Namazı Dosdoğru Kılmak – Mehmet ALAGAŞ

İnsanları emr-i bil maruf nehyi anil münkerden uzaklaştıran şeytan ve dostları, namaza da müdahale etmişler ve bu müdahaleye maruz kalan insanlar, namazın anlamından uzak bir konuma düşmüşlerdir.

Nitekim halkında müslüman olan ülkelerde yaşayan birçok insan namaz kılmakta, fakat ne var ki kıldıkları namazdan gafil bulunmaktadırlar.Kuran-ı Kerim ifadesiyle bu kimseler namazlarında yanılgıdadırlar, ne için nereye yöneldiklerinin, ne yaptıklarının bilincinde değildirler.

[ İşte (şu) namaz kılanların vay haline, ki onlar namazlarında yanılgıdadırlar. Onlar gösteriş yapmaktadırlar. (107-Maun 4…6)]

Müslümanların en görkemli ve en anlamlı ibadeti olan namaz, günümüzde ne yazık ki önemini ve etkinliğini kaybeden bir eylem durumuna getirilmiştir.namaz kılmayı veya hacca gitmeyi ticari bir bonservis olarak kullananları bir kenara bıraksak bile, samimi müslümanlarda da namaza ilişkin yanılgılarla karşılaşabiliyoruz.

-ne yapmalı?- sorusuyla yanınıza gelen bir müslümana ; -öncelikle dosdoğru namaz kıl- dediğinizde, bir el havada sallanmakta ve ; -zaten namaz kılıyoruz- şeklinde basit bir cevap verilmektedir !.

Oysa ki bu namaz, mekke dönemi müslümanlarının en büyük eylemlerindendi.bu kutlu müslümanlar dosdoğru kıldıkları namaz ile cahili pisliklerden temizleniyorlar, dosdoğru kıldıkları namaz ile dosdoğru bir Rabbani kimliğe kavuşuyorlardı.

Cahili toplumlarda yaşayan müslümanlar, bu cahiliyeden kaçınılmaz olarak etkilenmektedirler.bu müslümanlara sosyal yaşantıları esnasında cahiliyeden birçok izler, birtakım pislikler bulaşmaktadır.böyle bir konumda bulunan müslümanların öyle namaz kılmaları gerekir ki, kılacakları bu namaz ile Rabbani iklimi teneffüs etsinler.

Allah’ın huzuruna durdukları zaman, neleri terk ettiklerini bilsinler.yöneldikleri kıbleye, vücudlarıyla, akıllarıyla, fikirleriyle, kalbleriyle, her şeyleriyle yönelsinler .

Rabbim şahiddir, muhtacız böylesi namazlara!.

Havaya, suya, ekmeğe muhtaç olmamızdan daha fazla, çok daha fazla muhtacız böylesi namazlara.çünkü böyle kılınan namazlarda temizlenebilecek ve böylesi namazlarda dirilebileceğiz …

Evlerinizde namaza durmazdan önce düşünün!..
Resulullah (s.a.v.) o sırada evinizin bir odasına teşrif etmiş olsa, Resulullah (s.a.v.)’in bulunduğu odaya, onun huzuruna nasıl girersiniz?

Bunu düşünün!..
Vücudunuzun heyecanla titremesini, kalbinizin saygıyla çarpışını dinleyin!.sonra seccadenize bakın!.kendi kendinize ; -şimdi Resulullah (s.a.v.)’in huzuruna değil, onun ve hepimizin Rabbi olan Allah (c.c.)’ın huzuruna çıkıyorum!? diyerek kendinizi uyarın, ikaz edin.

Korkarak, titreyerek, severek, sevinerek girin O’nun huzuruna. -Allahuekber- diyerek O’nu tekbir ettiğiniz zaman, O’nun dışında kalan herşeyin küçüklüğünü, acizliğini bir kez daha idrak edin.

Namaz boyunca Rabbinizle konuşmanın, Rabbinize sığınmanın haşyetini teneffüs edin.ve açın ellerinizi, isteyin Rabbinizden, O’ndan isteyin, Malik-ül Mülkten isteyin, Rahman ve Rahim olandan isteyin…

Kendinizi unutup, kardeşleriniz için isteyin, garipler, mustazaflar, muvahhidler için isteyin.. sonra doğrulun seccadenizden ve dosdoğru kimliklerle, dosdoğru eylemlere doğru yürüyün.. insanları kurtarmaya ve gerçek kurtuluşa doğru yürüyün!…

Mehmed Alagaş

Kaynak: Silah ve Kalem

Reklamlar

52 thoughts on “Namazı Dosdoğru Kılmak – Mehmet ALAGAŞ

Add yours

  1. Allah razi olsun ellerinize sağlık… İmanlı mübarek din kardeslerimizin sayılı oldugu ülkemizde sizlerinde var oldugu bilmek bizleri sevindiriyor… Selamün aleyküm.

  2. KURANDA NAMAZ YOKTUR,NASIL KILINDIĞI,KAÇ REKAT KILINDIĞI,KAZASININ OLUP OLMADIĞI,HASTALIK HALİ ,BOZAN KURALLAR,HANGİ DİLDE NE OKUNACAĞI,İMAM,MUEZZIN,KAÇ VAKIT 2,3,5….VS BUNLAR TAHMINI VE ZORLAMADIR,KURAN EKSIK DEGILDIR.

    Salat,İslam beytine yani İslam ailesine girenlerin,bildiğimiz bir aile yapısı ve bağları gibi Allahı ve birbirlerini sevmeleri,destek vermeleri,bağlılık,yükümlülük göstermeleri,irtibat halinde olmalarıdır,hayra barışa çalışmalarıdır. Müminler birbirinin kardeşidir..İslam ailesine girenlerin göstermesi gereken bağlılık,misak yani salat dosdoğru Kuran ögudunu icra ederek ,sımsıkı sarılarak,hayata geçirerek olur.İlkel bir kabile için bile salat kavramı aslında basittir.

    Araf 7:170 Kitab’a sımsıkı sarılıp salatı(bağlılığı) dosdoğru ikame edenler var ya, işte biz böyle iyiliğe çalışanların ecrini zayi etmeyiz

    KURANA SIMSIKI SARILIP ÖĞÜTLERINI HAYATA GEÇİREREK,İCRA EDEREK OLUR…

    Secde itaat etmektir,hiç bir ayette yere kapanma anlaında değildir,hıç bir ayette salatın parcası olarak gecmez,hep ayrı fııller olarak gecer.Kutsal kurban tasının,arapların bas putu Allatın önunde yere kapandığında Allahın önunde yere kapandığının delılın nedır,eskı putperstlerde aynı şeyı yapıyordu,uyan Allah sekıl değil,sah damarından yakın,sekılsel olmayan bir varlığın önü,arkası olmaz,ancak sembol tas koyarsın,buda zaten putperstliktir.

    SECDE:İtaat etme,uyma,kabul etme

    KIYAM:Ayağa kalkma,Bir işe girişme, kalkışma, teşebbüs etme,Allah için başkaldırma

    RUKU: tevazü etmek,Alçak gönulluk göstermek

    SALAT :Risalet,vahiy,öğüt,bağlılık,sevgi ile destek,irtibat

    İKAME ETMEK: Ayağa kaldırmak , yeniden diriltmek , icra etmek

    SALATI İKAME ETMEK: Bağlılığı,desteği,öğüdü icra etmek

  3. SECDE:İtaat etme,uyma,kabul etme

    KIYAM:Ayağa kalkma,Bir işe girişme, kalkışma, teşebbüs etme,Allah için başkaldırma

    RUKU: tevazü etmek,Alçak gönulluk göstermek

    SALAT :Risalet,vahiy,öğüt,bağlılık,sevgi ile destek,irtibat

    İKAME ETMEK: Ayağa kaldırmak , yeniden diriltmek , icra etmek

    SALATI İKAME ETMEK: Bağlılığı,desteği,öğüdü icra etmek

    ? ? ? ? ? ? ? ?

    bunların doğruluğunu türk dil kurumumu söyledi….

  4. merhaba değerli dostlar…

    Sayın yavuz kardeşim
    Kuran lügatleri tetkik edildiğinde ve kuranın genel bakış açısıyla objektif bir şekilde bakıldığında bu anlamlar çıkıyor.

    Bu konuda daha ayrıntılı bir bilgi istiyorsan namazın kazası olmaz forumunda inceleyebilirsin ve kuranın genel bakış açısına uymayan bir ifade tarzı görürsen o zaman kendince çelişkileriyle ortaya koyarsan karşılıklı müzakere edebiliriz.

    sağlıcakla ve esenlikle kalman dileğimle…

    toprakerdem2005@hotmail.com

  5. Merhabalar Sayın Arkadaşlar,

    Selamlar Sayın Toprakerdem,

    Namaz yoktur diyorsunuz…

    Sonderece inanarak yapmış olduğunuz kavram çalışmaları neticesinde…
    Ben diyorsunuz” 20 yıl namaz kıldım”( Allah kabul ve makbul eylesin)” ve bıraktım baktım ki Kur’anda namaz yok…”

    En basit bir düşünce sistemi kuralım ve diyelim ki Allah Kur’an’ı bizlere iyi insan olmada doğru yolu gösteren, aramızda ki fenalıkları, musibetleri en aza indiren, fen bilimleri ve sosyal bilimlere ışık tutan, yeryüzünde yaşayan bizler için adalet kavramlarını bize aktaran bir yol gösterici olarak indirdi….Yeryüzünde yaşanabilen tüm hayatların bütünü Kur’anda sonsuz bir derya olarak anlatılıyor…

    Bizlere önce okuyun, sonra da iyi insan olun ve dua edin hem kendiniz hem de birbiriniz için güzel dualar edin… Ben den afiyet dileyin diyor Rabbim…O’na açılan eller asla geri çevrilmiyor…

    Bizler de aklımıza geldiğince ve daha çok maalesef başımız sıkıştığı vakitlerde Ellerimizi göğe çevirip Yüce Yaradan’ a sığınıp ondan yardım diliyoruz…
    Ve bunu günde 3- 5 kere namaz vakitlerinde de yapıyoruz…

    Sorum şudur; Sayın Toprakerdem, Yaşadığımız evren dualar üzerine kurulu ve Namaz da dualardan ibaret olan bir davranış biçimi…Allah’ la yarattığı biz kullarının kavuşma şekillerinden sadece bir tanesi…
    Bizlerin günde 3-5 kere en azından Allah’a yönelip dua etmemizde ne sakınca var? ….***

    ***Sizin için neden bu kadar gereksiz bir harekette bulunuyoruz bizler?…***
    ***Ata dini olarakta nitelendirmiş olsanız şu an yaşanan dinimizi ve için de yer almadığını düşündüğünüz namazı…***

    Lütfen tüm samimiyetimle sizin görüşlerinize de saygı duyduğuma tam emin olarak bu soruma cevap verir misiniz?…

    Selam ve saygılarımla…

  6. MERHABA ASUDE HANIM…
    Selam siz güzel kulları üzerine olsun

    sevgili asude hanım
    Sizinle Farkımız salat kuranda bağlantı/bağlılık anlamıyla birlikte essalat kavramı kuran bütünlüğü içerisinde karşımıza ed-din,el-iman;kuran ,kurana bağlılık,kuranla birliktelik,onunla bütünleşmedir.

    İkamei salat ise bu bağlığı (imanı-dini-kurana bağlılığı)ayakta tutmak yani hayatta tutmak devamlı kılmaktır.

    Çoğu yerde kuran dersidir,eğitim ve öğretimidir.Salat eğitim ve öğretimle başlar bunun neticesinde oluşan imanı (bilinci)yaşatmaktır ikamei salat.

    sevgili asude hanım
    Zikir,dua,dolayısıyla allahı zikir/allahın zikri,allaha dua ne anlama geldiği konusunda kanımca farklı anlayışa sahibiz.Bize göre allahın zikri kurandır.Allahı zikretmek kuranla olur.Allaha dua imandır.!!!!(yani imanınız olmasa ne diye size değer vereyimki)…!!!

    sevgili asude hanım
    Sen sanıyorsunki sana bu kazançları sağlayan namazındır.Halbuki sendeki kuran bilincidir bunun farkında değilsin.!!!Allah bir anlık bişeyi emretmez.!!!Bağlılık onu zikir (onu unutmama)dolayısıyla söylediklerini unutmama devamlılık ister anlık değildir.Allahın huzurundan çıkma imkansız olduğuna göre huzurda olma gibi bir anlayış abestir.!!!Kralın huzurunda olursun ve onun ayağına kapanırsın çıkınca iş biter.!!!ALLAHI KRAL GİBİMİ GÖRÜYORUZ???

    sevgili asude hanım
    İstersen şekli secde nedir onu bir açalım:

    Birinin huzurunda hazır olda durmak,boyun eğmek,el bağlamak,önünde eğilmek,ayaklarına kapanmak,bunların hepsi secdedir.Secde güçlü olana karşı huzurunda zavallığını ona karşı küçücük olduğunu ona son derece muhtaç olduğunu bu zavallı duruşlarıyla ona göstermektir.

    İnsanlar kendilerine şeklen gösterilen saygıyı görmek isterler ve buna ihtiyaçları var ve bununla gurulanır ve kibirlenirler.Bütün bu saygı şekilleri kimi büyük bilinen kişilere karşı diğerleri tarafından yapılır.Yani bağlılılarını ona bu şekilde ifade etmek gereğini duyarlar.Çünkü bu saygıdeğer kişiler(!)bunların huzurdan çıktıktan sonra kendilerine olan içten bağlılıklarını göremezler.ALLAH BÖYLEMİDİR?(!)YANİ BİR ANLIK SECDEYLE ALLAHI KANDIRACAKMISINIZ?

    saygılarımla
    toprakerdem2005@hotmail.com

  7. selam sevgili arkadaşlar…

    KURAN’DA SALAT NAMAZMIDIR?

    Kuranda salat namaz ise,bunu kuranda arayıp bulalım.Bakalım kuran bize namazın fotoğrafını çizecekmi…!

    Bu fotoğrafın temel organlarını sayıp,bunları kurandan bulalım.

    (1)KIBLE (2/142-143-144-145)ayetlerinde 6 kez geçmektedir,ama salat kelimesi hiç yer almamaktadır.Merak edenler 2/142-150’arası ayetleri çok dikkatli bir şekilde defalarca okumalarını tavsiye ederiz.Kıble mekkedeki,kabe denilen dört duvardan oluşan yapı ise,ve diğer bir adıda mescidi haram ise,mescidi harama(dönün…nerede olursanız…nereden çıkarsanız…ona dönün)emirlerini ne zaman nasıl yerine getireceğiz.Çünkü namazda dönün demiyor,acaba Allah defalarca mescidi harama dönün derken namazda dönün demeyi unutmuşmudur??alimler,fakihler onu (içinde ve dışında ekleyerek)ona hatırlatma gereğini duyuyorlar.!!!!
    (2)İFTİTAH TEKBİRİ: (ALLAHU EKBER)CÜMLESİ OLUP kendisiyle namaza başlandığı için,bu ad verilmiştir.Allahu ekber sözü kuranda hiç yer almamaktadır.!!!
    (3)KIYAM:Namazda ayakta durmak anlamında kullanılmıştır.Buda salatın geçtiği ayetlerde,salatla birlikte yer almamaktadır,bir istisna ile oda şudur(4/103).ayet meal olarak,salatı bitirdiğinizde,allahı ayakta,oturarak ve yanlarınız üzerinde zikredin.(buradada gördüğünüz gibi kıyam namaz bittikten sonra yer aldığına göre,namazın bir rüknü olmadığı son derece açıktır.
    (4)RUKU:Ruku masdar olup,baş eğmek mecaz olarak kabul etmek,inanmak,teslim olmak,itaat etmek anlamındadır.Gerçi (ruku’)kelimesi’de kuranda hiç yer almamaktadır.Türevleri olan,fiil ve isimler salat kavramı ile birlikte,tek istisna ile,yan yana yer almamaktadır.O istisna ettiğimiz ayet 2/43’te:namazı kılın,zekatı verin,rüku edenlerle beraber eğilin(s.ateş)görüldüğü gibi,ruku edin namazdanda sonra değil,zekattan sonra yer almaktadır.Eğer birinin rüknü sayılacaksa,zekatın rüknü olması daha makuldur.Ama onunda bir rüknü değildir.Kaldıki zekatta,herkesin bildiği zekat hiç değildir.
    (5)SECDE: Secde masdarıda kuranda bu şekliyle hiç geçmemektedir.Bununla birlikte,masdar olarak anlamı,ruku ile eş anlamlıdır.Kuranda secdenin türevleri olan,fiil,isim ve sıfatlar,yine bir istisna dışında,salat kavramı ile birlikte,hiçbir ayette yer almamaktadır.o istisna ayet ise 4/102 dir.Burdada birinci grup için secde ettiklerinde,ötenizde olsunlar…Eğer secde ettilerdeki (secdeyi)namazın bir rüknü olarak kabul edersek,başka hiçbir rüknünede yer verilmediğine göre bu ayette,namaz tek secdeden ibarettir.(yanlış anlaşılmasın kuranda namaz yoktur diyoruz ,dolayısyla namaz secdeden ibarettir görüşünde değiliz.Ancak okuyucunun dikkatini çekiyoruz,bu ayette peygamberin secdesinden söz edilmektedir.!!!hitap peygambere olduğu halde (secde ettiğinizde)değilde,(secde ettiklerinde) denmesi calibi dikkattir,düşünmeye değerdir.

    Kuranda fiil olarak 75/31-32’de(fela saddaka vela salla.velakin kezzeba ve tevella) klasik meallere göre ayetin anlamı şöyledir:ne doğruladı,nede namaz kıldı.Fakat yalanladı ve döndü..ALLAH BU AYETLERDE (4)KAVRAM VERMİŞTİR.31.AYETTEKİ (SADDAKA)’NIN ZIDDINI 32.AYETTE (KEZZEBE),YİNE 31.AYETTEKİ (SALLA)NIN ZIDDINI İSE 32.AYETTE(TEVELLA)OLARAK VERİLMİŞTİR.
    SALLA NAMAZ KILDI OLURSA,TEVELLA DÖNDÜ,YÜZ ÇEVİRDİ(SALLANIN ZIDDI OLMUYOR).!!AMA DEDİĞİMİZ GİBİ SALLA,(BAĞLANTI KURDU/İLGİ ALAKA DUYDU/İRTİBAT SAĞLADI ANLAMINDA KULLANILMIŞ OLUP TEVELLA FİİLİ,SALLA’NIN ZIDDI OLARAK DÖNDÜ/YÜZ ÇEVİRDİ/YANİ İRTİBAT KURMADI/DİNLEMEDİ DEMEKTİR.

    Namazın bir rüknü,kabul ettikleri ‘’ruku’’nun anlamı 77/50’de net olarak inanmak ,boyun eğmek,kabul etmek, olduğu ortaya çıkıyor.(her ne kadar bu kelime kuranda yer almıyorsada…) Kuran’da 77/48’de (ve iza qilelehum irkeuu la yerkeun—onlara ruku edin,yani baş eğin dendiğinde,ruku etmezler,baş eğmezler.)nakarat olarak surede yer alan(veylun yevmeizin lilmukezzibin)49.ayetini hesaba katmassak,48’in devamı ,50.ayet (fe bieyyi hadisin ba’dehu yuminun—peki bundan böyle hangi hadise,söze inanacaklar.)GÖRÜLÜYORKİ RUKU ETMEK’İN EŞ ANLAMLISI İMAN ETMEk olarak verilmiştir.
    BAŞ EĞMEK KABUL,YALANLALAMKTA KABUL ETMEMEK ANLAMINDADIR.

    Sırası gelmişken,namazın olmasa olmazı olan,en önemli rüknü,secdeninde anlamını kurandan görelim.
    84/21-22(ve iza qurie aleyhimulkuranu la yescudun.belillezine keferuv yukezzibun.—kendilerine kuran okunduğu zaman secde etmiyorlar/boyun eğmiyorlar…aksine kafirler yalanlıyorlar .)görüldüğü gibi secdenin zıddı,yalanlamak olarak verilmiştir.

    KURANDA SALAT VE ZEKAT, BİRLİKTE PEŞPEŞE 25 CİVARINDA YER ALMAKTADIR.BUNLARI BİRBİRİNDEN AYIRMAK ADETA İMKANSIZDIR.BUNLAR ET VE KEMİK GİBİDİR.SALAT YOKSA,ZEKAT YOKTUR.
    BİZE GÖRE,KURANDAN ANLADIĞIMIZ,SALAT VE ZEKAT DİNİN HEPSİDİR..!!!!
    BÜTÜN PEYGAMBERLER SALAT VE ZEKATLA GÖREVLENDİRİLMİŞLERDİR.!!!
    DİĞER BİR İFADE ŞEKLİ (EMRUN BİL MARUF VE NEHYUN ANİL MUNKER)DİR.!!!
    BİR BAŞKA İFADEYLE (AMENU VE AMİLUSSALİHATTIR).!!!
    SALAT VE ZEKATI İCRA EDENLERE KURAN MUSLİH VE MUHSİN (YANİ ISLAH EDEN VE EN İYİSİNİ YAPAN)DEMEKTEDİR.
    SALAT VE ZEKAT ‘I GÜNCELLEŞTİRİRSEK,BİZE GÖRE KURAN EĞİTİMİ VE ÖĞRETİMİDİR,BU OLMASSA OLMAZDIR…BİR ÇOK AYETTE KARŞIMIZA SALAT ,KURAN DERSİ OLARAK ÇIKIYOR.ÖRNEK 2/101-102-103
    ZEKATTA İKAMEİ SALATIN SONUCU OLUP ŞİRKİN PİSLİKLERİNDEN ÖĞRENDİĞİMİZ AYETLERLE ARINMAKTIR..!!!

    İKAMEİ SALAT VE İTAİ ZEKATI ŞÖYLE ÇEVİRMEK BİZCE EN UYGUNUDUR:SALATI (DİNE,İMANA,KİTABA,DOLAYISIYLA ALLAHA DEVAMLI BAĞLILIĞI AYAKTA TUTMAK/HAYATTA TUTARAK ŞİRKİN BÜTÜN PİSLİKLERİNDEN TEMİZLENMEYİ GERÇEKLEŞTİRMEKTİR.!!!

    saygılarımla..
    toprakerdem2005@hotmail.com

  8. Mesut Kandemir::::::::

    Sayin Muhsin Aydin,Toprakerdem….
    Slmaleykum muhterem kardeslerim
    namaz veya salah,salatu,.. neticede bedenimizle belirlenmis, kurallara göre eda edilen, ayet ve dualarin okundugu, günün belirli vakitlerinde tekrarladigimiz ve her defasinda kendimizle hesaplastigimiz,Fatiha suresinde okudugumuz gibi Rabbimize tam manasi ile teslim olup bizleri dosdogru yolunda sabitlestirmesini diledigimiz ibadet seklidir namaz…
    Her kilinisinda bizi bize anlatandir namaz,aynamizdir nurumuzdur namaz…

    Terk etti isek bize emredilen namazimizi,hic zannetmiyelimki biz terk ettik onu…Hayir hayir aslinda namaz bizi terk etmistir, cünkü biz ona layik degildik………

    Onun icin lütfen kendimizi aldatmayalim!..yok efendim kurandaki salatden bizim kildigimiz namaz kast edilmiyormus,sekli belirtilmiyormus…
    EL INSAF!!!
    diyorsunuzki
    toprakerdem:
    KURANDA NAMAZ YOKTUR,NASIL KILINDIĞI,KAÇ REKAT KILINDIĞI,KAZASININ OLUP OLMADIĞI,HASTALIK HALİ ,BOZAN KURALLAR,HANGİ DİLDE NE OKUNACAĞI,İMAM,MUEZZIN,KAÇ VAKIT 2,3,5….VS BUNLAR TAHMINI VE ZORLAMADIR,KURAN EKSIK DEGILDIR.

    Salat,İslam beytine yani İslam ailesine girenlerin,bildiğimiz bir aile yapısı ve bağları gibi Allahı ve birbirlerini sevmeleri,destek vermeleri,bağlılık,yükümlülük göstermeleri,irtibat halinde olmalarıdır,hayra barışa çalışmalarıdır. Müminler birbirinin kardeşidir..İslam ailesine girenlerin göstermesi gereken bağlılık,misak yani salat dosdoğru Kuran ögudunu icra ederek ,sımsıkı sarılarak,hayata geçirerek olur.İlkel bir kabile için bile salat kavramı aslında basittir.

    Araf 7:170 Kitab’a sımsıkı sarılıp salatı(bağlılığı) dosdoğru ikame edenler var ya, işte biz böyle iyiliğe çalışanların ecrini zayi etmeyiz
    KURANA SIMSIKI SARILIP ÖĞÜTLERINI HAYATA GEÇİREREK,İCRA EDEREK OLUR…
    ??????????????????????????????((muhterem kardesim sayin toprakerdem…
    Yani; simdiye kadar namaz kilan tüm mü,minler ilkel kabile kadar bile anlayamamislar bu dini öylemi…
    Bendenizde dahil,vah,vah,vah)))))))
    SIMDI BIRAZDA DELILLER KONUSSUN::::
    Salah. Namaz

    . dilimize farsça olarak geçen namazın, arapça’da ve kur’an da geçen şeklidir.düzelme, iyileşme manasındadır.

    salah: (a.i.) 1. düzelme, iyileşme 2. rahatlık, barış 3. dine olan bağlılık.

    KURANDA NAMAZ

    Salât “saliye” fiilinden türemiş olup sözlükte dua etmek, yalvarmak, istiğfarda bulunmak gibi anlamlara gelir. İslam ıstılahında ise tekbir ile başlayıp selâm ile tamamlanan birtakım rükün, şart ve sözlerden oluşan yüce bir ibadettir.

    Salât Kur’an’da pek çok ayete zikredilmiştir. Bunların 27’si zekât ile birlikte zikredilmiştir. Müstakilen geçtiği yerlerde de tekil ve çoğul olarak 83 ayette geçmektedir. Kur’an-ı Kerim’de “Salât” lafzını incelediğimizde, 67 yerde müfret, 11 yerde hem müfret ve hem de zamire muzaf olarak ve 5 yerde de “salâvat” şeklinde çoğul olarak geçtiğini görmekteyiz.1

    Ayrıca 3 yerde mâzi fiili olarak “sallâ” (Kıyâme 75/31; A’lâ 87/15; Alak 96/10) şeklinde 4 yerde muzâri fiil olarak “yusallî, ve yusallûne” (Nisâ 4/103; Âl-i İmran 3/39; Ahzab 33/43, 56) şeklinde 4 yerde de emir olarak “felyusalli- salli-sallu” (Nisâ 4/102; Tevbe 9/103; Ahzab 33/56; Kevser 108/2) şeklinde bir yerde de “la tusalli” (Tevbe 9/84) şeklinde, nehy-i hâzır olarak geçtiğini müşâhede etmekteyiz.

    Salât kelimesinin Kur’an-ı Kerim’de kullanıldığı manalara gelince; eğer salât Allah’tan olursa “rahmet ve kulunun şanını yüceltmek” manasına gelmektedir. Nitekim Yüce Allah:

    “Allah ve melekleri, peygambere salât etmektedir.” (Ahzab 33/56) yani, Allah ve melekleri peygamberin şanını yüceltmektedirler. İbn Abbas’tan gelen bir rivayete göre ayetin manası: “Şüphesiz ki Allah peygambere rahmet etmekte, melekleri ise ona dua ve istiğfarda bulunmaktadırlar” şeklindedir.2

    “İşte Rablerinden salâvat ve rahmet hep onlaradır ve doğru yolu bulanlar da onlardır.” (Bakara 2/157)

    Bu ayet-i kerime’de geçen “salâvat”ın manası “bağışlamalar” demektir. Zira Allah’ın kullarına salâtı ise, kullarını bağışlaması, onların günahlarını affetmesi demektir. 3

    Daha önce de bahsettiğimiz gibi, eğer salât meleklerden olursa, “dua ve istiğfar etmek” manasındadır.4

    -“Bedevî Araplardan kimi de var ki Allah’a ve ahiret gününe inanır, verdiğini Allah katında yakın dereceler kazanmağa ve Resulün dualarını almaya vesile sayar.” (Tevbe 9/99)

    Ayet-i kerimedeki “Salavâti’r-Rasul” “peygamberin ona duası ve istiğfarı” manasındadır. Nitekim İbn Abbas’ta ayetteki “Salavâti’r-Rasul”den kastedilen “peygamberin istiğfarı” olduğunu söylemektedir. Katade’de; “peygamberin duası” manasında olduğunu söylemiştir.5

    “Onların mallarından bir miktar sadaka al ki onunla onları temizleyesin, yüceltesin ve onlara salât et; çünkü senin salâtın, onları(n ızdıraplarını) yatıştırır. Allah işitendir, bilendir.” (Tevbe 9/103)
    Yukarıdaki ayette “ve salli aleyhim”in (onlara salât et) manası, “günahlarının bağışlanması için onlara dua ve istiğfar et”. “İnne salateke” “Muhakkak ki senin salâtın”; yani şüphesiz ki senin dua ve istiğfarın onlar için rahmet, vakar ve kalplerinin mutmain olması için sekinedir.6

    “Eğer Allah’ın, bazı insanları diğer bazılarıyla (bertaraf etmesi) savması olmasaydı, içlerinde Allah’ın ismi çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler yıkılırdı.” (Hac 22/40)

    İlim ehli bu ayetteki “salâvat”tan kastedilen mana hakkında ihtilaf etmişlerdir. İbn Abbas, bu ayetteki “salâvat”tan kasıt, “el-Kenâisü“ kiliselerdir, demiştir. Dahhak ise, “salâvat”tan kastedilen şeyin Yahudilerin havraları olduğunu ve onların havrayı “salûtâ” olarak isimlendirdiklerini söylemiştir. Katâde’de “salâvat”tan kasıt, “Yahudilerin havralarıdır” demiştir. Ebu’l-Aliye ise, bu ayetteki “salâvat”’tan kasıt, Sabiilerin mescidleridir, demiştir. Mücâhid ise ayette geçen “salâvat”tan kasıt, “Müslümanların ve Ehl-i Kitabın yollarda bulunan mescitleridir” demiştir. İbn Zeyd ise; “salâvat”tan kasıt, “İslâm ehlinin mescidleridir”, demiştir.7

    Namaz manasına gelen “salât” ise, Kur’an-ı Kerim’de 80 ayetten fazla yerde geçmektedir. Salât lafzı, Kur’an-ı Kerim’de en fazla bu manada kullanılmıştır. Bu manadaki ayetlerden birkaç örnek verelim:

    “Namazı bitirdiğiniz zaman ayakta, oturarak ve yanlarınız üzerinde (uzanarak) Allah’ı anın; güvene kavuştuğunuz mu namazı (tam) kılın. Çünkü namaz, mü’minlere vakitli olarak farz kılınmıştır.” (Nisâ 4/103)

    “Namazı kılın, zekâtı verin, rükû edenlerle beraber eğilin.” (Bakara 2/43)

    “İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekâtı verin.” (Bakara 2/83)

    “Yavrucuğum, namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçir ve başına gelene sabret. Çünkü bunlar, Allah’ın yapmanı emrettiği kesin işlerdendir.” (Lokman 31/17)

    Yukarıdaki ayetlerde de görüldüğü gibi Kur’an namaz üzerinde çok durmuştur. Çünkü namaz ikâme edildiğinde kişiyi her türlü kötülükten alıkoyup takvâ sahibi yapar. Muttakî olan kişi de ilahî azaptan kurtulur.

    Kur’an, namazı imân ve takvâ’nın bir gereği saymıştır:

    “İşte o kitap kendisinde hiç kuşku yoktur; takva sâhipleri için yol göstericidir. Onlar ki gaybe inanırlar, namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah için harcarlar.” (Bakara 2/2-3)

    Namazı huşû’ ile ve sürekli olarak kılan mü’minleri övmüştür:

    “Namazlarını saygı ile kılan mü’minler başarıya erdiler.” (Mü’minûn 23/1-2)

    “Ve namazlarını koruyan mü’minler başarıya erdiler.” (Mü’minûn 23/9)

    Kur’an, namazı kitab ve vakitli farz olarak nitelendirmiştir: “namaz mü’minlere vakitli bir kitabtır (vakitli olarak kılmaları yazılmıştır)” (Nisâ 4/103)

    Allah’ın diğer emir ve nehiylerinin yararlarını vurgulayan Kur’an, namazın ahlâkî ve sosyal yararlarına da işaret etmiştir:

    “Ey inananlar sabırla ve namazla yardım dileyin. Kuşkusuz Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara 2/53)

    “O kitap’tan sana vahyedileni oku, namazı kıl. Doğrusu namaz, kötü ve iğrenç şeylerden vazgeçirir. Allah’ı anmak elbette en büyük (ibadet)tir. Allah yaptıklarınızı bilir.” (Ankebût 29/45)

    Yüce Allah Peygamber’ine, üzüntü ve tasalarını namazla tedâvi etmesini emretmiştir:

    “Andolsun, onların söylediklerine senin canın sıkıldığını biliyoruz. Sen Rabbini överek tesbih et ve secde edenlerden ol (namaz kıl) ve yakîn gelinceye (ölünceye) kadar Rabbine kulluk et.” (Hicr 15/97-99)

    Hiç kuşkusuz iman ve kalb huzuru ile kılınan namaz, insanı kötü düşüncelerden, korku ve ızdıraptan kurtarır. O insan dünya için üzülmez, Allah’tan başka yarar ve zarar veren görmez. Herşeyi Allah’tan bilir, yalan ve nifaktan utanır. Her an kendisini Allah’ın huzuruna durmağa hazırlar. Ankebût suresinin 45’inci ayetinde bildirildiği üzre kötülüklerden, çirkin işlerden kaçınır; Meâric suresinin 19-34’ncü ayetlerinde bildirildiği üzre sabırsızlıktan, huysuzluktan sakınır, yüksek ahlâk ile bezenir. İşte asıl namaz, sâhibine bu yüksek ahlâk ve karakterleri kazandırır. Sahibine bu vasıfları kazandırmayan namaza gerçek namaz denmez. Nitekim Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Bir kişiyi, kıldığı namaz, kötü ve çirkin işlerden menetmezse, o kimsenin, o namazdan, Allah’tan uzaklaşmaktan başka bir yararı olmaz.” 8 Zira namaz ibadeti, namaz kılan kimseye yüksek bir ahlak, sağlam bir şahsiyet ve karakter kazandırır. O kimseyi, salih ve muttaki kimseler derecesine çıkarır.

    * Fırat Ünv. İlahiyat Fakültesi Prof. Dr

    DAHA BITMEDI:::::::
    Kulun Allah karşısında acizliğini sunan ilk hareketi, ellerini bağlayarak saygıyla durmasıdır. Bu ilerleyerek Allah’ın huzurunda baş eğme (Rükû) şeklinde gelişir. Bu, daha da ilerleyerek onun huzurunda yere kapanmak, başını yere koymak, alnını yere yapıştırmak (secde) şeklini alır. Namazın tamamı işte bu saygı ve duygudan ibarettir. Namazın dış görünüşü içersindeki ruh budur. Bu yüzden de namaz, dünya ve ahiret saadetinin, huzurunun esasıdır.

    “Muhakkak namaz, mü’minler üzerine vakitlenmiş olarak farzdır.” (en-Nisa, 103)2. Namaz ve Sağlığımız

    Müslüman, beş vakit namazı, Allah Teala emrettiği için kılar. Cenabı Hakkın her emrinde bir çok hikmetler vardır. Namaz kılarken yapılması emredilen her hareketin, hem bedene hem de ruha sağladığı faydalar vardır. Namazın sağlığımız üzerindeki faydalarından bazıları şunlardır:

    1. Namazda yapılan hareketler hafif olduğundan kalbi yormaz. Ve Günün değişik saatlerinde kılındığı için insanı devamlı zinde ve dinç tutar.

    2. Namaz sebebiyle başını günde seksen defa yer koyan bir kimsenin beynine ritmik olarak kan fazla ulaşır. Bu yüzden beyin hücreleri yeterince beslendiğinden, Namaz kılanlarda hafıza ve şahsiyet bozukluklarına daha az rastlanır. Bu insanlar daha sağlıklı bir ömür geçirirler. Bu gün tıpta “demans senil” bunama hastalığına uğramazlar.

    3. Namaz kılanların gözleri, muntazam olarak eğilip doğrulmaktan dolayı, daha kuvvetli kan deveranına malik olur. Bu sebeple göz içi tansiyonunda artma olmaz ve gözün ön kısmındaki sıvını devamlı değişmesi temin edilmiş olur. Gözü “Katarakt” veya “Karasu” hastalığından korur.

    4. Namaz kılmaktaki izometrik hareketler, midedeki gıdaların karışmasına, safranın kolay akmasına ve dolayısıyla safra kesesinde birikinti yapmamasına, pankreastaki enzimlerin kolay boşalmasına yardımcı olacağı gibi, kabızlığın giderilmesinde de rolü büyüktür. Böbreğin ve idrar yollarının iyice çalkalanmasından, börekte taş oluşumunun önlenmesinde ve mesanenin boşalmasına da yardımcı olur.

    5. Beş vakitte kılınan namazdaki ritmik hareketler, günlük hayatta çalıştırılamayan adale ve eklemleri çalıştırarak artoz ve kireçlenme gibi eklem hastalıklarını ve adale tutulmalarını önler.

    6. Vücut sağlığı için temizlik muhakkak lazımdır. Abdest ve gusül, hem maddi hem de manevi bir temizliktir. İşte namaz temizliğin ta kendisidir. Zira hem bedeni hem de ruhi temizlik olmada namaz olmaz. Abdest ve gusül, bedeni temizliği sağlar. Namaz ibadeti insanı ruhen ve bedenen temizlemiş dinlendirmiş olur.

    7. Koruyucu hekimlikte belirli zamanlarda yapılan beden hareketleri çok mühimdir. Namaz vakitleri, kan dolaşımını tazelemek ve teneffüsü canlandırmak için en uygun vakitlerdir.

    8. Uykuyu tanzim eden en önemli unsur namazdır. Hata vücutta biriken statik elektriklenme, secde yapmakla topraklama yapmış olur yani statik elektrik boşalır. Böylece vücut tekrar zindeliğe kavuşur. (Hasan Yavaş, Namaz Kitabı, s. 134)

    Bireye kendi davranış ve dürtülerini kontrol etme imkânı veren namaz, kul ile Allah arasında bir bağ ve buluşmadır.

    Namaz kalbin kuvvet aldığı, ruhun Allah’a bağlılığını hissettiği, nefsin dünya hayatının değerlerinden daha üstün değerler bulduğu bir rabıtadır. İslâm inanışında namaz, bir itaat davranışıdır. İtaat ve ibadetin amacı ise sevaptan ziyade Allah’ın sevgi ve yakınlığını kazanmaktır. Bu bağlamda ibadetten ve bir anlamda ibadetlerin özü ve sentezi olan namazdan amaç ihlâstır. Yani kişinin samimiyet, taat, sevgi ve minnet duygularını Allah’a yöneltmesidir. Kur’an-ı Kerim’de, müminlere, gündüzün başında ve sonunda, bir de gecenin erken saatlerinde namazı dosdoğru kılıp devamlı olmaları emredilerek, bu ayetin nüzul gerekçesi kabul edilebilecek bir ifade ile, “çünkü iyi eylemler kötü eylemleri giderir” denilmektedir. Yani namazın, hata ve günahların olumsuz etkilerini silerek, bireyi olumlu eylemlere yönlendireceği vurgulanmaktadır
    ( Namaz Bibliyografya Namaz ve Karakter Gelişimi Esma Sayın Ekerim )
    DAHA BITMEDI::::::

    Maide Suresi
    (6) Ey iman edenler! namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve -başlarınıza mesh edip- her iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz iyice yıkanarak temizlenin. Hasta olursanız veya seferde bulunursanız veya biriniz abdest bozmaktan (def-i hacetten) gelir veya kadınlara dokunur (cinsel ilişkide bulunur) da su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprağa yönelin. Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin (Teyemmüm edin). Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez. Fakat o sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.

    Maide Suresi
    (12) Andolsun, Allah İsrailoğullarından sağlam söz almıştı. Onlardan on iki temsilci -başkan- seçmiştik. Allah şöyle demişti: “Sizinle beraberim. Andolsun eğer namazı kılar, zekatı verir ve elçilerime inanır, onları desteklerseniz, (fakirlere gönülden yardımda bulunarak) Allah’a güzel bir borç verirseniz, elbette sizin kötülüklerinizi örterim ve andolsun sizi, içinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Ama bundan sonra sizden kim inkar ederse, mutlaka o, dümdüz yoldan sapmıştır.”

    Maide Suresi
    (55) Sizin dostunuz ancak Allah’tır, Resûlüdür ve Allah’ın emirlerine boyun eğerek namazı kılan, zekâtı veren mü’minlerdir.

    Maide Suresi
    (58) Siz namaza çağırdığınız vakit onu alaya alıp eğlence yerine koyuyorlar. Bu şüphesiz onların akılları ermeyen bir toplum olmalarındandır.

    Maide Suresi
    (91) Şeytan, içki ve kumarla, ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçiyor musunuz?

    Maide Suresi
    (106) Ey iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman vasiyet sırasında aranızda şahitlik (edecek olanlar) sizden adaletli iki kişidir. Yahut; seferde olup da başınıza ölüm musibeti gelirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder. Eğer şüphe ederseniz, onları namazdan sonra alıkorsunuz da Allah adına, “Akraba da olsa, şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için yaptığımız şahitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde şüphesiz günahkârlardan oluruz” diye yemin ederler.

    Enam Suresi
    (92) İşte bu (Kur’an) da, bereket kaynağı, kendinden öncekileri (ilahi kitapları) tasdik eden ve şehirler anasını (Mekke’yi) ve bütün çevresini (tüm insanlığı) uyarasın diye indirdiğimiz bir kitaptır.Ahirete iman edenler, ona da inanırlar.Onlar namazlarını vaktinde kılarlar.

    Enam Suresi
    (162) Ey Muhammed! De ki: “Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.”

    Araf Suresi
    (170) Kitaba sımsıkı sarılanlara ve namazı dosdoğru kılanlara gelince, şüphesiz biz, iyiliğe çalışan (erdemli) kimselerin mükafatını zayi etmeyiz.

    Enfal Suresi
    (3) Onlar namazı dosdoğru kılan, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayan kimselerdir.

    Tevbe Suresi
    (5) Haram aylar çıkınca bu Allah’a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

    Tevbe Suresi
    (11) Fakat tövbe edip, namazı kılar ve zekâtı verirlerse, artık onlar sizin din kardeşlerinizdir. Bilen bir kavme âyetleri işte böyle ayrı ayrı açıklarız.

    Tevbe Suresi
    (18) Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.

    Tevbe Suresi
    (54) Harcamalarının kabul edilmesine, yalnızca, Allah’ı ve Rasûlünü inkar etmeleri, namaza ancak üşene üşene gelmeleri ve ancak gönülsüzce harcamaları engel olmuştur.

    Tevbe Suresi
    (71) Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    Tevbe Suresi
    (84) Onlardan ölen hiçbirine asla namaz kılma ve kabrinin başında durma. Çünkü onlar Allah’ı ve Resûlünü inkâr ettiler ve fasık olarak öldüler.

    Tevbe Suresi
    (108) Onun içinde asla namaz kılma. İlk günden temeli takva (Allah’a karşı gelmekten sakınmak) üzerine kurulan mescit (Kuba mescidi), içinde namaz kılmana elbette daha layıktır. Orada temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da tertemiz onları sever.

    Yunus Suresi
    (87) Mûsâ’ya ve kardeşine, “Kavminiz için Mısır’da (sığınak olarak) evler hazırlayın ve evlerinizi namaz kılınacak yerler yapın. namazı dosdoğru kılın. Mü’minleri müjdele” diye vahyettik.

    Hud Suresi
    (87) Dediler ki: “Ey Şu’ayb! Babalarımızın taptığını, yahut mallarımız hakkında dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana namazın mı emrediyor. Oysa sen gerçekten yumuşak huylu ve aklı başında bir adamsın.”

    Hud Suresi
    (114) (Ey Muhammed!) Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür.9

    Rad Suresi
    (22) Onlar, Rablerinin rızasına ermek için sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli olarak ve açıktan Allah için harcayan ve kötülüğü iyilikle ortadan kaldıranlardır. İşte bunlar için dünya yurdunun iyi sonucu vardır.

    İbrahim Suresi
    (31) İnanan kullarıma söyle, namazı dosdoğru kılsınlar, hiçbir alışveriş ve dostluğun bulunmadığı bir gün gelmeden önce kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda gizlice ve açıktan harcasınlar.

    İbrahim Suresi
    (37) “Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bazısını, senin kutsal evinin (Kâbe’nin) yanında ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! namazı dosdoğru kılmaları için (böyle yaptım). Sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir, onları ürünlerden rızıklandır, umulur ki şükrederler.”

    İbrahim Suresi
    (40) “Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duamı kabul eyle.”

    İsra Suresi
    (78) Güneşin zevalinden (öğle vaktinde Batı’ya kaymasından) gecenin karanlığına kadar (belli vakitlerde) namazı kıl. Bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazı şahitlidir.

    İsra Suresi
    (79) Gecenin bir kısmında da uyanarak sana mahsus fazla bir ibadet olmak üzere teheccüd namazı kıl ki, Rabbin seni Makam-ı Mahmud’a ulaştırsın.

    İsra Suresi
    (110) De ki: “(Rabbinizi) ister Allah diye çağırın, ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız çağırın, nihayet en güzel isimler O’nundur.” namazında sesini pek yükseltme, çok da kısma. İkisi ortası bir yol tut.

    Meryem Suresi
    (31) “Nerede olursam olayım beni kutlu ve erdemli kıldı ve bana yaşadığım sürece namazı ve zekatı emretti.”

    Meryem Suresi
    (55) Ailesine namaz ve zekatı emrederdi. Rabb’inin katında da hoşnutluğa ulaşmıştı.

    Meryem Suresi
    (59) Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevi tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.

    Ta Ha Suresi
    (14) “Şüphe yok ki ben Allah’ım. Benden başka hiçbir ilah yoktur. O halde bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl.”

    Ta Ha Suresi
    (132) Ailene namazı emret ve kendin de ona devam et. Senden rızık istemiyoruz. Sana da biz rızık veriyoruz. Güzel sonuç Allah’a karşı gelmekten sakınanlarındır.

    Enbiya Suresi
    (73) Onları bizim emrimizle doğru yolu gösteren önderler yaptık ve kendilerine hayırlar işlemeyi, namazı dosdoğru kılmayı, zekatı vermeyi vahyettik. Onlar sadece bize ibadet eden kimselerdi.

    Hac Suresi
    (26) Hani biz İbrahim’e, Kâbe’nin yerini, “Bana hiçbir şeyi ortak koşma; evimi, tavaf edenler, namaz kılanlar, rükû ve secde edenler için temizle” diye belirlemiştik.

    Hac Suresi
    (35) Onlar, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperen, başlarına gelen musibetlere sabreden, namazı dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayan kimselerdir.

    Hac Suresi
    (41) Onlar öyle kimselerdir ki, şâyet kendilerine yeryüzünde imkan ve iktidar versek, namazı dosdoğru kılar, zekatı verir, iyiliği emreder ve kötülüğü yasaklarlar. Bütün işlerin âkıbeti Allah’a aittir.

    Hac Suresi
    (78) Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’in dinine uyun. Allah sizi hem daha önce hem de bu Kur’an’da müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahitt (ve örnek) olasınız. Artık namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve Allah’a sarılın. O sizin sahibinizdir. O ne güzel sahip, ne güzel yardımcıdır!

    Müminun Suresi
    (2) Onlar ki, namazlarında derin saygı içindedirler.

    Müminun Suresi
    (9) Onlar ki, namazlarını kılmağa devam ederler.

    Nur Suresi
    (37) Allah’ın, yüceltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde hiçbir ticaretin ve hiçbir alış verişin kendilerini, Allah’ı anmaktan, namazı kılmaktan, zekatı vermekten alıkoymadığı birtakım adamlar buralarda sabah akşam O’nu tesbih ederler. Onlar, kalplerin ve gözlerin dikilip kalacağı bir günden korkarlar.

    Nur Suresi
    (56) namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Resüle itaat edin ki size merhamet edilsin.

    Nur Suresi
    (58) Ey iman edenler! Ellerinizin altında bulunanlar (köleleriniz) ve sizden henüz büluğ çağına ermemiş olanlar, günde üç defa; sabah namazından önce, öğleyin elbiselerinizi çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza girecekleri zaman) sizden izin istesinler. Bu üç vakit sizin soyunup dökündüğünüz vakitlerdir. Bu vakitlerin dışında (izinsiz girme konusunda) ne size, ne onlara bir günah vardır. Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz. Allah, âyetlerini size işte böylece açıklar. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    Neml Suresi
    (3) Kur’an, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahirete de kesin olarak inanan mü’minler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir.

    Şuara Suresi
    (219) namaza kalktığında seni ve secde edenler arasında dolaşmanı gören; mutlak güç sahibi, çok merhametli olan Allah’a tevekkül et.

    Ankebut Suresi
    (45) (Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı biliyor.

    Rum Suresi
    (32) Allah’a yönelmiş kimseler olarak yüzünüzü hak dine çevirin, O’na karşı gelmekten sakının, namazı dosdoğru kılın ve müşriklerden; dinlerini darmadağınık edip grup grup olan kimselerden olmayın. (Ki onlardan) her bir grup kendi katındaki (dinî anlayış) ile sevinip böbürlenmektedir.

    Lokman Suresi
    (17) “Yavrum! namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir.”

    Lokman Suresi
    (4) Onlar; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren kimselerdir. Onlar ahirete de kesin olarak inanırlar.

    Ahzab Suresi
    (33) Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın. namazı kılın, zekatı verin. Allah’a ve Resülüne itaat edin. Ey Peygamberin ev halkı! Allah sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.

    Fatır Suresi
    (29) Şüphesiz, Allah’ın kitabını okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden, gizlice ve açıktan Allah yolunda harcayanlar, asla zarar etmeyecek bir ticaret umabilirler.

    Fatır Suresi
    (18) Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın yükünü yüklenmez. Günah yükü ağır olan kimse, (bir başkasını), günahını yüklenmeye çağırırsa, ondan hiçbir şey yüklenilmez, çağırdığı kimse yakını da olsa. Sen ancak, görmedikleri halde Rablerinden için için korkanları ve namaz kılanları uyarırsın. Kim arınırsa ancak kendisi için arınmış olur. Dönüş ancak Allah’adır.

    Şura Suresi
    (39) (Dünyalık olarak) size her ne verilmişse, bu dünya hayatının geçimliğidir. Allah’ın yanında bulunanlar ise daha hayırlı ve kalıcıdır. Bu mükafat, inananlar ve Rablerine tevekkül edenler, büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınanlar, öfkelendikleri zaman bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namazı dosdoğru kılanlar; işleri, aralarında şûrâ (danışma) ile olanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcayanlar, bir saldırıya uğradıkları zaman, aralarında yardımlaşanlar içindir.

    Mücadele Suresi
    (13) Başbaşa konuşmanızdan önce sadakalar vermekten çekindiniz mi? Bunu yapmadığınıza ve Allah da, sizi affettiğine göre artık namazı kılın, zekatı verin, Allah’a ve Resülüne itaat edin. Allah bütün yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

    Cuma Suresi
    (9) Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.

    Cuma Suresi
    (10) namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah’ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz.

    Mearic Suresi
    (22) Ancak, namaz kılanlar başka.

    Mearic Suresi
    (23) Onlar, namazlarına devam eden kimselerdir.

    Mearic Suresi
    (34) Onlar namazlarını titizlikle koruyan kimselerdir.

    Müzzemmil Suresi
    (20) (Ey Muhammed!) Şüphesiz Rabbin, senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, yarısını ve üçte birini ibadetle geçirdiğini biliyor. Beraberinde bulunanlardan bir topluluk da böyle yapıyor. Allah gece ve gündüzü düzenleyip takdir eder. Sizin buna (gecenin tümünde yahut çoğunda ibadete) gücünüzün yetmeyeceğini bildi de sizi bağışladı (yükünüzü hafifletti.) Artık Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Allah, içinizde hastaların bulunacağını, bir kısmınızın Allah’ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacağını, diğer bir kısmınızın ise Allah yolunda çarpışacağını bilmektedir. O halde, Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Allah’a güzel bir borç verin. Kendiniz için önceden ne iyilik gönderirseniz onu Allah katında daha üstün bir iyilik ve daha büyük mükafat olarak bulursunuz. Allah’tan bağışlama dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

    Müddessir Suresi
    (43) Onlar şöyle derler: “Biz namaz kılanlardan değildik.”

    Kıyame Suresi
    (31) O, (Peygamberi) doğrulamamış, namaz da kılmamıştı.

    Ala Suresi
    (15) Arınan ve Rabbinin adını anıp, namaz kılan kimse mutlaka kurtuluşa erer.

    Alak Suresi
    (10) Sen, namaz kıldığında kulu (bundan) engelleyeni gördün mü?

    Beyyine Suresi
    (5) Halbuki onlara, ancak dini Allah’a has kılarak, hakka yönelen kimseler olarak O’na kulluk etmeleri, namazı kılmaları ve zekâtı vermeleri emredilmişti. İşte bu dosdoğru dindir.

    Maun Suresi
    (4) Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki,

    Maun Suresi
    (5) Onlar namazlarını ciddiye almazlar.

    Kevser Suresi
    (2) O Halde, Rabbin için namaz kıl, kurban kes.

    DAHA BITMEDI::::::::::

    Kur,an daki 5 vakit namaz

    Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

    “Gündüzün iki ucunda ve gecenin bir kısmında namaz kıl. Doğrusu iyilikler kötülükleri giderir.” (Hud suresi : 114)

    Gündüzün iki ucu akşam ve sabah namazı, bir kısmında da yatsı namazı vardır. Üç vakit bu ayette.

    “Güneşin batıya yönelmesinden gece karanlığına kadar namazı kıl. Tanyeri ağarırken de sabah namazını kıl. Zira bu namaz görülmeye değerdir.” (İsra Suresi :78)

    Güneşin batıya yönelmesinden gece olana kadar kılınan namaz ikindi namazıdır. Sabah namazı tekrar edilmiştir.

    “Ey Muhammed! Onların dediklerine sabret. Güneşin doğmasından önce ve batmasından sonra Rabbini tesbih et (namaz kıl) geceleyin ve gündüzün yanlarında da tesbih et (namaz kıl).” (Taha suresi : 130)

    Güneşin doğmasından önce sabah namazı, batmasından önce ikindi namazı, geceleyin yatsı namazı, gündüzün yanlarında akşam ve öğle namazı kılınacak. Bu ayetle beş vakit namaz sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazları sabit oluyor.

    Beş vakit namaz; sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazları Kur’an-ı Kerim içinde değişik yerlere serpiştirilerek zikredilmektedir. Bazan ikisi, bazan üçü, bazan dördü değişik bir ifade üslupla anlatılmaktadırlar. Cenab-ı Peygamberimiz, Kur’an-ı Kerim’i hem sözü ve hem de işi ile tefsir etme hakkına sahip olduğu için bu hak kendisine ALLAH tarafından verilmiştir sözü ve işi namazın beş olduğunu açıklamıştır.

    SON OLARAK IBRET OLSUN DIYE:::::

    Bir Profesörün İlk Namazı
    Prof. Jeffrey Lang
    Amerika’nın muhtelif üniversitelerinde görev yapan matematik Prof. Jeffrey Lang İslam’a giriş hikâyesini yazmış olduğu ‘Melekler soruncaya kadar’ (Even Angels Ask: A Journey to Islam in America) isimli eserinde derin felsefi düşüncelerle,

    ruhani duygular arasında ilk namazını şöyle dile getiriyor:

    “Müslüman olduğum gün cami imamı, bana namazın kılınışını açıklayan bir kitap verdi. Ancak Müslüman talebelerin buna endişelerini gördüm, bana: “Acele etme, rahat ol, zamanla yavaş yavaş yaparsın” dediler. Ben de kendi kendime, namaz bu kadar zor mu? Dedim ve talebeleri duymazlıktan gelerek, hemen vaktinde beş vakit namaz kılmaya karar verdim. O gece, loş ve küçük odama çekilerek kitaptan abdest ve namaz hareketleri eksersizlerini yaptım, namazda okunacak bazı surelerin Arapça okunuşlarıyla İngilizce anlamlarını ezberlemeye çalıştım. Bu çalışmalar saatlerce devam etti.

    İlk namaz denemesi için kendime güven gelince yatsı namazını kılmaya karar verdim. Vakit gece yarısıydı, kitabı alıp banyoya girdim, kitabı açarak, mutfaktaki ilk yemek denemesi yapan aşçı gibi kitaptaki talimatları dikkat ve incelikle bir bir uyguladım.

    Abdest bitince odanın ortasında durup, kapı ve pencerelerin kilitli ve kapalı olmasından emin olduktan sonra kıble olarak bildiğim tarafa yöneldim, derin bir nefes aldım ve elimi kaldırarak alçak bir sesle Allahu Ekber dedim. Kimsenin
    beni işitmemesini ve görmemesini umuyordum, yavaş yavaş Fatiha suresi ile kısa bir sureyi Arapça olarak okudum. Öyle zan ediyorum ki herhangi bir Arap beni dinlemiş olsaydı benim okumamdan bir şey anlamayacaktı.

    İkinci bir tekbir alarak Rükua gittim, rükuda biraz tedirginlik hissettim, çünkü hayatımda hiç kimseye eğilmemiştim. Odada yalnız olduğumu hatırlayınca sevindim. Subhane Rabbiyel azim dediğimde kalbimin hızla çarptığını hissettim. Tekrar tekbir getirerek doğruldum ve artık secdeye varma zamanı gelmişti. Secdeye varmak üzere ellerimi ve dizlerimi yere koyunca dona kaldım, secdeye gidemiyordum, efendisinin önünde başını yere koyan köle gibi yüzümü, burnumu yere koyup kendimi zillet sandığım bir duruma düşüremiyordum, üstelik bacaklarım da katlanamıyordu, utandım gülünç duruma düştüm zannettim.

    Bu durumda beni gören, arkadaş ve tanıdıklarımın önünde acınacak ve alay edilecek halimi düşündüm, arkadaşlarımın kahkahalarını duyar gibi oluyordum. ‘San Francisco’da Araplar çarptı bu hale düştü’ gibi sözler sarf edeceklerini tahayyül ederek zavallı duruma düştüğümü hissettim. Bir müddet tereddüt ettikten sonra derin bir nefes aldım başımı seccadeye koydum, zihnimdeki bütün düşünceleri attım, dikkatimi dağıtacak düşüncelere yer vermeden ikinci secdeye de vardım. Bu esnada kendi kendime “Daha önümde üç tur daha var”
    diye düşündüm ve kararlıydım: Neye mal olursa olsun bu namazı tamamlayacağım. Kalan rekâtlarda işler gittikçe daha da kolaylaşıyordu.
    Son secdede tam bir sükûnet hissettim. Nihayet teşehhütten sonra selam verdim.

    Selamdan sonra bulunduğum yerde olduğum gibi kaldım, geriye dönüp nefsimle giriştiğim savaşı aklımdan geçirdim, bir savaştan çıktığımı hissettim sonra başımı önüme eğerek mahcup bir şekilde “Allah’ım geri zekâlılığımdan ve tekebbürümden dolayı beni bağışla, uzak bir yerden geldim ve daha önümde kat edilecek uzun bir yol var” diye dua ettim.

    Bu esnada daha önce hiç yaşamadığım bir şeyi hissettim. Bunu kelimelerle ifade etmek mümkün değil. Vücudumu, kalbimin bir noktasından çıktığını hissettiğim ve anlatmaktan aciz kaldığım bir dalga kapladı, soğuk gibiydi, ilk etapta irkildim, vücuduma olan etkisinden ziyade garip bir şekilde duygularımı etkiledi ve görünür bir rahmetin varlığını hissettim. Bu rahmet sonra içime nüfuz ederek içimde kaynamaya başladı.

    Sonra sebebini bilmeden ağlamaya başladım, ağlamam artıp gözyaşlarım aktıkça, rahmet ve lütuftan harika bir gücün beni kucakladığını hissettim. Günahkâr olmama rağmen, günahlarımdan veya utanç ve sevinçten dolayı ağlamıyordum. Sanki büyük bir set açılmış ve içimdeki korku ve keder sel olup gidiyor. Bu satırları yazarken kendi kendime diyordum: “Allah’ın rahmet ve mağfireti, sadece günahları affetmiyor, o aynı zamanda bir şifa ve bir sekinedir”. Uzun bir süre başım eğik bir şekilde öylece diz üstü kaldım.

    Ağlamam durunca, yaşadığım deneyin akıl ile izah etmenin mümkün olmadığını anladım, Bu esnada idrak ettiğim en önemli husus ise, benim Allah’a ve namaza şiddetle muhtaç olduğum gerçeği oldu. Yerimden kalkmadan önce de şu duayı yaptım: “Allah’ım bir daha küfre girmeye cüret edersem beni, o küfre girmeden önce öldür ve bu hayattan kurtar, hata ve eksiksiz yaşamanın çok zor olduğunu biliyorum, ancak şunu yakinen biliyorum ki, bir tek gün dahi olsa sensiz yaşamak senin varlığını inkar etmem mümkün değildi::::::::::::::::::::::::::::

    evet muhterem kardeslerim,,, niyetim sadece biraz aciklik getirmekti,kimseyi rencide etmek,kücümsemek degil…
    Umarim InsaALLAH anlasilmistir,bizden bukadar;; hidayet tüm alemleri yaradan Rabbimizdendir…
    ALLAH;in Selami rahmeti ve bereketi üzerinize olsun…Me. Kandemir)))))))

  9. slm…
    tekrar ediyorum…
    Namaz terk edilmez ;namaz terk eder…
    baska bir deyimle..
    Namaz birakilmaz ; Namaz birakir..
    Sonrada, aceleci ve nankör insan Namaz bana bir sey getirmediki der…
    Namaz bir tesekkürdür Rabbimiz ALLAH,a;sükran borcudur
    asla bir beklenti degildir…
    Mevlamizin ihtiyaci yoktur
    Bizim muhtaciyetimizdir
    Secde Yüce Yaradanimiza en yakin oldugumuz andir,asla acziyet degildir…
    Secde Adem a.Selamdan beri vardir…manasi unutuldugunda gaflete düsüldügünde aya ,günese ,yontulmus dikilmis putlara yapilmistir…
    Yoksa Arap müsriklerinden görülmüs alinmis degildir…
    Secde teslimiyetin , hayranligin ve Hakka asik olmanin en üst seviyesidir…
    Asla asagilanmak ve kücük düsmek degil……
    NAMAZIMIZ NURUMUZ HER SEYIMIZ KIYMETINI BILEMEDIGIMIZ; EZA DEGILDIR EMRIN ASLA ;LÜTUFTUR ;IKRAMDIR kiymetini bilen cok azdir…
    bunu yazanda bilemedi, bagisla affet
    Affet ALLAH;im bizleri,,,,,,,,,,,,,,,

  10. Selam mesut kandemir kardeş…

    Kuranda hz.musa ve hz.harun örneğini lütfen hatırlayın!!!Hani 30+10 gün sözleştiklerinde musa ile rabbimiz kavmine döndüğünde samirinin icraatlarını görmüştü ve sinirlenmişti..!!!Üstelik hz.harun kavminin yanıbaşında olmasına rağmen samiri o topluluğu saptırmıştı düşünebiliyormusunuz 2 peygamber daha ölmeden vahiyde saptırma var…!!!!Kuran bu örneği boşuna bize vermiyor.Her toplum bozulmaya elverişlidir doğasında maalesef bu vardır….!!!onlarda olacakta bizde olmayacak herkes şekilsel namaz kıldı diye veya bazı ritüeller çıkardılar diye bunlar islamın özünde var diyecez öylemi????

    Hristyanların hepside haçı kabul ediyor olmassa olmazlardan dinin temeli görüyorlar tıpkı bizim namazı gördüğümüz gibi şimdi onların durumu nedir nasılsa öyle geldi öylemidir diycez??????

    Bu konu uzun uzadıya ‘Namazın kazası olmaz’forum başlığında tartışıldı.Aynı şeyleri tekrar tekrar yazmanın bir anlamı yok bu başlıkta..

    Tüm yazdıklarımızı ordan incelersen senin yazdıklarının bir çoğuna cevap bulacaksın.Samimi bir kişiliğin var buna inanıyorum ama birilerinden lütfen alıntılarla bize cevap vermeye kalkma.!
    Kendin anladığını yazki beraberce müzakere edelim sevgili kardeşim.
    Eğer gerçekten bu konuda araştırma yaptığına inanıyorsan o zaman sana bazı sorularım olacak.Bu sorulara cevap verdiğin taktirde ve önceki yazılanları inceleyip bize yanlışlarımızı bildirdiğin zaman seninle ayrıntılı konuşacağım.

    SORULAR:

    1-NİÇİN KURANDA SALATI İKAME EDİN DİYORDA SALAVATI İKAME EDİN HİÇ GEÇMİYOR?????

    2-DEVAMLI ZEKATI İTA EDİNİZ DİYORDA NİÇİN ZEKATLARI İTA EDİNİZ DEMİYOR?????HALBUKİ MADDİ VERGİ OLAN SADAKA KELİMESİNİN ÇOĞULU OLAN SADAKAT KELİMESİ KULLANILIYOR???EĞER ZEKAT ARINMADIR DİYORSANIZ ONUN NİÇİN ÇOĞULU KULLANILMIYOR DİYORSANIZ NİİÇİN İKAME SALATTAN SONRA YER ALIYOR???????NEDEN BERABER KULLANILIYOR?????NİÇİN SALATTAN SONRA ORUÇ TUTUN DEMİYOR?????ORUÇ BEDENİ BİR İBADET OLARAK NAMAZDA ÖYLE OLDUĞUNA GÖRE NAMAZDAN SONRA ORUÇ TUTUNUZ EMRİ YER ALMIYOR????

    3-ŞUAYBIN NAMAZI PUTLARA İLAHLARA TAPMAYI VE MALLARINI NASIL HARCAYACAKLARINI EMREDEBİLİRMİ???EMRETMEK BUYURMAKSA?????

    4-EĞER NAMAZ İBRAHİMİN BİR UYGULAMASI İSE ONDAN ÖNCEKİ NUHTAN İBRAHİME KADARKİ ÖNEMLİ OLAN BİR İBADETİ ONLARDAN NEDEN ESİRGEDİ?????

    5-HAC KAVRAMINI NEDEN İSA VE MUSADADA GÖREMİYORUZ???ALLAH HER MİLLETE AYRI BİR İBADET TARZIMI BELİRLEMİŞ YOKSA????

    6-(29:45)….SANA VAHYEDİLENİ OKU VE SALATI İCRA ET.CÜMLE PEYGAMBERİMİZDEN ONA İNDİRİLENİ OKUMASINI VE SALAT YAPMASINI İSTEMEKTEDİR.SALATINDA İNDİRİLENLERİ OKUMASINI İSTEMEMEKTEDİR.AKSİNİ İDDİA EDİYORSANIZ BUYRUNUZ?????

    7-(3:96-97).AYETLERDE ….ORAYA GİREN EMNİYETTE OLUR.’DİYOR KENDİNE BİLE FAYDASI OLMAYAN(!)MEKKEDEKİ YAPININ İNSANLAR İÇİN GÜVENLİ BİR YER OLDUĞU DÜŞÜNÜLEMEZ.BU GÜVENCE ANCAK BEYT KELİMESİNİ MECAZİ OLARAK DÜŞÜNÜRSEK DAHA İYİ ANLAYABİLİRİZ.ALLAHIN SİSTEMİNE GİRENLER GÜVENE KAVUŞACAKLARDIR.!!!YOKSA ORASI YAPI OLARKMI GÜVENLİ?????

    8-İBRAHİMİN MAKAMI ‘ALLAHA ŞİRK KOŞMAMAK İBRAHİM VE BİZİM TEMİZ TUTMAMIZ GEREKEN SİSTEMMİDİR???YOKSA BAŞKA BİŞEYMİ???

    9-(22:27).AYETTE ”Bİ”İLE KELİMESİ ATLANMIŞ MEALLERDE GENELDE.”BİL HACCİ”HAC İLE DEMEKTİR.AYET İBRAHİME HİTAP EDİYOR İBRAHİMDEN TARTIŞMA İLE BİR ŞEYİ İLAN ETMESİ İSTENİYOR,PEKİ BU ŞEY NEYDİ?BİR ÖNCEKİ AYET BU SORUYU YANITLIYOR.SİSTEMİ İNSANLIĞA BİLDİRECEKTİ.(22:27).AYETTE GİDİLECEK BİR BİNA YOK AYETTE SANA GELSİNLER DİYOR BU MÜMKÜNMÜ???MEKKEYE MÜSLÜMANLAR İBRAHİM İÇİNMİ GİTMEKTEDİR???BİZE GÖRE BURADA İBRAHİMİN İNANÇ SİSTEMİNDEN BAHSEDİLİYOR.BİR SONRAKİ AYET TARTIŞMANIN GAYESİNE AÇIKLIK GETİRİYOR.(22:28-29)TARTIŞMANIN AMACI ALLAHIN SİSTEMİNİN FARKINA VARMAK.YEDİKLERİMİZ İLE ALLAHI ANMAK BUNLARLA FAKİRİ DOYURMAK VE GÖREVLERİMİZİ YERİNE GETİRMEKTİR.BU AYET İBRAHİME HİTAP ETTİĞİNDEN BAHSEDİLEN ”ESKİ EVİN’3:96. AYETİNDE EV OLDUĞUNU ÇIKARABİLİRİZ.22:30-31- VE 32.AYETLER TARTIŞMANIN EN ÖNEMLİ KISMINA DİKKAT ÇEKİYOR,YASAKLARA İTAAT…! (22:34.)AYET İSE HER ÜMMET İÇİN BELİRLENEN İBADET BİÇİMİNİ ANLATIYOR.BUDA ESKİ SİSTEM KELİMESİNİ AÇIKLIĞA KAVUŞTURUYOR…!!!

    10-KURAN NEREDE ALLAHI ULULAMAK İÇİN FİZİKSEL BİR OBJE YAPMANIN DOĞRU OLDUĞUNU YAZAR????????

    11-ALLAH KESİN OLARAK DİYORKİ…..!NAMAZ FAHŞA VE MÜNKERİ ENGELLER /YASAKLAR.NAMAZ KILANLARIN NAMAZI ONLARI BU FAHŞA VE MÜNKERDEN ALIKOYUYORMU???ALIKOYMADIĞINA GÖRE ALLAH YALANCI KONUMUNA DÜŞMÜYORMU???HALBUKİ SALAT/KURAN BİLİNCİ/İMAN/KURANLA BÜTÜNLEŞME/BİRLİKTELİK OLARAK ANLARSAK O ZAMAN FAHŞAYI VE MÜNKERİ ENGELLER.İMANIN GÜCÜ VARDIR AMA NAMAZIN GÜCÜ YOKTUR.İMAN HAREKETE DÖNÜŞÜR NAMAZ ZATEN HAREKETTİR BAŞKA BİR HAREKETE DÖNÜŞMEZ.!!!!!!YOKSA DÖNÜŞÜYORDA BİZMİ GÖREMİYORUZ??????

    12-(4:142) BU AYETTE NAMAZA KALKTIKLARINDA TEMBEL TEMBEL/ÜŞENE ÜŞENE KALKARLAR,İNSANLARA İYAKAR DAVRANIRLAR DİYOR.(İZA KAMU İLESSALATİNİN)GERÇEK ANLAMI SALATA GİTTİKLERİ ZAMANDIR.KALKTIKLARI ZAMAN DEĞİLDİR.(İLE)İLE BİRLİKTE GİTMEYİ İFADE EDER.NAMAZA KENDİ BAŞINA OLAN BİR MÜNAFIK (DİYELİMKİ EVİNDE)NAMAZA ÜŞE ÜŞENE KALKARMI???MÜNAFIK İNANMAYAN OLDUĞUNA GÖRE!!!SİZ OLSANIZ MESELA SABAH NAMAZINA VEYA DİĞER NAMAZLARA KALKARMISINIZ?KALKARSANIZ İNSANLARA NASIL GÖSTERİŞ YAPARSINIZ?????AYRICA BU KONUYU KAVRAMAK İÇİN (9:54)BAKILABİLİR.

    13-(19:59)SALATLA İRTİBATI KOPARDILAR DEMEKTİR.(SALAT KENDİSİNE UYULAN BİR SİSTEM DEĞİLSE)NİÇİN ONU BIRAKIP ŞEHVETLERE UYDULAR DİYOR????

    14-(20:14)MUSA VAHYİ İLK ALDIĞINDA MUSAYA BANA KULLUK ET VE BENİ ANMAK İÇİN NAMAZ KIL DİYOR.ALLAHTAN İLK VAHYİ ALANIN GÖREVİ ONU HATIRLAMASI İÇİN NAMAZ KILMASIMIDIR????

    15-(14:27)İBRAHİM ZÜRRİYETİNİ NAMAZ KILMAK İÇİN HİÇKİMSENİN BULUNMADIĞI VERİMSİZ BİR VADİYEMİ YERLEŞTİRMESİ GEREKİRDİ???BU AYETTE GEÇEN BEYTİ HARAMIN YANINDA İFADESİNİN ANLAMI NEDİR?????BU VERİMSİZ VADİDE KİMSESİZ YERDE TEK BAŞINA NEDEN BULUNUYOR?????KABE ONLARA NAMAZMI KILDIRACAK????ONUN İÇİNMİ KABENİN YANINA ONLARI YERLEŞTİRDİ?????

    16-(2:143/150.)AYETLER ARASINDA GEÇEN KIBLELERDEN VE MESCİDİ HARAMDAN NE ANLIYORSUNUZ????ÜZERİNDE BULUNDUĞUN KIBLE DİYOR!!!AMA YÖNELDİĞİN KIBLE DEMİYOR????KIBLE ALLAHIN HİDAYET ETTİKLERİNDEN BAŞKASINA AĞIR GELİR DİYOR.BİR KIBLEDEN BAŞKA BİR KIBLEYE DÖNMEK NASIL AĞIR GELİR????MÜNAFIKLARI GERÇEK MÜMİNLERDEN AYIRMAK İÇİN KIBLE DEĞİŞİKLİĞİNEMİ İHTİYAÇ DUYDU ALLAH???EHLİ HİTABA HER TÜRLÜ KANITI VERSENDE ONLAR SENİN KIBLENE TABİ OLMAYACAKLAR DİYOR.DÖNMEZLER DEMESİ GEREKMEZMİYDİ???EĞER DEDİĞİNİZ GİBİYSE????SENDE ONLARIN KIBLESİNE UYMAYACAKSIN VE ONLARDA BİRBİRLERİNİN KIBLESİNE UYMAZLAR DEDİĞİ ONLARIN KIBLESİ NEDİR?????????NASARA VE YAHUDANIN KIBLELERİ NERELERİDİR??????SEN ONLARIN KIBLESİNE UYMAZSIN DEDİĞİNE GÖRE YAHUDİLERİN KIBLESİ OLAN KUDÜSTEKİ BEYTİL MAKDİSE DOĞRU NAMAZ KILDIĞINI AYLARCA DOĞRU KABUL EDERSEK BU ÇELİŞKİ OLMAZMI?????MADEMKİ UYMAYACAKTI DAHA ÖNCE NEDEN MÜSAADE ETTİ????144.AYETTE KİTAP VERİLENLER ONUN KABENİN RABLERİNDEN BİR HAK OLDUĞUNU BİLİYORLAR DEDİĞİNE GÖRE BUNU EHLİ KİTABIN BU ŞEKİLDE BİLGİSİNİ KURANIN NERESİNDEN HANGİ AYETLERİ BUNA İŞARET EDİYOR????DEMEKKİ KIBLELERİ DAHA ÖNCE KABEYMİŞŞ!!!NİÇİN VE NE ZAMAN KUDÜSE DÖNDÜLER???NEREDEN ÇIKARSAN ÇIK…VE NEREDE OLURSANIZ OLUN YERYÜZÜNÜ MESCİDİ HARAMA DOĞRU ÇEVİRİN.BURDAN ANLADIĞIMIZA GÖRE VE NAMAZDADA ÇEVİRİN DEMEDİĞİNE GÖRE HER ZAMAN VE HERYERDE YÜZÜNÜZÜ MESCİDİ HARAMA ÇEVİRMENİZ GEREKİR.BU MÜMKÜNMÜDÜR???DEĞİLSE İZAHINI YAPARMISINIZ??????AYRICA MESCİDİ HARAM RABBİNDEN HAKKIN KENDİSİDİR DİYOR.MESCİDİ HARAMIN HAK OLMASI NE DEMEKTİR?????

    17)2/145-Allah Elçiye kabeye uyma ilmini mi getiriyor yoksa sistmein kuralları ilmini mi getiriyor Kuranda???

    18)2/146-Kendilerine kitap verdiklerimiz onu , öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir gurup bile bile gerçeği gizler.

    Dünyada kabeyi öz oğlu gibi tanıyan kaçtane ehli kitap var. ya nedir kasdedilen??????

    19)2/147-O hak, Rabbindendir. Artık şüpheye düşenlerden olma sakın
    Kabe konusunda mı şüpheye düşmeyeceğiz yoksa Allahın ayetleri/sistemi/yasaları konusunda mı?????

    20)2/148-Herkesin uduğu bir sistemi vardır. Siz hayır işlerinde yarışın. Nerede olursanız olun sonunda Allah hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.

    Dünyada herkes bir sisteme mi uyuyor yoksa bir taştan tuğladan yapılma evlere mi????????

    21)2/149-Nereden yola çıkarsan çık yüzünü Allah’ın hürmet edilemsi gereken sistemine çevir. Bu emir Rabbinden sana gelen gerçektir. Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.

    Evden çıktığımızda mescidi haram eğer kıbleyse hep kabeye bakarak mı gideceği işyerlerimize??? yada yolculuğa çıktığımızda yolculuk boyunca otubuste camdan hep kabe tarafına mı bakacağız. öyle değilse ne demek isteniyor????

    22)2/151-Nitekim kendi içinizden size âyetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size Kitab’ı ve hikmeti anlatan bilmediklerinizi size öğreten bir Resûl gönderdik.

    Ayetin devamındada görüldüğü üzere vurgulanan taş tuğla bina değil Allahın kitabıdır. Kuran bu kadar açıkken hala taşa tuğlaya mı yöneleceğiz.??? Yoksa insanlara kurtuluş, şefkat ve huzur kaynağı olarak indirilen Allahın kitabına mı????????
    Bakara 142-151 arasında bahsedilen bildiğimiz taş tuğla kabe olsaydı hiç Allah bakara 177 de iyiliğin belli bir pusula yönüne yönelmek değilde yukarıda ayette tek tek sayılan erdemli işleri yapmamız gerektiğini söylermiydi hiç??????

    23)84:21 Böyleyken onlar acaba neden imana gelmezler? Onlar kendilerine KURAN OKUNUNCA SECDE DE ETMEZLER. AKSİNE, KÂFİRLER YALANLIYORLAR.

    Kuran her okunduğunda karşıdaki kişinin secde etmesi amacıyla mı inmiştir???? Ayette “secde etmek” (saygı göstermek) yalanlamanın zıttına konmuş!!!

    24)07:161 Onlara denildi ki: Şu şehire (Kudüs’te) yerleşin, ondan (nimetlerinden) dilediğiniz gibi yeyin, “bağışlanmak istiyoruz” deyin ve KAPIDAN SECDE EDEREK GİRİN ki hatalarınızı bağışlayalım. İyilik yapanlara ileride ihsanımızı daha da artıracağız.

    Yahudiler kapıdan secde ederek mi girdiler yoksa teslim olarak, boyun eğerek mi?????

    25)13:15 Göklerde ve yerde bulunanlarda onların gölgeleri de sabah akşam İSTER İSTEMEZ SADECE ALLAH’A SECDE EDERLER.

    Secdeyi fiziksel olarak kabul edersek istemeden olan secdeyi nasıl açıklayabiliriz????

    26)Sadece Kuran okuyarak namaz kılmayı öğrenen kimse varmıdır?Arap kulturune ve örfune uzak 6 mılyar ınsan mesela bir japon,eskımo,afrıkalı için hukum nedır????

    27)Yururken namaz kılınır demek zaten rıtuel inkarıdır,mealcıler nmzı ınkar mı etmış?????

    28)Madem namaz çok ıyı korunarak ulaştı,peygambere kımse soru sormadı,peygamber abdestsız mı namaz kıldı abdest ayetıne kadar?Abdest ayeti maıde 110 ınış sırası,nısa yanı vakıtlı nmz farzıyetı 98 olmasıyla abdest açıklanmadan namaz farz olmuştur,bu çelışkı nedır?
    ??????

    29)Namaz İbrahım (M.Ö 2000)tarafından ögretıldıyse,ARADAKİ 2500 SENED HİÇ YOZLAŞMADI MI?MUMINLER NIYE PEYGAMBERE EN UFAK ŞEYI SORARAKEN BU KONUDA SORU GETIRMEDI?Kuranda oruç ibadeti anlatılırken Ey müminler oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi sizede farz kılındı der,ama namaz için böyle bir ayet yoktur.Siz hangi ayetten bu emri alıyorsunuz??????

    30)PEYGAMBERIMIZ VE MUMINLER MEKKE ALINMADAN EVVEL YAPTIKLARI HACCLARDA IÇI PUT DOLU KABENIN ETRAFINDAMI 7 KEZ DÖNDU,AYRICA NAMAZLARDA ONUNDE YERE KAPANDI,BUNU NASIL YAKIŞTIRIRIZ?Ki hadislere göre hacerul esvedıde öpmustur,peygambermızı kendı putperst örflerıne uyarladıkları çok açık degıl mı Musanın kavmı gıbı?Huylu huyundan vazgecer mı????

    31)ALLAHIN ISMİ OLARAK KURANDA GECMEYEN EKBER KELIMESI SIZI SUPHELENDIR MIYOR MU?99 İSİM VARKEN,KURAN DIŞI EKBER SECILMIŞ,EKBER KARSILAŞTIRMA İÇERIR ALT ILAH VE ARACILARLA,KEBİRDEN FARKLIDIR.EGER BİR MUSLUMAN KABEDEN SEFAAT ISTEYIP EL SURUYORSA VE NAMAZDAKİ SEMBOL BAKIŞI BU ANLAM UZERINE İSE CAHILIYE DÖNEMINDEKİ NAMAZDAN FARKI NEDİR?????

    32)KURAN AYETLERİ NAMAZDA TEKRAR ALLAH’A GERİ OKUMAK İÇİN Mİ İNMİŞTİR??????

    33)Salat secde ,ruku ayetlerde hep ayrı fııller olarak gecer ve kullanım sekılsel bir rıtuel değildir.AYRICA NAMAZDAKİ OTURUŞ RITUELI NEDEN YOKTUR?Yoksa bunun için Emevi zamanı çarpıtılacak kavrammı bulamamışlardır?Bağlılık gunde fecr 20 dak işa 20 dak toplam 40 dak için mi olmalıdır yoksa her an mı olmalıdır?.Yusufun zınadan sakınmasıda Allaha olan baglılığı ıle mi olmuştur,namaz vaktı geldığını hatırladığı için midir???????????????????????????????????????????????????????????????

    34)Namaz hadıslerde bıle bastan sona tek bir hadıste kılınışı anlatılmaz,yoktur,anlatılanlar bırbırlerıyle çelışkilidir,mezhep alımlerının zanlarına uyulur.Hem Kuran eksık değıl dıyecez hemde mezhep alımlerinden namaz ögrencez.İşte bir kısım diğer ayrıntılar:

    Rekat sayısı,okunacak dualar,ana dilde ıbadet,kazası varmı,tesbih,seccade,bozan haller,hasta,yaşlı,genç kimler yükümlü,cami adabı,imam, muezzın,kamet,pusula,yürürken namaz nasıl kılınır,eller kollar,dızler,tekbir,selamlama,oturuş,Ekber niye Allahın ismi degıl,,vakitleri 2,3,5…vs kısacası namaz ıle ılgılı her ayrıntı olmalı Kuranda eger eksık olmadığına iman edıyorsak ve sizin bu konularda dayandığınız ayetler nelerdir????????????????????????

  11. Toprak erdem rumuzlu müslüman kardeşim…”Rekat sayısı,okunacak dualar,ana dilde ıbadet,kazası varmı,tesbih,seccade,bozan haller,hasta,yaşlı,genç kimler yükümlü,cami adabı,imam, muezzın,kamet,pusula,yürürken namaz nasıl kılınır,eller kollar,dızler,tekbir,selamlama,oturuş,Ekber niye Allahın ismi degıl,,vakitleri 2,3,5…vs kısacası namaz ıle ılgılı her ayrıntı olmalı Kuranda eger eksık olmadığına iman edıyorsak ve sizin bu konularda dayandığınız ayetler nelerdir????????????????????????” demişsiniz…”…kısacası namaz ıle ılgılı her ayrıntı olmalı Kuranda eger eksık olmadığına iman edıyorsak ve sizin bu konularda dayandığınız ayetler nelerdir…”diye yazınız var…Değerli müslüman kardeşim…Namaz ile ilgili her ayrıntı Kuran’da yoktur…Haklısınız…Ama Peygamberimiz Efendimiz Hazreti Muhammmed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) vardır…Kuran’da herşey olacak kısırdöngüsünden lütfen kurtulun…Namazla ilgili her ayrıntı yok mesela…Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Sonsuz Nur isimli eserini öneririm…Saygılarımla…Dua ile…

  12. Muharrem:yazdi:Haklısınız…Ama Peygamberimiz Efendimiz Hazreti Muhammmed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) vardır…Kuran’da herşey olacak kısırdöngüsünden lütfen kurtulun…Namazla ilgili her ayrıntı yok mesela…Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Sonsuz Nur isimli eserini öneririm…Saygılarımla…Dua ile…
    SLm degerli kardesim,katkilarinizdan dolayi tesekkür ederim,ben size sahsen KURANI anlamaya gayreti öneririm.
    .Kur’ânın açık ve anlaşılır oluşu

    “O yalnızca bir öğüt ve Mübin(apaçık)bir Kur’an’dır.”36/Yasin 69

    “Bu bir kitaptır ki, Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura (aydınlığa), O övgüye layık, Aziz olanın yoluna çıkarman için sana indirdik.” 14/ İbrahim Suresi 1

    “Andolsun ki size beyyine (açıklayıcı, açık delil) ayetler, sizden önce gelip geçenlerden örnekler ve korunup, sakınanlar için de bir öğüt indirdik. 24/ Nur Suresi 34

    “Andolsun bu Kur’an’da her örnekten insanlar için türlü türlü açıklamalarda (sarrafna) bulunduk. İnsanların çoğu ise tanımamakta ayak diretmektedirler.” 17/İsra Suresi 89

    “Bilgiyle uzun uzadıya, etraflıca açıkladığımız (fassalna), inanan bir toplum için doğruya iletici ve rahmet olan bir kitabı onlara getirdik.” 7/ Araf Suresi 52

    “Bu bir kitaptır ki, Hakim ve Her şeyden Haberdar olan, ayetlerini hüküm ifade edici (muhkem) kılmış ve sonra detaylandırıp(fussilet) açıklamıştır”. 11/ Hud Suresi 1

    “Bu Kur’an uydurulacak bir hadis(söz) değildir. Aksine o önündekini tasdikleyici, her şeyi detaylandırıcıdır. ‹inanan bir topluluk için kılavuz ve rahmettir.”12/ Yusuf Suresi 111

    “Biz bu kitabı sana, her şeyin ayrıntılı açıklayıcısı, bir doğruya iletici, bir rahmet, Müslümanlara bir müjde olarak indirdik..”16/ Nahl 89

    “Kendilerine okunmakta olan Kitap’ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu?” 29/ Ankebut Suresi 51

    “Allah size kitabı detaylı bir şekilde indirmişken O’ndan başka hakem mi arayayım? 6/Enam Suresi 114

    Bana, sizi ve ulaştığı kimseleri uyarmam için bu Kur’an, vahyolundu.” 6/Enam 19-50

    “Onlara ayetlerimiz açık açık okununca, bizimle karşılaşmayı ummayanlar “Bize bundan başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir.” dediler. De ki “Onu kendiliğimden değiştirmem benim için söz konusu olamaz. Ben sadece vahyolunana uyuyorum.” 10/Yunus Suresi 15

    Bu ön tespitten sonra Kur’ân’ın açık ve anlaşılır olduğunu özellikle kendi lisanıyla belirlemek istiyoruz. herşeyden önce Kur’ân, kendisini açık bir kitap olarak takdim eder

    (TA-SİN. Bunlar, apaçık kitap olan Kur’ân’ın ayetleridir Neml, 1)[8] gibi ifadelerden, Kur’ân’ın hem kendi iç yapısında açıklık olduğu, hem de insanların ihtiyaç duyduğu hususları açıklayan ve Allah katından gönderildiğine şüphe edilmeyen bir kitap olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca; آيات مبينات Apaçık ayetler[9] gibi ifadelerde Kur’ân’ın açık ve anlaşılırlığının delilidir.

    Çünkü Allah (c.c.) bazen (Bu Kur’ân insanlara bir açıklamadır: (Al-i imran, 138),(Biz Kur’ânı, her şeyi açıklayıcı olarak sana indirdik: Nahl, 89)gibi ifadelerle Kur’ân’ın açıklayıcılık tarafını vurgularken “ayetleri geniş geniş açıkladık: (En’am, 97),

    “O Allah ki, kitabı size genişçe açıklanmış şekilde indirdi” (En’am, 6) gibi ayetlerle de Kur’ân ayetlerinin geniş geniş açıklandığını ifade etmektedir.

    Ayrıca kendisinin, insanlara bir açıklama, bir bildiri olduğunu söyleyen; herşeyin tafsilatlı olarak içinde bulunduğunu ifade eden ve herşeyi açıklamak için gönderilen Kur’ânın, Kanaatimize göre herşeyi açıkladığını ifade eden bu ayeti anlarken, Kur’ân’ın, iyiyi, doğruyu, hakkı ve hakikati gösterici vasfı olan “hüda”lığını göz önüne almak gerekir. elbette Kur’ân,kainatta gelmiş ve gelecek her şeyi detaylarıyla açıklamamıştır.Fakat insanlar için din adına her türlü yolu göstermiştir. Onlara hangi zaman ve zeminde nasıl davranacaklarını, hangi hususları araştırmaya yöneleceklerini yeterli bir şekilde açıklamıştır.
    Hatasiz ve kusursuz olan 1tek yüce Rabbimiz dir elbette.
    selametle.

  13. Muharrem:yazdi..Ama Peygamberimiz Efendimiz Hazreti Muhammmed Mustafa
    slm,kardesim,hic Kuran dan incelemeye gayret ettinizmi,desem?
    Bu kitapta peygamberimiz için sadece Allah`ın verdiği unvanlar kullanılmıştır!

    Rabbimiz, elçisine karşı gösterilmesini istediği saygılı davranışları Kur`an`da şöyle bildirmiştir:

    Hucurat; 1 5: “Ey iman edenler! Allah`ın ve Resulünün önüne geçmeyin.
    Allah`a karşı takvalı olun. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.
    Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber`in sesinin üstüne
    yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber`e
    yüksek sesle bağırmayın; yoksa siz bilincinde olmadan
    amelleriniz boşa gidiverir. Allah`ın elçisinin huzurunda
    seslerini kısanlar, şüphesiz Allah`ın kalplerini takva için
    imtihan ettiği kimselerdir. Onlara mağfiret (korunmuşluk) ve
    büyük bir mükâfat vardır. Sana odaların arka tarafından
    seslenenlerin çoğu akıllı davranmıyorlar. Ve eğer onlar, sen
    yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, elbette kendileri için
    daha iyi olurdu. Allah çok koruyan, çok esirgeyendir.”

    Gönül isterdi ki peygamberimiz ile aynı çağda yaşayalım, ona sahabe (arkadaş) olalım ve Yüce Allah`ın gösterdiği şekilde ona karşı bu ödevleri yapalım. Bu imkânımız olmadığına göre bize düşen ona uymak, onun izinden gitmek olmalıdır. Onun izinden gitmek ise, onun yaptığı ve vasiyet ettiği şeye uymakla mümkündür. Peygamberimizin elçilik süresince yaptığı ve tüm Müslümanlara vasiyet ettiği tek şey; KUR`AN`A UYMAK olduğuna göre bizim de yapmamız gereken tek şey Kur`an`a uymak ve Kur`an`ı yaşamaktır.
    Biz de, Kur`an`a uyma doğrultusunda kitabımızda, klâsik kitaplarda peygamberimize saygı göstergesi olarak kullanılan “aleyhimisselam”, “S.A.V.”, “Hz.”, “eşref-i mahlûkat (yaratılmışların en şereflisi)”, “fahr-i kâinat (evrenin övüncü)”, “sırrı levlâke levlâk (evrenin, hürmetine yaratıldığı)”, “sahib ül hüllet-i vettac, rakib ul Burak fi leyletil miraç (miraç gecesinde Burak`a binen Hülle ve taç giyen), ‘ilklerin ve sonların efendisi” gibi Allah`ın peygamberimize vermediği rütbeleri peygamberimize vermekten uzak durduk. Çünkü Rabbimiz peygamberimize Kur`an`da;
    – “رسول اللّه Allah`ın elçisi” (Fetih; 29, Ahzab; 40)
    – “النّبىّ الامّى Nebi-i Ümmi (Anakentli peygamber)” (A`râf; 157)
    – “النّبىّ Nebiyy (peygamber)” (Enfal; 64, 65, 70, Ahzab; 1, 28, 45, 50, 59, Mümtehıne; 12, Talâk; 1, Tahrim; 1)
    – “خاتم النّبىّ Hatem ün nebiyyin (peygamberlerin mührü, sonuncusu, zirvesi)” Ahzab; 40) rütbelerini vermiş ve peygamberimizi, kendisinin selâmladığından başka şekilde selâmlayanların kimler olduğunu da yine Kur`an`da bildirmiştir:

    Mücadele; 8: Fısıldaşmaktan yasaklandıktan sonra yine o yasaklananı
    yapmaya kalkışanları ve günah, düşmanlık ve Peygamber`ekarşı gelmek hususunda fısıldaşanları görmedin mi? Onlar sana geldikleri zaman seni, Allah`ın selamlamadığı ile selamlıyorlar. Kendi içlerinden de: “Bu söylediklerimiz yüzünden Allah`ın bize azap etmesi gerekmez miydi?” derler.Cehennem onlara yeter. Oraya yaslanacaklardır. Ne kötü dönüş yeridir!

    Ayete göre Rabbimiz, peygamberimizi Allah`ın selâmlamadığı bir şekilde selâmlayanların bu davranışlarını, ikiyüzlü olduklarının bir nişanesi, göstergesi olarak değerlendirmektedir. İfrat ölçüsünde bir sapma olan bu davranışı sergileyenlerin, aslında peygamberimizin ahlâkıyla ve sünnetiyle (Kur`an`a uyuş ve Kur`an`ı yaşamasıyla) ilişkilerinin bulunmadığı, üstelik bundan çıkar sağladıkları görülmektedir.
    Selametle,kaliniz.(alintiyi) bilginize sunmak istedim,insallah yardimci olabilmisimdir.
    Selametle.

  14. eğer rasulumuzden sonra kuran terk edılemeseydı.sadece kuran yaşanıp sadece sadece kuran anlatılsaydı bu gun bu çelişkıler olmayacaktı.ben de acız hane kuran dıyorum sadece kuran.başka ımam başka weli tanımıyorum.we bana allah yeter mevla olarak.bende namazın muslumanların bırbırını daha doğrusu allahın dınını desteklemesı ve bırlık beraberlık içinde olduklarının bir göstergesı olduğunu anlıyorum kurandan.namazdakı kıyam ruku w.s lere gelınce bence bunlar o gunun şartlarında yanı peygamberımzın dönemınde kı ınsanların yanı arap ırkının ınandıkları bır takım ılahlara yaptıkları bır takım saygı ıfadelerıdır yanı kulturdur.yanı bu hareketlerın nasıl ne şekılde değilde kim için ne için yapıldığının ve kımlerle beraber yapıldığının en önemli nokta olduğunu düşünüyorum.peygamberimiz bunu sırf allah için ve kendısıne tabı olanlarla bırlıkte bu şekılde yapmıştır.emır bunun yapılmasıdır hep beraber hemde devamlı olarak ve tam bır teslimıyetle.yanı şekıllerın bır onemı yok.ama güzel bı kültür bence çok anlamlı bır ıfade yanı vucut dılı olarak.yanı peygamberın gunluk yaşamdakı hareketlerını kurandan yola çıkarak anlamaya çalışırsak hiç problem kalmayacak bence.yanı tek kaynak kuran kuran kuran kuran……rabbım cumlemızı kuranı anlayan kuranı yaşayan bırer ınsan, toplumumuzu ve butun dünyayıda kuranın kıymetını bılen ondaki buyuk nımetlerı farkedebılen lerden eylesın.

  15. Selamlar,

    ToprakErdem bey, acaba Maide 6. ayeti nasıl yorumluyorsunuz?

    Maide Suresi
    (6) Ey iman edenler! namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve -başlarınıza mesh edip- her iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz iyice yıkanarak temizlenin. Hasta olursanız veya seferde bulunursanız veya biriniz abdest bozmaktan (def-i hacetten) gelir veya kadınlara dokunur (cinsel ilişkide bulunur) da su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprağa yönelin. Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin (Teyemmüm edin). Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez. Fakat o sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.

    Neden bahsettiğiniz şekilde salat için abdestli olmamız gereksin?

  16. selam size olsun,
    Sayın Toprakerdem galiba sizde Allah’ın onlara birşeyi anlatmanızla anlatmamanız arasında fark yoktur onlar anlamazlar dediği kimselerden misiniz?
    Resul(a.s) namazı nasıl anladıysa O nasıl uyguladıysa bizde öyle anlarız öyle uygularız O’na itaat Allah’a itaattir.Nedendir bukadar çelişki yaratmanız?Siz müslümansınız değilmi öyleyse takıldığınız yerde neden Rasul(as)’ye başvurmuyorsunuz kelime anlamlarına boğuluyorsunuz;iman sahiplerinide bu anlamlara boğmaya çalışarak?Salat şu anlama gelir secde bu anlama gelir vs…bunlar muhavvid bir müslümanı ilgilendirmez müslüman nasıl inandığı kuran’ı Rasul’ün diliyle Rasule güvenerek hayatına uygulayacağını söylüyorsa,yine O’na güvenerek takıldığı konuda işine geldiği gibi davranmasın.TOPRAKERDEM kardeşim bu salahı Rasul(as) anlayamamış yanlış yaşamış fakat sen anlayabilmişsin bu ne cesarettir?ve tebliğini kendi anlayış biçimine göre yapıyorsun diline bir kez bile Muhammed(as) kelimesini almadan…bu ne kibirdir Toprakerdem kardeşim?Anlamak istediği gibi kuranı anlayanlardan olmayalım Toprakerdem kardeşim…ne söylediğimizi bilelim.bizim çok sorunumuz var çok dağıldık parçaladılar parçaladık birbirimizi birde sen bu şekilde müminleri düşüncede ve eylemde dağıtma politikasından vazgeç bu sadece bir öğüt…islamın kendisini beğenmeyenlerden yardıma ihtiyacı yok izah etmeyin bırakın biz bu dinin peygamberinden öğrenelim,siz gölge etmeyin yeter…

  17. Selam Hüseyin Kızıler;

    “Resul(a.s) namazı nasıl anladıysa O nasıl uyguladıysa bizde öyle anlarız öyle uygularız” demişsiniz. Pardon ? Siz kimsiniz ? Peygamberi nerede ve ne zaman gördünüz ? Siz gerçekten buna şahitlik edebilir misiniz ?

    Yok siz buna bizzat şahitlik edemeyecekseniz, şu aşağıdaki yazıyı bir okuyun. Onlarla aranızda ne fark var, bize bir anlatın. Siz her kim iseniz …

    http://www.aliaksoy.net/2007/10/04/allahin-emri-celiskisiz-ve-delile-dayali-bilgiye-tabi-olmak/

  18. selam Admin,
    Kuran’a iman etmek, Resule ve Resulün Kuran’a aykırı bir şey söylemeyeceğine iman etmektir.
    Demek istediğim Resul’ün de namazı şekil olarak anladığıdır Toprakerdem kardeşimizin anlatmak istediği ise ‘namaz şekil ile ve vakitli olarak anlamında hiç olurmu?’ bağlılık anlamındadır”
    öyleyse şu ayetleride açıklasın bu ayetler neden inmiş ne amacı var?
    Maide Suresi
    (6) Ey iman edenler! namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve -başlarınıza mesh edip- her iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz iyice yıkanarak temizlenin. Hasta olursanız veya seferde bulunursanız veya biriniz abdest bozmaktan (def-i hacetten) gelir veya kadınlara dokunur (cinsel ilişkide bulunur) da su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprağa yönelin. Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin (Teyemmüm edin). Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez. Fakat o sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.
    “Namazı bitirdiğiniz zaman ayakta, oturarak ve yanlarınız üzerinde (uzanarak) Allah’ı anın; güvene kavuştuğunuz mu namazı (tam) kılın. Çünkü namaz, MÜMİNLERE VAKİTLİ OLARAK FARZ KILINMIŞTIR.” (Nisâ 4/103)

  19. Selam admin

    Admin kardeşim,insanları çıkmazlara yönlendireceğinize onlara katkı sağlayıp böyle paradoxların önünü kapatsanız olmaz mı sanki?Kaldı ki orada bu konuyu tartışmaya açan da yine Toprakerdem’dir sadece rumuz farklı.

    Kur’an islamını savunan şahıslar arasında bile farklı namaz anlayışları mevcuttur.Kimisine göre üç vakit imiş,kimisine göre beş,kimisine göre bu konuda kesin birşey söylenemez,kimisine göre dinin tamamıdır.Siz önce bu çelişkileri giderin.Sonra başkalarıyla uğraşın.Yanlış anlaşılma olmasın sadece durumun bundan ibaret olduğunu göstermek maksadıyla birkaç örnek vermek istedim.

    Konu zor değildir.Siz zorlaştırıyorsunuz.Kısır döngü işte burada.Bilmeyenler diyecekler ki belki din,sizinle kemale erecektir(!).Bu dinin sahibi Yüce Allah,Kur’an’ı tartışmak için mi indirdi.Herkes istediği gibi tartışsın sonra bazıları olmadık bakışlarla ayetleri kendine uydursun,din insanların tekelinde olsun öyle mi?Birkaç ayet mealini vereyim;

    “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim.”[Maide 3]

    “Allah sana kitabı (Kur’an’ı) ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana lütfu çok büyüktür.”[Nisa 113]

    “Şüphesiz zikri biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.”[Hicr 9]

    Görüyorsunuz din kemale ermiş,indirilen zikr korunmuştur.Ayrıca indirilenin sadece Kur’an-ı Kerim ile sınırlı olmadığını görüyoruz.Hikmetten maksat çoğu müffesirlerin ortak görüşüne göre Sünnet’tir.Siz de Sünneti-haşa- Kur’an’ın rakibi olarak lanse edeceksiniz.

    Salt aklı kullanmakla din öğrenilseydi ya da tamamlansaydı,Tevrat ve incil’e herkes kendi anladıklarıyla birşeyler sızdırıp kişi anlayışı kadar ve bibirlerini reddeden yeni yeni nüshalar oluşmazdı.Din kişilerin anlayışına havale edilirse işte durum bundan ibaret olur.Ya da her olayı aklıyla çözmeye çalışan felsefecilerin bir adım bile ilerleyemedikleri tarihi bir gerçektir.

    Sayın admin biz bu kadar anlıyoruz.Siz bizi nasıl anlamak isterseniz o size kalmış birşey.Bizden bu kadar.

    Selametle…

  20. Selam Enes;

    Hani bir söz var: “Tencere dibin kara, seninki benden kara…”

    Anladın değil mi ?

    Mezhepler tarihi okumak sana yarayacaktır. “İhtilaf” neymiş daha iyi anlarsın.

    Yahut daha basit bir yol: Herhangi bir kitapçıdan 2 tane “tefsir” al. Hem de “ehli sünnet vell cemaat” Oku ve ihtilaf gör.

    Siz başınızı kuma gömdünüz diye size uymak zorunluluğumuz mu var ?

    Çok mu iyi biliyorsun. O linke senin girmen yasak değil. Gir ve bildiğini paylaş. Sorulara yanıt ver.

    Muhabbetle…

  21. Selam admin

    “Tencere dibin kara, seninki benden kara…”

    İşte bunu anlamak çok önemlidir.Bu gün bu hallere düşmüşsek ikinci yan cümleden dolayıdır.Herkes kendini haklı görüyor.Kimin haklı olup olmadığını zaman gösterecek.

    Allah bizleri,son pişmanlığın fayda etmediği güne bırakmasın.

    Selam ve dua ile…

  22. selam enes kardeşim

    söylediklerine katılıyorum

    Allah yolunu açık etsin…

  23. (Resulüme uyun ki, doğru yolu bulun!) [Araf 158, Nur 54]

    (Resulümün verdiğini alın, yasak ettiğinden sakının!) [Haşr 7]

    (Allah’a ve Resulüne karşı gelen, apaçık bir sapıklıktadır.) [Ahzab 36]

    (Allah ve Resulüne itaat eden Cennete, isyan eden Cehenneme gider.) [Nisa 13,14]

    (İhtilaflı bir işin hükmünü Allah’tan [Kur’andan] ve Resulünden [Sünnetten] anlayın!) [Nisa 59]

    (İndirdiğimi insanlara beyan edesin, açıklayasın) [Nahl 44]

    (O Peygamber, güzel şeyleri helal, çirkin şeyleri haram kılar.) [Araf 157]

    (O, [Resulüm] vahiyden başkasını söylemez.) [Necm 3,4]

  24. sayın admin söylediğniz 200 kusur sayfa okundu.görebildiğimiz sonuç [inş. yanlış görmüşüzdür.)hanifleriz diyenlerde fırkalara bölündü.sizlerden umudumuz var.Orda konu mühürlenmiş.orda ve burada emeği geçenlere çok teşekkürler.Enes kardeş Allahın resulunun uyarıldığı ayetleride yazsaydın keşke.Belkide(katımızdan ilim verilen)kişileri bulmak lazım.ilim kuranda hikmet zaten kuran,demek daha çalışmak lazım.sadece kuran.Selamlar. Meryem 76

  25. selamun aleykum hocam, adım mehmet ali demıroğlu çukurova unıversıtesı ıktısat bolumu okuyorum, inanın hocam suan sıze yazarken bıle cok heyecanlanıyorum sızı hıc gormedım ama okuduğum kıtaplarınızdan dolayı sızı cok sevıyorum, cocukluğumu hatırladım hocam ısmınızı gorunce, sayenızde namaza basladım, kucuk yasta okuduğum kıtaplarınız bana dogru yolu gosterdı allah sızden razı olsun, gercekten klavyeye basarken bıle ellerım, yüreğim tıtrıyor hocam, cunku yıllardır kıtaplarınızı okudum ve okuyorum hepsınınde bende cok ayrı yerı var, bırcok kıtabınızı okurken agladım, kendımdekı eksıklıklerle yuzlestım tekrar tekrar allah razı olsun hocam, ne zaman bı bosluga dussem kıtaplarınız benı kurtarırdı. sızı cok sevıyorum, sevgı ve saygılarımla, ellerınızden operım, allaha emanet olun, mehmet alı demıroglu, insallah okursunuz.

  26. selam inanalara
    Yuce dinimiz islamin geldigi ,karanligi aydinlattigi ,zalime hesap sorup mazlumun ahini aldigi insanlari ve insanligi ogunku cehaletten ve kapkara adetlerden,akil almaz putpereslikten kurtardigi ve selamete erdirdigi donemi dusundukce ,icinde bulundugumuz su donemde bizlerin kesin olarak ya musluman olmadigimizi veya islami gercek anlamina tamamen zit olarak algiladigimizi dusunuyorum.neden..
    Islam geldiginde arabistan yarimadasinda cehaletin karanligin putpersligin en zirvede oldugu donem yasaniyordu.kadinlarin parayla satildigi ,insanlarin kole olarak kullanildigi,kiz cocuklarinin diri diri topraga gomuldugu,100 den fazla putlari oldugu halde evlerinde helvadan put yapip acikinca yedikleri ,ickinin eglencenin katilligin en muthis donemini yasadigi kalplerin tas gibi oldugu bir doneme ve kavme gelmisti islam .ordan bir isik gibi etrafini aydinlatarak ,insanlara gercek saadeti huzuru guveni mutlugu getirip evransel bir din olarak kiyamete kadar ona inananlari dunyada ve ahirette ebedi saadete kavustucagini mujdeliyor ve biryandada yasatiyordu.evet islam demek musluman demek ,ahlakli ,guvenilir,huzurlu,aydin ,akla gelicek nekadar guzel tabir varsa hepsini iceren bir insan demekti.kisaca islam huzur saadet mutluluk ve guven demekti ve ebedi saadet.simdi ne olduda butun islam cografyasi kan icinde zulum altinda karanliklar icerisinde.muslumanlar sersefil,cahil ,aciz,ihanetci,yalanci luks duskunu artik ne sayarsan say .kendi aralarinda bile binlerce fikir ayriliklari olan kitaplari bir oldugu halde bile sapkin sapkin fikirler edinmis milyonlarca musluman .sadece mutluluk huzur guven dagitan bir din nasil olduda mensuplarina bu donemde bunlardan hicbirini veremiyo.butun bu yazilanlarin ciktigi bir yol var.(sayilari cok az olan ve sesleri bir turlu cikmayan veya cikaramayan birkac gercek inananin disinda)ya simdiki muslumanlar musluman degil ve islamla uzaktan yakindan alakalari yok veya islami yanlis ogrenmisler ve yanlis yasiyolar ki kuran bu konuda defalarca hemde birsuru ornekle insalarin dikkatini cekmis ve sizden onceki kavimlere benzemeyin sadece allahin ipine sarilin diye uyarmistir.butun bu karanlik tabloya ragmen yine kuranin isigi altinda gevsemeden uzulmeden bu karanlik donemi gercek islami bularak onu gercek manasiyla algilayip peygamberin getirdigi ve yasattigi tazelikte ve sadelikte dosdogru yolda gitmeyi rabbim butun insanlara butun inananlara nasip etsin insallah.

  27. tüm yorumları okudum herşey kuranı kerimde açı seçik belirtilmiş detay tabiki yok detay hadisi şeriflerde belirtilmiş insanları yanıltmanın maksadını anlayamadım yirmi yıl namaz kılmış bir müslümanın namaz kuranda yok demesi ne kadar saçma kuranda da belirtildiği üzere böyle kimseler hep vardı hep olacak insanları yanıltmaya çalışacaklar bunlar biz müslümanlar için bir sınav iman sınavı allaha ve peygamberimiz hazreti muhammed(s.a.v.)me kuranda daha fazlasını göremeyenlere tavsiyem peygamberimizin yolunu takip etmeleri gerçek müslümanlar gibi allahın selamati üstünüzde olsun….

  28. Çok bağışlayan, merhameti ve ihsanı çok bol olan Allah’ın adı ile,

    Alim olan Allah’tan, ilminden ilmimi artırmasını ve kalbimden geçenleri, doğru kelimeler ile anlatabilmemi nasip etmesini dilerim.

    Alak suresi/5.ayet : “İnsana bilmediklerini öğretti”

    Öğreten kim : Allah -subhan olan, her şeyden münezzeh olan-
    Öğrenci kim : İnsan -ahsen-i takvim de olan, esfel-i safilin de olabilen-

    Fiziksel anlamda yapılagelen secde ( yere kapanma, tam itaat) ve ruku (eğilme, boyun bükme) eylemleri vardır. Bu hareketler iman eden herkesin de kabul etmek ZORUNDA olduğu gibi, insana bilmediğini öğreten, alim olan Allah tarafından insana öğretilmiştir.

    Eğer yeryüzünde -ki biz gaybı (geçmişi ve geleceği) bilmediğimiz için- gözleyerek idrak edebildimiz bu tür fiziksel hareketler var ise, bu hareketleri öğretenin de yine Yüce Allah olduğunu kabul etmek ZORUNDAYIZ.

    Ancak öğrenci, insan olduğundan, bu hareketlerin içini boşaltmış, yanlış adreslere yöneltmiştir. Kitapların ve peygamberlerin insanlara getirdikleri, DÜZELTMEDEN ibarettir, yeni icat değildir.

    Dolayısı ile, Allah’a ve onun HAK yoluna bağlılık, sadece kalpten iman etmek ile olmaz. Bunun bir bedeli vardır. Bu bedelin en azı Kuranda belirli vakitlerinin de bildirildiği vakitlerde fiziksel olarak, bize lutfedilen dünyadaki zamanımızdan ibadet için ayırmaktır. Yoksa, Maide suresindeki temizlenmek ayeti, her biri BİRER kere geçen ve toplamda 3 defa kullanılan belirli bir zaman bildirilmiş salat ikamesi karşılığını bulamazdı. Salat-il fecr, salat-il işae ve salat-il vusta. Fecr-il salat değil, salat-il fecr. Rabb-il alemin gibi. yani. alemlerin rabbi, fecrin salatı. Yani o zamanki namaz.

    Önemli olan, var olanı düzeltmek, sadece şekilsel yapılan ibadetin içini doldurmak ve YALNIZ Allah için ibadet yapmaktır.

    Yaşayan bir ayet olarak günümüze kadar gelmiş olan fiziksel ibadet namazın olmadığını iddia edenler, EN AZINDAN yukarıda bahsettiğim salat-il fecr ve salat-il işae tanımlamalarını incelemeli, Rabb-il alemin tanımlaması ile karşılaştırmalı ve net bir şekilde bizlerin kalbini ikna etmelidirler.

    Selametle
    Hayrullah Meral
    http://www.hayrullahmeral.com

  29. öncelıkle ellerınıze saglık hocam boyle kıtaplar yazdıgınız için okurken kendımı kaybedıyorum. bunun farkındayım allah razı olsun sızlerden.suan cumaliyi okuyorum nasıl bıtecek bılmıyorum ıcımden sonunu okumak gelıyor allaha emanet olun.kendınıze iyi bakın somalili
    _001@hotmail.com

  30. Selamün Aleyküm ey iman eden dostlar,

    Fazla uzun uzadıya yorumda bulunmayacağım. Bütün yorumları okudum. Benim cevap ve yorumum kısa, net ve açık olacak. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az misali…

    İmanın şartları altıdır.
    1) Allah’a iman,
    2) Meleklere iman
    3) Kitaplara iman
    4) Peygamberlere iman
    5) Ahiret Gününe iman
    6) Kadere, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna iman.

    İslam dinine göre, her kim bunlardan bir tanesine dahi Allah’ın istediği şekilde iman etmezse mü’min olamaz.

    Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
    “Ey inananlar! Allah’a, rasulüne, rasulüne indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba inanmakta sebat gösterin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitablarını, rasullerini ve ahiret gününü inkar ederse şüphesiz derin bir sapıklığa sapmıştır.” [Nisa: 136]

    Namazı kabullenmemek demek veya yüzyıllardır ki bilinen haline muhalefet olmak demek olup ayrıca,
    1) Allah’ın rasulüne inanmamak,
    2) Kitab’ına inanmamak,
    demektir. BU ALLAH KORUSUN KİŞİYİ İMANDAN ÇIKARTIR!!!

    Ayrıca,
    Cenab-ı Hak şu ayeti de indirmiştir. (Mealen): “Sen, sevdiğin kimseyi hidayete erdiremezsin. Ancak Allah dilediğine hidayet verir. Doğru yolda olanları en iyi bilen de O’dur” (Kasas 56 ).

    “Kul cüzî iradesini hidayet yolunda sarf ederse, Allah (cc) onun için hidayeti yaratır. Dalalet ve küfür yolunda sarf edenler için de dalaleti yaratır. Ayrıca kuluna seçtiği yolda gitmesi için imkân verir. O yolu kendisine kolaylaştırır.” (Müslim)

    “İman, kulun irade-i cüziyesini (cüz’i iradesini) sarfettikten sonra, onun kalbine Allah (cc) tarafından ilka edilen (konulan) bir nurdur.” (Saadeddin Taftazani)

    Demek ki hidayet; kulun seçme hakkını kullanmasından sonra ona verilen bir nimettir. Kul kendi iradesini kullanıp hidayeti tercih etmedikçe Allah (cc) onun kalbine zorla hidayeti koymaz. Allah’ın dilediği kulu hidayete erdirmesi, o kulun tercih ve gayretine bağlıdır.

    Dilerim Yüce Rabbimiz hiç birimizin, şeytana uymasına ve küfre düşmesine müsade etmez inşallah. Ah o namaz kılmayan, namazın tadını lezzetini yüreklerinde hissedemeyen arkadaşlarım, dilerim bir gün sizlerde o hisse erer ve biz namaz kılanların hayattan aldığı zevki tadarsınız inşallah. Yeterki isteyin.

    Son sözüm şudur: Bu tarz tartışmalardan GERÇEK İMAN EDENLER ASLA ZARARLI ÇIKMAZLAR, İMANLARINI YİTİRENLER İSE HER PLATFORMDA HAK ETTİKLERİ CEVAPLARI ALIR, AMA YİNE DE KENDİ BİLDİKLERİNİ OKURLAR.
    KİMSE ÜZÜLMESİN!

    ANAFİKİR: Her şey kendi elinizde, tercih sizindir, kapıları açan ve kapatan da Cenab-ı Allahtır.

  31. Hz ömer namaz kılarken mescitte hançerlenerek öldürüldü, hz. ali de yine sabah namazı esnasında şehit edildi. Bu olaylar bile namazın kılındığının kanıtıdır. Munafıklık yapmayın, insanların aklını bulandırmayın.

  32. Selam

    Sn hakikat yolcusu
    namaza delil getirecekseniz
    ayetlerden olması daha doğru değilmi
    namaz kıldığım dönemlerde
    peygamberimize halife olmuş kişilere
    yapılan bu kahpece saldırıya lanet eder
    geçmişe acayip kinlenirdim
    (bide; tabi onları kutsal kişiler sanıyordum)
    salatın namaz olmadığını idrak edince
    (tabi bide Allah’tan başka kutsalın olmadığını)
    gülsekmiydi ağlasakmı??
    bu sefer başka bir şeyin farkına vardım
    kuranda salat var lakin namaz yok ise
    bize islam tarihi diye anlatılan şeyler ya yalan yada yanlış
    ama her halükarda bir amaca hizmet ediyor
    neyse amaçlarda aydınlandı, artık onlar hakkında kararı Allah verecek.

    salat ederken ölmüş/öldürülmüş olabilirler ama namaz kılarken değil.
    sonuçta şahidi olmadığımız bir konuda kesin konuşamayız.

    birde ömeri öldürmüş, aliyi şehit etmişsiniz
    cennet baz alındığında ikisi arasında fark var mı?

    esenlikle..

  33. Salât ne demektir?

    Sual: Namaz kılmayan bazı kimseler, (Namaz, salât yani duadır. Tanrı’yı içten anıp selamlamaktır. Bunun da bir şekli, belli bir saati, zaman dilimi, yeri, kuralı yoktur. İnsan, istediği vakit, istediği dilde, istediği şekilde, istediği yerde dua edebilir. Şimdi kılınan beş vakit namaz, gerçeklere aykırıdır) diyorlar. Peygamber efendimiz, beş vakit namaz kılmadı mı, namaz kılınmasını emretmedi mi?
    CEVAP
    Bu tür iddialar, Peygamber efendimize inanmayanların, dinimizi yıkmak isteyenlerin, çeşitli maskeler altında asıl kimliklerini gizleyerek gündeme getirdikleri iddialardır. Hiçbir ilmi değeri yoktur.

    Peygamber efendimiz, namaz farz olduktan sonra, beş vakit namaz kılıp, farz olduğunu bildirdi. Eshab-ı kiram ve ondan sonra gelenler hep beş vakit namaz kılmışlardır. Resulullah, hâşâ Kur’an-ı kerimi anlayamadı mı? Salât kelimesini anlayamadı mı? Hâşâ, beş vakit namaz kılması yanlış olsaydı, Allahü teâlâ vahiy gönderip düzeltmez miydi?

    Cebrail aleyhisselam, gelip, beş vakit namazın vakitlerini, kılınış şeklini ve diğer bütün hususları bizzat tatbiki olarak öğretti. Peygamber efendimiz de, (Namazı benim kıldığım gibi kılın) buyurdu. (Buhari)

    Bir âyet-i kerime meali şöyledir:
    (Namaz, müminlere belli vakitlerde farz kılındı.) [Nisa 103]

    Demek ki, namaz kılmanın belli vakitleri vardır.

    Asr-ı saadetten bugüne kadar, camiler, mescidler namaz kılmak için yapılmıştır. Diğer namazlar evde de kılınabilir ama, Cuma namazının, camide cemaatle kılınması gerekir. Beş vakit namazın da, geçerli bir mazeret olmadıkça, camide cemaatle kılınması emredilmiştir. Camilerin, mescitlerin, namaz kılınması için yapılmasını, Allahü teâlâ emretmiştir. Bir ayet-i kerime meali şöyledir:

    (Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namaz kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder.) [Tevbe 18]

    Kur’an-ı kerimde geçen salât kelimesi, namaz değil de dua demek olsaydı, belli zamanı ve yeri olmasaydı, Allahü teâlâ mescit yapılmasını Kur’an-ı kerimde bildirir miydi?

    Salât kelimesinin manaları
    Sual: Hadis kitabındaki bir hadisin tercümesinde, (Bana ilk salât edecek yani namazımı kılacak olan Allah’tır) ifadesi geçiyor. Allah namaz mı kılar?
    CEVAP
    Bu yanlışlık, (Salât) kelimesinin yanlış tercüme edilmesinden kaynaklanıyor. (Salât) kelimesi, dua, istiğfar, rahmet gibi anlamlara gelir. Istılahta ise salât, bildiğimiz namaz anlamına gelir. Salât kelimesi her zaman dua veya her zaman namaz diye tercüme edilirse yanlış olur. Cümledeki yerine göre mana verilir. Bir âyet-i kerime meali:
    (Allah ve melekleri, Resule salât ediyor. Ey iman edenler, siz de salât edin.) [Ahzab 56]

    Burada salât, Allahın rahmet, meleklerin istiğfar, müminlerin ise, dua etmesi anlamındadır.

    Sualdeki, (Bana salât edecek olan Allah’tır) demek, (Bana rahmet edecek olan Allah’tır) demektir. Ondan sonra müminler, salât-ü selam ederler.

    Her dilde olduğu gibi, Türkçede de bir kelimenin çeşitli manaları olur. Cümleye göre anlamı değişir. Mesela yüz kelimesinin birkaç anlamı vardır. Birkaç örnek verelim:
    1- Denizde yüz!
    2- Ona yüz verme!
    3- Bana yüz lira ver!
    4- Ne güzel yüz bu…
    5- Koyunun derisini yüz!
    6- Bıçağın keskin yüzü…
    7- Kumaşın yüzü de, astarı da güzeldir.
    8- Yorganın ve yastığın yüzünü değiştirdik.
    9- Ne yüzle geldin bize?
    10- Size gelmeye yüzüm yok.
    11- Binanın arka yüzü boyandı.
    12- Adamda hiç yüz yok.
    13- Bu yüzden uzun yazmak zorunda kaldık.

    Ayrıca deyimlerde de yüz kelimesi pek çok geçmektedir. Bazılarını bildirelim:
    1- Yüze duramamak,
    2- Yüzü kızarmak,
    3- Yüzünden kan damlamak,
    4- Yüzüne gözüne bulaştırmak,
    5- Yüzüne kan gelmek,
    6- Yüzünü kara çıkarmak,
    7- Yüzünü ağartmak,
    8- Onun yüzü suyu hürmetine,
    9- Yüz verince astar istemek,
    10- Suçunu yüzüne vurmak,
    11- Yüz kızartmak,
    12- Yüzünden okumak,
    13- Yüzü gözü açılmak,
    14- Yüzüne gülmek,
    15- Yüzüne çarpmak,
    16- Yüzünü ekşitmek,
    17- Yüzü gülmek,
    18- Yüzüne duramamak,
    19- Yüzüne hasret kalmak,
    20- Yüzü yumuşak olmak.

    Kur’an-ı kerimde de el, yüz, göz ifadeleri geçer. Bunlara tek mana verilirse, büyük yanlışlıklara sebebiyet verir. Vehhabiler, kelimenin diğer manalarına bakmadan, Allah’ın eli, yüzü var diyerek küfre girmişlerdir.

    Aslında bu sapık çalışmalar namaz kılmak istemeyenlere kurandan zorla ayet yorumlayıp çıkış kapısı bulduğunu sanmaktır dikkat ederseniz hep zorlamadır ve birçok cevapsız sorularla örülüdür kendi yaptıkları yorumları kendileri anlamayacak kadarda zavalılardır…ve haniflerden herkes ayrı yorum yapıp kendi yorumuna inanır kuranın ve peygamberin yolundan gitmeyenler bu kısır döngünün içerisinde kalmaya mahkumdurlar şükür ki ben içlerinden kurtuldum içeriğini bilen asla bulaşmaz bu topluluğa o kadar söylüyorum

  34. Selam Erdinç,

    Salat tartışmasına henüz bu sitede katılmış değilim.

    Sen ve deyimlerde yüz kelimesinin ne şekilde kullanıldığını bize “bildiren” arkadaşın, bu meseleleri enine boyuna tartıştığımız yerlerde bizimle müzakereye katılırsanız bundan mutluluk duyarım.

    Bir grubun içine önce dahil olup, sonra ayrılma ayaklarına yatma taktiği ayetle uyarılmış bir taktik olduğundan, buralarda pek tutacağını zannetmem.

    Esen kal.

  35. ben katıldım merak etmeyin sayın admin delikanlı adam ayak bacak taktik yapmaz açıkça söyler inanmazsanız inanmayın sizi zorla inandıracak değilim kemane yani…

    bu kendini hanif diye adlandırmış insanların çoğu maşadır halleri gülünçtür bir ayeti ortaya koyarlar bir topluluk enine boyuna tartışır adamlar sanki peygamber hayır komik olan sünnete inanmıyorlar hadise falan hiçbir alime ama kendileri alim sıfatıyla kafalarına göre uydurmayı kendi nefslerine göre çekmeyi çok iyi biliyorlar ve bunlara göre yaşıyorlar…bende öyle çok ayet yorumladım yaşantıma göre çektim çevirdim ama şükrolsun hak yolu buldum…bu insanların müslümanlıkla alakası yok bunu herkes bilsin…kendilerinden başka herkesi yalan görecek kadar burunları büyüktür..

    birde apaçık dedikleri kurandan nasıl bu kadar fikir çıkartıyorlar anlamıyorum yani kendi içlerinde çelişkililer anlaşamıyorlar ben bunların içinde bulundum ilk önce kayıtsız şartsız tüm dediklerine inanıyordum birde hoşuma gidiyordu namazın olmaması nefsime ağır geliyordu namaz kılmak…ama iiçlerindeki çelişkiyi görünce hep huzursuz oldum acabalar sardı derken onları ata dini dediği islamı yani hadisleri alimlerin dediklerini özellikle bunların eleştirdikleri hadisleri çeliştirdiklerini vs…her yönden araştırınca gördüm ki kandırılıyorum…ah ilim ah islam sen çok büyük bir hazinesin ama islamı ek iş hobi olarak yapan sazcıları sözcülerin,mimarların,esnafların eline malzeme olmuşsun şimdilik benim gibi çok var haniflikten dönme bizde topluluk kurduk hergün çığ gibi büyüyoruz başınıza patlayacağız haberiniz olsun!!!

  36. salatla ilgili tüm ayetleri araştırın ve arapça da salatın kaç anlamı olduğunu sonra hadislere bakın daha sonra haniflerin(!) görüşlerine bakın kim ak kim kara anlarsınız ben başka bişey demiyorum Allah için yol gösteriyorum kandırılmak üzere olan saf niyetli kardeşlerime yanlız bunları araştırırken yanınızda işinde üstad hadis alimi ve bir hanif bulundurun ama iyi bir hanif yani işin üstadı ve film tadında izleyin…hanifin görüntüsü soğuk tedirgin şaşkın lafı başka bir tarafa çekmeye çalışıyor sorulan sorulara net cevaplar veremiyor çünkü hadislere karşı bir üstünlüğü olamaz kafasından Uydurduğu şeylrin bunu yapın arkadaşlar bu dediğimi deneyin benim dönüm noktam bu oldu…

    ALLAHIM SANA NE KADAR ŞÜKRETSEM AZ YOLUNDA KÖLE OLSAM SABAH AKŞAM İBADET ETSEM BANA VERDİĞİN TEK PARMAĞIMIN HAKKINI ÖDEYEMEM…SEN HERKESİ HİDAYETE ERDİR VE MÜNAFIKLARA FIRSAT VERME…AMİN!!!

  37. Selam
    Erdinç yazmış
    Peygamber efendimiz, beş vakit namaz kılmadı mı, namaz kılınmasını emretmedi mi?
    kıldığına şahitlerdenmisin
    emrettiğini işitenlerden mi

    Peygamber efendimiz, namaz farz olduktan sonra, beş vakit namaz kılıp, farz olduğunu bildirdi. Eshab-ı kiram ve ondan sonra gelenler hep beş vakit namaz kılmışlardır
    yoksa üzerlerine gözetleyicilerdenmiydin

    Hâşâ, beş vakit namaz kılması yanlış olsaydı, Allahü teâlâ vahiy gönderip düzeltmez miydi?
    senin gördüğünü(!) Allah göremedi herhalde

    Cebrail aleyhisselam, gelip, beş vakit namazın vakitlerini, kılınış şeklini ve diğer bütün hususları bizzat tatbiki olarak öğretti
    cebrailede gözcülüğü sen mi yapıyorsun

    tevbe 18 i delil vermişin
    Allah’ın mescidini 4 duvar üzerine inşa mı ediliyo zannediyon
    sureyi ta başından oku
    müşrikler imar edemez diyor Allah
    niye onlar inşaatçılığı bilmiyor mu
    tevbe 19 da su dağıtmayı ve mescidi haramın imarını
    Allah’a ve ahiret gününe inanıp Allah yolunda cehd etmekle birmi tutuyorsunuz derken
    ne demek istiyo acaba

    Salât kelimesinin manaları derken
    neymiş salat kelimesinin manaları??
    sizin koyduğunuz gibi ne mana koyarsan
    o manaya gelir salat hadi örnekliyelim
    mesela sevgiyi koyalım
    sevgiyi ikame edin ve zekatı verin
    olmadımı? iyiliği koyalım
    iyiliği ikame edin ve zekatı verin
    genemi olmadı? tersini koyalım
    kötülüğü ikame edin ve zekatı verin
    halamı olmadı ? e olmadıysa
    Allahın tek bir kelimede anlattığını
    yok orda bu anlama gelir burda bu anlama gelir demenin ne anlamı var

    esenlikle..

  38. Selam
    sevgili Erdinç
    demek hanifliğin karşısında bi grup kurdunuz
    yani İbrahimin, Muhammedin karşısındaki grupsunuz.
    İbrahim diyor
    “Şüphesiz ben hanif olarak vechimi yerleri ve gökleri yaradana çevirdim,müşriklerden değilim.” 79
    Muhammed diyor
    deki”şüphesiz rabbim beni doğru yola yöneltti eskimeyen(herzaman yeni) dine şirkten uzak hanif ibrahim milletine” 161 enam
    Allah diyor
    sonrada sana hanif ibrahim milletine tabi ol, müşriklerden değildi o diye vahyettik. 123 nahl
    ibrahime en yakın olanlar ona tabi olanlar, bu nebi ve müminlerdir. Allah müminlerin velisidir. 68 aliimran
    bu işin hayrı falan olmaz

    dua meselende var
    insan yapayacağı şeyler için dua etmemeli değilmi
    şöyle yazıpta
    birde hoşuma gidiyordu namazın olmaması nefsime ağır geliyordu namaz kılmak…
    arkasındanda
    ALLAHIM SANA NE KADAR ŞÜKRETSEM AZ YOLUNDA KÖLE OLSAM SABAH AKŞAM İBADET ETSEM BANA VERDİĞİN TEK PARMAĞIMIN HAKKINI ÖDEYEMEM
    böyle yazmak samimiyetsizlik değil mi

    SEN HERKESİ HİDAYETE ERDİR VE …AMİN!!!
    sen Allah’a işini öğretme kardeşim.

    insan anılmaya değer bir varlık değilken üzerinden uzun bir zaman geçmedimi 1
    insanı karışımlı bir nutfeden yarattık sınıyalım diyede işitici ve görücü kıldık 2
    böylece yönelttik(hidayet) artık ya şükreden olur yada örten(kefüra) 3 dehr
    mevzu kim ..insan
    hidayet edilmişmi.. edilmiş
    peki nasıl
    işitici ve görücü kılınması hidayet için yeterliymiş
    buraya kadar Allah’ın dilemesi
    sonra.. sonrası insanların dilemesi
    ya şakirt olur, ya kefura

    kitabında duaları öğrettikten sonra
    bu tip dualar geçersizdir
    sonrada ediyom ediyom ama kabul olmadı
    duayıda tartışmak lazım

    yazdıklarının neresinden tutsam…

    esen kal.
    .

  39. cemil batur!!!
    bu kuranı kerim bize ashabın eliyle ulaştı değil mi? dosdoğru ulaştığına emin misin?

    ya içine birşey kattılarsa ne bileceğiz?cin olmadan adam çarpmaya kalkma biz çok iyi biliriz sizin gibileri

    hadise inanmazsın sahabinin her dediğini şüpheyle bakarsın ama onların vesilesiyle bu güne kadar gelen kuranı kerime inanırsın bu ne yaman çelişki???

    BEN ALLAHIDA GÖRMEDİM PEYGAMBERİDE AMA İMAN EDİYORUM MELEKLERİDE AHİRETİDE GÖRMEDİM SEN ACABA KURANI GÖRMESEYDİN ONA İMAN EDEBİLECEK MİYDİN ONU DÜŞÜN!!!BU NASI İŞ YA GÖRMEDİM ŞAHİT OLMADIM İNANMIYORUM TABİ ETRAFINIZ DA YALANCI ADİ İNSANLAR FAZLA HAK VERİYORUM PEYGAMBERE BİLE GÜVENDE SORUN YAŞARSINIZ SAHABİLERE DE HERKESİ KENDİNİZ GİBİ KALBİ PİS ZANNETMEYİN SU İ ZAN BÜYÜK GÜNAHTIR ÇÜNKÜ

    haniflerin genel ahlakıdır başka bir tarafa çekmek lafları tevbe 18 sana neyi anlatmak için delil getirmiş onu anla önce.

    hep çelişkilisiniz apaçık dediğiniz kurandan bir ayeti ortaya getirince niye 10 kişi hep ayrı fikirde oluyor?biri diyor ki hayır budur yok diyor o bence mantıklı değil….ya dinin bencesi var mı?yapılan yorumlar hep ayrı kapıya çıkıyor yalnız aynı yola çıksa bişey demeyeceğim yine birde şu halinizle tefsir alimlerini eleştiriyorsunuz ya vallahi komedisiniz ya Allah çekip kurtardı sizin elinizden beni tevbe nasip etti dua mı da ederim sen kimsin nesin dua mı eleştireceksin?ben onun kuluyum sende kendi haline yan

    birde demiş ki utanmadan peygamberin her sözünü inkar edenler namaz kılmayanlar biz muhammedin izindeyiz vs…hadi ya ciddi misin?şeytan ademe bir kere secde etmedi büyüklendi rahmetten kovuldu sen günde 5 defa başkaldırıyorsun haline yan…sahi siz bu secde olayını nasıl yorumluyorsunuz boyun eğdi diye(!) değil mi?manen boyunlarımız eğilse dünya peşinde koşmazdık cemil efendi…

    sen peygamberin izindeysen Allaha VE resulüne…ile başlayan ayetlerdeki ve bağlaçlarına kör kalmazdın…peygamber postacı değil oda bilirdi kuranı direk indirmeyi ama peygamber yollamış bu peygamberlerde vahiyi söyleyip susmamış konuşmuş ashap anlamamış bazı ayetlerde ne denmek istendiğini ona sormuş değil mi?tıpkı sizin anlamayıp aranızda şu ayet şunu bu ayet bunu demek İSTEMİŞTİR dediğiniz gibi…yani siz peygamberlik işine soyunmayın ve peygamberin izinden gidiyorum demeyin onun izinden giden ona itaat eder hadislerine şüpheyle değil sevgiyle bakar dediğim gibi yap sende beyni yıkanmışlardansın ama araştırmazsın o zor gelir çok işin vardır….şeytan doğru yolu buldurmayacak ya kandırır kolay gelsin

    ha birde hidayetten bahsetmişsin Allah aklı ve kulağı vermiş gerisi insana kalmış öyle mi?:)hiç güleceğim yoktu yani bununla bir hidayet bitti öyle mi?eee tamam Allah bana bunları verdi ama ben bunlarla dini kavrayabilir miyim öğretmezse???a cahil

    (Onların hepsini [İbrahim’i, İshak’ı ve Yakub’u] emrimizle [vahyimizle] hidayeti [doğru yolu; İslamiyet’i] gösterecek imamlar [rehberler] kıldık, kendilerine hayırlı işler yapmayı, namazı doğru kılmayı, zekât vermeyi vahyettik. Onlar [puta tapmazlardı] bize ibadet eden kimselerdi.) [Enbiya 73]

    Allah, dilediğini doğru yola hidayet eder, iletir.) [Bekara 213]

    demekki hidayet bitmemiş:)komedisiniz ya

    (Allah, [kâfirleri dost edinip, kendine] zulmedenlere hidayet etmez [doğru yola iletmez].) [Maide 51]

    zulmedenlerin gözü kulağı yok mu yoksa??:)demek ki hidayet Allahtan tabi ki insanında gayreti gerekiyor ilerlemesi için ama ilk vesile Allah cc ınun izni olmasa bir adım atamayız

    dediğim gibi duayı da senden öğrenecek değilim Allah cc istediğiniz isimlerle bana dua edin demiş şunu bunu söyleyin dememiş kurandaki dualarıda birer örnek vermiş buna benzer olsun dünaylık istemeyin diye yoksa Allah kelime cümle farklarını ayırt etmekten aciz değil…sana göre aciz ise bilemem…hadi sağlıcakla

  40. Selam

    cemil batur!!!
    yettim afyonlu!!!

    bu kuranı kerim bize ashabın eliyle ulaştı değil mi?
    ııh.. hıfz edenlerce ulaştı.

    dosdoğru ulaştığına emin misin?
    içinde eğrilik mi buldun

    ya içine birşey kattılarsa ne bileceğiz ?
    katarlarsa sırıtırdı. hani birisi bir sayının mucizesine inanmıştıda iki ayet fazla demişti
    onun halinden haberin var mı ?

    cin olmadan adam çarpmaya kalkma
    yani ben cin oldumda sen adam mı ??

    hadise inanmazsın sahabinin her dediğini şüpheyle bakarsın ama onların vesilesiyle bu güne kadar gelen kuranı kerime inanırsın bu ne yaman çelişki???
    oku afyonlu oku 29:51

    Allah gaybtır görülmesi diye bişey zaten yok
    ama takdir edilememesi var. 22:74
    diğer saydıkların zaten görülmüş,görülüyor.

    böyle yazıp
    TABİ ETRAFINIZ DA YALANCI ADİ İNSANLAR FAZLA HAK VERİYORUM PEYGAMBERE BİLE GÜVENDE SORUN YAŞARSINIZ SAHABİLERE DE HERKESİ KENDİNİZ GİBİ KALBİ PİS ZANNETMEYİN
    haniflerin genel ahlakıdır.başka bi tarafa çekmek lafları

    sonrada şöyle
    SU İ ZAN BÜYÜK GÜNAHTIR ÇÜNKÜ
    sen ne yazdıklarıyla çelişik bişeysin

    peygambere tabiyeti hadislere tabi olmakmı anlıyon??

    Allah, dilediğini doğru yola hidayet eder, iletir.) [Bekara 213
    ne diyo ayet erdinç efendi diler ben hidayet ederim mi diyo
    hidayetin bitip bitmediğini mi tartışıyoz? duayı mı?

    zulmedenlerin gözü kulağı yok mu yoksa??:)
    resulü her gören hidayete mi ermiş??

    dediğim gibi duayı da senden öğrenecek değilim
    öğrenceksen bi şeyi kitaptan öğrencen

    haniflikle ilgili ayetleri gözardı etmişin
    kitabın bi kısmına inanıp bikısmını inkar edenlerdensin galiba

    hanifliğin salatla birebir bağlantısı vardır
    nerden biliyon dersen
    hani salatları ıslık çalıp el çırpmak olanlar vardıya
    kimdi onlar ? ben sana eş anlamlısını yazim
    hanif olamayanlar
    anladın ??

    esen kal.

  41. cemil batur!!!
    yettim afyonlu!!!
    bu kuranı kerim bize ashabın eliyle ulaştı değil mi?
    ııh.. hıfz edenlerce ulaştı.
    dosdoğru ulaştığına emin misin?
    içinde eğrilik mi buldun
    ya içine birşey kattılarsa ne bileceğiz ?
    katarlarsa sırıtırdı. hani birisi bir sayının mucizesine inanmıştıda iki ayet fazla demişti
    onun halinden haberin var mı ?

    :))güleyim de boşa gitmesin
    ben bu soruları böyle düşündüğüm için mi sordum?
    işine gelmeyince çarpıt sana da bu yakışır…:)
    eee Allah korkusu olmayınca çarpıtmak bedava namazsız adamdan ne beklersin…
    anlamadıysan zekanda bir problem var demektir zaten:))
    anladın anladın çok iyi anladın anlamamzlıktan gelmen gerçekleri ortadan kaldırmaz ….ürür kervan yürür

    cin olmadan adam çarpmaya kalkma
    yani ben cin oldumda sen adam mı ??

    evet adamım evet sen cinsin zaten cinler yalancı bir topluluk yakıştı yani sana bu isim sende kabul etmişsin:))yorumlarına bakıncada seni insan görmem büyük hata olur zaten…:)

    peygambere tabiyeti iyi anladım sen merak etme haline yan ben araştırmadan hüküm vermem merak etme sen:)sen benim yaptığım gibi yap bak öneriyorum yine tabi birilerinin maşası değilsen:)

    bu arada sen sazcıların izinden git canım yolun açık olsun….:))

    nsan anılmaya değer bir varlık değilken üzerinden uzun bir zaman geçmedimi 1
    insanı karışımlı bir nutfeden yarattık sınıyalım diyede işitici ve görücü kıldık 2
    böylece yönelttik(hidayet) artık ya şükreden olur yada örten(kefüra) 3 dehr
    mevzu kim ..insan
    hidayet edilmişmi.. edilmiş
    peki nasıl
    işitici ve görücü kılınması hidayet için YETERLİYMİŞ
    buraya kadar Allah’ın dilemesi
    sonra.. sonrası insanların dilemesi
    ya şakirt olur, ya kefura

    şu söylediklerini iyi oku benim sana cevap olarak yazdıklarımıda ok

    yani allah insana göz kulak verince hidayet bitti gerisi insana kaldı demişsin ya bak yine oku yazını iyi bak heh orası şimdi poz yapma cinlere pardon insanlara yakışır şekilde evet ben burada yanlış yazmışım de ki incilerin dökülmez rezilliğini bilgisizliğini anca böyle telafi edebilirsin..:))çünkü hidayet hakkında senin gibi düşünen bir hanif arkadaşım hiç olmadı senin gibi dalaverecisinide görmedim hiç değilse bizimkilerde biraz utanma varmış…ha bu arada yazım sana baya acıtmış saldırı psikolojisine geçmişsin hemen…:))

    dua hakkında yazdım sevgili ali aksoy yayınlamadı sebebini ona sor

    evet duayı senden öğrenmeyeceğim kurandan ve peygamberimden öğrenirim ehli bidattan değil…

    sen önce salat ve salatı ikame konusundaki yorumcuya cevap yaz

    sizin çelişkilerle dolu salat tercümenize ki ehli olmayan insanların biraraya gelip farklı fikirler sonucunda sadece birini benimsediği fakat yediremeyen inatçıların burnunun dikine gidip kendi hükümlerini tutarak tarif ettiği çeşitli salat tercümelerini ben kaale almam…:)

    o arkadaşa cevap yaz hadi bakalım göster uydurma yeteneğini….:)) dua hakkında yorum yapacağım bekle

  42. kitabında duaları öğrettikten sonra
    bu tip dualar geçersizdir
    sonrada ediyom ediyom ama kabul olmadı
    duayıda tartışmak lazım

    ŞİMDİ BAK
    1.sen kimin duasının kabul olup olmadığına karar veremezsin
    2.hangi duanın geçerli olup almayacağını bilemezsin
    3.sü Allah cc zaten kurandaki duaları bize örnek olarak vermiş ancak sadece böyle dua edeceksiniz diye bir şart koşmamış

    ilk 2 maddeye göre söylüyorum sen ilahlığa yada peygamberliğe soyunma kuran ve sünnet dua hakkında yeterince bilgi veriyor

    Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve bana iman etsinlerUmulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar (2/186)

    De ki: “Rabbim adaletle davranmayı emretti Her mescid yanında (secde yerinde) yüzlerinizi (O’na) doğrultun ve dini yalnız kendisine has kılarak O’na dua edin “Başlangıçta sizi yarattığı” gibi döneceksiniz” (7/29)

    Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin Şüphesiz O, haddi aşanları sevmez (7/55)

    şu ayetlerden anlaşıldığı üzere ve diğer dua ile ilgili ayetlere baktığımızda Allah sadece dua etmenin usulünü belirtmiş ancak belli bir kalıba sokmamış yani insan haram işleme isteği olmamak kaydı ile ki bu insanı dinden çıkarır mesela “allahım bana şarap gönder…allahım bana filancayı öldürmeyi nasip et” gibi… zaten müslüman insan bunu istemez dalga geçer gibi… ama normalde istediğini isteyebilir sağlık afiyet huzur mutluluk…namaz dışında kelimenin farklı olması vs. önemli değildir ancak ahireti istemek dünyalık istemekten elbette hayırlıdır

    Hak olan çağrı (dua, ibadet) yalnızca O’na (olan)dır Onların Allah’tan başka çağırdıkları ise, onlara hiçbir şeyle cevab veremezler (Onların durumu) yalnızca, ağzına gelsin diye, iki avucunu suya uzatan(ın boşuna beklemesi) gibidir Oysa ona gelmez İnkâr edenlerin duası, sapıklık içinde olmaktan başkası değildir(13/14)

    görüldüğü üzere inkar edenlerin duaları kabul değildir ancak dünyalık duaları kabul olabilir çünkü iblisin duası kabul olmuştur ancak ahirete dönük hiçbir duaları kabul olmaz

    (Bid’at ehlinin duası ve ibadetleri kabul olmaz.) [Deylemi](sadece dünyevi duaları kabul olabilir kesin olur veya olmaz diyemeyiz Allah bilir)

    Farzları yapmayanın, mesela namaz kılmayanın duası kabul olmaz.(ahirete dönük mesela;allahım beni cennetine koy,cemalinle şereflendir gibi….ancak allahım bana namaz kılmayı sevdir vs…allahım kendimi sana affettirecek işlerde bulunmamı nasip et vs… gibi dualar kabul olabilir dünyevi dualar kabul olabilir kesin olur veya olmaz diyemeyiz)

    Haramlardan sakınmayanın duası kabul olmaz. Ebülleys-i Semerkandi hazretleri, (Haram yiyenin, gıybet edenin ve haset edenin duası kabul olmaz) buyuruyor. Hadis-i şerifte de, (Duanın kabul olması için, yenilen ve giyilen helâl olmalıdır) buyuruluyor. (Tergib-üs-salât)(dünyevi duaları kabul olabilir ve de istemeden yahut bilmeyerek beni haramdan uzaklaştır allahım vs..diye dua edilebilir ama gayret olmalıdır nefsine hakim olmalıdır insan…ancak haramı bile bile işleyen aman bişey olmaz canım diye düşünenin işi zor zaten imanı bile tehlikededir çünkü haram yiyenin azapların Allah zaten anlatmış kalkıp bişey olmaz dersen işin zor)

    İhlâslı ve salih olmaya çalışmalı. Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki:

    (İhlâslı olarak dua edin!) [Mümin 14, 65]

    gerçek anlamda mümin olanların fakat takva mertebesine erişememiş olan kimselerin dualarını kabul edip etmemesi tamamen kendisine kalmıştır çünkü takva sahibi olmak her yiğidin harcı değildir dua etmekten hiçbir şekilde vazgeçilmemelidir ve usulüne uygun dua edilmeye devam edilmelidir ancak takva ehli olmak için gayret edilmelidir

    İbrahim bin Edhem bir gün Basra çarşısında gezerken halk başına toplandı ve “Bana duâ edin icabet edeyim” meâlindeki âyet-i celileyi sordular ve: “Biz Allah’a dua ediyoruz. Fakat müstecap olmuyor. Acaba neden?” diye yakındılar.
    Dedi ki: Kalbiniz on şeyden ölmüştür:

    1) Allah’ı tanırsınız, ama hakkıyla ibadet etmezsiniz

    2) Allah’ın kitabını okursunuz, ama hayatınız o kitaba göre yaşamzsınız

    3) Şeytanın’in düşman olduğunu bilirsiniz , ama onun dediklerini yaparsınız.

    4) Resûlullah’ı sevdiğinizi söylersiniz , ama onun izini ve sünnetini terk edersiniz.

    5) Cenneti istersiniz , ama onun için amel etmezsiniz.

    6) Cehennemden korkarsınız , ama günahlardan çekinmezsiniz.

    7) Ölümün geleceğini bilirsiniz, ama onun için hazırlanmazsınız.

    8) Başkalarının ayıbları,eksikleri ile uğraşır,dedikodu yaparsınız amma kendi ayıplarınızı düzeltmezsiniz.

    9) Allah’ın verdiği rızkı yersiniz, ama Allah’a şükür etmezsiniz.

    10) Ölülerinizi gömersiniz, ama onlardan ibret almazsınız.

    İhlâslı ve salih olmaya çalışmalı. Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki:

    (İhlâslı olarak dua edin!) [Mümin 14, 65]

    (Allahü teâlâ, ancak takva sahiplerinin [salihlerin amellerini, dualarını] kabul eder) [Maide 27]

    kendimiz takva sahibi değilsek bile takva sahibi bir insana”bana dua et kardeşim”demek en hayırlısı olur

    (Müminin din kardeşi için, arkasından yaptığı hayır dua kabul olur. Bir melek, Allah bu iyiliği sana da versin der. Meleğin duası reddedilmez) [İbni Ebi Şeybe]

    Beş vakit namazı doğru ve severek kılmalı ve sonra dua etmeli. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Beş vakit namazlardan sonra yapılan dua kabul olur(takva ehli kimse ise)…) [Buhari]

    Onların yanları (gece namazına kalkmak için) yataklarından uzaklaşır Rablerine korku ve umutla dua ederler ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler (32/16)

    umutla dua edilmeli niteki hadisi şerifte;

    (Duam kabul olmadı) demek yanlıştır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

    (Dua edenin ya günahı affolur veya hemen hayırlı karşılığını görür, yahut ahirette mükâfatını bulur.) [Deylemi]

    Allahü teâlâ, Kıyamette, duası dünyada kabul edilmeyen kula (Dünyada ettiğin duana karşılık şu sevapları veriyorum) buyuracak, o kadar çok sevap verecek ki, o kimse, (Keşke dünyada hiçbir duam kabul edilmeseydi) diyecektir. (T.Gafilin)

    ALLAH CC HEPİMİZE HAYIRLI OLANI VERSİN

    MEVLANA HZ.LERİNDEN;

    Zamanın birinde yılanı oynatarak para kazanan adamın yılanını,yine aynı mesleği yapan başka bir adam çalar…Yılanı çalınan adam dua eder:

    ”Allah’ım ne olur yılanımı geri bulayım diye”

    aradan bir zaman geçer,yılan kendisini çalan adamı zehirleyerek öldürür…

    Hikayenin sonunda şöyle bir ders veriyor Mevlana..

    Bizlere yaratan rabbimiz elbette bizim için hayırlısını kılar…Bazen çok istediğimiz şey bizim hakkımızda hayırlı değildir…Ve bu yüzden gerçeklememiştir…

    kısacası cemil bey kimsenin duası hakkında kabul olmaz yahut olur diye yorum yapmayın…zaten bizler hayırlısını istiyoruz diretmiyoruz hayırlısıysa ver diyerek dualarımızı tekrar ediyoruz ve müttakilerden olmak için çabalamaya çalışıyoruz…

    sağlıcakla….


  43. erdinç:

    dua hakkında yazdım sevgili ali aksoy yayınlamadı sebebini ona sor

    Selam Erdinç, yayınlamadığım böyle bir yorumun yok. Belki teknik bir aksaklık sonucu yorumun gönderilememiştir.

    Kuran’ın erişiminin ihtilafsız bir silsile ile geldiği ve bu nedenle aynı silsile ile gelen hadislere aynen inanmamız gerektiği yönündeki yorumun konusunda hanif dostlar forumunda çok yazm var. Kuran’ın korunmuşluğu konusundaki yazılarımı incelersen, ileri sürdüğün bu hipotezin ne derecede temelsiz olduğunu görebilirsin. Kuran korunmamıştır. Delillerini,
    1 – Kuran’a sonradan ilave edilen harekelere, elif harflerine ve benzeri diğer şeylere,

    2 – Kıraat farklılıklarına ve bu kıraat farklılıklarının az da olsa getirdiği anlam farklılıklarına,

    3 – Kuran ayetlerinde “korunduğu” bildirilen şeyin Kuran değil, “zikir / hatırlatma” olduğuna, [Bu konu ile ilgili tutarlı bir görüş daha var. Buna göre, koruma Hz. Peygambere vahyin indirilişi sırasındadır. Bu görüşü muteber kabul ettiğiniz tefsir kitaplarından da okuyabilirsiniz.]

    4 – “Allah’ın kelimelerini değiştirebilecek hiç bir kuvvet yoktur” ve benzeri ayetlerde kullanılan “kelime” sözcüğünün Arapçada aynı zamanda “vaat” anlamına geldiğine, özellikle bu ayetlerin siyak ve sibak bütünlüğüne dikkat ederek incelediğinizde ve “İsa Allah’ın kelimesidir” ayetinde de aynı manada kullanıldığına,

    Ve gözünüzü açıp benzeri diğer konulara baktığınızda anlayabilirsiniz.

    Evvelce, Kuran’ın korunmuşluğu konusunda ben de çok kırıp döktüm ama gerçeğe direnenler ve gerçeği görmezden gelenler asla iflah olmazlar. Gerçek insanı özgür kılar.

    Esen kal.

  44. SAYIN ALİ AKSOY

    işte kuranı kerimi kendinize anlamaya çalışmakla geldiğiniz son nokta ayeti inkar….ayetleri kendi kendinize anlamaya çalışmayın bir bilene sorun

    9.Hiç şüphe yok ki, Kur’ân’ı biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız.

    9- Hiç şüphe yok ki o zikri (Kur’ân’ı) biz indirdik biz hiç şüphesiz onun koruyucusu da mutlaka biziz. Buradaki zamiri iki ayrı şekilde yorumlanmıştır. Birincisi “zikr”e ait olmasıdır tefsircilerin çoğunun görüşü budur. İkincisi Ferrâ ve İbnü’l Enbârî’nin görüşleridir ki, Kur’ân üzerine indirilen Hz. Peygambere ait olmasıdır. Bu durumda mânâsı onu cin ve şeytan şerrinden ve düşman tecavüzünden koruyan ve koruyacak olan da biz şanı Yüce Allah’ız demek olur. Bu da doğru bir mânâ olmakla beraber âyetten ilk bakışta anlaşılan, birinci mânâdır. Yani Allah Teâlâ, bununla Kur’ân’ın fazlalık veya noksanlıkla bozma ve değiştirmeden korumasını üzerine almış ve korunarak kalmasını anlatmıştır. O halde bu vaad varken sahabe, Kur’ân’ın Mushaf’ta toplanması ile niçin meşgul oldular? Sorusu da sorulamaz. Çünkü hafızların Kur’ân’ı ezberlemesi gibi, sahabenin onu toplaması da Allah Teâlâ’nın koruma sebebleri cümlesindendir. Allah, onun korumasını üzerine aldığı içindir ki, onları bu şekilde toplamaya ve zaptetmeye muvaffak etmiştir.

    Burada tefsirciler Allah Teâlâ’nın Kur’ân’ı korumasının niteliği hakkında da birkaç ayrı görüş açıklamışlardır. Şöyle ki:

    1- Bunu Allah’ın koruması, insan sözünden ayrı bir mucize kılarak halkı, artırma ve eksiltmeden aciz bırakması şeklindedir. Çünkü Kur’ân’a bir şey ilave edecek veya eksiltecek olsalar Kur’ân nazmı değişir ve bütün aklı erenlere onun Kur’ân’dan olmadığı meydana çıkar. Bunun için Kur’ân’ın icâzkâr olması (benzerini getirmekten insanları aciz bırakması) bir şehri kuşatan sur ve istihkâm gibi onu korunmuş tutar.

    2- Allah Teâlâ, hiç kimseye Kur’ân’a sözlü mücadele edebilecek kuvvet vermemek suretiyle onu korumuş ve muhafaza etmiştir. Bu iki yorum şekli birbirine yakındır.

    3- Allah Teâlâ, teklif (yükümlülük) süresinin sonuna kadar Kur’ân’ı koruyacak, okutacak ve halk arasında neşredecek bir topluluğu görevlendirmek suretiyle, onu halkın iptal etmesinden ve bozmasından koruyup muhafaza edecektir.

    4- Korumadan maksadın şu olduğunu söylemişler: Bir kimse Kur’ânın bir harfini veya bir noktasını değiştirecek olsa bütün âlem ona: “Bu yanlıştır, Allah’ın sözünü değiştirmektir” der. Hatta büyük ve heybetli bir adam Allah kitabının bir harfinde veya harekesinde yanlışlıkla bir hata veya bir lâhin yapacak olsa çocuklar bile ona hemen, “Efendi yanıldın, doğrusu şöyledir!” derler.

    Fahreddin Râzî der ki: “Kur’ân’ınki gibi korunma hiçbir kitaba nasib olmamıştır. Başka hiçbir kitap yoktur ki, az çok tashif (kelimeyi yanlış yazma), tahrif (yazarken harflerin yerini değiştirme) ve bozulma girmemiş olsun. Bunca dinsizlerin, yahudilerin ve hıristiyanların Kur’ânı değiştirmek ve bozmak üzere birçok arzuları ve hırsları bulunduğu halde, bu kitabın her yönden tahriften korunmuş olarak kalması en büyük mucizelerdendir. Bir de Allah bunun böyle korunmuş olarak kalmasını bu âyetle haber vermiştir. Şimdiye kadar da altı yüz seneye yakın bir zaman geçmiştir. Bundan dolayı, bunun bir gayb haberi olduğu gerçekleşmiş bulunuyor. Bu ise üstün bir mucizedir. Bu satırların yazıldığı şu zamanımızda ise, yüce hicretin bin üç yüz kırk dokuzuncu (günümüzde ise bin dört yüz on üç) senesinde bulunuyoruz. Bu sûre, Mekke’de indiğinden dolayı demek ki bin üç yüz elli seneyi geçen bir müddetten beri, bütün kâinat bu gayb haberinin gerçekleştiğine şahid olmaktadır. Gerçekten Kur’ân’da bu âyet, açık bir ifade olmasaydı bile, hiçbir kitaba nasib olmayan bir koruma ile bu kadar senedir korunması, Râzî’nin dediği gibi başlı başına büyük bir fiilî mucize olurdu. Bunun, bu âyetle başlangıçtan itibaren açık olarak ifade edilmesi, özellikle pekiştirilerek anlatılmış olması ise, hiç söz götürme ihtimali olmayan ilmî bir mucizedir. Ve işte on üç buçuk asırdan fazla bir zamandan beri, dünya böyle hem ilim ve hem de amelle ilgili yönleri toplayan bir mucizenin şahidi olagelmiştir. “Bunlar, kitabın ve apaçık olan Kur’ân’ın âyetleridir.” (Hıcr, 15/1).

    örnek getireceğiniz sözlerin cevabını şimdiden vereyim

    “Burada çok önemli bir tanıklığa başvuralım: Ibn Ömer diyor ki: “Hiçbiriniz, Kuran’ın tümünü aldım (elimde bulunduruyorum) demesin. Bilemez ki, Kuran’ın çoğu yok olup gitmiştir. ‘Ne kadar ortada varsa o kadarını elimde tutuyorum’ desin yalnızca.” (Bkz.Suyuti, el İtkan, 2/32.)

    Ayrıca başka bir yerde de diyor ki:

    “Suyuti, kitabında, Bakara suresinin, Ahzab suresi ile aynı uzunlukta olduğunu aktarıyor. (Bkz. Suyuti, el ıtkan, 2/32.) Oysa bugün, eldeki resmi Kuran’da, Bakara 285 ayet iken, Ahzab yalnızca 73 ayettir”

    Fakat yazar her nedense nesh konusuna değinmemiş. Halbuki bu rivayetlerde –eğer sahihseler- tilaveti yani okunuşu neshedilen yani Allah tarafından hikmeti gereği Kur’andan çıkartılan ayetlerden bahsedilmektedir.

    Not: Nesh konusu sadece Allah rasulü zamanında onun sağlığında olan bir şeydir. Allah rasulü vefat edip Kuran tamamlandıktan sonra nesh sözkonusu değildir.

    NASİH VE MENSUH

    Nesh: Lügat manası: İzale [280], bertaraf, ibtal ve yok etme; izale edilen şeyin yerine başka birinin konulması veya konulmaması, nakletme [281], kaldırma, hükümsüz kılma, istinsah etme, değiştirme, tahvil etme [282]dir. Nesehe fiilinin mastarıdır. Nesh kelimesinin bu manalardan hangisinde hakikat, hangilerinde mecaz olduğu konusu ihtilaflıdır. Bazı ilim adamları “izale ve iptal etme” manasında hakikat, diğerlerinde mecaz olduğunu söylemektedirler. [283] Şer’i manası: Bir nassın hükmünün ya yerine bir nass gelerek veya hiçbir nass gelmediği halde belli bir zaman sonra kaldırılmasıdır. Bu önceki farzla amel etme müddetini, bu farzla amelin ne zaman bittiğini ve sonrakiyle amelin ne zaman başladığını belirtir. Onun ne zaman biteceği Allah katında bilinir, fakat biz onun hükmünün sürekli olacağını düşünürüz. Onu nesheden ayet gelince onun hükmünün bittiğini anlarız. Bu da bizim ilmimizde bir değişmedir. Fakat Allah katında bir değişme yoktur. [284] Mukaddes bir metnin ilgası manasında da kullanılır. [285] Bu şekilde kendinden önceki hükmü kaldırılan delile nasih, hükmü kaldırılan delile de mensuh denilir

    [280] Hacc: 22/52

    [281] Casiye: 45/28-29

    [282] Nahl: 16/101

    [283] Şamil İslam Ansiklopedisi: 5/88

    [284] Mer’i İbn Yusufi’l-Kermi-Kalaidu’l-Mercan fi Beyan en-Nasih ve Mensuh fi’l-Kur’an: 7.

    [285] Seyyid Şerif Cürcani-Ta’rifat: 163.

    Mensuhun kısımları altı tanedir.

    1) Yazılışı kaldırılıp yerine başka bir şey gelmeyen fakat icma ile hükmü baki kalan. (Tilaveti mensuh hükmü baki) Mesela recm ayeti. Ömer (r.a.) şöyle demiştir: “Vallahi Rasulullah’ın zamanında şu ayeti okumuştuk: “Babalarınızdan yüz çevirmeyin bu sizin için küfürdür. Eğer yaşlı erkek ve yaşlı kadın zina ederse, Allah’tan bir ceza olarak onları mutlaka recmedin. Muhakkak Allah Aziz’dir, Hakim’dir.” [296] Rasulullah (s.a.v.) evli iki kişiyi recmetmiştir. Ayetteki yaşlı erkek, yaşlı kadından kasıt evli erkek, evli kadındır. [297] Bu konudaki nesh İbn Hibban’ın sahihindeki Ubeyy b. Ka’b’dan rivayet edilen bir hadisi şerife dayanmaktadır. [298]

    2)Başka bir ayetin hükmüyle hükmü kaldırılan ve Kur’an’da yazılışı kalan ayetler. (Tilaveti baki hükmü mensuh ) İcma ile her iki ayet de yazılışı ve okunuşu ile beraber Kur’an’da bulunur. Mensuhun en yaygın şekli budur. Vefattan sonraki iki iddet ayeti gibi. Hibetullah bu şekildeki neshin Kur’an’da 63 surede bulunduğunu söyler. [301] Bakara: 2/115 ayeti Bakara: 2/144 ve Bakara: 2/149. ayetlerle neshedilmiştir. [302]

    Muhakkik Sami Ata Hasan şöyle dedi: “Hükmün kaldırılıp tilavetin kalması manasındaki neshin bu çeşidi, bu konuda araştırma yapan araştırmacılar için önemli bir mevzu teşkil eder. Bundaki hikmet şudur: “Kur’an kendisindeki hükümlerin bilinmesi için okunduğu gibi, okumaktan sevap almak için de okunur. Tilavetin kalıp hükmün kaldırılmasının hikmeti budur. Çünkü nesih daha çok hafifletmek içindir. Okunuş ta bu nimeti hatırlatmak için bırakılmıştır. O nimet, neshedilen ayetin hükmünün bir sonucu olan meşakkatin kaldırılmasıdır. Neshin bu çeşidini çok az bir grup kabul etmemiştir. Kabul etmeyenler delil olarak: “Okunuş ve hüküm beraberdirler. Birinin kaldırılıp diğerinin kaldırılması mümkün değildir.” derler. Buna şöyle cevap verilir: “Okunuş ve hüküm arasındaki ilişki, birinin kalkmasının diğerinin de mutlaka kalkmasını gerektirmez. Okunuş hükmün üzerine bina olunmuştur. Başka bir delilden dolayı tilavetin kalıp, hükmün kaldırılması caizdir.”
    Ayetin okunuşunun kalıp hükmünün kaldırılmasını kabul etmeyenler ayrıca delil olarak, mükellefin nesholunan bir hükümle amel etme cahilliğine maruz bırakılmasını gösterdiler. Yani mükellef hangi ayetin nesholunup hangisinin nesholunmadığını bilemeyeceğinden nesholunan hükümle amel edebilir. Yine okunuşun faydadan yoksun bırakılmasını da delil gösterdiler. Onlara şu şekilde cevap verilir: “Kaldırılan hüküm yerine başka bir hüküm bulunmasından dolayı, mükellefin kaldırılan hüküm hakkındaki cehaleti kalkar. Tilavetin kalıp ta hükmün kaldırılmasına gelince bunda Kur’an okuma ibadeti ve nesholunan hükmün nesheden hükümden daha şiddetli olduğunu hatırlatma nimeti vardır.” [303]

    3) Hükmü ve yazılışı kaldırılan ve ezberlenmesi kalplerden silinen ayetler. Bu şekilde nesholunan ayetler ancak haber-i ehad hadislerinden bilinir. Ebu Musa el-Eş’ari’nin rivayetinde olduğu gibi. O şöyle demiştir: “Tevbe suresi gibi bir sure indirildi. Daha sonra da kaldırıldı.”
    Hibetullah Bağdadi kitabında Enes İbni Malik’in şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Rasululah (s.a.v.) zamanında tevbe suresi büyüklüğünde bir sure okuyorduk. O sureden bir ayetten başka ayet hatırımda kalmadı. Ayet şudur: “Ademoğlunun iki vadi dolusu altını olsaydı bu ikisine ek olarak bir üçüncüsünü isterdi. Üç vadi dolusu altını olsaydı bir dördüncüsünü isterdi. Ademoğlunun karnını topraktan başka birşey doldurmaz. Allah tevbe edenin tevbesini kabul eder.” [304]

    İbn Mesud da şöyle nakletmiştir: “Rasulullah bana bir ayet okuttu. Ben de onu ezberledim ve mushafıma yazdım. Gece olup hafızama müracaat ettiğimde onu hatırlayamadım. Mushafıma varıp baktığımda sayfalarının bembeyaz olduğunu gördüm. Bunu Rasulullah’a haber verdiğimde bana şöyle dedi:
    “Ey İbni Mesud! O, dün kaldırıldı.” Sahabeler şöyle demiştir:
    “Ahzab suresi Bakara Suresi gibiydi. Daha sonra birçoğu kaldırıldı.” [305]

    Muhakkik Sami Ata Hasan şöyle dedi: “Alimlerden bazıları neshin bu çeşidinin Kur’an-ı Kerim’de bulunmasının caiz olduğunu söylediler. Taberi şöyle rivayet etmiştir: Said Katade’den bize şöyle tahdis etti:
    “Herhangi bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya unutturursak, onun yerine daha hayırlısını veya benzerini getiririz.” (Bakara: 2/106)
    Ayette geçtiği gibi bir ayet daha sonra gelen bir ayetle neshedilirdi. Rasulullah bir veya daha fazla ayet okur, sonra bu kendisine unutturulur ve kaldırılırdı. Doğru olan, neshin bu çeşidinin Kur’an’da bulunmasının caiz olduğudur. Bunun bir sonucu olarak bazı ayet ve sureler yazılış ve okunuşuyla beraber kaldırılmıştır. Bu Kur’an’da bir eksiklik olduğunu göstermez. Çünkü onu kısmen veya tamamen değiştirilmekten korumayı Allah üzerine almıştır. Tabii bu kaldırılma Kur’an’ın Rasulullah’a indirilmesi esnasındaki kaldırılmasıdır. Rasulullah’ın ölümünden sonra ondan bir tek kelime bile kaldırılmamıştır. Neshin bu çeşidini kabul etmeyenler şöyle derler: Güvenilir sahabeler bunu sahih senedle rivayet etmişlerdir. Fakat bu hadistir, Kur’an değildir. Bu ümmet Kur’an-ı Kerim’in Osman’ın (r.a.) Mushafı’nın iki yaprağı arasındaki Kur’an olmasında ittifak etmişlerdir. Onun dışındaki, Kur’an olarak sayılmaz ve onunla Kur’an olarak amel edilmez.” [306]

    BAKARA SURESİ 106. AYETİ İYİ ARAŞTIRINIZ…

    4) Yazılışı ve hükmü kaldırılıp kalplerden ezberlenmesi silinmeyen ayetler. Bu tür nesh ile nesholunan ayetlerle amel edip etmeme hususunda alimler arasında ihtilaf vuku bulmuştur. Bu türlü nesh ancak ahbar-ı ehad yoluyla bilinir. Aişe’nin (r.a.) rivayet ettiği gibi “Allah’ın indirdiklerinde ancak on tam emzirme ile süt kardeş olunur.” [307] hükmü vardı. Daha sonra bu “Beş emzirme ile süt kardeş olunur.” hükmüyle neshedildi. Ancak on emzirme ile süt kardeş olunacağı hükmüyle amel edilmemesi hususunda icma vardır. İhtilaf ise “Emmede kardeşleriniz.” (Nisa: 4/23) ayeti hususunda süt kardeş olmanın bir emme ile mi yoksa beş emme ile mi olacağı hususundadır. Ayetin zahiri manasını alarak Hanefiler ve Malikiler evlenme bir emmeyle haram olur, demişlerdir. Aişe hadisini delil alarak Şafii ve Hanbeliler beş emmeyle evlilik haram olur, demişlerdi. [308] Geçmiş şeriatların neshi de bu kısma dahildir. Çünkü o şeriatlerin kitaplarının da hem tilavetleri, hem hükümleri nesdedilmiştir. [309]

    5) Amel bir illete binaen farz kılınmış daha sonra ameli gerektiren illet ortadan kalkınca amel terkedilmiş fakat okunuşu ve yazılışı kalmış olan ayetler. Allah’ın şu ayetleri gibi: “Onlara harcadıkları şeyi verin.” (Mümtahine: 60/10) “Eğer eşlerinizden herhangi bir şey kafirlere geçer , böylece siz de ganimete kavuşursanız, eşleri gidenlere harcama yaptıklarının bir mislini verin. Kendisine iman ettiğiniz Allah’tan sakının.” (Mümtahine: 60/11) Bunların hepsi Kureyş müşrikleriyle Rasulullah arasında olan barış anlaşması sebebiyle emredilmiştir. Daha sonra illet olan barış anlaşmasının kalkmasından dolayı, bu hükümler kalkmıştır. [311]

    6) Ayetten anlaşılan mana neshedilmesine rağmen, neshedilen ayetin manasıyla beraber Kur’an’da bulunması şeklindeki nesh. Allah’ın şu ayetleri gibi: “Sarhoş olduğunuz zaman namaza yaklaşmayın.” (Nisa: 4/43) Bu ayetten namaza yaklaşılmadığında sarhoşluğun caiz olduğu anlaşılır. Ancak bu anlam Allah’ın şu kavliyle neshedilmiştir: “Artık vazgeçtiniz mi?” (Maide: 5/91) Bu ayet içkiyi haram kılmıştır. Sarhoşluk ise içkidendir. Dolayısıyla bu ayet sarhoşluğu da haram kılmıştır. Fakat “Sarhoşken namaza yaklaşmayın.” ayeti neshedildiği halde manasıyla beraber hala okunmaktadır.

    ayrıca

    4 – “Allah’ın kelimelerini değiştirebilecek hiç bir kuvvet yoktur” ve benzeri ayetlerde kullanılan “kelime” sözcüğünün Arapçada aynı zamanda “vaat” anlamına geldiğine, özellikle bu ayetlerin siyak ve sibak bütünlüğüne dikkat ederek incelediğinizde ve “İsa Allah’ın kelimesidir” ayetinde de aynı manada kullanıldığına,

    Alahın kelimelerini değiştirebilecek….ayetinde burada zaten vaat anlamına gelse dahi bir anlam değişikliği olmaz kuranı kerim hem Allahın vaadi hemde kelimesidir indirdiğidir ve ondan başka değiştirebilecek bu vaatleri yerine getirebilecek kimse yoktur anlamındadır

    “Meryem oğlu îsâ Mesih, Al­lah’ın Rasûlüdür. O’nun Meryem’e attığı kelimedir ve O’ndan da bir ruhtur”

    Kur’an’da üç yerde Hz. İsâ’nın “Allah’tan bir kelime” olduğu ifade edilmiştir. (Âl-i İmrân 3/39, 45; Nisâ4/171) Elmalılı Muhammed Hamdi telaffuz olunan anlamlı sesler ve yazıların yanında âleme bakıldığında görme duyusu ile zihinde bir tesir meydana getirerek cüz”î veya küllî bir anlama delâlet eden belli varlıklara da kelime denilebileceğini, Hz. İsa’nın kelime oluşunu da böyle anlamak gerektiğini belirtmiştir. Öte yandan Elmalılı, “bikelimetin minhü” ifadesindeki kelimenin belirsiz olarak kullanılmasının Hz. İsâ’nın yaratılışındaki gariplik ve tuhaflığa, bilinen yaratılış tarzına uymayan bir farklılığa, dolayısıyla Hz. İsâ’nın mucizevî bir şekilde babasız yaratılışına işaret ettiğine dikkat çekmiştir. Elmalılı’ya göre kelimenin Meryem’in oğlu Mesîh İsâ şeklinde adlandırılması da Hz. İsâ’nın Hristiyanların teslîs anlayışındaki gibi Allah’ın değil ancak Meryem’in oğlu olduğunu vurgular; dolayısıyla İsâ’nın kelime olarak Allah’a, oğul olarak ise Meryem’e nisbet edilmesi gerektiğini söyler. (bk. Hak Dini, Al-i İmran 45. ayetin tefsiri)

    İsa Aleyhisselâm kendisine insan olmanın dışında bir sıfat yakıştırmak isteyenlere kul olduğunu hatırlatmak için: “Ben ancak Allah’ın kuluyum.” buyurmuştur. (Meryem: 30) Muhataplarına: “Beni ilâh edinin.” dememiş, bilakis: “Şüphesiz ki Allah benim de Rabb’im, sizin de Rabbinizdir. O’na kulluk edin. İşte doğru yol budur.” diye nasihatte bulunmuştur. (Meryem, 36)

    – Allah’ın Kelamı, iki şekilde değerlendirilir: Ezelî olan; mahluk olan..

    Bunlardan ezelî olan kelam kısmı, Allah’ın sıfatı olarak düşünülen yönüdür. Allah’ın zatı gibi, isim ve sıfatları da ezelîdir. Onun ilim, kudret, irade sıfatları gibi, kelam sıfatı da ezelidir, mahluk değildir. Örneğin Kur’an bir vahiy olarak Allah’ın kelam sıfatından geldiği için mahluk değil, “Kelam-ı kadimdir”. Fakat, o kelamın kopyaları hükmünde olan Mushaf’taki yazılı olan harfler ve kelimeler mahluktur, sonradan yazılmıştır. Bunun aksini savunmak delilsiz olur. Hz. İsa binlerce yıl önce yaratıldığı cümle âlemin malumudur. Değil onun ezelî bir varlık olması, onun üç bin yıl önce var olduğunu iddia eden kimsenin sözleri bile bir cinnetin hezeyanları olarak görülmeye mahkumdur.

    – Allah’ın kelamı olarak vasıflanan bir kavramı da iki şekilde mütalaa etmek gerekir.

    Birincisi: Allah’ın kelam sıfatından gelen ve gerçekten bildiğimiz kelam/ kelime/söz olarak değerlendirilen Kur’an ve vahiy mahsulü olan diğer semavî kitaplardır.

    İkincisi: Kudret sıfatından gelen ve kudretin mürekkebiyle yazılan mücessem/cismanî kelam ve kelimelerdir.

    Özetle; Allah’ın kelam sıfatından gelen vahiyler dışındaki bütün varlıklar ve onlardan oluşan kâinat kitabı, cismanî kelimelerden meydana gelen bir mücessem kitaptır. Bu kitabın bütün cümleleri ve kelimeleri birer mahluktur, sonradan yaratılmıştır. Kur’an’da Hz. İsa için “Allah’ın kelimesi” olarak adlandırılmasının hikmeti, onun babasız dünyaya gelmiş olmasıdır. Deyiş yerindeyse, İlahî kudretin bir mürekkebi olan “baba spermi” olmadığı halde bir nevi sözlü emir doğrultusunda yaratılmış, “kün-fe yekun” fabrikasında imal edilmiştir. Yani Allah “ol” demiş, o da “oluvermiştir”. Emir komutası, kelam cinsinden olduğuna göre, o emrin bir mahsulü olan Hz. İsa’ya da “Allah’ın kelimesi” unvan ı verilmiştir.

    – Hz. Meryem’in sonradan doğduğunu inkâr eden yoktur. Şimdi kalkıp da sonradan yaratıldığı kesin olan bir annenin mahluk olan rahminde meydana gelen ve ondan doğan bir çocuğun ezelî olduğunu iddia etmek akıl, izan ve mantıkla bağdaşır tarafı olduğunu söylemek imkansızdır. (konuyu yakından görmek için bk. Al-i İmran, 3/35-60; Meryem, 19/16-36).

    Kur’an bize, Hz. İsa aleyhisselamın bir kul olduğunu bildirir. Kur’an’dan delil getirenlerin öncelikle bunu dikkate almaları gerekir:

    “‘Rahman çocuk edindi’ dediler. Andolsun ki siz, pek çirkin bir şey ortaya attınız. Onlar o Rahman olan Allah’a çocuk iddia ettiler diye, bu sözden dolayı neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar dağılıp çökecekti. Halbuki Rahman olan Allah’a çocuk isnat etmek aslâ yakışmaz.” (Meryem: 88-92)

    “Halbuki Mesih onlara demişti ki: Ey İsrâiloğulları, benim de Rabb’im sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin. Kim Allah’a ortak koşarsa, muhakkak ki Allah ona cenneti haram kılar. Varacağı yer ateştir, zâlimlerin yardımcıları yoktur.” (Mâide, 5/72)

    “Ben Allah’ın kuluyum. O bana Kitap verdi ve beni peygamber yaptı.” (Meryem, 19/30)

    “‘Allah, Meryemoğlu Mesih’tir.’ diyenler gerçekten kâfir olmuşlardır.” (Mâide, 5/72)

    “Andolsun ki: ‘Allah üç ilâhtan üçüncüsüdür.’ diyenler kâfir olmuşlardır.” (Mâide, 5/73)

    “Ondan önce de nice peygamberler gelip geçmiştir. Annesi de sıddîka (çok doğru) bir kadındı. Her ikisi de yemek yerlerdi.” (Mâide, 5/75)

    “Ey ehl-i kitap, dininizde aşırı gitmeyin ve Allah hakkında, gerçekten başkasını söylemeyin. Mesih ancak Meryem’in oğlu İsa’dır (Allah’ın oğlu değildir). Allah’ın Resulü ve kelimesidir ki, O kelimeyi (kün emrini) Meryem’e attı. Ve ondan (Allah tarafından gönderilmiş, teyid edilmiş veya Cebrail tarafından üfürülmüş) bir ruhtur. Buna göre Allah’a ve resullerine iman ediniz. “(Tanrı) üçtür” demeyiniz. Allah ancak bir tek tanrıdır (ilahun vâhid). O kendisine ait çocuğu olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi onundur. Vekil olarak Allah yeter.” (Nisa, 4/171)

    Prof. Dr. Veli Ulutürk’ün, “Kur’ân’da Kelimetullahın Manaları” isimli şu makaleyi okumanızı tavsiye ederiz.

    Kur’ân-ı Kerîm okurken “Allah’ın kelimeleri tükenmez” ifâdesi dikkatimi çekerdi. Kelimetullah ne olabilirdi? Uzun bir müddetten beri bu mefhûmu araştırmayı içimden geçiriyordum. Nitekim büyük müfessir Fahreddîn er-Râzî (606/1210) de “Kelimetullah konusunda gâmız, derin ve yüksek bahisler vardır”der. (1) Bu söz de benim merâkımda ne kadar haklı olduğumu ifâde eder. Şimdi Cenâb-ı Hak fırsat verdi. Bir Kur’ân mefhûmu olan kelimetullah’ın lugat ve tefsir kaynaklarından araştırmasını yaptım. Görüleceği gibi bazı tesbitlerimiz olacaktır. Yine de her şeyin en doğrusunu şüphesiz ki Allah Teâlâ kendisi bilir. Bu çalışmamız benim gibi bu kavramı merak edenler için, bir nebze faydalı olursa, Allah’a hamdeder, kendimizi bahtiyar addederiz.

    Önce “Kelime”nin lugat mânâlarını ele alalım:

    KLM kökü iki asıl mânâ ifâde eder: 1. Anlatıcı, ifâde edici konuşma. 2. Yaralama’dır. Sonra bu kök genişletilerek, anlatıcı tek lâfza, kıssa’ya, uzun da olsa kasideye kelime denilmiştir. Çoğulu kelimât ve kelim’dir.2 Bu her iki mânâyı dile getirdiği mısrâ’ında Şâir şöyle der: “Asıllı (Doğru) sözler, yaraların en derini gibi etkilidir” demektir. Yine bir başkası “Dil yarası el yarası gibidir” demiştir.3 Dilimizde de “Dil yarası el yarasından ağırdır” denir. Yâni birisi maddî yönden, diğeri mânevî yönden etkileyici olmaktadır.

    Kelime, isim, fiil, harf gibi tek lâfza denildiği gibi, kendi kendisine yeterli söze, kelâm veya kavil mânâsına da kelime denilmektedir ki cümle demektir.4 Kelime-i Şehâdet derken, bu kullanılışla, iki şehâdet sözünü, cümlesini kasdederiz.

    Daha sonraki açıklamalarımızda da görüleceği gibi, kelimenin en şümullü anlamını “söz” kelimesi ile karşılayabiliriz. Söz, çoğu âyetlerde geçen mânâyı karşılamaktadır, denilebilir. Nitekim Yüce Allah, cennetten çıkarılan Âdem babamızın tevbe için Cenâb-ı Hak’dan vahiyle bir takım, kelimeler aldığını bildirmektedir: “Derken Âdem Rabbinden bir takım kelimeler aldı, O’na yalvarıp tevbe etti. O da tevbesini kabul buyurdu. Çünkü tevbeyi çok çok kabul eden asıl esirgeyici O’dur” (Bakara, 2/37)- Bu âyet-i kerîmede geçen kelimeler, sözler mânâsına gelmektedir. Âdem (as), kendisine bildirilen o sözlerle Allah’a tevbe etmiş, Cenâb-ı Hak da tevbesini kabul buyurmuştur. Âdem (as)’in Allah Teâlâ’dan aldığı tevbe kelimeleri (sözleri)’nin müfessirlerden bazılarınca şu sözler olduğu ifâde edilmiştir: (Âdem ile Havvâ) dediler ki: “Ey Rabb’imiz, biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bizce acımazsan mutlaka ziyân edenlerden oluruz” (A’raf, 7/23)5.

    Yine Kur’ân-ı Kerîm’de İbrâhim (as)’ın bir takım kelimelerle imtihan edildiği ifâde edilmektedir. “Bir zamanlar Rabbi İbrâhim’i bir takım kelimelerle imtihan etmiş, o da bunları tamâmen yerine getirince: “Ben seni insanlara önder yapacağım” demişti. (İbrâhim): “Soyumdan da (önderler yap, yâ Rabbî)” dedi. Allah: “Zâlimlere ahdim ermez (onlar için söz vermem)” buyurdu (Bakara, 2/124). İbrâhim (as)’in imtihan edildiği kelimeler hakkında tefsirlerde çeşitli izahlar vardır. Bunlar, Cenâb-ı Hakk’ın İbrâhim (as)’i mükellef tuttuğu emirlerdir. 6 Oğlu İsmail (as)’i kurban etmesini istemesi de bu emirlerden birisi olabilir. Yâni bu kelimeler her hâl ü kârda Yüce Allah’ın İbrâhim (as)’i imtihan ettiğini bildiren sözleri yani kelimeleridir. 7 Şüphesiz her şeyin en doğrusunu Allah bilir.

    Allah’ın Kelimesi Tamdır

    “Rabb’inin kelimesi (sözü) doğruluk ve adâldet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. O işitendir, bilendir.” (En’âm, 6/115). Taberî (310/923), bu âyetteki “Rabbinin kelimesinin Kur’ân olduğunu söylemiştir. Nitekim Kur’ân’a kelâmullah denildiği gibi, Arapların şâirin kasidesine bile kelime dediklerini ifâde eder.8 Fahreddîn er-Râzî ise, bu âyetteki “Rabbinin” kelimesinin va’d, va’îd, sevab ve ikâb cinsinden şeyler olduğunu ve ayrıca Allah’ın kelimelerinin ezelde tahakkuk ettiğini, artık ondan sonra bir şey meydana gelmeyeceğini ifâde eder. “Kur’ân da bulunan şeyler iki çeşittir: Haber ve teklif. Eğer onlar haber cinsinden ise, Allah’ın kelimesi doğrulukça tamamlanmıştır. Teklif cinsinden ise, adâletçe tamam olmuştur” der.9 “Ve temmet kelimetü rabbike” Allah Teâlâ’nın “Bugün size dîninizi tamamladım (…) ” (Mâide, 5/3) kavli gibi âyetlere,10 yâni Rabbinin ahkâmı ve dini tamamlandı mânâsına gelebilir. Allah’ın kitabı Kur’ân’dır, O’nu hiç kimse tahrif edemez, demektir.11 Allah’ın bu tamam kelimeleri bize aynı zamanda Rasûlullah Efendimiz (sav)’in şu duâlarını hatırlatmaktadır: “Her türlü şeytandan, zehirleyici haşerâtdan ve dokunan her gözden Allah’ın tam olan kelimelerine sığınırım.”12

    Allah Teâlâ Hakkı Kelimeleriyle Ortaya Koyar

    “Hani Allah size iki tâifeden birinin muhakkak sizin olduğunu va’dediyordu. Siz ise zahmetsiz olanın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah kelimeleriyle (size verdiği emirlerini ifâde eden sözleriyle) hakkı gerçekleştirmek ve kâfirlerin kökünü kesmek istiyordu. Bunun hikmeti şu idi: (Allah), mücrimler istemese de hakkı gerçekleştirecek ve bâtılı ortadan kaldıracaktı” (Enfal, 8/7-8). Âyet-i kerîmede geçen ihkâk-ı hakkın mânâsı, hakkın ortaya konulması, açığa çıkarılması ve kuvvetlendirilmesi demektir13 ki bu da hakkın hâkim kılınmasıdır. Yüce Rabbimiz kelimeleriyle, yâni hüccetleriyle, bürhanlarıyla hakkı ve hak olan İslâm’ı tahakkuk ettirecek, sağlamlaştıracak ve açıklayacaktır.14 Allah Teâlâ, Lâilâhe illallah sözünü, doğrudan doğruya yaratma ile değil, kelimeleri vasıtasıyla, yâni emir ile, cihâdı emretmekle gerçekleştirmek ister. Çünkü böyle, Allah’ın söz ve emirleriyle, beşerin irâde ve itâatiyle yapılması gereken şeylerde suç ve günah veyâ dereceler ve mağfiret gerçekleşir.15 Evet suçluların hoşuna gitmese de Allah sözleriyle gerçeği ortaya çıkaracaktır (Yûnus), 10/82). “(…) Allah bâtılı yok eder; sözleriyle hakkı ortaya koyar. Şüphesiz O kalblerde olanları bilendir” (Şûrâ, 42/ 24). Bir îzâha göre de Allah, hakkı emirleriyle, hükümleriyle ve kitabıyla gerçekleştirir.16

    Kelimetullah Yücedir

    “Eğer siz ona (Rasûlullah’a) yardım etmezseniz (bu önemli değil); Allah ona yardım etmiştir. Hani kâfirler onu iki kişiden biri olarak (Ebûbekir ile birlikte Mekke’den) çıkarmışlardı; hani onlar mağaradaydı; o, arkadaşına: “Üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir” diyordu. “Bunun üzerine Allah ona sükûnetini indirdi, onu sizin görmediğiniz ordularla destekledi ve kâfir olanların sözünü alçaktı, Allah’ın kelimesi (sözü) ise, zâten yücedir. Çünkü Allah mutlak gâlibdir, yegâne hüküm ve hikmet sâhibidir” (Tevbe, 9/40).

    Bu âyet-i kerîmede geçen küfür kelimesinin İbn Abbas’dan gelen rivâyete göre, şirk koşmak; Allah kelimesinin de “La ilahe illallah” kelime-i tevhîdi olduğu bildirilmiştir. Allah Teâlâ şirki kahr ve mağlûb etmiş, mahvedip iptal etmiştir. Kelimetullah ki o da Allah’ın dîni ve tevhididir, onu da gâlib ve yüce kılmıştır.17 Küfür kelimesi, müşriklerin Dâru-n Nedve’de hicret esnâsında Hz. Peygamberi yakalayıp öldürmeleri sözlerine îmâ veya şirk olabileceği; kelimetullah’ın da Allah’ın onların bu tuzaklarını boşa çıkarması veya kelime-i tevhîd veyâ İslâm daveti olabileceği görüşünde olan müfessirler vardır.18 Allah’ın kelimesinin hücceti ve hükümleri üstündür, yücedir mânâsına geldiği de ifâde edilmiştir.19

    Kelimetullah Allah’ın Va’di, Nusreti Ve Takdiridir

    Bazı âyet-i kerîmelerde de Allah’ın kelimesi, Allah’ın mü’minlere nusret ve zafer va’di, yâhut da inkârcılara bu dünyâda azâb etmeyip, onların hesaplarını âhirette göreceğine dâir sözü ve takdîri mânâlarına gelmektedir. “Andolsun ki Sen’den önceki peygamberler de yalanlanmıştı. Onlar yalanlanmalarına ve eziyete uğramalarına rağmen sabrettiler. Nihâyet onlara yardımımız gelip yetişti. Allah’ın kelimelerini (sabredenler hakkındaki sözünü, kânûnunu) değiştirebilecek hiç kimse yoktur. Andolsun (tarafımdan) gönderilen (o peygamberlerin haberlerinden bir kısmı Sana da geldi..” (En’âm, 6/34). Yâni önceki peygamberler de tekzibe uğramışlar, onların da ashâbına ezâ cefâ edilmiş; ama sonunda onlara kelimetullah olan Allah’ın yardımı, nusret ve zaferi gelmiştir. “Andolsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir: Onlar mutlaka zafere ulaşacaklardır. Bizim ordumuz şüphesiz gâlip gelecektir. Onun için Sen bir süreye kadar onlara aldırma” (Sâffât, 37/171-176). “Allah elbette Ben ve elçilerim gâlib geleceğiz, diye yazmıştır. Şüphesiz Allah güçlüdür, gâlibdir” (Mücâdele, 58/21). Bu âyet-i kerîmede peygamberlerin galebesinin Allah’ın bir yazgısı olduğunun bildirilmesi, bu husûsun nasıl bir takdir ve kânun olduğunu ifâde etmesi bakımından dikkat çekicidir. Peygamberlere ve mü’minlere Allah’ın bu yardım va’di kelimetullah olduğu gibi,20 inkârcılara ve âsîlere olan şu va’îdi (tehdîdi) de Allah’ın bir kelimesidir, yâni hem kânûnu, hem takdiridir: “(…) Rabbinin “Andolsun ki cehennemi tümüyle insanlar ve cinlerle dolduracağım” sözü yerine gelmiştir” (Hûd, 1/119). Allah Teâlâ bu durumu ezelî ilmi ile bilip takdir ettiği için böyle buyurmuştur. Çünkü onlar inkâr ve isyanlarıyla orayı hak edeceklerdir.21 Nitekim şöyle buyurur: “Böylece Rabbinin yoldan çıkanlar için söylediği “Onlar inanmazlar” sözü gerçekleşmiş oldu” (Yûnus, 10/33). “Gerçekten haklarında Rabbinin sözü (hükmü) sâbit olanları, kendilerine istedikleri her mucize gelmiş olsa bile, elem verici azâbı görünceye kadar inanmayacaklardır” (Yûnus, 10/96-97).

    Bu âyetlerdeki “kelimetü rabbike” bâzan çok açıklıkla “kelimetü’l-azâb” şeklinde geçer. “(Resulüm) hakkında azâb kelimesi (sözü) gerçekleşmiş kimseyi ve o ateşde olanı sen mi kurtaracaksın?” (Zümer, 39/19). “(…) Evet, geldi dediler, ama kâfirlerlerin üzerine azâb sözü hak oldu” (Zümer, 39/71). Ancak bunu Cenâb-ı Hak âhirette gerçekleştirecektir. Cehennemlik olanlar ise orayı bu dünyâda hak etmektedirler. Buna rağmen Yüce Allah onların cezasını orada vereceğini bildirdiği için bâzı istisnalar dışında küllî cezâları âhirete bırakmaktadır. “Eğer belli bir süreye kadar Rabbinden bir (erteleme) sözü geçmiş olmasaydı, aralarında hemen hüküm verilirdi (…)” (Şûrâ, 42/14). “İnsanlar ancak bir tek ümmetti, sonradan ayrılığa düştüler. Eğer (azâbın ertelenmesiyle ilgili) Rabb’ inden bir söz (ezelî bir takdir) geçmemiş olsaydı, ayrılığa düştükleri konuda hemen aralarında hüküm verilirdi. (Derhal azab iner ve işleri bitirilirdi)” (Yûnus, 10/19). Taberî bu âyet-i kerîmenin tefsîrinde şöyle der: “Allah’tan, bir kavmi ancak ecelleri bittikten sonra helâk edeceği sözü geçmemiş olsaydı, onlardan bâtıl ehlini helâk etmek ve hak ehlini kurtarmak sûretiyle iş bitirilir, hüküm verilirdi.”22 Bu cezânın kıyâmete tehiri hem âsilere bir in’âmı ifâde ettiği gibi, hem de onlara teklifin devam ettiğini ve müslümanlara kâfir ve zâlimlerden gelecek kötülüklere karşı sabırlandırmayı da ifâde eder. “Rahmetim gazabımı geçmiştir” mazmunu olduğu söylenmiştir. Allah rahmeti gâlib olunca, o gâlib rahmet sapık câhilin üzerine de setr perdesini uzatmayı ve buluşma vaktine kadar ona mühlet tanımayı gerekli kılmaktadır.23 Bu, aynı zamanda, Allah Teâlanın delilsiz, kimseye azab etmeyeceğini ve herkesin hayâtında o hüccet ve delilleri tamamen yaşayarak, görerek ecellerini tamamlayıncaya kadar imtihanlarını sonuna ulaştırmalarını ifâde eder.24 Yâni Cenâb-ı Allah, belli bir süreye kadar insanlara mühlet vermektedir. O va’dinde hulf etmeyen bir Zât olduğu için hem bu süreye ve hem de hüküm ve takdîrine riâyet etmektedir.25 “Yoksa onların Allah’ın izin vermediği şeyleri kendilerine dinden (diye) ortaya koyan ortakları mı var? Eğer (azabın tehirine dâir) o fasıl sözü olmasaydı, aralarında (hüküm) mutlaka (dünyâda icrâ) edilmiş (işleri bitirilmişti bile). Şüphesiz ki o zâlimlerin hakkı çetin bir azabdır” (Şûra, 42/21).26 Ayrıca müfessirlerden, bu ümmet hakkında, azdıkları zaman kökten kazıyıp yok edici azâbın tehiri sözü olduğunu ileri sürenler de vardır. Bunun da hikmeti, ya Muhammed (sav)’e ikram içindir: “Halbuki sen içlerinde iken (Habîbim), Allah onlara azab edecek değildir” (Enfâl, 8/33); yâhut da onların nesillerinden îman ve iyi amel sâhibi kimselerin gelmesidir. Veya bizim bilmediğimiz Allah’ın bildiği bir başka hikmetten dolayıdır.27

    Allah’ın Kelimesi Değişmez

    Cenâb-ı Allah’ın gerek peygamberlerine ve onların mü’minlerine olan yardım ve zafer va’di husûsundaki ve gerekse diğer konulardaki sözü değişmez ve değiştirilemez.28 “Onun sözlerini değiştirecek yoktur” ifâdesi bir çok âyette tekrar edilir.29 Kur’ân-ı azîmuşşan’ın bu ifâdesi için birbirine yakın değişik açıklamalar yapılmıştır. Kelimetullah Allah’ın kitâbı demektir. Onu neshedecek hiç bir nebî ve hiç bir kitab gelmeyecektir. Onu kimse tahrif edemeyecek, değiştiremeyecek demektir. Çünkü müşrikler “Bundan başka bir Kur’ân getir, veya onu değiştir” (Yûnus, 10/15) demişlerdi.30

    Allah’ın kelimelerini değiştirecek yoktur, demek, ne dünyâda ve ne âhirette Allah’ın hükmünün aksine bir hüküm verebilecek veya O’nun hükmünü aksine çevirebilecek kimse yoktur, demektir.31 Biraz farkla Allah’ın ahkâmını değiştirecek kimse yoktur. Onlar ezelî ve ebedî oldukları için tebdil ve zeval kabul etmezler, demektir. Allah’ın kelimeleri, Allah’ın değişmeyen, va’d, vaîd, sevab ve ikâb cinsinden şeyleri de olabilir. “Benim indimde söz değişmez” ve yine Hz. Peygamberin “Kıyâmete kadar olacak şeyler hakkında kalem kurumuştur,” yâni hüküm verilip bitmiştir, kabilinden verdiği bilgidir. Allah’ın hükmü ezelde hâsıl olmuştur. Ondan sonra bir şey meydana gelmez, demektir.32 Aynı zamanda kitaplarında Allah Teâlâ’nın haber verdiği şeylerin zamanında vukû’unu veyâ meydana geleceği zamanı değiştirebilecek hiç kimse yoktur, demektir.33 Ve yine Allah’ın sözlerinin değiştirilmesi ve va’dlerinden hulfetmesi yoktur, demektir.34 Çünkü “Allah aslâ sözünden dönmez” (Âl-i İmrân, 3/9). “Ey Rabbimiz! Bize peygamberlerin vâsıtasıyla va’d ettiklerini ver ve kıyâmet gününde bizi rezil-rüsvay eyleme; şüphesiz sen va’dinden caymazsın!” (Âl-i İmrân, 3/194). “Onlara (Allah’ın velî kullarına) dünyâ hayatında da âhirette de müjde vardır. Allah’ın sözlerinde aslâ değişme yoktur. İşte bu büyük kurtuluşun tâ kendisidir” (Yûnus, 10/ 64). O halde Allah’ın verdiği haberleri, hükümleri ve sözleri sonuna ulaşmıştır. Bunların en doğru ve en âdil olmasıyla onları değiştirebilecek kimse yoktur.35

    Kelimetullah, Hz. İsa’dır

    Âl-i İmrân, 39, 45. ve Nisâ 171. âyetlerinde geçen Allah’ın kelimesinin Hz. İsâ (as) olduğunda müfessirlerin cûmhûru müttefiktirler.36 Çünkü âyetler sarihdir. Zekeriyyâ mâbette durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle nidâ ettiler : “Allah sana, kendisi tarafından gelen bir kelimeyi tasdik edici, efendi, iffetli ve sâlihlerden bir peygamber olarak Yahya’yı müjdeler” (Âl-i İmrân. 3/39) “Hâni melekler demişlerdi ki, “Ey Meryem’ Allah sana kendisinden bir kelimeyi müjdeliyor. Adı Meryem oğlu Mesih İsâ’dır. Dünyada da âhirette de itibarlı ve Allah’ın kendisine yakın kıldıklarındandır.” (Âl-i İmran, 3/45) “Ey Kitâb Ehli! Dîninizde aşırı gitmeyin ve Allah hakkında gerçekten başkasını söylemeyin. Meryem oğlu İsa Mesih, ancak Allah’ın Rasûlu, Meryemle ulaştırdığı kelimesi ve ondan bir rûhdur. O halde Allah’a ve peygamberlerine îman edin (Allah) üçtür” demeyin. Bundan vazgeçin ki sizin için hayırlı olsun. Allah ancak bir tek Allahdır. O çocuğu olmaktan münezzehdir. Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. Vekîl olarak Allah yeter” (Nisâ, 4/171). Bu âyet-i kerîmelerde Hz. İsa’nın Allah’dan bir kelime olduğu açıkça ifâde edilmektedir. Hz. İsa’nın Allah’ın kelimesi olmasını müfessirler şöylece açıklamışlardır:

    Hz. İsa’yı Cenâb-ı Allah, babasız olarak “ol” emriyle yâni kelimesiyle yarattığı için, Allah’ın kelimesi adını vermiştir.37 Nitekim Allah Teâlâ, Âdem’ (as) ı da anasız babasız topraktan yaratmıştır. “Allah nezdinde İsa’nın durumu, Âdem’in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona “Ol” dedi o da oluverdi” (Âl-i İmran, 3/59).

    “Bikelimetin minhü” denilmesi, Allah’tan bir risâlet ve “O’nun katından bir haber” demektir. Yâni melekler Meryem’e, Allah tarafından İsa’yı ve risâletini kendisine ilkâ etmesini emrettiği kelimesini müjdelemişlerdi; yani Allah’ın kendisinden kocasız ve erkeksiz bir çocuk yaratacağı müjdesini daha doğrusu bu müjde sözünü vermişlerdir.38 Kelimenin müjde mânâsına olduğu da söylenmiştir. Ebû Ubeyde, kelimenin kitab ve onunla da İncil’in murâd edildiğini söylemiştir. Nitekim İncil’de müjde demektir.39

    Hz. İsa daha bebekken korunmuştur. Allah daha bebekliğinde ona kitab vermiştir. O da daha o çağda konuşan, yetişkin bir tebliğci olmuştur, (Meryem, 19/39)

    Kelime, mânâlar ve hakikatler ifâde eder. İsa (as)’ın da ilâhî esrar ve hakikatlere irşâd etmesinden dolayı kendisine bu isim verilmiş olabilir. Allah, Hz. İsa’nın kendisiyle hidayet ettiği gibi onun sözüyle de doğru yolu gösterir. Bu cihetle ona kelimetullah denmiş olabilir.40

    Kendisinden önceki peygamberlerin kitaplarında Hz. İsa’nın müjdesi vârid olmuştur. O gelince de “İşte o bu kelime!” denilmiş olabilir. Bir kimse bir haber verir de o da olursa, söylediğim çıktı kabilinden, “İşte dediğim, yâni sözüm geldi””denir.

    İsa (as), Allah’ın kelâmının açığa çıkmasına şüphelerin ve tahriflerin giderilmesine sebep olduğu için onun, Allah’ın sözcüsü yerine, kelimetullah, Allah’ın sözü olarak isimlendirilmesi uzak düşmez. Nitekim cömertliği, kerem ve ikbâli kendisinde gâlib bir huy olan kimseye mübâlağa üslubuyla cömertliğin tâ kendisi, saf ve sâde kerem, denir. Hz. İsa’nın da ilâhî gerçekleri temsillerle çok beliğ ve etkili bir üslûbla tebliğ ettiği malumdur.41

    Ezherî (980/1572)’den, kelimenin çocuk mânâsına geldiği de nakledilir. Kelimetullah, Allah’ın kudret ve meşîeti mânâsına da gelir.42 Âl-i İrnran, 39 ve 45. âyetlerindeki Hz. İsâ demek olan kelimenin nekre olması, onun Allah tarafından ga-rib bir kelime, bir fiil ve tesir, mânâlı bir eser, alışılanın aksine bir yaratma işi olduğunu ve bir hak olduğunu ifâde eder.43

    Nihâyet, İbn Abbas’dan gelen rivâyete göre, insanlar nasıl Allah’ın yaratıklarını diledikleri isimlerle isimlendiriyorlarsa, Allah Teâlâ’da Hz. İsa’yı kelime olarak isimlendirmiştir, kelime İsa demektir.44

    Hz. İsa’ya kelimetullah denildiği gibi, rûhullah da denir. Bunu da müfessirler şöyle îzah etmişlerdir:

    Allah Teâlâ insanı rûh ile ihyâ ettiği gibi, Hz. İsa’nın getirdiği ilâhî gerçeklerle de onları mânen ihyâ ettiği için kendisine rûhullah denmiştir.45

    İnsanlar âdeten son derece temiz olan şeylere rûh derler. Hz. İsâ da meni damlasından değil, Cebrail (as)ın nemasından olmuştur. Elbette ki rûh ile vasfedilmeye lâyıktır. Halkın dinî hayatları için bir sebep olduğu için kendisine rûh denmiş olabilir. Nitekim Kur’ân’ın sıfatları hakkında Yüce Allah “İşte sana da böylece emrimizden bir rûh (Kur’ân) vahyettik. Sen kitab nedir, îman nedir? bilmezdin (…)” (Şûra, 42/52) buyurmuştur.

    Ruh, rahmet mânâsına da gelir. İsa (as) da insanların dinlerinde dünyalarında onları irşad eden bir rahmet olmuştur. Ayrıca Araplarda rûh üfürme mânâsına da gelir. Hz. İsa, Cibril’in bir üfürmesi mânâsına gelebilir. Çünkü Hz. İsa, Cebrâil (as)’ın, Allah’ın emriyle Meryem’in yakasına üfürmesinden hasıl olmuştur.46

    Belki de ruh Yüce Allah’ın dilediği vakitte, dilediği şekilde kullarına akıttığı kudsî bir emir ve ilâhî bir sırdır. İsa (as)’a rûhullah denilmesi mübâlağa kabilinden olabilir.47

    Allah’ın Kelimeleri Tükenmez

    “Eğer Rabb’inin kelimeleri (ni yazmak) için bütün denizler mürekkeb olsa bir o kadar daha yardımcı getirsek bile, Rabbimin sözleri bitmeden denizler tükenirdi” (Kehf, 18/109). “Şâyet yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de, -arkasından yedi deniz daha katılarak- mürekkeb olsa, yine Allah’ın kelimeleri (yazmakla) tükenmez. Şüphe yok kî Allah mutlak gâlib ve yegâne hüküm ve hikmet sâhibidir” (Lokmân, 31/27).

    Bu âyetlerde geçen nihâyetsiz olan Allah’ın kelimelerinin, Yüce Rabbimizin ilmi, hikmeti ve malûmatı olduğu şeklinde îzahlar yapılmıştır. Denizler büyüklük ve genişlikte ne kadar büyük farzedilse de sonludur, Allah Teâlâ’nın mâlûmâtı ise sonsuzdur. Sonlular ne kadar çok olursa olsun sonsuza elbette yetmez ve yetişemez.48 Sonlu olanın sonlu ile toplamı veyâ çarpımı yine sonludur. Kulların hepsinin ilmi, Allah’ın ilmi yanında bütün denizlerin sularının bir damlası bile olamaz.49

    Tâbiîn müfessirlerinden Katâde (118/736) demiştir ki müşrikler Kur’ân için : “Bu ancak tükenmek üzere olan bir sözdür” demişlerdi. Bunun üzerine Allah Teâlâ, Lokman, 27. âyetini indirmiştir. Yâni dünyânın ağaçları kalem olsa, o denizle birlikte yedi deniz daha olsa, Rabbimin hayret verici varlıkları, yaratıkları ve hikmeti tükenmez. Bir de bu âyetin Yahudi âlimlerine cevap olarak indiği rivâyet edilmiştir. İbn İshâk’ın İkrime tarikiyle İbn Abbas’dan rivâyetine göre Yahudi âlimleri: “Yâ Muhammed “(Rûh hakkında) size ancak az bir bilgi verilmiştir” (İsrâ, 17/ 85) sözüyle bizi mi kasdediyorsun, yoksa kendi kavmini mi? demişler. Hz. Peygamber (sav), “İkinizi de” buyurmuş. Onlar da : “Ama sen sana indirilen (Kur’ân’da), içerisinde her şeyin tibyânı (açıklaması) bulunan Tevrât’ın bize indirildiğini okumuyor musun?” demişler. Hz. Peygamber: “O Tevrât, Allah’ın ilminde azdır. Size göre ise ondan size yetecek kadar şey bulunmaktadır” buyurur. Bunun üzerine Allah Teâlâ, onların sorduğu hakkında bu âyeti indirir. 50

    Allah’ın kelimeleri bitmez demek, O’nun san’atının acâiblikleri bitmez, demektir. O halde bu âyetlerdeki kelime, acîb şey, demektir. Bunun îzah şekli acâibliklerin Allah Teâlânın “Ol” emriyle olmasıdır. Sebep olan şeyin müsebbebe kullanılması câizdir. Meselâ, hastaya ilaç için “Bu senin şifândır” denildiği gibi; Hz. İsa’ya kelime denilmesi de, onun babasız var olduğundan dolayı hayret verecek ve hayret edilecek bir iş ve garîb bir san’at olmasındandır.51

    Bir zâtın varlığını hissettiren en kuvvetli eser, onun konuşmasıdır. Bir kimsenin sözünü işitmek, onun varlığını bin delil kadar hatta gözle görme derecesinde isbat eder. Bundan dolayı Allah’ın kelimelerinden ibâret olan O’nun ilâhî kelâmı yâni Kur’ân-ı Kerîm, öncelikle Cenâb-ı Hakk’ın varlığını gösterip isbat eder. Kur’ân’ın da kaynağı olan ezelî kelâmın kelimelerine ise saymak mümkün değildir. Bunlar için denizler, ağaçlar yetmez.

    Malum olduğu üzere sesler uzayda ses dalgalarıyla yayılmaktadır. Frekansına giren cihazlar bunları alabilmektedir. Cenâb-ı Hakk’ın kelâmı ve o mukaddes kelâmın kelimeleri de, insanlar, cinler, melekler gibi yerde ve göklerde tüm şuur sâhibi varlıkların kulakları sayısınca ve hattâ ses dalgaları sayısınca çoğaltılmaktadır. Ses dalgaları sayısınca çoğaltılan bu ilâhî kelâmın kelimelerine ne denizler, ne ağaçlar yetişebilir.

    Yüce Allah yarattığı kullarıyla, gönderdiği mukaddes kitabı vâsıtasıyla bir nevi konuşmaktadır. Bu tekellüm, insanlarla umûmî bir konuşma hükmünde ise, bir de kullarının kalb telefonu ile kendi varlık ve birliğini hissettirdiği doğru ilhamlar şeklinde olan özel bir konuşması vardır. Bu konuşma her yaratığa özel kâbiliyetine göre bir nevi bilgi vâsıtası olan özel ilhamlarıdır. Bu ilhamlar da kişiye özel Rabbânî bilgiler ifâde ettiği için, bir çeşit ilâhî kelime ve kelâmdırlar. “Allah’a giden yollar yaratıkların nefesleri sayısıncadır” hikmeti gibi, bu özel kelimelere de ne denizler, ne ağaçlar yeter.

    Biri kâl yâni söz, diğeri hâl olmak üzere iki dil vardır. Bunların ikisi de insanlara söylerler. Kâl dilinin kelimeleri sözler ise, hâl dilinin kelimeleri de çeşitli hallerdir. Binaenaleyh şâirin : “Ve fi külli şey’in lehü ayetün; tedüllü ala ennehü vahidün” dediği gibi, “Her şeyde O’nun varlığını, birliğini gösteren bir alâmet vardır.” Şu büyük kâinat, şu hâle göre büyük bir kitab gibidir. Bu kâinat ve onda yaratılan her şey, o Yüce Yaratı’cının ululuğunu gösteren birer hâl kelimeleridir. Ağaçlar ve denizler -bilfarz- varlıklar kitabında mevcut hâl kelimelerinin yazılmasına kâfî gelse bile, o denizlerin damlaları ve o ağaçların da zerreleri birer hâlî kelime olduğundan, tekrar onların da yazılması için onlar kadar başka ağaçlar ve denizler olması lâzım gelir ki nihâyetsiz bir teselsül devam eder gider. O halde Cenâb-ı Hakk’ın kelimelerinin tükenmeyeceği yâni O’nun azamet ve yüceliğine delâlet eden hâlî kelimeleri bitmez tükenmez. Bu da gösteriyor ki Kehf sûresi, 109. âyet-i kerîmesi ile, Lokman sûresi 27. âyet-i kerîmesinin ifâde ettiği mânâlarda hiç bir şekilde mübâlağa yoktur.

    Cenâb-ı Hakk’ın kelam sıfatının tecellî ettiği kelimeleri olduğu gibi, kudret sıfatının da tecellî ettiği cisimli kelimeleri vardır. İlim sıfatının da kaderle ilgili kelimeleri vardır. Onlar da tüm varlıklardır. Özellikle hayat sâhibi küçük yaratıkların her biri birer rabbânî kelimedir. Bunlar da ezelî mütekellim olan Allah Teâlâ’yı söz şeklinde olan kelimelerden daha kuvvetli bir şekilde ifâde ederler. Çünkü bunlar sözde kalmamış fiiliyâta dökülmüşlerdir. Gözle görülen görülemeyen tüm varlıklar düşünülünce, bunları, denizler mürekkeb, ağaçlar kalem olsa yazmakla bitiremezler. 52

    Mâdem ki ulûhiyet, ilâhî isimlerin ve rabbânî sıfatların tümünü kendisinde toplamaktadır. Onların görülme ve ortaya çıkma sâhası olan varlıklar âlemini bilmeyince bunlar nasıl bilinebilir.53

    Muhyiddîn İbn Arabî (623/1240) şöyle der: “Kur’ân-ı Kerîm yaratma ve icadın “Ol” fermânıyla derhal vâki olduğunu haber verdiği gibi bilcümle mahlûkatın da ilâhî kelimeler olduğunu söylüyor: “Bizi bir şeyin olmasını istediğimiz zaman, ona (söyleyecek) sözümüz sâdece “Ol” dememizdir. O hemen oluverir.” (Nahl, 16/40); “Nûn, Kaleme, ve (Kalem tutanların) yazdıklarına andolsun ki…” (Kalem, 1-2). Binâenaleyh varlıklar âleminde her ne varsa, onun aslî hakikati ilmi ilâhîde birer harf mesâbesindedir (…). Sonra bu harfler görülme kisvesine girmiş ve birbirleriyle birleşip şu felekleri ve varlıkları husule getirmişlerdir.54

    Mâdem ki âyetin de sarâhatinden anlaşıldığı gibi varlıklar, Allah Teâlâ’nın yaratma emri olan “Ol” kelimesiyle yaratılmışlardır. O halde bütün varlıklar tek tek büyük kâinât kitâbının sözleri demek olan kelimeleri mesâbesindedir ve kelimeleri demektir. Zerrelerden (atomlardan) kürelere kadar varlıkların tümü Allah’ın birer kelimesidir. Bu kelimeler, Allah’ın sözlü kelâmı olan Kur’ân-ı Kerîm’in tercümanıdırlar. Bu iki ilâhî kelimeler topluluğu -ki ikisine de kitâb diyoruz- birbirilerini kavlen ve fiilen tasdik eder ve açıklarlar. Çünkü her ikisi de aynı Yüce Zât’ın esmâ ve sıfatlarının tecellîleridir. Büyük müfessir İmam Fahreddîn er-Râzî’nin (606/1210) de dediği gibi, Allah’ın sun’unun yâni yaratmasının ve yarattığı varlıklardaki hârikaları ve acaiblikleri yâni hayret verici yaratılışları varlıkları ve o varlıklardaki ilâhî san’at gerçekleri, bitmez tükenmez.55 Görünen görünmeyen o varlıkları ve o varlıklardaki ilâhî sanatları ve ilâhî gerçekleri yazmaya ne ağaçlar yeter, ne denizler! Denizler, ağaçlar tükenir, Rabbimin kelimeleri tükenmez!

    Konuyla ilgili mânâlarıyla Kur’ân-ı Kerîm’de müfred, cemi’ ve izâfet hâlinde kırk iki def’a geçtiğini tesbit ettiğimiz kelimetullah insanın bilgi dağarcığında işte böyle yüce ufuklar açmaktadır. Bu konuda da elbetteki bizim sınırlı sözlerimizin ifâdesi olan kelimelerimiz tükendi. Ama, bir de, ilâhî hakikatler, demek olan Rabbimin kelimeleri tükenmez. Her şeyin içyüzünü bilen O olduğu gibi, kelimelerin verâsındaki hakîkatini de elbetteki yine en iyi O bilir.

    Sübhâne men tahayyera fî sun’ihi’ l-ukûl,

    Sübhâne men bi-kudretihi yu’cizü’l-fuhûl.

    nesh ve mensuh peygamberimiz hayattayken vuku bulmuş şeylerdir dolayısıyla kuranı kerim günümüze geldiği şekilde tamamlanmış ve bu şekilde korunmuştur ve hala korunmaktadır

    Ali aksoy korunmadığına inanmadığınız bir kuranı kerime göre artık hareket etmeniz gerekmez bundan sonra sizin müslümanlığınız yada hanifliğiniz her neyse geçerli değildir…çünkü iman şüphe kabul etmez zaten şüphe il baktığınız birşeyin size yararı olmaz

    şimdi siz işinize geldiği gibi ya okunduğu manası yada siyak sibak manasına göre yani kafanıza göre bunları uygulayıp ayet yorumlamaya kalkarsanız işte bu durumlara düşersiniz

    kuran apaçıktır ayetinide böyle kabataslak olduğu biçimde kabul ediyorsunuz mesela bizler öyle kabul etmiyoruz apaçıklık farklı bir manadadır sizin dediğiniz gibi herşeyi anlatsa

    1.si hanifler oturup ayetleri tartıştığı zaman herkesin farklı yorumu olmaz

    2.si dabbe hakkında çeşitli ihtilaflar olmaz dabbe kelimesi geçiyor ama ne olduğu açıklanmamış

    3.sü sizler mirac olayını kabul etmiyorsunuz ve ona delil gösterilen ayetteki kişinin kim olduğu belli değildir diyorsunuz peki o zaman bu nasıl bir apaçıklıktır?

    çok samimi söylüyorum temiz bir niyetle bilenlerle beraber araştırın aklınıza gelen tüm soruları sorun herşeyin cevabını bulacaksınız diğer türlü bizimde kafamız karışıyordu ki bu zaten din düşmanları tarafından sadece kafaları karıştırmak ve islamdan soğutmak için münafıkların kafirlerin yaptığı bir oyundur ben bu oyuna gelmiştim ama allahın lütfu ile sıyrıldım şimdi ben onlarla oynuyorum bizler var oldukça kimse bu oyunda muvaffak olamayacak bunu çok samimi olarak söylüyorum herkesin foyasını iğrenç münafıkça sırlarını ortaya çıkaracağız peşine gittiğiniz kişilerin kimden emir aldıklarını iyi araştırın!!!

    sağlıcakla

  45. Herhalde bu ve benzer siteleri kurup, çalıştıran sizlere, Kur’an mail veya SMS ile geldi. Sizin gibi fitnecilere Kur’an-ı Kerim’in Kafirun Suresi ile mukabele etmeli. Ne söylense, hatta Hazreti Peygamber dirilip gelse o söylese yinede inanmayıp, saptırma ve sapıklıklara devam edeceğiniz aşikar. Sizin için Allah hidayet versin diyemeyeceğim, Allah ıslah etsin duası daha yerinde olacak.

  46. nedirki derdin be adam anlamadım neden kendini parcalıyosun o allah ki benim allahım oldugu kadar seninde allahın namaz birlikteliktir beraberliktir .rabin kullarının mahşer yerini anmalarının anlamalarının okuludur herkes senin benim gibi okuyomu sanıyosun neden dert ediyosun hadi diyelim senin lafınla allaha secde etmedik ne kazancın var bırak herkez istediği şekilde kılsın niye dert ediyon allaha ibadet etmek bir ananeyse ben bu ananeyi yere göge sıgdıramam namazımı kılar kılmayanıda teşvike ugrasırım sen girmr mevlamla kullarının arasına arada kalır mazallah secdede kalırsın biz allahımıza kendimizi böyle ifade ediyoruz biz namazı beklerken allahımızı zikrediyoruz ,unutmammızı engelliyo herdaiim onla yasıyoruz sen halen boş şeyler peşinde kosuyosun sende kıl bak nekadar huzurlu oluyosun kafma tas düşer ayagın tasa takılır korkun kederin olmas allah herdaim senle olur ama sen böyle gidersen sonuna acıyanlar acısın pişmanlık cokkktan geçmiş olur selamunaleykum

  47. yukarida tufan isimli arkadasin sorusunu atlamissiniz hatirlatayim dedim.heman altindakine cevap vermissinizde onun sorusu cevapsiz kalmis .


  48. mustafa:

    yukarida tufan isimli arkadasin sorusunu atlamissiniz hatirlatayim dedim.heman altindakine cevap vermissinizde onun sorusu cevapsiz kalmis .

    Selam Mustafa,

    Soruyu atlama meselesi değil. Bahsedilen konuyu irdelersek, bu sitede salat tartışmasına girmiş olacağız. Şu aşamada bu sitede bu konuya girmiyorum. Forum alanları bu tarz tartışmalar için çok daha müsait. Yukarıda verdiğim linklerde hanifdostlar.net sitesinde bu konuları enine boyuna tartıştık. Tufan isimli okurumuzun verdiği ayet örneği de dahil olmak üzere pek çok konuyu en ince ayrıntısına kadar tartıştık.

    Buralardan takip edilmesi daha uygun olacaktır.

    İlginiz için teşekkür ederim. Esen kalın.

  49. hadis = söz

    sünnet = uygulama

    Hemen hemen bir çoğumuz çocukluğumuzda “kulaktan kulağa” oyununu oynamış ve bolca eğlenmişizdir. Bildiğimiz gibi bu oyun AYNI ZAMAN ve AYNI MEKANDA oynanır. Fakat yine de İLK söz söylenin sözünü TEKRAR/İKRAR etmek isteyen SON söz söyleyenin HADİSİ oldukça farklı bir ŞEKLE / ANLAMA bürünür. İşte bizler de buna GÜLERDİK.

    Çünkü burada bir kaç temel DEĞİŞKEN rol oynar :

    1. Anlatanın/aktaranın ANLATIM becerisi

    2. Anlayanın/aktarılanın ANLAMA becerisi.

    3. ÇEvresel etkenler

    Muhammed a.s. ‘a atfedilen hadislere ise bir de ZAMAN faktörü eklenmiştir. 1400 sene öncesinden beri ANLAT/ANLA/ANLAT…metodu ile gelen hadisler. Bu sebeple hadislerin ÖZÜ doğru ise de, SÖZÜ çok çarpıtılmış bir şekile bürünmesi ÇOK NORMAL.

    Fakat, sünnet uygulamadır. Hadiste kullanılan organlar DİL ve KULAK iken, sünnette kullanılan organlar GÖZ ve AKILDIR.

    Tarih kitaplarına baktığımızda bir çok YAZI ve YORUMLA karşılaşırız. ve her zaman İKİ CEPHELİ , taban tabana ZIT tarih AKTARIMLARI olabilir. Hatta ortada RESMİ bir DÖKÜMAN varsa bile. Çünkü bu resmi dökümanın YORUMLANMASINDA da yine TARİH SÖZLERİ/YORUMLARI etkili olur. aynı dökümanı taban tabana ZIT iki farklı şekilde YORUMLAMAK mümkündür. Özetle kulaktan kulağa oynamak TARİH için de geçerlidir. Yani tarih yalan söylemez ama, tarihi aktaranlar YANILABİLİR.

    Fakat tarihte bir de FOTOĞRAFLAR vardır. Günümüzde de…Örneğin bir fotoğrafa bakarak hemen hemen HERKES, ÖNyargısız bir şekilde fotoğrafı AYNI ÇERÇEVEDE yorumlar.

    İşte Muhammed a.s. ve diğer peygamberlerin SÜNNETLERİ de günümüze bu şekilde ulaşmıştır. FOTOĞRAFİK HAFIZA ile.

    Bu sebepledir ki, hemen hemen HER MİLLETTE, ÜMMETTE secde, ruku, duaların, ibadetlerin ŞEKLE bürünmüş hali mevcuttur.

    Muhammed A.s. SÜNNETİNE tabiyiz diyenlerin de , KABEDE kıldıkları ve adına namaz denilen İBADET ŞEKLİNE baktığımızda, hepsinde de ANA RİTÜELLERDE aynı hareketlerin olduğunu görürüz. Kıyam, ruku ve secde.

    Çünkü bunlar FOTOĞRAFİK hafıza ile günümüze kadar gelmiştir ve KURAN ile ÇELİŞMEZ.

    Bizleri yanıltan en büyük ZAN ise, yeryüzünün çoğunluğuna uyar isek, yoldan çıkacağımız ENDİŞESİDİR. Kendine MÜSLÜMAN diyen bütün ehl-i sünnetin bu UYGULAMAYI yaptığını ZAN ederiz.

    Halbuki, HERKES sokağındaki veya ANA ŞEHİR MERKEZİNDEKİ mescidlere, camilere SABAH NAMAZI vaktinde gitse ve gözlem yapsa görecek ki, KABEDEKİ kalabalık oralarda YOK.

    Demem o ki, NAMAZ kılanlar ÇOĞUNLUK değil, ÇOK ama ÇOK azınlıklar.

    Namaz kılınmaz ise, belirli vakitlerde de İBADET edilmez ise, İŞTE O ZAMAN yeryüzündeki ÇOĞUNLUĞA uyulmuş OLUNUR…

    Selamlar Ali hocama…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: