Risale-i Nur’da tehlikeli sözler !

Ali Umuç

Said-i Nursi; 3 aylık kısa bir ilim tahsiliyle nasıl “Allame-i cihan” olup ulaşılmaz bir makama çıkmıştır?

Şuâlar, 542, Onbeşinci Şua’da geçen; “Evet o zât (Said Nursî) daha hal-i sabavette iken ve hiç tahsil yapmadan zevahiri kurtarmak üzere üç aylık bir tahsil müddeti içinde ulûm-u evvelîn ve âhîrine ve ledünniyat ve hakaik-ı eşyaya ve esrar-ı kâinata ve hikmet-i İlâhiyeye vâris kılınmıştır ki, şimdiye kadar böyle mazhariyet-i ulyâya kimse nail olmamıştır. ”

Kur’an-ı Kerim’e göre peygamberler bile böyle bir bilgiye ve makama ulaşmamışken, bu iddia için Allah (c.c)’tan korkmak gerekmez mi? ;

Said Nursi; ne olursa olsun her zaman her şeyi bilen birisi midir?

Tarihçe-i Hayat, c. II, s. 2123-2124 de geçen

“.. daha çocukken asrın bilgini olarak tanınmış ve kimseye soru sormamış, ama sorulan bütün sorulara mutlaka cevap vermiştir”

İctimâi Reçeteler I, 11, Tarihçe-i Hayat/Rü’ya’da geçen

“ Herhangi ilme sorulan suale bila-tereddüd derhal cevap verirdi.”

İctimâi Reçeteler I, 14, Tarihçe-i Hayat’ta geçen

“Sorulacak suallere cevap vermeye hazır bulunduğu gibi kimseye sual sormayacağını da beyan ederek bu kararda yirmi sene sebat etti.”

Her zaman her şeyi bilen sadece Allah değil midir? Böyle bir inanç şirk, küfür değil midir?

Risale-i Nur denen kitaplar kutsal mıdır, değil midir? Ya da Kur’an-ı Kerim’in taklidi midir?

Şualar, Birinci Şua, c. I, s. 833.de geçen;

“Resailin Nur dahi ne şarkın malûmatından, ulûmundan ve ne de garbın felsefe ve fünunundan gelmiş bir mal ve onlardan iktibas edilmiş bir nur değildir. Belki semavî olan Kur’an’ın, şark ve garbın fevkindeki yüksek mertebe-i arşîsinden iktibas edilmiştir.”

Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 92,; “Risale-i Nur müminlere şifa ve rahmettir.”

Zülfikar Mecmuası, 436 da geçen;

“EY RİSALE-İ NUR! (…) Sen, “Ben, Rabbânî ve Kur’anîyim. Öyle kuru kavak değilim. Şevkli ve şa’şaalı ve nûrâniyim. Bir Hayy-ı Lâyemût’un eserinden fışkıran, lâyemût san’atlı ve kerâmetli bir nurum. Cansızlara can ve canlılara taze can üflüyorum. Bin, dertlere derman ve âlemlere rahmet-i Rahmânım. İnat ve ısrarı bırak. Beni oku ve beni dinle. Karanlığa ve hiçe giden, hesapsız ve hedefsiz yolundan seni kurtarıp, kokocaman bir saadet ve sermediyet âlemi kazandırayım.” diye nidâ ediyorsun”.

Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 89-90’da geçen;

“o semavî bürhan-ı kudsînin yerde bir bürhanı Resâil-in-Nur’dur

Sözler, 645-646’da geçen; “Nur Risaleleri de 23 senede tamamlandı.”

Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 199’da geçen; &nbs p;

“ve lâ ratbin ve lâ yâbisin illâ fî kitâbin mubînin” sırrıyla, Kur’anda elbette bu istikametli tefsirinin istikametine işaret var. Evet var. Kur’an o tefsirine hususî bakıyor.”

( Söz konusu ayet madem Nur Risaleleri’ne işaret etmektedir, başka risalelere, başka kitaplara… da işaret etmektedir.İslâm fukahası, söz gelimi beş vakit namazın kaçar rekât olduğunu bile Kur’an’da bulamamışlarken; Said Nursî kendi adını, doğum tarihini, risalelerinin isim ve yazılış tarihlerini onda bulabilmiştir!… Demek fakihler aramayı bilememişler!…)

Zülfikar Mecmuası, 433’de geçen;

“İslâmiyet güneşinin doğuşundan tam öndört asır sonra, senin gibi ulvî ve İlâhî ve arşî bir nurun tekrar ve yeniden, bahusus bu son asırda, hem Türk elinde ve hem de Türk dilinde doğması, acaba kimin hatır ve hayalinden geçerdi? Bu ne büyük bir ni’met bizlere ve bu asır halkı için ne bahtiyarlık Yârabbi!.

Türkçemiz seninle iftihar edip dolmakta, kabarıp şişmekte ve her lisan üstüne bağdaş kurup oturmaktadır.”

Şuâlar, 241’de geçen;

“(…) Risale-i Nur’a hücum edilmez. O doğrudan doğruya Kur’an’a bağlanmış ve Kur’an dahi arş-ı a’zamla bağlıdır. Kimin haddi var, elini oraya uzatsın ve o kuvvetli ipleri çözsün.”

Müdâfaalar, 104’te geçen;[private]

“Risale-i Nur’un arkasında otuzüç âyât-ı Kur’aniye işârâtı ve Hazret-i İmam-ı Ali Radıyallahu Anh’in üç kerâmât-ı gaybiye ile ihbârâtı ve Gavs-ı A’zâm’ın sarahate yakın şehâdeti var. Ona hücûm, bunlara hücûmdur.”

Alıntı yaptığımız bu cümlelerde anlatılmak istenenler düpedüz Kuran-ı kullanarak Risaleleri kutsallaştırmak değil midir? Bu iddia yeni bir din, yeni bir ilahi kitap ve yeni bir peygamber demek değil midir? Bu İslam’a göre küfür değil midir?

Kur’an’da Hz.Muhammed’e açıklanmadığı halde Said Nursi’ye açıklanmış gizli gerçekler var mıdır? Risalei Nur; Kur’an’nın gizli gerçeklerinin arştan inen kesin delili midir?

Şualar, Birinci Şua, Yirmi dördüncü Ayette geçen; “Kur’an’ın gizli hakikatleri Risale-i Nur ile birlikte bize iniyor!!…”

Kastamonu Lâhikası, 231, Yirmiyedinci Mektubda geçen; “Risale-i Nur, yüze yakın din tılsımlarını ve hakâik-ı Kur’aniyenin muammalarını keşfetmiştir ki; her bir tılsımın bilinmemesinden çok insanlar şübehata ve şükûke düşüp, tereddüdlerden kurtulmayıp, bazan îmanını kaybederdi. Şimdi, bütün denizler toplansalar, o tılsımların keşfinden sonra galebe edemezler.”

Şualar, Birinci Şua, Yirmi ikinci Ayet ve Ayetler, c. I, s. 841’de geçen;

“Resailin Nur denilen otuz üç aded Söz ve otuz üç aded Mektub ve otuz bir aded Lem’alar, bu zamanda, Kitabı Mübin’deki âyetlerin âyetleridir”.

Bu iddiaları ileri sürenlere göre; Said Nursi yeni bir peygamber, Risaleler ise yeni bir ilahi kitap, Kur’an sırlarla dolu açıklanmamış gizli bir kitap, Risale-i Nur’lar imanı kurtaran kitap, Hz.Muhammed ise Kur’an’ın sırlarından habersiz veya haberi varsa bunları ümmetten saklamış bir peygamber olur ki böyle bir iddia küfürdür.

Risalei Nur denen kitaplar kusursuz, eksiksiz, izaha ihtiyacı olmayan ve mükemmel bir kitap mıdır?

Barla Lahikası, Yirmi Yedinci Mektub ve Zeyilleri, c. II, 1415. de geçen;

“Mübarek Sözler şübhesiz Kitabı Mübin’in nurlu lemeatıdır. İçinde izaha muhtaç yerler eksik olmamakla beraber küll halinde kusursuz ve noksansızdır”.

Barla Lâhikası, 56’da geçen;

“Kimin haddidir ki, bu Nurlarda yanlışlık bulsun. (…) Onun için bir harfe dokunmayı azîm bir günah işliyorum telâkki ediyorum.”

Barla Lâhikası, 194’de geçen;

“Kimin haddi var ki, risâlelerin birisine el uzatsın veyahut bir sahifesine dil uzatsın, veyahut bir cümlesini tenkid etsin, veyahut bir kelimesine, hatta bir harfine ve belki bir noktasına itirazda bulunsun.” (Malumdur ki, Kur’an’ın bazı harflerinde, hatta kelimelerinde ve vakıf (duraklama) yerlerinde, dolayısıyla noktalamasında çeşitli ihtilâflar vardır. Buna karşın Nur Risaleleri’nin noktasına bile itiraz edilemez, bir harfine bile dokunmak büyük bir günahtır)

Rehberler, 194, Hanımlar Rehberi’inde geçen;

“ Risale-i Nur, yer yüzünde emsaline rastlanmıyan ve bundan sonra dahi rastlanmasına imkân olmıyan bir derya-yı îmân ve bir tevhid hazinesidir.”

Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 199’da geçen;

“Ey Risale-i Nur! (…) Bütün eller ve dillerde kemâl-i iştiha ve iştiyakla dinlenip okunacak ve yazılıp yayılacak en tatlı ve en halâvetli, en câzibedar ve en revnekdar yegâne eser-i metin ve nûr-u mübîn ancak sensin!

Bu iddialar hangi cesaretle söylenmektedir. Kur’an-ı Kerim’e iman etmiş bir Müslüman için; Kur’an dışında kusursuz, tam ve mükemmel bir kitap olabilir mi? Bu iddia insan eliyle yazılmış bir kitap için fuhşiyat/ aşırı gitmek değil midir? Bu görüşler kişiyi şirke, küfre götürmez mi?

Bu devirde; “Urvet-ül vüska”, yani çok sağlam, kopmaz bir zincir ve bir “hablullah” (Allah’ın ipi) olan kitap Kuran mıdır yoksa Risalei Nur mudur?

Şualar, On Birinci Şua, c. I, s. 985.de geçen;

“Risale-i Nur bu asırda, bu tarihte bir “urvet-ül vüska”dır. Yani çok sağlam, kopmaz bir zincir ve bir “hablullah” yani Allah’ın ipidir.”

Âsâ-yı Mûsa, 82’de geçen;

“Buna rağmen bizzat Kur’an-ı Kerim, Risaletu’n-Nur’un çok muhkem, kopmaz bir zincir ve bir “Hablullah” olduğunu “Ona (Nur Risaleleri’ne) elini atıp yapışanın necat bulacağını” mana-yı ********yle haber verir.” cümlelerine ne demeli? Yorumu siz yapın!!

Müslümanların şeriat, dua, ve ibadet kitabı Kuran mıdır, yoksa Risaleler midir?

Emirdağ Lahikası I, c. II, s. 1719. de geçen “Risale-i Nur’un menşur-u hakikatında tam tecelli ettiğinden, hem bir kitab-ı şeriat, hem bir kitab-ı dua, hem bir kitab-ı hikmet, hem bir kitab-ı ubudiyet, hem bir kitab-ı emr-ü davet, hem bir kitab-ı zikir, hem bir kitab-ı fikir, hem bir kitab-ı hakikat, hem bir kitab-ı tasavvuf, hem bir kitab-ı mantık, hem bir kitab-ı İlmi Kelâm, hem bir kitab-ı İlmi İlahiyat, hem bir kitabı teşviki san’at, hem bir kitabı belâgat, hem bir kitabı isbat-ı vahdaniyet; muarızlarına bir kitab-ı ilzam ve iskâttır”. Cümlesi Said Nursi’nin Risalelerini Kur’anlaştırma çabaları değil midir?

Bu devirde Müslümanlar Kurana mı yoksa Risalelere mi muhtaçtır? Müslümanların tekrar tekrar okuması gereken kitap Kuran mı yoksa Risaleler mi?

Kastamonu Lâhikası, 73’te geçen;

“Risale-i Nur, hakaik-ı İslâmiyeye dair ihtiyaçlara kâfi geliyor, başka eserlere ihtiyaç bırakmıyor. Kat’î ve çok tecrübelerle anlaşılmış ki, îmanı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkikî yapmanın en kısa ve en kolay yolu Risale-i Nur’dadır. Evet onbeş sene yerine, onbeş haftada Risale-i Nur o yolu kestirir, îman-ı hakikîye îsal eder. Hem madem ben sizlere kanaat ettim ve ediyorum, başkalara bakmıyorum, meşgul olmuyorum. Siz dahi Risale-i Nur’a kanaat etmeniz lâzımdır, belki bu zamanda elzemdir.”

İctimâi Reçeteler II, 193’te geçen;

“Hem şu hakikat zahir ve bahirdir ki: Bir kimse allâme dahi olsa, Risale-i Nur’un ve Müellifinin talebesidir; Risale-i Nur’u okumak zaruret ve ihtiyacındadır. Eğer gaflet ederse kendini aldatan enaniyetine boyun eğip, Risale-i Nur Külliyatını okumazsa büyük bir mahrumiyete düçar olur.”

Bediüzzaman Said Nursî, 666’da geçen;

“Bütün bunlar, Risale-i Nur’un dünya çapında muazzam bir boşluğu doldurmakta olduğunun delil ve emareleri değil midir? Bütün beşeriyet, Kur’âna ve dolayısiyle asrımızda onun mânevî i’cazını ispat ve beyan eden Risale-i Nur’a muhtaçtır.” Cümlelerinde geçen telkinler Müslümanların, Kur’an’ı suiistimal eden Risalelere muhtaç olduğunu ortaya koymaktadır.

Zamanımızda İmanı kurtarmanın veya kurtuluşun tek yolu Nur cemaatına girip Risaleye mi tabii olmaktır?

Emirdağ Lâhikası (1), Mektup No: 81, c. II, s.1733. de geçen;

“Bu acip ve dehşetli ve hiç misli görülmemiş devirde, hususan ehl-i imanın çok sarsıntılar geçirdiği ve çok dehşetli düşmanlar karşısında bulunduğu ve küfr-ü mutlak ateşinin mahallemizi sardığı bir zamanda, ancak ve ancak, güvenimizin en müstahkem, kavî, yıkılmaz, sarsılmaz tahkimatı olan Risale-i Nur’un nurânî siperlerine iltica etmekle ve onun daire-i kudsiyesine dehalet etmekle kurtulacak ve imanınızı kurtararak, idam-ı ebedî zannettiğiniz ölümü bir hayat-ı bâkiyeye tebdil edeceksiniz”.

Rehberler, 134, Gençlik Rehberi’nde geçen;

“Evet bu asırdaki insanları saadete kavuşturacak eser ancak Risale-i Nur’dur. Bu hüküm Nur Risalelerini okuyanların kat’i bir hükmüdür. (…) Nasıl Kur’an-ı Kerim’e sarılanların dünya ve âhiretleri mamur olursa; O’nun parlak ve yüksek bir tefsiri olan Risale-i Nur’u okuyup amel edenler de hakiki saadete erişeceklerdir.”

Bediüzzaman Said Nursî, 277, Kastamonu Hayatı’nda geçen;

“(…) işaret ve beşaret-i Kur’aniyede ifade eder ki: “Risale-i Nur dâiresi içine girenler, tehlikede olan îmanlarını kurtarıyorlar ve îmanla kabre giriyorlar ve Cennete gidecekler.” diye müjde verirler.”

s. 312’de geçen;

Evet, Risale-i Nur’un bu dehşetli zamanda kazandırdığı iki netice-i muhakkakası, her şeyin fevkindedir; Başka şeylere ve makamlara ihtiyaç bırakmıyor.

Birinci Neticesi: Sadakat ve kanaatla Risale-i Nur dairesine giren, îmanla kabre gireceğine gayet kuvvetli senetler var.”

Kastamonu Lâhikası, 47’de geçen;

“fefi’l-cenneti hâlidîne” âyetinin sırrıyle, “Risale-i Nur talebeleri, îman ile kabre gireceklerdir” tebşîratının (…)” Cümlelerde Said Nursi; kurtuluşun, cennetin, gerçek saadetin yolu olarak Risalelere sığınmayı, kutsal cemaatine girmeyi, Kur’an’la yetinilmeyip Risalelere tabi olunması gerektiğini söylemektedir.

Risalelerin yolunda çalışmak, hizmet etmek günahlara kefaret midir?

Sikke-i Tasdik-i Gaybî, c. II, s. 2061. de geçen;

“Kur’an lemeatlarına ve dellâlı bulunan Risale-i Nura değil ilişmek, tamamiyle terviç ve neşrine çalışmaları elzemdir ki, geçen dehşetli günahlara keffaret ve gelecek müdhiş belâlara ve anarşistliğe bir sed olabilsin.” Cümlesiyle Said Nursi af olmanın yolu olarak Risale propagandasını ve yazımını göstermektedir.

Risale-i Nur; bela ve musibetleri def edip kendisine itiraz edenlerin başlarına bela veya musibetler getirir mi?

Şuâlar, 308-311, Onüçüncü Şua’da geçen;

“İşte Üstadımız Bediüzzaman Hazretleri uzun senelerdenberi “zındıklar Risale-i Nura dokunmasınlar ve şakirdlerine ilişmesinler. Eğer dokunurlar ve ilişirlerse, yakından bekliyen felâketler, onları yüz defa pişman edecek,” diye Risale-i Nur ile haber verdiği yüzler hadisat içinde işte zelzele eliyle doğruluğunu imza ederek gelen dört hakikatlı felâket daha…Bütün arkadaşlar lâ ilâhe illallah zikrine devam ediyorduk. Zelzele bütün şiddetiyle devam etmekteydi. O sırada hatırımıza geldi, Risale-i Nur’u aşkla ve bir saikle üç-beş defa şefaatçi ederek Cenab-ı Hak’tan halâs ettik.(Bu apaçık şirk değil midir?) Elhamdulillah derhal sakin oldu…Zındıka tarafdarları mübarek Üstadımızın ihbarları olan ve Risale-i Nur’un büyük kerametlerinden olup… zelzele eliyle gelen beliyyelere ehemmiyet vermek istemiyorlardı.”

Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 270’de geçen;

“Şimdi tam tahakkuk etti ki; zelzele, Risale-in-Nur ile alâkadardır. …bu şiddetli zelzelenin gelmesi gösteriyor ki; Risale-i Nur, bir vesile-i def’-i belâdır… tatile uğradıkça belâ fırsat bulup gelir.”

Kastamonu Lâhikası, 14’de geçen;

“Kardeşlerim, bu zelzele benim itikadımca Şakk-ı Kamer gibi bir mu’cize-i Kur’an’dır. En mütemerridi dahi tasdike mecbur eden bir vaziyete girdi.”

Bediüzzaman Said Nursî, 557, Afyon Hayatı’nda geçen;

“ Pek çok tecrübelerle ve hâdiselerle kat’î kanaat verecek bir tarzda Risale-i Nur’un ağlamasiyle, ya zemin titrer veyahut ağlar. Gözümüzle çok gördüğümüz ve kısmen mahkemelerde dahi isbat ettiğimiz gibi, tahminimce, bu kış, emsalsiz bir tarzda bidayette yaz gibi gülmesi, Risale-i Nur’un perde altında teksir makinesiyle gülmesine ve intişarına tevafuku ve her tarafta taharri ve müsadere endişesiyle tevakkufla ağlamasına, birdenbire kış, dehşetli hiddeti ve ağlamasiyle tetabuku, kuvvetli bir emaredir ki, hakikat-ı Kur’aniyenin bu asırda parlak bir mu’cize-i kübrasıdır. Zemin ve kâinat onun ile alâkadar.” (Risale için asfalt-yer ağlamış bee!)

Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 35’te geçen;

“Risalet-ün-Nur’un intişarına karşı gelen düşman ve casuslara mukabil bir tek fare çıktı, planlarını zîr ü zeber etti.”(Hayret abartının bu kadarına..Risale farelerin eline kalmış!)

Şuâlar, 361-362, Ondördüncü Şua’da geçen;

“Her ihtimal var ki; mübarek soba, benim teessüratımı ve tazarruatımı dinliyen tek ve menfaatli arkadaşım bana haber veriyor ki: “Bu zindan ve hapishaneden gideceksin, bana ihtiyaç kalmadı…” (Said; sobayla konuşup sobadan alıyor haberi!!)

Şuâlar, 413, Ondördüncü Şua’da geçen;

“ Aynı saatte, ağır penceremiz adeta sebepsiz kablarım ve şişelerim ve yemeklerim üzerine düştü. Biz tahmin ettik ki, hem camlar, hem bütün şişe ve bardaklarım kırıldılar ve içlerindeki taamlar zâyi’ oldular. Halbuki, hârika olarak hiçbir kırık ve zâyiat olmadı. Yalnız bana hediye gelen pişirdiğim et döküldü. Fakat Nur’un namzed yeni talebelerine kısmet oldu, benim de hediye kabul etmemek olan kaidemi muhafaza etti ve birinci hâdiseye hârikalığıyle tasdik edip imza bastı.” (Kapların, şişelerin ve yemeklerin dökülmesi Saidin doğruluğuna delil!!)

Lem’alar, 246, Yirmialtıncı Lem’a’da geçen;

“Risalet-ün-Nur şâkirdlerinin, hüsn-ü hizmetine acele bir mükâfat gördükleri gibi, hizmette kusur edenler dahi tokat yediklerini, Isparta’da olduğu gibi burada dahi gözümüzle gördük. Hacı Osmanla gelince, kapı güya lisan-ı hâl ile ona demiş ki: “üstadım seni kabul etmeyecek fakat ben sana açılacağım” diyerek arkasından sürgülenmiş kapı kendi kendine Mustafaya açılmış. Demek üstadımın onun hakkında, “Mustafa istikbale lâyıktır” diye söylediği sözü istikbal gösterdiği gibi, kapı da buna şahid olmuştur. Evet Husrevin yazdığı doğrudur, tasdik ediyorum. Kapı bu mübarek Mustafayı benim bedelime hem istikbal etti, hem de kabul etti. Said Nursî” (Kapıları konuşturan bir mucize!! Ve Said bunu tasdik ediyor??)

Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, 39-40’da geçen;

“Üstadımız diyor ki: “Benim de kanaat-ı kat’iyyem çok tecrübelerle gelmiş ki, ben Risalet-ün-Nur’un tashihatiyle meşgul olduğum zaman, pek zâhir bir tarzda hem rızkımda bereket, hem suhulet görüyordum. Ne vakit çalışmazsam, o hali göremiyordum.” (Haşa Rezzak Risale olmuş!!)

Şuâlar, 322-323, Onüçüncü Şua’da geçen;

“ Ona “Meyve”deki gençlik ve namaz mes’elelerini okudum ve dedim: Kumar oynama, namaz kıl. Kabûl etti. Fakat haylazlık galebe etti, namaz kılmadı, kumar oynadı. Birden, hiddet tokadını yedi. Üç-dört def’ada daima mağlûb oldu, fakir hâliyle beraber kırk lira ve sako ve pantolonu kumara verdi, daha aklı başına gelmedi. Bu gibi tokatlar daha var; fakat kâğıt bitti, mâna da bitti. Said Nursî”

Cümlelerde değindiğimiz ve değinemediğimiz onlarca saçma sapan iddialara dinî bir cevap veremiyoruz, söyleyecek söz bulamıyoruz. Sadece şunu soralım Nurculara; Üstadınızın tutuklandığı veya Nurculuğunuz yüzünden size menfi bir şey yapıldığı veyahut üstadınız öldüğü gün güneş veya ay tutulsaydı; siz de üsve-i hasene şanlı Resul (s.a.v.) gibi mertçe “güneşin veya ayın tutulmasının bu olaylarla bir alâkası yoktur” diyebilir miydiniz?

“Risalei Nur” darda kalanlara ve günahkârlara yardım eder mi?

Sikke-i Tasdik-i Gaybî s.2102 de geçen bir şiirde:

“Cürmümüzle külhan gibi pürnârız, Dert elinden hem her gün zâr u zârız. Affet bizi madem sana hep yârız, Ey nur-u rahmet-i âlem Risaletü’n-Nur! Çevrildi ateşle bu koca dünya, Bir cehennem gibi kaynadı derya. Yetiş imdada ey şâh-ı evliya! Ey bu zamanda rahmet-i âlem Risaletü’n-Nur!”

Bu şiir Kuran’a göre şirktir. Çünkü af istenecek, sığınılacak, yardım istenecek Risale değil Allah’tır; alemlerin rahmet nuru Risaleler değil Kur’an-ı Kerim’dir.

Risale-i Nur’un manevî kişiliği (her kimse artık!!), ve talebelerinin manevi kişiliği Gavs-ı Âzam mıdır?

İslama göre “Gavs” (kendisine sığınanlara yardım eden) sadece Allah ‘tır. Aksi inanç ise şirktir. Fakat Kastamonu Lâhikası 121.Mektup ta geçen cümlede Said-i Nursi yardım için şöyle diyor:

“Ben, eskide, Risale-i Nur’un şahs-ı mânevîsini, o imamlardan birisini zannediyordum. Şimdi anlıyorum ki, Gavs-ı Âzam’da, kutbiyet ve gavsiyetle beraber, “Ferdiyet” dahi bulunduğundan, âhirzamanda, şakirtlerinin bağlandığı Risale-i Nur, o Ferdiyet makamının mazharıdır” (Bu inanç düpedüz şirktir.)

Risaleler itfayeciler gibi yangına engel olabilirler mi?

Emirdağ Lahikası, Yirmi Yedinci Mektup, c. II, s. 1723. de geçen:

“ bîçare Ceylan yanıma geldi, dedi: “Biz yanıyoruz, mahvolduk.” Ben de iki gün evvel mağazalarında bulunan Âyet-ül Kübra’nın bir kısım matbu’ nüshalarını yanıma getirmek için söyledim, fakat getirmedi. Demek o ateşi söndürmek için orada kalmıştı. Ben de Risale-i Nur’u ve Âyet-ül Kübra’yı şefaatçı yapıp: “Ya Rabbi kurtar” dedim. Üç saat o dehşetli yangın hücumunda bütün o büyük daireyi mahvetti. Altında ve bitişiğindeki dükkânları bütün yaktı, yıktırdı. Risale-i Nur’un ve Âyet-ül Kübra’nın hıfzında (korumasında) olan mağazaya kat’iyyen ilişmedi ve altındaki şakirdin dükkânı da müstesna olarak sağlam kaldı.” Sözleriyle Said Nursi Risalelerin yangına engel olduğunu, mağazayı koruduğunu iddia ederek şirk işlemiyor mu?

Risale-i Nur’daki uydurma Hadisler ve Said-i Nursi’nin Hadis Uydurmacılığı

Yirmisekizinci Lem’a’da geçen; “Ben ilmin şehriyim Ali’de onun kapısıdır.”

Nur Risaleleri’nde “Keramet-i Aleviye” diye sunulan zırvaların temel dayanağı, işte bu hadistir.

Sözler, 269, Yirmiikinci Söz’de geçen;

“Büyük bir nur lâmbası, Güneştir ki; arzın şarktan geri dönmesiyle yeniden güneşin görünmesi, kucağında Peygamberin (A.S.M.) yatmasiyle ikindi namazını kılmayan İmam-ı Ali (R.A.) o mu’cizeye binaen ikindi namazını edâen kılmış.” (Dünya tersine dönmüşşşşşşş!)

Mu’cizat-ı Ahmediyye/Onüçüncü İşaret’te geçen;

Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm namaz kılarken, hırçın bir çocuk, namazını kat’edip geçtiğinden, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ﻩﺮﺜﺍ ﻊﻁﻗﺍ ﻢﻬﻟﻟﺍ demiş. Ondan sonra çocuk daha yürümemiş öyle kalmış, hırçınlığının cezasını bulmuş.” (Peygamberimize atılan iftira)

Kastamonu Lâhikası, 35, Yirmiyedinci Mektubda geçen;

“Ben namaz tesbîhatının âhirinde otuzüç def’a kelime-i tevhîd zikrederken birden kalbime geldi ki: Hadîs-i Şerîf’te “Bâzen bir saat tefekkür, bir sene ibadet hükmüne geçer.” Risalet-ün-Nur’da o saat var, çalış o saati bul, ihtar edildi.” (işi gücü bırak Risale-i Nur’la uğraşşşşş!)

Mektubat, 410, Yirmidokuzuncu Mektup’ta geçen;

“Bir rivayette, lisanı ehli cennetten sayılan Farisi lisanı….” (Eyvah Farsça bilmeyenler yandı!)

Mektubat, 381-382, Yirmidokuzuncu Mektub’ta geçen;

“ Hadîsin rivayetlerinde var ki: Cenâb-ı Hak nefse demiş ki: “Ben neyim, sen nesin?” Nefis demiş: “Ben benim, sen sensin” Azab vermiş, cehenneme atmış, yine sormuş. Yine demiş: “ENE ENE; ENTE ENTE”. Hangi nevi azabı vermiş, enâniyetten vazgeçmemiş. Sonra açlık ile azab vermiş. Yâni aç bırakmış. Yine sormuş: “MEN ENE VEMA ENTE” Nefis demiş: “Sen benim Rabb-ı Rahîmimsin, ben senin âciz bir abdinim…”( Said-in Allah’a ve peygambere attığı iftira!!)

Şuâlar, 48, Üçüncü Şua’da geçen;

“Kur’an’dan ve münâcât-ı nebeviye olan Cevşen-ül-Kebîr’den aldığım bu dersimi,..

( Said; peygambere ait dediği bu cevşen hakkında maalesef hiçbir kaynak gösterememiştir.)

Şuâlar, 484, Onbeşinci Şua’da geçen;

“Binbir Esma-i İlâhiyyeye sarîhan ve işareten bakan ve bir cihetle Kur’an’dan çıkan bir hârika münâcât olan ve mârifetullahda terakki eden bütün âriflerin münâcâtlarının fevkınde bulunan ve bir gazvede “Zırhını çıkar onun yerine bu Cevşeni oku” diye Cebrail vahy getiren “Cevşen-ül-Kebîr” münâcâtı içindeki hakikatlar ve tam tamına Rabbine karşı tavsifler,”(Ey Said! nerde bu vahiy dediğin iftiranın kaynağı)

Kastamonu Lâhikası, 130, Yirmiyedinci Mektubda’da geçen şu sözdür:

Birden bu gelen Hadîs-i Şerif ihtar edildi: “Ahir zamanda, ihtiyâre kadınların samimî dinlerine ve kuvvetli itikadlarına tâbi olunuz.” (Kur’ana değilde ihtiyar kadınların dinlerine!!!)

Mektubat, 165, Ondokuzuncu Mektub’da geçen;

“Mi’rac gecesinin sabahında (…) Hem Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Kureyş’e demiş ki: “Yolda giderken, sizin bir kafilenizi gördüm; kafileniz yarın filân vakite gelecek. Sonra o vakit kafileye muntazır kaldılar. Kafile bir saat teehhür etmiş. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın ihbarı doğru çıkmak için, ehl-i tahkikın tasdikıyla, Güneş bir saat tevakkuf etmiş. Yâni Arz, O’nun sözünü doğru çıkarmak için; vazifesini, seyahatını bir saat tâtil etmiştir ve o tâtili, Güneş’in sükûnetiyle göstermiştir.” (Said attığı iftirayla güneşi durdurduuuu!)

Lem’alar, 272, Yirmisekizinci Lem’a’da geçen;

Said Nursî, Hacc suresinin 73. ayetinin tefsirinde, ayetin metninden sonra şöyle diyor:

“….Nemrud’u mağlub eden ve Hazret-i Musâ (A.S.) onların ta’cizlerine karşı müştekiyâne: “Ya Rab, bu muacciz mahlukları ne için bu kadar çoğaltmışsın?” deyince ilhamen cevap gelmiş ki: Sen bir def’a sineklere itiraz ettin, bu sinekler çok defa sual ediyorlar ki: “Ya Rab, bu koca kafalı beşer seni yalnız bir lisan ile zikr ediyor. Bazı da gaflet ediyor. Eğer yalnız kafasından bizleri halk etse idin, binler lisan ile sana zikredecek bizim gibi mahluklar olurlardı,” diye …” (Bu da Hz. Musa’ya attığı iftira)

Şuâlar, 228, Onbirinci Şua’da geçen şu;

“Hem meselâ küre-i arzın nevileri adedince başlar ve o nevilerin fertleri sayısınca diller ve o ferdlerin âzâ ve yaprak ve meyveleri mikdarınca tesbihatlar yaptığı için elbette o haşmetli ve şuursuz ubûdiyet-i fıtriyeyi bilerek, şuurdarâne temsil edip dergâh-ı ilâhiyeye takdim etmek için kırkbin başlı ve her başı kırkbin dil ile herbir dil ile kırkbin tesbihat yapan bir melek-i müekkeli bulunacak ki, ayn-i hakikat olarak muhbir-i sâdık haber vermiş.” (Said’in Melekler hakkında ki iftirası)

Hz. Peygambere isnat edilen bütün bu rivayetlerin kaynağı nedir? Bu haberler, hangi hadis kitabında geçmektedir? İşkembeyi kübradan atmak kolay!!

Sözler, 233, Yirminci Söz’de geçen;

(…) Nil-i mübârek, Dicle ve Fırat gibi ırmaklar, (…) hadiste rivayet ediliyor ki: “O üç nehrin herbirine Cennetten birer katre her vakit damlıyor ve ondan bereketlidirler.” Hem bir rivayette denilmiş ki: “Şu üç nehrin menbaları, cennettendir.”(Sait Dicle’yi hadise eklemiş)

Mektubat, 104, Ondokuzuncu Mektub’da geçen;

“Sonra ehl-i keşfin tasdikıyla; yetmiş def’a Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm temessül edip, yakaza hâlinde O’nun sohbetiyle müşerref olan Celâleddin-i Suyutî gibi allâmeler ve muhakkikler ehâdis-i sahîhanın elmaslarını, sair sözlerden ve mevzuattan tefrik ettiler.”

(Keşif yolunu kabul edince , bu durumda; bazı mülhitlerin, fikirsizlerin, hıfzsızların, bilgisizlerin karıştırdıkları uydurma hadisleri o büyük muhaddislerin ayırmalarının ne kıymeti kalır?! Onlar ayırsınlar, siz Resule sorup (!) onların ayırdıklarını tekrar sokuşturun… Bundan daha kötü ne olabilir ki! )

Şuâlar, 433; Müdâfaalar’da Peygamberimize şöyle iftira atmaktadır:

“Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm, bazı hâdislerle Ümmet-i Muhammediyenin ömrünün binbeşyüz seneyi pek geçmiyeceğini söylüyor.”

http://www.aliumuc.com/?sf=13

[/private]

Reklamlar

107 thoughts on “Risale-i Nur’da tehlikeli sözler !

Add yours

  1. selam arkadaşlar…

    Risalei nurun çürütülecek hiç bir tarafı yoktur. Çünkü kendisi kökten çürüktür. Hristiyanları şehit ilan eden bir islami öğretinni ne kadar ayakta kalabileceğini düşünüyorsunuz ki? Evet, bu ülkede risale-i nur okuyanlar çoğalıyor. Ama unutmayın ki, Tolstoy okuyanlarda çoğalıyor. Ve dahası okuduğunu anlayanlarda çoğalıyor.. Esir denen şey üzerien kurduğu safsataların, esir ile birlikte çöpe gidişi gibi mevzuları bilenlerin sayısı da..

    Risale-i nurdan herhangi bir cümle (ki zaten en az bir paragraf tutar) bir felsefe dersinde dönem boyunca öğretilen tüm safsataları kapsamak dışında hiç bir edebi, ilmi vs. anlam taşımaz…

  2. DEĞERLİ ARKADAŞLAR

    Risalecilerle ilgili bir kaç madde söylemeden geçemiycem…

    1. duygusaldır, şiddete temayülü yoktur.
    2. kuran, saidi nursi ve risali nurlar konularında çok iyi ikna edilmiştir.
    3. bu hususlardaki aksi yorumlara karşı karşındakini ikna edemez, beyninin “red” mekanizması çalışır.
    4. muhatabına karşı önce ılımlı gibidir, ama sonra onu islami terimlerle (kafir, zındık) alt edebileceğini sanır.
    5. “abilerinin”, nurcu yayınların propagandist sözlerini adeta “vahiy” gibi kabul eder ve “1450 yıldan beri İslamiyet öyle yüksek dahi zeki insanları barındırmıştır ki zındıkların en üstünü dahi bunu inkar edememiş” der!
    6. asla bağımsız, özgür düşünemez. çünkü aldığı eğitim böyle düşünürse dünya ve ahiret hayatının mahvolacağını vaz eder…

  3. Arkadaşlar
    Bu arada Osmanlıca kelimeleri ile dolu Risalei Nuru çök iyi yetişmiş hocaları dışında kimse anlamaz.Dinlerken çok sıkıntı çekilir,abi okur ama öğrencilerin zihinleri bambaşka yerdedir.Risaleler ancak arapça ve Osmanlıca kelimelerine aşina olanların ve edebi bir dili anlayabilenlerin anlayabileceği bir kitaptır…:)))

  4. Değerli arkadaşlar..

    Risale-i Nur kabulculeri kendi iç tarikat bendeleri ya da bu tarikate sevimli bakanlara doğru görünür.

    Tıpkı İmam Turan Dursun’un Risale-i Dursun’u gibidir.

    Farklı radikal bir bakıştır.

    Her ikisinin de Kuran-ı Kerim’i ana temasını saptırdığı gözlemlenebilir.

    Kendi açılarından her ikisi de şeyhtir.
    Turan Dursun bundan farklı olarak ”bilimsellik(!)”süsü vermiştir.İnanan müridi de pek çoktur.

    Durum bundan ibarettir.

    farkındalık ve sevecenlikle…

  5. SLM, ya kardeslerim, bizler,DIN günün de Risale-i Nur dan mi sorguya cekilecegiz yoksa Kuran dan mi??
    Zuhruf44 Bu Kuran Sana ve Kavmine(ulasan her insan topluluklarina)bir ÖGÜTTÜR ve siz ileride O ndan SORGUYA cekileceksiniz.

    Selametle kaliniz.

  6. anlayana “Kuran” tek ve ebedi “Risalei Nur” olarak elbette ebediyen yeterli olmalidir. (Cinn 22-23 & Nisa 174…

  7. said sursiyi değerlendirirken neden nurcularla birlikte bakıyorsunuz..bazı şeyleri anlatırken neden sadece birer paragraf veya cümle şeklinde veriyorsunuz?biraz daha bütünü verin…ben nurcu değilim ancak said nursinin büyük bir alim olduğundan yana hiç şüphem yok…dikkat edin islamın hakkını vereceğim diye bir alime buğz etmiş olmanızın ahirette size neler getireceğini bir düşünün?..allah herkese hidayet versin…buğz etmemekle birşey kaybetmezseniz ama buğz ettiğinizde ettiğiniz buğz yersiz ise o zaman allah katında mahşerde çok şey kaybedebilirsiniz…

  8. SELAM SAYIN GEREKSİZ

    Saidi nursiye buğz ettiğimizide nereden çıkarttın???

    Biz kuranı kendimize biricik rehber kabul etmiş kimseleriz fikirleri tartışırkende kuran eksenli değerlendiririz.!!

    Elbette her insandan yararlanmak lazım ama arkasından gidilecek tek şey kurandır

  9. Selam arkadaşlar…

    Bu kadar ağdalı,müsbet ilmin zıddı,gramer hataları ile dolu,aklı selime zıt düşünen FİKİRLERİ BENİMSEYENLER,YA KÖRÜ KÖRÜ KÖRÜNE BİR İNANÇ İÇERİSİNE GİRMİŞLER VEYA KURAN’I HİÇ KARIŞTIRMA LÜZUMU DUYMADAN OKUDUKLARI BU SAÇMALIKLARI HAK OLARAK KABUL ETMİŞLER,ONUN ESİRİ DURUMUNA DÜŞMÜŞLERDİR.

    ‘’Gerçek bu kuran(insanları)öyle bir şeye(yola)doğrultup götürür ki o,en adil ve doğru yoldur.Güzel amel (ve hareket)lerde bulunan müminlere kendileri için muhakkak bir ecir olduğunu da müjdeler o.’’(17/9)

    Kuran’ın insanları yönelttiği belirtilen en gerekl,en doğru olan yol bir çok ayetlerde belirtilen ‘sıratı mustakim’doğru yoldur.İnsanlar bu yola çağrılır.
    Acaba bu yol’sıratı mustakim’hangi yoldur?
    Çeşitli ayetler ışığı altında hemen söyleyebilirizki,bu yol bilim(akıl ve nakil)yoludur.Çünki kuran her şeyden önce akla ve nakle önem verir.Her ikisinin gayeside insanın saadetini,selametini,mutluluğunu temindir.

  10. selam arkadaşlar…

    Said-i nursi risalei nur okumanın askerlikten ve kutsal savaştan bile üstün olduğunu iddia ederek derki:Risalei nur öyle değerli bir kitaptırki,kuranın onda yansıyan nurlarına hizmet etmek,askerlikten ve kutsal savaştan bile üstündür.Benim elimde fırsat ve param olsa,risalei nur hizmetinde olan değerli kardeşlerimi askerlikten kurtarmak için;bin lira karşılığında bile olsa bedeli;öder ve kurtarırırm onları.(lemalar sayfa:153)

  11. selam yürekten iman edenlere olsun…

    Saidi nursi,kuranın ayetlerinden kendine manalar çıkarmakla kalmamaış,bazı kişilerin sözlerindende kendisinin ve risalei nurun konu edildiğini ileri sürer.Yani tarihin bir döneminde yaşayan kişilerin,sözüm ona saidi nursi ve kitabını haber vermişlerdir gelecek nesillere..:))))))-)

    Hz.ali saidi nursi için ne demiş(!)?
    kasidei celceutiyesinde bakın neler söylemiş,saidi nursiye seslenerek(!):Ey değeri yüce olan ismi azam’mı taşıyan kişi!
    Dövüş korkma!savaş çekinme!!!!
    (sikkei tasdiki gaybi)

    Abdulkadiri geylanide de,saidi nursiden ve eserlerinden söz ederek(!)saidi nursiye şöyle seslenişleri olmuş:Ey müridim!sen zamanın abdulkadir geylanisi ol!tanrıya içtenlikle yönel,said ve mutlu olarak yaşarsın!

    saidi nursi,bu cümlelerle kendisinden bahsedildiğini birtakım cifir oyunlarıyla açıklayarak,kimler tarafından korunduğunu anlatır.

    daha bunlara benzer çok şey var.

  12. sELAM DEĞERLİ ARKADAŞLAR…

    Gerçekte risale-i nur bir tefsir değildir.Kuranın ayetlerinden sadece bazılarını tefsir etmiş,onunda çoğunu saçma sapan ve ilmi olmaktan tamamıyla uzak teviller biçiminde yapmıştır.
    Bir an için diyelimki,risalei nur kuranın tefsiridir.Her tefsir,tefsir edene ait olduğuna göre,risale i nurunda,sait’i nursiye ait olması gerekmezmi???
    Saidi nursi nasıl olurda kendi yaptığı tefsir için(o benim değil,kuran’ın malıdır!!’diyerek,yaptığı saçmalarla dolu tefsiri doğrudan doğruya kuran’a mal eder ve onu övmenin kuran’ı övme yerine geçeceğini ileri sürer???
    Nasıl olurda kendi esaretinden söz ederken(kurandan süzülmüştür!!’diye bir iddia ortaya atar.Ve nasıl olurda,kuran ve hz.muhammed hakkında inmiş olan ayetleri kendi kitabı ve kendisi hakkında inmiş gibi yorumlar?????
    Eğer bir tefsircinin,böyle birşey yapmaya hakkı olsaydı,başka tefsircilere de aynı hakkı vermek g erekmezmiydi?????
    Her tefsirci de aynı yola gitse,eserini kuranın malı ve gökten inmiş gibi gösterse ve ayetlerde övüldüğünü ileri sürse nasıl çıkılır işin içinden????

    Kuran vahiy eseri olduğuna göre,saidi nursi kendi kitabını bu esere mal etme hakkını nasıl kendinde buluyor?????????

    Sonra yaptığı tevil vet tefsirlerde,yanılmış olamazmı????

    Kendi yanlışlarını vahiy,dolayısıyla allah’a dayamakla büyük bir haksızlık,tanrıya karşı büyük bir saygısızlık etmiş olmazmı???????

    Hem saidi nursi,kendi eserini,şimdiye dek yazılmış bütün eserlerden üstün gördüğüne göre,aradaki fark nereden ileri geliyor??????????

    Nursiye göre,hiçbir müfessirin tefsirinde hiçbir arifin sözlerinde bulunmayan tesir gücü risalei nurda varmış…:))

    saygılarımla…

  13. SELAM ARKADAŞLAR….

    Saidi nursi sikkei tasdik-i gaybide diyorki;’şiddetli bir ihtiyaçla istemek,son dereceye varan bir güçsüzlük içinde yalvarıp yakarmak olmuştur.’

    İddiaya bakın!!!
    Şiddetli bir ihtiyaçla istemiş,güçsüzlük içinde yalvarmış da onun için Allah,olağanüstü özellikleri onun sözlerine vermiş.
    Birde,sözlerindeki bu özellik kuran’ı temsil etmesinden geliyormuş(!)
    Peki ama,başkaları içinde tanrıdan o kadar isteyen,tanrıya onun kadar yalvarıp yakaran olmamışmı???
    Yoksa başkalarının duaları,yalvarıp yakarmaları kabul olmuyorda,yalnızca saidi nursininki mi kabul oluyor???
    Başka müfessirlerin,islam bilginlerinin sözleri, kuranı temsil etmiyorda yalnızca saidi nursinin sözlerimi kuran ı temsil ediyor????

    Hem saidi nursinin sözlerinde ne gibi fevkaladelik,ne gibi üstünlük,ne gibi olağanüstü özellik var???
    Olağanüstü tesiri varmış.Kim söylüyor???
    Saidi nursi,birde çeşitli nedenlerle ona bağlı olanlar söylüyor.Hani ne derler:Şeyhin kerameti kendinden menkul.’:)))

    Saidi nursi ve izindekilerin ileri sürdükleri de öyle.Nursi,kendi kendi kerametini kendisi naklediyor.Onun izindekiler de daha da abartarak aynı’nakli’yaymaya çalışıyorlar.Yani,bu iddialara aklı başında ve tarafsız kişilerden katılanlar yok…
    saygılarımla…
    toprakerdem2005@hotmail.com

  14. selam gönülden boyun eğen ve salatı ikame edenlerin üzerine olsun…

    Şeyh behid saidi nursiye şu soruyu sormuş:Avrupa ve osmanlı devleti hakkında ne düşünürsünüz?’Saidi nursi hemen şu karşılığı verir:Avrupa müslümanlığa gebedir ve bir gün onu doğuracak.Osmanlı devleti de avrupaya gebedir,oda onu doğuracak.

    BU,SON DERECE ‘HİKMETLİ'(!)BİR SÖZMÜŞ GİBİ,NURCULAR HEMEN HERŞEYDE YAZARLAR VE SÖYLERLER.BU KEHANETE GÖRE,AVRUPA HEP MÜSLÜMAN OLACAK,TÜRKİYEDE HEP HİRİSTYAN OLACAK.
    BU KEHANETİN DOĞRU ÇIKTIĞINI İSPATLAMAK İÇİN,NURCULAR NEYİ GÖSTERİRLER BİLİYORMUSUNUZ??ALMANYADA AÇTIKLARI ÜÇKAĞITÇILIKTAN BAŞKA BİR İŞ GÖRMEYEN RİSALE-İ NUR ENSTİTÜSÜNÜ GÖSTERİRLER.ASLINDA ENSTİTÜ FİLAN DEĞİL,AMA BU ADI VERMİŞLERDİR.
    NURCULAR ,ÜSTATLARININ KEHANETİ ÇIKIYOR,HATTA ÇIKMIŞ GÖSTERMEK İÇİN:”ALMANLARIN FEVC FEVC ,YANİ BÖLÜL BÖLÜK MÜSLÜMAN OLDUKLARINI”HABER VERİYORLAR.HATTA,’AMERİKAN’INDA MÜSLÜMAN OLACAĞINI’İLERİ SÜRÜYORLAR.

  15. Aslolan etraftaki tenkitlere bakmadan ihlasla Allah’a ibadet etmektir.Rabbim cümlemizi gıybetlerden korusun.Cümlemizi Kendisine (cc) tam olarak tevekkül etmiş müminlerden eylesin…Amin.Ecmain.Cümlemizi şu garip zamanda ihlasla İslama hizmet edenlerden eylesin…Saygılarımla…

  16. tenkit ettiğiniz eser ve müellifi bu asırda iman ve kur’an hakikatlarının en şeffaf ayinesi olmuştur .sizler haddinizi bilmeyerek garaz niyetiyle okuduğunuz için istifade edemezsiniz.Risale-i nurda anlatılanlar ya bir ayet mealine ya da hadis mealine dayanıyordur.bu eserleri müslümanım deyip de bu şekilde tenkit etmek insafsızlıktır,haddini bilmemektir.kur’an bize yeter deyip tek gayesi kur’anın ayetlerinin manalarını açıklamak ,ispat etmek,mucizeliğini göstermek olan risale ve üstada laf söylemek ahiret mesuliyetini de beraberinde getirir.ihlas nedir? önce onu öğrenin.

  17. kendisine faydası olmayan insanın, binlerce insanın imanının kurtulmasına vesilen olan bir eserin yazarını bu kadar eleştirmesi insafsızlık. Oysa Kuranı rehber alan bir müslümanın hataya düşen kardeşleri için dua etmesi gerekirdi.

  18. Selam Arkadaşlar…

    Sanırım insanlar görmek istediklerini ve duymak istediklerini anladıkları sürece anlaşmak mümkün olmuyor…
    Anlaşabilmek için çok zaman yazının ve sözün yeterli olmadığını düşünüyorum bu yüzden… Anlaşabilmek için bunlardan çok daha fazlasının gerekli olduğunu düşünüyorum.. Ne mi ?
    İstemek, çaba göstermek ve içindeki engelleri aşabilecek iradeye sahip olmak…

  19. S.Aleyküm,yukarıda insaf ve merhamet,ilim ve hikmet ölçülerine uymayan,mesnetsiz ve önyargılı mücerret kin ve husûmetin bir yansıması,cehalet ve garazın bir tezahürü olan delilsiz tenkid ve değerlendirmelere katılmak mümkün değildir.
    Âcizane müftülük yapmış,hafızü’l-Kur’ân bir İlahiyatçı,Hadis,Tefsir ve Arapçada yıllarını vermiş eski bir eğitimci olarak Risale-i NUR’dan çok istifade ettim ve etmeye de devam ediyorum.KUR’ÂN’a ve Hadis-i Nebevi’ye aykırı tek bir cümle görmedim.Peygamber (s.a.v)’in varislerine böylesine edepsiz ve insafsızca saldırmak haddi aşmaktır.Bir İslâm alimine,bir Müceddid-i Âzama saldırmanın (bütün ehl-i ilim ve Allah dostları da bu silsiledendir) mânevi vebali büyüktür.Kardeşlerim,tevbe edin,yeniden araştırın ve inşaallah haddi aşmadan istikamet üzere olun.Selam ve dualarımla…

  20. yaw arkadaş risalerden bu anlamlar nasıl çıkarıyorsun anlamak mümkün degil said nursi sadece kuranı anlamaya ve anlatmaya çalışmış yazdıgı risalerde de islamın kuranın hak oldugunu ispata çalişmıştır ben yılardır bu risaleri okurum hiç te senin çıkardıgın anlamları çıkarmadım islamın yasaklandıgı dönemde risaleri toplatan zihniyete karşı risalerin ülvi bir amacla yazıldıgını o dönemde yaşayan insanların tekrar kuranı iyice anlamalarını saglamaya dönük bir mücadele döneminin ürünleridir kimse bediüzamanın dehasını peygamberlik velilik yada başka şekilde algılamamıştır ki kendisini en az yüz yerde aciz bir garip olarak nitelendiren bu zat ta niye böyle saldırırsınız anlamak mümkün degil bir art niyet var ama nee

  21. Selam Fatih;

    Yukarıda yazanlar risalelerde var mı yok mu? Ötesi senin kuruntuların.

    Muhabbetlerimle…

  22. Şualar, Birinci Şua, Yirmi dördüncü Ayette geçen; “Kur’an’ın gizli hakikatleri Risale-i Nur ile birlikte bize iniyor!!…” (Vahiylemi,ilhamlamı?)

    Zülfikar Mecmuası, 436 da geçen;

    “EY RİSALE-İ NUR! (…) Sen, “Ben, Rabbânî ve Kur’anîyim. Öyle kuru kavak değilim. Şevkli ve şa’şaalı ve nûrâniyim. Bir Hayy-ı Lâyemût’un eserinden fışkıran, lâyemût san’atlı ve kerâmetli bir nurum. Cansızlara can ve canlılara taze can üflüyorum. Bin, dertlere derman ve âlemlere rahmet-i Rahmânım. İnat ve ısrarı bırak. Beni oku ve beni dinle. Karanlığa ve hiçe giden, hesapsız ve hedefsiz yolundan seni kurtarıp, kokocaman bir saadet ve sermediyet âlemi kazandırayım.” diye nidâ ediyorsun”.

    Yukarıda alıntı yaptığımız kısımlara Kuran’ın cevabı şudur.
    Bakara Suresi
    78. Içlerinde ümmî olanlar da vardir ki Kitap’i bilmezler, sadece anlamini bilmeden okuyuslar/hurafeler/hayal ve kuruntular bilirler. Onlar yalniz saniya saplanirlar.

    79. Yaziklar olsun o kisilere ki, Kitap’i kendi elleriyle yazarlar da sonra onunla basit bir karsilik satin alsinlar diye, “Iste bu, Allah katindandir!” derler. Vay haline onlarin, ellerinin yazdiklari yüzünden! Vay haline onlarin, kazanip durduklari yüzünden!

    Kuran’a iman etmiş her müslüman vicdanında bu ayetleri ve risalelerden aldığımız alıntıları karşılaştırmalı.

    Lokman Suresi
    33. Ey insanlar! Rabbinizden korkun! Herhangi bir şeyde babanın, evladı; evladın da babası yerine karşılık ödemeyeceği günden ürperin! Allah’ın vaadi haktır; dünya hayatı sizi sakın aldatmasın. O yaman aldatıcı, sakın sizi Allah ile aldatmasın!

    Fatır Suresi
    5. Ey insanlar, Allah’ın vaadi haktır! O halde iğreti dünya hayatı sizi sakın aldatmasın! O yaman aldatıcı, o çok gururlu, sizi sakın Allah ile aldatmasın.

    Araf Suresi
    30.Bir kısmını iyiye ve güzele kılavuzladı, bir kısmının üzerine de sapıklık hak oldu. Onlar, Allah’ı bırakıp şeytanları dost edinmişlerdi. Bir de kendilerinin hidayet üzere olduklarını sanırlar.

  23. Yukarıda yazdığınız herşeyin elbette cevabı vardır.

    ama bu sorulardan çok niyetiniz ne onu merak ediyorum.uğraşacak bütün meseleleri hallettik zannedersem kardeş kardeşe yiyoruz birbirimizi.

    ne kadar manasız ve ne kadar bait davranışlar.biz istifade ettik risale i nurdan sen edemeyebilirsin. ama bu reddimi icab ettirir.
    Biz bilirizki elbette kuranın bir harfi risale i nurdan daha değerlidir.

  24. Selamlar, Risale-i nur’la ilgili tenkitlerinizin bir çoğunu okudum,
    mesela.”Kastamonu Lâhikası, 130, Yirmiyedinci Mektubda’da geçen şu sözdür:
    Birden bu gelen Hadîs-i Şerif ihtar edildi: “Ahir zamanda, ihtiyâre kadınların samimî dinlerine ve kuvvetli itikadlarına tâbi olunuz.” (Kur’ana değilde ihtiyar kadınların dinlerine!!!)
    Mektubat, 165, Ondokuzuncu Mektub’da geçen;
    Şimdi yani bu o kadar menetsiz kıyaski, peki o ihtiyare hanımlar neye tabi oluyorlar sizce, kUr’an’dan başka bir yeremi, Rirale-i nur’u belki 10 defa tekrar etmişim, ve sizin bu sorularınıza her cevab verilebiliri ama Ama Esas olan gerçekten Hak_ı teslim gayeniz olması,Eğer bir camdan bahar bahçesine bakarken yanlız cama odaklanırsanız, camdaki lekeleri görürsünüz ve o lekeleri bahçeye teşmil etme ihtimali var, ama bahçeye nazarınızı odaklarsanız gülistanı görürüsünüz, Lütfen bir bilene danışalım, bu eselerle binlerce milyonlarca insan İmanını kurtarmıştır, ve biz Üstadı Bize allah’ımız ve peygamberimizi en iyi asnlatan rehberlerden biri biliyoruz,ona olağanüsütü makamlar yakıştırmıyoruz. cımbızı bırakalımda hakikate penecere açalım vesselam,
    Aşık Uslu Niksarî (ZubeyirGungorUslu)
    Ayyıldız Fm & http://www.ayyildizfm.com
    Gen.Yay.Yön.0542.4230056.Samsun

  25. Bediüzzaman Said Nursî, 277, Kastamonu Hayatı’nda geçen;

    “(…) işaret ve beşaret-i Kur’aniyede ifade eder ki: “Risale-i Nur dâiresi içine girenler, tehlikede olan îmanlarını kurtarıyorlar ve îmanla kabre giriyorlar ve Cennete gidecekler.” diye müjde verirler.” he he uzaklarda aramayın gelin benle takılanlarda cennete gidio gelin(tövbe estafurullah ya Rabbi sen bizleri bu fitnelerden koru)

  26. aman ha aklı kıtlar!!! çıkıpda bizi de cennete ulaştır die takılmayın peşime…en yüce insan nedir biliyomusunuz cennete kendini yakıştırmayacak kadar mütevazi olandır.

  27. sa,
    risale-i nur’u 1981 yılından beri okuyorum. onunla islamı seçtim diyebilirim. 1980 öncesi radikal sol gruplarda aktif olarak çalıştım. dolayısıyla birazcık atesitlik bile vardı. ne zamanki birileri beni risale-i nur ile tanıştırdı (Allah onlardan ebeden razı olsun) o zaman kendimi buldum. yukarıdaki eleştirilerin hiçbirisine katılmıyorum. yıllardır okurum, üstelik roman okur gibi değil, kafa yorarak okuyorum. ayrıca birilerinin okuyup bana anlatmasına da ihtiyaç duymam. o beğenmediğiniz osmanlıca kelimeler üzerinde çalışırım. bediüzzaman hz. risale-i nur’un hiç bir yerinde kendisini Peygamber (ASM)’den üstün gördüğüne şahit olmadım. aksine Efendimiz ile ilgili onlarca sayfa yazısı vardır.
    dolayısıyla bu mesnetsiz ve insafsız eleştirilerinize katılmıyorum.
    sizin yaptığınız bektaşinin namaza yaklaşmayın fıkrasını hatırlatıyor.
    eleştirilerinizin günümüz İslam alemine faydasından çok zarar verdiğini düşünüyorum. eleştirilerin insaf ölçüleri içerisinde olmasını beklerdim.
    sürç-i lisan ettimse affedin.
    ae olun.

  28. Allahtan bu kadar korkan bir kulun, hayatını sürgünle çileyle geçirmiş, dünyalık namına hiç bir emeli olmayan, Allahı anlatıp sevdirmeyi gaye edinmiş iyiligi emredici kötülükten yani bilimum günahlardan sakındırıcı arapçayı farsçaya vakıf bir islam aliminin müslümanlara hele türklere nasıl zararının dokunulacagını düşünebiliyoruz vallahi hayret!!!

  29. bir iddiaya göre; said nursi hakkinda peygamberlik iddiasinda bulundugu gerekcesiyle acilmis davalar varmış ve bu belgeler arşivlerde imiş. ben bu iddiayı ilk duydugumda cok gülmüştüm ama şimdi aklimda bir soru işareti oluştu.
    gercekten boyle bir dava söz konusu mu ve eger var ise said nursi nasil berat etmis.

  30. Bu konuları araştırma zahmetine girdiğiniz külliyatın Tehlikeli olmayan kısımlarınıda Allah rızası için okusaydınız bu kirletmeyi yapmazdınız…!

  31. saidi nursiyisavunanlar saidi nursinin büyük bir evliya olan Abdulhamid!i tahtan inditmesine ne diyeceksiniz bakalım

  32. … bi siz mi biliyorsunuz herkesi yadırgayan söylemlerle kafir diyorsunuz ve insanları şüpheye itme ugraşında yeni bir din mi peyda ediyonuz…..

    size itimat edenler sizin gibi cahiller ve okudukları şeyleri anlamayanlardır….
    Ali aksoy aklını devşir yoksa o aklını artık şeytanın ve nefinden kurtarma yolları ara….

    sen kimseyi begenmiyorsunya ben sizi begeniyorum neden mi şu ayetler sizi iyi anlatmıştır….

    4- Ve onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar.

    5- İşte bunlar, Rablerinden olan bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler bunlardır.

    6- Şüphesiz, inkar edenleri uyarsan da, uyarmasan da, onlar için fark etmez; inanmazlar.

    7- Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir; gözlerinin üzerinde perdeler vardır. Ve büyük azap onlaradır.

    8- İnsanlardan öyleleri vardır ki: “Biz Allah’a ve ahiret gününe iman ettik” derler; oysa inanmış değillerdir.

    9- (Sözde) Allah’ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller.

    10- Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azap vardır.

    11- Kendilerine: “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde: “Biz sadece ıslah edicileriz” derler.

    12- Bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değildirler.

    13- Ve (yine) kendilerine: “İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin” denildiğinde: “Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?” derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama bilmezler.

    14- İman edenlerle karşılaştıkları zaman: “İman ettik” derler. Şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında ise, derler ki: “Şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz.”

    15- (Asıl) Allah onlarla alay eder ve taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarına (belli bir) süre tanır.

    16- İşte bunlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almışlardır; fakat bu alış-verişleri bir yarar sağlamamış; hidayeti de bulmamışlardır.

    17- Bunların örneği, ateş yakan adamın örneğine benzer; (ki onun ateşi) çevresini aydınlattığı zaman, Allah onların aydınlığını giderir ve göremez bir şekilde karanlıklar içinde bırakıverir.

    18- Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı dönmezler.

    bakara suresi…

    xxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

    admin: Hakaret içeren kelimeler editlenmiştir.

  33. ALİ AKSOY SİZİ BU AYETLERİ ANLAMAYA DAVET EDİYORUZ…

    11- Kendilerine: “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde: “Biz sadece ıslah edicileriz” derler.

    12- Bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değildirler.

    13- Ve (yine) kendilerine: “İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin” denildiğinde: “Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?” derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama bilmezler.

  34. sende kendini islam erimi sanıyorsun said nursinin çekytiği işkencelerin sen acaba bir gününü çekebilirmisin. risaleinur kurandan gelmiştir. ve kuranın malıdır .sen değil hiçkimse ondaki hakikatlere dil uzatamaz. eğer kendine güveniyorsan gel ebedi cehennem için sözleşelim ben yoktur diyorum. varsa ebedi cehennemi kabul ediyorum peki ya sen? kabul ediyormusun?

  35. Kur’anı kerim ilahi bir kitap olduğu için şüphesiz tam ve noksansızdır.Ancak Risale-i nur külliyatı bir kişinin kaleme aldığı ayet ve hadislerin tefsiridir.Elbette tefsirde kusur ve noksanlıklar olacaktır.Risale-i nurdan başka birçok tefsir yazılmıştır, bunlardada sayısız eksiklik ve hatalar vardır. Bilim ve teknolojinin geliştiği bu zamanda dahi Kur’anı azimüşanın tam olarak tefsiri hazrlanamamakta ayetlerin içinde sır ve teferruatların detayına inilememektedir.kaldıki risale külliyatındaki hatalar ve noksanlıklar elbete eleştirilebilir , açıklık getirilmek üzere yorumlanabliri.Kuran-ı azmüşan dururken, risale-i nura sıkı sıkıya sarılmak yanlıştır.Müslümanların ve özellikle mü’minlerein cemaatlere ayrılması islamiyeti ileri değil geri götürür.Elbette dinimizi iyi anlamak için risale_i nurdanda, diğer gerçek hadis ve fıkıh kitaplarındanda ,diğer alimlerin tefsirlerindenda faydalanmak lazım. Örneğin Seyyit Kutubun, Hamdi Yazırın vs. tefsirlerinden faydalanılamazmı?İlleki risaley-i nur demek tamamen cemaatcilik olur.Amaç dini öğrenerek imanlı ve ihlaslı yaşamak değil mi?

  36. birincisi ben kendime islam eri demedim
    ikincisi cennet ve cehennem uzerine iddiavari sozlesme yapmak bizim dinimizde yoktur kimin cennetlik kimin cehennemlik olacagini Allah bilir
    ucuncusu sen bu bos sozleri birak da bana sordugum sorunun cevabini ver
    her iskence cekenin evliya oldugu nerde yaziyor
    eger saidi nursi evkiya ise Abdulhamit i neden tahtan indirdi bana bunu soyleyin bos gazel okumayin
    siz iyisimi taarihi biraz iyi arastirin saglam kaynaklrdan
    saidi nursi ayni zaman da kurt teali cemiyatinin kuruculari arasindadir inanmiyorsaniz bir bilene sorun arastirin dedikleimin yalan oldugunu isbatlayin bakalim 2+2 dort edercesine

  37. bu arada dogru soz soyleyenler her zaman benim gibi sakin davranir ama siz ya uygunsuz soz soykuyorsunuz bu sozum salime yada said gibi cevap verecegine konuyu saptirirlar

  38. Sitenin hepsini inceleme imkanı bulamadım. (Buna geniş bir zaman ayrımam gerekiyor) Ayrıca sık sık linki verilen hanifdostlar sitesi de ya kapatılmış ya ben ulaşamıyorum. Ancak çok merak ettiğim bişey var.
    Bunu başta Ali Bey’e sonra tüm site ziyaretçilerine soruyorum. Ali Bey ve taifesinin saldırmadığı, aşağılamadığı, karalmadığı ya da reddettiği (ki buna peygamber sözleri olan hadisler de dahil) bir kısım, bir mezhep bir imam, bir önder, bir tarikat, bir cemaat, bir fakih… var mı acaba?
    Bu soruya verilen ya da sitede görülen cevap bu arkadaşların samimiyetleri ve niyetleri konusunda beni şüpheye düşürüyor. 😦

  39. ALİ AKSOY sizin sadece siyasi bir acıdan olaylara yaklaştığınız kanatındayım faşist bir yaklaşım içinde olduğunuzunda farkın dayım kuran ı kerim kavmiyetcılığıde yasaklar nerdeyse size karşı görüşe sahip tüm müslümanları müşrik ilan ettiniz peygamber a.s.v sevmeyi ona uymaya calışan insan ları beyen miyorsunuz kuran a kafanıza göre yorum yapıyorsunuz acaba hangi ilim tahsilini yaptınız kuranla ilgili mealden okuyup olmuyo malesef o zaman herkez bir şey uydurur herkezin kendi dini olur kuran a uyacaksan peygamberi s.a.v tanıyacaksın o yaşayan kurandı ozaman kuranı anlamaya başlarsın ayetlerin iniş sebep lerini dahi bilmeden kafirler hakkında inen ayetleri muslumanlara hakaret etmet için sölüyorsun atalarımızın dini deyil muhammede s.a.v. inen islam dinine inanıyoruz biz ,kuranda ona vahiy edildi ayrıca evliyaların kerametleri aslen peygamberin mucizeleridir ALLAH c.c. istediğine istediği özelliği verir saidi nursiye bir özellik verdiyse o ALLAH c.c. lufudur senin beyenmemek gibi bir lüksün yok bişri hafinin hayatını oku bak nası kullarının bazılarını bazılarına üstün kılıyo sarhoşu evliya ediyo müslümana kafirdiyen küfre düşmüştür.fesat cıkarmayın tafsiyem tövbe edin edinki kurtuluşa eresiniz.

  40. Böyle bi karalama çabası içerisine girmişsiniz ya,Yazıklar olsun sizlere.Niyet kötü olunca kötü düşünceler ortaya atmak kolaydır..Elinizi Vicdanınıza koyun ve Hakkı hak sahibine verin.Said Nursi yazmış oldugu eserlerle güttüğü Tek AMAÇ elbette ki İnsanlıgın ahiretini kurtarmaktır..

    Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem,
    Gelenin keyfi için geçmişe asla sövemem.
    Biri ecdadıma saldırdı mı hatta boğarım,
    Boğamazsam hiç olmazsa yanımdan kovarım.
    Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam
    Hele hak namına ölsem haksızlığa tapamam.
    Yumuşak başlı isem kim demiş uysal koyunum?
    Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boynum.
    Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim
    Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim,
    Adam aldırma da git, diyemem aldırırım
    Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.
    Mehmet Akif ERSOY

    Selametle..

  41. Tüm inananlara selam olsun
    Öncelikle Kimse Sait Nursi yi kutsallaştırmaz hele kendisi asla pek çok yerde kendi nefisinden nefsi emmaresinden bahseder kendini küçük görür ve nasihatleri kendi nefsine yapar
    Ayrıca risaleler sadece Kuran ın çok çok çok küçük bir parçası değişik bir şekilde açıklamasıdır ama yok sen Kuran da bu ayette te öle demiyor said burda yanılılıyor diye biliyor isen gelde senin ellerini öpeyim büyük üstad senimişsin

    yok ben onu eleştiremem dersen kendini bilen kişisin demektir zira E.hamdi yazırın arkadaşı ve kuran tevsirinde M.Elmalılı hamdi yazırın yardımcısıdır ancak malum sebeblerden dolayı o dönem çok fazla ilgilenememiş ve nerde ise tamamını Hamdi yazıra bırakmıştır Hamdi yazırın gerçek tevsiri ise tek cilt değildir
    Said nursi büyük bir alimdir bunu kim inkar edebilir ayrıca ilim 3 ay gibi kısa süredede alınır bazı insanlar 50 yılı bir günde kat edebilr ayrıca ilim kime verilir kime verilmez bunu Allah bilir kimsede karışamaz

    risalelere sarılmak kurana sarılmaktır sebebi ise kuranı anlamaya çalışmaktır kuranın mesajı açıktır önemli olan onu okumak değildir onu anlamaktır
    oyüzden derki o size arapça indirilmiştir olurki anlarsınız(anlamanız için).

    ayrıca benim tanıdığım pekçok nur talebesi aynı zamanda hafızdır yani sandığınız gibi kuranı bırakıp risalelere sarılmızlar Kuran ana temadır risaleler onu daha iyi anamk içindir ayrıca bu karalam kampanyası saçmadır hepimiz aynı gemide değililmiyiz
    aynı mücadeleyi vermiyormuyormuyuz kimisi bu savaşta nurcu kimi nakşi kimisi başka bir şeydir aynı karacı havacı ve denizci asker gibi düşman aynı şeytan
    neyin mücadelesi ki bu

    Allah herkese iman kalplerinde kuran peygamber sevgisi ile Allah a sağlam bir kul Peygamberimize layık ümmet olmayı nasip etsin Allah tüm iananları bağışlasın

  42. sevgili hayrfi ayrılıktan kasdını anlayamadım .peygamber sav ümmetimin ihtilafı rahmettir .buyurmadımı.ehli sünnet vel cemaat inancından ayrılmayan sapıtmaz.unutma.allah akıbetimiz hayr eylesin.selamlar

  43. bu
    ülkedeki asıl fesatçıları biz biliyoruz salim arkadaşım.yaşar nuri ve zekeriya beyaz gibi sosyete fetvacılarından başkası değil.Peygamber efendimizden sonra islam alimleri olmasa müslümanların hali nice olurdu.yaşar nuri gibi zekeriya beyaz gibi adamların eline düşürmesin allah.

  44. saidi nursi gibi bir iyi zat.kendisi kürt olabilir milliyetçide olabilir.amerikalı müslüman oluyorda ülkesini savunmuyormu.ümmetçi olalım faşist değil olurmu arkadaşlar.

  45. Bende 35 sendir nur risaleleri ve nur cemaatiyle birlikteyim.Başta Ali aksoy olmak üzere bazı yorumculara katılmıyorum.Çünkü Yorum yapanlar risale-i nurları okumadıkları anlaşılıyor.İnsan bilmediği ve eli yetişmediği şeye düşmandır.Risale-i nurların en büyük maksadı İmanı tahkiki ve kabre imanlı gir-mektir.Milliyetçilerin nurlara karşı çıkmasının altında Bediüzzaman’ın menfi milliyetciliği reddedip sürekli İslam birliğini savunmasıdır.Kendilerini Türk veya kürt milliyetcisi olarak görenler ecnebilerin böl,parçala hedefine alet olduklarının farkındalarsa büyük dalalet içindeler.Allah hidayet versin.Risale-i nurları okuyanlar başkalarıyla münakaşa yapmaz,enaniyet yapmaz,bütün gayeleri Rızayı ilahidir ve başkalarının imanına kuvvet verecek şekilde çalışmaktır.

  46. Mesele bulandırılmış gitmiş.Anlaşılan yazıdan somut bir örnek verilmedikçe de laf gevelenmeye devam edilecek.

    1) Kimin haddidir ki, bu Nurlarda yanlışlık bulsun. (…) Onun için bir harfe dokunmayı azîm bir günah işliyorum telâkki ediyorum.”

    2) “Kimin haddi var ki, risâlelerin birisine el uzatsın veyahut bir sahifesine dil uzatsın, veyahut bir cümlesini tenkid etsin, veyahut bir kelimesine, hatta bir harfine ve belki bir noktasına itirazda bulunsun.”

    Şu iki örneği ele alalım.
    Şimdi bu iki söz risalelerde var mı yok mu?
    Eğer var ise,o zaman risaleleri savunanlar bu sözlere ne yorum getiriyorlar?Açıkça,mertçe yazın buraya,lafı gevelemeyin!!!
    Bu soruya “sait nursi gibi bir zata saygısızlık ediyorsun,vebali büyük olur!” şeklinde cevap verecekler hiç boşuna yazmasın.Sorduğum soruya cevap verin;bu iki sözün bizim anlayamadığımız,ya da anlamak istemediğimiz,kavrayışımızın yetmediği,aslında çok derin bir açıklaması olduğunu düşünüyorsanız o açıklamayı buraya yazın.Laf gevelemeyi bırakın!!!

  47. selamlar.aldatan alçak,aldatan ahmaktır,mü*min alçak ve ahmak olamaz.hata ve kusurdan münezzeh olan ALLAH dır.hakkın süzünün önüne kul kelamı geçerse iş bitmiştir.ben nur toplantılarına katıldım.içlerinde çok faziletli güzel insanlar var,ama hiç biri maalesef herhangi bir kuran meali okumamıştır.mali ve sosyal sebeblerden dolayı bir takım baglılıklarını gördüm.aklı kulanmak yerine her söze emme basma tulumba gibi kafa sallıyarak tasdik ederler.bir soru sordun mu onun cevabını saiti nursi böyle der diye cevab verirler.ALLAH onları nur perest ve said perest olmaktan kurtarsın.şüphesiz hüküm sahibi ALLAHcc.dur.

  48. insanların yanlışları olabilir…said nurside bir insandır…sizde insansınız…sizinde yanlışlarınız olabilir…hepimiz bu konuda aynıyız…yazılan kitaplarda da yanlış olabilir…hatasızlık rabbimize mahsustur… biz insanların yanlışlarını bırakıp dogru söyledigi şeyleri almalıyız…yanlışları tesbit etmeli ve yapıcı bir şekilde uyarımızı yapmalıyız…eger yanlışı gösterirken aşırı tepki verirsek karşıdaki yanlışını savunmaya çalışır…ve bir düzelme olmaz …aranılan ise birbirimizin yanlışlarını güzelce haber verip hep beraber dogruya ulaşmaktır…bizler kardeşiz birbirimize yumuşak davranalım…saidde din kardeşimiz ali de…ikisinin ne güzel yönleri var…ama hatalarıda olabilir…hangimizin yok ki…rabbim hepimizi bagişlasın…

  49. Ali Bey,
    kişininin görünür rütbe-i aklı eserinde; çok cahil olduğun yaptığın bu tenkidlerden anlaşılıyor. Kur’ana muhatab olduğunu zannediyorsun, emekleyen çocuğun 100 mt engelli yarışına çıkması saçmalığı, senin düşünme sistemsizliğinden daha isabetli. Kimsin sen, Kur’anın değil; Kur’anı kendi nefsin için tevil eden, kendi için konuşturan şeytanın tilmizisin, bu halinle. Akıllı ol! Akıl senin kafanda biriken muzahrefat değil, nefsi itminanı, kalbin tasfiyesi, ruhun terakkiyatından sonra; Allah’ın kevniyattaki irade ve tasarrufunu anlayan ve tasdik eden, sadakte diyebilen; hayrı ve şerri tefrik edebilen nurani bir alettir. Senin kafanda biraz yağ ve sinir dokularından müteşekkil et parçasının Allah’ın muhit ve her zaman ve mekana hakim ve hatib olan kelamını anlaması mümkün mü?
    Arkadaşım, tevbe et ve adam gibi bir alim veya muallimin dizinin dibine çök, edebinle İSlamı öğren… Sonra konuşalım

  50. selam öncelikle belirtmeliyimki solcu alevi bir aileden geliyorum nurcuların dersine bir kere gittim ve ondan sonra kitaplarını aldım doğru yolu buldum saidi nursi o gerçektem büyük bir islam alimi peygamber efendimizin hakiki varisi yaşamıyla bunu kanıtlamıştır hayatı boyunca hiç kimseye minnet etmemiştir kimseden nehediye ne para almamıştır bugün birçok din adamları villalarda jet skilerle lüks içinde yaşarken saidi nursi mağarada münzevi hayatı seçmiş rus ve ermenilere karşı bitlisi korumuş gönüllü alay komutanlığı yapmış ve esir düşmüş bir mücahit,kendi deyimiyle 80 küsür senelik hayatımda dünya zevki namına birşey bilmiyorum,sizler onu insafsızca eleştirenler ırkkçı masonlara hizmet ediyosunuz,söylemeden geçemicem neden saidi kürdi diyosunuz,halbuki o imanlı bir türk talebemi cahil imanı zayıf bin kürde değişmem demiştir,siz risaleinura ve yazarına zarar veremessiniz,hepimiz ölücez ama risaleinur kıyamete kadar baki kalıcak inşallah bugün dünyanın her köşesin de risaleinur okunuyor,ali aksoy ırkkkkkkçılığı bırak bak negüzel okadar okul okumuşsun bak yüzün temiz bir insana benziyosun bırak buişleri hayırlı işler yap bak bunu sana 18 yaşında bir genç söylüyor tövbet et rabbim hepimize merhamet etsin.

  51. ali bey sizin neye hizmet ettiğiniz çok şikarunu iyi bilinki güneş balçıkla sıvanmaz sizin tenkitleriniz bize daha çok okuma azmi veriyor

  52. misyonerler bile sarıklı,cübelli,çarşaflı,sakallı müslümanlardan korkmadıklarını söylüyorlar.sadece nurculardan korktukları ve bu kişilerden uzak durmaları gerektiği söyleniyor.risalelerin amacı nedir?
    -insanların imanını kurtarmak,peki peygamberimizin en büyük sünneti nedir?-islamiyeti yaymak ve insanları imanlarını kurtarmak değilmidir.devir cemaat devridir,her nekadar sizin gibi engellemeye çalışanlar olsada bu hizmet inşallah çığ gibi büyüyecektir

  53. toprakerdem
    elmalılı hamdi yazır risaleleri okuyunca daha önce okusaydım tefsir yazmazdım demiş.

  54. Kur’an; şu kitab-ı kebir-i kainatın bir tercüme-i ezeliyesi, ve ayat-ı tekviniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman-ı ebedisi, ve şu alem-i gayb ve şehadet kitabının müfessiri, ve zeminde ve gökte gizli esma-i İlahiyenin manevi hazinelerinin keşşafı, ve sutur-u hadisatın altında muzmer hakaikin miftahı, ve alem-i şehadette alem-i gaybın lisanı, ve şu alem-i şehadet perdesi arkasında olan ve alem-i gayb cihetinden gelen iltifatat-ı ebediye-i Rahmaniye ve hitabat-ı ezeliye-i Sübhaniyenin hazinesi, ve şu İslamiyet alem-i manevisinin güneşi, temeli, hendesesi, ve avalim-i uhreviyenin mukaddes haritası, ve zat ve sıfat ve esma ve şuun-u İlahiyenin kavl-i şarihi, te ra olan İslamiyetin ma ve ziyası; ve nev-i beşerin hikmet-i hakikiyesi, ve insaniyeti saadete sevk eden hakiki mürşidi ve hadisi, ve insanlara hem bir kitab-ı şeriat, hem bir kitab-ı dua, hem bir kitab-ı hikmet, hem bir kitab-ı ubudiyet, hem bir kitab-ı emir ve davet, hem bir kitab-ı zikir, hem bir kitab-ı fikir, hem insanın bütün hacat-ı maneviyesine merci olacak çok kitapları tazammun eden tek, cami bir kitab-ı mukaddes, hem bütün evliya ve sıddikinin ve urefa ve muhakkıkinin fsir-i vazıhı, bürhan-ı katıı, tercüman-ı satıı, ve şu alem-i insaniyetin mürebbisi;. ve insaniyet-i küb muhtelif meşreplerine ve ayrı ayrı mesleklerine, herbirindeki meşrebin mezakına layık ve o meşrebi tenvir edecek ve herbir mesleğin mesakına muvafık ve onu tasvir edecek birer risale ibraz eden mukaddes bir kütüphane hükmünde bir kitab-ı semavidir.
    Kur’an, Arş-ı azamdan, İsm-i azamdan, her ismin mertebe-i azamından geldiği için, On İkinci Sözde beyan ve ispat edildiği gibi, Kur’an, bütün alemlerin Rabbi itibarıyla Allah’ın kelamıdır, hem bütün mevcudatın İlahı ünvanıyla Allah’ın fermanıdır, hem bütün semavat ve arzın Halıkı namına bir hitaptır, hem rububiyet-i mutlaka cihetinde bir mükalemedir, hem saltanat-ı amme-i Sübhaniye hesabına bir hutbe-i ezeliyedir, hem rahmet-i vasia-i muhita nokta-i nazarında bir defter-i iltifatat-ı Rahmaniyedir, hem uluhiyetin azamet-i haşmeti haysiyetiyle, başlarında bazan şifre bulunan bir muhabere mecmuasıdır, hem İsm-i azamın muhitinden nüzul ile Arş-ı azamın bütün muhatına bakan ve teftiş eden hikmet-feşan bir kitab-ı mukaddestir. Ve şu sırdandır ki, Kelamullah ünvanı, kemal-i liyakatle Kur’an’a verilmiş ve daima da veriliyor. Kur’an’dan sonra, sair enbiyanın kütüp ve suhufları derecesi gelir. Sair nihayetsiz kelimat-ı İlahiyenin ise, bir kısmı dahi, has bir itibarla, cüz’i bir ünvan ile, hususi bir tecelli ile, cüz’i bir isimle ve has bir rububiyetle ve mahsus bir saltanatla ve hususi bir rahmetle zahir olan ilhamat suretinde bir mükalemedir. Melek ve beşer ve hayvanatın ilhamları, külliyet ve hususiyet itibarıyla çok muhteliftir.
    Kur’an, asırları muhtelif bütün enbiyanın kitaplarını ve meşrepleri muhtelif bütün evliyanın risalelerini ve meslekleri muhtelif bütün asfiyanın eserlerini icmalen tazammun eden ve cihat-ı sittesi parlak ve evham ve şübehatın zulümatından musaffa; ve nokta-i istinadı, bilyakin vahy-i semavi ve kelam-ı ezeli; ve hedefi ve gayesi bilmüşahede saadet-i ebediye; içi bilbedahe halis hidayet; üstü bizzarure envar-ı iman; altı biilmilyakin delil ve bürhan; sağı bittecrübe teslim-i kalb ve vicdan; solu biaynilyakin teshir-i akıl ve iz’an; meyvesi bihakkilyakin rahmet-i Rahman ve dar-ı cinan; makamı ve revacı, bi’l-hadsi’s-sadık makbul-ü melek ve ins ve can bir kitab-ı semavidir.

  55. PKK ve Hizbullah´a Nurcular set oldu
    Yazar: Kemal Benek
    13.05.2008

    * Doğuda uzun yıllardır devam eden kargaşanın temelinde yatan sebep nedir?

    Gaziantep’te bana, “Doğu insanı dindardır. Nasıl oluyor da dinden uzak bir partiyi, insanları seçiyor” diye soru sordular. Ben de onlara olayları ve sonuçlarını şöyle anlattım:
    Bu olaylara zemin hazırlandı. Örgüt bu zemini kullandı. Türkiye menfi milliyetçilik üzerine tesis edildiği için başka milletleri kışkırtmak gibi icraatlar yapılıyordu. Turgut Özal zamanına kadar Kürtçe konuşmak yasaktı. Eskiden anlatırlardı. Köyden Diyarbakır’a gidenlere Kürtçe soruyorlarmış “Sofi tu kute” yani “Sofi nereden geliyorsun?” Kürtçe cevap verse birkaç kuruş hemen ceza kesiliyor. Tuzağa düşürmek için Kürtçe soruyor, hem de ceza kesiyor. Ulu Caminin önünde Mevlid-i Şerif, Ahmed-i Hani’nin Nubahar eseri yasaktı. Cezalandırırlar diye gizli okuyordum. Buralardan geldik.

    * Terör örgütü de bunları mı kullandı?

    PKK bir hamle yaptı. Bir taraftan dağ kadrosunu oluşturdu, bir taraftan halkın içinde milislerini tesis ettirdi. Hükümetler aciz kaldı. Halk gece dışarı çıkamaz hale geldi. Birileri “ne yapalım bunu” diye toplandı. “Güneydoğu gidiyor. Halk bile elimizden gitti. Rastgele öldürmek de olmaz, ne yapalım şimdi. Mahkemeye sevk ediyoruz, mahkemede beraat ediyor. Mahkeme yoluyla, demokrasiyle bu çözülmez. Adamları tesbit edelim. Onları evlerinden alalım, sokak infazı yapalım, cenazesini atalım” diye düşündüler. Binlerce kişi bu mantıkla her evden, aileden gitmiş. Benim abim Molla Mensur dünyaya bedel bir âlimdi. Şarkın en büyük âlimlerindendi. Gazetelerde beyanatları çıkmıştı. Çok harika bir ilim ve zekâsı vardı. Hiçbir âlim ilmiyle onun yanında başa çıkamazdı. O da bu yöntemle gitti. Her bir ailenin bir ismi bu yöntemle gitmiş. Aile yaralanmış. Şimdi sizin takdirinize havale ediyorum. Sizin ağabeyiniz, babanız asker, jandarma veyahut başka bir güç tarafından evden çıkarılıp götürülse ve daha sonra cenazesini sokakta görsen sen ve sülâlen tarih boyunca o devlete dost olur musunuz? Dost olmak mümkün değil. Belki dağa çıkamaz, ama her türlü fırsatta meselâ ona rakip olanları destekler. Dünyanın en dinsizlerini de getirseler aday gösterseler o insanlar kazanırlar.

    * Bir nev’î intikam hissi mi taşınıyor?

    Evet. İntikam peşindedirler. “Belediye bize hizmet edecek.” Diyarbakır bunun peşinde değil ki. Yapılsın, yapılmasın umurunda değil. Bir rakip arıyor. Güneydoğu, şark sadece bu gibi felâket ve helâketlere maruz kalmamış. Aynı zamanda maddî bir terakkiyat da onlara verilmemiş. İş imkânları da açılmamış. PKK altınla, gümüşle onları kandırmıyor. Bir adam az bir bahaneyle bile bunları dağa çıkarır. Şu anda geçici olarak kontrol altına alındılar. Bitti denemez. Burada kayboldu mu başka yerlerde kendini gösterir. Türkiye büyük bir devlet olduğu halde bu zihniyet onu ne hale getirdi.

    Fakat lillahilhamd Nur talebeleri yine şayanı tebrik hareketleriyle, okuma programlarıyla, batıdan doğuya, doğudan batıya, kuzeyden güneye güneyden kuzeye Kürtleri, Türkleri, Arapları birbirine kucaklattırarak, muhabbetle yaklaşmaları PKK’dan yüzde 50 civarında bir insan koparmaya vesile oldular. Dinî hissiyat yine kendini gösterebilir. Fakat sadık olmak lâzım. Samimî olmak lâzım. Gaziantep’teki cemaate böyle söyleyince oradakiler dedi ki, “Vallahi biz şimdi anladık. Hakikat budur. Artık inşallah bunlar aklı selimle çözülür.”

    * Halk ne istiyor?

    Kimse Türkiye’yi bölmek istemez, ancak Türkiye gibi büyük bir devlet, bu millete kucağını açsın. Oyalamakla, aldatmakla değil samimane yapsın. Risâle-i Nur da, bütün bu şartlara rağmen hizmetini sürdürüyor. O da olmasaydı Türkiye’de Irak’ı, Lübnan’ı, Afganistan’ı geride bırakacak derecede bir iç savaş olacaktı. Bu manevî boyutudur. Maddî boyutlar da olması lâzım. Gerçi şu anda GAP projesine hız veriliyor. Bu biterse bir de samimî bir yaklaşım içerisinde olunursa netice alınır. Bir taraftan askerî operasyonlar yapılsın. Fakat o son çare. Esas işi bitiren o değil.

    * İntikam hissinde bir azalma olmuyor mu?

    Faili meçhul cinayetler bitti. İntikam bitmiyor, o devam ediyor. Çünkü yanlışlar devam ediyor.

    * Ne gibi…

    Birkaç sene evvel köyümüze yakın bir yerde bir cenaze çıktı. O kadar muhtar var “gözaltına alınırım” korkusuyla kimse askere haber veremiyor. Ben çok vicdan azabı çektim. Gittim. Bir petrolün arkasına atılmış, şişmiş cenazeyi gördüm. Karakola haber verdim. Bana “Sen niye bize haber veriyorsun merkeze söyle” dediler. “Burası merkeze bağlı değil, sizin mıntıkanızdadır. Sen gelmek istemiyorsun, o gelmek istemiyor bu cenaze böyle olmaz ki. Bu bir vatandaştır” dedim. Karakol komutanı geldi cenazeyi gördü. Adamın başına kurşun sıkılmış. Komutan küfür etti, bir şeyler söyledi. Askerler de bizim etrafımızda. Güneşin batmasına az kalmış. Komutan neredeyse bana kızacak; “Siz hocalar olarak vazifenizi yapmıyorsunuz. Bu memleket ne hale geldi.”

    * Sizi mi suçladı?

    Evet, beni de suçladı. Ben de durdum biraz. Baktım hissî davranıyor. O anda uzaktan iki kişi geldi. Bana dediler “Hocam ölen filanın oğludur.” “Peki kim öldürmüş” dedim. Komutan da bize bakıyor. “Korucular öldürmüş” dediler. Bu sefer komutan ne kadar hiddet etmiş ise ben hiddet ettim. Komutana döndüm; “Komutanım siz demin bana bir şey söylediniz. ‘Siz hoca olarak görevinizi yapmıyorsunuz’ dediniz. Nasıl görevimi yapacağım? Ben hutbede ‘PKK teröristtir, hep kan döküyor, her türlü terörizm böyledir’ falan diyorum. Bak bu adamın babası benimle birlikte namaz kılıyordu. Bana diyecek ‘hoca efendi böyle saptırıyorsun sen. Her türlü terörizme lânet getirmen lâzım, tek taraflı terörizm olmaz. Bak devletin korucuları tarafından öldürülmüş.’ O zaman ben devlet teröristtir diyebilir miyim? Şimdi beni mazur görün. Hz. Ömer’in adaleti yoktur ki, ona dayanarak konuşalım. Bu çelişki karşısında cami içinde bizi sustururlar. O zaman benim konuşmam beş para etmez. Siz benden beklediğiniz o tesiri de bulamazsınız. İşte biz bu tavır karşısında hayret içerisinde suskunluğumuzu muhafaza etmekten başka çare yok” dedim. Beni dinledikten sonra, “Hocam tebrik ederim, anlıyorum” dedi. Bu sefer o düşünmeye başladı.

    * Emekli genelkurmay başkanlarının açıklamaları nasıl karşılık görüyor?

    Halk böyle bir samimiyet görmemiş ve inanmamıştır. Askere güneydoğu değil batı da güvenmiyor. En son cumhurbaşkanlığı seçiminde gördünüz. Asker hangi konuda karşı çıkıyorsa millet tersini yapıyor. Nerede bu memleketin göz bebekleri? Nerede ‘ölürsem şehidim, kalırsam gaziyim’ inancı? Nerede bu kahramanlar? Halk neredeyse başka bir gözle onlara bakar. Onlar kendini toparlasınlar. Yoksa sadece güneydoğu ve şarkın insanları değil batı da onlara güvenmiyor.

    * Askerler bizim içimizden çıkmıyor mu? Niye farklı düşünüyorlar? Onları değiştiren nedir?

    Türkiye ve dünyada içimizden çıkıyorsa da başa çıkanlar daima başka mecrada gösteriyorlar. Sadece Türkiye’de değil âlemi İslâmın her tarafında baştakiler halkın ruhunu, hissiyatını temsil etmiyorlar. Yabancı insanlar gibi görünüyorlar. Millet ile baştakiler arasında bir kopma var. Zaten terörizmin ilk ruhu buradan gelir; Devlete güvenmemek. Baştakilere güvenmemek. Kendilerinden biri kabul etmemek. Şu anda şark insanı da, batıdaki de hükümet ile devlet arasında kopukluk görüyor. Yüzde 50 aynı partinin oy alması da beni tasdik ediyor. Köyde yaşıyorum, taziyelere gidiyorum milletin hissiyatı böyledir tahmin ediyorum.

    * Halka neler anlatıyorsunuz?

    Bana sorduklarında onlara, “kardeşlerim Nur talebelerinin hedefi Kürdistan, Türkistan, Arabistan değil. Her bir adam Kürdistan, Türkistan, Arabistan kadar bir baki mülk saltanatı iman karşısında ihzar edilmiştir. Bediüzzaman’ın nazarı, dikkati başka âlemdedir. Dünya savaşı umurunda olmayan bir insan böyle küçük muharebelerle uğraşmaz. İşte Nur talebeleri de böyledir. Biz Türklerin, Kürtlerin, Arapların ebedî hayatlarını kurtarmaya çalışıyoruz. Şefkatimiz budur. Şu anda Risâle-i Nurun orijinalini muhafaza etmeye çalışarak Kürtçeye tercüme etmeye çalışıyorum. Tabirler nasıl Arapçadan muhafaza edilerek Türkçeye çevriliyorsa öyle yapıyorum. Bazı tercümeleri köylerde okudum. Dinlediler, “Bu Kürtçeyi biz de okuyacağız” dediler. Risâle-i Nur yanlış imajları da bu memleketten siler.

    * Bu konuda eğitim aldınız mı?

    İlkokul okumadım. Türkçeyi askere gidince öğrendim. Bir senedir Farsça çalışıyorum. Halk benden tercüme etmemi istiyor. Ben de bunun üzerine çok çalışıyorum. Düşünerek, kelime yakışır mı yakışmaz mı dikkat ediyorum.

    * Güneydoğuda Said Nursî nasıl algılanıyor?

    Şu anda zirveye çıkmış. Artık medreseler de yönlendiler. Bismil’de arkadaşım bir çok âlimi bir arada toplamış. Beni de çağırdı. Gittim. Risâle-i Nur’un Kur’ân’ın icazıyla alâkalı ilmî meselelerini onların yanında okudum. Dersi okuduktan sonra hepsi oybirliği ile Üstad’ı tebrik ettiler. Orada bizi dinleyen çok genç de vardı. Çok faydalı oldu. Nur talebeleri Güneydoğuda yeni bir takdirname kazandı. O da şu: Birkaç sene faili meçhul cinayet oldu. Hizbullah adı altında örgütler çıktı. Ehl-i din ve diyanet hepsi karanlık güçlere teslim olmadı. Bazı bilmeyen kişi arkalarından gitti. Bazı tarikat ve sınıflardan arkalarından giden oldu. Ama tek bir Nur Talebesi aralarında bulunmadı ve bu hareketi de tasvip etmedi. Şu anda herkes kendi çocukları için Risâle-i Nur talebelerini tahassüngâh olarak kabul ederler. Biz korkmadan, çekinmeden her yerde ‘Nur talebesi’ diyebiliriz. Takdir ederler. Millet anladı ki bu memlekete hıyanet niyetleri yoktur. Onun için Nur talebeleri Güneydoğuda çok büyük hizmet ediyor. Sadece burada değil yurt dışında da hizmetler devam ediyor.

    * Örnek verebilir misiniz?

    Risâle-i Nur’un bu memlekete kazandırdığı bir fayda da Türkiye’nin itibarını yükseltme hususudur. Amerika bütçesi gibi bir bütçe olsaydı Risâle-i Nur kadar itibar kazandırmazdı. Mekke’ye, Medine’ye gittim, seyyidler cemaatiyle buluştum. Onlara dedim ki, “Ben Türk değilim. Ana dilim Kürtçedir. 20 yaşına kadar Türkçe bilmezdim. Hayatım Arapçayla devam etmiştir. Bir adam Türkçe kitap verse okuyamıyordum. Fakat Risâle-i Nur’un Türkçesinin öyle harika bir lezzeti var ki bir hususiyet kesbetmiş. Benim şehadetim makbuldür. Çünkü ben Türk değilim.” Böyle söyleyince dediler ki, “Biz Türkçe bilmiyoruz, ama Risâle-i Nur’lar yanımızda Türkçe okunduğu zaman biz de o lezzeti hissediyoruz. Türkçenin içinde bir zevk var.” Büyük oğulları bana, “Türkiye’ye gelirsem ne kadar sürede Türkçe öğrenirim” dedi. “5 ay hiçbir Arap arkadaşın olmayacak. 5 ay sonra bülbül gibi Türkçe konuşur, gidersin” dedim. İşte Araplardan birilerinin gelip burada Türkçe öğrenmek istemesi. Amerikan bütçesi kadar olsa bile itibar kazandıramaz dediğimin delili budur.

    Bir diğer örnek Nebil Bas. “Risâle-i Nur’u Arap âlemine tanıttıracağım Allahın izniyle” diyen İslâm Bakanlığında bulunan büyük bir zattır. Kaza geçirmişti, hastanede ziyaretine gittim. Araplara şöyle dedi: “Kardeşim ben size bir şey söyleyeyim. Kelâmımı mübalâğa görmeyin. Vaktiyle aktar-ı âlemden herkes Hicaz kıt’asına gelerek dinî mubini öğrenirdi. Kaderi İlâhînin fetvasıyla, Resul-i Ekrem’i (asm) temsilen Türkiye’de Bediüzzaman Said Nursî, Risâle-i Nur var. Bunu kabul etmemiz gerekir. Ne yapalım Resul-i Ekremin vekâletinde olduğu için bunu kabul etmemiz gerekir.”

    * Halk yöneticilerde hangi vasıfları arıyor? Gaffar Okkan’ı sevdiren neydi?

    Gaffar Okkan’ın samimiyetini gördüler. Gaffar Okkan sporla çok ilgiliydi. Eğer çok zengin hissiyatlı biri gelirse ne hale gelecek kıyas edilsin. Bir spor sevgisi böyle yapıyorsa diğerlerini anlayın. Tefessüh etmemiş bir Kürt kesinlikle bölünme taraftarı değildir. Çünkü birbiriyle evlenmişler, birbirinin içine girmiş. Bu uhuvvet kopmaz artık. Fakat bu memlekete hem maddî, hem manevî, hem siyasî yönden şefkatkârane el uzatmak lâzım. Bölmemek için her türlü tedbiri alsınlar. Dış mihrakların ve bazı sinsi kişilerin bahanelerine zemin olmasın diye aklı selimle bu insanları kucaklasınlar. Bir daha yanlışlar olmasın. Annelerin ağlamaları olmasın bir daha. Türk arkadaşlarla oturup kalkıyoruz. Hissiyatlarımız birbirinin içine girmiş. Kabili tefrik olamaz.
    kaynak: http://www.tevhid.gen.tr/risale-i-nur-haberleri/3830-pkk-ve-hizbullaha-nurcular-set-oldu/

  56. Evet, Risale-i Nur Rusya’da yasaklanmalı! 31/10/2008

    Şubat 2006. Babamın 80 yaşın kutlamaya akrabalarım toplanmışlardı. Başkırdistan’dan da akrabalar gelmişti – amcamın ailesi. Amcamın hanımından çocukları torunları hakkında soruştum. Bir kız torunu için çok üzüldüğünü söyledi – cünki bir Tatar ile evlenmiş. Ben dedim ona – burda kötü birşey yok. Ama o cevaben dedi: onlar bizim dinimizden değil ki – biz Hristiyanlar, o da – müslüman. Ben de meraklandım – bu İslam dininin ne kötülüğü var, neyinden sakınmam lazım?

    Kaleningrad şehrine gelince ben buradaki müslümanlarla tanıştım, İslamiyeti yakından öğrenmeyi başladım. Bana İslam akidesinin sırlarını açan Said Nursi’nin kitaplarını okumaya verdiler. Ben sohbetlere, derslere katılmaya başladım.
    Risale-i Nur dersleri nasıl oluyor? 7-8 kişi toplanıyor ve sırayla Said Nursi kitapların okuyorlar. Sonra çay içiyorlar. Çay zamanında güzel sohbet ediyorlar. Sonra namaz kılıp evlerine dağılıyorlar.

    İlk bakışta bunda bir fevkaledelik yok. Ama ben kendimde bazı değişmeler farketmeye başladım. Ben kimim? Ben bir marangoz, bir ameleyim. Ve her amele gibi ağır iş gününden sonra stresi gidermek için bira ve bazen bayramlarda daha da sert içkiler içmeyi seviyordum. Ama birden bire ben birşeyi fark ettim – müslümanların sohbetlerine katıldıktan sonra bende içkiye karşı olan meylim yok oldu. Bira içmeyi de bıraktım, içkiye olan düşkünlüğüm kayboldu. Ben sigara içiyorum, ama hissediyorum – zamanla sigaraya olan meylim de yavaş yavaş sönüyor, şimdi daha az sigara içmeye başladım.

    Ama hepsi bunlar büyük oğlumun problemi yanında hiç hükmünde denilebilirdi, çünki o narkotik müptelasıydı. Tedavi etmeye çalıştık. Kendisi de anlıyordu – narkotiği bırakmasa yakında hayatı bitecek, o iptiladan kurtulmaya çalışıyordu. Narkotiği kullanmamak için içki içmeye başladı. İşin kaybetti, sonra başka işe girdi – onu da az kaldı kaybedecekti. Şimdi ise o içkiyi de, narkotiği de bıraktı. Ben oğluma ne yaptım? Hiçbir şey – onu sadece Said Nursi eserlerin mütalaa eden müslümanların sohbetine katılmaya davet ettim. Ve bu onun kötü düşkünlüğünün kaybolması için yol açtı, kafi oldu.

    Geçende duydum ki Said Nursi eserleri hakkında bir mahkeme olmuş, orada onun kitapların Rusyada yasak etmeyi karar vermişler. Doğru yapmışlar! Yasak etmek lazım! Toplum ona normal yaşamayı engelleyen herşeyi gidermesi ve yasaklaması lazım. Şimdi Rusların günlük hayat tarzı nedir? Sarhoşluk ve narkotik tiryakiliği! Eğer ben Said Nursinin eserlerin okuyarak sarhoşluğu bırakmışsam, demek ki ben alkolik ve narkomanlar toplumunun normal hayatın bozuyorum. Buna Said Nursinin eserleri sebep oldu, demek sebebin gidermesiyle herşey yine normale dönecek. Said Nursi eserlerinden bir satır okumayan bilmeyen halkı da kandıracağız – diyeceğiz ki bu kitaplar ekstremizm (aşırı radikalizm) ve millet ve dinler arası bölücülük çağrısını yapıyor, hatta terorizmi destekliyor diye lekelendirsek te olur.

    Sen de – ey insanlar – buna karşı ne diyebilirsin ki çünki sen bu kitapları okumamışsın bilmiyorsun. Biz ise okumuşuz ve dediğimizi biliyoruz. Biz diyoruz ki YASAKLAMALI! O zaman sen avam rahat uyuyabilirsin. Sarhoşluk ve narkomani ile devlet te mücadele ediyor, şiddetli kanunlar çıkartıyor. Mesela yakında umumi yerlerde içki içmeyi yasakladı. Şiddetli kanun ama kim ki ona itaat ediyor – nasıl içiyorlardı öyle devam ediyorlar sadece gizli içiyorlar.
    Eğer biz milletimizi sarhoşlukta görmeyi ve herzaman narkomanlar (narkotik tiryakileri) ile karşılaşmayı istesek, mutlaka Rusyada Said Nursi eserlerinin yayınlamasını yasak etmek lazım. Onun eserleri böyle topluma büyük bir zarar getiriyor.

    Ben daima müslümanlarla görüştüğüm halde beni hiçkimse zorla İslamiyeti kabul ettirmeye çalışmıyor. Onlar benden sen başka dinden diye çekinmiyorlar. Onlar beni sadece bir insan olarak kabul ediyorlar, zaten onların fikrince her insana saygı göstermeli. Eğer başka insanları saymıyorsan – demek ki sen onların Yaratıcısın da saymıyorsun. Hakiki dindar müslüman hiçbir zaman ekstremist (aşırı radikalist) olamaz. Zaten Said Nursi eserlerinde İslamiyetin esasların açıklıyor, ahlağı öğretiyor ve sırf elem ve bela getiren kötülükten ve ahlaksızlıktan kurtulmaya çağırıyor.

    Sonuç olarak Said Nursinin şu sözlerin aktarmak istiyorum: ‘Lüzumsuz, geçici, günahlı zevklerin akıbeti elemler, teessüflerdir’.
    Burda söylediğim herbir sözümü tasdik etmeye hazırım. Bu mektup sırf gönül rızasıyla yazılmış olduğundan ben adımı ve adresimi gizlemiyorum, aynen yazıyorum.

    Rusya, Kaliningrad şehri
    Datsun Nikolay Pavloviç”

    bir rus kadar anlayışınız yok.

  57. 23/10/2008

    Mehmet Şevket Eygi’nin yazısı:

    Nurculuk Nedir, Gerçek Nurcu Kimdir?

    Nurculuk bir mezhep değildir. Tarikat değildir. Dernek değildir. Cemaat değildir…
    Nurculuğa bir meşrebtir diyebiliriz. Bu meşrebin özellikleri nelerdir? Arz edeyim:

    Birincisi: Ehl-i sünnet ve cemaat dairesi içindedir.

    İkincisi: Şeriata sımsıkı bağlıdır, şeriattan kıl kadar ayrılmamıştır.

    Üçüncüsü: Kur’ân’ı düstur olarak kabul eder.

    Dördüncüsü: Resulullah aleyhi ekmelüttahiyyat Efendimizin Sünnetine bağlıdır.

    Beşincisi: Sahih İslâm itikadı üzerinedir.

    Altıncısı: Gerçek Nurcular beş vakit namazı dosdoğru kılarlar.

    Yedincisi: Namaz dışındaki ibadetleri dikkat ve hassasiyetle yerine getirirler.

    Sekizincisi: Nurculuğun esaslarından biri takvadır. Gerçek Nurcu muttaki Müslümandır.

    Dokuzuncusu: Gerçek Nurcular vera sahibidirler. Şüpheli şeylerden uzak dururlar.

    Onuncusu: Gerçek Nurcular dünyevî ihtiyaçlarını çoğaltmaz; asla lükse, israfa, aşırı tüketime, konfora, gösterişe, kibre, gurura sapmaz.

    Onbirincisi: Gerçek Nurcular muhabbet fedaileridir, husumete vakitleri yoktur.

    Onikincisi: Gerçek Nurcularda Cemal tecellileri parıldar. Kendilerine yapılan kötülükleri affederler, kötülüğü iyilik ile def ederler.

    Onüçüncüsü: Gerçek Nur hizmetkârı, muhtaç olsa bile zekat istemez. Kendisi istemeden verilirse, ihtiyacı kadar alabilir. (Bediüzzaman’ın emri böyledir.)

    Ondördüncüsü: Gerçek Nurcu hizmetlerini ihlasla yapar, Haliq için yaptığı hizmetlerin ücretini ve mükafatını mahluqattan beklemez, böyle bir riyakarlığa düşmez.

    Onbeşincisi: Gerçek Nurcu, Nur talebesi olan Müslümanlar ile Nur talebesi olmayan Müslümanlar arasında ayırım yapmaz, ikincileri dışlamaz. Allah indinde üstünlüğün şu veya bu taifeye mensubiyetle değil, Takva ile olduğunu bilir.

    Onaltıncısı: Gerçek Nurcu, mü’min ve müslim kardeşlerini bırakıp da kâfirleri dost ve velî (idareci) edinmez.

    Onyedincisi: Gerçek Nurcu, Allah katında gerçek, makbul, geçerli tek dinin İslâm olduğuna inanır; İslâm’a, gerçek din olmak konusunda ortak katmaz.

    Onsekizincisi: Gerçek Nurcu Tevhid inancına sımsıkı bağlıdır. Tevhid ile Teslis’i asla bir tutmaz.

    Ondokuzuncusu: Gerçek Nurcu, Resûl-i Kibriya Efendimizi inkâr ve tekzib eden kâfirleri asla ehl-i necat ve ehl-i Cennet olarak kabul etmez.

    Yirmincisi: Gerçek Nurcu asık ve abus suratlı değildir. Kainata tebessüm ederek bakar.

    Yirmibirincisi: Gerçek Nurcu fitneden, fesattan, tefrikadan nefret eder, o birleştirici ve toplayıcıdır.

    Yirmiikincisi: Gerçek Nurcu iman, İslâm, Kur’ân, Sünnet, Şeriat için çalışır. Amaç bunlardır, Risale-i Nur metodu, hizmet aracıdır.

    Yirmiüçüncüsü: Gerçek Nurcu asla gıybet etmez, laf taşımaz, ara bozmaz. İnsanlar onun elinden ve dilinden selamettedir.

    Yirmidördüncüsü: Gerçek Nurcu cerrar (para toplayıcı) değildir.

    Yirmibeşincisi: Gerçek Nurcu arar bulur, barıştırır, kaynaştırır.

    Yirmialtıncısı: Gerçek Nurcu beddua etmez, hayır dua eder.

    Yirmiyedincisi: Gerçek Nurcu Allah’tan sabır ve namazla yardım ister.

    Yirmisekizincisi: Gerçek Nurcu benlik, hodfüruşluk, riyaset, dünyevî mevki ve makam ihtiraslarından uzaktır.

    Yirmidokuzuncusu: Gerçek Nurcu Müslümanların ve insanların kurdu değil, meleğidir.

    Otuzuncusu: Gerçek Nurcu iyi ve örnek bir Müslümandır. Ona bakan onda İslâm’ı görür.

    Otuzbirincisi: Gerçek Nurcu, başta Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri olmak üzere din büyüklerini erbab haline getirmez, putlaştırmaz.

    Otuzikincisi: Gerçek Nurcu ıslah edicidir. İnsaniyetin hidayetini ister.
    (Yukarıdaki maddelerin hepsi de Risale-i Nur’da vardır.)

    Milli Gazete

  58. Selam Turgay

    Elmalılı Hamdi yazır benim ölçüm değildir.

    Benim ölçüm yalnızca Kur’an,Bilim ve Akıldır.

    Onun söylemleri beni bağlamaz ama bu onu okumayacağım anlamına gelmez.

    Bizlerin bir çok konuda marjinal fikirler beyan etmemizin sebebi elbetteki kurandaki ruhu hayata taşımak istememizdendir.

    Sizler gidin tesbihatlarınızı çekmeye devam edin

    Kuran sizlere yetmiyor kardeşim varmı daha ötesi

    söylenecek çok şey var aslında ama buna vaktim yok

    Sevgiyle kalın Rahmanca bakın

  59. risale i nuru anlamak öyle her akıla nasib olmaz.risalei nur cüz i bir daireyi değil. umumi olarak tamir ediyor.reddederek okursanız elbette anlayamazsınız.kurandan ayrı bir kitap değil.kuranın tefsiridir.bediuzzaman hazretleri kendi ilmimle yazmadım cenab ı yazdırdı diyor.o tamamen diğer tarikatlerden farklı olarak kuran ve sünneti seniyyeyi rehber edinmiştir.risalei nura bakdığımızda her konunun içinde kuranı anar över kurana sünnete uymayı öğütler.tabiatçılık maddiyyunluk komünistlik gibi dinsizlik ceryanlarını çürütmüştür ve çürütüyorda..zamana göre her kesimin anlayışına göre tamir yapıyor.bir kez daha okuyup düşünmeli..

  60. Saldıracak başka bir şey bulamamışsınız,Risale-i nur’a saldırıyorsunuz.Bazı art niyetli arkadaşları anlamak mümkün değil.Peki size soru:Risale-i Nur’la tanışıp müslüman olan kaç yabancı insan var dünyada?Binlerce.İnanmazsanız araştırın.Ayrıca bozuk bir hayat yaşayan çok vatandaşlarımız risale vesilesiyle hayatları aydınlanmış,doğru yolu bulmuşlardır.Sizler kaç kişiye vesile oldunuz?Kaç kişinin elinden tuttunuz?Beceremiyorsanız kıskanmayın ve sukut edin.Susun ki boş laflarla vebale girmeyin.İkincisi,dünyada bir çok ülkede onlarca profesör ve bilim adamı risaleleri kabul etmiş ve de okuyorlar.Bunların hepsi mi cahil ve kafasız?Said Nursi’ye(r.a) saldırana kadar Troçkiye,Lenine,Bush’a saldırın da bari biraz sevap kazanın.Fitne çıkarmanın anlamı yok…

  61. Meselâ, semâvâta başı temas etmiş pek yüksek bir minare ve o minarenin altında, küre-i arzın merkezine kadar bir kuyu kazılmış farz ediyoruz. İşte, ezanı umum memlekette umum ahaliye işitilen bir zat minare başından ta kuyu dibine kadar hangi mevkide bulunduğunu ispat etmek için, iki fırka münakaşa ediyorlar.

    Birinci fırka der ki: “Minare başındadır, kâinata ezan okuyor. Çünkü ezanını işitiyoruz; hayattardır, ulvîdir. Çendan herkes onu o yüksek yerde görmüyor. Fakat herkes derecesine göre, onu çıktığı ve indiği vakit, bir makamda, bir basamakta görür ve onunla bilir ki, o yukarı çıkar venerede görünürse görünsün,o yüksek makam sahibidir.”

    Diğer şeytanî ve ahmak güruh ise der: “Yok, makamı minare başı değil. Nerede görünürse görünsün, makamı kuyu dibidir.” Halbuki, hiç kimse ne onu kuyu dibinde görmüş ve ne de görebilir. Faraza, eğer taş gibi sakîl, ihtiyarsız olsaydı, elbette kuyu dibinde bulunacaktı, birisi görecekti.

    Şimdi, bu iki muarız fırkanın muharebe meydanı, o minare başından tâ kuyu dibine kadar uzun bir mesafedir. Hizbullah denilen ehl-i nur cemaati, yüksek nazarlı olanlara, o müezzin zâtı minare başında gösteriyorlar. Ve nazarları o dereceye çıkmayanlara ve kasîrü’n-nazar olanlara, derecelerine göre birer basamakta o müezzin-i âzamı gösteriyorlar. Küçük bir emâre onlara kâfi gelir ve ispat eder ki, o zat taş gibi câmid bir cisim değil; belki istediği vakit yukarı çıkar, görünür, ezan okur bir insan-ı kâmildir.

    Diğer hizbüşşeytan denilen güruh ise derler: “Ya minare başında herkese gösteriniz; veyahut makamı kuyu dibidir” diye ahmakane hükmederler. Ahmaklıklarından bilmiyorlar ki, minare başında herkese gösterilmemesi, herkesin nazarı oraya çıkmamasından ileri geliyor. Hem mugalâta suretinde, minare başı hariç olarak bütün mesafeyi zaptetmek istiyorlar.

    İşte, o iki cemaatin münakaşasını halletmek için, biri çıkar, o hizbüşşeytana der ki:

    “Ey menhus güruh! Eğer o müezzin-i âzamın makamı kuyu dibi olsa, taş gibi câmid, hayatsız, kuvvetsiz olmak lâzım gelir. Ve kuyu basamaklarında ve minarenin derecelerinde görünen, o olmamak lâzım gelir. Madem öyle görüyorsunuz; elbette o, kuvvetsiz, hakikatsiz, câmid olmayacak. Minare başı onun makamı olacak. Öyleyse, ya siz onu kuyu dibinde göstereceksiniz-ki hiçbir cihette bunu gösteremezsiniz ve hiçbir kimseye orada bulunmasını dinletemezsiniz-veyahut susunuz. Meydan-ı müdafaanız kuyu dibidir.

    Sair meydan ve uzun mesafe ise, şu mübarek cemaatin meydanıdır. Kuyu dibinden başka, o zâtı nerede gösterseler, dâvâyı kazanırlar.”

    Kaynak : http://www.tevhid.gen.tr/risale-i-nur-kulliyati/20237-minare-basi-onun-makami-olacak/

    Bizde herşey burhandır. Sizdeki herşey hizbuşşeytan gibi muallaktadır. Başlara çarpılmasına musait halde. Milletin kafasını kırmaktan başka ne işe yarıyorsunuz?

  62. ali aksoy.amacınız nedir? müslümanları birbirine düşürmekmi?fitne oluşturmak mı? yoksa münafıklık mı?dar aklınızla hiç bir kaynaktan faydalanmadan (sünnet ,icma , kıyas )Kur’an-ı Hakim den hüküm çıkarıp fetva vermek niyetinde misiniz? Kur’an-ı değerlendirirken Hz.Peygamberi (sav)ve sünnetini hesaba katmıyormusunuz?Yoksa siz evliyayı, Tabiini,Tebe-i Tabiini,Asfiyayı ve Müçtehit alimleride mi tanımıyorsunuz veya kabul etmiyorsunuz? Tezinizi savunurken ayetleri ortaya koyarak ,ayetlere karşı fikir ortaya koymalarını mı bekliyorsunuz.veya siz kimsiniğz ki islam ulemasına hitap ederken basitleşiyorsunuz.Hem siz nesiniz ? ki Bediüzzamana ve Risale-i Nur a (eleştirme hakkınızı doğru kullandığınızı sanarak )saldırıyorsunuz? Sizin bu zındıklığınıza karşı müslümanlar (ve Risale-i Nur talebeleri ) olarak size hakkımızı helal etmiyoruz.ve hidayetiniz için dua ediyoruz..

  63. s.a yazılanları kısmen okudum bende herkes gibi sıradan sol görüşlü biriydim inancımda vardıhekes kadar bende allaha inanırdım allah için aksi bir görüşe karşıkendime bıçak çekerdim çok dini kitap okudum namazıda ara sıra kılardım bir gün bir risale elime geçti ne gördüm daha önce allahı kuranı ve peygamberi tanıdığımı zan etmiştim meğer hiç tanımamışım basar musnuatı görse basiret sannii görmese çok garip pek çirkin düşer sizin haliniz önceki halime benzer isterseniz bu konuda yardımcı olurum selam dua

  64. s.a hatıra gelmesinki şu küçücük insanın ne ehmiyeti vardır ki şu azim dünya onu muhasebeyi amali için kapansın başka bir daire açılsın çünki bu küçüçük insan camiyeti fıtrat itibariyle bu mevcudat içinde bir üsta başıdır bir delalı saltanatı ilaiyedir bir ubudiyeti kuliye mazhar olduğundan çok büyük ehmiyeti vardır hatıra gelmesin ki kısa bir ömürde nasıl ebedi bir azaba mustahak olur keza küfür iseşu mektubatı samedanye derecesinde ve kiymetinde olan kainatı manasız ve gayesiz bir derkeye düşürdüğü için bütün mevcudata karşı bir tahkir olduğu gibi bu mevcudata cilveleri nakışları görünen bütün esmayı kutsiyei ilahiye,yi inkar ile red ve cenabı hakın hakaniyet ve sıdkını gösteren gayri mütenahi bütün delileri tekzip olduğundan nihayetsiz bir cinayetir nihayetsiz cinayet ise nihayetsiz azabı icab eder

  65. Kardeşlerim öncelikle Risale i nur konusunda yapmış olduğunuz eleştiriler için sizleri kutluyorum ;
    Demek oluyorki onda gerçek manada bir nur ve bir meyveve bir çiçek bulunmaktadır.
    Sizlerede nasip olmuşki okumuşsunuz öyle ise hak ve hakikatlere nedir bu garazkarane kin nefret ve adavet ; düşmanı bile tehkir etmemek lazım gün gelir dostumuz olabilir oyasa hepimiz iman ehli değilmiyiz.Öyle ise neden bir ehli mümin ile uğraşıyoruz bu bir yoldur Başka yollarda vardır. O Yollardan da hedefinize varabilrsiniz.
    Ama insaflı olunki baki alemde mesuliyet altına girmeyesiniz İnanan gerçek Müminler Allah a emanet olunuz

  66. ali abim vesilesiyle burada gayet düzeyli bir tartışma olmu risaller bu ülkede sola pkk ya ve sapkın inançlara vurulmuş bir darbedir risaleler hem ülke içinde hemde dışında bir çok gayri müslüm insanın hidayete kavuşmasında yardımcı olmuş eserlerdir bazı ülkelerde ahlak dersi adı altında okunmaktadır hatta amerika gibi ülkerin üniverstelerinde araştırma konusu olmuş kitaplardır.Said Nurside Kurtuş savaşı sırasında çoğu medrese alimi gibi kapılarını kapatıp saklanmak yerine talebeleri ile milis kuvveti olarak ruslarla savaşmıştır hatta esir düşmüş idamın eşiğinden dönmüştür bu ülkeye katkısı büyüktür onu bölücülükle yargılayamayız… teşekkürler…

  67. osmanlıcadan anlamıyorsak bu bizim ayıbımızdır derim bir dili yok etmişiz farkında değiliz ve birde dem vurruz anlamıyoruz diye..ali bey sözlermi her zaman anlam kazanır görmek sadece gözlerimizin gördüğümüdür allahı dostları vardır yusufla aynı kuyudada olabiliriz nuhla gemide belki birşeyler söylerler inanmak lazım ….
    üstadım üç noktaya neler sığar bilirsiniz muhabbetle

  68. bunları söyleyen adama bak peygamber efendimizin sahih bir hadisi olan çalgı aletleri haramdır … hadisine zıt müzikle meşgul bide saz çalıyor ne utanmaz adamlarsınız ya said nursi vefat etti sizin gibi kalitesiz ton insanı ilmiyle beşe katlar karşısında boyle konusabilir miydin vefat etti bole buyuk bir alimi itham ediyorsunuz kafanıza gore zayıf uydurma hadis diyorsunuz alim tanımıyorsunuz size bu hadisler gökten mi geldi alimler ulaştırmadımı sizin gibi cahiller insanların kafasını karıştırıp onları aldatıyor… Allah’ın adaleti buyuktur sizin gibi dini karıştırıp bidat deyip milletin kafasına suphe verenlere ceza verecektir… sizin gibiler asrı saadet doneminde yapılmayanları b,idat sayıyor ozaman minarede bidat sen diyebilirmisinki peygamberimiz zamanında minare yoktu minarede ezan okuyan imamlar günaha giriyor dersinzi şimdi cunku bi yığın gerizekalı aptallarsızınız… din bu degil bişey bilmeden o alim sole bu alim bole sıkıysa gidin karşılarında konusun bakalım sizi silerler be…

  69. çok sinirlendiğim için bu sözleri kullandım ne diyim allah hidayet versin.. ayrıca yorum yazan bir arkadaş diyorki benim yolum kuran akıldır tamam biz kuranı kerimi allahın kelamı ve en üstün kitap olarak görüyoruz hiçbir risalei nur okuyucusu risale kurandan buyuktur demedi haşa nasıl bole bişey soyleniyor. akılla hiçbir zaman ibadet edilmez sonu uçurumdur bunu bilmeden konusuyorsun kardeş sen akılla imanın kurtuldugunu mu gordun de bole soluyorsun… allah dinini anlamamız için boşuna peygamber ve onların arkasından alim gondermedi haşa o zaman peygamber efendimiz boşuna gonderildi gerek yok ya insanlar akıllarıyla dini bulur cennete girer demi haşa allahta razı olur bırak bu boş işleri kardeşim siz birilerinden bişey öğrenip gelip zırvalıyorsunuz hiçbirşey bilmiyorsunuz…

  70. sayın toprak erdem çok boş konusuyorsunuz sizin amacınızın gercekten kuran yolundan gitmek değildir toysunuz yani siz ve sizin gibiler ancak bole buyuk alimlerin arkasından konusur üstad boşuna dememiş yaşasın zalimler için cehennem…

  71. Eleştirdiginiz tenkit ettiğiniz kişi Türkiyedeki İslamiyetin en sıkntılı zamanlarında gönderilmiş islamın şiarlarına canı-ı pahasına savunmus.Sürgünden sürgüne gönderilip 7 den fazla kere zehirlenmiş.Defalarca İdamla yargılanmış…Acaba bunların kacını yasadında dil uzatma yoluna gidiyorsun.Bir blog acmasını öğrenip din kardeşlerine saldırma politikası yerine faydalı bişeyler yapıp dinine hizmet etmeyi denesen..Bırak gerisini Allah a havale et bırakta sen hüküm verme !

  72. değerli ali aksoy kardeşim sizi yürekten tebrik ediyorum,saidi KÜRDİ iken vatikan papalarından benedict NURSİ’nin soyadını ve öğretilerini kendisine seçip islamı katolikleştirmeye çalışan bir truva atı gibi müslümanların içine sızmış olan KÜLT bir akımın tımarhaneden ki (abdülhamit han göndermiştir tımarhaneye)temsilcisini ve sözde eserini teşhir etiğiniz için allah sizden razı olsun bende bir ara anı grubun içinde yer aldım ve ne olduklarının farkındayım,sizi ve sizi destekleyenlere teşekkür ediyorum tüm kuran dostları adına,allah kolaylık versin ve başarılarınızın devamını diliyorum…

  73. selamun aleyküm sayın arkadaşlar
    herkesin yaptığı yorum kişiliğini ortaya koyuyor,
    değil mi sayın oruç?
    kardeşimiz saz çalmanın haramlığından dem vurmuş
    aklı kullanmak gereksizdir demiş;güzel kardeşim tamam sen aklını kullanma,sana her söylenen olur olmaz sözlere inanmaya devam et,sanatla ve ilimle ilgilenme,dünya umurunda olmasın,böyle devam et ama yolu boşuna tıkama ki aklını kullanmayı bilenler yoluna gidebilsin
    Kur’an öğütlemiyor mu ki ayetlerinde bize aklımızı kullanmayı?
    lakin,tarikat,cemaat,şeyh,şıh v.s. önderlerine körü körüne inanırsan araştırma ihtiyacı hissetmeden sağa sola küfredersin,yakışır!
    hiçbir grubun avukatı,papağanı değilim Allah(c.c.)’ın aciz bir kuluyum
    değerli kardeşim abuk sabuk dogmatik fikirlerle İslam’ı yüceltmiş olmuyorsun,tam tersine zarar veriyorsun
    işte bu kafa tarih derslerinde Türkler’in İslam’ı kılıç zoruyla kabul ettiğini gizler.sanır ki İslam’ı ve Türklüğü böyle koruyorum.Türkler de İslam etkisiyle batıya yönelmiştir.bu da bir gerçekliktir.v.s.

    kaanemre beyefendi ne diyor:kaç yabancı İslam’la tanıştı risale-i nur sayesinde
    peki kaç Türk hristiyan oldu bu yüzden(misal:Turgay Üçal)

    omar bey kardeşimiz ne diyor: T.’de islamiyet’in en sıkıntılı zamanında gönderilmiş.güzel kardeşim sanki zat-ı muhterem peygambermiş gibi konuşuyor.sanki Allah(c.c.) tarafından İslam’ı kurtarmak için gönderilmiş.
    öyleyse ben de Battal Gazi’yim.İslam’ın yayılmasına öncülük etmiştim zamanında ama artık yaşlandım yerime fettullah hoca’yı görevlendirdim.abd’deyi müslüman yapmadan gelme dedim.

    canlarım dine tarıma dayalı yönetim eskidendi.sanayi devriminden sonra herşey çok değişti.artık kimse yüce dinimizi kullanarak siyaset yapmasın.ben de nurcuların yurdunda kaldım.canım abim denetime gelen görevlilerden neden bu muhteşem(?)eserleri saklarsın.onlara da göster onlar da nurlansın ve Türkiye nur denizine garkolsun,kötü mü?

    demek ki neymiş,İslamiyet büyük bir dindir amma ve lakin İslamı öğretmek bahanesiyle yaklaşıp kendini açık veya gizli peygamber ilan edenler pek de büyük değildir

    saygılar

  74. senin sürgün dediğin yollarda said nursinin 7 yılı değil ömrü geçmiştir kütübü sitte ve diğer hadis kitaplarını hıfzına almıştır aynız zamanda 1. dünya savaşında kafkas cephesinde komutanlık yapmış ve bir çok yaralar almıştır müslümanlar için herşeye katlanmıştır . said nursi siz saidi kürdi diyorsunuz türklerle kürtlerin tek bir çatı altında kardeşlik çerçevesinde toplanması için ırk ayrımı yapmaksızın bütün müslümanlar kardeşimizdir demiştir ve ayrıca ne hikmet kendisi bir kürt olmasına rağmen talebeleri hep türk asıllı oldu. şeyh said isyanında yatıştırıcı rol oynamaya calıştı ancak suçla itham edildi hapishanede verilen zehir lerin haddi hesabı yok hatta o kadar ki yerden kakamayacak seviyeye kadar zehir sol gogsunun uzerinde toplandı ben sana aklını kullanma demiyorum ancakaklın içinde kaybolunur akıl delil ister ancak kalp gözün kör olurda göremezsen haşa inkara bile gidebilirsin ancak insanın sğlam imanı peygamber aleyhüsselatı vesselamda ve başta allahtadır akıl yolu felsefeye benzer ör bir adam aklıyla hesapladıgına gore haşa ALLAH 0 İLE 1 ARASINDA BİR İHTİMAL HAŞA SUMME HAŞA bunu soyleyen bir profösör cok zeki bir insanbu adam aklını kullandı ne oldu kötü yönde kullandı soruların içinde kaybolup gitti ancak aklı iyi yönde kullnmak sağlam bir iman gerektirir ayrıca saz aleti konusunda senin kültür dediğin şey sahihi bu haride ki bütün alimlerin buharinin hadisi sahabelerin ağzından çıkmış gbidir demeside var orada çalgı aletleri haramdır hadisi okuda gör dile getirilmiştir peygamber efendimiz her kim benim söylediğim sözü yalan konusursa cehennemliktir bu da buhari hadisi anlamak gerekiyor kuranı azümüşşahan da sünnete uymayı yani peygambere ve rabbimiz allaha inanmayı söylüyor kuranı kerimde bir ayette onda sizin için güzel örnekler vardırn resuli ekremden bahsediyor resul diyorki eger allahı seviyorsanız bana uyunuz ki allahta sizi sevsin … hidayet bulmanız dileğiyle..

  75. mesela hayri kardeş ne güzel güzel bir üslupla derdini anlatıyor bende ona katılıyorum cemaatlere bölünmemeli islam cunku yol bir ya hep yahiç arası yok peygamber efendimiz ümmetim 72 fırkaya ayrılacak bunlardan sadece buçugu kurtulacak yani 65.5 fırka kurtuluşa eremeyecek ve aynı şekilde peygamber efendimiz bu buçuk milletin benim sünnetimi dosdogru uygulayalar olacak demiştir ben risalei nura cok yanlış bir uslupla yaklasılırsa elbettte sert bir uslupla karsılık veririm saygılarımla…

  76. her kim ALLAH için bişeylere hizmet etti ise ondan ALLAH razı olsun ancak lütfen birbirinizi düşürecek şeylere girmeyin derim biri der sen said nur burda olsa öyle demezsin öbürü der said nursu şöyledir arkadaşlar belki said nursi gerçekten ALLAH katında makamı yüksek bir insan belkide günahkar bir insan ancak bunu bukadar abartmak bence gereksiz birisi sakın öyle konuşma şöyle olursun böyle olursun diye belkide imanını yok ediyor diğeride iman insanına laf atarak imanını yok ediyor bu işin kısacası şudur ALLAH adına milyonlarca hizmet eden alimler veliler var bırakın bu işleri bu kadar büyütmeyin ALLAH a giden her yola saygı duyalım eğerki cemaat sevmeyen kardeşlerimiz varsa ki vardır onlara ilmihal kuran ve peygamberimizin yolu yeter keşke herkez bunu yaşayabilse peygamberimiz şunu şunu yaparsanız yolunuz cennettir diye müjdelemiş daha neyin arayışındayız saidnursimi veya mahmut efendimi (tabiki öyle bir hak verirse ALLAH(c.c.) bu cemaat hocalarına) yoksa Hz.muhammed(s.a.v.) efendimizin şefaatine nail olmak istersiniz yolda sizin kararda gerisi boş şeytan vesvesesine girmeyin RABBİMİZ bizleri doğru yoldan ayırmasın inş.amin. saygılar

  77. Hepiniz İslam alimi olmuş gibi eleştiri getiriyorsunuz.
    Lütfen sizden başka varmı ilahayatta akademisyen olup tenkid eden. Tek tek açıklayayım isterseniz .Gerçi sizdeki bu zihniyet umarım Kurana ve Peygambere olan bağlılığınızdandır.Yoksa Kuran ve Hadisleride özenle cut copy yaparak eleştirebilirsiniz ki bu yapılmayan bir şey değil. Genel hatalarınız.

    1-Risale-i Nur külliyatı Kuranın imani yönden tefsiri olup . Hem Kuranı Kerimden hem de Peygamberle ilgili uzunca anlatmıştır.Okuyanlar Kuranın mucize hak kitap olduğu ve Peygamber Hak peygamber olduğuna dair şüpheleri kalmaz.

    2-3 aylık eğitimle medreselerle uzun yıllarda okutulan eserlerin sadece hızlı bir şekilde okuyup bir senteze varmıştır. Lütfen sizde üstün bir zekaya sahipseniz 4 yıllık üniversite eğitiminde verilen şeyleri “iş hayatınız için gerekli şeyleri” 3 ayda ciddi çalışarak öğrenebilirsiniz yani bu harfi harfine ezber değil işin özünü anlamak sentezlemektir.Başka yerlerde anlatılıyor bunlar sadece belli yerlerini almak kasıt.

    3-İnsan hiç eğitim almasa bile Allah dostu olabilir.Kalp gözü açılabilir…

    4-Peygamberlerle niye kıyaslıyorsun onlar bile niye kullanıyorsun . Tüm alimleri toplasan Said Nursi dahil yine de peygamberler ağır basar.! Alimlik ayrı bir şey Allah katındaki değer ayrı şeylerdir.Aynı zihniyetle sen bunuda dermisin peygamberler trigonometri , kuantım bilmiyorlardı.

    Said-i Nursi; 3 aylık kısa bir ilim tahsiliyle nasıl “Allame-i cihan” olup ulaşılmaz bir makama çıkmıştır?

    Şuâlar, 542, Onbeşinci Şua’da geçen; “Evet o zât (Said Nursî) daha hal-i sabavette iken ve hiç tahsil yapmadan zevahiri kurtarmak üzere üç aylık bir tahsil müddeti içinde ulûm-u evvelîn ve âhîrine ve ledünniyat ve hakaik-ı eşyaya ve esrar-ı kâinata ve hikmet-i İlâhiyeye vâris kılınmıştır ki, şimdiye kadar böyle mazhariyet-i ulyâya kimse nail olmamıştır. ”

    Kur’an-ı Kerim’e göre peygamberler bile böyle bir bilgiye ve makama ulaşmamışken, bu iddia için Allah (c.c)’tan korkmak gerekmez mi? ;

  78. 1-Kimse herşeyi bilemez bu senin iddian.

    2-İnsan üstün Zekalı ise ve ilminden dolayı o devirde yaşayan insanlar bunu tasdik etmişse sorun ne.

    3-Kendisine neler sorulmuş herhalde ağaç türlerinin latince isimlerini say dememişlerdir.O zaman bir islam aliminin bilmesi gereken temel şeyler ve sentezler ile ilgilidir.Kendisi de başkalarına soru sorarak onları test etmemişse bunda gariplik ne.Sanırım islam alimleri yeterli bir olgunluğa sahip insanlar olup düzgün soru sormuşlardır.

    4-Herşeyin Allah tarafından bilindiğini uzun uzun anlatmış.Nasıl bir kıyaslama mantıksız geldi kusura bakma.
    Eğer şöyle denseydi şirk olurdu gizli ve saklı ne var en ayrıntısına kadar herşeyi bilirdi . Noktasına kadar falan filan.

    Said Nursi; ne olursa olsun her zaman her şeyi bilen birisi midir?

    Tarihçe-i Hayat, c. II, s. 2123-2124 de geçen

    “.. daha çocukken asrın bilgini olarak tanınmış ve kimseye soru sormamış, ama sorulan bütün sorulara mutlaka cevap vermiştir”

    İctimâi Reçeteler I, 11, Tarihçe-i Hayat/Rü’ya’da geçen

    “ Herhangi ilme sorulan suale bila-tereddüd derhal cevap verirdi.”

    İctimâi Reçeteler I, 14, Tarihçe-i Hayat’ta geçen

    “Sorulacak suallere cevap vermeye hazır bulunduğu gibi kimseye sual sormayacağını da beyan ederek bu kararda yirmi sene sebat etti.”

    Her zaman her şeyi bilen sadece Allah değil midir? Böyle bir inanç şirk, küfür değil midir?

  79. Arkadaşlar yukarıdaki şeyler cımbızla seçilmiş şeyler tek tek elimden geldiği kadar cevaplıyım ama bir faydası olurmu bilemem. Üstad risale i nur da Kuran’ın ve Peygamberli’ğn Allah ‘ın varlığının ve birliğinin hakkında ağırlıklı olarak yazmıştır. Risale i Nuru da Kuran’ın bir tefsiri olarak gördüğünden dolayı methetmiştir. Aslında bu da bir tevazudur kendisine gelen hürmeti Risalelere yönlendirmiştir. Risale – i Nurlar sıradan kitaplardır . Eğer bir takdir ve hürmet varsa inanın bunlar Allah’ı Peygamber’i ihlasla anlattığındandır. Yoksa bu kadar tesiri olurmuydu.

  80. Arkadaşlar bu iş şakaya gelmeyecek derecede ciddidir,nurcu arkadaşlara tavsiyem Kur’an’dan ayrılmayın aman sakın bu kitaplara her hangi bir kutsiyet atfetmeyin şirke düşersiniz.
    Kimileri bu kitapları-ki ayrılmış sanki sure sure cüz cüz lahika terimi altında-kutsallaştırıp, yazdırılmış diyerek,yazan zevatı da haşa resul olarak addetmiş olmayınız.Yoksa müslüman olduğunuzu zannederek kafir bi şekilde yaşarsınız.Öyle her Allah diyenin arkasından da gitmeyin herkes beşerdir-şaşardır. Kur’an-ı kerimde bile Yüce Allah, resulüne kendisine inen hakkında şüpheye düşmemesini tekrar tekrar buyururken, şeytandan bir vesvese gelince Rabbine sığın diye emrediyor.Kaldı ki o Rasulullah(sav), burda bahsedilen ise sıradan bir insan (ki kur’an peygamberlerine bile sıradan bir insan dediğine göre) bu risale(sözüm ona) lerin sahibi de binlerce kat daha sıradan birisi….Sonuçta,Allah’ın dini için çözüm,halifeler döneminde sahte peygamberlere ne yapıldıysa aynısını uygulamaktır.Said-i Nursi yaşamadığına göre şu anda bu eser(!)leri toplayıp imha etmektir.daha ağır şeyler de yazabilirim ama kimsenin hassasiyetini incitmek istemiyorum…

  81. şeytanın görevi insanlar arasında kargaşa çıkarmaktır.
    kişi söylediği şeyle kargaşa çıkardığını görüyorsa bilsinki şeytana yenik düşmüştür.

    yalvarıyorum noolur müslümanlar arası, cemaatler arası kargaşa çıkartmayalım. birleşeceğimiz yerde birbirimizden uzaklaşmayalım.

    allahın izniyle birçok tarikatta bulundum. hepsi de allahı zikretmeyi, kuran okumayı, sünnete uymayı, insanlara iyi davranmayı öğretti. cemaatlerde öğretilen ve istenilen bu ise peki neden tartışıyoruz. çünkü şeytana yenik düşmüşüz.

    yalvarıyorum noolur. özellikle bu zamanda, eğer allaha inanıyorsak, birlikte olalım. nolur gayrimüslimlere ve misyonerlere kendimizi güldürmeyelim. kendi aramızda fitnecilik yapmayalım nolur. yalvarıyorum noolur allah rızası için yapmayalım.

  82. Selamun Aleyküm Arkadaşlar ALLAH(c.c.) bizleri böyle vesveselerden korusun şimdi yukarıdaki yazılara baktım kimisi risale-i nur hakkında bişeyler yazmış risale-i nur taraflarıda ona karşılık ağır hitamlarda bulunmuş yazıktır günahtır hepimiz müslamanız elhamdülillah şimdi arkadaşın biri risale-i nur hakkında olumsuz bişey demiş diğer risale-i nur tarafındaki arkadaşda buna dinden çıkmakla tehdit etmiş 🙂 bakınız bizim dinimiz haşa risale-i nur üzerine kurulmamış ona uymayan onun sünnetini yapmayan cehennemliktir diye bir bilgimiz yokturki yok bizim sünnetimizde kitabımızda peygamberimizde sondur dünya adına gelecek ne bir kitap nede bir peygamber vardır biz buna inandan iman ettik ettikmi ? peki orda arkadaş böyle diyerek dinden çıkarsın demekle şirke düşmüyormu artı islam alimise bu insan ALLAH ondan razı olsun ancak arkadaşlar farkında olmadan o şahsı belki farkında olmadan yüceltip haşa başka sıfatlara koymak ne kadar doğrudur orasıda bir başka konu gelin tövbe edelim bizim hepimizin bir olduğu ilmihal ve sünnet + kur-an bize öbür alemimiz için yeterlimi yeterli ozaman dilediğiniz cennet değilmi kaç yerde cennetle müjdeleniyoruz dimi ? ozaman neyin peşinden koşuyoruz hatta koşarken belkide ilerdeki bataklıklıktan haberimiz yok kimse o kişi şöyle üstündür o kişi böyledir diyeceğimize biz bize emredilen görevleri yaparsak biz bize yeteriz dostlar yapandanda ALLAH razı olsun yapmayandanda bizim osmanlıca dilimizden ziyade arapcayı kavrayıp kur-anı okumak ve okurken anlamak ki en yüce kitaptır ve hadislerimiz emin olun bunları uygulayan bir insan ne bu dünyada nede öbür alemde iki tarafdada almamız gereken mevkii yi alırız bazı arkadaşla belki kendilerini aşmış olarak görüp osmanlıca okumak gibi bir heves içine girerlerse onlara tavsiyem bizim kitabımız (kur-an) her cümlesinden neler neler bulurlar ve kafa yormaksa buyrun yorun ilminizi geliştirin ancak şüpesiz ve garanti olanlarla peki nedir bu düşkünlük nedir bu zaafınız gidin ALLAH dostuna size daha yakın gelmiyormu dostlar size yetmiyormu dostlar ? şahsım adına ben herhangi bir cemaate bağlı değilim sakına sakın bunun vesvesesine düşmeyin sonra karşı cemaatten demesinler 🙂 bu bile bir küfürdür. ALLAH(c.c.) bizi doğru yolu bulanlardan eylesin

  83. Bu nurcular devamlı demogoji(lafazanlık) yapıyor,.Neden nurcular Türk kökenli(veya başka kökenli)insanlarımızın Türküm demesine bu kadar düşmanlar. Kürtlere ne zararımız var ki biz Türklerin. Ne bu Türkofobiklik(Türklük korukusu ve karşıtlığı).
    Bu nurcuların ne olduğunu üç aşağı beş yukarı belli.Boşverin.
    Bırakın bu insanlar Saidi Kürdi(Kürt Sait)ye iman edip onu peygarmber seviyesinde saysınlar, bırakın Kuran yerine risaletin nur okusunlar. Biz Türkler, gideceksek gerçek imanın ve sünnetin peşinden gidelim, gençlere dini bilgileri verme konusunda hassasiyet gösterelim ve meydanı nurculara bırakmayalım. nurculara kızıp kalbimizi karartmıyalım.
    Onlar Hristiyanları ve Türkofobikleri, biz Türklerden daha kardeş bilirler.

  84. ali bey siz bilmediğiniz için böyle konusuyorsunuz acınacak uzulecek bır haldesınız hemen uyanın bır silkinin.yaptıgınız çok ayıp ne Allaha ne Peygambere ne Kurana saldırı var saldırı yapan sizsiniz.söyledıklerınız mahkemei kübrada aleyhınıze delıl olarak kullanılacaktır.yazıkkkk

  85. ben Allaha, onun Resulune(s.a.v.), Kur’an ı Kerime ve Üstadım Bediüzzaman Said Nursi (r.a.) ye kurban olurum.
    Üstadım 40 senedir 2 kelime öğrendim diyor. NAZAR ve NİYET
    Üstadımın 40 senede öğrenebildiği 2 kelimeyi ben hayatım boyunca öğrenemem sanıyorum.
    çünkü daha ne görebiliyorum. ne de niyetimi halis tutabiliyorum.

    “Yâ Rabbi ve yâ Rabbe’s- Semâvâti ve’l- Aradîn! Yâ Hâlıkî ve yâ Hâlık-ı Külli Şey! Gökleri yıldızlarıyla, zemini müştemilâtı ile ve bütün mahlûkâtı bütün keyfîyâtı ile teshîr eden kudretinin ve iradenin ve hikmetinin ve hâkimiyetinin ve rahmetinin hakkı için, nefsimi bana musahhar eyle ve matlûbumu bana musahhar kıl. Kur’an’a ve imana hizmet için, insanların kalblerini Risale-i Nur’a musahhar yap. Bana ve ihvânıma imân-ı kâmil ve hüsn-ü hâtime ver. Hz. Musa Aleyhisselâm’a denizi ve Hz. İbrahim Aleyhisselâma ateşi ve Hz. Dâvud Aleyhisselâma dağı, demiri ve Hz. Süleyman Aleyhisselâma cinni ve insi ve Hz. Muhammed Aleyhisselâma şems ve kameri teshir ettiğin gibi, Risale-i Nur’a kalbleri ve akılları musahhar kıl. Beni ve Risale-i Nur talebelerini nefis ve şeytanın şerrinden ve kabir azabından ve Cehennem ateşinden muhafaza eyle ve Cennetü’l- Firdevs’te mesud kıl. Amin, âmin, âmin.”
    BEDİÜZZAMAN

  86. Tevhit bilgisi kusurlu ise,diğer bilgilerin önemi kalmaz,Kafa arızalı ise gövde istediği kadar sağlam olsun.Risaleyi Nur’a kimsenin inanma mecburiyeti yoktur,öğrenmek ayrı orda har yazılana iman etmek ayrıdır.Ehli kitabın helak sebebi budurionlar alimlarinin yorumunu kutsal kabul etti,ikinci üçüncü sınf alimlaer,yorumlarının yorumunu yaptı,dördüncü beşinci gruplar,bu yorumlarının yorumunu kutsal kabul edip işin içinden çıkamadı.Risaleyi veye başka bir kitabı kurana düzeyine çıkarmak şirktir,şirk dışında tüm kusurların affı bizinillah mümkündür,ama şirk en büyük zülümdür.said nursi insanları bir tuzaktan başkaa bir tuzağa düşürüyor gibi görünüyor.,bu yanlış,İlham olayı tüm semavi dinlerde sapıtmanın birinci derece sorumlusudur.

  87. Nazım Kıbrısi olarak bilinen Nakşibendi şeyhi, tartışılacak bir iddiayı gündeme getirdi. Nazım Kıbrısi, “Risale-i Nur okuma zamanı geçti. Bunların kimseye faydası yok” dedi.

    Şeyh Nazım Kıbrısi, bir sitede kendi sesinden yayınlanan sohbetinde Risale-i Nur; Said Nursi ve Fethullah Gülen hakkında çok tartışılacak açıklamalarda bulundu.

    Şeyh Muhammed Nazım Adil El-Kıbrısi, http://www.naksibendi.net sitesinde kendi sesinden yayınlanan bir sohbette, Risale-i Nur; Said Nursi ve F. Gülen hakkında konuştu.

    “RİSALELER MİLLETİ UYUTUYOR”

    Kıbrisi, 8 Kasım 2007 tarihli konuşmasında özetle şunları söyledi:

    “Risale-i Nur okumanın zamanı geçti. Risale-i Nur´un kimseye faydası yok. Yukarıdan şiddetli bir talimat geldi bana.

    Risaleler, bir miktar gençlerimize bir miktar fayda etti, ama ondan öteye geçemedi.

    Okudukları onlara ne fayda veriyor. Hiçbir faydası yok.

    Okuduklarından ne fayda umuyorlar. Meclis´te oturup Risale okuyup uyuklama ne fayda verir.

    İçinde bulunduğumuz hal, iyi midir değil midir? Bunu bilecek, dinleyecek çok kimse var şimdi. Hadisi Şerif okumaktan da fayda yok onlara. Bu vartaya nasıl düştük. Bu millet aldatıldı mı aldatılmadı mı?

    Kütüphanende isterse bin tane Risale-i Nur olsun. Bir faydası yok. Onları al Said-i Nursi´nin mezarının başına götür sen oku de.

    Laiklik bir vartadır. Risase´de laiklik geçmiyorsa bundan ne anladık. Risaleler milleti uyutuyor. Risaleleri müzeye koymalı. Said Nursi´nin yazdığı kitapları 5 defa yazdım.”

    LİNK: http://www.naksibendi.net/sohbetler/SeyhNazim08-11-07.wma

    Kaynak: http://www.haber7.com/
    Nazım: Risale okuma zamanı geçti
    20 Aralık 2007 13:38

  88. mevlana hazretleri hazreti ibrahimden bahsederken kendisine duyduğu sevginin bir boyutunu ‘put’ olarak tarif ederken ona olan sevgisinin diğer boyutunu ve asıl olması gereken boyutunu onun ‘putkıran’ olmasından geldiğini anlatır. asıl olan sevginin onun putkıran olamsına duyulacak sevgi olması gerektiğini anlatır. biz insanları en aşağısından en alasına peygamberlere kadar sadece bize Allah’ı hatırlattıkları ve onu gösterdikleri için severiz. bizim sevgimiz cismani değil rahmanidir. evet sevdiğimiz, HZ ibrahimin cismaniyeti değil o cismaniyetin altında bize hissettirdiği rahmani duygulardır. eğer peygamberlere ve Allah dostlarına bu duygularla bakılırsa kuranda peygamberimize olan itaatin Allaha olan itaatle neden eş tutulduğunu daha iyi anlarız zannedersem. şimdi gelelim said nursi hazretlerine . hiçbir bilgim yoktu , hayat gelgitlerle dolu iken karşımda lutuf olarak bulduğum bir hayat hikayesi ile tanıdım kendisini. öyle bir hayat hikayesi ki. bazıları ısrarla kendisini peygamber zannettiğimizi düşünse de . tam bir allah ve peygamber aşığı. hayatının her anı fenafil sünnet olmuş. (hele bak sen şu peygambere? nasıl da taklitçi.) Allahın huzuruna çıkarken(şimdi bunu da çarptırırlar… korkmayın namazdan bahsediyorum) edebinden oturuş şeklinden ayakları yara olmuş bir insan . talebesinin bir söylemi ile . üstadım biz Allahtan korkuyoruz ama senin ödün kopuyor. Allaha karşı böyle bir edep insanı. düşünüyorum vicdanımın kıstasına bakıyorum. bana Allahımı ve Efendimi hatırlatan ve sevdiren bu insanın bu yönlerini değilde cımbızla çekilmiş bazı cümleleri yayınlayarak ne elde edilmeye çalışılıyor. bu yazıyı yazan kardeşime, hayatını öğrendiğim üstadımın mantığı ile bakarak şöyle diyorum biz günahkara değil günaha karşıyız. kardeş belki üstadı tanımıyordur. en azından etrafta savaş açacak o kadar adi alçak insan dolaşırken, efendimin ,onun sağlam bir uygulayıcısı olan üstad hazretleri ve bütün Allah dostlarının dediği gibi ‘Allahım bilmiyor hidayet et’ diyorum. ama arşı titretecek bir duygu yoğunluğu ile gönlüm feryat ediyor neden bunu yapıyorsunuz . biz size ne yaptık. bu mubarek zatlar sayesinde Allahı ve peygamberi bulan seven insanlarin varlığı ortada iken , bir yandan dinden bahsederken bir yandan bu kayanağı kötülemek neden?aklıma gelmemesi için zorladığım şey tekrar karşıma çıkıyor. ama şeytanın bizim aramıza nifak sokuşunu tahayyül edip karşımızda kahkahalara boğuluşu geliyor aklıma ve duruyorum. sonra bu kardeş diyorum öncesinde çok güzel şeylerde yazmış onun yüzü suyu hürmetine inşallah birbirimizi daha iyi anlamak fırsatları nasip olur deyip susuyorum. sadece biraz insaf. allah bizi niyetlerimizle yargılayacak. sen…. ey bu yazıları yazan kardeş bu kadar ilmin var. herşeyi incelemiş ve dine oturtmuşsun şu benim az bilgim ile iman ettiğim bu düsturumu düşünemeyecek kadar da mı gönül ehli olmaktan uzaksın. eğer doğruyu görüp anlayacaksan kendime ait olan hakkımı helal ettim ancak eğer bizi sapkın güruh olarak görüp iftiralarına devam edeceksen seni, benim de, üstadın da, nurcuların da, uymaya çalıştığımız ve onun sünnetinin uygulamasını kendimizce en iyi olarak bu mubarek allah dostlarından öğrendiğimiz efendimiz Hz Muhammed (sav) ‘in rabbine havale ediyorum. tartışageldiğimiz şeylerin en doğrusunu Allah bilir. kardeşim senden ihsan istemiyoruz. eğer yanlış yaptığımızı düşünüyorsan başkasına iftira atarak değil doğruyu göstererek yap. benim efendim kendisine her türlü pisliği yapan ebu cehilin ayağına kırk defa Allahı anlatma adına gitmiş. yaşarken veya öldükten sonra bir kere dahi arkasından konuşmamış. ama bakıyorum siz haşa Allah’ lığa soyunup bazı insanları peygamberlikle bazılarınıda bu yalıncı peygamber uymakla itham edip kafirlik imaları yapmaya başlamışsınız. açıp kalbimizi baktın mı. ya bu makale dışında kul hakkı, zulüm , kardeşlik ve bir sürü makaleleri bu siteden kaldırın ya da bu yazıyı derhal kaldırın. iki yüzlü bir duruma düşmek istemiyorsanız bunu yapmalısınız. yoksa eğer üstad, fetullah gülen ve onun gönüldaşları Allah katında değerli ise hepsinin kul hakkına girmiş olacaksınız, bu türlü ithamlar ile onlara zulmetmiş olacaksınız, en önemlisi kardeşliğe en çok ihtiyacımız olan bu dönemde bu insanları sırtından vurmuş olacaksınız. Allah hepimize hidayet versin , yanlışlarımızı düzeltsin ve ancak birbirimizle kardeş müslümanlar olarak canımızı alsın saygılar.

  89. Ali Aksoy size teşekkür ediyorum. Bunların açıkça ifade edilmesi lazım, Allah ile kulun arasına kimse giremez.

  90. Allah’a giden yollar kainatta yaşayan insanların nefesi adedincedir. Risale-i nur larda bu yollardan biridir.İnsanlar Allah’a nasıl kolay ulaşacaksa bırıkan ulaşsınlar birbirimizle uğraşmak yerine bir olup karşımıza çıkan dalalet ehli ile mücadele etmek bu zamanda daha elzem olsa gerek.

  91. said nursi hz leri kötülemek ançak ahmak insanların işidir ali beye gelinçe kendi yazdıklarına acaba kendisini inadırabiliyormu . o önçe kendi sapkın fikirlerini düzeltsin kendini terbiye etsin

  92. birde su var unutmadan belirtmek lazım Alallah bir insana sınırsız bilgi ve ilim vermeyi murada ettiyse illaki onlarca sesenın gecmesimi lazım Allah içibirkuluna sınırsız ilim vermek isterse sadece ol der ve dediği anında oluverir bilmem anladınızmı alı beyyyyyy

  93. Yorumların bir çoğunu inceledim, daha konuya direkt olarak cevap verilemediğini de fark ettim. Adama sormazlar mı yazanı eleştirmeden önce, yazdığını okuyup okumadığını?
    Birde şunu düşünmek lazım! Zikrinizde Allah ve Peygamberinden ve Kuran-ı Kerim’den daha ziyade şahıs ve eser(!)leri varsa durup bir düşünmeniz gerekir! Aklınızı başınızam toplayın badem bıyıklar. Sonunuz kötü olur, tövbesi mümkün iken edin ve kurtulun. Kendi hayatını reenkarne edip duran, evvela kürtçülük peşinde koşan, sonra İslam dinini kullanan bir adam ve peşinden gidenler ile haşır neşir olmayın. Sakat iştir, sonra Mahşer’de yalnız kalmayasınız!

    Ali arkadaş, kutluyorum seni mama ücretli üyelik falan hoş durmuyor. Makale yarım kaldı. 🙂

  94. Birkere Soru sormamak şartı ile sana ilim verilmiştir diyen efendimizdir.
    Yani Kimseye Soru sormamasını isteyen efendimizin bizzat kendisidir.
    Siz Efendimizin isteğiylemi bediüzzaman küfre girer demeyemi getiriyorsunuz…
    iyi araştırın.
    Peygamber efendimiz nasıl Kendisinden önceki tüm peygamberleri bünyesinde barındırıyorsa
    Bediüzzamanda Efendimizden sonra gelmiş tüm alim ve evliyaları bünyesinde barındıran bir müceddittir.
    Risale-i Nur da Kurandan sonra Gelmiş en büyük kitaplardır.
    Kur’anın En Mükemmel Tefsiridir.
    Bunların hepsinin doğruluğuna geçmişte imansızlıktan kurtulan şuan kurtuluyor olan ve ilerdede kurtulacak olan nice gençlerin imanı şahittir.
    Risale-i Nur Tüm Her türlü Sorulara İlmi Akli felsefi her yönden en mükemmel izahını doruk noktada verebilen Büyük eserlerdir.
    İnanmayan Sorulan bir soruya han gi kitapların İzahı Daha Mükemmel Siz Ölçüp Tartın Denemesi bedava…

  95. Risale-i Nur’un Mektubat bölümünde, Tevrat, Zebur ve İncil’de Hz. Muhammed(s.a.v)’in adının zikredildiğine ve geleceğine dair Tevrat, Zebur ve İncil’den delil olarak gösterilen ayetler Zebur ve İncil nüshaları arasında yer almamaktadır. Bu bağlamda Kur’an’dan sonra gelen en büyük kitap olduğu, Kur’an’ın en mükemmel tefsiri olduğu ve her türlü sorulara akli, ilmi ve felsefi yönden en mükemmel bir şekilde cevap verdiği iddia edilen bir kitapta ileri sürülen görüşlerin ütopik deliller üzerine bina edilmesi oldukça düşündürücüdür. Ayrıca bu durum söz konusu kitap hakkındaki aşırı tazim ve övgülerin altındaki boşluğu gözler önüne sermektedir.

    Şöyle ki;

    A. TEVRAT’TAN ÖRNEK OLARAK VERİLEN AYETLER:

    1. Tevrât’ın üçüncü bir âyeti:

    قَالَ مُوسَى رَبِّ اِنِّى اَجِدُ فِى التَّوْرَاةِ اُمَّةً هُمْ خَيْرُ اُمَّةٍ اُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ يَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُؤْمِنُونَ بِاللّهِ فَاجْعَلْهُمْ اُمَّتِى قَالَ تِلْكَ اُمَّةُ مُحَمَّدٍ

    Meali: “Mûsâ dedi ki: ‘Ey Rabbim, ben Tevrat’ta, insanlara iyiliği emredip onları kötülükten sakındırmak için çıkarılmış, Allah’a İmân eden hayırlı bir ümmetin vasıflarını gördüm. Onu benim ümmetim yap.’ Allah buyurdu ki: ‘O, Muhammed ümmetidir.'” (Mektubat, On Dokuzuncu Mektup, 166.)

    2. … Tevrat’ta aynen şu gelecek âyeti ilân ederek göstermişler. Âyetin bir parçası şudur ki: Mûsâ ile hitaptan sonra, gelecek Peygambere hitaben şöyle diyor:

    يَا اَيُّهَا النَّبِىُّ اِنَّا اَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا وَحِرْزًا ِلْلاُمِّيِّينَ اَنْتَ عَبْدِى سَمَّيْتُكَ الْمُتَوَكِّلَ لَيْسَ بِفَظٍّ وَلاَ غَلِيظٍ وَلاَ صَخَّابٍ فِى اْلاَسْوَاقِ وَلاَ يَدْفَعُ بالسَّيِّئَةِ السَّيِّئَةَ بَلْ يَعْفُو وَيَغْفِرُ وَلَنْ يَقْبِضَهُ اللّهُ حَتّىَ يُقِيمَ بِهِ الْمِلَّةَ الْعَوْجَاءَ بِاَنْ يَقُولُوا لاَ اِلهَ اِلاَّ اللّهُ

    Meali: “Ey Peygamber! Muhakkak ki Biz seni bir şahit, bir müjdeleyici, bir sakındırıcı ve ümmîler için bir dayanak olarak gönderdik. Sen Benim kulumsun ve sana Mütevekkil ismini verdim. Sen ne katı kalbli, ne huysuz ve ne de sokaklarda böbürlenerek yürüyen biri değilsin. Sen kötülüğe kötülükle de karşılık vermezsin. Sen affeden ve bağışlayan bir peygambersin. Eğriliğe girmiş olan halk onunla yolunu doğrultuncaya ve ‘Lâilâhe İllallâh’ deyinceye kadar Allah o peygamberin ruhunu almaz.” (Mektubat, On Dokuzuncu Mektup, 167.)

    3. Tevrât’ın bir âyeti daha:

    مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّهِ مَوْلِدُهُ بِمَكَّةَ وَهِجْرَتُهُ بِطَيْبَةَ وَمُلْكُهُ بِالشَّامِ وَاُمَّتُهُ الْحَمَّادُونَ

    Meâli: “Muhammed, Allah’ın Resulüdür. Mekke onun doğum yeri, Medine hicret yeri, Şam onun mülküdür. Ümmeti ise hamd edici kimselerdir.” (Mektubat, On Dokuzuncu Mektup, 167.)

    4. Tevrât’ın diğer bir âyeti daha:

    اَنْتَ عَبْدِى وَرَسُولِى سَمَّيْتُكَ الْمُتَوَكِّلَ

    Meâli: “Sen benim kulum ve Resûlümsün. Sana Mütevekkil ismini verdim.” (Mektubat, On Dokuzuncu Mektup, 167.)

    Not: Bu ayetlerin Tevrat’ın hangi kitabının (Tekvin, Çıkış, Levililer, Sayılar, Tesniye vb. gibi) kaçıncı babında yer aldıkları ve ayet numaraları hakkında herhangi bir bilgi verilmemektedir.

    B. ZEBUR’DAN ÖRNEK OLARAK VERİLEN AYETLER:

    1. Zebur’da şöyle bir âyet var:

    اَللّهُمَّ ابْعَثْ لَنَا مُقِيمَ السُّنَّةِ بَعْدَ الْفَتْرَةِ

    Meali: “Allahım! Fetretten sonra bize Sünneti ihyâ edecek olan zâtı gönder.” Mukîm-üs Sünne” ise, ism-i Ahmedîdir. (Mektubat, On Dokuzuncu Mektup, 165.)

    2. Zebur’un âyeti:

    يَا دَاوُدُ يَاْتِى بَعْدَكَ نَبِيّ ٌيُسَمّىَ اَحْمَدَ وَمُحَمَّدًا صَادِقًا سَيِّدًا اُمَّتُهُ مَرْحُومَةٌ

    Meali: “Yâ Davud! Senden sonra, Ahmed, Muhammed, Sâdık ve Seyyid olarak anılacak bir peygamber gelecek. Onun ümmeti Allah’ın rahmetine mazhar olacak.”
    (Mektubat, On Dokuzuncu Mektup, 167.)

    Not: Zebur (Mezmurlar) 150 bölümden oluşmaktadır. Söz konusu ayetlerin Zebur’un hangi bölümünde yer aldıkları ve ayet numaraları ile ilgili olarak herhangi bir bilgi mevcut değildir.

    C. İNCİLDEN ÖRNEK OLARAK VERİLEN AYET:
    İncil’de, İsâ’dan sonra gelen ve İncil’in birkaç âyetinde “Âlem Reisi” ünvanıyla müjde verdiği
    Nebînin tarifine dair:

    مَعَهُ قَضِيبٌ مِنْ حَدِيدٍ يُقَاتِلُ بِهِ وَاُمَّتُهُ كَذلِكَ

    Meali: “Onun demirden bir asâsı, yani kılıcı olacak ve onunla savaşacak. Ümmeti de onun gibi olacak.” (Mektubat, On Dokuzuncu Mektup, 168.)

    Not: Yine delil olarak ileri sürülen İncil ayetinin hangi İncil’in (Matta, Markos, Luka, Yuhanna İncili vs. gibi), hangi babın da yer aldığı ile ayet numarası hakkında herhangi bir bilgi mevcut değildir. Bunun nedeni de –tıpkı Tevrat ve Zebur’dan verilen örneklerde olduğu gibi- bu ayetin İncil’de yer almamasıdır.

    – Rabbinizden size indirilene uyun, O’ndan başka velilere uymayın. Ne az öğüt alıyorsunuz? (7/A’râf, 3)

    – Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz. (3/ Âl-i İmrân / 103)

    Hiçbir dostluğun ve hiçbir alış-verişin olmadığı o gün gelmeden önce güzelce ölçüp tartın!!! Şimdilik bedava…

  96. benim anlamak istediğim mesele şu. madem üstad said nursi hazretleri dine ve kur’an hakikatlerine karşı çıkacaktı bu risaleleri yazarak, neden o devirde beş parasız ordan oraya sürülmeyi göze aldı. zamanında kur’an hakikatlerine saldırmak bazı kesimlerce el üstünde tutulmaya yetiyordu. niye zor olanı seçti üstad? neden o mahkemeden bu mahkemeye sürüklendi?neden bir makam mansıp istemedi? neden sıcak döşeğinde rahat rahat insanları zehirlemedi(!) de binbir türlü güçlüğe göğüs gerdi?

  97. slm alkm.KArdeşim risale-i nuru ya üstünkörü okumuşsun yada art niyetlisin samimi değilsin.Eğer dikkatle okusaydın Risale-i nurda bulunan tevrat ve incil ayetlerinin bir kısmı daha eski bir islam alimi olan Hüseyn-i cisri den alıntıdır.Onun döneminde o ayetler mevcutmuş ama değiştirilmiş.mesele bu zaten.İncilin şimdiye kadar tercüme tercüme üstüne olması hasebiyle 100 defa değişikliğe uğramış.Ancak ban sana “alemin reisi” tabirinin geçtiği incili söyleyebilirim.eğer ilgileniyorsan.selametlei…

  98. Kardeşler risale-i nur ve bediüzzaman hakkında yazdığınız şeyler üstünkörü ve Ön yargıdan öteye gitmiyor.En iyisi siz risale-i nuru güzelce okuyup bu işin ehli bir Nurcu kardeşimizle beraber değerlendirin.Ondan sonra hüküm verin.Böylece söz söyleme yetkisine sahib olun.Sonra istediğinizi söyleyin.Bu daha doğru değilmi?selametle…

  99. Risale-i nuru seven kardeşlerim! Lütfen lütfen lütfen lütfen lütfen rica ediyorum.eğer risale-i nuru seviyorsanız böyle insanları muhatab almayın.kesinlikle samimi değiller.Sizi tuzağa düşürüp yanliş yaptırmak kışkırtmak amacındalar.uyanık olalım.Oralı olmayın.önem vermezseniz sönerler.Allah rızası için.Hiç kendinizi boşa yormayın…

  100. Sayın Yener Akdağ

    Söz konusu metinleri dikkatli bir şekilde okuduktan sonra yorum yaptığımdan emin olabilirsiniz. Bilakis sizin dikkatli bir şekilde okumadığınızı, bunun yanı sıra yanlış ve eksik bilgilere sahip olduğunuzu belirtmek zorundayım.

    Şöyleki;

    1. Risale-i Nur’da delil olarak gösterilen Tevrat, Zebur ve İncil ayetlerinin salt olarak Hüseyin-i Cisrî’nin Risâle-i Hamidiye’sinden değil, ayrıca Dârimî(798 – 869) Mukaddeme’sinden, Îbn Kesîr(1301 – 1373) el-Bidâye ve’n-Nihâye’sinden, Ali b. Burhaneddin el-Halebî(? – 1437) es-Sîretü’l-Halebiye’sinden, İmam Kastalanî(1448 – 1517) el-Mevâhibü’l-Ledünniye’sinden, Ali el Kârî(? – 1606) Şerhu’ş-Şifâ’sından, Yusuf Nebhânî(1849 – 1932) Hüccetullah ale’l-Âlemîn’inden alıntılanmış olduğu bilgisine sahip olduğumu ifade etmekte yarar görüyorum.

    2. Hüseyn-i Cisri 1845 – 1909 yılları arasında yaşamıştır. Sizin ifade ettiğiniz gibi Hüseyn-i Cisri daha eski bir alim değil, Saidi Nursi(1873 – 1960) ile çağdaştır.

    3. Benim asıl vurgulamak istediğim husus; Risale-i Nur’da delil olarak ileri sürülen Kitabı Mukaddes ayetlerinin kimden veya kimlerden alıntılanmış olduğu değil, gerçek dışı/hayal ürünü olduğudur.

    Cisri, 34. Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit(1842-1918) tarafından saray hocalığına tayin edilmiş ve İstanbul’a gelmiştir. Hüseyn-i Cisri, -Saidi Nursi’nin alıntılar yaptığı- Risale-i Hamidiye adlı eserini İstanbul’a gelmeden kısa bir süre önce yazmıştır.

    Eğer iddia ettiğiniz gibi Hüseyn-i Cisri’nin yaşadığı dönemde –yani 19ncu yüzyılın sonları ile 20nci yüzyılın başlarında- orjinal Tevrat, Zebur ve İncil mevcut ise, bu durumda Hüseyn-i Cisri orjinal Tevrat, Zebur ve İncil’i okuyup-inceledikten sonra ilgili Tevrat, Zebur ve İncil ayetlerini Risale-i Hamidiye’sine almış olmalıdır.

    Ayrıca Hüseyn-i Cisri’nin yaşadığı dönem yani, II. Abdülhamit dönemi, Osmanlıda matbaanın yaygın olarak kullanılmaya başlandığı ve en önemli iletişim aracı olduğu bir dönemdir. Bu dönem, sahip olunan imkanlar sayesinde orijinal Tevrat, Zebur ve İncil’in kolaylıkla çoğaltılmasını, orijinalleri ile birlikte zengin koleksiyonlarda ve Osmanlı Devlet Kütüphanelerinde onbinlerce yazma ve matbu eserler arasında yer almasını ve günümüze kadar ulaşmasını gerekli kılmaktadır.
    Bu bağlamda 20nci yüzyılın başlarına kadar Tevrat, Zebur ve İncil ‘in değişime uğramadan geldiği ve son yüzyıl içinde değişime uğradığı iddiası akla ve mantığa aykırıdır.

    Gerçekte Hüseyn-i Cisri döneminde orijinal Tevrat, Zebur ve İncil mevcut olsaydı, gerek Hüseyn-i Cisri gerekse Saidi Nursi eserlerinde delil olarak ileri sürdükleri orijinal Tevrat, Zebur ve İncil ayetlerinden örnekler verirken; Tevrat’ın bir ayeti, Zebur’da böyle bir ayet var, İncil’de şöyle bir ayet var gibi -kitap, bab ve ayet numaraları olmaksızın- hayal ürünü delillere dayanarak örnekler vermek zorunda kalmazlardı.

    Kısacası Hüseyn-i Cisri’nin yaşadığı dönemde orijinal Tevrat, Zebur ve İncil’in mevcut olduğuna dair bilimsel temele dayalı herhangi bir belge ve bulgu yoktur.

    Bu hususta tek ve gerçek bir kaynak var dır ki, O da Kur’an’dır. Allah tarafından Hz. İsa(a.s)’a verilen İncil’de “Hz. Muhammed(a.s)’ın geleceğinin müjdelendiği “ ayetin yer aldığına dair kesin bilgi Kur’an’da -Saff (61)suresinin 6ncı ayetinde- yer almaktadır.

    Bunun haricinde Kur’an’da; Tevrat ve Zebur’da Hz. Muhammed(a.s)’ın geleceğinin müjdelendiğine dair herhangi bir bilgi yoktur.

  101. Bütün yorumları okudum herkes kendince haklı gibi görünüyor yanlız su risale okuyup müslüman olan yabancılar olayını anlamadım, ben okuyup hiçbişe anlamıyorum, yabancılar hangi türkçeleri ile anlayıpta müslüman oluyolar ?

  102. ya birde bu Fettullah Hoca nasıl yıllardır Amerikada? benim bildigim Amerika işine gelmeyen adamı 2 dakika tutmaz ülkesinde oysa bizim hoca villada yaşıyor. Bende severdim cemaatide bu hocanın Amerika aşkı( cemaattede var bu aşktan, nedense Amerika pek gözde) beni şüphelendirdi.

  103. Geçmişte uzun süre Nurcularla ilişkisi olan bir insan olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim, ben hayatımda eserinin içinde kendi eserine ve dolaylı olarak tevazu maskesi ile kendi şahsına bu kadar methü sena düzen, göklere çıkaran bir şahıs görmedim..Nurcular için varsa yoksa Risale-i Nur, Said Nursi, Nurculuktur önemli oan..

  104. Risale-i Nur’da İslami açıdan şirk kokan yönler insanı şüpheye düşürdüğü gibi ayrıca Said Nursi’nin kendi şakirtlerine ısrarla Risale-i Nur’un kendilerine yeteceği başka eserlere iltifat etmemeleri yönündeki telkinlerini ve özellikle Risale-i Nur’a yönelik bir itiraz devrin en büyük aliminden gelse dahi saygıda kusur etmeden aldırmamalrı yönündeki telkinleri insanda ciddi anlamda soru işaretleri uyandırmaktadır…PEYGAMBER EFENDİMİZ(S.A.V.) , KUR’AN-I KERİM VE ASHAB-I KİRAM’IN VARLIĞI DAHİ EBU TALİB BAŞTA OLMAK ÜZERE MUHATAP OLDUKLARI BİRÇOK İNSANIN HİDAYETİNE VESİLE OLMADIĞI HALDE SAİD NURSİ RİSALE-İ NUR’UN, TALEBELERİNE BU ZAMANDA İMANLA KABRE GİRİP CENNETLİK OLMAYI SAĞLAYACAĞINI İDDİA ETMEKTEDİR..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: