Kölelik ve İslamiyet

Köle, “hukukî, iktisadî ve sosyal bakımlardan hür insanlardan farklı ve aşağı statüde kabul edilen kimse” demektir. Köle, inanç ve ibadet yönünden özgür olmasına rağmen medenî; yurttaşlık hakları yönünden tam özgür değildir. Mal mesabesinde olup, alınır, satılır ve mirasa kalır.

Köleliğin Tarihçesi:

Köleliğin tarihi çok eski zamanlara dayanmaktadır. “İnsanlık kadar eskidir” dense yeridir. Zira dinî metinlere göre kölelik uygulaması tarih öncesi zamanlara kadar gitmektedir. Dinî metinlerin dışında, karanlık döneme ait ne bilgi ne de efsane olmadığı için, bu konuda başvurulacak yegâne kaynak dinî metinler olmaktadır.

Eldeki Kitab-ı Mukaddes’te, Nuh peygamberin oğullarından birinin köleleştirildiği yer almaktadır.

Tekvin 9. Bab; 20-27. cümleler:

20 Nuh çiftçiydi, ilk bağı o dikti.

21 Şarap içip sarhoş oldu, çadırının içinde çırılçıplak uzandı.

22 Kenan’ın babası olan Ham babasının çıplak olduğunu görünce
dışarı çıkıp iki kardeşine anlattı.

23 Sam’la Yafet bir giysi alıp omuzlarına attılar, geri geri
yürüyerek çıplak babalarını örttüler. Babalarını çıplak görmemek
için yüzlerini öbür yana çevirdiler.

24 Nuh ayılınca küçük oğlunun ne yaptığını anlayarak,

25 şöyle dedi: “Kenan’a lânet olsun, köleler kölesi olsun kardeşlerine.

26 Övgüler olsun Sam’ın Tanrısı RAB’be, Kenan Sam’a kul olsun.

27 Tanrı Yafet’e bolluk versin, Sam’ın çadırlarında yaşasın,
Kenan Yafet’e kul olsun.”

Yine Kitab-ı Mukaddes’ten anlaşıldığına göre, o dönemlerde insan kendisini satarak köleleştirebiliyor, borcunu ödemeden ölen kişinin, borcu ödeyecek terekesi yoksa, alacaklılar vârislerini köleleştirebiliyor, hatta kişi, öz kızını köle olarak satabiliyormuş.

Levililer 25. Bab; 39. cümle:

39 Aranızda yaşayan bir kardeşin yoksullaşır, kendini köle
olarak sana satarsa, onu bir köle gibi çalıştırmayacaksın.

II.Krallar 4. Bab; 1-7. cümleler:

1 Bir gün, peygamber topluluğundan bir adamın karısı gidip Elişa’ya şöyle yakardı: “Efendim, kocam öldü! Bildiğin gibi RAB’be tapınırdı. Şimdi bir alacaklısı geldi, iki oğlumu benden alıp köle olarak götürmek istiyor.”

2 Elişa, “Senin için ne yapsam?” diye karşılık verdi, “Söyle bana, evinde neler var?” Kadın, “Azıcık zeytinyağı dışında, kulunun evinde hiçbir şey yok” dedi.

3 Elişa, “Bütün komşularına git, ne kadar boş kapları varsa iste” dedi,

4 “Sonra oğullarınla birlikte eve git. Kapıyı üzerinize kapayın ve bütün kapları yağla doldurun. Doldurduklarınızı bir kenara koyun.”

5 Kadın oradan ayrılıp oğullarıyla birlikte evine gitti, kapıyı kapadı. Oğullarının getirdiği kapları doldurmaya başladı.

6 Bütün kaplar dolunca oğullarından birine, “Bana bir kap daha getir” dedi. Oğlu, “Başka kap kalmadı” diye karşılık verdi. O zaman zeytinyağının akışı durdu.

7 Kadın gidip durumu Tanrı adamı Elişa’ya bildirdi. Elişa, “Git, zeytinyağını sat, borcunu öde” dedi, “Kalan parayla da oğullarınla birlikte yaşamını sürdür.”

Çıkış 21. Bab; 7. cümle:

7 Eğer bir adam kızını cariye olarak satarsa, kız erkek köleler gibi özgür bırakılmayacak.

Yine Kitab-ı Mukaddes’ten öğrendiğimize göre Mısır’da hırsızlar da yakalandıklarında köleleştiriliyorlardı.

Tekvin, 44. Bab; 8-13. cümleler:

8 “Torbalarımızın ağzında bulduğumuz paraları Kenan ülkesinden
sana geri getirdik. Nasıl efendinin evinden altın ya da gümüş çalarız?

9 Kullarından birinde çıkarsa öldürülsün, geri kalanlar efendimin kölesi olsun.”

10 Kâhya, “Peki, dediğiniz gibi olsun” dedi, “Kimde çıkarsa kölem olacak, geri kalanlar suçsuz sayılacak.”

11 Hemen torbalarını indirip açtılar.

12 Kâhya büyükten küçüğe doğru hepsinin torbasını aradı. Kâse Benyamin’in torbasında çıktı.

13 Kardeşleri üzüntüden giysilerini yırttılar. Sonra torbalarını eşeklerine yükleyip kente geri döndüler.

Bu madde Kur’an tarafından da doğrulanmaktadır:

Yusuf; 75: Dediler ki: “Onun cezası, kimin yükünde çıkarsa, o kendisi onun cezasıdır (o, köle olarak alıkonur). Biz zalimlere işte böyle ceza veririz.”

Tarihten öğrendiğimize göre savaş esirlerinin köleleştirilmesinden başka, değişik kavimlerden, çocuk kaçırmak suretiyle de halk köleleştiriliyordu. O nedenle Uzakdoğu’da, Ortadoğu’da Mısır’da Yunan ve Roma’da çok sayıda köle bulunmaktaydı.

Müslümanlık ve kölelik: [private]

İslâm’ın ortaya çıktığı dönemde, Arap Yarımadası’nda ve Hicaz yöresinde kölelik oldukça yaygındı. Kölelerin çoğunluğunu, Afrikalı siyahîler teşkil etmekte idi. Nitekim Peygamber’in müezzini Bilâl-ı Habeşî de bunlardan biriydi.

Kaynağı tam olarak bilinmemekle birlikte bu köleler, Eski Yunan ve Roma’daki köleler gibi, ya ele geçirenler tarafından satılmış ve el değiştire değiştire Mekke’ye kadar getirilmiş esirler veya kıtlıklar yüzünden aileleri tarafından satılmış çocuklardı. Diğer taraftan, Arap Yarımadası’na başka beldelerden getirilen köleler de vardı. Meselâ; İkrime b. Ebî Cehl’in kölesi ile Ezrak b. Ukbe es-Sekafi ve Suheyb-i Rûmî, Rum kökenli kölelerdi. Ancak Suheyb, kendisinin aslen Arap olduğunu ve bir savaş sonucu Rumlara esir düştüğünü söylemiştir. Selmân-ı Fârisî İranlı idi. Kaçırılarak Yahudilere satılmış, Müslüman olmak için Medine’ye kadar gelmişti. Peygamber hürriyetine kavuşması için Selmân’a para yardımında bulunmuştur. Peygamber’in sonraları azat edip, evlatlık edindiği Zeyd b. Hârise ise Arap kölelerden idi.

İşte Kur’an böyle bir zamanda ve ortamda indi ve böyle bir karanlığı aydınlattı. Kölelikle ilgili ilk ayet, peygamberimiz henüz Mekke’de iken inen Beled suresinin içinde yer aldı ve mümin-kâfir ayrımı yapmadan, köleleri özgürlüğe kavuşturmayı, cennete girebilmenin yollarından biri saydı. Böylece de herkesi buna özendirdi:

Beled; 11-13: Fakat o, Akabe’ye (o sarp yokuşa) saldırmadı.

Ve Akabe’nin (o sarp yokuşun) ne olduğunu sana ne bildirdi?

Köle azat etmektir,

Bakara; 177: Yüzlerinizi doğuya ya da batıya çevirmeniz “birr” değildir. Ama “birr”, Allah’a, “ahir güne / son gün”e, meleklere, Kitap’a, peygamberlere inanmak; sahip olduklarından akrabalara, yetimlere, yoksullara, yolcuya ve dilenenlere ve boyundurukları çözmeye (hürriyeti olmayanların hürriyetlerine kavuşmaları için), Allah sevgisi için vermek ve namazı kılmak, zekâtı vermektir. Ve sözleştiklerinde, sözlerini tastamam yerine getirenler, sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabredenler, işte içtenlikli olanlar bunlardır. İşte bunlar takvalıların ta kendisidir.

Ayrıca Kur’an, henüz hürriyetlerine kavuşmamış, köle olarak yaşayanlara da hürlere yakın bir statü vererek onlara iyi davranılmasını hükme bağlamış, böylece onların hürriyetlerine kavuşuncaya kadar iyi şartlarda yaşamalarını sağlamıştır:

Nisa; 36: Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ve de anaya-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, akraba olan komşulara, yakın komşulara, yanında bulunan arkadaşa, yolda kalanlara, sağ ellerinizin sahip olduklarına (sahip olduğunuz kölelere) iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseyi sevmez.

Bakara; 221: Müşrik kadınları, iman etmedikçe nikâhlamayın. Bir müşrik kadın, sizin hoşunuza gitse bile, iman etmiş olan bir cariye kesinlikle ondan daha hayırlıdır. Müşrik erkeklere de mümin kadınları nikâh ettirmeyin. Bir müşrik, sizin hoşunuza gitse bile, mümin bir köle elbette ondan daha hayırlıdır. Onlar sizi ateşe davet ederler, Allah ise, kendi izniyle cennete ve mağfirete davet ediyor ve ayetlerini insanlara açıklıyor. Umulur ki onlar öğüt alırlar.

Nisa; 25: Ve sizden her kim hür mümin kadınları nikâh edecek bir zenginliğe gücü yetmiyorsa, ona da ellerinizin altındaki mümin cariyelerinizden efendilerinin rızası ile nikâhlamak var. …….

Bu ayeti en iyi şekilde uygulan peygamberimizin, “kölelere, “oğlum, kızım” deyin. Sakın onlara kaba davranmayın” öğüdü de dikkat çekicidir.

Kur’an, peygamberimiz Medine’de iken 3. sırada inen Âl-i Imran suresinde de köle edinmeyi, peygamberimize ve sıradan tüm insanlara (sadece Müslümanlara değil, tüm beşere) yasaklamıştır:

Âl-i Imran; 79: Allah’ın kendisine kitap, hüküm (yasamayı yürütmek) ve peygamberlik verdiği hiçbir beşer için (İnsanlardan hiçbir kimse için), insanlara: “Allah’ın astlarından bana kul / köle olun.” demek yakışmaz. Fakat: “Öğrettiğiniz ve ders aldığınız (okuduğunuz) kitap gereğince Rabb’e içtenlikli kullar olunuz” (demesi yaraşır).

Dikkat edilirse ayette HİÇ BİR BEŞERİN, bu kendisine kitap, yasa ve peygamberlik verilmiş birisi de olsa, kesinlikle kimseye “BANA KUL-KÖLE OL!” deyemeyeceği bildirilmiştir. Yani HİÇ KİMSE, köleliğin lâfını bile edemeyeceğine göre, bunu kesinlikle pratik hayatta da UYGULAYAMAZ.

Bu konuda, kendisine bir çok ayrıcalık tanınmış olan peygamber bile böyle bir uygulama yapamazsa, sıradan insanlar nasıl köle edinebilir!!!

Mesajı genel ve evrensel olan bu ayet, bulunduğu pasaj içerisinde ehli kitabın sapıklıklarını yeren ayetlerden birisidir. Bu sebeple Müslümanlar genellikle burada “peygamberlik verilmiş bir kişi de olsa” tabirinden İsa peygamberi anlarlar ve olayı kendilerine hiç yaklaştırmazlar.

Daha sonra Kur’an, Müslümanların ve Müslüman olmayanların elinde bulunan kölelerin özgürlüğe kavuşturulması ve köleliğin insanlık tarihinden tasfiyesi için, kefaret borçlarına karşı köle azat etmeyi yasalaştırmıştır:

1) Hataen öldürmede köle azat etme:

Nisa; 92: Ve hata dışında bir mümin, diğer bir mümini öldüremez. Ve kim bir mümini hataen öldürürse, mümin bir köleyi özgürlüğe kavuşturmalı ve ölenin ailesine (vârislerine) teslim edilecek bir diyet vermelidir. -Ancak ölünün ailesinin bağışlaması müstesnadır.- Eğer öldürülen, mümin olmakla beraber size düşman bir kavimden ise, o zaman, öldürenin (mümin-kâfir ayırımı yapmadan ) bir köleyi özgür bırakması gerekir. Eğer öldürülen sizinle aralarında antlaşma olan bir kavimden ise, öldürenin, ölenin ailesine diyet vermesi ve mümin bir köleyi özgürlüğüne kavuşturması gerekir. Bunlara gücü yetmeyenin de Allah tarafından tövbesinin kabulü için arka arkaya iki ay oruç tutması gerekir. Allah, Alimdir (her şeyi bilendir), Hakimdir (yasa koyandır).

2) Yemin bozmada köle azatetme:

Maide; 89: Allah sizi, yeminlerinizdeki boş şeyler ile muaheze etmez (sorumlu tutmaz, hesaba çekmez). Fakat yeminleri bağladığınızla (bile bile ettiğiniz yeminlerle muaheze eder (sorumlu tutar, hesaba çeker). Bu nedenle onun (bozulan yeminin) keffareti (cezası), ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on yoksulu yedirmek veya giydirmek yahut da bir köleyi hürriyete kavuşturmaktır. Verecek bir şey bulamayan kimse için de üç gün oruç tutmaktır. İşte bu, yemin ettiğiniz zaman yeminlerinizi bozmanın cezasıdır. Yeminlerinizi koruyun. İşte Allah âyetlerini size böyle açıklar ki, şükredesiniz.

3) Zıhar hâlinde köle azat etme:

Mücadele; 3: Ve kadınlardan “zıhar” ile ayrılmak isteyip de sonra söylediklerinden dönenlerin, birbiriyle temastan (ilişkiden) evvel bir köleyi hürriyete kavuşturmaları gerekir. İşte siz bununla öğütleniyorsunuz (size öğütlenen, yapmanız gereken işte budur). Allah, yaptıklarınızdan çok iyi haberi olandır.

4) Yetimlere bakmakla yükümlü kadınlarla evlenme kampanyasında kampanyaya katılmayan kimselerin cariyeleriyle evlenmeleri ve böylece cariyelerin özgürleştirilmesi:

Nisa; 3: Ve eğer ki yetimleriniz konusunda adaleti koruyamayacağınızdan korktuysanız; o takdirde sizin için hoş (helal, uygun) olan, yetimlerin kadınlarından ikişer ikişer, üçer üçer, dörder dörder nikâhlayın. Şayet o takdirde de adaleti gözetemeyeceğinizden korktuysanız, bir tanesini nikâhlayın. Ya da sahibi bulunduğunuz cariyenizi nikâhlayın. Bu haksızlığa sapmamanız için en uygunudur.

5) Kölelerin kurtarılmalıklarının devlet bütçesinden karşılanması ve bu suretle kölelerin özgürleştirilmesi:

Tövbe; 60: Kesinlikle, Allah tarafından bir fariza (taksim / zorunlu görev) olarak; sadakalar (kamunun gelirleri) ancak, fakirler, miskinler (yoksullar, işsizler) o iş üzerine çalışan görevliler (kamu görevlileri), müellefe-i kulûb (kalbleri İslâm’a ısındırılacaklar), boyunduruktakiler (özgürlüğü olmayan köleler), ağır borç altındakiler, Allah yolundakiler (askerler, öğrenci ve öğretmenler), yolda kalmışlar içindir. Allah her şeyi en iyi bilendir ve yasa koyandır sahibidir.

Bu maddelerin dışında insan hakları, Akrabalık hakları çerçevesinde “Mükatebe (Sözleşme)” yoluyla azad, mecburi azad, kanuni azad, ölüme bağlı azad, doğuma bağlı azad gibi yollarla da toplumda kölenin kalmaması yolunda ilkeler oluşturmuştur.

İslâm dini köleliği kesin olarak yasaklamıştır. Yüce Allah’ın talimatı gereği Müslüman olan veya olmayan hiç kimse, yol ve yöntemi ne olursa olsun köle edinemez.. Rabbimizin kölelikle ilgili emri budur. Ama fıkıh kitaplarında gördüğümüze göre; “İslâm dini, savaş esirlerinin dışında köle edinmeyi yasaklamıştır. İslâm’da köleliğin tek kaynağı savaştır.” fetvası ortaya çıkarılmakta ve esirlerin köleleştirilmesi, öldürülmelerinin, hayatlarının alternatifi olarak kabul edilmektedir. Yani, savaş esirlerinin köleleştirilmesine izin vererek İslâm’ın, hayatı ölüme tercih ettiği ileri sürülmektedir. Allah’a rağmen, devletin bir kimseye, öldürme, serbest bırakma veya köleleştirme yetkisi veren bu fetvalara gerekçe olarak ise; tek taraflı olarak Müslümanların esirlerini köleleştirmeyip serbest bırakmaları hâlinde, kuvvetler arasındaki dengenin bozulacağı gösterilmiştir. Serbest bırakılan esirin Müslümanların alicenaplığı karşısında takınacağı olumlu tavır ise hiç dikkate alınmamıştır.

Bu fetvaların ana malzemesi her zamanki gibi rivayetler olmakla birlikte, bir de ek olarak her sözcüğü gayet net olan bir muhkem ayet, bu malzemelere eklenmek istenmektedir. Konuya malzeme yapılmak istenen ayet şudur:

Muhammed; 4: Savaşta inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurun (onları öldürün). Sonra onlara üstün geldiğiniz zaman bağı sıkı bağlayın (cephe gerisindekileri esir alın). Sonra harp ağırlıklarını atıp, savaş bitince de onları ya KARŞILIKSIZ OLARAK, ya da fidye ile salıverin. İşte! (Allah’ın emri budur.) Eğer Allah dileseydi onlardan elbette intikam alırdı (onları cezalandırıp adaleti sağlardı). Fakat (böyle olması) sizi birbirinizle denemek içindir. Allah yolunda öldürülenlere/ öldürenlere/ savaşanlara gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmaz.

Görüldüğü üzere bu ayette esirlerin öldürülmesi diye bir hüküm söz konusu değildir. Bazıları, ayetteki “mennen (karşılıksız olarak)” ifadesini değişik yorumlara tabi tutmuş ve bu “karşılıksız serbest bırakma” ilkesini;

– esaret müddetince esire iyi davranılması,

– öldürme veya müebbet hapse mahkûm etme yerine onu köle yaparak Müslümanların hizmetine verme,

– cizye alarak (senelik devlet vergisi koyarak) İslâm devletinin vatandaşı (zımmi) yapılması,

– karşılık alınmadan serbest bırakılması,

olarak açıklamıştır.

Ayette geçen “Fidye karşılığı salıverme” ilkesi de yine bu kimselerce;

– bir takım özel hizmetler yaptırdıktan sonra serbest bırakma,

– maddî karşılık alarak serbest bırakma,

– düşman eline düşmüş Müslümanlarla takas etme,

olarak açıklanmıştır.

Her akıllı insan bilir ki, yukarıda gösterdiğimiz dört madden ilk üçünü, “menn (karşılıksız olarak)” ile açıklamak ve bundan “Öldürme veya müebbet hapse mahkûm etme yerine onu köle yaparak Müslümanların hizmetine verme” anlamı çıkarmak mümkün değildir.

Savaş hukuku ile ayrıntılı açıklamalar Tövbe, Enfal ve Muhammed suresinde mevcuttur. İnşallah savaş hukuku konusuna ve bu ayetin kimler tarafından ve nasıl çarpıtıldığına orada değineceğiz.

Görüldüğü gibi İslâm, köleliği tüm insanlık için uygun bulmamış, gerek kendi içlerindeki, gerekse dünyanın her tarafındaki kölelerin özgürleştirilme işini, karşılığında cennet vadederek Müslümanlara görev olarak vermiş ve bunu değişik yollarla, hatta devlet bütçesinden ayrılacak parayla bile yapılmasını emretmiştir.

Hakkı Yılmaz

hakkiyilmaz@istekuran.com

Kaynak: İşte Kuran

[/private]

Reklamlar

6 thoughts on “Kölelik ve İslamiyet

Add yours

  1. HANGİ CARİYELER?

    İslam düşmanları tarafından en fazla abüze edilen deyim “ma meleket eymanuküm”
    (yeminlerinizin altındakiler)dür. Ne yazık ki bu suiistimalin nedeni bilinçsizce ve hadislere
    eğilimli olarak yapılan Kuran çevirileridir. Eyman; yemin kelimesinin çoğuludur. Yemin ise
    anlaşma demektir ve Kuran’da HEP bu anlamda kullanılmıştır (3:77, 5:89, 66:2, vs..).
    Gelenekçi Müslümanlara göre bu ifade Kuran’da SADECE kadın köleleri yani cariyeleri
    anlatmak için kullanılmıştır. Bu, cinsiyet ayrımı yapmadan yaşamın her anında iffetli bir
    hayat sürmeyi emreden Kuran’a yapılmış en büyük hakarettir.
    24:30 Mümin erkeklere söyle: Bakışlarını yere indirsinler. Cinsel organlarını/ırzlarını
    korusunlar. Bu onlar için daha arındırıcıdır. Kuşkusuz, Allah, yapmakta olduklarınızdan
    haberdardır.
    24:31 Mümin kadınlara da söyle: Bakışlarını yere indirsinler. Cinsel organlarını/ırzlarını
    korusunlar.
    24:33 Nikâh imkânı bulamayanlar, Allah kendilerini lütfundan zenginleştirinceye kadar
    iffetlerini korusunlar.
    70:29 Bunlar (müminler), cinsiyet organlarını titizlikle korurlar.
    Halbuki bu ifadenin (ma meleket eymanüküm) geçtiği ayetlerde ne SAVAŞ ESİRİ ne
    CARİYE sözü geçer. Tek geçen “yemininizin altındakiler”dir ve Kuran’a baktığımızda bunun
    birden fazla grubu anlatmak için kullanıldığını görürüz. Bu kişiler ille kadın olacak diye bir
    kaide yoktur; bazen çocuklar, bazen erkekler için de aynı ibare kullanılmıştır. Kuran’da
    köleler için “abd”, kadın köleler için ise “ima” kelimesi kullanılır:
    24:32 İçinizden bekârları, bir de kölelerinizden (ibadukum) ve halayıklarınızdan (imaukum)
    durumu uygun olanları evlendirin. Eğer yoksul iseler, Allah onları lütfundan zenginleştirir.
    Allah Vâsi’dir, Alîm’dir.
    Görüldüğü gibi ayet “bu kişileri tepe tepe kullanın” demiyor hatta evlendirmeye teşvik ediyor.
    Şimdi Kuran’a göre “yeminimizin altındakiler” kimler, bir göz atalım:
    1. Evlatlık Olarak Baktığımız Çocuklar:
    24:58 Ey iman edenler! Ellerinizin altında bulunanlarla, ergenlik yaşına gelmemiş
    olanlarınız sizden üç durumda izin istesinler: Sabah salatından önce, öğlen vaktinde
    elbiselerinizi çıkardığınızda, akşam salatından sonra… Kaygılanacağınız üç vakittir bunlar.
    Bunlar dışında size de onlara da bir günah yoktur. Aranızda dolaşırlar, birbirinize
    bakabilirsiniz. Allah, ayetleri size işte böyle açıklıyor. Allah Alîm’dir, Hakîm’dir.

    Yukarıdaki ayette “ellerimizin altında bulunanlarla” değil münasebet yatak odamıza bile
    izinsiz girmesine izin vermiyoruz ve ergenlik çağı gelmemiş çocuklarla bir tutuluyorlar.
    04:03 Yetimler konusunda adaleti koruyamayacağınızdan korkarsanız, sizin için izin
    verilenleri (NİKAH ÇAĞINA GELENLERİ 4:6) ikişer, üçer, dörder nikâhlayın / evlendirin.
    Eğer bu durumda adaleti gözetemeyeceğinizden korkarsanız, BİRİNİ yahut SÖZÜNÜZÜN
    altındakileri. İşte bu, haksızlığa sapmamanız için en uygun yoldur.
    Ayette yetimleri (varsa) ikişer, üçer evlendirmemizi emrediyor (4:1 TÜM İNSANLARA
    HİTAP EDİYOR, erkeklere değil). Bu şekilde evlendirmede haksızlık yapacağımızdan
    korkuyorsak birini veyahut birilerine yetimlerle ilgili sözümüz varsa bunları evlendirmeliyiz.
    33:55 Peygamber’in hanımlarına; babaları, oğulları, kardeşleri, kardeşlerinin oğulları,
    kızkardeşlerinin oğulları, hizmetindeki kadınlar ve sağ ellerinin / sözlerinin altındakiler [ma
    meleket eymanühün] ötürü hiçbir günah yoktur. Allah’tan korkun, ey Peygamber hanımları!
    Kuşkusuz, Allah herşeye tanıklık etmektedir.
    04:25 Korunmuş (EBEVEYNİ OLAN) kadınları nikâhlama genişliğine gücü yetmeyeniniz,
    ellerinizin altındaki [ma meleket eymaüküm] genç, mümin kızlardan biriyle evlensin. Allah
    sizin imanınızı daha iyi bilir. Hep birbirinizdensiniz. O halde onları, ailelerinin izniyle
    nikâhlayın. Gizli dost edinmeyerek, zinadan uzak kalarak, iffetli hanımlar olmaları şartıyla
    onların mehirlerini örfe uygun bir biçimde verin. Evliliğe geçtikten sonra bir fuhuş
    yaparlarsa onlara, hür kadınlara uygulanan cezasının yarısı uygulanacaktır. Bu, köle ile
    evlenme yolu, günaha ve sıkıntıya girmekten korkanınız içindir. Sabretmeniz sizin için daha
    hayırlıdır. Allah çok affedici, çok merhametlidir.
    Tüm kadınlar “muhsanat” (korunmuş) tur. Ayetlerden anladığımız kadarıyla iki çeşit
    “korunmuş” kadın var, biri belirli bir olgunluğa erişenler diğeri ise ebeveynleri tarafından
    korunanlar. Mezhepçilerin aksine ayetten anlaşıldığı gibi bu kişilerin de (MME) zina yapma
    gibi lüksleri yok. Artı dikkatinizi çekerim ayette “hür” ve “köle” kelimeleri geçmiyor.
    24:33 Nikâh imkânı bulamayanlar, Allah kendilerini lütfundan zenginleştirinceye kadar
    iffetlerini korusunlar. Size bağımlı olanlardan [ma meleket eymanüküm], talihini / kısmetini
    isteyenlerin, kendilerinde iyi hal görürseniz, onlarla yazılı anlaşma yapın. Allah’a size verdiği
    malından siz de onlara verin. Hizmetinizdeki genç kızları, iffetli kalmak isteyip dururlarken,
    iğreti dünya hayatının basit menfaatini elde etmek için fuhşa zorlamayın. Kim onları baskı
    altında tutarsa Allah, fuhşa zorlanmalarından sonra onları affedici, esirgeyicidir.
    Muhsanat “korunmuş” demektir. 4:24’ten anladığımız üzere bir kızla evlenebilmek için
    bunların korunmuş (evlenilecek yaşta) olmalarına dikkat etmeliyiz.
    2. Emrimiz Altında Çalışanlar:
    24:31 Mümin kadınlara da söyle: Bakışlarını yere indirsinler. Cinsel organlarını/ırzlarını
    korusunlar. Süslerini görünen kısımlar müstesna, açmasınlar. Örtülerini göğüs yırtmaçlarının
    üzerine vursunlar. Süslerini şu kişilerden başkasına göstermesinler: Kocaları yahut babaları

    yahut kocalarının babaları yahut oğulları yahut kocalarının oğulları yahut kardeşleri yahut
    kardeşlerinin oğulları yahut kendi kadınları yahut ellerinin altında bulunanlar [ma meleket
    eymanühünne] yahut ihtiyaç içinde olmayan erkeklerden kendilerinin hizmetinde bulunanlar
    yahut kadınların kaygı duyulacak yerlerini henüz anlayacak yaşa gelmemiş çocuklar.
    Süslerinden, gizlemiş olduklarının bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler,
    Allah’a topluca tövbe edin ki kurtuluşa erebilesiniz!
    Yukarıdaki ayet cariye sapıklığını İslam’a mal etmeye çalışanların yüzüne tokat gibi vuruyor
    çünkü ayette kadınların da “sağ ellerinin altında” birilerini bulundurabildiğini görüyoruz.
    Erkeklere cariyelerle düşüp kalkma için ruhsat veren mollalar, imamlar kadınlara niye “sağ
    ellerinin altındakilerle” münasebet izni vermiyor?
    04:36 Allah’a kulluk edin. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetim ve
    öksüzlere, çaresizlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa,
    size bağımlı olanlara [ma meleket eymanüküm] iyi ve güzel davranın. Allah, kasılıp
    böbürlenen şımarıkları sevmez.
    16:71 Allah, rızıkta kiminizi kiminize üstün kılmıştır. Fazla verilenler, rızıklarını ellerinin
    altındakilere [ma meleket eymanüküm] aktarıp da hepsi onda eşit hale gelmiyor. Allah’ın
    nimetini mi inkâr ediyor bunlar?
    30:28 Size öz benliklerinizden bir örnek verdi: Ellerinizin altında bulunanlarda [ma meleket
    eymanüküm], size verdiğimiz rızıklarda, sizinle aynı haklara sahip, birbirinizden çekindiğiniz
    gibi kendilerinden çekineceğiniz ortaklarınız var mı? İşte biz, aklını işletecek bir topluluk için
    ayetleri böyle açık açık sıralıyoruz.
    3. Evlilik Yemininiz Altındakiler:
    Bu kategoridekilerle cinsel ilişkiye izin var ama dikkat etmemiz gereken Allah’ın, bazı
    çevirilerin aksine “eşleri ve yemininiz altındakiler değil” VEYA kelimesini kullanmasıdır.
    Bunlar farklı şeyler değildir. Örneğin ülkemizde sadece imam nikahıyla yaşayan ve
    evlenmeye gücü yetmeyen insanlar vardır, bu da bir evlilik yeminidir.
    70:29 BUNLAR, cinsiyet organlarını titizlikle korurlar.
    70:30 Ancak eşleriyle VEYA yeminlerinin altındakiler [ma meleket eymanuhum] konusunda
    kınanamazlar.
    23:05 Cinsiyet organlarını koruyanlardır onlar (MÜMİNLER 23:1).
    23:06 Eşleri VEYA yeminleri altındakiler [ma meleket eymanühüm] müstesnadır. Bu
    durumda kınanmış değillerdir onlar.
    Bazı sapık çevirmenler Allah’a iftira atmak pahasına cariye görüşünü HÜKÜMSÜZ
    bırakacağından olacak ayeti “eşleri VE ellerinin altındaki cariyeler hariç” olarak çevirmişler.
    Düşünemedikleri şey ise ayette belirli bir cinsiyetten (erkekten) DEĞİL her iki cinsiyetten
    (ONLAR DİYE) bahsetmesidir!

    33:50 Ey Peygamber! Biz sana şu hanımları helal kıldık: Mehirlerini / hediyelerini verdiğin
    eşlerin, Allah’ın sana bağışladığı yemininin altındakiler [ma meleket yemınüke], amcalarının,
    halalarının, dayılarının, teyzelerinin kızlarından seninle birlikte hicret edenler. Peygamber
    kendisiyle evlenmek istediğinde, kendisini Peygamber’e hibe eden mümin bir kadını da öteki
    müminlere değil, yalnız sana özgü olmak üzere helal kıldık. Onlara eşleri ve elleri
    altındakiler hakkında neler farz kıldığımızı biz biliriz. Sana bir zorluk olmasın diyedir bu…
    Allah Gafûr’dur, Rahîm’dir.
    Not: Ayette “ganimet” kelimesi geçmez.
    ve ma meleket yemınüke memma efaellahü aleyke
    ve yemininin altındakiler Allah’ın senin üzerine bağışladığı
    33:52 Bundan sonra sana artık başka kadınlar helal olmaz. Bunları, başka eşlerle
    değiştirmek de -onların güzellikleri hoşuna gitse bile – helal olmaz. Yeminin altındakiler
    müstesna [ma meleket yemınüke]. Allah her şey üzerinde bir Rakîb’dir, her şeyi
    gözetlemektedir.
    Gördüğünüz gibi İslam esire kadın veya erkek olsun savaş sırasında dahi işkenceyi, tecavüzü
    emretmez. Bu kişiler bir ücret veya lütuf karşılığı salınmalı (47:4) ve esaret sırasında örnek
    bir hoşgörü sergilenmelidir:
    76:08 Yoksula, yetime ve ESİRE, yemeği severek yedirirler.
    76:09 “Biz size yalnız ve YALNIZ ALLAH RIZASI İÇİN YEDİRİYORUZ. Sizden bir
    karşılık da bir teşekkür de istemiyoruz.

  2. Slm,kardesim,Rabbim ilminizi artirsin insallah
    yanliz kullanmis oldugunuz cümlelere dikkat etmenizi rica ederim,
    misal ” Bazı sapık çevirmenler ”

    Selametle kaliniz
    43/44 “Dogrusu o Kur’an, senin için de, kavmin için de bir ögüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz.”
    36:”Kim Rahman’ın Zikri’ni görmezlikten gelip ondan uzaklaşırsa biz ona bir şeytanı musallat ederiz de o ona can yoldaşı olur.”

    En dogrusunu Rabbimiz bilir

  3. Ali imran 14- İnsanlara, KADINLAR, oğullar, yüklerle altın ve gümüş yığınları, salma atlar, davarlar, ekinler kabilinden aşırı sevgiyle bağlanılan şeyler çok süslü gösterilmiştir. Bunlar dünya hayatının MALLARIDIR. Oysa varılacak yerin bütün güzellikleri Allah katındadır

    Bakara 223 “Kadınlar sizin tarlanızdır.Tarlanıza dilediginiz yerden girin”

  4. Selam Kara Murat

    Bakara223:”Kadınlar sizin tarlanızdır.Tarlanızdan dilediğiniz yerden girin.”
    Meal-i Şerif’ini gözönüne alındığında kadınların tarlaya benzetildiği görülür.Evet tarla ekinlerin ekildiği ve çeşit çeşit mahsüllerin de biçildiği yerdir.Mahsüller çoğaltılıp verim alındığı için ve kadınlar da bir yönüyle insan neslinin devamı için fayda sağladığından buna benzetilmiştir.
    Tarlanıza istediğiniz gibi girebilirsiniz.Düsturundan maksat bellidir.İnsan neslinin devamı için meşru bir şekilde ve meşru olan ön cihetten istenilen şekilde yaklaşılabilir anlamı çıkar.
    Selametle…

  5. kara murat arkadas enes arkadslar anlatilanlar cokta anlisilir olamamis, konuyu acseniz, herkesin turukecisi kuvvetli degildir belki tarla, mahsul, duster, on cihat nedir arkadslar?

    selam. saygi, sevfi, akil fikirlerle

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: