Kuran’a Abdestsiz Dokunmak

Soru: Vakıa Suresi’nin 79. ayetinde bahsedilen dokunma nasıl bir dokunmadır. Kur’an’a abdestsiz dokunamazsınız diyenler bu ayeti delil gösteriyorlar. Ezbere ayet okuyabilirmişiz de onun yazılı olduğu kağıda dokunamazmışız. Bu nasıl bir anlayış kağıdı mı kutsuyoruz, ayeti mi ? Bunu gerçekten böyle mi anlamalıyız. ? Bu ayetin çerçevesinde olayı açıklar mısınız.?

Cevap: Vakıa Suresi’nin 79. ayeti söylendiği gibi Kur’an’a dokunmakla veya abdestli olmakla ilgili değildir.

Ayetin ifâde ettiği anlam, vahyi Hz.Muhammed’e kimlerin getirdiği ile ilgilidir.

Bu konuda müşrikler peygamberimizin cinlenmiş biri olduğunu (mecnun) ağzından çıkan bu hikmetli sözleri de ona cinlerin getirdiklerini söylüyorlardı.
Bu nedenle Allah:

“Biz Kur’an kovulmuş şeytanın sözü olamaz. O halde siz nereye gidiyorsunuz?” (81/25-26)

“Yıldızların battığı yerler üzerine yemin ederim ki bilirseniz bu büyük bir yemindir. Şüphesiz bu korunmuş kitapta bulunan şerefli bir Kur’ân dır. Ona ancak günah kirine bulaşmayan (Melekler) erişebilir. (ve Muhammed’e melekler getiriyor.) O alemlerin Rabbi’nden indirilmiştir. Şimdi siz bu sözümü küçümsüyorsunuz?” (56/75-81)

Cinlerin niçin bu kitaba erişemeyeceğini ise şu ayetler ifade etmektedir:

“Doğrusu biz (cinler) göğü yokladık, fakat onu sert bekçilerle, alev hüzünleriyle doldurulmuş bulduk. Halbuki biz (daha önce) onun bazı kısımlarında (haber) dinlemek için oturacak yerler (bulup) oturduk; fakat şimdi kim dinlemek isterse, kendisini gözetleyen bir alev hüzmesi buluyor. Bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü murad edildi, Rableri onlara bir hayır mı diledi?” (72/10) Bu ifadeler cinlere aittir ve bu kapı onlara kapatılmıştır.

Vakıa 79. ayetinin abdest veya dokunmayla[private] hiçbir ilgisinin olmadığını birazcık arapça gramer bilenin anlaması zor değildir. Ayette kasdedilen mana şöyle;

“Günah kirine bulaşmayan, Allah’ın bu iş için tahsis ettiği meleklerden başkası ona dokunmaya güç yetiremezler.” (56/79)

Ayette geçen Lâ harfi olumsuzluk anlamına kullanılan “Lâ-i neyih” değil cinsi hükümden nefyeden “Lâ-i nafiyedir.” Bu, “dokunmayın” anlamında değil, “dokunamazsınız” anlamındadır. Yani isteseniz de o işi yapmaya güç yetiremezsiniz. Bir kimseye yapamayacağı bir işi söylerken “yapma” denmez, yapamazsınız denir; “gök yüzüne dokunamazsın” örneğinde olduğu gibi… Bu ifadeyi Kur’an için kullandığımızda “Bu kitaba dokunamazsınız” olur ki o zaman bunca abdestli ve abdestsiz insan dokunduğuna göre bu ifade havada kalır. Dokunulamayan Allah katındaki vahiylerdir. Onu cinler alıp getiremez demektir.

Ayetteki “mutahhar” kelimesi, su ile yıkanıp temizlenen insan anlamına değil, günâh kirine bulaşmayan yani günâh işlemeyen melekler anlamında kullanılmaktadır. Burada bahşedilen temizlik maddi temizlik değil manevi temizliktir. Aynen Tevbe 28.ayetinde bahsedilen “müşrikler pisliktir/necistir” de olduğu gibi. Buradaki necis ifadesi de maddi pislik anlamında değil akidede ki düşüncede ki manevi pislik demektir. Bu açıklamalardan sonra “La yemessuhu illel mutahharun” ayetinin açılmış anlamı şöyle olur;

“Kur’an’a günâha kirine bulaşmayan meleklerden başkası (yani sizin zannınız olan cinler) ona erişemezler ve onu getirmeye meleklerden başkası güç yetiremez.”

Bu ayetin ifade ettiği gerçek bu iken hiç alakası olmayan “Kur’an’a abdestli olmayan dokunmasın” şeklinde ifadelendirmek gerçekle bağdaşmamaktadır. Abdest namaz için gereken bir temizliktir.

“Ey iman edenler! Namaz için kalktığınızda yüzlerinizi, dirseklere kadar da ellerinizi, başınızı meshedip topuklara kadar ayaklarınızı yıkayınız. Eğer cünüp iseniz temizlenin. Hasta veya yolculukta iseniz yahut biriniz ayak yolundan gelmiş veya kadınlara dokunmuşsanız ve bu halde de su bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm edin de onunla yüzünüzü ve dirseklere kadar ellerinizi meshedin. Allah size güçlük çıkartmak istemez, ancak sizi tertemiz yapmak ve size nimetini tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.” (05/06)

Allah Kur’an okumak için de şu tavsiyede bulunmuştur;

“Kur’an okuyacağın zaman (Ey Muhammed) kovulmuş şeytandan Allah’a sığın.” (16/98) Yani “Euzu billahimineşşeytanirracim” de.

Gerçek şu ki şeytanın iman eden ve yalnız Allah’a tevekkül edenler üzerinde hiçbir hakimiyeti yoktur. (16/99)

“Ben sadece namaz için abdestle emrolundum.” Maide 6.ayeti gelmezden önce peygamberimizin abdest almadan konuşmaz, selâm vermez, yemek yemez iken bu ayet geldikten sonra rahat hareket ettiğini ve sadece namaz için abdestin gerektiğini beyan etmiştir.

Bu nedenle namaz için abdest, Kur’an okumak için “Euzu besmele” gerekmektedir. Abdestli, abdestsiz, ayakta oturarak ve yanları üzere yatarak her halükarda Kur’an okunabilir. Ayrıca Kur’an sadece müslümanlar tarafından okunması istenen bir kitap değildir. Kur’an, kendisini bütün insanların okumasını istemektedir. İnanmayan onu okuyup öğrenmez ise iman etmesi nasıl mümkün olacaktır?

Allah’ın koymadığı bir takım şartları saygı adına koyarak insanları okumaktan, öğrenmekten uzaklaştırmayı nasıl becerdiklerini görüyoruz. Öyle korku verilmiştir ki Kur’an okumak için değil dokunmak için bile bir çok merasim gereklidir. Bu nedenle insanlar Kur’an’ı ellerine alıp okumamış, evlerinde süslü kılıflar içinde yüksek bir yerde koruma altına alıp hayattan uzak tutmuşlardır. Bugüne kadar okumama günahı işlemişler ama abdestsiz okuma günahı işlememişlerdir.

Hastalığımız bununla da sınırlı kalmamış. Merhum Gazali’nin tesbitiyle “Müslümanlar Kur’anı sadece okumak için öğrenirler. Dinlerini öğrenmek için okumazlar.”

Halbuki dünyanın her yerinde insanlar öğrenmek için okurlar.

İşte müslüman toplumun hali perişanının altında bu temel yanlış yatmaktadır. Allah kullarına hallerini düzeltmek için kitap gönderiyor. Onlar o kitabı öğrenmek için okuma zahmetine katlanmıyorlar. Bunların içinden kabuğunu çatlatanlara karşı da birileri çamur atma, tekerlerine çomak sokma kampanyası yürütüyor ve “Kur’an herkes tarafından anlaşılmaz, el sürülmez, hayata tatbik edilip kirletilemez” gibi hezeyanlar saçıyorlar. Bu tür sözler, ne Kur’an’a saygılarından ne de İslam’a itaatlarından kaynaklanıyor. Bunlar İslam’a mani olmanın bir başka yolunu tutmaktadırlar.

Müslümanlar olarak bizler düşmanın sözüne değil dostumuz olan Allah’ın sözüne kulak verelim. Genç, ihtiyar, kadın, erkek, her yaşta Allah’ın dinini öğrenmek için Kur’anı okumaya çalışalım, öğrenelim, öğrendiklerimizi yaşamaya çalışalım. Allah’ın dinini yüceltenleri elbette Allah yüceltecek ve şereflendirecektir.

Bilesiniz ki bütün şeref Allah’ın yanındadır.

Kuran İslamı

[/private]

Reklamlar

35 thoughts on “Kuran’a Abdestsiz Dokunmak

Add yours

  1. saygıdeğer hocam.öncelikle Allah ın rahmeti,bereketi,ihsanı siz ve cümle inananların üzerlerinize olsun amin.12 nisan 2008 tarihli”Kuran’a Abdestsiz Dokunmak”başlıklı ayrt meallari ve yorumlarınızı okudum,istifade ettim.Ancak hemen hemen bütün meallerde aynı olmakla beraber, sizden farklı olarak prf.dr.Süleyman Ateş’in 05/06 ayeti kerimede ki yorum farkı şu:başlar mesh edildikten sonra ayakların da meshedilmesi.ve yine Süleyman Ateş aynı ayeti tefsirinde şöyle yorumluyor:abdest alırken yıkanan uzuvların,teyemmüm edilmesi gerektiği zaman meshedilmesi,abdest alırken meshedilen uzuvların ise hiç bir işleme tabi tutulmaması bir yorumda bulunuyor.bu konuda daha geniş bir açıklama yapabilirmisiniz?Allah c.c.razı olsun.sizin gibilerin sayılarını arttırsın.amin.

  2. cehaletin bukadarınada pesssss. bre densiz bir insanda bu kadar tutarsızlık olurmu? bir yazında kur’anı hakkılyla anlayabilmek için sarf-nahiv, belağat (inşaallah bunların nedemek olduğunu biliyorsundur)bilmeye gerek yok diyorsun ama burada “layemessühü’ kelimesinin ‘la’sı nafiye mi nahiye mi olduğundan bahsediyorsun, bu nahiv ilmi değilde ya ne? madem bunlar kur’anı anlamak hususunda gereksiz bunlar olmadanda anlaşılır madem neden laf kalabalığı yapıyorsun, bu bir. ikincisi; bir biri ile alakası olmayan ayetleri katıp karıştırıp kendi fasit davana delil çıkarmayı nekadarda benimsemişsin vakıa suresindeki bu ayet, Kur’an-ı Kerim’in şeytanların indirmesi olmaktan münezzeh olduğunu bil­dirmek için serdedilmiştir. Ayrıca sure (Vakıa suresi) Mekkîdir. Mekkî su­relerin üzerinde durduğu en önemli husus tevhid, ahiret ve peygamberlik gibi dinin esasına taalluk eden itikadi hususları yerleştirmektir. Fer’î hükümler ise, daha çok Medenî sürelerdedir.Kur’an’a abdestli olmayanın dokunmaması islam alimlerinin icma’ı ile sabittir. utanmadan birde diline imamı gazaliyi doluyorsun acaba açıp baktınmı onun kitabında “abdestsiz dokunabilirsin” yazıyormu? ayrıca o zat senin aklının bir türlü basmadığı mezheplerden şafii mezhebine mensuptur haberin varmı?
    İbni Habban ve ashab-ı sünenin tesbit ve rivayet ettiklerine göre, Resulullah (sav), Yemen halkına yazdığı mektupta, «Kur’anı ancak abdestli kimseler eline alabilir.» buyurmuştur. fukahanın kahir ekseriyeti da böyle hükmetmişlerdir. Sahabilerin çoğu da çocukları­na Kur’anı ellerine alacakları zaman abdest almalarını emrederlerdi.
    İmam Malik’in Muvatta’mda, İbni Hıbban’ın Sahih’inde rivayet ettiklerine göre Rasulullah (s.a.) Amr İbni Hazm’a yazdı­ğı mektup (ferman) da “Kur’an’a ancak temiz olan dokunabilir.” demiştir. Ebu Davud’un Merâsil’inde ve diğer Sünen sahiplerinin kitaplarında rivayet ettiklerine göre Zührî “Ben Amr bin Hazm’ın sahifesinde Rasulullah’ın “Kur’an’a ancak temiz olan dokunabilir.” dediğini okudum” demiştir. Darakutnî de bunu Amr bin Hazm, Abdullah bin Ömer ve Osman bin Ebi el-Ass’dan muttasıl senedle rivayet etmiştir. en iyisi sen git davul zurna ile uğraş bel’amlardan olma, aklının ermediği işlerle uğraşma hiç sahabe, tabiin hayatı okumadın mı? ne bu müftülüğe hevesin koca islam ümmeti uleması ile sulehası ile ittifak ettiği meselelere ihtilaf etmekle kendini akıllı mücahit mi zannediyorsun. biliyorsan konuş bilmiyorsan dinle kopyala yapıştır müftülüğünü bırak. kardeş tavsiyesi….

  3. ali ne oldu yorumumu yayınlamadın dokundumu tabiki dokunacak çünkü kalbinde nifak hastalığı var hakkı kabul edmiyorsun şu abdestsiz kur’an-ı kerime dokulduğuna dair muteber kitaplardan delil getir bakalım görelim nerde yazıyormuş, bu konuda çok ısrarlıyım tabi cesaretin ve birikimin varsa. fakat senin gibi her konuya aklı ile çözüm bulmaya çalışan aklının ermediğini kabul etmeyen yeni yetmelerden olmasın selefi salihinden fazla değil bir kaç delil getir bundan sonra ömrümün sonuna kadar bu davayı savunacağıma kur’anı kerim üzerine yemin ederim…..

  4. Selam Kamil;

    Aramızdaki fark şu:

    Sen Kuran üzerine yemin edemezsin. Sen “muteber kitaplar” üzerine yemin et.

    Muhabbetlerimle…

  5. ne oldu, soysuz bir davanın savunucusu olarak 1400 yıllık islam tarihinde gelip geçmiş islam ulemasından BİRTANECİK dahi olsada delil getiremediğin için çok mutlusundur sanırım acaba bu itikad üzere iken, saptırdığın bu kadar insanın vebali ile geceleri nasıl uyuyabiliyorsun şaşılacak iş vallahi tabii vicdanı olanlar açısından konuşuyorum. ayrıca şunu söyleyeyim iyi dinleyin; sitenizin sağ alt tarafında “en çok indirilen dosyalar” bölümünde üçüncü sırayı ‘elmalı tefsiri’ alıyor lütfen ama lütfen gözünüzden at gözlüklerini çıkartın, gölünüzdeki nifakı ve cehaleti bırakarak o kitabın vakıa suresindeki konu ile ilgili ayeti celileye bakın ama gerçekten bakın aynen şöyle yazıyor:
    79. Öyle ki temiz olanlardan başkası ona el süremez. Buradaki nefiy (olumsuzluk), nehiy (men etmek) mânâsınadır. Yani temiz olmayan kirli eller Ona dokunmasın, ancak maddî ve manevî pisliklerden, kötülükten ve necasetten temizlenmiş imanlı ve abdestli kimseler ona dokunsun. Bu âyet sebebiyledir ki, fıkıhta cünüp iken Kur’ân okunamayacağı ve abdesti olmayanın mushafa el süremeyeceği beyan edilmiştir. buna göre itikat ve amelinizi düzeltin veya aleyhinize delil olduğu için onuda hemen listeden kaldırıp aleyhine bir düzine reddiye yazın. 🙂 tessüflerimle….

  6. Peki en azından bunu okuduktan sonra insan biraz araştırıp Kur’an a bakınca abdest’in nasıl alınması gerektiğini Maide suresi 6.ayette anlatıyor.Okuduğumuz sure iniş sırasına göre 46.sıradadır Vakıa suresi. Maide suresi ise 112.ayetttedir.Birde namaz için temizliğin nasıl olması gerektiğini Nisa suresi anlatıyor ve o surede Vakı’a suresinden çok sonradır.Peki şimdi ben bu işler hakkında yeni olduğum için araştırırm ve şu kanıya vardım.Bu 46.sıradaki Vakı’a indikten sonra burdaki el sürülmez’i böyle anladıktan sonra daha abdest ayeti inmeden Peygamberimiz (s.a.v) bunu müminlere nasıl yaptıracaktı.2. olan eğer abdestli olan cünip olmayan kötülükten necasetten manevi pislilten arınmış olmayan dokunamayacaksa bir Amerikalı hristiyan nasıl alıp okuyacak hani bu evrensel bir kitapdı evrenseli bırakın Alemsel artık alemlerin kitabı.Sadece müslümanlara inmemiş diye biliyorum bu kitap.3. olan ise diyanetin sitesine girdiğimde temizlik ve abdest ile ilgili bölümlere baktığımda Fihrsit bölümünde yani http://www.diyanet.gov.tr/kuran/liste.asp?letter=T mesela Temizlik için bu. Abdest için bu http://www.diyanet.gov.tr/kuran/liste.asp?letter=A…Kur’an için ise http://www.diyanet.gov.tr/kuran/liste.asp?letter=K

    Ayrıca ayetin gerisine baktığımda “Yıldızların yerlerine (Kur’an a) yemin ederim ki,doğrusu bu eğer bilirseniz ki büyük bir yemindir” ve ardına Şüphesiz o korunmuş bir kitapta olan…. diye devam ediyor ve asıl konuya geliyor.Rabbim bunun öncesinde bir yemin etmiş Yıldızların yerlerine(Kur’an a).Ve bunu insan gibi bir canlı bozamaz öyle değil mi = ?

    Ayrıca şunu söylemeliyim ben Ali Aksoy beyi tanımıyorum sadece bu yorumu daha önce başka yerlerdede okumuştum yani abdestsiz dokunulabilir diye.Ayrıca ben bir meshep’e de bağlı değilim.Ve benim lisedeki Din hocam (kendisi sağolsun çok emeği geçti) İmam Hatip de okurken elllerinden Kur’an ı hiç düşürmezmiş ve üzerlerine not alırlarmış şu ayet şunu açıklıyor diye.

    Benim toparladığım bilgiler bunlar.Ayrıca alimlere gelince dokunulmaz demiş olabilirler.Ve bizim gibi araştırmayı ve başka düşünceleri sevmeyen bir topluluk bu düşünceyi geleceğe taşımış olabilir. 😀 Ki alimler veya ulemalar yanlış söylemiş olsa bile 1400 yıllık ulema tabiki inanmak lazım demek olur mu sizce = ? Peki olur diyorsanız alın size Diyanet derim 😀

    Birde şunu dile getireyim yok biz çorapsız namaz kılınmaz mekruh yok şu böyle yapılmaz derken Batı dediğimiz Emperyalist dediğimiz sonu hiç hayır değil dediğimiz BATI almış başını gitmiş.Bunlar dünyalık şeyler olabilir.Ama Yaratan Rabb’inin adıyla oku.Kur’an oku Evren’i oku demiyor mu = ?

    Herkese selamlar inşallah doğru olanını buluruz…Bu arada ÖSS ye girenlere geçmiş olsun..Hayırlısı olsun diyorum..sevgiler saygılar

  7. baştaki soru nasıl bir soru
    asıl sizin anlayışınız nasıl bir anlayış.kur an sıradan bir kağıt mıdır ki abdestsiz dokunulsun..

  8. Selam
    Ne bileyim Ali
    sıradan bir kağıtmı
    yoksa özel bir kağıtmı
    sıradan bir kağıda benziyor
    öyleyse bütün kağıtlar
    kutsaldır
    Abdestsiz dokunmamak lazım.

    Ne bileyim Ali
    gülmek mi lazım ağlamak mı

    Dokunamazlar ona arınmamışlar. Vakıa 79

    Rabbimiz iddialı bir hüküm koymuş.
    Elbette öyledir.

    Ayetteki iki kelime
    dokunmak ve arınmaktan
    fiziki birşey kasdedilmiyor.

    Arınmak için pis olmak lazım,
    neyden arınacaz, bir pislikten
    Rabbimiz onu bize bildirmişmi?
    Elbette bildirmiş.

    Müşrikler necistir(pisliktir). Tevbe 28
    demekki müşrik olmak pislik olmakmış.
    yani Allah’a şirk koşmak
    pislik olmak imiş
    ama müşriklerde yıkanıyor.
    demek yıkanmak çözüm değil.

    Peki şirk ne
    Allah’ın kulları için beğenip tavsiye
    ettiği dini; Allah’ın kitabından değilde
    başka muteber kitaplardan öğrenip
    o kitablar emrince uygulamak.

    yani Allahu Teala kim benim indirdiğimden
    başka kitaba itibar ederse
    bana şirk koşmuş olur,
    Benim hükümlerimi değil,
    itibar ettiği kitabın hükümlerini uygulamış olur
    diyor. Sonucuda malum.

    İddialı hüküm ne güzel yerini buluyor.

    Allah’a inanmadan şirk koşulmaz.
    şirkin anlamı kalmaz.
    Onlar şirk koşmadan iman etmezler. buda hüküm.

    yani kardeş
    ne zaman şirkten arınırsak
    o zaman Allah’ın hükümlerini
    uygulayabiliriz.

    Sen bunu anladınsa
    Sevgili Ali Aksoy’un
    Kamil hakkındaki teşhisinide anlamışsındır.

    Bir teşhisde benden
    Kamil sen cünubsun
    tabiki Kurana
    İstediğin kadar yıkan.

    Esenlikle..

  9. ali bey vahyi getirilen ile alakalı temizlik demişsiniz peki hal ve hzırdaki ile yorumunuz getirenler temiz amenna biz insan dışındakiler dokunmasını zaten görme engel olma veya kendi irademizle temaz etdime gücüne sahip deiliz şuanki elimizde olan KURAN agöre insan olarak nasıl el sürebiliriz ayet tevile açık müteşabih bir ayet birden fazla anlam taşır
    vakia 79
    1. lâ yemessu-hû : ona dokunmaz, dokunamaz
    2. illâ : den başka, ancak, dışında
    3. el mutahharûn : tahir olanlar, arınmış olanlar, maddî (fizik vucudu abdestli olanlar ) ve manevî (şirk, şüphe, inkâr düşüncelerinden)
    sorunun devamı olarakta ona kimler temaz edebilirler diye sorsam bende yüksek müsadenizle sizin algılama şeklinize göre melekler ise biz ( insanlar ) olarak ona kim el sürer ? ayetde geçen ( el mutahharûn ) ali imran 15 deki geçenle uyumlu mutahharatun : temiz, tertemiz ama cennetlikler için tertemiz eşler olarak bence size düşen ali bey nisa 59 ulul emr den bile olsa müteşabih ayete kesin hüküm çıkarmamanız ve bu temizlik abdesti içerir hem vakia 7 ayetine göre 3 kısma ayrılanlardan abdest deilse bile alınca takva sahiplerinden olursunuz RABBİME EMANETSİNİZ BRDE MÜTEŞABİHLERE KESİN HÜKÜM KILMASANIZ

  10. Selam teselli,

    Birincisi; Müteşabihlerden hüküm / kural / buyruk / yol / yordam çıkmayacaksa bunların Kuran’da ne işi var ?

    İkincisi; içeriğinde manaları asla bilinemez ayetler barındıran bir kitap nasıl “mübin / apaçık” olabilir ?

    Üçüncüsü; Hangi ayetin muhkem, hangi ayetin müteşabih olduğunu nereden bilebiliriz ?

    Dördüncüsü; kitabın tamamını (veya ait olduğu sureyi veya ilettiği emri) muhkem ve aynı şekilde kitabın tamamını (veya ait olduğu sureyi veya ilettiği emri)müteşabih olarak tanımlayan ayetler karşısında sizin bana tavsiye buyurduğunuz tutum nasıl izlenebilir ?

    Sevgili teselli;

    Muhkem ve müteşabih konusunda şimdiye kadar çok şeyler söylendi. Her iki kelimeyi birlikte barındıran ve konuya tam merkezinden yaklaşan Ali İmran 7 ayetini dikkatlice incelemenizi öneririm. Bu ayette özellikle, “tevil” kelimesine pür dikkat kesilin.

    Ayetlerin “tevilinden” bahsediyor. Diyor ki, kalplerinde eğrilik bulunanlar müteşabih ayetlerin teviline koyulur. Halbu ki onun tevilini Allah’tan başkası bilmez… İman edenler / ilim sahipleri ise inandık, hepsi rabbimizdendir derler…

    Şimdi, hanifler ilkin müteşabihin tevilini ancak Allah’ın bileceği yolundaki çeviriye itiraz ettiler. Dediler ki, burada ancak Allah ve ilim sahipleri tevil edebilir anlamı vardır. İşin doğrusu bu, zorlama bir yorumdu. Çünkü aksinin kabulü Kuran’daki bazı ayetlerin anlaşılamayacağının yani Kuran’ın bir kısım ayetlerinin “mübin” olmadığının kabulü anlamına gelecek ve bu durum Kuran’da çelişki doğuracaktı. Onlar, “tevil” kelimesini izah, açıklama olarak aldılar. İşte sorun da burada başladı.

    Şimdi ben size “tevil” kelimesi hakkında düşünmeniz için bir ayeti misal getireceğim. Müşrikler kastedilerek;

    “Onlar o haberin tevilinden başkasını gözet miyorlar”

    Şimdi, müşrikler neyi gözetliyormuş ?

    Haberin tevilini…

    Haber ne ? Kıyamet

    Kıyametin tevili ne demek ?

    Kıyametin izahı / açıklaması mı?

    Halbu ki, Kuran kıyamet anının dehşetini haber veren ayetlerle doludur ve ilginçtir ki, iniş sırasında bu temayı işleyen ayetler sıklıkla ilk surelerde yer almıştır. Yani esasen kıyametin izahı daha müşrikler merak edemeden yapılmıştır.

    O halde, müşriklerin gözetlediği “Kıyametin tevili” nedir ?

    Müşrikler şöyle söylüyorlardı:

    “Haydi getir bize o vaad ettiğin azabı”

    “Şu bize vaad ettiğin azap ne zaman ?”

    Bütün bu sorulara karşı verilen cevap istisnasız olarak aynı idi.

    O azabın ne zaman gerçekleşeceğini yalnız Allah bilir.

    Hatta bir ayette şöyle söylüyor:

    “Sen nereden bileceksin kıyametin saatini !”

    Yani, müşriklerin gözetlemekte olduğu şey, bir ayetteki deyimiyle “acele ile istedikleri şey” , kıyametin gerçekleşmesidir.

    Şu halde, haberin tevilinden kasıt, haberin gerçekleşmesidir.

    Gerçekten kök anlamları itibariyle tevilin, bir şeyin gerçekleşme zamanı, gerçekleşme şekli ile ilgisi vardır. “Evvel” kelimesi de aynı kökten türemiştir.

    Nihayet şunu söyleyebiliriz ki, Ali İmran 7 ayetindeki “tevil”, izah, açıklama değil, bir şeyin gerçekleşmesidir. Gerçekleşmenin zamanı ve nasıllığıdır.

    Müteşabih kelimesinin cennet nimetleri için de kullanıldığını ve bu suretle cennetteki meyvelerin dünya hayatındaki meyvelerin müteşabihi olduğunu düşündüğümüzde, müteşabih kelimesinin kök anlamı itibariyle benzeşme olduğunu, müteşabih ayetlerin birbiri ile benzeşen yahut benzeşmeli anlatımla bir olguyu tasvir eden ayetler olduğunu anlayabiliriz. Muhkem ise, sözü benzetme ile değil, doğrudan doğruya söyleyen söz dizinidir.

    Benzeşme ile anlatılan ve geçmişteki yahut gelecekteki gaybi haberlerin ne zaman ve ne şekilde vukuu bulduğunu / bulacağını ANCAK Allah bilebilir. Kalplerinde eğrilik bulunanlar muhkem sözün doğrudan doğruya anlattığı kesin bilgiyi özümsemek ve gereğince amel etmek yerine, gaybten haber veren müteşabih ayetlerin ne zaman ve nasıl gerçekleşeceği hususunu müzakere meselesi yaparlar. Halbu ki, onların ne zaman ve ne şekilde gerçekleşeceğini ANCAK Allah bilir. İman eden ilim sahipleri ise, hepsine inandık, hepsi Rabbimizdendir derler.

    Umarım şu izahlar, muhkem ve müteşabih konusunda sende yeni ufuklar açar.

    Doğrusunu Allah bilir.

    Esenlik dileklerimle…

  11. Istedıgınız kadar yorum yapın kuranı temıze cıkarmaya calısın.öyle bir kitapki inanmayanları cehennemınde yakan merhamet ve sevgiden son derece uzak ama öyle oldugunu iddia eden bir tanrı ,insanların özgürlüklerini kısıtlayan hakaret dolu korkutucu bir kitaptır kuran.

  12. Korku dolu tasvirlerle dolu bircok seyi kısıtlayan bu kitap nasıl evrensel olabilir?kutsal kitaplar insanlık icin zararlı ıcerıklere sahıptırler.hersey birtarafa bu kutsal kıtaplar her nedense mezopotamyada ortaya cıkıyorlar!bu nasıl bir adalet?ben türküm ve binlerce yıllık mazim var bizlere ve diğer uygarlıklara neden gelmemıs?hımm durun bakalım araplar kutsalmı yoksa?

  13. SENİN İÇİN NEYİN YARARLI NEYİN ZARARLI OLUP OLAMADIĞINI SEN Mİ BİLECEKSİN SENİ YARATAN MI?
    KURAN SENDEN NEYİ KISITLAMIŞ BİR BAKALIM
    1.İÇKİ:İÇKİ BİLDİĞİMİZ ALKOL VE İNSAN SAĞLIĞINA ZARARLARINI HEPİMİZ BİLİYORUZ.MİLYONLARCA AİLE YUVA BU İLLET YÜZÜNDEN DAĞILIYOR.NE OLUYOR İÇİYOR ADAM SARHOŞ OLUYOR O SARHOŞLUKLA KAZA YAPIYOR İNSANIN ÖLÜMÜNE SEBEB OLUYOR,EŞİNİ ÇOLUĞUNU ÇOCUĞUNU DÖVÜYOR,TECAVÜZ EDİYOR VS. VS.ÖRNEKLEYEBİLİRİZ
    2.ZİNA:ÇOK MU GÜZEL HERKESİN KİM KİME DUMDUMA OLMASI…NESEBİ BOZUK NESİLLER YETİŞTİRMEK…EŞLERİN BİRBİRİNİ ALDATMASI…BİRGÜN ONUNLA BİRGÜN BUNUNLA OLMAK VE KADINLARIN MAL GİBİ KULLANILMASI…SADAKAT YOK,GÜVEN YOK.TECAVÜZ VE HER TÜRLÜ AHLAKSIZLIK SERBEST OLSA NASIL OLUR(HOMOSEKSÜELLİK,LİVATA VS.)
    3.FAİZ:ADAMIN DURUMU YOK PARAYA SIKIŞMIŞ SENDEN BORÇ İSTEMİŞ ALMIŞ AMA SEN ONUN BORCUNU GECİKTİRDİĞİ HERGÜNE FAİZ YZIYORSUN YAZIK DEĞİL Mİ?EVİNİ OCAĞINI YIKIYORSUN DAHA ÇOK KARANLIĞA MAHKUM OLMASINA SEBEB OLUYRSUN VE ADAM SANA BİR SÜRÜ İLENİYOR EVLER OCAKLAR YIKILIYOR
    4.KAPANMA BAŞÖRTÜ:BU EMİRDEKİ GAYE KADINI KORUMAKTIR.BİZ ERKEKLER YARATILIŞ OLARAK BAYANLARA DÜŞKÜN YARATILMIŞIZ BU BİR GERÇEK!!!ALLAH FITRATIMIZI EN İYİ BİLENDİR NE OLUYOR ZİNA VE ALDATMALAR TECAVÜZLER ÇOĞALIYOR HEPİMİZ KADINLARA BAKIYORUZ BU DA BİR GERÇEK BAZEN KÖTÜ NİYETLE BİLE OLUYOR BU NE OLUYOR O ZAMAN ZİNA ETMEMİZE SEBEP OLUYOR.ZİNA SADECE BİLDİĞİMİZ ZİNA DEĞİL EL ZİNASI,GÖZ ZİNASI SÖZEL ZİNA VS…
    5.NAMAZ KILMAK:ZOR MU ALLAHA BUNCA VERDİĞİ NİMETLERE KARŞI ŞÜKÜR BORCUNU YERİNE GETİRMEK,5 VAKİT RABBİNLE BERABER OLMAK.KURANDA ŞÖYLE BUYURULUR:”SANA VAHYOLUNAN KİTABI OKU,NAMAZI DOSDOĞRU KIL.GERÇEKTEN NAMAZ HAYASIZLIKTAN VE FENALIK TAN ALIKOYAR”
    6.İNSANLARA DEĞER VERMEK GIYBET.İFTİRA.HASED,KİBİR VS VS.LERDEN KAÇNMAK…SANA BİRİSİ TEPEDEN BAKSA NASIL ZORUNA GİDER,İFTİRA ATSA NE KADAR ÖFKELENİRSİN…BEDDUA EDERSİN KALBİN KIRILMIŞ OLUR….HASED;KISKANÇLIKTAN BİRBİRİNİ DÖVEN SÖVEN,GIYBETİNİ YAPAN HATTA ÖLDÜREN İNSANLAR HİÇTE AZ DEĞİL.GIYBET:BİRİ ARKANDAN İLERİ GERİ KONUŞSA HOŞUNA GİDER Mİ?

    BEN KURANIN KISITLADIKLARININ ÇOK AZINDAN AMA CAN DAMARLARINDAN BAHSETTİM BİR SÜRÜ VAR AMA HİÇBİRİ BOŞ DEĞİL COSMOS KARDEŞ.SEN HİÇ KURANI KERİM OKUDUN MU?BİLMİYORUM AMA MAHALLENDEKİ İMAM İLE BERABER OKUMANI TAVSİYE EDERİM

    SANA BİRİSİ İSTEMEDİĞİN HAREKETLERDE BULUNSA YAPMA DEDİĞİN İŞLERİ YAPSA NE YAPARSIN KIZARSIN…ÖFKENİN ŞİDDETİNE BAĞLI BELKİDE ÖLDÜRÜRSÜN
    ALLAH(CC)DA YASAKLARININ ÇİĞNENMESİNİ İSTEMİYOR UYARIDA BULUNUYOR ONUNDA CEHENNEMİ VAR….(SENİN YUMRUĞUN,SÖZÜN,KIZMAN,SİLAHIN VARSA)LAKİN ALLAH(CC) ÇOK MERHAMETLİDİR ÇOK AFFEDİCİDİR….KARAMSAR OLMAYALIM GÜZEL BAKMAYA ÇALIŞALIM UNUTMAYALIM Kİ GÜZEL BAKAN GÜZEL GÖRÜR HEP OLUSUZLUKLARI GÖRMEYELİM ALLAH CENNETİDE YARATMIŞTIR BUNU DÜŞÜNELİM ORAYA GİRMEYE GAYRET GÖSTERELİM….SELAM VE DUA İLE

  14. ABDESTSİZ KURANA DOKUNULUR MU?
    ABDESTSİZ KURANA DOKUNULUR MU?
    Kuranın anlaşılmasındaki en büyük engellerden birisi de Kurana abdestsiz dokunulamaz anlayışıdır. Allah herhangi bir konuda bir hüküm vermişse mümin olan kimselerden ona teslim olmaktan başka bir görev düşmez. Ama Yıllardır, asırlardır. İnsanların bir ayetin yanlış anlaşılması ve yanlış uygulama nedeniyle Kuran, mahcur bırakılmıştır. Kuran duvarlarda süs olarak asılı kalmış veya ezberlenip içerisinde ne söylediği anlaşılmamıştır. Bu da insanlara hayat kitabı ve yaşam projesi olan Bir hazinenin atıl kalmasına neden olmuştur. Güya kurandaki şu ayetten kurana abdestsiz dokunamasın diye anlıyorlar .56/79- Ona, temizlenip-arınmış olanlardan başkası dokunamaz. Daha öncede bahsettiğim gibi kuranda geçen bir kelimenin ne anlama geldiği düzgün olarak anlaşılabilmesi için, o kelime başka ayetlerde kullanıldığı zaman anlaşılabilir. Kurandaki sözlük budur. Şimdi bu kelimeyi kuran ne anlamda kullanmış ona bir bakalım.
    2/172- Ey iman edenler size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin ve yalnızca O’na kulluk ediyorsanız, (yine yalnızca) Allah’a şükredin. Kuran Bu ayette temiz kelimesini Yiyeceklerin helal olanlarından söz etmektedir. Her halde yiyeceklerin abdestli olması düşünülemez. Bir başka ayet örneğinde de.
    7/157- Onlar ki, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır. Bu ayete baktığımızda daha önce kitap ehli kendi zanlarınca Allahın haram kıldıklarını helal helal kıldıklarını da Haranlaştırmışlardı. İşte tekrar Allah bunları yeni bir peygamber gelince düzeltiyor.” temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor.” Yine temiz kelimesi geçen başka bir ayet örneği verelim.2/ 269- Kime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez. Bu Ayette temiz bir akıldan söz etmektedir. Herhalde Akılın Düşünebilmesi için abdest alması düşünülemez. Kastedilen mana değişik doğru olmayan düşüncelerden arınmış akıldan söz etmektedir. Yine Temiz kelimesi geçen başka bir ayete bakalım.3/ 55- Hani Allah, İsa’ya demişti ki: “Ey İsa, doğrusu senin hayatına Ben son vereceğim, seni Kendime yükselteceğim, seni inkar edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim. Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim.” Herhalde bu ayette de temizleme olayını Hazreti isa peygamberi kafir olanlardan, Kurtarmak anlamında temizlemeyi Abdest aldırma anlamında değil onların pis kötü düşünce ve eylemlerinden kurtarıp yanına alması yani ölmesi anlamında kullanmıştır. Yine başka bir ayet örneği verelim.4/ 49- Kendilerini (övgüyle) temize çıkaranları görmedin mi? Hayır; Allah, dilediğini temizleyip yüceltir. Onlar, ‘bir hurma çekirdeğindeki iplikçik kadar’ bile haksızlığa uğratılmazlar. Bu ayette de. Kafir olanların beyinleri ve yaptığı kötü eylemleri gizlemek istedikleri anlamında kullanmıştır.
    27/ 56- Kavminin cevabı: “Lut ailesini şehrinizden sürüp çıkarın. Temiz kalmak isteyen insanlarmış” demekten başka olmadı.79/ 18- Ona de ki: “Temizlenmek ister misin?”92/ 18- Ki o, malını vererek temizlenip-arınır.
    Gördüğünüz gibi Kuranda temizlenmek ile ilgili ayetlere baktığımız zaman İlk Yaratılıştaki saflığın tekrar ele geçirilerek bir başka deyişle kazanılarak. Dünya hayatına geliş gayesinin şuuruna varılması demektir.
    7/172- Hani Rabbin, Ademoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” (demişti de) Onlar: “Evet (Rabbimiz’sin), şahid olduk” demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: “Biz bundan habersizdik” dememeniz içindir. İşte Kuranın ilk yaratılışında insanlardaki saflığı, fıtratı hanifliği böyle anlatmaktadır. Bu Tevhit anlayışı diğer insanların dışındaki varlıklarda olduğu gibi Allah’ı tespih etmektedirler. Ama insan saf Berrak konumundan Ne zaman insanların kirli kültürleri adetleri alışkanlıkları ve yanlış anlayışları ile kaynaşınca bu tevhit akidesinden uzaklaşarak kirlenmektedir. İşte Kuranın temizlenme arınma saf dini yakalayarak Allahın Yolunda yürüme melekesini yakalamaya demektedir.
    Bakınız Kurandaki namaz için abdest almanın temizlenme kelimesi ile alakası olmadığını Abdest alma namaz kılmak için Allahın ona kulluk edip etmeyenleri ayırmak için bir emirdir. Bazıları Abdesti temizlenmek anlamında olduğunu anlatırlar. Abdest temizlenmek yıkamak olduğu gibi,derinliklere inildiği zaman ondaki ibadedet ve kulluğu simgelemektedir.
    5/6- Ey iman edenler, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı mesh edin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da (yıkayın.) Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayakyolundan (hacet yerinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.
    Kuranın burada bahsettiği abdestin kendisi vücudun tarif edilen yerleri temizlenmek için yıkanması anlamında değil, Abdest alarak Allahın Namaz kılma emrinin yerine getirilmesi anlamındaki ibadet anlamındaki, temizliktir yani Küfür toplumundan iman edenlerin yaşam biçimlerinin, biri birinden ayrılmasıyla. Daha doğrusu Hakkın yanında yer almasıyla temizlemektedir. Yoksa Toprağı yüze ve ellere sürmek temizlenmek olamaz.
    Allahın insanlar için vermiş olduğu emirleri yerine getirmek onu temizleyip arınmaya doğru gidişin yönünü gösterir. Bu Öyle hale gelir ki, Allahın adına yer, Allah adına konuşur Allah adına yaşar. Çünkü o Allah’ı veli edinmiştir onun gözetimine girer. Yanlışlar yaptığı zaman veya uçuruma gideceği zaman hemen onu kurtarır hale gelir.
    4/43- Ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayakyolundan (hacet yerinden) gelmişseniz yahut kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin, (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
    İnsanların kafalarından zan ve tahminlerle bir sürü asılsız şeyler uydurarak ortaya sürmeleri kuranın anlattıklarıyla asla uyuşmamaktadır. Bu ayetteki incelikleri anlamaya çalışacak olursak.
    1-Sarhoş iken namaz kılınmaz. Bu İnsanları içki içmelerinde bir mahsur yok içebilirler, ama namaz kılacağı zaman içemezler anlamında değildir. Çünkü Eğer öyle anlaşılacak olursa. Şu ayetleri nereye oturtturacağız.5/90- Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir. Öyleyse bun(lar)dan kaçının; umulur ki kurtuluşa erersiniz. 5/91- Gerçekten şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi, Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi? Bu Ayetler içki içilmesini kesin olarak yasaklamaktadır. Çünkü İçki Normal olarak düşünmeyi alıkoymaktadır. İnsanlar doğru yolda yürüyebilmeleri eşyanın esrarını çözmeleri hep akletmekle ve aklını kullanmakla olmaktadır. İçki İse Aklı Örtmekte ve aklı örten bir şeyde insanların doğru yolda yürümesini engelleyen en büyük etkinliği oynamaktadır. Allahın Haram ettiği bütün yiyeceklerin ve içeceklerin faydalı yönleri de mutlaka vardır Ama zararı faydasından daha çok olduğundan dolayı Allah onu yasaklamaktadır.
    2/219- Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: “Onlarda hem büyük günah, hem insanlar için (bazı) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından daha büyüktür.” Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: “İhtiyaçtan artakalanı.” Böylece Allah, size ayetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz; Gördüğünüz gibi Allah bir şeyi haram etmişse mutlaka onun neden haram edildiğini de söylemektedir. Demek ki İçki Aklı Giderdiği için ve insanlara daha birçok zarar verdiği için İnsanlara Alkol ve alkollü içecekleri yasaklayarak insanların ayık olmasını istemektedir. İlim de Alkolün insanlara zararlı olduğunu söylemektedir.
    2- Gusülü gerektiren bir hal olduğu zaman, gusül etmedikçe veya şartlar müsait olmazsa teyemmüm etmedikçe namaz kılınamayacağından söz etmektedir.
    3-Üçünü bir şık da Abdesti bozan durumdan bahsetmektedir. Bunu da kuran ayakyolu ile özetlemiştir. Nedir ayakyolu. Önden ve arkadan ihtiyaç gidermek. Bir de cinsel ihtiyaçtır. Bunların dışındaki söylenenlerin abdestin bozulmasıyla alakası yok hep zan ve tahminlerdir. Kadına cinsel yönden dokunma değil de el ile dokunmayı veya köpeğin değmesi veya vücuttan akan kanın veya iğne vurmanın abdest bozulmasıyla alakası yok onların hepsi uydurma zan ve tahminlere dayanan sözlerdendir
    Özetleyecek olursak, Kuranı okumak için Allah abdest almayı emretmemiş, Ancak verdiğimiz ayet örneklerinden de anlaşıldığı gibi temizlenmeyi Küfür ve Şeytanın yolundan rahmanın yoluna ait yapılan ve atılan her güzel davranış için kullanmıştır. Kuranı eline otururken, yatarken yürürken gezerken, abdestli ve ya abdestiz olarak yanından ayırma oku. Cebinde göbeğinin altında göbeğinin üstünde taşı yeter ki onu oku, onu okumayı engel kılan her şeyi Allah yasaklamaktadır çünkü o iman edenlerin hayat kaynağıdır. Okuyup anlaşılmazsa onun varlığının bir anlamı yoktur. O iman etmeyenlerin dokunamayacağı yaklaşamayacağı bir kitaptır. İşte kuranın ona temiz olanlar dokunur demesindeki asıl anlam budur Kâfir olanlar elbette kurana düşmandır. O Onlar için onulmaz bir hasrettir. Kurana Olan saygısızlık onu abdestsiz okumak değil kurana olan saygısızlık onu okuyup Allahın insanlar için projelendirdiği Hayatı öğrenip yaşamamak saygısızlıktır. Bir başka deyişle insanların saygı deyip sarıp sarmalayıp açmadan duvara asıp süs olarak kullanmaları saygısızlıktır.
    Pis Olan kafirler Kuranla diyalog kuranazlar. yoksa müslümanlar temiz ve arınmıştırlar.

  15. kurana abdestsiz dokunulmaz56/79- Ona, temizlenip-arınmış olanlardan başkası dokunamaz”ayetinde dokunamaz diyor…hangi içtihata göre ve alime göre kalp temizliği olan şeytanın yolundan gitmeyenler kurana abdestsiz dokunur

    şeytanın yolundan gidenler dokunamaz öyle mi?peki hangimiz şeytanın vesvesesine kanmayıp günah işlemiyoruz ki o zaman şeytana uymuş olmuyor muyuz?,hangimizin kalbi temiz günahtan kendimizi alıkoyabiliyoruz…kalbim temiz diye düşünenler koyu cahil insanlardır çünkü kalp temizliği kolay iş değildir alimler bile hep kendi kusurlarına bakmışlardır kesinlikle ben oldum dememişlerdir

    eğer şu şekilde meal ve tefsir çıkarılırsa kurana ÇOK AZ kişi dokunabilir buda imkansızdır…KURAN ŞİFADIR ve tüm müminlerin tatmsı gerekir…ALLAHTA ŞARTINI KOYMUŞTUR TEMİZ OLMAK ZAHİREN SU İLE TEMİZLEME GİBİ GÖRÜNÜYOR AMA MANEVİ KİRLERİDE ARINDIRDIĞI BİR GERÇEK ALLAH BUNU YAPMAYA KADİRDİR ALİMDİR

  16. BU ARADA KURANI CEBİMİZDE TAŞIMAMIZ EDEPSİZLİK OLUR ZATEN EDEBİNE GEREKTİĞİ KADAR UYAMIYORUZ BARİ BU EDEBE UYALIM EDEP YERİ İLE AYNI HİZAYA GELİYOR HAŞA ALLAHIN KELAMI OLUR MU HİÇ?

    BÖYLE TAVİZ VERİLİRSE YARIN BUGÜN ÜSTÜNE DE OTURURLAR ALLAH KORUSUN…SELAMETLE

  17. Sayın Abdulhalık yukarıda yazmış olduğunuz şeyleri diyelimki tüm semavi kitaplar bizlere bildirmiş ve biz bu yolla doğru yolu bulmuş olduk.
    Peki kuranın şu ayetlerine göre diğer insanların halleri ne olacaktır?
    ”Andolsun Biz, ‘Allah’a kulluk edin, tâğuttan sakının’ diye (emretmeleri için) her kavme bir peygamber gönderdik.” (16/Nahl, 36)”

    Peygamberler Tanrının dinini tebliğ etmek için gönderilmişlerdir tarih boyunca bir çok kavme, her kavim nasibince nemalanırken bu hak dinlerden ve Peygamberlerden, nedense Türklere,Antik yunana,hintlilere,çinlilere,latin amerika ülkelerine,afrika kabilelerine,pasifikteki yerlilere gönderilmemiştir.
    Bunun nedeni ne olabilir?

    O zaman yukarıda saydığım kavimleri hiç bir terazinin kefesine koymadan Cehennememi gönderecektir Tanrı.

    “Kıyâmet gününde, her ümmete bir şâhit getirdiğimizde halleri ne olacaktır? O gün, inkâr edip peygambere isyan edenler, yerle bir olmayı isterler. Allah’tan hiç bir sözü gizleyemezler.” (4/Nisâ, 41-42; 16/Nahl, 89) Kıyamet gününde her kavmin bir şahidi var ama yukarıda saydığımız kavimlerin yok.

    yukarıdaki saydığımız kavimlerin tarihinde bir Peygamberden bahsedilmediğine göre, üstelik Kuran da böyle bir şeyde yazmadığına göre “Muhakkak ki Biz, peygamberlerimizi açık delillerle/mûcizelerle gönderdik. İnsanlar, aralarında adâleti hâkim kılsınlar diye, o peygamberlere kitap ve ölçü/nizam indirdik.” (57/Hadîd, 25) açık deliller/mucizelerle gönderilmiş Peygamber ile onurlandırılmayan kavimler neden en baştan cehennemlik oluyorlar?

    Tanrı, diğer kavimlere neden bu davranışı reva görüyor?

    Hani kuranda bir ayet vardır.Nuha ne emrettiysek ibrahime ismaile ishaka yakuba vs vs aynısını vahyettik diye.
    EEEo halde tüm peygamberlerin aynı mesajla gelmeleri gerekiyordu.Peki nerede bu kavimlere gelen mesajlar?

  18. CANIM KARDEŞİM ALLAH ADİLİ MUTLAKTIR KURANDA SADECE 25 PEYGAMBERİN ADI GEÇER GEÇMEYEN PEYGAMBERLERDE VARDIR BAZI ULEMAYA GÖRE 125.000 PEYGAMBER GELİP GEÇMİŞTİR DÜNYADAN ALLAH HEPSİNİ BİLDİRMEMİŞTİR….ÖNEMLİ OLAN ŞURASI ALLAH HÜKÜMLERİNİ BİLDİRMEDİĞİNE ZATEN HESAP SORMAYACAK YANİ DUYMAYANLARA HESAP YOK AMA İNSANIN KENDİ AKLI VAR HZ.İBRAHİM KENDİ AKLI İLE RABBİNİ BULMUŞTUR ONA KİMSE BİLDİRMEMİŞ BABASI KAFİR İDİ ALLAH BİZİ FITRAT OLARAK KENDİSİNİ BİLME KABİLİYETYİ İLE BERABER YARATMIŞ ŞU KOSKOCA DÜNYA TESADÜFEN OLMADI YA………Hani kuranda bir ayet vardır.Nuha ne emrettiysek ibrahime ismaile ishaka yakuba vs vs aynısını vahyettik EVET İTİKAT OLARAK AYNI ŞEYLERİ EMRETTİ FAKAT AMELLER DEĞİŞİK OLABİLİYOR……….ALLAH ADALETSİZ DEĞİLDİR SEN DUYAN BİR İNSAN OLARAK İNANMAKLA YÜKÜMLÜSÜN MESELA…

  19. Andolsun Biz, ‘Allah’a kulluk edin, tâğuttan sakının’ diye (emretmeleri için) her kavme bir peygamber gönderdik.” (16/Nahl, 36)”………buradaki kavimlerin sayısını ALLAH bilir AYRICA MUHAMMED MUSTAFA TÜM ALEMLERE GÖNDERİLMİŞTİR YANİ SEN ONU BUNU DÜŞÜNME İLK KENDİNİ DÜŞÜN ALLAH HERŞEYİ HAKKI İLE YAPAR ADALETSİZ OLMAZ HAŞA SENİN PEYGAMBERİN RESULULLAH(S.A.V)BİZ ONA UYALIM GERİSİNİ ALLAHA BIRAKALIM

  20. Sayın Abdulhalık yapmayın lutfen kuranın neresınde Allahn hukumlerının bıldırılmdğı kimselerin mesul olmayacagı yazıyor?İkincisi ORTADOGU haric semavi dinlerin izlerinin görüldğü bir cografya varsa lütfn sôylermisinz?ücüncüsü her topluluga kendi iclerindn ve kendi dillerindn peygamberler göndren Allah ortadoguda bugüne degin gelen mirası birsekilde koruyan Allah diger uygarlıklara gondrdgi mirasın izlerinide pekala günümüze tasıyabılr ve uzerınde dusunulmesını saylayabilrdi!Dördüncüsü koca mısırda musa peygambrn hıc ızı yok!Meryemin isayı babasız dünyaya getirisi bircok mitolojde var!bunlar aklını kullanan insanlar tarafından daha iyi anlasılacaktır!

  21. bu kamil arkadaşımız ne kadar terbiyesiz bir insan uslubuna bak. ezberden okunur da matbacının matbasından çıkan baskıları tutarken abdest mi ister. abdest temizlenmektir ama aklımızı da temizlemediği kesin.yazık daha 3 yorum okudum şok oldum bu ne biçim bir üslup hiç yakışıyormu böyle adamlar işte kendini meydan da patlatacak kadar aklını yitirmiş kinlenmiş insanlar..

  22. hz. ibrahimin babası kafir derken amcası yani kuranda amca yerine baba kullanılıyor bazı yerlerde araplarda amcalarına baba diye hitap edebiliyor bazen yanlış anlaşılmasın

  23. BEŞER BAKİ DEĞİL ESERLER BAKİDİR CEMİL BATUR BU NASIL MANTIK ANLAYAMADIM RESULULLAHIN HÜKÜMLERİDE ARAMIZDA DEĞİL Mİ?HZ.MUHAMMED(SAV) SON PEYGAMBERDİR VE KURANIN YERYÜZÜNE İNMESİNDE ARACI OLMUŞTUR O ZAMAN HİÇBİR GETİRDİĞİNİ KABUL ETMEMEK GEREKİR ARAMIZDAN GİTTİ BİZ KENDİ HALİMİZE KALDIK ÖYLE Mİ?HAYIR ONUN ŞERİATI KIYAMETE KADAR DEVAM EDECEK!!!VE ONUN AHLAKI İLE AHLAKLANAN ALİMLERİMİZ VAR… BİZE BİR YOL GÖSTERMİŞ VAZİFESİ BİTİNCE ALLAH(CC)KATINA ALMIŞ…KANAATİMCE İTİKAT OLARAK EKSİKSİNİZ YOKSA BİR MÜMİN BU SORUYU SORMAKTAN HAYA EDER…YAHUT BİLGİSİZSİNİZ….SELAMETLE

  24. COSMOS KARDEŞ SENİNLE KURANI VE İSLAM DİNİNİ TARTIŞMAM SENİN YAZILARINI OKUDUM BEN SANA BİŞEY YAPAMAM ALLAH HİDAYET VERİR ANCAK ALLAH CÜMLEMİZE DÜZGÜN İMAN VERSİN İNATTAN VAZGEÇİRSİN KALBİMİZİ NURUNA AÇSIN ONU ANLAMA KABİLİYETİ VERSİN İNŞALLAH….AMİN…SELAMETLE

  25. Selam

    Abdulhalık kardeş

    Diyorsun ki beşer baki değil eserler bakidir.
    Sen Kuranı Resulün bir eseri olarak mı görüyorsun

    Sana bu Kuranı vahyederek biz kıssaların en güzelini anlatıyoruz.Şüphesiz ki senin bundan hiç haberin yoktu. 12/3
    Ve daha pek çok surenin ilk ayetleri eserin sahibini bildiriyor. Ayrıca 42/52 ve 93/7 ide bi oku.

    Diyorsun ki peygamberin hükümleride aramızda değilmi?
    Diyorum ki peygamber hüküm koyucu değil Allah’ın hükümlerinin uygulayıcısıdır.

    Allah size kitabı detaylandırılmış bir halde indirmişken Allah’tan başka hüküm koyucu mu arayayım. 6/114

    Gerçek hüküm sahibini anladın mı
    Peygamberin beşer olduğunu unutma.
    Beşer yönüyle verdiği hükümlerin vahiyle nasıl kınandığını öğrenmek istersen;
    66/1, 9/43, 33/37, 80/1den10 a kadar okuyuver.

    Diyorsun ki onun şeriatı kıyamete kadar devam edecek
    Diyorum ki 42/13 ü oku da şeriatın gerçek sahibini bil.
    Sen benim hayamı boşver
    Ar’ımı en iyi bilen var.

    Sizlerdeki hadis ilimleri kıstas alındığında hiç şüphesiz ilmimiz yoktur ve kabulumüzdür.

    Sana bu bilgileri verme gereği doğdu.

    Abdülhalik güzel kardeşim
    bütün iletilerini okudum
    Alimlerden, mürşidlerden,kemale erenlerden bahsediyorsun,
    sanki yolculuk vahdeti vücuda doğru
    Vahdeti vücut bir balondur.
    O balon uzayın karanlıklarında kaybolmuştur.
    Sana acizane tavsiyem vazgeç

    Ne zamanki Allah’ın
    lem yelid ve lem yuled oluşunu idrak ettin,
    vahdeti vucutun balon oluşunu da fark edersin.

    Esenlikle..

  26. KARDE sen benim elçiye resule itaat ne demektirdeki yazımı okudu isen bunları yazman anlamsız olmuş bak kardeşim HERŞEYİN ALLAHTAN OLDUĞUNU BENDE BİLİYORUM AMA VESİLELER VAR ALLAH DÜNYAYI IŞITSIN DİYE GÜNEŞİ SEBEP KOYMUŞ MESELA CEBRAİL KURANIN İNMESİNE VASITA OLMUŞ…

    SAYGI DENİLEN BİR KAVRAM VAR RESULULLAHI ALLAH SEÇMİŞ KURANI KERİMİ GÖNDERMİŞ EĞER KURANA GERÇEK ANLAMDA SAYGILI İSEK ONU ANLATMAYA VESİLE OLAN MÜBAREK İNSANADA SAYGILI OLMAMIZ GEREKİR

    AMA BİZ ÖYLE YAPMIYORUZ ALLAH BUYURMUŞ SENİ KURANI AÇIKLAMAK İÇİN GÖNDERDİK AMA SEN RESUL ARAMIZDA DEĞİL ONA NİÇİN UYALIM DİYORSUN SENCE BURADA BİR ÇELİŞKİ YOK MU?

    KURANI AÇIKLAMIŞ RESULULLAH ÖYLE DEĞİL Mİ?ALLAHIN GÖZETİMİ ALTINDA HERŞEYİ İLE ALLAH ONUN ZELLELERİNE BİLE BİR HİKMET KOYMUŞ…ONU ALEME RAHMET KILMIŞ ONA UYMAK İSTEMİYORSAK BİLE SAYGI GÖSTERELİM FARKLI CÜMLELERDEN KAÇINALIM

    HERŞEYİNE YALAN DENİLİYOR KOLAY BİR ŞEKİLDE GENELDE KENDİKENDİNE YORUMLAYAN KİŞİLER YAPIYOR BUNU…
    BEN KURAN MEALİNİ KENDİME GÖRE YORUMLASAM NEFSİME UYUP BENDE NE FİKİRLER ÇIKARTIRDIM

    BİZİM PEYGAMBERİMİZ MUHAMMED MUSTAFA(S.A.V)ALİ,VELİ DEĞİL YANİ İNSAN ÇOK CAHİL VARLIK NORMAL İNSANLARIN VERDİĞİ HERHANGİ BİR DELİLE UYUYORDA RESULULLAHIN DEDİKLERİNE KULAK ASMIYOR HÜKÜMLERİ EMİR VE YASAKLARI O KOYAR ALLAH VERİR ŞERİAT SAHİBİ ŞERİATI UYGULATIP YERYÜZÜNE DAĞIAN PEYGAMBERDİR BUNU UNUTMAYALIM

    ALLAH CC BU ZAMANA KADAR 4 KİTAP VE 100 SAYFA İNDİRMİŞ BUNA KARŞILIK KURANDA GEÇEN SAYI OLARAK 25 PEYGAMBER GÖNDERMİŞ…MESELA 1 KİTAP VEYA SAYFAYI 4_5 PEYGAMBER AÇIKLAMIŞ O ŞERİATLE DAVRANMIŞ AMA HER PEYGAMBERE AYRI KİTAP GÖNDERMEMİŞTİR

    BİZ İNSANIZ BİZİDE EN ETKİLEYECEK BİZİM CİNSİMİZDEN OLAN İNSANDIR ALLAH HİÇBİR ZAMAN İLK OLARAK KİTABI HİÇBİR ZAMAN İNDİRMEMİŞ DÜŞÜNLİM BUNUN HİKMETİ NEDİR?

    YA İLK PEYGAMBER SONRA KİTAP(VAHİY) YAHUT İKİSİ AYNI ANDA PEYGAMBERİMİZDE OLDUĞU GİBİ

    KISACASI KURAN PEYGAMBER BİRBİRİNDEN AYRILAMAZ PEYGAMBERSİZ DİN ASLA OLMAZ KURANA SAYGILI OLAN İNSANIN PEYGAMBEREDE SAYGISI OLMASI GEREKİR….TASAVVUFA GELİNCE TASAVVUFA KARŞI BİR ÖN YARGI VAR TASAVVUF GÜZEL AHLAK OKULUDUR VE NEFİS TERBİYESİNİ ELE ALIR BİLİYORSUNUZ Kİ İNSANIN BAŞINA NE GELİYORSA KİBİRLİ VE AZGIN NEFSTEN GELİR BUNDA KÖTÜ OLAN NEDİR?

    NEFSİ TERBİYE OLAN İNSAN ALLAHA DAHA YAKIN OLUR ALLAHIN EMİRLERİNE KURANA SÜNNETE HEPİMİZDEN DAHA ÇOK YAKIN OLUR VE YAPAR TABİ Kİ YÜCE ALLAHIN ADALETİDİR BU MAKAM VE SEVGİ FARKI OLUR ŞİMDİ NAMAZ KILANLA KILMAYAN BİR İNSANIN MAKAMI BİR OLUR MU?ALLAH CC YA DOST OLUR ZAMANLA BU İNSAN DAHA YAKIN OLUR AMELİ SALİHLE VE ALLAHCC ONA TÜRLÜ İKRAMLAR EDER MANEVİYATTA…İNSANLARDA DAHİ ÖYLEDİR BİZE EN ÇOK KİM YAKINSA ONU DAHA ÇOK SEVERİZ VE DAHA ÇOK İKRAM EDERİZ ONUN BİZE NAZI GEÇER BİZİM ONA NAZIMIZ….SELAMETLE

  27. RESULULLAH KİMİN HÜKÜMLERİNİ ANLATIYOR HAŞA BEN ALLAHI KURANIN BÜYÜKLÜĞÜNÜ İNKAR ETMEM BENİM YAŞANTIMIN KAYNAĞIDIR KURAN AMA SADECE KURAN DEMEM SADECE RESULDE DEMEM İKİSİ BİRBİRİNDEN AYRILMAZ KURANSIZ HADİSİN SÜNNETİN BİR HÜKMÜ OLAMAZ HADİSLER OLMASA KURANI ANLAYAMAYIZ KENDİKENDİMİZE YORUMLARIZ HERKES AYRI TELDEN ÇALAR BÖYLE ALLAHA ULAŞILAMAZ AMAÇ HER YERDE ALLAHA ULAŞMAKTIR ŞERİAT DAİRESİNDE OLAN……………….Son zamanlarda müslüman halklar üzerinde sözü geçen ve islâm âlimi olarak bilinen bir çok kişi tarafından vahdet çağrısı yapılıyor. Mezhep kavgalarının ve görüş ayrılıklarının hoşgörü ile karşılanması gerektiğini, altını çizerek vurguluyorlar. Bu beyânatlar, birbirimizi sevmemiz lazım denilerek bol miktarda hadisi şerifler ile de destekleniyor.

    Evet bu çağrı gerçektende güzel, islâmın rûhuna uygun ve hattâ elzemdir. Ancak problem olan nokta, “görüş ayrılıklarının hoş görü ile karşılanması gerektiği” kısmındaki ayrılıktan neyin kast edildiğidir. Aynı mesajı verenlerden, ehli sünnet dâhilindeki ihtilaflı meseleleri kast eden samîmî insanlar olduğu gibi, kastı ve niyeti faklı, koyun postuna bürünmüş kurtlarda mevcuttur.

    Bu çağrılarının perde arkasının iyice incelenmesi, amaçlarının ne olduğunun tam olarak tesbit edilmesi şarttır. Zîra İslâmın inanç ve ibâdet sistemine dinamit koymak isteyen bâzı şer odakları, müslümanların içlerinden satın aldıkları yada müslümanlardan gibi görünen âlim görünümlü insanları kullanmaktadırlar.

    Onlarda İslâma karşı sürdürdükleri tahrîfat faaliyetlerini yürütürken, kendilerine gelen tepki ve tenkidlere karşı kalkan olarak vahdeti, silah olarak da ilmi kullanmaktadırlar. Bu tepkileri gösteren gerçek ilim sahipleri ise gerek kendileri, gerekse kendilerinin ekip arkadaşı olan provakatörler tarafından “mezhepçi bataklığın leş kargaları, fitneci ve vahdete zarar veren kişiler” ilan edilmektedir. İşte onların bu sözlerini ezberleyen bâzı samîmi, ama cahil müslümanlarda, hakkı savundukları zannı ile papağan misali aynı sözleri tekrarlamakta ve îtikadlarının boğazına geçirilen ilmiğin farkına varamamaktadır lar.

    Bu oyunlar müsteşrikler tarafından asırların verdiği tecrübe ile mükemmel bir şekilde planlanırken , aynı şer güçleri adına maşa görevini üstlenmiş bu gürûhun islâm dini üzerindeki tahrîfat ve tehlikesini ise,mâlesef ancak bâzılarının gelenekçi müslüman (yani modernist ve reformist olmayan müslüman) diye isimlendirdiği Ehl-i Sünnet’in ve Selefin izinde gidenler anlayabilmektedir.

    Bu noktada uyanık olmak lazımdır. Zîra evvelce belirttiğim gibi, ehli sünnetin inanç ve ibadet sistemi üzerinde oyun oynamaya çalışanların baş vurduğu en önemli taktik ve kullandıkları kalkan, kendilerinin yoluna taş koyan herkesi vahdete mâni olmakla ve fitne çıkarmakla suçlamalarıdır.

    Müslümanlara yapılan zulümlerin ve islâma karşı uygulanan planların karşısında durabilmek için vahdet sağlanması elbette son derece gereklidir.

    Ancak vahdetin sağlanabilmesi, hem itikâdi, hemde amelî noktada selef ulemâya ve onların ortaya koyduğu klasik fıkha bağlı olmaktan geçer. Aksi halde islâm düşmanlarına tahrîfat için gün doğmuş olur ve müslümanlar arasındaki derin ihtilaflarda aslâ tükenmez. Vahdet için, önce sahabe ve tâbiîn dönemindeki islâm anlayışına, yâni gerçek mutlak müçtehidlerin tesis ettiği ehli sünnet mezheplerinin yoluna sarılmamız şarttır. Çünki onlar Kur’an ve Sünneti bir usul çerçevesinde değerlendirmiş ve gereken şekilde tahlil ve tasnîf ederek mevzularına göre müstakil ilimler oluşturmuşlar, böylece ehli sünnetin yolunu ortaya koşmuşlardır. Günümüzdeki sahte müçtehilerden onları ayıran en önemli hasletler ise, samîmî olmaları, dünyevi çıkarlar peşinde koşmamaları, dinlerini az bir pahaya satmayacak kadar şahsiyetli olmaları, gerçekten içtihad seviyesinde bulunmaları ve kaynağa zaman ve bilgi açısından en yakın olmalarıdır.

    Lâkin islâm dünyasını ehli sünnet çizgisinden uzaklaştırmaya yemin etmiş olanlar, bununda önlemini zamanında almış ve selefe tabi olduğunu iddia ederek selefe uymayan birçok îtikadi ve âmeli sapkınlıkları yaymaya çalışan sahte alimleri piyasaya çıkarmışlardır. Bunların arkasındaki maddî ve siyasî destek ise bu faaliyetlerindeki başarılarına büyük katkıda bulunmuştur.

    İşte şu yaşadığımız dönemde de aynı oyunlar tükenmiş değil, bilakis ziyadesi ile artmış ve daha ustaca icrâ edilir hale gelmiştir. Hatta inandırıcı olması açısından birbirleri ile muhtelif noktalarda görüş farklılığı bulunan ilahiyatçılar ve sahte hocalar piyasaya sürülmüştür. Bu zevât, bir çok ilmî meselede birbirinden ayrılır gibi görünürken (karşılarında sahâbenin icmâsı ve mütevatir derecesine ulaşmış haberler dâhi olsa) insanları saptırmak istedikleri noktada hep görüş birliğine varmışlardır.

    Hattâ utanmadan bu ümmetin karşısına on dört asırlık yanlışları düzeltmiş edaları ile çıkmışlar ve bu manayı çağrıştıran isimlerde kitaplar dâhi neşretmişlerdir. Günümüz islâm dünyası üzerindeki bu en sinsi tehlike, müslümanlara yapılan zulüm ve taarruz haberleri ve görüntüleri altında kamufle edilmeye çalışılmaktadır. Yani düşman çok yönlü bir şaşırtma taktiği kullanmakta, oyuna aldanan geniş bir kitlede işin arka planına ve amacına işaret etmeye çalışanları, (böyle vahim bir zamanda) gereksiz işlerle uğraşmakla suçlamaktadır. İşte bu durum onların foyasını ortaya çıkarmak isteyen samimi ilim adamlarının işini hayli zorlaştırmıştır.

    Müslümanlar olarak, uyanmanın vakti çoktan gelmiştir. Beyân ettiğimiz mânâda ittifak sağlayamadığımız müddetçe, peşinde koştuğumuz vahdeti yakalamak, küfrün zulmüne dur diyebilmek ve adâlet temeline dayalı bir nizâma kavuşabilmek oldukça zordur. Olanca gayretimizle bu gaye istikametinde çalışmamız son derece gereklidir. Ancak tabelasında vahdet yazan, küfrün önümüze serdiği yollardan olmamak şartı ile…

    Hüseyin AVNİnin dediği gibi ; “Vahdet ama sapıklıkta değil… Birlik, lâkin kurtlarla ve sırtlanlarla değil, asıl hak ve vâcib olan vahdeti dinamitleyenlerle değil… İşleri Ümmet’in vahdetini bozup parçalamak olan şu iblislerin kurnazlığına bakın hele!.. Yavuz hırsızın ev sahibini yakalayıp hırsız ilan etmesi… Hâsılı, “vahdet gerek” şeklindeki “hak söz ile bâtıl murâd edilmekte”dir. Bozguncu sapıklarla vahdete hayır!… Vahdet yaftalı gerçek tefrikaya hayır!…” selametle inşllah biz sapıklıkta olanlardan olmayız

  28. Allah biliyor ki biz, Kur’an’ın yerine geçecek başka bir şey istemiyoruz. Biz, Kur’an’ı bizden iyi bilenin Sünneti peşindeyiz.

    Kur’an’ı sabit bir noktada tutan, Allah’ın muradına uygun şekilde yaşanmasını sağlayan Sünnet’in kendisidir. Günümüzde yoğun bir şekilde yaşadığımız, hadisleri ve dolayısıyla sünneti reddetme düşüncesinin tarihine baktığımızda, müslümanların bu fitneyle ilk defa günümüzde karşılaşmadıklarını görürüz. Allah Rasulü bunu haber vererek şöyle buyurmuştur: “Bilin ki bana Kur’an ile birlikte onun bir benzeri de verilmiştir. Tok bir şekilde koltuğuna kurulmuş olan bazı kimselerin ‘sadece bu Kur’an’a sarılın, Kur’an’ın helal dediğini helal, haram dediğini haram kabul edin’ diyeceği zaman yakındır. Bilin ki, Allah’ın Rasulü’nün haram kıldıkları da Allah’ın haram kıldıkları gibidir.” (Ebu Davud, Tirmizi, İbn-i Mace)

    Rasulullah’ın (A.S.) haber verdiği, Sünnet’e gerek olmadığı ve sadece Kur’an’la yetinme düşüncesinin öncüsü niteliğinde değerlendirilebilecek hususun, tabiun (sahabeden sonraki nesil) döneminde gerçekleştiğini görüyoruz. Sahabeden İmran b. Husayn (R.A.), bir yerde şefaatten bahseder. Orada bulunanlardan biri ”Ey Ebu Nuceyd, sizler bize bazı hadisler söylüyorsunuz, ama biz Kur’an’da onların bir aslını bulamıyoruz!” diye karşılık verir. Bunun üzerine İmran b. Husayn (R.A.) kızar ve adama: “Sen Kur’an okudun mu?” diye sorar. Adam: “Evet” deyince, “Peki Kur’an’da öğle namazının dört rekat olduğunu ve kıraatın alçak sesle yapılacağını bulabilir misin?” Daha sonra namaz, zekat ve benzeri hususları sayar ve o şahsa “sen bunların tafsilatını Kur’an’da bulabilir misin? Bulamazsın, çünkü Allah’ın Kitabı bu konulara kısa ve genel değinmiştir. Bunların ayrıntısını Sünnet vermiştir.” der. (Şatibî)

    Tabiinin büyüklerinden Mutarrif b. Abdullah’a (R.A.) birisi; “Bize Kur’an’dan başka bir şeyden bahsetme!” dedi, o da cevaben “Allah biliyor ki biz, Kur’an’ın yerine geçecek başka bir şey istemiyoruz. Biz, Kur’an’ı bizden iyi bilenin Sünneti peşindeyiz” demiştir. (Şatıbî)

    Allah Tealâ kendisine nasıl kulluk yapacağımızı, içimizden seçmiş olduğu elçiye bakarak anlamamız ve hayata geçirmemizi bizlerden istiyor. “Andolsun ki, Rasulullah (A.S.), sizler için güzel örnektir.” (Ahzab/21) Rabbimizin bizden istediği kulluk görevini, Rasulullah (A.S.)’ın sünnetine bakarak yerine getirmekle yükümlüyüz. Diğer bir ifade ile Cenab-ı Hak, Rasulünün sünnetine uymayı, hem Allah’ı sevmenin hem de Allah tarafından sevilmenin alameti ve günahların bağışlanmasına bir vesile sayıyor: “(Ey Habibim) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” (Âl-i İmran/31)

    Biz müslümanlar, “Lâ ilâhe illallâh / Allah’tan başka ilah yoktur” cümlesinden sonra hemen “Muhammedun Rasûlullah / Muhammed Allah’ın elçisidir” cümlesini de zikrederiz. Bu cümle İslam’a girişin anahtarı, onun beş temel direğinden biridir. Acaba neden? Evet Allah birdir ve O’ndan başka hiç bir ilah yoktur. Ama bu bilginin ve ifadenin, kısaca Tevhidin kaynağı Muhammed (A.S.)’dir. Zira en mükemmel din, ancak onu öğretecek bir üstad, bir rehber olduğu zaman gerçek manasıyla hayata geçebilir.

    Peygamberimiz de, bir hadislerinde peygamber sevgisinin kişinin imanıyla doğrudan ilgili olduğunu belirterek şöyle buyurur: “Beni ananızdan, babanızdan, çoluk-çocuğunuzdan ve herkesten çok sevmedikçe iman etmiş olmazsınız.” (Buhari, Müslim) Hiç bir konuda Allah ile Peygamberinin arasını ayırmak asla mümkün değildir. Buna cüret edenlerin kimler olduğuna ve onları nasıl bir akıbetin beklediğine bakalım: “Allah’ı ve peygamberlerini inkar edenler ve Allah ile peygamberlerini birbirinden ayırmak isteyip ‘bir kısmına iman ederiz ama bir kısmına inanmayız’ diyenler ve böylece iman ile küfür arasında bir yol tutmak isteyenler yok mu; işte gerçekten kafirler bunlardır. Ve biz kafirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.” (Nisa/151-152)

    Allah Tealâ, Rasulüne itaatı farz kıldığı gibi O’nun verdiği hükümlere muhalefeti sapıklık olarak nitelemiştir: “Allah ve Rasulü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Rasulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzab/36) Ayetin devamında, sadece Rasulullah’ın (A.S.) hükmünü kabul etmenin yeterli olmadığı, bu hükmün gönülde hiç bir sıkıntı, en küçük bir tereddüt dahi bulunmadan yürekten benimsenmesi gerektiği ifade edilmektedir. “Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp, sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın onu tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.” (Nisa/65). Elbette “Rasulullah’ı hakem kılmak”, hayatında bizzat O’na müracaatı, vefatından sonra da O’nun sünnetine başvurmayı gerekli kılar.

    Yukarıdaki ifadelerden, sünnetin çoğu müslümanların anladıklarından farklı olduğu göze çarpar. Onlar, ilmihal kitaplarında “müstehap” tabir edilenleri sünnet olarak anlamaktadır. Birkaç sünnet sayınız denildiğinde ise; sakal bırakmak, sarık sarmak, beyaz giyinmek, güzel koku, gümüş yüzük, misvak kullanmak… gibi giyim, adab ve yiyeceklerle ilgili müstehaplar sayılır. Peki bizler, halkın sünnet olarak anlayıp uyguladıkları şeylerle, Rasulullah’ın (A.S.) kurmuş olduğu saadet hayatını kurabilir miyiz? Bu soruya olumlu cevap vermek mümkün görünmüyor. Oysa Sünnet, merkezinde Allah’ın Kitabı olan bir dünya görüşü ve hayat tarzıdır. Sünnet bir bütündür; sadece ferdi hayatta sünneti yaşamakla veya sadece sosyal hayatta sünneti yaşamakla sünnet yaşanmış olmaz, ikisinde de yaşanması gerekir.

    Sünnetin temelindeki hayat tarzı bizim iman/itikad dediğimiz şeydir. Rasulullah’ın (A.S.) hayattaki gayesi, ona verdiği anlam ne ise, biz müslümanlarınki de öyle olmalıdır. Bizler her şeyden önce O’nun gönül ve iman dünyasını örnek almalıyız. O’nun tevhid anlayışı, nefsi ve geçici maddi arzulara değer vermeyişi, Allah’ın üstünde bir otorite kabul etmeyişi, kulluk şuuru, kader ve tevekkül anlayışı vazgeçilmez dayanağımız olmalıdır.

    Bundan sonra sünnetin ibadet boyutu gelir. İbadet, aslında kişinin imanıyla yakından ilgilidir. Rasul-i Ekrem’in sünneti incelendiğinde, ibadetlerindeki şeklî yönün yanında, aynı derecede derunî yönün de hakim olduğunu görürüz. O’nun (A.S.) hayatında ibadet, sadece belli zamanlarda yapılan görevler değil, hayatın her anını kuşatan bir şuur ve bilinç halidir. Yüce Kitabımız da zaten yaratılış gayesinin ibadet/kulluk olduğunu bizlere hatırlatır. Müslümanlar da dar manada ibadetlerinde, geniş manada bütün davranışlarında Rasul-i Ekrem’i (A.S.) örnek alarak bu kulluk şuuru içinde olmalı; ihlas, huşu, huzur, ihsan, şükür, hamd, marifetullah gibi kulluğun özünü oluşturan hususlarda O’na benzemeye çalışmalıdırlar.

    Sünnetin üçüncü boyutu, kişinin diğer insanlarla ve eşyayla ilişkilerini ihtiva eden sosyal yönüdür. Temel eserlerde muamelat, ahlak ve adab terimleriyle ifade edilir. Rasul-i Ekrem’in (A.S.) hukuk, iktisat, ahlak, eğitim, aile hayatı ile ilgili uygulamaları sünnetin bu yönünü oluşturur. Bütün bunları Rasulullah (A.S.) uygulamalı olarak en güzel şekilde göstermiştir. Bunlarla toplumda sosyal adalet sağlanır, ahlak esaslarıyla ruh-beden bütünlüğü sağlanır, eğitim anlayışıyla insan-ı kamil yetiştirilir.

    Öylesine Titizdiler ki!…

    Ashabdan Abdullah b. Amr (R.A.), en çok hadis rivayet etmiş bulunan Ebu Hureyre (R.A.)’den çok daha fazla hadis biliyordu. Çünkü Hz. Peygamber’den duyduklarını yazıyordu. Fakat Ebu Hureyre’nin 5374 rivayetine karşılık ancak 700 civarında hadis O’na dayandırılmıştır.

    En çok hadis rivayet eden sahabiden daha çok hadis bilen ve üstelik bildiklerini yazan bu sahabiden çok az hadis alınmasının sebebi oldukça ilginç. Çünkü O, Yahudi ve Hıristiyanların kitaplarını da inceliyordu.

    Hadisleri toplayan imamlar, çok zayıf ihtimal de olsa peygamber sözüne bu kitaplardan da bir şeyler karışabilir veya İslam düşmanları bu tarz ithamlarda bulunur diye Abdullah b. Amr’a dayanan hadislere ancak ihtiyaç miktarınca yer verdiler.SELAMETLE…

  29. Selam,

    Olmadı Abdülhalık böyle hiç olmadı
    bu bir iftiraya benzedi
    Hemde Allah herşeye şahit iken

    ben sana peygambere niçin uyacağız diye mi sordum

    Yoksa peygamber aramızda yok biz kime uyacağız diye mi sordum

    Bu iki soru arasında dağlar kadar fark

    Oysa cevap basit idi,
    vahye uyacağız demek yeterliydi.

    Deki “ben sizi ancak vahiyle uyarıyorum” 21/45
    Deki “ben bana vahyedilene uyarım” 46/9
    Deki “ben ancak rabbimden bana indirilene uyarım” 7/203
    Sende Rabbinden sana vahyedilene tabisin 33/2
    Sana vahyolunana uy 10/109
    Deki “Bu vahiy bana sizleri uyarmam için 38/70
    Deki “Rabbinizden size indirilene tabi olun 7/3
    Bu Kur’an bana vahyolundu ki onunla hem sizi hemde sizden sonra kendisine ulaşan herkesi uyarayım. 6/19

    İşte Rabbimizin emirleri okudun mu ?
    kime uycakmışız

    Onlara”Allah’ın indirdiğine uyun” dendiğinde, “Hayır, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız” derler. Ya ataları da birşey bilmiyor ve doğru yol üzerinde değil idilerse de mi. 2/170

    yoksa bi eksiklik mi buldun
    Bu kitabda her türlü misali getirdik 39/27
    Biz kitabda hiç bir şeyi eksik bırakmadık 6/38

    Yoksa Kuran mı yetmiyor
    Bu kitabı sana indirmiş olmamız ve kendilerine okunması onlara yetmiyor mu 29/51

    Yoksa hadis mi lazım
    İşte bunlar Allah’ın ayetleridir. Sana onları hakkıyla okuyoruz. Artık Allah’a ve ayetlerine inanmadıktan sonra hangi hadise inanacaklar 45/6
    Artık bundan sonra (vahiyden) hangi söze inanacaklar 77/50
    Artık bundan sonra hangi hadise tabi olacaklar 7/185
    Allah indirdi sözün en güzelini(ahsenel hadis) 39/23
    Dinleyipte sözün en güzeline uyanları müjdele 39/18
    Sen sana vahyedilene sarıl
    Şüphesiz ki siz o zikirden sorumlusunuz. 43/43-44

    Ahsenel hadis Allah’tan gelmiş iken
    başka hadismi arayacaz Abdülhalık.

    Kuranın yerine geçecek başka birşey istemiyoruz demişsin
    Sıkıysa iste bakalım
    Kuran size yetmiyor değilmi?

    Ha birde şu sünnet meselesi var
    Sen vahiyde resulün sünneti diye birşey gösterebilirmisin
    hiç bir ayette bahsedilmez.
    Sünnet yasa demektir.
    Vahiy sadece Allah’ın sünnetinden bahseder.

    Gelelim nebevi şikayete
    Resul dedi ki”Ey Rabbim! Kavmim bu Kur’anı terkedilmiş birşey yerinde tuttu.”

    Neymiş terkedilen,
    Sence neden resul benim sünnetimi ve hükümlerimi terkettiler demiyor.

    Bak bide şu var
    O gün Rabbin resulleri toplarda “size ne cevap verildi” diye sual eder. “bizde ilim yok. gaybı bilen yalnız sensin sen” diyeceklerdir. 5/109

    Ne oldu hüküm, sünnet, şefaat

    Başka hadislerle ilim tutacağına
    Ahsenel hadisle ilimlenseydin Cosmos’ada cevap verebilirdin
    Dikkat et cümlelerin birbirini tekzip ediyor.
    Sen ne kadar vahdeti vücud cu olsan da
    Yaradanla yaradılanı birbirine karıştırma derim.

    Esenlikle..

  30. cemil kardeşim!
    cosmosa cvp vermemem bilmediğimi mi gösterir onu Allaha bıraktığımı mı?bu sitede csmosa ilk cvp veren benim zaten keşke siz verseydiniz ikna olurdu
    cosmosun sorduğu son sru itikatında ciddi bir depremin olduğunu gösterir.onun sorusuna alim olmayanda cvp verir nrmal bir müslüman…ben onun sorusuna delil sunsam ne lacak binbir cümle söylesem ne kadar faydası olsacak?cosmos zaten kuranı kerimi okuyor ve hala bu durumda bu dibi durumlrda dua etmek en iyisidir ben ona çok dua ediyrum o kardeşimizdir
    fakat insanın kalbi mühürlü olursa ona binir delil getir boyun eğmez.asrı saadet döneminde dahiresulullahı gördüklerihalde inanmayanlar oldu bu insanın karşısında kran sünnet alimlerimiz var ama hala inanmıyorsa ne yapılabilir?
    eğer siz yola getireceğinize inanıyorsanız getirin delillerinizi inandırın na cvp verin eğer kalbi yumuşarsa çok memnun olurum.Sizin vesilenizle hidayeti bulmuş olur…

    Aslıda delil herşey demek değildir.KURAN önümüzde okuyoruz peki ona ne kadar itaatliyiz?yalan söylemeyin buyuruyr yaratan ne kadar söylemiyoruz halbuki hergün okuyoruz…harama bakmayın diyor dışarı çıktığımızd ne kadar kendimizi sakınabiliyoruz?burada bir eksiklik yk mu?eksiklik çok açık aslında kalp temizliğinden yoksun olmak!!!
    mesela adam öldürmek,içki içmek,yalan büyük günahlardan.Bir mümin bunlardan sakındığı kadar kalple işlenen günahlardan olan kin,haset.riya,kibir,kader ve kazaya itiraz ,ilahi taktire rızasızlık,gaflet gibi günahlardan sakınmamaktadır.Eğer bunlardan sakınsa zahiri günahı az olur mesela kini hasedi lmayan adam öldürmez niçin öldürüyor öfekesinden kininden…İlk önce kalp temizlenmelidir bu çok önemlidir.Manevi doktorlara ihtiyaç vardır delille herşey olmuyor bu belli….delil zaten kalben rıza gösterilmezse istenir.DELİL HAKINDA BİR ALİMİN YAŞADIKLARINI ANLATMAK İSTİYORUM;Birgün bir alim bir beldeye gelir çok ünlüdür çünnkü Allahın varlığı hakkında delili çoktur.herkes onu karşılamaya gider belde meydanı bayram alanına dönmüştür…yaşlı bir ninede evinin önünde oturup durumu izliyor kalabalığa niçin toplandıklarını soruyor ordakilerde alim geldiğinive Allah hakkında getirdiği delillerden bahsediyrlar.nine diyor ki;onun Allah hakkında binbir şüphesi olmasaydı binbir delil getirmezdi…bu çok manidardır.alime durumu bildiriyorlar alim ağlayark ninenin yanına geliyor ve diyor ki;ninecğm bende ona delilsiz iman ediyorum lakin günümüzde fesatçı gibi insanlar türedi devamlı delil istiyrlar onun için yapmak zorundayım demiş ALLAH bana senin ki gibi bir iman versin demiş…delil zaten mutezileden sonra gündeme gelmiştir aslında pek iç açıcı değildir alimlerimiz bu yüzden delile başvuruyor

    İlim konusuna gelince kimse niyet okuyucu değil sanırsam…Herkesin ilmini Allah bilir.ancak yazılardan az çok anlaşılabilir.ve herkes burada herkesin ilminianlar az çok…bazı söylemlerimiz iftiraya kaçıyordikkat edelim.yorumlarımız karşı tarafı alt etmek için olmamalı uzlaşma amacıyla söylenmelidir alt etmek için söylemek insana yakışmaz haysiyete yakışmaz

    Vardım ilim meclisine eyledim talep ilim geride kalmıi illa edep illa edep!!!Önce düzgün knuşmayı öğrenmeliyiz eebe dikkat etmeliyiz.önce edep insanın ilmi edebi kadardır.edepsiz ilim fayda vermez resule saygısı olmayanın ilmi fayda vemez boştur….

    Ayrıca benim yazılarıma cvp verememişsiniz sadece eleştirmiş suçlamış ve imalı olarak şirkle suçlamışsınız gerçi tüm yazılarınız öyle baktım ilmi birşey fazla göremedim….Üslubunuzda dalgacı biraz değiştirmenizi öneririm bir alime hiç yakışmaz böyle şeyler….inkar ediyorsanız delil getirin açıklayarak sahte alimlerden olmasın lütfen….karşı delil olabilir mi bilmiyorum ancak itikatında sorun olan bulabilir diye düşünüyoru……bu arada size bir sorum olacak riba ne demektir?

  31. peygambere iman demek herşeyine sözlerine de iman demektir senin cümlelerin birbirini tekzip ediyor hadisi tanımıyorsun tabiki kime inanacğz diye sorarsın doğaldır kardeşim

    Din, Yüce Allah tarafından Peygamberlere vahiy yoluyla gönderilen ve insanları hem bu dünyada hem de ahiret hayatında mutluluğa eriştirecek emir ve yasaklar manzumesidir. Peygamberler ise, Allah’ın kulları arasından seçtiği ideal anlamda örnek insanlardır. Yüce Allah’ın ilahi kitaplarda emrettiği ve kullarından yapmalarını istediği ibadetler, Peygamberlerin hayatında sembolleşmiş, güzel birer örnek halini almıştır. Allah’ın sevdiği bir kul nasıl olabilirim diye düşünenler, Allah’ın kendilerinden razı olduğu Peygamberleri, kendilerine örnek alarak bu arzularına kavuşabilirler. Kur’an-ı Kerim de:

    “Andolsun, Alah’ın Resulünde sizin için, Allah’ı ve ahireti arzu eden ve Allah’ı çok anan kimseler için uyulacak en güzel bir örnek vardır

    İslam Dini’nin ilk iki ana kaynağı vardır ki, bunlar: Kur’an ve sünnettir. Kur’an’da emredilenlerin ibadet halinde tezahürü ancak Hz. Peygamberin Kur’an’ı anlaması, yorumlaması ve uygulamasıyla ortaya çıkmıştır. Nitekim Yüce Rabbimiz Nahl Suresinin 44. ayetinde:
    “İnsanlara, kendilerine indirilenleri açıklamak için ve düşünüp anlasınlar diye sana da bu Kur’an’ı indirdik.” Nisa Suresinin 59. ayetinde de: “Herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düştüğünüzde; eğer gerçekten Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız onu Allah’a ve Resulüne götürün. İşte bu daha iyi ve sonuç bakımından daha güzeldir.” buyurulmaktadır. Ayetlerde meselelere çözüm ararken Kur’an’a ve sünnete müracaat etmemiz istenmekte, Kur’an’ı anlama ve uygulama konusunda Hz. Peygamberin en büyük rehber olduğu vurgulanmaktadır

    Kur’an’ı anlamada ve ibadetleri uygulamada Hz. Peygamberin olmazsa olmaz diyebileceğimiz bir mevkii vardır. Hz. Peygamber olmaksızın, Kurban ayetlerinin gönderiliş sebeplerini ve hangi manaları ihtiva ettiğini anlamamız; hayatımızda son derece büyük önemi haiz olan ibadetlerin yapılış şekillerini bilebilmemiz mümkün değildir. Yüce Allah, Hz. Peygamberin dindeki bu önemli yerini, Kur’an’ı Kerim de kendisi tayin etmiştir, Yani Hz. Peygamberi sevmek, ona inanmak, ona itaat etmek, onun getirdiklerini almak, yasaklarından kaçınmak, hepsi Allah’ın emridir. Kur’an’ı Kerim de “… Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının.”[2] buyurulmuş: Başka bir ayette de “O kötü arzularına göre konuşmaz. O’nun konuşması, kendisine vahyedilenden başkası değildir.”[3] buyuralarak Hz. Peygamberin sözlerinin ve davranışlarının bizler için ne derece önemli olduğu vurgulanmıştır.

    Hz. Peygamberin dindeki yerini bilmemek ve dikkate almamak, Yüce Allah’a ve Kur’an’a muhalefet etmek demektir. Çünkü Hz. Peygamber, yetkisini Kur’an’dan almaktadır. Bütün bunlara ilaveten, din samimiyet ve sadakat ister. O, başta kalp olmak üzere, bütün azaların huzur bulduğu bir müessesedir. Bu huzurun ve manevi atmosferin sağlanması ve devamı, ancak, Allah’a ve Resulüne inanmak ve onları sevmekle mümkündür, inancımızı, sadakatimiz bozacak her türlü şüpheden uzak durmamız gerekmektedir. Kısaca ifade etmek gerekirse dinimizi, Hz. Peygamberin bizlere emanet olarak bıraktığı asli kaynaklardan yani Kur’an’dan ve sünnet’den okuyarak öğrenmemiz gerekmektedir. Çünkü yeterli bilgiye sahip olmazsak, ortalıkta dolaşan, kimi zaman da aslı esası olmayan, sünneti hafife alan sözler, bizin inancımızı zedeleyebilir. İbadetlerimizi samimiyetimizi ve sadakatimizi gölgeleyebilir

  32. Eğer gerçek müminler iseniz Allah’a ve Resulü’ne itaat edin’ (Enfal / 1)

    Allahu Tealâ Hazretlerinin insanoğluna lutfettiği en önemli nimetlerden biri de akıldır. İnsanı diğer canlılardan ayıran bu özellik sayesinde iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, doğruyu yanlıştan ayırt ederiz. Medeniyetler kurmada, savaşta, barışta; işte, evde, okulda, kısacası hayatın her safhasında kullandığımız, yararlandığımız bir dayanaktır akıl. Doğru kullanılırsa insanlığa hizmet eder, yanlış kullanıldığında ise insanlık için felakettir.

    Hem tarihe, hem de günümüze göz attığımızda görülen manzara o ki; insanlar, akıl nimetini yeterince doğru kullanamamışlar. Aslında geçmişe dönmeye pek gerek yok, yaşadığımız dünyanın hali ortada. Cinayetler, tecavüzler… Gerek ferdi planda, gerekse toplumsal bünyelerde yaşanan türlü yıkımların altında eziliyor insanoğlu. Bugün insanlığın içinde bulunduğu bunalım ve karmaşa, hayranlık uyandıran teknolojiyi üretmiş olsa bile, aklın tek başına yeterli olmadığını açıkca gösteriyor.

    İnsanoğlunun bu zaafını ezeli ve ebedi ilmiyle bilen Allahu Tealâ, onu yeryüzüne gönderdiği andan itibaren hak ile batılı ayırdedip, doğru yolu bulsunlar diye kitaplar ve peygamberler göndermiştir. Cenab-ı Mevla, peygamberleri vasıtasıyla insanlara, güzeli-çirkini, iyiyi-kötüyü, doğruyu-eğriyi ve hayrı-şerri öğretmiş ve insanın dünyadaki vazife ve haklarını açık olarak bildirmiştir. Böylece hem dünya hayatında, hem de sonrasında huzur ve mutluluğa ulaşmanın yolunu göstermiştir. Allahu Tealâ insanları yarattıktan sonra kendi başına bırakıp, mükemmel birer model olarak peygamberleri göndermeseydi, insanlık doğru yolu bulamazdı.

    İlahi mesajın sonuncusu Kur’an-ı Kerim, son elçi de Hz. Peygamber (A.S.) Efendimizdir.

    O Peygamberler Peygamberi’nin gönderildiği döneme bakılırsa; insanların kendi elleriyle yapıp ilah diye taptıkları putlar ve bu temel yanlış üzerine kurulu bir hayat modeli. Ticari meta gibi görülen kadınlar, diri diri gömülen kız çocukları. Kölelik ve daha nice vahşetle dolu bir hayat…

    Bugün olduğu gibi o gün de akıl vardı elbette. Eğer akıl tek başına iyiyi, güzeli bulabiliyor idiyse, bütün bunlar niçin oluyordu?

    O gün insanlık, yaşadığı vahşet ve karanlıktan Allah’ın Rasulü etrafında kenetlenerek nasıl huzur ve aydınlığa ulaştıysa, bugün ve her devirde yine aynı şekilde kurtuluşa erebilecektir. Eğer bunun dışında bir yol olsaydı, bunca zamandır insanlık bunu bulur, aradığı huzura kavuşurdu. Oysa bugüne kadar hangi felsefe, hangi fikir ve İslam’ın dışında hangi din bunu sağlayabildi? Ve niçin bugün fertler ve toplumlar böylesine bir bunalımın pençesinde kıvranıyorlar?

    Dün olduğu gibi bugün de İlahi Mesaj’a ve o mesajı hayatla bütünleştiren şefkatli elçinin yoluna hava kadar, su kadar muhtacız. O sebeple Sünnet kavramı büyük önem taşıyor. Şu veya bu sebeple bu kavramı eleştirmek yerine, ancak ona sarılarak, öğrenip bugüne taşıyarak, iki cihanda huzura erebiliriz. Peygamber ahlakını model, o modeli yaşayabilmek için de Sünnet’i esas almadıkça yeryüzünde huzur, ahirette mutluluk bulma imkanı yok!

    Allahu Tealâ: “Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere davet ettiği zaman, Allah’a ve Rasulüne uyun” (Enfal, 24) buyuruyor.

    Şimdi hayat bulma zamanı. Yaratıcımıza, O’nun içimizden seçip gönderdiği rahmet peygamberine sımsıkı sarılma zamanı. Peygamber varisi rabbani alimler etrafında Allah’ın rızasına yol bulmak için kenetlenme zamanı.

    Hepimizi kovalayıp durmakta olan ölüm bizi yakaladığında çok geç olacak!..

    Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun

  33. 1)Sünen-i Tirmizi ve diğerlerinde geçen bir hadis şöyledir: Kur’an’a ancak abdestli olanlar dokunabilir.” (İtkan 2/1188 Dâr-ı İbn-i Kesir/Beyrut)

    2)Dâre Kutnî’de ise Taharet bahsinde “Abdestsiz olanın Kur’an’a dokunmasının yasak olması” babında yer almaktadır.

    3)”El ârîfü yekfihil işâre” kabilinden, tek bir eserde bile yazılı olsa -niyet kabul etmekse-, bu hükmü kabul etmeye o tek eser dahi kafidir-. Daha fazla eser ismi istenirse önümüze Süleymaniye Kütüphanesindeki kitapları da yığsak, -şazlar hariç- “Kur’an’a dokunmak için abdestli olmak şarttır” hükmünden başka bir şey bulamayız.

    4)Prof. Hüseyin Algül, Prof. Yunus Aydın, Prof. İbrahim Kâfi Dönmez, Prof. Mehmet Erdal, Prof. Ömer Faruk Harman, Prof. Ahmet Saim Kılavuz, Prof. Süleyman Uludağ ve İrfan Yücel’den meydana gelen heyetin hazırladığı ve Prof. Hayrettin Karaman, Ali Bardakoğlu ve . H. Yunus Aydın’ın gözden geçirdikleri İLMİHAL İman ve İbâdet isimli yeni eserde bile, Sünnî mezheplere göre “Abdestsiz olanların Kur’an’a dokunamayacakları” vurgulanmaktadır.(1/196)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: