Hücrenin Hayata Uygunluğu

 

human-cell.jpggenetik_res.jpgdna1.gifcell.jpg

İnsan vücudu trilyonlarca hücreden meydana gelmiştir. Büyük hayvanlar ve bitkiler de çok sayıda hücrenin bir araya gelmesiyle oluşur. Ancak organizmanın büyüklüğü azaldıkça hücre sayısı da azalmaktadır. Yapısının incelenmesi, hücrenin neden hayatın temel birimi olduğunu gösterir. Hücreyi belirleyen özellik, hücre zarı yani dış dünyayı hücrenin içinden ayıran kimyasal yapıdır. Zarın korunmasıyla bir hücre, dışarıda varolandan çok farklı şartları kendi içerisinde barındırabilir. Örnek olarak hücre, içinde besinleri konsantre ederek enerji üretimi için hazır hale getirebilir ve yeni üretilen materyallerin akıp gitmesini engelleyebilir. Zarın olmaması halinde, hayatın devamı için gerekli olan çok büyük sayıda metabolizma reaksiyonları gerçekleşemeyecekti. Hücreler karbon bazlı yaşamın ideal bir temel yapısıdır. Hücreler her türlü işlemi yerine getirmeye her şekle girmeye ve çok hücreli organizmalardaki çeşitliliği oluşturmaya ve en nihayet tüm yaşamı ortaya çıkarmaya müsaittir. Hücre zarı, hücrenin içeriğini çevrelemek, hareket etmek ve gerektiği yerde yapışmak görevine çok uygundur. Bu kritik özellikler aynı zamanda hücre boyutunun mevcut ölçüde olmasına dayalıdır. Hücre zarı, seçici geçirilirliği sayesinde sinirsel iletimin bazını oluştur. Hücrelerin güçlü işlemsel kabiliyete sahip olduğu ve akıllıca hareket edebilecekleri bile tartışılmaktadır.

İnsan bedenindeki her bir hücre, bilgisayar programını andıran bir programa sahiptir. Bu program, hücrenin düzgün bir şekilde işlemesini sağlayan hassas bir düzenlemeye sahiptir, meydana gelebilecek bir aksama, bozulmalara ve tuhaf gelişmelere (kanser gibi) yol açmaktadır. Bir bilgisayarın ancak programlandığı zaman iş görebileceği gibi, her bir hücre de belli bir işlevi yerine getirmek üzere üstün bir Güç tarafından programlanmıştır. Sadece hücreyi inceleyerek bile yaşamın ve insanlığın oluşabilmesi için ve varlığını sürdürebilmesi için nasıl bir tasarıma sahip olduğunu anlamak ve bu tasarımdan hareketle Tanrı’nın varlığına ulaşmak oldukça kolaydır. Bu konuda, ünlü İngiliz astronom Fred Hoyle’un, ilk hücrenin şans eseri ortaya çıktığına inanmanın, eski uçak parçaları dolu bir depoda esen bir hortumun bir Boeing 747 uçağı meydana getirebileceğine inanmak gibi bir şey olduğuna dair ünlü bir demeci bulunmaktadır.

Ancak bazı çevrelerin bu konuda sahip oldukları olumsuz tutumu ünlü biyokimyacı Michael Behe hücre hakkında şöyle söyleyerek göstermektedir: “Hücrenin araştırılmasında kolektif olarak yapılan çalışmaların sonucu –hayatın moleküler seviyede incelenmesi- güçlü, açık ve çarpıcı bir ‘tasarım’ görüşünü ortaya çıkarmıştır. Sonuç o kadar açıktır ki, bilim tarihindeki en büyük gelişmelerden birisi olarak değerlendirilmelidir. Hayatın akıllı bir tasarımın eseri olduğu görüşü, dünyanın güneşin etrafında döndüğünün, hastalıkların bakterilerce oluştuğunun, ya da radyasyonun kuanta denilen parçacıklarla yayıldığının belirlendiği an kadar önemlidir. Yıllarca yapılan çalışmalar sonucunda harcanan onca çaba ardından elde edilen bu zafer, tüm dünyadaki laboratuvarlarda şenlikli kutlamalara yol açacaktır. Hatta bu olayı kutlamak üzere eller çırpılacak, yüzler gülecek ve bir gün işten izin bile alınabilecek! Fakat hiçbir kutlama yapılmadı, eller çırpılmadı. Hücredeki aklın ortaya çıkışının ardından, bu karmaşıklık sessizlik ve utanç dolu bir tereddütle karşılaşmıştır. Bilimsel çevreler neden bu müthiş buluşu kabullenmiyor? Tasarımın gözlemlendiği bu gerçeklik, neden entelektüellerce sahiplenmiyor? Bu ikilem şurada yatıyor, filin bir tarafı akıllı tasarım derken, diğer tarafı da Yaratıcı’yı gösterecektir.

Aynen dört fizik gücünün iyi ayarlanmasında olduğu gibi, güçlü ve zayıf kimyasal bağlar arasındaki ilişki de kusursuzdur. DNA hücre istikrarının sağlanması için kusursuz bir biçimde çalışır. Bilgi depolamaya ilişkin biyolojik sistemde inanılmaz bir yoğunluk görülür. Bütün dillerde yazılmış bütün kitaplardaki bilgiler DNA’nın diline çevrilmiş olsaydı bunlar, DNA kapasitesi içerisinde bir toplu iğne başının yüzde birine denk düşecek kadar bir alana kaydedilebilirdi. DNA sarmalının kalınlığı, metrenin yirmi beş milyonda biri kadardır. Ancak sarmal, çözüldüğü zaman bu kalınlık yaklaşık on santimetreye çıkmaktadır. Şayet bir hücrenin bütün DNA’sını tamamen açar ve bunu diklemesine sıralarsak, DNA’nın uzunluğu yetişkin bir insanın boyu kadar olacaktır. Vücudumuzdaki bütün DNA’ları uç uca eklerseniz, güneşle dünya arasındaki mesafeyi gidiş-dönüşlü olarak yüz defa kat edecek bir zincire ulaşırsınız. Bu bir soyutlama değil, içimizde var olan hayret verici, somut bir gerçektir.

Kaynak: http://www.allahinvarligi.com

Reklamlar

One thought on “Hücrenin Hayata Uygunluğu

Add yours

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: