Bütün hadis rivayetleri uydurma mıdır ?

Bazı kimseler bizlerin hadislerin tümünü toptan ve peşinen İNKAR EDİP, UYDURMA olduğuna inandığımızı zannediyorlar.

Hadis kitaplarındaki rivayetlerin tümü uydurmadır diye bir hükmümüz, yargımız, görüşümüz yoktur.

Fakat şöyle bir görüşümüz vardır:

Hadis kitaplarındaki bir takım çelişkili / Kuran’a apaçık aykırı rivayetler nedeni ile bütün rivayetler ŞÜPHELİDİR.

Dikkat ediniz ! Hepsi uydurmadır demiyoruz. Hepsi ŞÜPHELİDİR.

Ne şüphesi ? Bunu gerçekten Peygamberimiz söylemiş de olabilir, şöylememiş te olabilir.

Mesela, bir ravi düşünün, bir rivayeti var. Bakıyorsun rivayet ettiği hadis diğer ravilerin rivayetleriyle yahut Kuran’la apaçık bir çelişki içerisinde… Şimdi bu raviden rivayet edilen bütün sözler sırf bu rivayeti nedeni ile şüpheli hale gelir.

Yine bir hadis bilgininin “sahih” diye derlediği kitabında bu türden şeylerle karşılaşılırsa, o ravinin “sahih” dediği tüm rivayetler bizim için ŞÜPHELİ hale gelir. Yani sahih olabilir de olmayabilir de…

Burada önemli olan husus şudur:

Allah dinin şüphesiz ve çelişkisiz bilgi üzerine bina edilmesini emretmektedir.

Şu yazıda ben bu hususa değindim.

http://www.aliaksoy.net/2007/10/04/allahin-emri-celiskisiz-ve-delile-dayali-bilgiye-tabi-olmak/

Allah şöyle buyurmuştur;

“(Dişi ve erkek olarak) sekiz eş yarattı: Koyundan iki, keçiden iki… De ki: O, bunların erkeklerini mi, dişilerini mi, yoksa bu iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı haram etti? Eğer doğru iseniz bana ilimle söyleyin.” (Enam,143)

“Deveden de iki, sığırdan da iki (yarattı.) De ki: O bunların erkeklerini mi, dişilerini mi, yoksa bu iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı haram kıldı? Yoksa Allah’ın size böyle vasiyet ettiğine şahit mi oldunuz? Bilgisizce insanları saptırmak için Allah’a karşı yalan uydurandan kim daha zalimdir! Şüphesiz Allah o zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.” (Enam,144)

Koyu harfle yazılı kısımlar hadis dinin delilidir diyenler için bir anlam ifade ediyor mu?

Bu soru, yani, “Peygamberiniz böyle söylerken sizler şahit mi idiniz ?” sorusu; onların “sahihtir” dediği şeyler için onlara sorulduğunda ne cevap verecekler ?

İnsan şöyle bir soru sorabilir:

“İyi ama ben Kuran’ın indirildiğine de şahit olmadım. Peki bu nasıl olacak?”

Buna da Allah cevap vermiştir:

“Eğer kulumuza indirdiklerimizden herhangi bir şüpheye düşüyorsanız, haydi onun benzeri bir sûre getirin, eğer iddianızda doğru iseniz Allah’tan gayri şahitlerinizi (yardımcılarınızı) da çağırın.” (Bakara,23)

Bir cevap daha;

“Hâla Kur’an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı.” (Nisa,82)

Bu nedenle; din türlü çelişki ve dayanaksız bilgiden arındırılacaktır.

Din adına bu gün için “çelişkisiz ve sağlam dayanaklı” yegane bilgi kaynağı Kuran-ı Kerim’dir.

Fakat, Resulün sağlığında yaşayanlar için bu böyle değildir.

Zira onlar, bir şeyin din adına doğruluğunu yahut yanlışlığını doğrudan doğruya Peygamber’den / birinci ağızdan BİZZAT öğrenme imkanına sahiptir.

Yahut BİZZAT öğrenemeseler de, böyle bir olasılık daima mevcuttur. Dolayısıyla, kendilerine din adına erişen bir bilgiyi Resule götürüp götürmemek onların mesuliyetindedir. Tekrarla söyleyelim ki, onlar için böyle bir imkan vardır.

Bu gün bizler için böyle bir imkan yoktur. Elimizde “Peygamber dedi” diye önümüze sürülen bir kısım rivayetler var. Bunlar, kişilerin kişilere aktarmasıyla, yani beşerin beşere aktarmasıyla bize erişmiştir.

Mustafa İslamoğlu’nun tanımlamasıyla bu rivayet ırmağına çer, çöp pek çok şey de bulaşmıştır.

Şimdi mesele, bu fiili durum nedeni ile bütün rivayetleri reddetmek değildir. Bu haksızlık ve bir bilgi mirasını toptan reddetmek olur.

Doğru kelime, doğru tanım bunların ŞÜPHELİ olduğudur.

Peki bu şüphe nasıl giderilir ? İşte bu hususta yegane ölçüt Kuran’dır.

Kuran’a iman etmek, Resule ve Resulün Kuran’a aykırı bir şey söylemeyeceğine iman etmektir.

Gerçek Peygamber sevgisi ancak, onu Kuran’a aykırı şeyler söylediği iddialarından arındırmak, tenzih etmekle olur.

Hadisenin diğer bir yönü de Resulün her beyanının “din” olarak kabul edilip edilmeyeceği meselesidir.

Resulün her söylediğini “din” kabul eden anlayış, Resulün her sözünün vahiy olduğunu iddia eder.

İşte bizim “gelenek dini” diye vasıflandırdığımız atalar dininden net bir çizgi ile ayrıldığımız yer burasıdır.

Peygamberin her sözünün vahiy ürünü olduğunu, her hareketinin vahiyle belirlendiği söylediğinizde artık o resül, insan bir resul olmaz.

O bir robottur. Bu robotun hareketleri, vahiy adı verilen bir program vasıtası ile Allah tarafından belirlenmekte, tayin edilmektedir.

Hal böyle olunca O artık, gaybı bilen, pek çok güce malik bir varlık haline gelmektedir.

Halbuki Kuran, Peygamberimizin ve insanlığa gönderilen tüm resullerin en önce “İNSAN” , “BEŞER” olduğunu vurgular.

O bir melek değildir. Bizler gibi çarşılarda yürür, yer, içer, uyur, evlenir, sever, öfkelenir, yaşar ve ölür.

Halbuki gelenek dinine göre, Resul daha doğumunda mucize getirmiş, çocukluğunda kalbi yarılıp ameliyat edilmiş, insan üstü bir varlıktır.

Hatta bu uyduruk din işi öyle bir noktaya getirmiştir ki, yaratılan her şey O’nun yüzü suyu hürmetine yaratılmıştır. O, Allah’ın sevgilisidir. Bir kerecik de olsa Allah O’na Kuran’da “habibim” diye hitap etseydi ya… O, miraçta Cebrail’den ayrılınca bir şey görüp bayılmıştır. Gördüğü şey Nuru Muhammedi dir. Yani kendisi.

İyice düşününüz, uyduruk din işi nereye götürüyor.

Halbuki Kuran, Peygamberleri hatalı hareketleri sebebiyle uyarmıştır.

Şimdi Peygamberler vahiyle hareket ediyor ise, bu Peygamberler sürekli olarak Allah’tan niye aflarını isterler ?

Örneğin Musa, bir cinayet işleyince neden affını diler ? Halbuki olduysa bu vahiyle olmalıdır.

İbrahim ve Nuh, babası ve oğlu hakkındaki duaları sebebiyle neden uyarılıp ihtar edilir ? Öyle ya, onların duaları da vahiyle oldu ise, Allah kendi kendisinin vahyini neden kabul etmesin ?

Yunus peygamberin çilesi nedir ? Eğer yaptığı her şey vahiyle ise neden bu muameleye maruz kalmaktadır ?

Peygamber’in Abese suresinde aldığı ihtar nedir ?

Peygamber’in Tahrim suresinde aldığı ihtar nedir ?

Eğer tüm iş ve söylemleri vahiy ile ise nasıl olur da böyle muamele görür ?

Örnekler çoğaltılabilir.

İşin özü, tüm peygamberlerin vahye tabi olmasıdır. Aynı bizlerin olması gerektiği gibi… Fakat onlar da aynı bizler gibi beşer oldukları için YANILMALARI, HATA ETMELERİ mümkündür. HATASIZLIK, KUSURSUZLUK YALNIZ ALLAH’A MAHSUSTUR.

Peygamber’in söylediği sözlerden “vahiy” olanlar KURAN’dır. Peygamberimizin KURAN dışında aldığı hiç bir vahiy yoktur.

Kuran, Allah tarafından koruma altına alınmıştır.

Bu aşamada şuna da değinmeliyiz:

Bazı kendini ve haddini bilmezler bize karşı diyorlar ki; eğer sizler hadisleri rivayet eden ravilere güvenmiyorsanız, onların nakletmesi ile size ulaşan Kuran’a nasıl güveniyorsunuz ?

Bir defa bunu söyleyenin Kuran’a imanı SIFIR seviyesindedir. Zira, Kuran bir kısım beşerin rivayeti yoluyla değil, Allah’ın koruması yoluyla bize erişmiştir. Buna inanmayan Kuran’a inanmış olmaz. Bu Kuran’ın APAÇIK hükmüdür.

Peygamberimizin her söylediğinin vahiy olmadığı anlaşıldığında her söylediğinin “din” olmadığı da anlaşılmış olur. Zira, Din koyucu yalnız Allah’tır. Hüküm O’na mahsustur. Peygamber, O’nun mesajını iletir ve kendisi de bu mesaja tabi olur.

Peygamber aynı zamanda zamanının lideridir. Bütün müminler, ona itaate mecburdur. O’nun hüküm verdiği bir sahada onlar O’na karşı direnemezler.

Keza, Peygamber’e itaat Allah’ın emridir. Peygamber’in sağlığında ona itaat eden kişiler bu itaatleri sebebi ile itaat edilen işte her türlü sorumluluktan kurtulurlar. Üstelik onların Peygamber’e itaat sırasında, itaat edilecek emrin gerçekten Peygamberimize ait olup olmadığını sorgulama, araştırma imkanları da vardır.

Peygamberimizin günün ve vaziyetin şartlarına göre takdir buyurduğu işlerde ona itaat mecburidir. İşin din olan kısmı, Peygamber’in emrettiği şeyin içeriği değil, içeriği her ne olursa olsun itaat etme zorunluluğudur. O’na itaat eden, içeriği her ne olursa olsun Allah’a itaat etmiş olur. Zira, itaat Allah’ın emridir.

İşte bu emirlerden bize ulaşan / ulaştığı iddia edilenlerin ne kadarının gerçekten Peygamberimize ait olduğunu bilemiyoruz. Yani bu durum şüpheli. Üstelik Peygamberimiz sağ olmadığı için O’nu bulup sorma imkanımız da yoktur.

Eğer, Peygamberimizin sözlerinin tamamı dinin bir kısmı olsa idi, Peygamberimiz muhakkak onların korunması için tedbir alır, Kuran’ın öğrenilmesi için her ne yaptı ise, onlar için de aynısını yapardı.

Şimdi yine bazı kimseler bizim bu sözümüze şöyle diyerek karşı çıkıyorlar;

Peygamberimiz sözlerini yazdırmadı ise de bunun sebebi kendi sözleri ile Kuran’ın karışmasını engellemek istemesidir.

Sırf bu söz bile şöyle ciddiyetle düşünülse ne büyük hakaretler içeriyor.

Sayalım;

1) Peygamber, Allah’ın Kuran’ı koruyacağına inanmıyor mu ki, kendi sözleri ile Kuran’ın karışacağından endişe etsin.

2) Eğer sahabeler, Allah’ın kelamı ile Peygamber’in sözünü birbirine karıştıracak derecede dini bilgiden ve ferasetten yoksun kimseler ise, siz nasıl olur da onların hadis diye rivayet ettikleri şeyleri din diye benimsersiniz ?

Bakın bir yanlışı aklamak adına ileri sürülen mazeretler insanı nerelere götürüyor.

Peygamberimizin sözleri dinin bir parçası olsa idi muhakkak korunma çareleri düşünülürdü. Veya onları bu dinin sahibi olan Allah korurdu. Bu korumanın olmadığı mevcut literatürde hadis diye rivayet edilen sözlerdeki çelişkili, tutarsız, Kuran’a açıkça aykırı hususlardan anlaşılıyor. Yani böyle bir koruma söz konusu bile değil. Demek ki, bunlar “din” değildir. Bunları “din” kabul etmek, Peygamber’e ve Allah’a karşı haksız bir itham olur.

Mezhep adı verilen “dinde fırkalara ayrılma” işi, aynı hususta rivayet edilen farklı hadislerin benimsenmesi yüzünden olmuştur. Yani bir kısım kimseler, rivayetleri baştan sahih kabul edip, bunları da dinin bir parçası olarak gördüklerinde, aynı zamanda müminleri fırkalara ayıran şeyleri yani çelişkili / tutarsız rivayetleri buna sebep yapmakta, bu rivayetlerin SÖZDE sahibini yani Peygamber’i de ayrışmanın sebebi ilan etmiş olmaktadırlar. Peygamberimiz, böylesi itham ve kabullerden uzaktır. Onu bu yönüyle tenzih ederiz. Hiç bir Peygamber dinde fırkalara bölünmenin sebebi olmamıştır ve olamaz.

Bu vaziyet içerisinde müminlere düşen iş, her söyleyenin sözüne kulak verip dinlemek ve sözün en güzeline tabi olmaktır.

Bu iki türlü olur.

Birincisi, sözün en güzeli Kuran’dır, Allah kelamıdır. Buna tabi olursunuz.

İkincisi; Peygamber’e atfedilen sözleri dinlersiniz, bunu Kuran ölçeğine vurursunuz. Sonuç olarak Kuran’a uyan, din adına onda bir fazlalık yahut eksiltme oluşturmayan şeyleri benimsersiniz. Böylelikle, yine Kuran’a, en güzel söze uymuş olursunuz.

Bu iki yolun haricindeki tutumlar, dini yalnız Allah’a has kılma olarak adlandırılamaz. Ve artık bu inanış Kuran’ın dışında bir inanış haline gelir.

Ali Aksoy, 26.01.2008

 

Reklamlar

4 thoughts on “Bütün hadis rivayetleri uydurma mıdır ?

Add yours

  1. Hadis kitaplarındaki bir takım çelişkili / Kuran’a apaçık aykırı rivayetler nedeni ile bütün rivayetler ŞÜPHELİDİR.bu şekilde yazmışsınız

    lütfen bir kaç hadis örneği verirmisiniz Kuran’ a apaçık aykırı olan

  2. sELAM DEĞERLİ DOSTLAR…

    İslam akıl ve bilim dinidir.

    Kuran’da YÜZ’E aşkın ayette düşünmek, aklı kullanmak, Kuran’ı okuyup anlamaya çalışmak (!) tavsiye edilmektedir.

    Kuran ölülerin ardından cenazelerde, kutsal gün ve gecelerde okunması gerekilen bir kitap değildir. Kuran her gün okunmalıdır ve O ölülerimizden çok dirilerimize gereklidir.

    Gerçek din Kuran’dır. Kuran’ın dışındaki tüm mezhepler ve uygulamalar din dışıdır.

    İnsanlar zaman içinde nasıl TEVRAT ile İNCİL’i bozmuşsa 1400 yılın üzerine de (Kuran’ı bozmaya güçleri yetmediğinden) dinin tek ve saf kaynağı Kuran’ı devre dışı bıraktırarak, peygamberin vefatının ardından çok değil 100 yıl içinde uydurulan 600.000 Hadis’le (ki bunlar ağırlıkla Emeviler döneminde) İslamiyet’i bozmuştur.

    Peygamber ve dört halife döneminde yazılmış tek hadis yoktur, üstelik yazma teşebbüslerini de bizzat peygamber efendimizin ve Hazreti Ömer’in nasıl engellediğini hadisçilerin kendileri dahi kabul etmektedirler.

    Dini kolaylaştırmak adına ortaya çıkan mezhepler de ne yazık ki gerçek İslam’ı daha da zorlaştırarak insanları ibadetten ve Allah yolundan uzaklaştırmışlardır.

    Halbu ki İslamiyet kolaylık, akıl ve bilim dinidir, tüm zamanların dinidir.

    Kuran’da bir çok ayette peygamberin, Allah’ın kulu ve son nebisi olduğu belirtildiği halde İslam alemi bugün, yahudiler ve hristiyanlar tarafından dinimize sokulan uydurma kıyamet alametlerince İsa’lar, Mehdi’ler beklemekte ve SON NEBİ HZ.MUHAMMED’e bilinçsizce hakaret etmektedir. İsa tekrar gelmeyecektir ve bir Mehdi de çıkmayacaktır. Son Nebi HZ.Muhammed’dir. İsa, bu gerçeği kabul etmeyen hristiyanların beklentisidir.

    Hadisçiler, Allah’ın Kuran’da peygambere itaat emrine dayanarak kendi görüşlerini meşrulaştırmak istemektedirler. Halbuki peygamber ile ilgili ayetler ard arda sıralandığında görülmektedir ki peygambere itaattan kasıt O’nun getirdiği Kuran’a uymaktan başka bir şey değildir.

    Şüphesiz peygamber efendimiz hayatıyla ve ahlakıyla Kuran’ın ve İslam’ın örnek müslüman modelidir. Fakat nihayetinde peygamber de bir insandır ve yaşadığı yüzyılın, içinde bulunduğu toplumun ve coğrafyanın sosyal şartlarından etkilenmiştir. O’nu bu şartlardan bağımsız değerlendirmek örnek şahsiyetini putlaştırmak ve dondurmak demektir.!

    Peygamber efendimizden sünnet diye örnek almamız gerekilen tek şey O’nun güzel ahlakı ve kişiliğidir. Yoksa o toplumun ve çağın şartlarına göre giyinmeye, yaşamaya çalışmak Dünya’nın İslamiyete bakışını önyargıya taşırken, bizleride içerde şekillere takılmaktan öteye götürmemektedir (Yine de insanların kişisel tercihlerine saygı duyulmalıdır).

    SONSÖZ: İslamiyet kaynağı yalnızca Kuran ve akıl olan evrensel bir dindir. Biz müslümanlar, küçüklüğümüzden bu yana DİN diye bizlere dayatılanları akıl süzgecimizden geçirip sorgulayalım ve zihnimizde kuracağımız sehpaya çıkarıp idam edelim. Tertemiz zihnimize yalnızca Kuran’ı işleyelim. Çünkü biz yalnızca O’ndan sorumlu tutulacağız.!!!

    Allah’a emanet olun, Kuran dolu günler…

  3. “İslamiyet kaynağı yalnızca Kuran ve akıl olan evrensel bir dindir.”demişsiniz…Yanılıyorsunuz müslüman kardeşim…İslamiyet’in kaynağı Kuran,hadis-sünnet,icma ve kıyastır…Vesselam…Saygılarımla…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: