri neredeyse kalmayan çok bilmişler, Hakimin Müstedrek’inde sahih bir isnatla rivayet ettiği mucizevi ihbar karşısında Allahtan hiç mi korkmazlar? Hadisi şerif şudur;
    Benden sonra bir takım sultanlar olacak.Fitne, develerin ağılları(nda olduğu) gibi onların kapısında bulunacak. Hiçbir kimseye, verdikleri kadarını dinlerinden almadıkça hiçbir şey vermeyecekler (el Hakim el müstedrek) …..

    Kişinin düşmanından kısmen veya tamamen almayı hedeflediği düşmanınca varlık sebebi mertebesinde değerli olan otoriteyi şu yollardan biriyle alabileceğini varsayabiliriz.

    1. YOL Rızası ile: Bu mümkün değildir. Çünkü (Dediler ki sen bize, bizi atalarımızı üzerinde bulunduğumuz şeylerden çevirip uzaklaştırmak ve yeryüzünde (iktidar, otorite ve bunun gibi şeylerle alakalı) büyüklük siz ikinin olması için mi geldin? Halbuki biz size asla iman eden (inanan, güvenen sizi doğrulayan) kimseler değiliz) ayetinden de anladığımıza göre Musa (a.s) düşmanları gibi onların ve başkalarının kafirlik tecrübelerini kendi iblisliklerine katıp İslam ve iman düşmanlığında kemale eren günümüz İslam düşmanları kendi rızalarıyla otoritelerini müminlere asla vermezler…..

    2. YOL Kandırarak: Buda olmaz…. Artık maymun gözünü açtı.

    3. YOL Çalarak :Buda olmaz…. ‘’Geliyoruuuz, elinizdekini alacağız ve tahtınızı başınıza geçireceğiz’’ naralarıyla artık iyice uyanıp, gayet dikkatli nöbet bekleyenlerin, değerli varlıklarını çaldırmaları muhal mertebesine yakın denilebilecek derecede zordur..

    4. YOL Mübadele ile: Yani bir şeyler vererek….. Maldan mı? Yetmez…. Kabul etmezler. Çünkü tarih boyunca etmediler… Candan mı? Oda yetmez… ya ? dinden ne kadar? Almak istediğinize göre… ne kadar para o kadar köfte…. Her şeyleri demek olan idari ve ekonomik otoriteyi istiyorsanız çok şey isterler.. Adabı/Edepleri versek?…. Olmaz….Sünnetleri?… Olmaz… Farzları? Oda olmaz… Nitekim birçoklarınca bunların hepsi verildi, yinede olmadı. Ya ne kaldı? Var, İMAN……. Olur mu canım?.. canınız isterse…. Evet, (hiçbir kimseye verdikleri kadarını dinlerinden almadıkça, hiçbir şey vermeyecekler…) Ne müthiş bir mucize!.. Aynen öyle olmakta… İslam ve imanı pazarlayarak islama ve imana kavuşacaklarını zannedebilecek kadar akılsız, ilimsiz, firasetsiz ve şahsiyetsiz olabilen bu zavallılar, kesin olarak hüsrana uğrayacaklardır…..Asla hedeflerine ulaşamayacaklar…. Ulaşsalar daha doğrusu ulaştırılırsalar bile,bu hedef kesinlikle Rahmani bir hedef olmayıp, şeytani bir hedef olacaktır….
    (Kendilerine doğru yol iyice ortaya çıkp belli olduktan sonra kim peygamber(s.a.v) e karşı çıkar ve müminlerin yolundan başka bir yola tabi olur ise (kendi iradesiyle)üstlendiğini (o İslam dışı yolu ve sahiplerini) ona tevliye (vali, dostveya sultan) ederiz ve onu cehenneme sokarız.)Nisa:115

    5. YOL Zorla: Buda şu zaman ve şartlarda zor.. Çünkü maddi güç dengesi yok. Ya bu dengesizlik kaldırılacak (bu dahi artık sebepler dairesinde son derece güçtür) yahut Rabbimizin buyurduğu gibi, Onlara karşı, gücünüz yettiği kadar kuvvet (Müslim) ve cihad için saklanan atlar (binekler) hazırlayın.Enfal:60

    Allah(c.c)ın hoş görmediği işleri ve kişileri hoş görmeyi, mücadele tarz ve üslubu olarak görebilen, İslami şahsiyetlerini bir tarafa fırlatıp atarak birilerini kandırdıklarını zannedenler, bilsinler ki, yapmakta oldukları bu gülünçlüklerle sadece ve sadece İslam düşmanlarını kendilerine güldürmüş oluyorlar. Onları daha da sinsi, cesur ve saldırgan hale getirmiş oluyorlar, başka değil.

    Şimdi gelelim ayetlere;

    NİSA:64)
    (Habibim! Yahudi ve Hristiyanlara özellikle; Necran Hristiyanlarıyla Medine Yahudilerine ) De ki: ‘’Ey Ehl-i Kitap! (Kur’anda ve sizin değiştirilmemiş gerçek kitaplarınızda ) bizimle sizin aranızda eşit ol(duğu açıklan) an ve Allahtan başkasına ibadet etmememiz, ona hiçbir şeyi ortak koşmamamız, Allah’ı bırakıp da, bir kısmımızın diğer bir kısmı rabler edinmemesinden ibaret bulunan bir kelimeye (ve davaya) gelin! (İşte hak din olan İslam budur) Artık eğer onlar (senin bu teklifinden sonra yinede İslam’dan) yüz çevirirlerse (ey Müslümanlar! Onlara) deyin ki: ‘’o halde şahit olun; (size rağmen) biz gerçekten (ibadeti Allah’a tahsis eden)Müslümanlarız (sizse inancınızın yanlışlığını itirafa mecbur kalan kimselersiniz.)

    ‘’DİNLER ARASI DİYALOG’’ görüşünü savunan bazı yanlış fikir sahiplerinin, bu ayeti Kerimeyi davalarına delil göstermeleri, ya tefsirini tam anlamaya ilimleri yetmediğinden veya bazı menfaatler karşılığı doğru inancı satma neticesinde kasıtlı tahrife yeltenmiş olmalarından kaynaklansa gerektir. Oysa günümüzde hakkı bulmak için gerekli araştırma imkânları bolca mevcutken, böyle itikadi bir konuda ilim yetersizliği mazeret sayılamaz.
    Evvela şunu belirtelim ki; bu Ayeti Kerimede kitap ehlinin Müslümanlarla aralarında eşit ve müşterek olan bir kelimeye davet edilmesi, onların bu kelimeden uzaklaştıklarını, Müslümanlarınsa o çizgide bulunduklarını ifade etmektedir. Dolayısıyla bu ifade-i celile, Rasülüllah (s.a.v), Rum imparatoru Hirakl gibi ehl-i kitap krallarına, İslam’a davet mahiyetinde gönderdiği mektuplarında: ‘’İslam’a gir ki kurtulasın! Allah’ta sana ecrini iki kat versin. Eğer yüz çevirirsen, bütün etba’ının günahı senin üzerine yüklenecektir!’’(Buhari).buyurduktan sonra bu ayeti kerimeyi yazdırmıştır ki bu da Ehl-i Kitabın davet edildiği kelimenin ‘’İslam’’ olduğunu ortaya koymuştur.
    Ayet-i celilede geçen ‘’Bizimle sizin aranızda’’ ifadesinden ‘’Bizde o çizgide değiliz, fakat o çizgi iki tarafın arasındadır’ şeklinde bir mana çıkarılamaz. Zira Ehl-i Sünnet Müfessirlerince bu ifade; ‘’Kur’anda da ,tahrife uğramamış gerçek Tevrat ve incil’de de ittifak konusu olan, tevhid inancından ibaret ‘İslam’ mefhumu ile izah edilmiştir. Artık burayı: ‘’Sen kendi dininde kal, bende kendi dinimde kalayım ama buluşacağımız ortak bir noktaya gelelim!’’diye tefsir etmek, Allah(c.c)’ın Kitabını tahrife yeltenen zındıklardan başkasının işi olamaz.
    Ayrıca ehl-i kitabın hala papaz ve hahamlarını rableri yerine koyup, onların tahrif ettikleri hükümlere harfiyen uymaları ve UZEYR ile İSA (a.s)ı Allah’ın oğlu kabul ederek şirk içinde bulunmaları, ayeti kerimenin son cümlesiyle birlikte değerlendirilecek olursa; onların istenilen çizgiye gelmekten yüz çevirdikleri, bu yüzden de, Müslümanların hak din üzere bulunduklarını, kendilerininse yanlış yolda olduklarını itirafa davet edildikleri açıkça görülecektir. Herkesi İslam’a davette huccet olan bir ayeti, Ehl-i Kitabın batıl dinlerini hak gösterecek bir mana ile yorumlamak, insaf ile bağdaşacak bir husus değildir. Hidayetten sonra kaymaktan Allah(c.c)’a sığınırız.

    ANKEBUT:46
    İçlerinden zulmedenleri bir yana, ehl-i kitapla ancak, en güzel yoldan mücadele edin ve deyin ki: “Bize indirilene de, size indirilene de iman ettik. Bizim ilâhımız da, sizin ilâhınız da birdir ve biz O’na teslim olmuşuzdur.”

    Günümüzde ‘’DİNLER ARASI DİYALOG’’ dan dem vuran kişilerin burada tutunacakları bir delil yoktur. Zira onların yaptığı, karşı tarafın batıl dinine hak verircesine yanaşmaktır. Burada emredilen ise; İslamı kabullenmelerine teşvik amacıyla, davet ve tebliğde yumuşaklık ve nezaket kurallarına riayet etmektir. Zaten bugünün Ehl-i Kitabı, Allah-ü Teala’ya çocuk ve ortak isnad ederek zalim oldukları için, ayeti kerimede güzel yolla mücadele edilecek kitap ehlinden ayrı tutulmuşlardır. Bazı ulema, ayeti kerimenin cihat ayetiyle nesh edildiğini söylemişlerse de, diğer bazısı; Burada emredilen en güzel yolla mücadele, savaş öncesinde yapılması gereken yumuşak yollu davetten ibaret olduğu için hükmü bakidir. Zira bu İslam’a davetinizi kabullenmeseler de ‘’hiçbir zaman onlara sert davranmayın ve onlarla savaşmayın’’ gibi yanlış bir mana ihtiva etmemektedir.

    MAİDE:51
    Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o onlardan olur. Şüphesiz Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez.

    hamzat-36@hotmail.com

  8. Selam
    Hoşgeldin Hamzat kardeşim.Bu sitede yazmayalı uzun süre oldu.Önceki yazılarınızdan epey faydalanğımı belirtmem gerekir.Allah yar ve yardımcınız olsun.Allah’a emanet olunuz.Sağlıcakla kalın…

  9. Vatikan Dinlerarası Diyalog olayını reddettiği halde nedense yorumcular ve siz herhalde cemaat tassubuyla hareket ederek halen savunuyorsunuz.Bügün artık bu olayı kimse ciddiye almıyor. Çünkü bizzat Vatikan bu durumu Hıristiyanlık propagandası olarak ifade etmiştir. Kur’an ve hadislerde bir bakın bakalım neler var…

  10. Sayın Sahihkaynak kardeşim.Bizlerin Dinler arası diyolog olayını demiyorum, davasını reddetme gibi bir lüxümüz olamaz.Tarihte hiçbir zaman davamızdan geri adım atmadık.
    Bizler Dünya liderleri ve barış temsilcileri olarak,hem kendimiz, hem bizlere hizmet etmek isteyen devlet temsilcileri veye cemaat liderleri olmuştur.Onlar tarihte olduğu gibi bizlerin emelleri uğruna hizmet vermişlerdir.Cemaleddin Afganilerden tutunda bir zamanlar Mekke emiri Şerif Hüseyin Ali ler.Tabiki doğru emeller uğruna çalışmışlardır.Bu uğurda hayatını adamış Thomas Edward Lawrens in ve nicelerinin hizmetleri verimli sonuçlar getirmiştir.Onlar halen Arab ülkerinde hayırla anılmaktadırlar.Bugünün barış dolu kardeşliğinde, onların emeği unutulmamalı.Asırlar önce düşünülüp çalışmalar yapılmış bu güzel davanın durduğunu söylemek bence çok yanlış.Tam aksine Dinler arası Diyolog,Medeniyetler projesi,Büyük OrtaDoğu çalışmaları çok başarılı bir biçimde devam etmektedir.Temeli sağlam zemin üzerinde hızla yol alan bu gücü, meyvelerini vermeye başladığında şahit olacağız.Herhalde medyayı fazla izlemiyorsunuz.Sayın Obama nın verdiği barış ve kardeşliğin örneklerini.Size biraz daha yakın.Tıpki Thomas Edward Lawrens gibi.O da Arabistan da Cidde de imamlık yaptı.Hepimiz için çalıştı.Tanrı bu gibi insanları başımızdan eksik etmesin.AMEN

  11. 1. 3.bin yıl bizler için çok önemli burada zafere ulaşan kardeşlik olacaktır.Diyoloğun ilk olarak çok karşı çıkan bir gurup vardı fakat onlarda inanıyoruz ki bu safda yer alacaklar.Dinler arası diyalog, medeniyetler buluşması ve dinler bahçesi bir gün yeşerecek ve meyvelerini verecektir.Bakın tüm dini temsilcileriniz ve idareler bu kardeşliğin var olması gerekliliğini kabul edip bizlerin kardeşlik misyonunu destekliyorlar. Sevgi, barış ve kardeşlikten ne zarar gelir Tanrı aşkına.Ben ilk olarak sana elimi uzatıyorum sarıl bana kardeşim diyorum. Gözlerini kapat ve her şeyi unut. İnan bana gözlerni açtığında herşeyin güllük ve gülistanlık olduğunu anlayacaksın .Bizler bunu tüm dünyaya yaymak zorundayız.Tanrı sizleri korusun .AMEN.

  12. İsteyen istediği dini yaşasın. Okullarda her din anlatılsın hangisi kimin hoşuna gidiyorsa onu seçsin.kolayı var zor olanı var. Fakat buluştuğumuz tek nokta Tanrıya iman.Bence sayın Hoca efendiye içinde bulunduğumuz yüzyılın barış ve onur ödülü verilmeli. Bu sayede hiç kimse benim babam senin babanı döver demeden yaşayacak.Hepside hak ve aynı doğrultuda olduğunu ancak diyalog sayesinde dünyaya öğrete biliriz.Bugüne kadar savaşlar hep dinler meselesinden çıkmadımı?Fakat bu sayede herkes kardeş olacak ve kimse kimseyi düşman bellemeyecek.Sayın hocamızın dünyanın her yerinde okulları olduğunu biliyoruz.İnanıyoruz ve diliyoruz bu okullarda bu kardeşlikten bahsediliyor ve tüm insanlığa güzel mesajlar veriliyor.Tanrı sizleri daha güçlendirsin. AMEN

  13. 3/ÂLİ İMRÂN-73: Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâ’(yeşâu), vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
    Ve sizin dininize tâbii olandan başka kimseye inanmayın. (Habibim) de ki: “Hiç şüphesiz HİDAYET, Allah’ın (Kendisine) ulaştırmasıdır. (İnsan ruhunun ölümden evvel Allah’a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin başka birine verilmesi (sebebiyle mi) veya Rabbinizin katında (sizlerle) tartışacakları için mi (böyle söylüyorsunuz)?” De ki: “Hiç şüphesiz fazl, Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi’un Alim’dir. (Allah her şeyi kuşatan ve her şeyi bilendir.)
    “İnnel hudâ hudallâhi: Muhakkak ki hidayet Allah’a ulaşmaktır.”
    “ İnne: Muhakkak ki
    el hudâ: Hidayet
    hudallâhi: Allah’a ulaşmak.”
    2/BAKARA-120: Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinitteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
    Sen onların dinine tâbii olmadıkça (uymadıkça) ne Yahudiler ve ne de Hıristiyanlar senden (asla) razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (var ya) işte o, hidayettir.” Sana gelen bunca ilimden sonra eğer onların hevalarına uyarsan and olsun ki; Allah’tan sana ne bir dost ve ne de bir yardımcı olur.
    “İnne hudâllâhi huvel hudâ: Muhakkak ki Allah’a ulaşmak, işte o hidayettir.”
    “İnne: Muhakkak ki, şüphesiz ki
    hudâllâhi: Allah’a ulaşmak
    huve: İşte o
    hudâ: Hidayettir.”

    42 / ŞURA – 13 : Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
    (Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).
    30 / RUM – 30 : Artık hanif olarak kendini (vechini) dîn için ikame et, Allah’ın hanif fıtratıyla ki; Allah, insanları onun üzerine (hanif fıtratıyla) yaratmıştır. Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyum olan (kaim olacak, ezelden ebede kadar yaşayacak) dîn budur. Fakat insanların çoğu bilmez.
    6 / EN’AM – 161 : “Muhakkak ki; Rabbim, beni hanif olarak Sıratı Mustakîm’e, kıyâmete kadar ayakta kalacak olan Hz. İbrâhîm’in milletinin dînine hidayet etti.” de. Ve o, müşriklerden olmadı.
    Ayetler arasındaki bağlantıyı görebiliyormusunuz sevgili dostlar:
    Kur’an tek Allah’a inanan ve ruhunu,fizik vucudunu,nefsini Allah’a teslim etmeye çağıran,aslında dinlerin olmadığını,tek din Arapça adıyla İslam(hanif dini) olduğunu belirten bir kitaptır,insanlar bunu idrak ettikleri noktada dinlerarası savaş bitecek,herkes ruhunu,fizik vucudunu,nefsini yaşarken Allah’a teslim etmeyi dilediğinde hidayete erip cennet ve dünya saadetine erebilecek.

  14. Şura 13,
    Huda tek başına anılınca hidayet, Allah’la birlikte (hudallahi) anılınca Allah’a ulaşmak mı oluyor?
    Ehdi; Allah’ın kılavuzlamasıdır. Yardımda ondan istenir.Bak Fatiha suresi
    Allah ise eğrilik bulunmayan dosdoğru yola kılavuzlar.
    Yeterki sen rab olarak -sadece Allah’ı- bil.

    Var olan ve güncelleşen sebeb/sonuç ilişkileri yaşanan gerçeklerdir.
    Yani olup biten herşey gerçektir.
    Doğru ise olması gerekendir.
    Olması gerekense adalettir.
    Adalet ise Allah’a, O’nun halkedişine ve halkettiklerine gereken saygıyı göstermek ve hakkını vermektir.
    Hanif ise bütün bunları gözeten ve yerine getirendir.

    Rabbin sözü doğruluk ve adalet üzere tamamlanmıştır. Değiştirecekte yoktur. O işitendir, bilendir. Enam 115
    Selametle.

  15. İşte bu kardeşim.Artık bizler belli gerçekleri anlamak zorundayız. Bakın hoşgörü nekadarda güzel.Senin dinin üstün değil, benimki üstün tartışmaları son bulacak.Herkes istediği dini benimseyip barış içinde yaşayacak.Hangisini yaşarsan yaşa tekki Tanrı inancı olsun hepimiz aynı yerde Cennettte buluşacağız.Hocamızın bu büyük bir mucizesidir.Onun kıymetini ancak ileride dinler arası diyolog,medeniyetler buluşması, dinler bahçesi ve büyük ortadoğu planlarının meyvelerini görmeye başlayınca anlayacağız.Onun hizmetlerini Tanrı zai etmeyecektir.Bu Dünyadada karşılığını Tanrı ona verecektir.Bu hizmetlerin daha hızlı ve bereketli olacağının inancıyle çalışmalıyız.Tanrı sizlerle olsun.

  16. Dünyada hiçbir çalışmamız yokki başarı sağlanmasın.Tekki insanlığın iyiliği için olsun.Dinler arası diyoloğun bir kardeşlik çalışması,birlik ve beraberlik temelleridir.İsa mesih Dünyaya teşrif ettiğinde bizleri ve sizleri,yani tüm tanrıya inananları kucaklayacaktır.Bizler şimdikten kardeşliğimizi pekiştirmeliyizki,onun yanında mahcub olmayalım.Dinlerimizde farklılıklar olabilir fakat benzerliklerimizde buluşup sayın efendinin tesbiti ile teferruatlarda bir birimize düşmemeliyiz.Bizler kardeşiz ve hepimiz öteki dünyada aynı yerde yer alacağız ve kardeş gibi hayat süreceğiz.Neden ayrılıklar olsun,neticesinde hep savaşlar yaşanıyor.Bizler barış temsilcileri olmalıyız.Diyoloğa,dinler bahçesine,medeniyetler buluşmasına ve büyük orta doğu çalışmalarına önem vermeliyiz.Bunlara sarılırsak bizleri büyük saadet beklemektedir.İnanın sadece ellerinizi kalplerinizin üstüne koyun,gözlerinizi kapayın.Gözlerinizi açtığınızda ellerinizde çalışmalarınızın bereketi olan nurlu dini bulacak,ayaklarınızın altındada kutsal toprakların olduğunu göreceksiniz.Tanrı sizlerle olsun.

  17. Merhaba Sayın CONANderbarbar

    Yazdıklarınız ilgi çekici
    Msn üzerinden görüşmek isterim

    Adres:hallelujah_nurber@hotmail

  18. conon derbarbar , niye siz diger kiliseleri sapik hatta kafir sayiyorsunuz , protestantlara yapmadiginiz kalmadi,Martin Lutheri tekfir ettiniz afaroz ettiniz , mormonlari, malakanlari,yahova sahitlerini ,kirikcilari , adventistleri ve diger hristyan sektalarini yok etmeye calistiniz , burda bagnazlik yapma bize.

    xxxx

    admin: Yorum kısmen silinmiştir.

  19. Sayın, Ecir POYRAZ kardeşim.Tarihte tabiki belli devrelerde bazı çile ve eziyetler karşısında insanların birbirlerine karşı dargınlıkları olmuştur.Zamanımızda bile aynı kulvarlarda hizmet eden kurum veya kuruluş,engüzel örnek,cemaaatler arası tatlı sürtüşmeler.Buna dayalı rekabet çalışmaları veya hafif yermeler olmaktadır.Artık teknoloji çağındayız ve birbirimizin eleştirilerini hemen yorumlayıp haberdar etmekteyiz.Bunlar artık geçmişte kalmış , şimdi ise elele vermenin zamanıdır.Reddetmek çok kolay. Bence insanları hatası ile kabul edip, bağrımıza basmalıyız.Sizleri canı gönülden selamlayıp Diyolog çalışmalarında başarılar diliyoruz.

  20. Tarihte tabiki belli devrelerde bazı çile ve eziyetler karşısında insanların birbirlerine karşı dargınlıkları olmuştur.Zamanımızda bile aynı kulvarlarda hizmet eden kurum veya kuruluş,engüzel örnek,cemaaatler arası tatlı sürtüşmeler olmaktadır.Buna dayalı rekabet çalışmaları veya hafif yermeler kaçınılmazdır.Artık teknoloji çağındayız ve birbirimizin eleştirilerini hemen yorumlayıp haberdar etmekteyiz.Bunlar artık geçmişte kalmış , şimdi ise elele vermenin zamanıdır.Reddetmek çok kolay. Bence insanları hatası ile kabul edip, bağrımıza basmalıyız.Sizleri canı gönülden selamlayıp Diyolog çalışmalarında,medeniyetler buluşması ve büyük ortadoğu çalışmalarında başarılar diliyoruz.

  21. sayın Ecir poyraz kardeşim.Bakın tüm Dünyada savaşlar.Neden hep din ayrılıkları.Artık ne dedik, tüm dinler bir araya gelip diyolog içine girip,amentüdeki ittifakımızı pekiştirmeliyiz.Senin dinin batıl benimki üstün düşüncelerinden vazgeçip benzerliklerde buluşmalıyız.Tanrı inancı olduğu sürece hepimiz aynı yerde buluşacağız.O zaman kavgalar bitecek ve hepimiz kardeş olacağız.Amaç dünyaya barış ve kardeşlik tohumlarını serpmektir.Özellikle Büyük Orta Doğu çalışması, Dinler arası diyolog ile paralellik gösterip hizmetlerimize hep beraber hız vermeliyiz.Tanrı sizlerle olsun.

  22. Anlaşılan,sayın CONANderbarbar’ın derdi yalnızca cennete girmek. Fakat bu düzenbaz CONANderbarbar’ın unuttuğu tek nokta; müslümanlar asla cennete girmek için yaşamazlar ve cennete girmek için de ibadet etmezler. Müslümanların tek gayesi Allah’ın rızasına nail olmaktır. Tarih bunun delilidir.

  23. Tarihin karanlık çağlarından kopup gelen sayın düzenbaz conon efendi: Sen ve avanenin, amacı ne yapmaktır?
    Sizin için külfet olacak ama Lütfedip açık ve net olarak asıl maksadınızı beyan ederseniz çok memnun oluruz.

  24. Çok saygı değer Subutay BAHADIR bey kardeşim.Bizler Cennetin sahipleri değiliz.Sadece oraya girmek için birer namzetiz.Dinler arası Diyolog ve diğer çalışmalarda can atıp hizmet etmek isteyenler sizlersiniz.Din adamlarımız sizlerin Ülkelerine gelip, caami ziyaretlerinde alkış tutup işte kardeşlik ve diyolog budur diyen sizlersiniz.Şimdi ise bizleri yanlış değerlendiriyorsunuz.Bunda bir çelişki görmüyormusunuz.Nasıl olurda önce elele verelim sonra yok sizlerden dost olmaz sözleri.Bizler kötü isek, ya ileriyi sezemeyen liderlere sahipsiniz yada Liderlerini seçemeyen topluma.Bakın bizlerde bir ata sözü var:Bir asır (100 yıl)sonrası için plan kuramayan gerçek Siyonist olamaz.Bu söz Dünyaya birçok hizmetleri dokunmuş,sayın Sir Winston Churchill e aittir.Sizlere sadece barış ve huzurun kapısını aralamak için elimizi uzatıyoruz.Sizler gözlerinizi kapatın ve ellerinizi kalplerinize götürün.Gözlerinizi açtığınızda ellerinizde kutsal Kitabı ve ayaklarınızın altında barış dolu kutsal toprakları bulacaksınız.Bizler bunları size vaad ediyoruz.Elbet bir gün hepimiz Kardeşlik içerisinde yaşayacağız.Bunun için Dinler arası diyoloğu,Medeniyetler buluşması,Dinler bahçesini,ılımlı İslam çalışmalarını ve BÜYÜK ORTADOĞU PLAN larına emek verip çok çalışmalıyız.Tanrı bizlerle beraberdir.Saygılar.

  25. Meşhur Türk düşmanı,Churchill’in her söylediği doğrumu dur? Doksan dört sene önce:
    “..Çanakkale’ye Queen Elisabeth zırhlısını dahi gönderdik, bu dretnot yalnız İngiltere’nin değil bütün dünyanın en dehşetli harp gemisidir. Tabyalar da ne demek? Onları birkaç yaylım ateşiyle altını üstüne getirecektir…” demişti; fakat ne oldu ?
    Siyonist Efendiler kendilerini çok akıllı sanıyorlar.

  26. Sayın Conan Efendi, bütün yazılarınızı dikkatle okudum. İfadeleriniz sanki bir papazınkine benziyor fakat bir sinsilik ve yahudilik kokuyor. Daha önce Sizin için külfet olacak ama Lütfedip açık ve net olarak asıl maksadınızı beyan ederseniz çok memnun oluruz demiştim.

  27. Bakın tüm Dünyada savaşlar.Neden hep din ayrılıkları.Artık ne dedik, tüm dinler bir araya gelip diyolog içine girip,amentüdeki ittifakımızı pekiştirmeliyiz.Senin dinin batıl benimki üstün düşüncelerinden vazgeçip benzerliklerde buluşmalıyız.Tanrı inancı olduğu sürece hepimiz aynı yerde buluşacağız.O zaman kavgalar bitecek ve hepimiz kardeş olacağız.Amaç dünyaya barış ve kardeşlik tohumlarını serpmektir.Özellikle Büyük Orta Doğu çalışması, Dinler arası diyolog ile paralellik gösterip hizmetlerimize hep beraber hız vermeliyiz.Tanrı sizlerle olsun.

  28. Bizler sizler ayrılıkları hep kavgaları getirmiştir.Benim dinim haklı seninki yanlış sanki benim babam senin babanı döver gibi tefrikalara yol açmıştır.Görmüyormusunuz dünyada hep savaşlar dinler arasında çıkmıştır.Bizler efendi hazletlerinin dediği gibi amentü içindeki benzerliklerde buluşup elele vermeliyiz. Kardeşliği pekiştirip yanyana gelmeliyiz.Cennet büyük ve hepimizide alır. Hangi dini yaşarsanız yaşayın hepimiz aynı yerde buluşacağız. Önemli olan sen ben kavgası olmasın. Ben senin dinin gibi yaşayayım veya sen benimki gibi ne fark var hiç . Tüm dinler okullarda daha teferruatlı anlatılsın.İsteyen istediği dini seçsin.Dinler bahçesi güller gibi koksun. isteyen hangi çiçeği koklarsa koklasın. Lütfen hepside mis gibi kokmazmı. Yapmayın lütfen sevmekden sarılmaktan ne zarar gelir.Bu sebeble dinler arası diyoloğa, dinler bahçesine ve büyük orta doğu barış projesine önem vermeliyiz. Gözlerinizi kapatıp tüm kalbi duygularınızla ellerinizi bize uzatın. Gözlerinizi açtığınızda ellerinizde kutsal kitabı, ayaklarınızın altında barış dolu kutsal toprakları bulacağınızı vaad ediyoruz.Hepinizi Tanrıya emanet ediyoruz.

  29. ÇOK SAYGI DEĞER YORUMCU KARDEŞLERİM. Sizlerin tüm düşüncelerine saygı duyuyor ve fikirlerinize acizane bir şey eklemek istiyorum. Bilindiği gibi Dünya üzerinde kavgalar ve savaşlar yer almaktadır. Kardeş kardeşi boğazlamakta ve barış yok olmaktadır. Eksikliğimiz birbirimizi sevmekten geçer.Hiç bir din, mehzep, fikir ve düşünce bağnazlığına düşmeden el ele vermek.Bu sebeble tüm dünyada ilgi ile takip edilen dinler arası diyolog,dinler bahçesi,medeniyetler buluşması ve büyük ortadoğu projesine önem vermeliyiz. Bunlara sarılırsak ne sen ne ben kavgası olmayacak.Hepimiz birbirimize kardeş gözü ile bakacağız. Barış dolu insanlık için ileride büyük insanlık toprakları olacak ve herkes birbiri ile kardeş gibi yaşayacak. Bakın sayın Barrack Obama nın orta doğu için yaptığı barış dolu gezilerine hep bizler için. Tarıhte olduğu gibi bu insanların kıymetini bilmemizdir. Hem onlar din farkı gözetmeden özellikle İslam a daha yakın olmaları bu bölgelere barış tohumları atacaklarının garantisidir. Bizler sadece ellerimizi uzatıp, gözlerimizi kapatmalıyız. Gözlerimizi açtığımızda ellerimizde kutsal kitabı ve ayaklarımızın altında barış dolu kardeşlik içeren toprakları bulacağız.sizleri Tanrıya emanet ediyor ,büyük orta doğu barış projesine sarılmanızı istiyoruz.

  30. Selam

    11.Mayıs 2009 tarihli Conan gönderisinden alıntı.

    İsa mesih dünyaya teşrif ettiğinde bizleri ve sizleri, yani tüm tanrıya inanaları kucaklıyacaktır. Bizler şimdiden kardeşliğimizi pekiştirmeliyizki onun yanında mahçup olmayalım.
    Sayın efendinin(Gülen hoca) tespiti ile teferruatlarda birbirimize düşmemeliyiz.

    Conan senin boş yazmıycağını tahmin ederekten!!
    eğer siz hocayla diyalogda yukardaki alıntı üzere mutakabata vardıysanız hocayla bizim aynı dinde olmamız mümkün değil.
    Onun içindir ki sizin dininizden olan hocayı sevemiyorsunuz, kıskanıyorsunuz gibi laflara gerek yok.

    Din demişken diger sayfada sevgili Ali Aksoy sana cevaben ortaya çok güzel bir bilgiyi koymuş (özü ayet) nefsin için faydalanmanı dilerim.

    Derken sana cevap veren oldukça; yeterince kafayı bulduğunu düşünüyorum.

    Masallar yazarsan, masallar yazarım.

    Esenlikle..

  31. Sayın Cemil BATUR bey kardeşim.Önce saygı ve selamlarımla sizlere gönül bahçemi açıyorum.Dinler arası diyoloğun en üstün savunuculuğunu yapanlar ve bunun insanlığın barış ve huzurunun yolu olduğuna inananlar bizleriz.Bakın,çok kısa bir anket yapılsın.Dinler arası diyoloğun ,medeniyetler buluşması,Dinler bahçesi ve büyük orta doğu projesinin faydalı olup olmayacağı konusunda.Sizlere acizane fikrimi söyleyeyim, %90. Nedenmi? Bakın öncelikle bu düşünçelere bırakın düşünelim demeyi,lütfen hizmette önce bizler varız denilmiştir.Akılcıl ve barışcıl olan her fikrin arkasında yürünür.Bakın doğu dünyasında tarihten bu yana kendilerine hizmet etmek isteyen ,Thomas Edward Lawrens gibi.O da Arabistan da Cidde de imamlık yaptı.Hepimiz için çalıştı.Bakın sayın Barrack Obama nın orta doğu için yaptığı barış dolu gezilerine hep bizler için.Cemaleddin Afganilerden tutunda bir zamanlar Mekke emiri Şerif Hüseyin Ali ler.Tabiki doğru emeller uğruna çalışmışlardır. Nicelerinin hizmetleri verimli sonuçlar getirmiştir.Onlar halen Arab ülkerinde hayırla anılmaktadırlar.Bugünün barış dolu kardeşliğinde, onların emeği unutulmamalı.Asırlar önce düşünülüp çalışmalar yapılmış.Bu çalışmalarda 21yy içerisinde meyveleri toplandığında hayır ile yaad adilecek. Yapmayın lütfen sevmekden sarılmaktan, barıştan ne zarar gelir.Artık ne dedik, tüm dinler bir araya gelip diyolog içine girip,amentüdeki ittifakımızı pekiştirmeliyiz.Senin dinin batıl benimki üstün düşüncelerinden vazgeçip benzerliklerde buluşmalıyız.Tanrı inancı olduğu sürece hepimiz aynı yerde buluşacağız.O zaman kavgalar bitecek ve hepimiz kardeş olacağız.Amaç dünyaya barış ve kardeşlik tohumlarını serpmektir.Bu sebeple ellerimizi Tanrıya açıp,hiç bir birine benzemediğini zannettiğimiz ve ayrı olan sağ ve sol ellerimizin beş parmağının ortak noktalarını düşünerek,parmakları birbirleri ile buluşturup dua etmeliyiz.İşte dinler arası diyoloğun kardeşlik bağı.Benzerliklerde buluşursak barış ve mutluluğu buluruz.Bu sebeble dinler arası diyoloğa, dinler bahçesine ve büyük orta doğu barış projesine önem vermeliyiz. Gözlerinizi kapatıp tüm kalbi duygularınızla ellerinizi bize uzatın. Gözlerinizi açtığınızda ellerinizde kutsal kitabı, ayaklarınızın altında barış dolu kutsal toprakları bulacağınızı vaad ediyoruz.Hepinizi Tanrıya emanet ediyoruz.

  32. DİNLERARASI DİYALOG NEDİR ?

    Dinler arası Diyalog: Susmaktır, sessiz kalmaktır. Söylenenleri eksiksiz yerine getirip, Vatikan’ın kulu kölesi olmaktır. Müslümanlara kan kusturan Amerika’ya, İsrail’e, İngiltere’ye ve sair batı medeniyetinin karşısında el pençe divan durup, haritada yerini bile bilmediğimiz, ismini onların sayesinde duyduğumuz ülkelerle barış tesis etmektir.

    Dinler arası diyalog: Bosna Hersek’te katledilen binlerce Müslüman’ı, Irak’ta öldürülen milyonları, Filistin’de kız erkek ayırt edilmeden ırzına geçilen çocukları, yakılan yıkılan mabetleri görmezden gelip; İsrail’de ölen iki çocuk için camide salya sümük ağlamak, Londra Metrosundaki patlama için geç kalmış gibi hemen başsağlığı dileyip üzüntülerini dile getirmek, Müslümanları terörist ilan etmektir.

    Dinler arası Diyalog: Emekli maaşı ile geçinen hacının cebindeki paraları gazete aboneliği, dergi aboneliği diye sömürüp, himmet gecelerinde şatafatlı iftarlarda yardım toplayıp misyoner yetiştiren okullara milyon dolarları aktarmaktır. Camileri, tarihi yapıları yıkılmaya terk edip, o kadar kaçak yapı varken onun varlığından rahatsızlık duyup Kur’an Kurslarını yıktırmak, Doğubayazıt’ta 2 milyon 600 bin YTL’ ye Ermeni Kilisesini ihya etmektir.

    Dinler arası Diyalog: Peygamberimize hakaretler yağdıran küstahları aman diyaloga gölge düşmesin diyerekten duymamak duyurmamak, risale cevşen okuyan papazların ön sayfa güzelleri gibi çarşaf çarşaf resmini yayınlamaktır.

    Dinler arası Diyalog: İslam’ı yayıyorum Türk dilini dünyaya öğretiyorum diyerek, adı Türk Okulu olan okullarda Türkçeyi 2 saatlik seçmeli ders yapıp İngilizce eğitim vermektir. Kapitalist sistemin gereklerine uygun olarak Türkiye’deki okullarda ve dershanelerde mutlu azınlığın zengin çocuklarını okutmaktır.

    Dinler arası Diyalog: Allah’ın hükümlerine karşı gelip beyinleri bulandırmaktır. “Resulüm! Mümin kadınlara söyle gözlerini harama bakmaktan sakınsınlar, ırzlarını namuslarını korusunlar. Ziynet yerlerini açıp göstermesinler. Ancak bunlardan görünmesi zaruri olan (yüz ve eller) müstesnadır. Başörtülerini (göğüs ve boyunları görünmeyecek şekilde) yakalarının üstüne koyup örtsünler.” (Nur:31) ayetine rağmen göz göre göre tesettüre teferruattır demektir.

    Dinler arası Diyalog: “İşte onlar Allah’ın hizbi (partisi)’dir. İyi bilin ki kurtuluşa ulaşacak olanlar Allah’ın hizbi (partisi)’dir.” (Mücadele: 22) ayetine rağmen “Cebrail Aleyhisselâm gökyüzünden inse, parti kursa, kusura bakma ben senin partine girmem desteklemem derim.” Diyerek Müslüman’ın etkinliğini kırmak, hakkını savunmasını engellemek, tepkisiz hale getirmektir. Ama el altından da diyaloga destek veren partileri, batının hizmetkârlarını da desteklemeden olmaz.

    Dinler arası Diyalog: “Ey inananlar! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostudurlar, sizden kim onları dost edinirse, o onlardandır.” (Maide:51) ayetine rağmen Diyaloga karşı çıkan Müslümanlarla mücadele edip; diyalog ve hoşgörü toplantılarında Patrik Bartholomeos ile karşılıklı olarak biz birbirimizi çok seviyoruz demektir.

    Dinler arası Diyalog: Salyaları aka aka 11 Eylül saldırılarının güçlü bir devi uyandırdığını Haçlı seferlerinin yeniden başlatılacağını söyleyen Bush’un, peygamberimizi terörist ilan eden cahil Papa’nın kucağında oturup aslında onların gizli Müslüman olduğu yalanlarını basireti bağlanmış kitlelere yutturmaktır.

    Dinler arası Diyalog: Nüfus cüzdanlarından dini İslam ibaresini kaldırıp, İmar yasalarındaki değişiklikle cami ifadesinin yerine ibadethane koyarak 40.000 tane kilise evin açılmasını teşvik etmektir.

    Dinler arası Diyalog: Ay yıldızlı bayrağın gölgesinde, minarelerde ezan sesini dinleyerek Müslüman topraklarında yaşamaktansa; Haçlı bayrağının altında, çan sesi kulaklarında çınlayarak, kölesi olunan devletlerin nezaretinde onursuzca yaşamaktır.

    SÖZÜN ÖZÜ: “Şüphesiz ki Allah, zalimler güruhunu hidayete erdirmez.” (Mâide: 51)

    BURAK EVCİ

    http://www.burakevci.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: