Cennete kimler girer?

Ahmet Baydar

(Fikri Takip) Kur`ân`ın üslubunda hep çoğul olarak “elçiler” dendiği hâlde, onlara indirilen vahiy söz konusu olunca durum değişir. Bir iki yerde, vahyin farklı zamanda indirilişine nispetle “kitaplar” denmişse de genelde “kitap” şeklinde tekil kullanılır.

 
Nitekim İncil, Zebur ve Tevrat mensupları kast edilirken bile sözcüğün ikil (kitabeyn) ve çoğul (kütüb) şekli ile “Kitaplar ehli” gibi bir terkip kullanılmamış, aksine hep “Kitap ehli” denmiştir.

Çünkü peygamberlerin mesajları lafız olarak farklı olsa da iyi ve kötü olarak “belirlenen” hususlar hepsinde aynıydı. Başka bir ifadeyle değişik zamanlarda indirilen vahiy, farklı dillerde ve çok görünse de aslında hepsi, tek dinin tek kitabıydı. Tevrat bir kitap, İncil bir kitap idiyse de Kur`ân da aynı “belirleme” leri ihtiva eden bir “kitap”tır.

Kur`ân`ın üslubunda bu gayet açık ve anlaşılır bir durumdur. Ne var ki şu “Yetmiş küsur fırka” meselesi bu tek din ve tek kitap üslubuyla çözülemez.
Ahirette kurtulamayacak olanlar; kitap ehlinden fırkalar mıdır? Yoksa peygamberleri izleyen ümmetler midir? Yerleri cehennem midir, değil midir? Onlar, son Peygamber`in davetine muhatap olanlardan mıdır, yoksa icabet edenlerden midir? Yetmiş iki fırka mı yoksa yetmiş üç fırka mı olacaklardır? Bu sayı belli bir süre ile sınırlı mıdır yoksa Kıyamete kadar olan zaman zarfında mı gerçekleşecektir?

“Şu kadar fırkadan sadece biz kurtulacağız” diyenler; işte bu soruların cevabını Kur`ân`da bulamazlar.

Ama bizce şu sonuçla karşılaşırlar: Farklı Peygamberlere uymanın sebebi, aynı Kitab`a uymuş olmaktır. Bunun amacı, dünya saadetini elde etmek olduğu kadar, uhrevi kurtuluşu kazanmaktır. Birincisi, “sünnet”i izlemekle kolaylaşacağı gibi, ikincisi elbette sadece Allah`a bağlanmakla mümkün olur. Nitekim Kur`ân`da şöyle buyrulur:

“Yahudi olanlardan veya Hıristiyanlardan başkası Cennete giremeyecek” dediler. Bu, kuruntularıdır. De: “Getirin bürhanınızı, doğruysanız!” Aksine; kim özü doğru olarak yüzünü Allah`a tertemiz teslim ederse, Rabbinin indinde ecri vardır…” (Bakara 2/111-112.)

Bu ayette, uhrevi kurtuluş için toplumlarının kendilerini bir peygambere nispet etmeleri yeterli görülmemiş, aksine kurtuluşun tek şartının, Allah`a teslimiyet olduğuna işaret edilmiştir. Şu ayetler de bu anlamı teyit eder:

“İman edenler, Yahudi olanlar, Hıristiyanlar ve Sabiîler… Kim Allah’a ve Sonraki Güne iman etti, salih amel yaptıysa onların Rab’leri nezdinde mükâfatları var…” (Bakara 2/62.)

“İman edenler, Yahudî olanlar, Sâbiîler, Hıristiyanlar… İçlerinden her kim, Allah`a ve sonraki güne iman edip de salih amel yaptıysa onlara korku yok…” (Mâide 5/69.)

Son iki ayette temas edilen Sâbiîler, bazı yorumculara göre, bir dinden çıkıp başka bir dine giren, ya da kitapları ve bir peygamberleri izlemeyen ama Allah inancı bulunan kimselerdir. Yahudi olanlar ve Hıristiyanlar ise, kendilerini bilinen iki peygambere nispet eden, onların izlerinden gittiklerini söyleyen toplumlardır.


“İman edenler” diye işaret edilenlere gelince. Bunlar son Peygamber`i izleyenlerdir.


Demek ki uhrevî kurtuluş hususunda müminlerin öncekilerden farklı bir durumu yoktur. Onlar da ancak yukarıdaki ayetlerde değinilen esaslara uydukları takdirde öteki hayatın azabından kurtulabileceklerdir.

Yani, bütün bu grupları, ahirette mensup bulundukları aidiyetleri değil, kişisel kimlikleri kurtarır. Uhrevi kurtuluş, toplumların inançlarına ve ait olduklarını dile getirdikleri peygamberlere değil fertlerin kişisel çabalarına bağlıdır.


“Kitap” işte bunun için rehberlik etmiştir. Kur`ân şöyle der:

“Kendilerine Kitap verdiklerimiz, sana indirilene sevinirler. Gruplardan, bir kısmını inkâr eden de var. De ki: “Ben sadece Allaha kulluk etmek ve ona şirk koşmamakla emir olundum…” (Ra`d 13/36.)

Bir ayetin, son peygambere iman edenleri, önceki şeriatların mensupları ile hatta Mecûsî ve müşriklerle bir arada zikretmiş olması ise çok daha anlamlıdır:


“İman edenler, Yahudi olanlar, Sâbiîler, Hıristiyanlar, Mecûsîler ve müşrik olanlara gelince, hükmü Allah verir aralarında, Diriliş gününde…” (Hacc 22/17)

Kısaca, uhrevî kurtuluş için Kur`ân`ın insan tekine tembihi şudur. Kimse farklı beklentiler peşinde olmasın. Öteki hayatta insanı “velâyetler” ve “mensubiyetler” değil, kişisel çabalar kurtarır. Ayrıca ister velâyet beklentili olsun, ister aidiyet inançlı olsun yahut böyle olmasın, bütün grupların uhrevî kurtuluşları sadece Allah`ın elindedir. (Hûd 11/107.)

18.3.2007

 

 

 

Reklamlar

5 thoughts on “Cennete kimler girer?

Add yours

  1. HURİLER?
    Makaleyi yazan: Yaseen
    http://www.geocities.com/yaseen_q/hur-article.htm
    Hadislere dayanarak bir takım gelenekçi Müslümanlar cennete girdiklerinde 70 tane huri ve
    bu dünyadan 2 tane inanan kadınla ödüllendirileceklerini düşünürler. Hadislerde ve
    günümüzde ve daha önce yapılmış Kuran çevirilerinde bulunan tasvirler, kadınları ve Allah’a
    ve Kuran’ın doğruluğuna inanan tüm erkekleri rencide edecek türdendir. Bu genç, güzel
    hurilerin geçtiği ayetleri toplama görevini ben üstlendim. Kuran’ın yorumunda bir yanlışlık
    olduğuna ikna olmuştum. Daha sonra bu ayetlerin anlaşıldığından çok farklı şeyleri ima
    ettiğini gördüğümde çok şaşırdım. Bu yalanın bu kadar sürmesine şok olmuştum. Bu ayetlerin
    içeriği yiyecek, içecek, rahat mobilyalar ve diğer “nesneler”di. Hala birçok Müslüman’ın
    inandığı gibi hurilerden bahsedilmiyordu.
    Hur kelimesi bir sıfattır ve saf / kristal beyazı anlamlarına gelir. Ayetlerdeki tanımlamaları
    incelemeden önce inşallah gidersek cennette kiminle birlikte olacağımıza bakalım.
    Cennette kimlerle olunacak?
    İnananlar eşleriyle birlikte olacaklar. 36:56’da geçen “ezvecuhum” ( -onların- eşleri ) kelimesi
    belli bir cinse hitap etmiyor. 2:25, 4:57 ayetleri eşleri saf / temiz olarak anlatıyor (ezvacüm
    mütühheratün).
    36:54-56
    Diyanet Vakfı 54. O gün hiçbir kimse en ufak bir haksızlığa uğramaz. Siz orada ancak
    yaptıklarınızın karşılığını alırsınız.
    Arapçası: Fel yevme la tuzlemü nefsün şey’ev vela tüczevne illa ma küntüm ta’melun
    Diyanet Vakfı 55. O gün cennetlikler, gerçekten nimetler içinde safa sürerler.
    Arapçası: İnne ashabel cennetil yevme fı şüğulin fakihun
    Diyanet Vakfı 56. Onlar ve eşleri gölgeler altında tahtlara kurulurlar.
    Arapçası: Hüm ve ezvacühüm fı zılalın alel eraiki müttekiun
    Soylarından inançlarını izleyenler de bu kişilere katılır.
    59:21
    Diyanet Vakfı 21. İman eden ve soylarından gelenlerde, imanda kendilerine tâbi olanlar (var
    ya)! İşte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık. Onların amellerinden de bir şey
    eksiltmedik. Herkes kazandıklarına karşı bir rehindir.
    Bu, 40:8 ayetinde tekrar doğrulanıyor:
    40:7-8

    116
    Diyanet Vakfı 7. Arş’ı yüklenen ve bir de onun çevresinde bulunanlar (melekler), Rablerini
    hamd ile tesbih ederler, O’na iman ederler. Müminlerin de bağışlanmasını isterler: Ey
    Rabbimiz! Senin rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tevbe eden ve senin yoluna
    gidenleri bağışla, onları cehennem azabından koru! (derler).
    Diyanet Vakfı 8. Rabbimiz! Onları da, onların atalarından, zevcelerinden, nesillerinden iyi
    olanları da kendilerine vâdettiğin Adn cennetlerine koy. Şüphesiz azîz ve hakîm olan sensin!
    Anahtar Kelimeler ve Yanlış Yorumlamalar:
    Aşağıda bu “hurilerin” niteliklerini bugün yorumlandığı şekilde listeledim. Bu ayetlerin
    çoğunda çevirmenlerin hayal ettiği gibi bir özne bulunmamakta ve anlaşılan çevirmenler, bu
    özneyi bulmak için önceki ayetlere veya içeriğe bakma gereği duymamış.
    Hurun: temiz kadınlar / huriler
    (bi) hurin aynin: iri gözlü huriler
    Kasiratut tarfi: gözlerini sakınan (huriler)
    Kasiratut tarfi ayn: gözlerini sakınan (huriler)
    Hayratun hisan: güzel (kadınlar)
    Etraben: yaşıt (huriler)
    Kevaibe etraben: (göğüsleri) tomurcuklanmış yaşıt (huriler); güzel yaşıt (eşler)
    ‘Uruben etraben: mükemmel eşleştirilmiş.
    Şimdi bu “huri”lerin niteliklerini Kuran’dan inceleyelim.
    55. Ayetteki “Kasiratut Tarfi” ve “hurun”
    Rahman Suresini cennetin gizli kalmış yönlerini ortaya çıkarmada anahtar surelerden biri
    olarak görüyorum. Bu Sure boyunca ilginç bir çiftelik ve karşıtlık teması işlenmiş.
    Bir not olarak şunu bilmenizi isterim ki Arapça’da isimler eril veya dişil formlarda olabiliyor
    ve 3’e ayrılırlar: tekil, ikili ve çoğul. 55. Surede bunların arasındaki geçişlere tanık olacağız.
    İkiliden Çoğul Forma Geçiş:
    55:46-61
    Diyanet Vakfı 46. Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimselere iki cennet vardır.
    Edip Yüksel 46. Rabbinin görkeminden korkan (cin ve insan) lar için iki cennet vardır.
    Arapçası: Ve limen hafe mekame rabbihi cennetani.
    Diyanet Vakfı 47. Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
    Edip Yüksel 47. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    Arapçası: Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani.
    Diyanet Vakfı 48. İki cennet de çeşit çeşit ağaçlarla doludur.

    Edip Yüksel 48. Türlü besinlerle doludur her ikisi.
    Arapçası: Zevata efnanin.
    Diyanet Vakfı 49. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    Edip Yüksel 49. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    Arapçası: Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani.
    Diyanet Vakfı 50. İkisinde de akıp giden iki kaynak vardır.
    Edip Yüksel 50. İçlerinde akan pınarlar vardır.
    Arapçası: Fiyhima ‘aynani tecriyani.
    Diyanet Vakfı 51. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    Edip Yüksel 51. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    Arapçası: Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani
    Diyanet Vakfı 52. İkisinde de her türlü meyveden çift çift vardır.
    Edip Yüksel 52. İkisinde de her meyveden iki çeşit vardır.
    Arapçası: Fiyhima min kulli fakihetin zevcani.
    Diyanet Vakfı 53. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    Edip Yüksel 53. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    Arapçası: Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani
    Diyanet Vakfı 54. Hepsi de örtüleri atlastan minderlere yaslanırlar. İki cennetin de
    meyvesinin devşirilmesi yakındır.
    Edip Yüksel 54. Astarları atlastan yataklara yaslanırlar, her iki cennetin meyveleri pek
    yakındır.
    Arapçası: Muttekiiyne ala furuşim betainuha min istebrak ve cenel cenneteyni dan.
    Diyanet Vakfı 55. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    Edip Yüksel 55. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    Arapçası: Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani
    Diyanet Vakfı 56. Oralarda gözlerini yalnız eşlerine çevirmiş güzeller var ki, bunlardan önce
    onlara ne insan ne de cin dokunmuştur.
    Edip Yüksel 56. Oralarda, daha önce ne bir insan ne de bir cin tarafından dokunulmamış,
    bakışlarını dikmiş eşler vardır.
    Arapçası: Fihinne kasıratut tarfi lem yatmishunne insun kablehum ve la can
    Diyanet Vakfı 57. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    Edip Yüksel 57. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    Arapçası: Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani
    Diyanet Vakfı 58. Sanki onlar yakut ve mercandırlar.
    Edip Yüksel 58. Onlar yakut ve mercan gibidirler.
    Arapçası: Ke ennehunnel yakıtı vel mercan
    İbrahim Yılmaz: Büyük Kandırmaca
    118
    Diyanet Vakfı 59. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    Edip Yüksel 59. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    Arapçası: Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani
    Diyanet Vakfı 60. İyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey midir?
    Edip Yüksel 60. İyiliğin karşılığı, yalnız iyilik değil midir?
    Arapçası: Hel cezaul ıhsani illel ihsan
    Diyanet Vakfı 61. Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    Edip Yüksel 61. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    Arapçası: Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani
    Gördüğünüz gibi 55:47-48 arası iki cennetten / bahçeden bahsediyor. Çift form olan “Fihinna”
    (onların ikisinin içinde) 55:50 ve 55:52 ayetlerinde geçen iki cennetin içindekileri ima ediyor.
    55:54 ayeti ise ikiye ayrılıyor, ilk kısım cennetle mükafatlandırılan erkek ve kadınların
    durumundan:
    “Hepsi de örtüleri atlastan minderlere yaslanırlar.”
    İkincisi ise bahçelerdeki ağaçların meyvelerinin ne kadar rahat alınabileceğinden bahsediyor:
    “İki cennetin de meyvesinin devşirilmesi yakındır.”
    69:23 ayetinde de “kutufuha daine” (meyveleri sarkmış / yakın) sözcüğüne rastlıyoruz.
    69:22-23
    Diyanet Vakfı 22. Yüce bir cennette,
    Edip Yüksel 22. Yüksek bir cennette (bahçede),
    Diyanet Vakfı 23. Meyveleri sarkmış halde.
    Edip Yüksel 23. Meyveleri ulaşılabilecek mesafededir.
    55:50 ve 55:52’de bulunan çift formlardan “fihina” (onlarda) çoğul dişil forma geçiş
    görüyoruz, yani bunlar “iki bahçede bulunan” “varlıkları” betimliyor olamaz.
    “Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz??”
    Arapçası: “Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani”
    “Tukezzibani” (yalanlamak) fiili ikili yapıda. “Hüna” zamirinin işaret ettiği kalan tek makul
    nesne 55:54 ayetinin sonundaki “meyveler”dir.
    İffetli olmak Kuran’da her zaman “hifzul ferc” olarak geçer, “kasıratut tarfi” ayete
    bakıldığında zorlama bir anlam olarak göze çarpıyor. Bu kelimenin bakışları / gözleri
    kaçırmak olduğu var sayılıyor. Ancak gözleri alçaltmak Kuran’da 24:30 ve 31 ayetlerinde

    olduğu gibi “ğadül besar” olarak geçer. Cennet iffet ve namus kavramlarının olduğu bir yer
    değildir zaten. Cennet inananların ödüllendirileceği ve bir daha yaptıklarından sorumlu
    tutulmayacağı bir yerdir. “Bakışlarını alçaltmak” buraya uymadığı gibi Kuran incelendiğinde
    de tutarsız olduğu görülecektir. “Kasırat” kelimesinin kökü “kasera” kısaltmak anlamına gelir.
    “Taraf” kelimesi ise “uç” demektir, 11:114 ve 20:130 ayetlerinde geçer. Aynı zamanda kol ve
    bacak yani insan vücudundaki uzuvlar, “el etraf” (uçlar) kelimesiyle anlatılabilir. Bu nedenle
    “kasıratut tarfi” ellerinizi bile uzatmadan veya hiçbir çaba sarf etmeden kolayca yetişilen
    meyvelerin tanımlarından biridir.
    Cennetin meyvelerinin kolayca ulaşılabilirliğini 76:14 ayeti de şöyle anlatır:
    76:14
    Diyanet Vakfı 14. (Cennet ağaçlarının) gölgeleri, üzerlerine sarkar; kolayca koparılabilen
    meyveleri istifadelerine sunulur.
    Edip Yüksel 14. Ağaçların gölgesi üzerlerine sarkmış ve meyveler yaklaştırılarak
    koparılmaları kolaylaştırılmıştır.
    Arapçası: Ve daniyeten ‘aleyhim zılaluha ve zullilet kutufuha tezliylen
    “lem yatmishunne insun kablehum ve la can”: onlara ne cin ne insan dokundu?
    Bağlam “hurilerden” bahsediyor olsaydı yukarıdaki ayet daha sonra bunlara dokulacak gibi
    bir anlama gelirdi. Bu yakışıksız, hayali bir yorumdur.Kuran’da “dokunmak” olarak kullanılan
    kelime “messe” veya “temesse”‘dir (2:236-237, 3:47, 19:20, 33:49, 58:3-4, vb…)
    55:57’deki “tamase” denemek / tatmak / bozmak veya tüketmek olarak çevrilebilir. Cennetteki
    yiyecek ve içecekler Dünya’da tadılanlar gibi olmayacak, saf ve her açıdan mükemmel
    olacaklar.
    55:58’deki “yakuplar ve mercanlar gibi” sözü de yine bu meyvelerden bahsediyor.
    Hayratun Hısan (55:70)
    55:62-74
    Diyanet Vakfı: 62. Bu ikisinden başka iki cennet daha vardır..
    Edip Yüksel 62. O ikisinin ötesinde iki cennet daha var.
    Arapçası: Ve min dunihima cennetan
    Diyanet Vakfı 63. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    Edip Yüksel 63. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    Arapçası: Fe bi eyyi alai rabbikuma tukezziban
    Diyanet Vakfı 64. Bu cennetler koyu yeşildirler.
    Edip Yüksel 64. Yemyeşildirler.
    Arapçası: Mudhammetan

    Diyanet Vakfı 65. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    Edip Yüksel 65. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    Arapçası: Fe bi eyyi alai rabbikuma tukezziban
    Diyanet Vakfı 66. İkisinde de durmadan fışkıran iki kaynak vardır.
    Edip Yüksel 66. İkisinde de fışkıran iki kaynak vardır.
    Arapçası: Fihima aynani neddahatan.
    Diyanet Vakfı 67. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    Edip Yüksel 67. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    Arapçası: Fe bi eyyi alai rabbikuma tukezziban
    Diyanet Vakfı 68. İkisinde de her türlü meyveler, hurma ve nar vardır.
    Edip Yüksel 68. Her ikisinde de meyvalar, hurmalar ve narlar vardır.
    Arapçası: Fihima fakihetuv ve nahluv ve rumman
    Diyanet Vakfı 69. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    Edip Yüksel 69. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    Arapçası: Fe bi eyyi alai rabbikuma tukezziban
    Diyanet Vakfı 70. İçlerinde huyu güzel yüzü güzel kadınlar vardır.
    Edip Yüksel 70. Her ikisinde de iyilikler, güzellikler vardır.
    Arapçası: Fihinne hayratun hısan
    Diyanet Vakfı 71. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    Edip Yüksel 71. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    Arapçası: Fe bi eyyi alai rabbikuma tukezziban
    Diyanet Vakfı 72. Otağlar içinde sahiplerine tahsis edilmiş hûriler vardır.
    Edip Yüksel 72. Çadırlara kapanmış güzeller
    Arapçası: Hurum maksuratun fil hıyam
    Diyanet Vakfı 73. Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    Edip Yüksel 73. Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
    Arapçası: Fe bi eyyi alai rabbikuma tukezziban
    Diyanet Vakfı 74. Bunlara onlardan önce ne bir insan ne bir cin dokunmuştur.
    Edip Yüksel 74. Daha önce onlara ne insan ne de cin dokunmamıştı.
    Arapça: Lem yatmishunne insun kablehum ve la can
    55:70 ayetindeki “Fihinne hayratun hısan” 55:62, 55:64, 55:66 ve 55:68 ayetlerinde ikili
    yapıdan (fihima) çoğul dişil yapıya (fihina) geçiş var. Bundan dolayı zamirin bildirdiği iki
    bahçe (veya içindekiler) değil 55:68’den önce bahsedilen “meyve, hurma ve narlardır.”
    “Hayrat” ve “hisan” kelimeleri sıfattır ve ayette çevirmenlerin eklediği gibi bir özne geçmez.

    “Fihinne hayratun hısan” : “Onlarda üstün iyilik / faydalar (vardır)”
    55:72’deki “Hurum maksuratun fil hıyam” anlatılmakta olan şeylerin (meyveler) ve bunların
    niteliklerinin devamıdır. Ayette yine bir özne yok. “Hurun” saf / temiz demektir.
    Artı ayette anlatılanın çadırlara kapatılmış “huriler” olduğunu düşünmek mantıksızdır.
    “Maksuratun fil hıyam” hemen yakında olan yığın halindeki meyveleri anlatıyor. 55:74 tekrar
    bu meyvelerin daha önce kimse tarafından tüketilmemiş olduklarını yazar: Daha önce onlara
    ne insan ne de cin dokunmamış / tüketmemiştir.
    Büyük Gözlü Huriler? (56:22)
    56:15-24
    Diyanet Vakfı 15. Cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler,
    Edip Yüksel 15. Lüks mobilyalar üzerinde,
    Arapçası: ‘ala sururin medunetun
    Diyanet Vakfı 16. Onların üzerlerinde karşılıklı olarak oturup yaslanırlar.
    Edip Yüksel 16. Karşılıklı yaslanmışlardır.
    Arapçası: Muttekiiyne ‘aleyha mutekabiliyne
    Diyanet Vakfı 17. Çevrelerinde, (hizmet için) ölümsüz gençler dolaşır;
    Edip Yüksel 17. Onlara ölümsüz gençler servis yaparlar.
    Arapçası: Yetufu ‘aleyhim veldanun muhalledune
    Diyanet Vakfı 18. Maîn çeşmesinden doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle.
    Edip Yüksel 18. Kaynaktan doldurulmuş bardaklar, sürahiler ve kadehlerle.
    Arapçası: Biekvabin ve ebariyka ve ke’sin min ma’ıynin
    Diyanet Vakfı 19. Bu şaraptan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.
    Edip Yüksel 19. Ne ara verirler ne de yorulurlar.
    Arapçası: La yusadda’une ‘anha ve la yunzifune
    Diyanet Vakfı 20. (Onlara) beğendikleri meyveler,
    Edip Yüksel 20. Ve beğendikleri meyveler…
    Arapçası: Ve fakihetin mimma yetehayyerune
    Diyanet Vakfı 21. Canlarının çektiği kuş etleri,
    Edip Yüksel 21. Canlarının çektiği kuş etleri…
    Arapçası: Ve lahmi tayrin mimma yeştehune
    Diyanet Vakfı 22. İri gözlü hûriler,
    Edip Yüksel 22. Güzel eşler…
    Arapçası: Ve hurun ‘ıynun

    Diyanet Vakfı 23. Saklı inciler gibi.
    Edip Yüksel 23. Korunmuş inciler gibi…
    Arapçası: Keemsalillu’luilmeknuni
    Diyanet Vakfı 24. Yaptıklarına karşılık olarak (verilir).
    Edip Yüksel 24. Yapmış olduklarına bir karşılık olarak verilir.
    Arapçası: Cezaen bima kanu ya’melune
    Öncelikle bahsi geçen nesnelere bakalım:
    56:15: Rahat mobilyalar/Cevherlerle işlenmiş tahtlar
    56:18: Temiz bir içkiyle doldurulmuş bardaklar, sürahiler ve kadehlerle
    56:20: İstedikleri meyveler
    56:21: İstedikleri kuş etleri
    56:22: “vehurun aynun” -Bunlar iri gözlü kadınlar olabilir mi?-
    Dikkat ederseniz, ayette bazı çevirmenlerin ayete, orijinalinde olmayan kadınlar / eşler gibi
    kelimeler ilave ettiğini göreceksiniz. Cümledeki tek özne “göz” olarak anlaşılan “ayn”
    kelimesidir.
    Listedeki diğer nesneler ise inanan kadın ver erkekler için verilecek birer objedir. 22. ayetteki
    bu “varlıklar” diğelerinin aksine detaylı bir şekilde anlatılmamış, sadece gözlerinin büyük ve
    saf olduğu belirtilmiş. Bu da Kuran’ın gerçek manasını yok etmek için çevirmenlerin ürettiği
    bir fantaziden başka bir şey değildir. “Hurun” kelimesi yalnızca saf ve kristal beyazı anlamına
    gelir. “Ayn” ise hem “göz” hem de “pınar” anlamına gelebilmektedir. İki kullanımda Kuran’da
    yaygındır:
    Ayn kelimesinin “göz” anlamına geldiği ayetler için şu ayetlere bakın: 3:13, 5:45, 5:83, 7:116,
    7:179, 7:195, 8:44, 11:31, 12:84, 15:88, 18:28, 20:40, 76:6 vb…
    “Pınar” anlamları için: 2:60, 7:160, 15:45, 26:57, 55:50, 55:66, 76:18 etc…
    “Hurun Aynun” temiz / berrak nehirler demektir.
    Diyanet Vakfı 2:25 İman edip iyi davranışlarda bulunanlara, içinden ırmaklar akan cennetler
    olduğunu müjdele! O cennetlerdeki bir meyveden kendilerine rızık olarak yedirildikçe:
    Bundan önce dünyada bize verilenlerdendir bu, derler. Bu rızıklar onlara (bazı yönlerden
    dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için cennette tertemiz eşler de vardır. Ve onlar
    orada ebedî kalıcılardır.
    Diyanet Vakfı 4:57 İnanıp; iyi işler yapanları da, içinde ebediyen kalmak üzere girecekleri,
    zemininden ırmaklar akan cennetlere sokacağız. Orada onlar için tertemiz eşler vardır ve
    onları koyu (tatlı) bir gölgeye koyarız.
    Aniden, 55. surede resmi çizilen ve cennetin vazgeçilmez öğesi olan “saf nehirlerin” 56.
    Surenin de bir parçası olduğunu görüyoruz.

    56. Sureyi tekrar çevirip taşların nasıl yerlerine oturduğunu görelim:
    56:18-24 “Doldurulmuş bardaklar, sürahiler, ve kadehler (bunların doldurulduğu) temiz
    pınarlar.
    Onları temiz pınar/gözlerle evlendiririz / eşleştiririz?
    44:53-55
    Diyanet Vakfı 53. İnce ipekten ve parlak atlastan giyerek karşılıklı otururlar.
    Edip Yüksel 53. İpek ve atlastan giysiler içinde karşılıklı otururlar.
    Arapçası: Yelbesune min sündüsiv ve istebrakım mütekabiliyn
    Diyanet Vakfı 54. İşte böyle. Bunun yanısıra biz onları, iri gözlü hûrilerle evlendiririz.
    Edip Yüksel 54. Bu böyledir; onlara güzel eşler vermişizdir.
    Arapçası: Kezali ve zevvecnahüm bi hurin ıyn
    Diyanet Vakfı 55. Orada, güven içinde (canlarının çektiği) her meyveyi isterler.
    Edip Yüksel 55. Tam bir güvenlik içinde her meyveyi isterler.
    Arapçası: Yed’une fiha bi külli fakihetin aminiyn
    Cennette Allah kimse için nikah merasimi düzenlemeyecek. Ayeti çevirenler her zamanki gibi
    bu ayete de erkek psikolojisiyle bakmışlar ki kadınların müttakilere (44:51) dahil olmadığını
    düşünmüşler. Adil olan daha önce ayetlerde gösterdiğimiz gibi inananların eşleriyle ve
    soylarıyla beraber olmasıdır.
    44:54 ayetinde geçen “zevvece” fiili “eşleştirdi” anlamına gelir. Bu iki farklı şeyi birbirine
    katmak değildir, bunun anlamı Allah’ın hediyelerinden biri olan saf pınarları daha önce
    bahşedilenlere (ipek ve satin giysi) katmaktır. İnananlara temiz pınarlar (44:54), bunlara uyan
    ipek ve satinden elbiseler (44:53) verilecek ve huzur içinde her istedikleri meyveden
    yiyebilecekler (44:55). “Zevece” ile aynı kökten gelen “ezvece” her zaman “eşler” anlamına
    gelmez. 38:58 ayetinde de göreceğimiz gibi “arttırma / ikiye katlama / birleştirme” anlamına
    da gelir.
    38:55-60
    Diyanet Vakfı 55. Bu böyle; ama azgınlara kötü bir gelecek vardır.
    Edip Yüksel 55. Bu böyledir; azgınlar ise kötü bir yeri hakederler.
    Arapçası: Haza ve inne lit tağıyne le şerra meab
    Diyanet Vakfı 56. Onlar cehenneme girecekler. Orası ne kötü bir kalma yeridir.
    Edip Yüksel 56. Cehennemde yanarlar; ne kötü bir duraktır.
    Arapçası: Cehennem yaslevneha fe bi’sel mihad
    Diyanet Vakfı 57. İşte bu; kaynar su ve irindir. Onu tatsınlar!

    Edip Yüksel 57. İşte onu tatsınlar: Kaynar su ve irin.
    Arapçası: Haza fel yezukuhu hamımüv ve ğassak
    Diyanet Vakfı 58. Buna benzer daha türlü türlü başkaları da vardır.
    Edip Yüksel 58. Bunlara benzer daha başkaları da vardır.
    Arapçası: Ve aharu min şeklihı ezvac
    Diyanet Vakfı 59. (İnkârcıların liderlerine:) İşte bu sizinle beraber cehenneme girecek
    topluluktur (denildiğin de, liderler:) Onlar rahat yüzü görmesin (derler) Onlar mutlaka ateşe
    gireceklerdir.
    Edip Yüksel 59. “Bunlar sizinle birlikte paldır küldür sürüklenen bir gruptur.” (denilince,
    cehennemdeki liderler:) “Onlar hoş gelmediler. Onlar ateşte yanacaklar.”
    Arapçası: Haza fevcüm muktehımüm meaküm la merhabem bihim innehüm salün nar
    Diyanet Vakfı 60. (Liderlere uyanlar ise:) Hayır, asıl siz rahat yüzü görmeyin! Onu bize siz
    sundunuz! Ne kötü bir yerdir! derler.
    Edip Yüksel 60. Onlar da derler ki, “Aslında siz hoş gelmediniz. Bizi bu duruma siz
    soktunuz; ne kötü bir son!”
    Arapçası: Kalu bel entüm la merhabem biküm entüm kaddemtümuhü lena fe bi’sel karar
    Başka bir eşleştirme durumu (ayetler 52:19-21)
    Diyanet Vakfı 19. Onlara: Yaptıklarınıza karşılık âfiyetle yeyin,için (denilir).
    Edip Yüksel 19. Yapmış olduklarınıza karşılık afiyetle yeyin, için.
    Arapçası: Kulu veşrabu heniem bima kuntam ta’melun
    Diyanet Vakfı 20. Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak”Onları,ceylan gözlü hûrilerle
    evlendirmişizdir:
    Edip Yüksel 20. Dizilmiş koltuklara yaslanmışlardır ve onları güzel eşlerle eşlendirmişizdir.
    Arapçası: Muttekiine ala sururim masfufeh ve zevvecnahum bi hurin ıyn
    Diyanet Vakfı 21. İman eden ve soylarından gelenlerde, imanda kendilerine tâbi olanlar (var
    ya)! İşte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık. Onların amellerinden de bir şey
    eksiltmedik. Herkes kazandıklarına karşı bir rehindir.
    Edip Yüksel 21. Soyları tarafından izlenen inananlara soylarını da katarız ve onların
    yaptıklarından hiç bir şeyi eksiltmeyiz. Herkes kazanmış olduğu şeylerin bir ipoteğidir.
    Arapçası: Vellezine amenu vettebeathum zurriyyetuhum bi imanim elhakna bihim
    zurriyyetehum ve ma eletnahum min amelihim min şey’ kullumriim bima kesebe rahin
    52:20 yiyecek ve içeceğin yanında iman edenlere verilecek saf pınarları anlatıyor.
    En Kötü Tanım
    Kevaib = tomurcuklanmış göğüsler?
    78:31-36

    Diyanet Vakfı 31. Şüphesiz takvâ sahipleri için de başarı ödülü vardır.
    Edip Yüksel 31. Erdemliler için kurtuluş vardır.
    Arapçası: İnne lilmuttekıyne mefazen
    Diyanet Vakfı 32. Bahçeler,bağlar,
    Edip Yüksel 32. Bağlar, bahçeler…
    Arapçası: Hadaika ve a’naben
    Diyanet Vakfı 33. Göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış yaşıt kızlar,
    Edip Yüksel 33. Genç ve yaşıt eşler…
    Arapçası: Ve keva’ıbe etraben
    Diyanet Vakfı 34. Ve içki dolu kâse(ler) .
    Edip Yüksel 34. Dolu kadehler…
    Arapçası: Ve ke’sen dihakan
    Diyanet Vakfı 35. Onlar orada ne boş bir lâkırdı ne de yalan işitirler.
    Edip Yüksel 35. Orada ne bir boş söz ne de bir yalan işitmezler.
    Arapçası: La yesme’une fiyha lağven ve la kizzaben
    Diyanet Vakfı 36. Bunlar Rabbinin yeterli bir bağışı, mükâfatıdır.
    Edip Yüksel 36. Rabbinden bir karşılık; hesaplanmış bir armağandır.
    Arapçası: Cezaen min rabbike ‘ataen hısaben
    Bazı Kuran çevirilerinde ve lügatlarda, kevaib kelimesinin İslam’ın mesajına hiç yakışmayan
    tanımlarına rastladık. Bunlara göre bu kelime kadınların göğüslerini anlatıyordu. 78:31’e
    bakılırsa cinsiyet ayrımı yapılmaksızın bu ödüllerin takva sahiplerine bahşedileceğini
    görebiliriz. Kadınlara da tomurcuklanmış göğüslü huriler mi verilecek?
    Bir önceki ayetin içeriği (78:32) bahçeler ve bağlar. Kevaib kelimesinin tekili “kâbe”dir. Bu
    Kuran’da geçen Kabe’nin dışında tek bir üzümü anlatmak için de kullanılır.
    Bu nadir rastlanan bir anlam da değildir, bulunduğum yerde (Kuzey Afrika); hala üzüm için
    bu kelimeyi kullanıyoruz. Artı ayette çevirmenlerin hayal ettiği gibi bir isim yok (kız, kadın
    vs…) Kevaib ancak “etraben” (hep aynı kalan / bozulmayan) sıfatını niteleyen özne olabilir.
    78:31, 78:32 ve 78:33 ayetleri arasındaki mantıksal bağlantıya da dikkatinizi çekerim:
    Bahçelerde, bağlar var (78:31).
    Bağlardan kişi üzüm toplayabilir (78:32).
    Üzümlerden, içki elde edilebilir (78:33).
    Üç ayet de bahçeleri, meyveleri ve içecekleri anlatıyor. Bağlar ve bahçeler (78:31) ile dolu
    kadehlerin arasına konulan “huriler” ayetin manasını öldürüyor.

    78:31-36 ayetleri aynı zamanda 78:22-27 ayetlerinin zıttı olarak düşünülebilir. İlki takva
    sahiplerinin bahçeler, meyveler ve içecekler ile başarısını diğeri ise azgınların cehennemde
    içecek soğuk bir şey bulamayacağını ancak kaynar su ve irin içeceklerini anlatıyor (78:25).
    “Etraben” sıfatı genelde “aynı yaş/yaşıt” olarak çevrilir. Diğer anlamları ise tüm nitelikleri ve
    görünüşleri ile “birbirine uyan” veya “bozulmayan”dır.
    38:52 ve “kasıratüt türfi etrabun”
    38:49-54
    Diyanet Vakfı 49. İşte bu, bir hatırlatmadır. Doğrusu Allah’a karşı gelmekten sakınanlara
    güzel bir gelecek vardır.
    Edip Yüksel 49. Bu bir mesajdır: Erdemliler için güzel bir gelecek,
    Arapçası: Haza zikr ve inne lil müttekıyne le husne meab
    Diyanet Vakfı 50. Kapıları yalnızca kendilerine açılmış Adn cennetleri vardır.
    Edip Yüksel 50. Ve kapıları kendilerine açılmış Adn cennetleri vardır.
    Arapçası: Cennati adnim müfettehatel lehümül ebvab
    Diyanet Vakfı 51. Onlar koltuklara yaslanıp kurularak orada bir çok meyveler ve içecekler
    isterler.
    Edip Yüksel 51. Orada konfor içinde bol meyve ve içecek isterler.
    Arapçası: Müttekiıne fıha yed’une fıha bi fakihetin kesırativ ve şerab
    Diyanet Vakfı 52. Yanlarında, eşlerinden başkasına bakmayan, kendilerine yaşıt güzeller
    vardır.
    Edip Yüksel 52. Yanlarında gözlerinin içine bakan yaşıtları vardır.
    Arapçası: Ve ındehüm kasıratüt türfi etrab
    Diyanet Vakfı 53. İşte, hesap günü için size vâdolunan şeyler bunlardır.
    Edip Yüksel 53. Hesap Günü için size söz verilen budur.
    Arapçası: Haza ma tuadune li yevmil hısab
    Diyanet Vakfı 54. Şüphesiz bu, bizim verdiğimiz rızıktır. Ona bitmek ve tükenmek yoktur.
    Edip Yüksel 54. Bizim bu rızkımız tükenmez.
    Arapçası: İnne haza le rizkuna ma lehu min nefad
    38:51 ayeti takva sahiplerinin dinlenirken meyve ve içecek isteyecekleri belirtiliyor. 38:52 de
    bu çağrıya bir cevap olarak hemen uzanacakları yerde istediklerinin biteceği anlatılıyor.
    Meyvelerin ve içeceklerin hiçbir zaman bozulmayan ferahlatıcı bir tadı olacak.
    38:54 ayetinde bu RIZKLARIN (le rizkuna ma lehu min nefad) (hurilerin değil)
    tükenmeyecek kadar olduğu vurgulanıyor.
    Kısalan göz kapakları olacak, yumurtalar gibi korunmuş gözler (37:48-49):
    İbrahim Yılmaz: Büyük Kandırmaca
    127
    Başlık şaka mahiyetinde değildir, ayetin kelime kelime çevirisi budur.
    37:40-49
    Diyanet Vakfı 40. (Bu azaptan) Ancak Allah’ın hâlis kulları istisnâ edilecek.
    Edip Yüksel 40. Kendilerini sadece ALLAH’a adamış kulları hariç.
    Arapçası: İlla ıbadellahil muhlesıyn
    Diyanet Vakfı 41. Bunlar için bilinen bir rızık vardır.
    Edip Yüksel 41. Onlar bilinen bir rızkı haketmişlerdir.
    Arapçası: Ülaike lehüm rizkum ma’lum
    Diyanet Vakfı 42. (Türlü türlü) meyveler vardır. Ve onlar ağırlanırlar.
    Edip Yüksel 42. Meyvelerle ağırlanacaklardır.
    Arapçası: Fevakih ve hüm mükramun
    Diyanet Vakfı 43. Naîm cennetlerinde .
    Edip Yüksel 43. Nimet cennetlerinde.
    Arapçası: Fı cennatin neıym
    Diyanet Vakfı 44. Tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar.
    Edip Yüksel 44. Karşılıklı koltuklar üzerinde.
    Arapçası: Ala sürurim mütekabilın
    Diyanet Vakfı 45. Onlara pınardan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.
    Edip Yüksel 45. Onlara pınarlardan doldurulmuş kadehler sunulur.
    Arapçası: Yütafü alyhim bi ke’sim mim meıyn
    Diyanet Vakfı 46. Berraktır, içenlere lezzet verir.
    Edip Yüksel 46. Durudur, içenlere zevk ve lezzet verir.
    Arapçası: Beydae lezzetil lişşaribın
    Diyanet Vakfı 47. O içkide ne sersemletme vardır ne de onunla sarhoş olurlar.
    Edip Yüksel 47. Onda ne başağrısı ne de sarhoşluk vardır.
    Arapçası: La fıha ğavlüv ve la hüm anha yünzefun
    Diyanet Vakfı 48. Yanlarında güzel bakışlarını yalnız onlara tahsis etmiş, iri gözlü eşler
    vardır.
    Edip Yüksel 48. Yanlarında da, gözlerinin içine bakan güzel eşler…
    Arapçası: Ve ındehüm kasıratüt tarfi ıyn
    Diyanet Vakfı 49. Onlar, gün yüzü görmemiş yumurta gibi bembeyazdır.
    Edip Yüksel 49. Kornumuş yumurtalar gibidirler.
    Arapçası: Ke ennehünne beydum meknun

    “Taraf” göz kapağı değil de uzuv olarak aldığımızda, “kasıratüt tarfi” tabiri “bakışlarını
    kaçıran” değil de “hemen yakında / ellerin altında” olacaktır. “Ayn” (göz/pınar) kelimesi de
    yine pınarları anlatıyor. Yumurtalar olarak çevrilen “beydun” kelimesi 37:46 ayetinde geçen
    “beydae” kelimesinin tekilidir. Böylece 37:48-49 yeni çevirisi şöyle oluyor:
    “Ellerinin altında / hemen yakınlarında pınarlar olacak”
    “İyi korunmuş kristal beyazımsı / beyazı gibi”
    Dikkat ederseniz 37:41 ayeti yine rızıklar üzerinde vurgu yapıyor.
    “Ebkaren” Bakireler mi? (56:36)
    56:27-38
    Diyanet Vakfı 27. Sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere!
    Edip Yüksel 27. Sağ tarafta olanlar sağ tarafta olacaklar!
    Arapçası: Ve ashabulyemiyni ma ashabulyemiyni
    Diyanet Vakfı 28. Düzgün kiraz ağacı,
    Edip Yüksel 28. Dikensiz meyve ağaçları,
    Arapçası: Fiy sidrin mahdudin
    Diyanet Vakfı 29. Meyveleri salkım salkım dizili muz ağaçları,
    Edip Yüksel 29. Salkımları sarkmış muz ağaçları,
    Arapçası: Ve talhın mendudin
    Diyanet Vakfı 30. Uzamış gölgeler,
    Edip Yüksel 30. Uzamış gölgeler,
    Arapçası: Ve zıllin memdudin
    Diyanet Vakfı 31. Çağlayarak akan sular,
    Edip Yüksel 31. Fışkıran sular,
    Arapçası: Ve main meskubin
    Diyanet Vakfı 32. Sayısız meyveler içindedirler;
    Edip Yüksel 32. Ve bol meyveler içindedirler.
    Arapçası: Ve fakihetin kesiyretin
    Diyanet Vakfı 33. Tükenmeyen ve yasaklanmayan
    Edip Yüksel 33. Bunlar ne tükenirler, ne de yasak edilirler!
    Arapçası: La maktu’atin ve la memnu’atin
    Diyanet Vakfı 34. Ve kabartılmış döşekler üstündedirler.
    Edip Yüksel 34. Ve onlar yükseltilmiş mobilyalar üzerindedirler.
    Arapçası: Ve furuşin merfu’atin

    Diyanet Vakfı 35. Gerçekten biz hûrileri apayrı biçimde yeni yarattık.
    Edip Yüksel 35. Biz kadınları yeniden biçimlendirdik.
    Arapçası: İnna enşe’nahunne inşaen
    Diyanet Vakfı 36. Onları, bâkireler kıldık.
    Edip Yüksel 36. Onları, gençleştirdik.
    Arapçası: Fece’alnahunne ebkaren
    Diyanet Vakfı 37. Eşlerine düşkün ve yaşıt.
    Edip Yüksel 37. Mükemmel biçimde eşlenmişlerdir.
    Arapçası: ‘Uruben etraben
    Diyanet Vakfı 38. Bütün bunlar sağdakiler içindir.
    Edip Yüksel 38. Sağ tarafta olanlar içindir.
    Arapçası: Liashabilyemiyni
    56:35-37 arası tekrar “hatalı hüviyet”e örnek. Bu ayetler bir özne içermiyor (huriler, kadınlar
    vs…). Sadece 56:35’te dişil çoğul zamir “-hunne” (enşe’na-hunne) var. Aynı şekilde 56:36’da
    da birşeye hitap eden -hünne zamiri mevcut (Fece’alna-hunne). Bu zamir 56:34’te geçen
    özneyi rahat mobilyalar / yükseltilmiş döşekleri (furuşin merfu’atin) niteliyor. Gramerdeki
    hatayı görmüş olacak ki M. Esed “Message of the Quran” kitabında yükseltilmiş eşler olarak
    çevirmiş. Aslında kanepe veya döşek anlamına gelen “firaş” kelimesinin mecaz olarak eşleri
    anlattığını not düşmüş.
    Kuran’da eşler “ezvec” olarak geçer yani bu çeviri zorlamadır. Üstelik 56:34-37’de anlatılan
    “kişi veya kişiler” ödüllendirilmiyor, aksine onlarda ödülün bir parçası ve cennetteki nesneler
    ile birlikte listelenmişler.
    “Ebraken” kelimesini bakire olarak çevirmek nahoş ve kabul edilmez bir şeydir. Arapça’da
    bakire kelimesi “‘ıdrae”dir ve Kuran’da geçmez. Bu kelimenin anlattığı şeyin mobilyalar
    olduğunu öğrendiğimize göre alternatif anlamlara bakıyoruz: taze / yeni / temiz. Bu cennetteki
    diğer nesnelerin tanımı ile tutarlılık gösteriyor (temiz olmaları).
    “Uruben” temiz, kusuru bulunmayan demektir. “Etraben”i zaten gördük. Her nitelik
    bakımında uyumlu / bozulmayan demek. Şimdi 56:34-37’nin muhtemel çevirisini yapalım:
    Ve yükseltilmiş döşekler,
    Biz onları o şekilde yarattık,
    Onları temiz / yeni kıldık,
    Kusursuz ve eskimeyen / uyumlu
    Sağdakiler için!
    Christoph Luxenberg’in Çalışması

    Almanya’da bir üniversite alimi; Christoph Luxenberg takma adıyla bir kitap yayınladı.
    Kitabın adı: “Kuran’ı okumanın Süryani ve Arami yolu: Kuran’ın lehçesini çözmek için bir
    katkı”idi.
    Kitabında o da benimle aynı sonuçlara ulaştı ve bu ayetlerin içecek ve meyvelerden
    bahsettiğini belirtti. Almanca bilgim olmadığı için kitabın yorumlarından anladığım kadarıyla
    Kuran ayetlerinin bazılarının ancak Süryani ve Aramice bilgisiyle çözülebileceğini yazmış.
    İlgili kitap hakkında Guardian gazatesinin yapmış olduğu haberi aşağıdaki linkten
    okuyabilirsiniz (İngilizce):
    http://www.guardian.co.uk/religion/Story/0,2763,631357,00.html
    Umarım makalede Kuran’ın yine kendisi en güzel tefsiri yaptığını ve tutarlılığını
    gösterebilmişimdir.
    Sonuç:
    Allah’a inanıp Kuran’ı rehber edinenler ahirette sevdiklerine kavuşacaklarına inananlar için
    benim yorumum onlara şaşırtıcı gelmeyecektir. “Huri”lerin varlığına inananlara gelince,
    onlara Kuran’ı iyice okuyup düşünmeye davet ediyorum; Allah ve indirdiği rehberden başka
    hiçbir kaynak savunulmamalı.
    “Şehit”lere ve inananlara 72 huri sözü ancak şeytandan gelebilir, Allah’tan gelemez. Bu
    görüşü destekleyenler ve başkalarına aşılayanlar Allah’ın huzuruna çıkacaklarını
    unutmasınlar. Diğer sapkınlıklarla birleşince, bu yozlaşma insanlara fena suçlar işlettirip
    masumların ölümüne sebep olabiliyor.

  2. Cennete kim girer Allah bilir, cunki oyle hikayeler duyuyoruz ki bir adam omrumunu Allah yolunda harciyorda (yada oyle saniyor) cennet nasip olmuyorda, diger insan hayatini yanlis islerle geciyor, icki iciyor, yaptigi hangi amelle olur bilinmez Allah ona cenneti nasip ediyor, en iyisini yuce Allah bilir, ancak ben ahiret gununde cooooook surprizler olacak diye dusunuyorum,,, Allah hepimizi cennete goruruz insaallah, Amiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiin

    Birde cennetin tapusu elimizde gibi diger baska insanlara cehennemin yolunu gostermesek, fetvalar vermesek, once herkes bir kendini kurtarsa, bilmiyorum boyle sozler insani cennetemi yoksa baska yeremi sokar Allah korusun

    Allah kimseyi sapittirmasin yarabbi, helede din adamiyiz diye gecinenleri, onlarin sapitmislari Allah katinda yani cehenneminin katinda daha makbul olmasin, korkarim bundan, aman imam kardesler adimlariniza dikkat edin,,,,,,,

  3. Nebe Suresi’nde geçen ‘Göğüsleri yeni tomurcuklanmış’ifadesi oldukça düşündürücü.Bu kavramın doğru şeklini eğip,bükmeden kısa ve net bir yorumla anlamak istersek, acaba bu söyleyiş cinselliği değil de üzüm,bağ,vs.gibi bitkisel özellikleri anlatıyor gibi bir sonuç alabilir miyiz.Neden herkes anlasın,okusun diye gönderilen kutsal kitabımızın bazı kavramlarını anlayamıyoruz?”Aslında burada şunu demek istemiş;yok yok ,hayır orada şu var onun için şöyledir;buradan şunu çıkarabiliriz”gibi çok değişik ve karmaşık açıklamalar yapılıyor.Meali okuyorum anlamak için daha karmaşıklaşıyor.Arapça, anlamını bilmeden okursak iyi(!)yoksa soru işaretleriyle kıvranıp duruyorsun.İnanmazsanız bir deneyin.

  4. ALLAHA VE RESULÜ MUHAMMED MUSTAFA(S.A.V) E İMAN ETMEYEN YAHUT HRİSTİYAN VE YAHUDİ OLAN HİÇ KİMSE CENNETE GİREMEYECEKTİR
    ALLAH VE RESULÜNÜNE MENSUP OLMAK ŞARTTIR

    65- Eğer kitap ehli iman etmiş ve layıkıyla korunmuş olsalardı, onların kötülüklerini örter, nimeti bol olan cennetlere koyardık.

    66- Eğer onlar, Tevrat’ı, İncil’i ve kendilerine indirileni gereğince uygulasalardı, hem üstlerindeki, hem de ayaklarının altındaki (nimetlerden bol bol) yerlerdi. Onların arasında ılımlı bir grup da vardı. Böyle olmakla beraber onların çoğunun yaptıkları ne kadar kötüdür!

    67- Ey şanlı Resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et! Eğer bunu yapmazsan O’nun peygamberlik görevini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allah, kâfirler toplumunu doğru yola iletmez.

    68- De ki: “Ey kitap ehli! Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirileni uygulamadıkça bir esas üzerinde değilsiniz. Şüphesiz ki, Rabbinden sana indirilenler, onların çoğunun azgınlığını ve inkârını artıracaktır. Şu halde kâfir olan bir toplum için üzülme!

    69- Muhakkak ki inananlar, yahudiler, sabiiler ve hıristiyanlardan kim Allah’a ve ahiret gününe iman eder ve güzel amel işlerse, onlar için bir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.

    Bu ayete bakılırsa hristiyan ve yahudiler islam dinine mensup olmadıkça CENNETE GİREMEZLER
    ÇÜNKÜ ALLAH KATINDA DİN İSLAMİYETTİR

    72- Andolsun, “Allah, Meryem’in oğlu Mesih’tir” diyenler elbette kâfir olmuşlardır. Oysa Mesih onlara: “Ey İsrailoğulları, hem benim, hem de sizin Rabbiniz olan Allah’a ibadet edin. Kim Allah’a ortak koşarsa, şüphesiz Allah ona cenneti haram kılmıştır ve onun varacağı yer cehenemdir. Zalimlerin yardımcıları da yoktur” demişti.

    73- “Allah, üçün üçüncüsüdür” diyenler elbette kâfir olmuşlardır. Oysa tek ilâhtan başka ilâh yoktur. Eğer söylediklerinden vazgeçmezlerse, elbette onlardan inkâr edenlere acı bir azap dokunacaktır.

    74- Hâlâ Allah’a tevbe edip O’ndan af dilemiyorlar mı? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

    75- Meryem’in oğlu Mesih (İsa), sadece bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Anası da dosdoğru bir kadındır. Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak onlara âyetleri nasıl açıklıyoruz. Sonra yine bak nasıl yüz çeviriyorlar!

    51- Yahudi ve hıristiyanları dostlar edinmeyin. Onlara velî olmayınız değil, onları velî tutmayınız, itimat edip de yâr tanımayınız, yardaklık etmeyiniz. Velâyetlerine, hükümlerine yardımlarına müracaat etmek, mühim işlerin başına getirmek şöyle dursun, onlara gerçek bir dost gibi tam bir samimiyetle itimat edip de kendinizi kaptırmayınız. Özetle onları dost olur sanıp da yakın dostlarınız gibi sıkı fıkı beraberliklere dalmayınız, tuzaklarına düşmeyiniz, isteklerine iştirak etmeyiniz. Görülüyor ki “Yahudiler ve hıristiyanlara dostlar olmayınız” buyurulmamış, “Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyiniz” buyurulmuştur. Çünkü “Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez.” (Mümtehine, 60/8) buyurulmuştur. Şu halde müminler yahudi ve hıristiyanlara iyilik etmekten, dostluk yapmaktan, onlara âmir olmaktan yasaklanmış ve men edilmiş değil, onları dost edinmekten, yardaklık etmekten yasaklanmışlardır. Çünkü onlar müminlere yâr olmazlar. Nihayet bazıları bazılarının dostları, birbirlerinin yârânı (dostları) dırlar. Yani yahudiler birbirinin, hıristiyanlar da birbirinin dostlarıdırlar. Ne Yahudiler, kendilerinden olmayana dost olur, ne de hıristiyanlar. Bunların dostlukları kendilerine mahsustur. Bu da hepsi arasında değil, bazısı arasındadır. Ve siz müminlerden her kim onları dost tanır, veli edininirse, şüphe yok ki, o da onlardandır. Onlara benzemiş, onların huyunu kapmıştır. O artık hakka değil, onlara ve isteklerine hizmet eder. Netice itibariyle onlardan sayılır. Ahirette onlarla beraber haşrolunur. Çünkü: Allah zalimler guruhunu her halde doğru yola çıkarmaz. Şu halde Yahudileri ve hıristiyanları dost edinenler de onlardan olur, başlarını kurtaramazlar
    ŞU AYETLER HERŞEYİ ANLATIYOR

    لِلْكَافِرينَ

    Bakara / 98. Kim, Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail’e ve Mikâil’e düşman olursa bilsin ki Allah da inkârcı kâfirlerin düşmanıdır.

    يَااَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا امِنُوا بِاللّهِ وَرَسُولِه وَالْكِتَابِ الَّذى نَزَّلَ عَلى رَسُولِه وَالْكِتَابِ الَّذى اَنْزَلَ مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاللّهِ وَمَلئِكَتِه وَكُتُبِه وَرُسُلِه وَالْيَوْمِ الْاخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا بَعيدًا

    Nisa / 136. Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitab’a ve daha önce indirdiği kitaba iman (da sebat) ediniz. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyamet gününü inkâr ederse tam manasıyle sapıtmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: