Kim bu Allah dostları?

(Uğur Erzincan) Evliya veya Veli. (Kelimelerin ne manaya geldiği Kur’an eksenli yapılan çalışmalardan araştırılabilir).

Alın size deforme edilmiş kavramlar manzumezine bir örnek daha. Evliya (çoğul) -veli (Tekil) veya Allah Dostları diye nitelenen çarpıtılmış ve çürümeye yüz tutmuş kavramlar zinciri.

Sokağa baktığımız zaman; bu kavramları üzerinde taşıdığı iddia edilen insanlar şöyle özelliklere sahiptirler:

Havada uçan, karada kaçan, şimşek gibi çakan arı gibi sokan, uyumayan, yemeyen-içmeyen, ölmeyen, misk-i amber (eski dilde deodorant, pörsümüş dilde parfüm) kokan, Ankara’dan İstanbul’a terlik, ayakkabı, çakmak, kalem v.b. bilumum elle tutulur her cismi fırlatabilen, fırlattığı zaman da 12’den isabet ettirebilen, kendilerine has giyim tarzları olan (işlemesiz olanlar tercih sebebidir) tiplemelerdir.

Ayrıca; kaşına gözüne bakılması yassak olan, yanlarında fısıldıyla konuşulabilen, gece rüyalarımızda, gündüz hayallerimizde fink atan, kendisiyle günün belli bir bölümünde şahsa münhasır bluetooth (yeni dilde rabıta) bağlantı kurulabilen olağan değil duble olağanüstü şahsiyetlere verilen sıfatlardır.

Bir kere şahsım adına bu özelliklere sahip bir dostumun olmasını istemezdim. Bana ağır gelir. Yanımda taşıyamam. Bir başkasıyla tanıştırmaya kalksam kekelerim. Nasıl tanıtacağız ki! Bu kadar özelliğinin olduğunu söylesem karşımdaki melül melül yüzüme bakar.

Abicim dost mu tanıtıyorsun bilgisayar programı mı tanıtıyorsun, yoksa Harbi Poter filmini fazla mı seyrettin anlamadım gitti” dercesine alnının kırıştığını görebiliriz.

Bir de; evvel zaman içinde kalbur üstü yaşamış birilerine [private]izafe edilir bu sıfatlar. Kulaktan kulağa yayılmış hikayeleri veya ardında bıraktıkları eserleri vardır bunların. Öyle bir hale büründürülmüştür ki, Hani mimari bir projede 1 milimetrelik bir hata yaparsınız da, o proje bina olduğu vakit 10 metre yarık olarak karşınıza çıkar. Geçmişe atıf yaparak kahramanlaştırmak da böyle bir şeydir.

Kahramanımız ne kadar yiyen-içen, uyuyan-uyanan, evlenen-boşanan, kanlı canlı elle tutulur, çimdiklediğin zaman “höst” diyebilen biri olsa dahi, günümüze gelene kadar çoktan “efsane” olmuştur. En başta saydığımız özellikteki elbiseler çoktan üzerine giydirilmiştir.

Peki biz bilebilir miyiz, kimin Allah dostu kimin Allah düşmanı olduğunu? Allah bildirmediği müddetçe biz bilemeyiz. İsmen sadece İbrahim’i (Selam olsun) bilebiliriz. Hangi arkadaşınız kiminle arkadaş bunu bilebilir misiniz? Kimin kiminle ahbap-çavuş ilişkisini bile bilemezken, Allah kimi dost edinmiş bunu nerden bileceğiz? Allah kendi dostunu bizden daha iyi bilir. Allah’a dost olmak için gerekli sıfatları taşımak başkadır, bir de Allah’a bazı şahısları dost izafe etmek bambaşkadır.

Şu Allah dostu, bu Allah dostu. Allah’tan haber mi aldınız? Allah mı bildirdi size dostunun veya dostlarının kim olduğunu? Bu ne cüret anlamak mümkün değil. Haa, dostluk kriterlerini yerine getirmeye çalışan bir insan görürsünüz. Adam Allah’ın emir ve buyruklarına göre, İbrahim gibi yaşamaya gayret ediyordur. Tabiri caizse temiz insandır. O’na bile Allah dostu diyemezsiniz. Çünkü kalplerde olanı yalnızca Allah bilir. Takva’nın kimde olduğunu sadece O bilir.

Nasıl ki her insan kimin kendi dostu olduğunu, kimin düşmanı olduğunu ancak kendisi biliyorsa, Allah da kendi dostlarını bizden iyi bilendir.

Aslında birilerine Allah dostu yakıştırması, ucuz yoldan torpille işe yerleşme girişimi gibidir. Güya bu Allah dostları, kendilerine bağlı insanların her işini görebiliyor. Bu dünyada tevbeleri kabul ediyor, onları kirden pastan arındırıyor, cennette malikane vaat ediyor, sırat köprüsünde eteğinin altından güruhunu da geçiriyor, kabirde münker ile nekire bunların yerine hesap veriyor.

Bu kadar işi halleden adama tabiki bu sıfatı çok görmeyecekler. Ne de olsa işin ucunda torpil var.

Hani Mistik dinlerin birinde bir kıssa vardır.

Sofunun biri varmış. Gençliginden beri şeyhinin hizmetindeymiş. Bu sofiye ne sorsalar edebinden cevap veremez ve hep “Ben bilmem Şeyhim bilir” dermis.

“Adın ne?”
“Ben bilmem Şeyhim bilir”
“Nerelisin?”
“Ben bilmem Şeyhim bilir”


Artık herkes bunun vereceği cevaba alıştığı için kimse ona soru sormuyormuş. Tabi her ölümlü gibi bu sofu’da ölmüş. Şeyh hazretleri çok üzgün tabi. Öldüğünün akşamı camideyken bir ara Şeyh durmuş ve uzaklara doğru dalmış. Sonra da gülümsemiş.

Sormuşlar şeyhe, hele gurban niye güldün?

Demiş ki: Hani bugün ölen sofu vardı ya, kabirde münker ve nekir melekleri yanına geldi. Sorular sorup durdu sofuya. O da “ben bilmem şeyhim bilir” dedi.

Ben de gidip onun yerine soruları cevapladım.

Gördünüz değil mi, ne dostlar(!) var şu dünyada.

Allah düşmanımın başına vermesin böyle fonksiyonel dostları.

Peki kimdir bu Allah dostları, veliler veya evliyalar.

Bir kere beşer olmalı ve beşer özelliklerini taşımalıdır. Acıktığını hissedebilen, tuvalete gidebilen, hasta olan, doktor yüzü gören, üşütüp sesi kısılan, nane-limon kaynatabilen, gülüp ağlayan biri olmalıdır. Kısaca önce insan olmalıdır. Ayağı yere basmalıdır.

Bugüne kadar ismen bildiğim tek Allah dostu vardır O da İbrahim’dir (Selam olsun).

Nisa/125) İyilik yaparak kendisini Allah’a teslim eden ve İbrahim’in dinine dosdoğru olarak tâbi olan kimseden, din bakımından daha iyi kim olabilir? Allah, İbrahim’i dost (Halil) edinmişti.

Hem de yakın dost. Samimi dost. (Put kıran dost. Put icad eden değil.) Demekki İbrahim’i örnek alan herkes Allah dostu olmaya adaydır. Allah dostu olmanın yolu ayette belirtildiği gibi şudur. “İbrahim’in dinine dosdoğru tabi olmak”tır. Bu dine dosdoğru tabi olan herkes, ister çoban Ali amca, ister ayşe teyze, Mehmet, Kevin, Hans, her kim olursa olsun, Allah dostu olabilir. Olağanüstü özelliklerinin olup olmaması hiç önemli değildir. Olması da mümkün değildir zaten.

Allah’a yalan isnad etmek, Allah’a dost isnad etmek, Allah’a kendisinin bildirmediği bir takım şeyler isnad etmek kötü bir hastalıktır. Her hastalığın bir devası olduğu gibi, bunların da devası elbette Kur’an’dır. Kur’an’a uzak olan bu dostlara (!)yakın, bu dostlara yakın olan da Allah’a uzak olur.

Bu tip masallardan etkilenmeyerek, yüzünü dosdoğru dine, hanif olan İbrahim’in dinine dönene, Allah’ın berisinden dost/post arayışına girmeyene gün aydın olsun.

Bu yazı Satırbaşı sitesinden alıntıdır.

[/private]

Reklamlar

114 thoughts on “Kim bu Allah dostları?

Add yours

  1. kardeş allah dostlarının vasfları ve alametleri vardır.sen eğer bunları bilmiş olsan eleştirme yoluna gitmezdin,sen hiç bir dostla konuştunmu hem bu insanlar biz havada karada uçarız onu bunu yaparız demiyorlarki,bunlar sadece ALLAHın emir ve yasaklarını yaşamak ve yaşatmak için mücadele veriyorlar.ALLAh dostlarını kullarına duyurur,senin amacın insanları ahiret alimlerinden uzaklaştırmaya çalışmaksa o başka.sen hiç nefsinle mücadele ettinmi,mücadele nedir bilirmisin devamlı ALLAHı zikredebilmek,aşık olabilmek,sevebilmek

  2. evliyaların inancına diyecek yok.onların yolundan gidenler işi biraz abartıyorbizonları yere göğe sığdıramıyoruz.ama fazla eleştirme çünkü insanların hepsi aynı düşünce değil ve bizde tarikat köklüdür bunun için eleştirirken kullandığın üsluba dikkat et selamlar

  3. aynası iştir kişinin lafa bakılmaz.Allah dostlarıyla velilerle uğraşıp fitne çıkaracağına kendinizi dostlar sınıfında yazdırmak için uğraşsanız daha iyi olur.ben ehl-i tarikat değilim ama sizin gibilerin amacını tahmin ediyorum.herşeyi maddeye hapsetmiş bir güruhsunuz.her şeyi maddede arayanın kalbi gözündedir göz ise maneviyatta kördür…selam olsun ALLAHIN SEÇKİN KULLARINI SEVİP, SAVGI GÖSTERİP ONLARIN YOLUNDAN GİDENLERE…

  4. Allah Dostlarinin hakkinda konusmadan önce bir Allah Dostunun yanina varip sonra yorum yapmalidir. Itakatimizda sadece kuran deyil resullullahin sünneti de var o yüzden peygamber efendimizin hadislerini iyi incelemek gerekir. siz birde dersiniz ki münkirler gibi perygamber efendimizde büyücü idi? öyle dediler ya.
    Ben bir seye yorum yapmadan önce onu arastirmam geektigine inaniyorum topu sevmiyorum diye sokak futbolu dogrudur kulubdekiler yanlistir diyemem. bu ufak bir misal. ama size tavsiyem sizin inanmadiginiz bir allah dostuna varip görüsüp öyle yorum yapmanizi rica ediyorum.

    saygilarimlar

    nihat k.

  5. vahap:

    “kardeş allah dostlarının vasfları ve alametleri vardır.” diyorsunuz. Allah dostlarının vasıfları veya alametleri Kur’an’da bildirilmiştir. Siz kendi başınıza alametler uydurursanız o başka. “…sen hiç bir dostla konuştunmu…” demişsiniz. Ben de size “Ben Allah dostuyum” desem ve siz de gelip benimle konuşunca -Allah dostu- ile konuşmuş mu olacaksınız (?)

    MURAT:

    “Allah dostlarıyla velilerle uğraşıp fitne çıkaracağına…” demişsiniz. Kimsenin kimseyle uğraştığı felan yok. “…kendinizi dostlar sınıfında yazdırmak için uğraşsanız daha iyi olur.” diyorsunuz ama sizi de burada bulduk. Umarım vermek istediğim mesajı almışsınızdır.

    k.nihat:

    “…size tavsiyem sizin inanmadiginiz bir allah dostuna varip görüsüp öyle yorum yapmanizi rica ediyorum.” diyorsunuz. Ben bir zamanlar tarikatlerde kalmış birisi olarak diyorum ki: Böyle kişilerin sözlerine aldanmayın (!) Her tarikatın bir yöntemi vardır. İlk önce beyin uyuşturulur. Öyle ki kendini -leyla- gibi hissetmen gerekir. Ancak bu şekilde düşünebilen bir insana hükmetmeyi başarabilirler. Örneğin müride rabıta (her tarikatın kendine göre yöntemleri vardır ve son derece etkilidir) yaptırılır. Rabıta ile adeta -leyla- olan mürid, artık her türlü yalana hazır hale gelir. Yaşamadan bilemezsiniz. Bazen yaşayarak bile bilemezsiniz 🙂 Din, sadece Kalp işi değildir. Akıl ile doğruyu bulmadan direk kalbi çalıştırırsanız hata yaparsınız. Sonuçta puta tapanların, puta tapmalarının saçma olduğunu kişinin kalbine değil (!) aklına anlatırsınız. Sadece kalbini kullanan kişi aklını da kullanmadığı için hayatının sonuna kadar boş şeyler peşinden koşup durur. Böyle kişileri bekleyen birçok kurum vardır ve en sonunda onların ağına düşüverir. Olaylara aklı ile bakıp düşünmedikçe ölene kadar o kurumların esiri olabilir. Zaten bunu bilen kurumlar, aklı saf dışı bırakmak için birçok yöntem geliştirmişlerdir. Aklı saf dışı bıraktırılan kişi artık her türlü yalan habere kapılarını açar. Yalan yada doğru olması önemli değildir. Çünkü kapılar ardına kadar açılmıştır artık. Ne denirse yapar.

    Bu tezgahı kuranların, ahirette çok büyük hesaba çakileceklerini düşünüyorum. İnanın ki kerametleri orda para etmeyecek 🙂

    Tabi hala böyle kişilerin tesiri altında olan kişiler ise bu yazıma karşılık olarak: “senin amacını biliyoruz”, “sen kafirsin :)”, “sen onları bilmiyorsun, çok iyi insanlar”, “sen yanlış kişilerle konuşmuşsun, durum sandığın gibi değil” gibi laflar edeceklerdir. Onların tesir altında kalarak konuştuklarını bildiğim için ne desem boşa gideceğini de biliyorum. Yazımı okuyanlara tavsiyem şu: Uyuşturma seanslarına katılmayın ve olaya akılcı yaklaşın. Ve farkı hissedin 🙂

    Cümleten Saygılar.

  6. Merhabalar,

    Akıllı olmak da birşey değil, mühim olan aklı yerinde kullanmaktır…

  7. Allah dostlari ile ilgili Sahih Hadis Söyleye bilirmisiniz bana, cünkü aklim biraz karisti

  8. Allah dostlarini biz bilemeyiz Allah bilir diyorsunuzda… iyi guzel hos… Mevlana hzlerini Allah c.c sevdi de onun tutan eli yuruyen ayagi konusan dili oldu da cumle kainata sevdirdi..simdi bile insanlar cesitli ülkelerden gelip mubbareklerin oturdugu yatigi kalkdigi mekanlari ziyaret etmekdeyken sizin gibi Allah dostlarindan bi haber olan kisiler halen onun Veli kullarina laf etmekden geri cekinmiyor.. Muhakkak sahte riyakar yalancikdan allah dostu oldugunu ida eden cahil ve düzembaz kisiler var…onlari insan yerine koymakdan bile haya ediyorum, öncelikle Allah dostu denilince Ônce akla Resulullah sav efendimiz gelir. sonrada onun mubbarek varisleri onun varisleri kimlerdir?? alim ve evliyalardir,, bir kisinin evliya veyahut Allah dostu oldugunu nerden anlarsin ??? seriaat i aliyeyi ve sunneti seniyeyi takip edenlerdir, resulullah sav efendimizin yolundan giden ve onun hal ve tavirlarini uygulayan ve bundan zerre kadar ayrilmayan kisilerdir .. simdi size sorarim sefaat konusuna deginmisiniz her ne kadar bunu sacma görsenizde .. Allah c.c nice hadis ve ayetler ile bir kisi cennete girerse en az 10 kisiye sefaat edebilme imkani oldugunu buyururken.. nice insanlara ask ilim muhabbet asilayan bu mubbareklere sefaat izni veremeyeceginimi saniyorsunuz..Eger bu mubbarekler olmasaydi dunya cokdan batardi.. cunku buyurmus ki yer yuzunde Allah Allah deyen kisiler yok oldugunda kiyamet kopacakdir…dur birde gercek bir Allah dostundan sana bir olay anlatim birgun seyh seyid Muhammed rasid hz k.s yakalnmis hakim tarafindan sorguya cekilmis.. hakim mubbareke sormus diyorsun ki? bizim elimizden tutan kurtulusa erecek. sizin elinden tutulmadan da insan cennete giremez mi Allaha ulasamaz mi ??
    demiski mubbarek ; girer ama zor …ve bu defa O hakime sormus ?
    peki hakim bey siz avukatsiz bir sucluyu beraat edebilirmisiniz?? hakim demis olur ama zor … demis o halde bizde bu kisilere cannabu hakkin izni ile avukatlik yapiyoruz onlarin imanlarina kefiliz cunku vekaleti elimizde…Allah c.c senin gibilerede hidayet versin …. keramet konusunada gelince Allah c,c bu kularina lutuf etmis ihsan etmis de onlarin mubbarek ellerine kerameti hakk görmus.. sahi naksibendi hz k.s efendi buyuruyor ki bunlar taarikatin birer cilvesidir gaye bunlar degil gaye ALLAHTIR….Nitekim Resulullah sav efendimizede keramet verilmisdir ister buna mucize degin ister sacma degin ama söyle derseniz daha uygun olur ALLAH c,c herseye kadirdir onun katinde bir sinek yaratmak ve bir dunya yaratmak birdir…O diledigine lutuf eder diledigine bagisda bulunur diledigini geri birakir diledigini illeriye alir kimi kullarini kimisine üstun yaratmis bunun sebebi hikmetini biz bilemeyiz Allah bilir ama onun veli kullarini üstun kullarini ask ehlini muhabbet ehlini hicbirsekilde inkar edemeyiz .. nitekim O buyurmus benim veli kulumu hor hakir göreni bende hor hakir ederim..akliniza sahip cikin cikabilirseniz…cikamiyorsaniz birakin sahibinizin yaratmis oldugu bu mubbareklere laf atmayi…

  9. Selam…

    Kısa, öz ve yorumsuz geçiyorum…

    Allah’ın dostları kimdir?

    Bakara Suresi
    (257) Allah iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kafirlerin velileri ise tâğuttur. (O da) onları aydınlıktan karanlıklara (sürükleyip) çıkarır. Onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalırlar.

    Al-i İmran Suresi
    (68) Şüphesiz, insanların İbrahim’e en yakın olanı, elbette ona uyanlar, bir de bu peygamber (Muhammed) ve mü’minlerdir. Allah da mü’minlerin dostudur.

    Casiye Suresi
    (19) Çünkü onlar, Allah’a karşı sana asla bir fayda sağlayamazlar. Şüphesiz zalimler birbirinin dostlarıdır. Allah ise kendisine karşı gelmekten sakınanların dostudur.

  10. hiçbir ayet 10 kişiye şefaat edileceğini söylemez.Ateş bize sayılı günler dışında dokunmayacaktır,diyenler ehli kitaptır.Allah iddialarında samimi iseler onları ölümü dilemeye davet eder.Ancak ellerinin önden takdim ettikleri yüzünden ölümü asla dilemeyeceklerini söyler.Onların her biri 1000 yıl yaşatılsınlar ister.Ehli kitap ve iman edenler mükerreren hiç bir şefaatin olmayacağı bir güne(hesap günün) karşı uyarılır.(sadece bakara suresini okumak bile yeterli )

  11. Bu işe hangi jüri karar veriyor?
    İstenen belgeler nelermiş?
    Bu kategoriye Sınavsız da giriliyor mu?
    Bu dostlar direk cennetemi girecekler; miş?
    Nerde var böyle bolluk? muş!

  12. Hanif dostlar sitesi.Değerli arkadaşlar sizce ismini nerden almış olabilir bu site.Tabiki İslamiyet daha doğmadan(bütün semavi dinler özü itibariyle Cenab-ı Hak katında islam dinidir) evel Hz.İbrahim(A.s) şeriatına mensup bir kısım mübarrek zatların üzerinde bulunduğu bir dinin adıdır.Hatta Efendimizin(aleyhi selatü vesselam) Peygamberliği aleme teşrif edilmediği zaman önceleri bu mübarrek dine tabiydi.Yani ibadetlerini,maddi ve manevi bütün ihtiyaçlarını bu din üzere yapardı.Asıl konuya gelirsek bu dostlar(!) dinimizin ikinci kaynağı olan hadisi şerifleri iptal etmekle Efendimizin(s.a.s) sünnetlerine riayet etmezler.Dolayısıyla mübarrek Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de ibetlerin bir kısmı(nafile ibadetler,sünnet ve farz olan namazların açıklanması ki bunların ayrıntılı tefsilatları Efendimiz(s.a.s) açıklamış)farzların bir kısmı(mesela hangi hayvanların eti yenilip yenilmeyeceği gibi) ve bazı itikadi konuların bazılarına işaret varsa da yoruma açık olduğu ve fırsatçıların karışmaması için ,bu gibi ayetlere Peygamber Efendimiz(s.a.s) açıklık getirmiştir.İşte bu dostlar(!) hadislere şüpheyle yaklaşmakla birçok ibadete açıklık getirememekte açıklık getirmeye çalıştıklarının bir kısmını da kendi nefsi heveslerine göre değiştirebilmekteler(namaz gibi ibadetler).Hal böyle olunca ortaya bir kısır döngülük oluşur.İşte bu komplexlikten kurtulmak için Hz.İbrahim(a.s) dinini baz alır,aslında bütün peygamberlerin aynı ibadeti yaptıklarını,şeriatların zamana ve mekana göre değişmediğini özellikle bizim dinimizin esaslarının sonradan değiştirildiğini hiç tereddüt etmeden dile getirirler bunun için perde altında böyle isimler bulabilmekteler ve islamiyetten önceki ibadetleri gözden geçirirler.Bu site, batılı müsteşriklerin yolunu farkında olmadan neden referans aldıklarını aşağıdaki linki tıklayarak ulaşabilirsiniz. http://slaytlar.blogcu.com/482785/

  13. Selam Mahmut;

    Sen sadece iftiracı değil, aynı zamanda zır cahilsin kardeşim. Cahillerden olmaktan ve senin cahilliğinin vereceği sonuçlardan Allah’a sığınırım.

    Oku da öğren…

    “İbrahim ne bir Yahudi idi ne de bir Hıristiyan. O, sadece Hanîf bir müslümandı/Allah’a teslim olandı. O müşriklerden değildi.” (Ali İmran, 67)

    “De ki: “Allah, doğrusunu söylemiştir/vaadinde sadıktır. Hadi artık hanîf olarak İbrahim’in milletine uyun! Müşriklerden değildi o.” (Ali İmran,95)

    “Ben bir hanîf olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Müşriklerden değilim ben.” (Enam, 79)

    “De ki: “Beni, dosdoğru yola Rabbim iletmiştir. Güçlü, pürüzsüz bir dine, hanîf olan İbrahim’in milletine. Müşriklerden değildi o.” (Enam,161)

    “Şu da emredildi: “Yüzünü, bir hanîf olarak dine çevir. Sakın müşriklerden olma!” (Yunus,105)

    “Şu da kuşkusuz ki, İbrahim başlı başına bir ümmet idi; bir hanîf olarak Allah’ın önünde eğiliyordu, müşriklerden değildi.” (Nahl, 120)

    “Daha sonra sana şunu vahyettik: Bir hanîf olarak İbrahim’in milletine uy! O, müşriklerden değildi.” (Nahl,123)

    “Allah’a ortak koşmadan, hanîfler olarak… Allah’a ortak koşan kişi, gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgâr onu uzak bir yere fırlatıp atıyor gibidir.” (Hac, 31)

    “O halde sen yüzünü, bir hanîf olarak dine, Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata çevir. Allah’ın yaratışında değiştirme olamaz. Doğru ve eskimez din işte budur. Fakat insanların çokları bilmiyorlar.” (Rum , 30)

    Demekki neymiş Mahmut kardeşim, haniflik Peygamber efendimizin eski dini falan değilmiş. Haniflik, peygambere bizzat Kuran’la emredilen din imiş…

    Şimdi… Aslında bu cehaletinden ötürü sana değil, bunu sana öğretmeyen, anlatmayan, bunu senden BİLEREK VE İSTEYEREK saklayan, o muhteşem atalarına, DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞINA, sana din öğrettiğini iddia edip, seni Kuran’dan uzaklaştıran ağa baban her kim varsa onlara kızmak gerekir.

    Artık bu ilim ve bu bilgi sana eriştikten sonra, senin de hiç bir mazeretin kalmamıştır. Zaten esasen Allah, iman konusunda hiç kimseden hiç bir mazeret kabul etmeyeceğini beyan etmişti…

    Bakacaksın işte… Kim neyi emrediyor ? Allah’ın indirdiğine mi uyacaksın yoksa Atalarının dediğine mi ?

    Sen hangi yolu seçersen seç, yolun sana mübarek olsun !

    Selametle !

  14. Selam Ali aksoy ben kimseye iftira etmedim.”Hanif” dini Peygamberimizin(s.a.s) eski dinidir demedim.Efendimiz’e(s..a.s) peygamberlik verilmeden önce bu mübarrek din üzerinde bulunuyordu,dedim istersen yukarıdaki yazımı yeniden gözden geçir ki kimin ne olduğu görülsün.Ali aksoy senin Kur’an’dan bile haberin yok.Ayetleri nasıl değiştirdiğini ve kimlerden etkilendiğini bir gör.Bu ara merak eden arkadaşlarda faydalanmış olurlar. http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=557

  15. merhaba değerli dostlar…

    Sayın mahmut bu yazı özellikle sana..!!

    SENİN GİBİLERİNİN Kur‘an’ı yeterince idrak edemeyişinin en önemli sebebi, çok temel insani bir zorunluluktan kaynaklanmaktadır.
    Söz konusu zorunluluk, insanın doğumundan itibaren ailesinden, çevresinden, eğitim kurumlarından edindiği dini veya ahlaki anlayışlardır.
    Çünkü, doğru da olsa, kişinin yeterince sorgulamadığı anlayışları dogmadır ve dogmalar çok kere kendilerini benimseyen kişi veya toplumların başlarına bela olurlar.

  16. Selam Mahmut;

    Ayetlerin orjinal metinlerine bakarak kimin neyi doğru meallendirdiğini görebilirsin kardeşim. Bak, hepsinin sure ve ayet numarasını yazdım. Orjinal metinlerinde hanif kelimesinin geçip geçmediğine bakarsın. Ayrıca, link verdiğin sitedeki kardeşimizin buyurduğu gibi meallendirmek zorunluluğumuz da bulunmuyor. Hatta bizler, meallendirmek yerine orjinalini kullanıyoruz. Meallendirip, anlamını çarpıtanlar sizlersiniz (yani onlar).

    Üstelik, link verdiğin yerdeki zevat öyle sahtekar ki, neymiş, ayette “söz” yazan yerde biz “hadis” kelimesini yazıyormuşuz… 🙂

    Bakarsın orjinaline, görürsün orada ne yazıyormuş…

    İkinci olarak, bizden hiç kimse “haniflik” müslümanlıktan ayrı bir dindir diyemez. Biz böyle bir şeyi asla ve katiyen savunmayız. Haniflik bir din değil, bir duruştur.

    “De ki: “Allah, doğrusunu söylemiştir/vaadinde sadıktır. Hadi artık hanîf olarak İbrahim’in milletine uyun! Müşriklerden değildi o.” (Ali İmran,95)

    Mesela bu ayette dikkat et, İbrahim milleti tabiri kullanılmıştır… Bir çok mealde bu İbrahim’in dini diye çevirilir. Biz buna da karşıyız. Allah’a demediği şeyi dedirtme hevesinizden vazgeçin. Sonunuz hiç de hayra çıkmayabilir. Allah bilmiyor da sizden mi öğrenecek nerede hangi kelimeyi kullanacağını. Din diyeceği yerde din, millet diyeceği yerde millet, hanif diyeceği yerde de hanif kelmesini kullanmış. İnsanlar görmek istemiyorsa Allah ne yapsın ?

    Nihayet, Dine Hıyanet İşleri Başkanlığı’nın ve ekibinin çevirileri seni aldatmasın kardeşim. Mealleri karşılaştırmalı olarak oku. Daha düne kadar kadınların ay hali ile ilgili ayetteki eza kelimesini pislik diye çeviriyorlardı. Bu guguk kuşlarının yani diğer mealcilerin hepsi de bunları takip etmişti. Sonra ne oldu ? Maskaralıkları tümden deşifre oldu. Meallerinde hepsi bu işi düzelttiler. Şimdi adama sormazlar mı, hey HIYANET işleri başkanlığı, sen dün mü yalancıydın, yoksa bu gün mü yalancılardansın ? Yoksa, elinizde keyfinize göre kelimeleri değişen bir Kitap mı edindiniz ?

    Bak bu sitede Hasenat Kuran Araştırma programınn linki var. Orada yirmiye yakın meal var. Orjinali de var. Karşılaştırarak incelersin.

    Muhabbetlerimle…

  17. helal sana ali aksoy kardesim,

    fakat sakin merhameti elden birakma ve ofkeye teslim olma sevgili kardesim
    hicbir zaman. elbette cok guc olmali bazen, fakat basarabilenlere ne mutlu.
    (Ali Imran 134-136 & Araf 198-199) yuce Allah ve hz. Muhammed ahirette senin yaninda olsunlar. (Araf 196 & Enam 114)
    bu guzel ve tertemiz yola su an baskaldiranlara dahi yuce Allah magfiret ve merhamet etsin, eger dilerse, ileride yine de (Nahl 123 & Ibrahim 36)

  18. oncelikle vurgulamak istedigim birkac cok onemli nokta var burada:

    1) yuce Allah hz. Muhammedin (a.s.) uzerine en guzel bir “hadis” (= dini soz) olarak sadece Kurani indirdigini ve bunun disinda Resulune (a.s.) hicbir “hadis” (= dini soz) indirmedigini su ayetlerde bizlere acikca isaret etmis olmalidir:

    ********************
    (ey Muhammed), Allah (sana) en guzel “hadisi” (= dini soz) iki yolu gosteren bir Kitap olarak indirdi.. (Zumer 23)

    (ey Muhammed), iste bunlar Allahin ayetleridir, bunlari sana hak olarak okuyoruz.
    o halde, onlar Allah’tan ve Onun (bu) ayetlerinden sonra hangi “hadise” (= dini soz) iman ediyorlar?
    yaziklar olsun butun bu iftiraci gunahkarlara. (Casiye 6-7)
    ********************

    bu ayetlerden acikca anliyor olmaliyiz ki, hz. Muhammedin (a.s.) vefatindan cok sonra tureyen ve Allah Resulune (a.s.) Kuranin yaninda –hasa– bunun bir misli kadar daha “hadis” verildigini beyan eden bazi kimseler yuce Allahin gozunde
    gercekte adi “iftiraci gunahkarlar” olmalidirlar. (39/23 & 45/6-7) ve Allah Resulune (a.s.) bu Kuranin disinda bunun bir misli kadar daha “hadis” (= dini soz) verildigi sefil yalanini asla kabul etmeyen tum salih muminleri “dinden cikmis olmakla” ve “peygambere ihanet etmis olmakla” itham eden bu tip bazi sarlatanlarin ve suursuzca bunlara uyanlarin dunya ve ahirette karsilasacaklari korkunc akibetlerini yuce Allah daha sonraki ayetlerinde bizlere soylece isaret edip bildirmis olmalidir:

    ********************
    (ey Muhammed) iste bunlar Allahin ayetleridir, bunlari sana hak olarak okuyoruz.
    o halde, onlar Allah’tan ve Onun (bu) ayetlerinden sonra hangi “hadise” (= dini soz) iman ediyorlar?
    yaziklar olsun butun (bu) iftiraci gunahkarlara.
    Allahin ayetleri (= yuce Allahin mubarek Resulu uzerine sadece Kurani en guzel bir “hadis” olarak indirdigine ve bunun disinda kesinlikle hicbir “hadis” indirmedigine acikca sehadet eden ayetler, 39/23 & 45/6-7) kendisine okundugunda
    mustekbirce inat eder, sanki o (ayetleri) isitmemis gibi. o halde, (ey Peygamberin gercek eserine uyan salih mumin) sen onu elemli bir azabla mujdele.
    ve o bizim ayetlerimizden (= yuce Allahin mubarek Resulu uzerine sadece Kurani en guzel bir “hadis” olarak indirdigine ve bunun disinda kesinlikle hicbir “hadis” indirmedigine acikca sehadet eden ayetler, 39/23 & 45/6-7) bir sey ogrendigi zaman, onu hafife alma konusu yapmak ister. iste bunlara rezil edici bir azab var olacaktir.
    ve arkalarindan cehennem (gelecektir). ve su an kazandiklari seyler (= mallar ve adamlar vs. 23/55-56) onlara hicbir fayda saglamayacaktir, ve Allahin disinda edindikleri bu rehberler de (= bu adi yalanlari ve duzmece sahte hadisleri Allaha ve Resulune isnad eden sefil sarlatanlar) ve onlar icin buyuk bir azab var olacaktir. (Casiye 6-10)
    ********************

    ——————————————————————————
    onemli not: elbette tum bu gibi “ayetleri” incelerken su kritik hususlari kesinlikle aklimizda bulundurarak degerlendirebilmeliyiz butun bu ayetleri.

    1) yuce Allah gondermis oldugu butun Resullerinin ve elbette hz. Muhammedin (a.s.) oncesinde ve sonrasinda olacak butun hadiseleri ezeli ilmiyle onceden bilen yuce ve alim bir Allah olmalidir. (Hac 75-76)

    2) hz. Muhammed (a.s.) buna binaen kendisinden sonra ummetinin veya diger ummetlerin ortaya koyabilecekleri bazi cok yanlis soz ve davranislari insanlara Kuran “ayetleri” vasitasi ile onceden haber verebilecegine,
    ve bunlarin vakti geldiginde kendi yolunu (= Kuran Yolu, 7/196) hakkiyla izleyen salih muminler tarafindan acikca taninip-idrak edilebilecegine su ayette
    soylece isaret etmis olmalidir:

    ey Muhammed de ki: Ovgu Allah icindir; O size ileride “ayetlerini” (= Kuranin hem gecmisi hem gaybi bildiren bu gibi ayetleri) gosterecek ve siz de onlari taniyip-idrak edeceksiniz; cunki Rabbin sizin “yaptiklarinizdan & yapacaklarinizdan” habersiz degildir. (Neml 93)
    ——————————————————————————

    ve dolayisiyla, yine hz. Muhammed (a.s.) bizlere yukaridaki ayetlerde bir miktar desifre edebildigimiz bu gibi bazi sahte hadis ureticisi munafiklarin gercekte seytan tarafindan yonlendirilmis olacaklarini su ayetlerde isaret edip haber vermis olmalidir:

    ********************
    (ey Muhammed), iste bunlar Allahin ayetleridir, bunlari sana hak olarak okuyoruz.
    o halde, onlar Allah’tan ve Onun (bu) ayetlerinden sonra hangi “hadise” (= dini soz) iman ediyorlar?
    yaziklar olsun butun (bu) IFTIRACI GUNAHKARLARA. (Casiye 6-7)

    (ey Muhammed de ki) ben size SEYTANLARIN kimlerin uzerine ineceklerini haber vereyim mi?
    onlar butun IFTIRACI GUNAHKARLARIN uzerine ineceklerdir. (Suara 221-222)
    ********************

    ve yine hz. Muhammed (a.s.) kendi sunnetine (= davranis & metod) tam olarak ve hakkiyla uyacak olan salih muminleri –yine Kuran tarafindan rivayet edilen– su saglam hadislerinde bizlere soylece haber vermis olmalidir:

    ********************
    ey Muhammed de ki: suphesiz ki, benim rehberim Kitabi indiren Allah’tir, ve O (bu Kitabiyla) –bana uyan tum– salih (muminlerin) de rehberligini yapacaktir. (Araf 196) (ayrica bkz. Ali Imran 31 & Enfal 64)–(Enam 50 & Enam 19)
    ********************

    —(az yukaridaki ayetlerde ise Allahin bu essiz Kitabini yetersiz bulup bunun disinda Allah ve Resul adina bos “hadis” (= dini soz) ureten & arayan iftiraci gunahkar kimselerin pesine takilan ve bunlari kendilerine rehber edinenlerin dustukleri & dusecekleri sefil ve asagilik durumu haber veren ayetleri incelemistik beraberce. 39/23 & 45/6-10)—

    ********************
    (ey Muhammed bil ki) ve O (Allah) “hukmune” hickimseyi ortak etmez. (Kehf 26)

    ey Muhammed de ki: o halde, simdi ben kendime Allahin disinda bir “Hakem” (= hukum ureten otorite) mi arayacak misim, ve O size bu Kitabi detaylica-aciklanmis olarak indirmisken? (Enam 114)

    (ey Muhammed) iste biz sana bu Kitabi bir Hak olarak indirdik,
    ta ki sen (ve sana hakkiyla uyanlar 7/196) insanlar arasinda Allahin sana (burada) gosterdigi gibi “hukum” veresin. o halde, sakin (Allahin Kitabi disinda senden hukum arayan, 4/60) hainlere arka cikma. (Nisa 105)
    ********************

    —o halde, ne mutlu Allah Resulunun (a.s.) tam izinden gidip sadece Onun Kitabiyla “hukmeden” salih muminlere; fakat yaziklar olsun bunun disinda Ona ve Resulune Kuran disi uydurma “hukumler” isnad etmek ve bunlari Allaha ortak kosmak arzusunda olan hainlere. 6/114 & 4/105 X 18/26 & 4/60)—

    ********************
    ve sonra biz sana (ey Muhammed) soyle vahyettik: oyleyse sen simdi bir “hanif”
    (= Allahi birleyen) olarak Ibrahimin milletine tabi ol; cunki o (Ibrahim kendisi de bir “hanif” oldugu icin, 6/161) asla ortakcilardan (= Allahin hukmune bunun disindaki uydurma hukumleri –Ona isnad ederek– ortak eden hainler 18/26 & 4/60 & 7/28) olmamisti. (Nahl 123)
    ********************

    —(o halde, ne mutlu atasi hz. Ibrahimin (a.s.) milletine bir “hanif” (= Allahi birleyen) olarak tabi olan ve boylelikle Allaha hukmunde hicbir ortak kilmayan hz. Muhammede (a.s.), ve daha sonra ne mutlu ona ayni bu sekilde hakkiyla tabi olan butun salih ummeti Muhammede; (16/123 & 18/26 & 6/114 & 7/196…
    fakat yine yaziklar olsun Allah ve Resulu (a.s.) adina Kuran disinda isnad edilmis uydurma hukumleri yuce Allaha ortak eden ve boylece “haniflige” (= Allahi birleme) ve bunu en guzel sekilde uygulayan hz. Ibrahim ve hz. Muhammede (alyhm.esslm.) ihanet eden sefil ve cahil hainlere. (18/26 & 16/123 & 4/105 X 4/60 & 6/114-116)—

    **********
    hz. Muhammedin (a.s.) vefatindan cok sonra tureyen ve iktidari ele gecirip Allah ve Resul adina “sahte ve duzmece hadis dini” kuran bu tip bazi arap emevi ve abbasi sarlatanlarin ve bunlarla isbirligi icinde hareket etmis olabilecekleri acikca idrak edilen bazi Isaperest sahte hristiyanlarin bu isbirligini ve karanlik icyuzunu Kuran ayetleriyle bir miktar daha aciga cikaran bazi kritik dini yazilari okumak icin ayrica su linke de girebilir dileyen arkadaslar:

    http://kurandaceliskiyoktur.com/?p=61#comments

    *********

    dogrularim Allah’tan, yanlislarim nefsimdendir.
    selam ve saygilarimla.

  19. Sayın imam Ali aksoy ve arkadaşları sakın merhameti elden bırakmayın.Hatta diyorum ki internette bu sitenizle tanışan insan sayısı azdır,resmi kurumlardan izin alıp bu dininizi açıktan yayabilirsiniz.Madem siz haklısınız bunu deneyebilirsiniz.Eğer insanlara gerçekleri anlatmasanız(!) yarın sorguya çekilirsiniz yoksa size verilen bu ayrıcalık karşılığında dininizi anlatamamanızdan dolayı azaba müstehak olabilirsiniz (!).Peygamber Efendimiz(s.a.s) bir hadis-i şeriflerinde “Kafirler,kafirler hakkında gelen ayetleri müslümanlara yüklerler” buyurmaktadır.Yine bir hadis-i şeriflerinde “Bir zaman gelir,sünnet unutulur,bid’atler ortaya çıkar.Sünnete uyanlar garip olur,yalnız kalır.Bid’atlere uyan ise kendilerine çok arkadaş,yardımcı bulur.”(Şir’a).Başka bir hadis-i şeriflerinde “İslam dini,garip olarak başladı,sonu da garip olacaktır.”(Müslim,Tirmizi). Herbiri bir mucizeyi anlatan bu hadis-i şerifler gösteriyor ki ümmetinin iflahına aşırı düşkün olan Efendimiz(s.a.s) müslümanların ahir zamandaki durumundan haberdardı onları unutmuş ve yalnız bırakmış değildi.Yine başka bir önemli hadis-i Şeriflerinde “En iyi,en hayırlı insanlar benim asrımda bulunan müslümanlar(Eshab-ı Kiram)dır.Onlardan sonra en iyileri,onlardan sonra gelenler(Tabiin)dir.Onlardan sonra da en iyiler onlardan sonra gelenler(Tebe-i tabiin)dir.Onlardan sonra gelenlerde yalanlar yayılır.Bunların sözlerine,işlerine inanmayınız.”(Buhari).Şimdi sana diyorum sayın Ali Aksoy bu hadis-i Şeriflere sizi anlattıkları için mi itimad etmiyorsunuz,diyelim ki dediğiniz hadisler değiştirilmiş olsa bile o kadar asır aradan sonra sizler gibi yalancıları anlatması doğrusu bir mucizedir.Ali aksoy yukarıdaki hadis-i şerifleri gözönüne aldığımızda(ister itimad et ister etme)islam dini ilk dört asırdaki insanlar tarafından kesinlikle değiştirilmemiş olduğu anlaşılıyor.Çünkü sizin gibi yalancılar genelde ilk dört asırdan itibaren türemişler ancak hiçbiri bu son asır yalancıları gibi haddi aşamamışlar.Ali Aksoy sana ve yardımcılarına ne kadar anlatılrsa anlatılsın yine fayda vermez ama ben gene örnek vermeden geçmeyeceğim.”Sana yakin gelene kadar rabbine dua et.”Ayetini gözönüne alalım.Burdaki “yakin” anlamından ibadetle bazı özel hallere muvafak olma anlamına göre yorumlarsak senin gibi sapıtırız.Alevilerde bu anlama göre hareket ediyorlar.Doğru anlamak ne yapmamız lazım İslam dininin ikinci senedi olan hasis-i şeriflere bakıp bunun üzerine ayet-i kerimenin manasını açıklamak lazım.Yani ayetteki “yakin” den ölüm kastediliyor.Bunun gibi sana daha birçok ayeti gösterebilirim ama fayda etmeyeceğini düşündüğümden örnek veremeyeceğim.İşte evel ki örnek gibi sizlerde hiçbir senet kabul etmeden ayetleri böyle yorumlarsanız sapıtırsınız.Siz yolunuza devam etmede ısrar edin hangimizin doğruyu savunduğunu yakin gelince anlarsınız.

  20. SAYIN MAHMUT BEY

    Senin kuran’ın (k) si ile bir bağlantın bile yok.!!
    ali aksoyun dediği gibi zır cahilsin.!!

    sen ve senin gibiler dini aşure çorbasına çevirmişler.!!

    Bak kuran ne diyor;
    Biz bu kitabı sana, her şeyin ayrıntılı açıklayıcısı, bir doğruya iletici, bir rahmet, Müslümanlara bir müjde olarak indirdik..
    16 Nahl Suresi 89

    Görüldüğü gibi ayette Kuran’ın her şeyi açıkladığı, bizi doğruya ilettiği söylenmektedir. Kuran her şeyi açıklıyorsa Buhari, Müslim diye kaynaklara, ilmihal kitaplarına ne gerek var? Allah her şeyi Kuran’da açıkladığını söylerken niye hâla Hanbeli, Şafi, Şii, Hanefi, Caferi, Maliki diye mezheplerden medet umuyoruz? Neden Allah Kuran’da bize Müslüman (İslam olan) diye isim takmışken Sunni, Şii, Hanefi, Şafi diye isimleri kullanıp Allah’ın bize verdiği ismi yetersiz görüyoruz?

    Hükmün yalnız Allah’ın olması (12 Yusuf Suresi 40) ve Allah’ın hükmüne kimsenin ortak kılınmaması (18 Kehf Suresi 26) için Allah’ın hükümlerinin hepsini içeren Kuran’ı dinin tek kaynağı yapmak zorundayız. Eğer Allah’ın hükmü olmayan, Allah’ın olmayan kitapları, dini hüküm kaynağı yapıyorsak (İster mezhep ilmihali, ister hadis kitabı olsun) Allah’ın kitabı Kuran’la çeliştiğimizi bilmeliyiz. Bu kitapların Buhari, Müslim, Ebu Davud gibi adları ve mezheplerin Hanefi, Şafi, Caferi gibi adları, bu hükümlerin sahiplerinin Allah değil, bu şahıslar olduklarını daha baştan adlarıyla ortaya koymaktadır.

    Allah’a çağıran, yararlı işler yapan ve ben Müslümanlardanım diyen kimseden daha güzel söz söyleyen kim vardır?

    41Fussilet Suresi 33

    Rabbinin sözü hem doğruluk, hem adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirecek hiçbir kuvvet yoktur.

    6 Enam Suresi 115

  21. Sayın Ali aksoy nasıl bir çıkmanız içinde olduğunuzu anlamak için düşüncelerinizin tarihsel içindeki gelişim evrelerini incelemeniz gerekir.Yani kimleri önder alışınız bu önderlerin kimlerden etkilendiği çok önemlidir.Bana atılan Kur’anı Kerimi idrak etmeme iftirasına gelince yanlış meallendirmelerle konuyu çarptırmaktan Allah’a sığınışımdan dolayıdır.Bir ayet-i Kerimede meallen “Size,ayetlerimizi okuyacak,sizi her kötülükten arıtacak,size kitabı ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek olan aranıza,bir resul gönderdik.”(Bakara 151) ayetten anlaşılıyor ki Kur’anı anlamak için özel bir rehbere ihtiyaç vardır ki bu şüphesiz Peygamber Efendimiz(s..a.s) dir.Aslında biz ayet-i kerimeleri ancak o Rehberin sünnetleri ışığında açıklayabiliriz.Çünkü bize hikmeti ve bilmediklerimizi bildirecek tek mercii Allah’ın Resulüdür.(S.a.s).Eğer Kur’anı Kerim açıklamasız öğretilseydi Peygamberimize(s.a.s) sadece “tebliğ et yeter” denilirdi,ayrıca açıkla denmezdi halbuki bu da emredilmiş.Yine başka bir Ayet-i kerimede “Kur’anı insanlara açıklayasın diye indirdik.”(Nahl 44) Başka bir ayet-i Kerimede ise “Biz bu kitabı,hakkında ihtilafa düştükleri şeyi insanlara açıklayasın ve iman eden bir kavme hidayet ve rahmet olsun diye sana indirdik”(Nahl 64)Ayetten anlaşılyor ki Kur’anı Kerimdeki her bilgi açık değildir ve peygamberimizin(s.a.s) açıklamasını gerektirir.İşte sırf bu yüzdendir sizin gibi ayetleri açıklamada profesör kesilmiyorum.Bu ara benim dinimi ne diyanet işleri ne de bu şu bana öğretmiştir.Dinimi Yüce Allah’ın hidayetiyle az da olsa anne ve babamın yönlendirmesiyle araştırarak öğrendim.

  22. Selam Mahmut;

    Bir kaç soru;

    Madem biz Kuran’ı ancak hadislerle anlayabiliriz ve hadisler olmazsa Kuran bizim için anlaşılmaz bir kitap olur, o halde Resul bu hadislerin muhafazası için ne gibi tedbirler almıştır ?

    Resul’ün dilinden dökülen her söz, yapıp ettiği her şey tamı tamına bize erişmiş midir ?

    Resulün aldığı tedbirlerde bir aksaklık yahut ihmal mi vardır ki, hadis adı verilen rivayetler birbiri ile olabildiğince tutarsız, çelişkili bilgiler ihtiva etmektedir.

    Bu sorulara verdiğin olumsuz cevapların Resule hakaret ve iftira ve mevcut dininin de eksik olduğunun kabulü anlamına geleceğini ihtar ederek sana muhabbetler sunuyorum.

    Artık sen de, başka soru sorup konuyu dağıtmak yerine bu sorduklarıma sırası ile cevap verirsin değil mi ?

  23. Selam Toprakerdem. Benim cahil olduğuma gelince ben bir aynayım.Yani nasıl görmek istiyorsan öyle görülürsünüz.Sayın Ali Aksoy biz Kur’anın mücmel ayetlerini hadis-i şerifler ışığında çözebiliriz.Bunu müçtehid imamlarımız tefsilatıyla açıklamışlar.Yani bizim arayışımıza mecal bırakılmamış olur. sorularınıza gelince,hadislerin korunması için resul ne gibi tedbirler almıştır demişsiniz derim ki,öncelikle hadislerin nasıl oluştuğunu bilmek lazım bunu açıklayan ilme usulü hadis ilmi deniliyor.Yani hadis-i şeriflerin nakli sırasında hangi aşamalardan geçtiğini,hangi hadisin hangi durumlarda söylenildiği,hadisin ravilerinin kimler olduğu bu ravilerin kimlerle görüştüğü,kısacası bunların hayatı en ince noktasına kadar inceleniyordu.Böyle bir kişiden hata ile olsa bile yalan bir söz,sözüne sadık kalmama,ilmiyle amel etmeme gibi anormal bir durumla karşılaşılsaydı artık o kişiden bir daha hadis alınmazdı.Özellikle Allah Resulü(s.a.s) söylemediği sözleri, kendisine isnat edenlerin Cehennemdeki yerini hazırlasın buyurarak hadis-i şerifleri değiştirenleri acıklı bir azabın beklediğini haber vermiştir.Bundan sonra aklı başında olan bir müslüman hadisi naklederken çok dikkatli olmak zorunda kalmıştır.Nitekim sahabe efendilerimizin büyük bir kısmı fazla hadis nakletmekten kaçınmışlar.Hatta Hz.Zübeyr bin Avvam(r.a) Peygamber Efendimizden(s.a.s) sadece 18 hadis nakletmiş.İsteseydi binlercesini nakledebilirdi.Hadisleri nakleden diğer sahabeler,onca hadisi hıfzetmelerine rağmen rivayet ederken mutlaka ellerindeki senetlere başvururdu,ve bunu sonrakilere aynen bildirmişlerdir.Burdaki hadisleri nakletme farklılığına, sahabilerin hıfz etme durumlarına güvenip/güvenmeme ya da bazı sahabilerin önemli olan bazı işlerle meşguliyeti(özellikle ilk dört halife) gibi etkenler etki etmektedir. Daha sonralarda hadisleri nakleden sahabe efendilerimizin bazılarının vefat etmeleri diğerlerinin ise insanlara islamiyeti anlatmak için uzak yerlere gittiklerini düşünürsek hadis-i şeriflerin biraraya toplanması önemli bir mevzuu haline geldi ve hadisler senetleriyle birlikte toplatıldı.Hadis-i şeriflerin biraraya toplanması çok dikkat istediğinden ömrünü bu ilme adayan birçok hadis alimini görmekteyiz.Örneğin Taberani gibi muhaddisler hadisleri toplamak için Mısır,Hicaz,Yemen gibi yerleri otuz üç sene dolaşır.Aynı şekilde İmam Buhari hadis aldığı ravilerin güvenilir olmsına dikkat eder,hadis toplamak için onaltı yıl birçok yere gider.Bu kadar zamanda bu ilimle meşgul olanlar şüphesiz Efendimizin(s.a.s)sözleri ifade tarzını,üslubunu,neyi anlatmak istediğini gayet iyi bir şekilde idrak edebiliyorlardı.Bir hadisin sıhatli olup olmadığını burdan da anlıyorlardı.Nasıl ki bir yazarın şiirleriyle uzun zaman meşgul olan birisi,bu şiir arasına sıkıştırılan bir sözü yazarın üslubundan anlayabiliyorsa aynen öyle muhaddisler,hangi hadisin güvenilir olup olmadığını seçebiliyorlardı ve ona göre hadisi alırdı.Sonraki hadis alimleri hadis kitapları arasına sıkıştırılan sözleri ayıklıyorlardı.Böylece hadisler günümüze nakil yolluyla tastamam sağlıklı bir şekilde bize ulaşmış oldu.

  24. Selam Mahmut;

    Cevabın için teşekkür ederim. Ancak sorumun yanlış anlaşıldığını düşünüyorum. Sen, sonra gelen kişilerin hadislerin / rivayetlerin toplanması aşamasında gösterdikleri titizlik ve çabadan bahsetmişsin. Ben bunu sormuyorum.

    Sorumun birinci kısmı şudur; Eğer hadisler Kuran’ın anlaşılması için olmazsa olmaz bilgiler ise, eğer hadisler din hükmüne kaynaklık edecek veriler ise, Peygamber’in aynı Kuran hususunda yaptığı gibi bunların tamamının gelecek kuşaklara tam ve doğru olarak erişmesi için çaba harcamış, tedbir almış olması gerekir. Ya değilse Kuran anlaşılmaz bir şey, Din de hüküm kaynağı zaafa uğradığı için bölük pörçük / eksik kalmış olur. Peygamber tarafından hadislerin korunması adına alınan tedbirlerin nelerden ibaret olduğunu soruyorum.

    Önce bunu sonra da ikinci ve üçüncü sorularımı yanıtlamanı rica ediyorum.

    Muhabbetlerimle…

  25. burada yine birkac cok onemli hususa deginmek ve bu hususlarda izlememiz gereken en temel bazi dogru dini prensiblerin herbirini Kuran ayetleri ile saglamca, Allah’in izniyle, ortaya koymak ve delillendirmek istiyorum.

    1- Kuranin “aciklamasi” (= beyanehu) sadece yuce Allaha ait olmalidir. (75/18-19)
    2- hz. Muhammed (a.s.) ve ona hakkiyla uyarak sadece bu Kitabi indiren Allahi kendilerine tek Rehber (= Veliyyu) edinen butun salih muminler (7/196 & 32/4 X 18/102) bu “aciklamayi” (= beyanehu) ogrenebilmek icin, oncelikle dikkatle Kuranin okunusunu takip etmeye devam etmelidirler. (75/16-19) cunki yuce Allah butun onemli dini hususlarin herbirini Kuranin ileriki ayetlerinde mutlaka Kendisi aciga kavusturacak olmalidir. (75/16-19)

    birkac somut ornek:

    = Fatiha 4 ve Mutaffifiin 11 ayetinde bahsedilen “Din Gunu” (= yevmiddiyn) ne oldugu ve mahiyeti yuce Allah tarafindan Infitar 18-19 ayetlerinde aciga kavusturulmus olmalidir.

    = Fatiha 7 ayetinde bahsedilen “Sapkinlar” (= eddaalliin) ifadesinin temelde ne tur sahislari ve davranislari kapsayabilecegi Ali Imran 90, Hicr 56, Enam 77, Suara 86 vb. gibi daha bircok ayetlerde aciga kavusturulmus olmalidir.

    = Enam 161 ayetinde bahsedilen “Ayakta Duran Din” (= diinen qiyamen) ne oldugu ve nasil uygulanmasi gerektigi Yusuf 40 ayetinde aciga kavusturulmus olmalidir.

    = Hicr 99 ayetinde bahsedilen “elyaqiin” (= eminlik duygusu) ifadesinin hangi temel anlamlarda (cunki bazi ayetlerde yuce Allahin Kuran’da temelde onay verdigi ‘bircok anlamlar’ ayni anda algilanabilir; yeterki burada Kuran disi bir uydurma devreye sokulup buna binaen sapkin & mesnetsiz & uydurma bir aciklama uretilmesin) algilanabilecegi Neml 22, Vaqia 95, Muddessir 47 vb. gibi bazi ayetlerde aciklanmis olmalidir.

    ve bunun gibi daha sayisiz guzel ornekler.

    3) bu husustan ayri olarak bir de yuce Allahin indirdigi Kitabin hz. Muhammed (a.s.) ve onu hakkiyla izleyen butun salih muminler tarafindan diger tum insanlara “acikca iletilmesi” (= litubeyyine linnasi & letubeyyinunnehu linnasi) ve asla “gizlenmemesi” sorumlulugu mevcut olmalidir. (3/187 & 16/44, 5/67)

    ********************

    4) peki Kuran’da hz. Muhammede (a.s.) verildigi bildirilen “hikmet” acaba ne olmalidir?

    ———-
    …ve Allah sana (ey Muhammed) Kitabi ve “hikmeti” indirdi ve (boylelikle) sana bilmediklerini ogretti… (Nisa 113)

    …ve (O Resul Muhammed) size ayetlerimizi okuyor ve (boylelikle) sizi arindiriyor, ve size Kitabi ve “hikmeti” ogretiyor ve (boylelikle) size bilmediklerinizi ogretiyor. (Bakara 151)
    ———-

    ** oncelikle, Kuran’da ayni zamanda hz. lukmana da (a.s.) bir “hikmet” verildigi ozellikle vurgulanmis ve daha sonra ona verildigi bildirilen bu “hikmet,”

    ve o zaman Lukman ogluna DEDI KI:

    ibaresinin ardindan gelen “butun ilahi ve erdemli sozlerle” sergilenmis olmalidir. (Lukman 12-19)
    dolayisiyla, Kuran’da hz. Muhammede (a.s.) yuce Allah tarafindan vahyedilen

    ey Muhammed (onlara) DE KI:

    ibaresinin ardindan gelen “butun ilahi ve erdemli sozleri” burada, oncelikli anlamda, hz. Muhammede (a.s.) yuce Allah tarafindan Kuran’da verilmis olan buyuk bir “hikmet” olarak anlayabilmeliyiz.

    ** daha sonra yine Kuran’da yuce Allah tarafindan vahyedilen ve

    cocuklarinizi oldurmeyin…
    zinaya yaklasmayin…
    nefsi oldurmeyin…
    yetim malina yaklasmayin…

    seklinde devam eden “butun ilahi ve erdemli hukumler” yine burada acikca bir “hikmet” olarak nitelendirilmis olmalidir. (Isra 31-39) dolayisiyla, Kuran’da hz. Muhammede (a.s.) vahyedilmis olan bu tip “butun ilahi ve erdemli hukumleri” burada, daha sonraki ikinci anlamda, yine ona yuce Allah tarafindan Kuran’da verilmis buyuk bir “hikmet” olarak anlayabilmeliyiz.

    ********************

    5) hz. Muhammed (a.s.) asla kendi hevasindan hicbir “hadis” (= dini soz) uretmeyi ve sonra bunlari –hasa– Kuranin arkasinda ikinci bir kaynak haline getirmeyi kesinlikle benimsememis olmalidir. cunki o Resul (a.s.) sadece yuce Allahin ona Kuran’da vahyettigi mubarek “hadisi serifler” (= “ey Muhammed deki” seklinde Kuran’da kayit altina alinmis olan tum mubarek nebevi hadisler) ebedi olarak anilmayi kesinlikle benimsemis ve icten arzulamis olmalidir. (53/3-4 & 6/19 & 6/114)

    ———-
    not: tarihen de sabit olan= hz. Muhammedin (a.s.) kendisinden cikan Kuran disindaki butun sozlerini duyup “hadislestirmek” isteyen bazi –Kuranin degerini ve yeterliligini ve agirligini asla anlayamamis ya da takdir edememis ya da hakkiyla iman edememis 18/109 & 59/21– kit akilli veya dupeduz munafik birtakim araplari direkt olarak bu isten menetmis olmasi ve butun bu cevaz verilmemis kaynaklarin derhal imha edilmesini emretmis olmasi hadisesi onun bu muazzam “Kuran askinin” ve “Allaha olan derin hasyet, saygi ve sevgisinin” ve “Kuranin degerini ve yeterliligini ve agirligini en iyi sekilde idrak etmis olmasinin” (59/21 & 18/109) en guzel tarihi delillerinden biri hukmunde de olmalidir ayni zamanda Allahualem. 6/114 & 39/23 ~ 45/6-7 & 59/21…
    ———-

    6) hz. Muhammede (a.s.) ve Kurana siddetle karsi cikan ve isyan eden onun donemindeki butun azili basta bazi arap bozmasi inkarcilarin herbirinin

    = genelde Allahin varligina kesinlikle inanmis, (23/84-89)
    = ve kendilerinin hidayet bulmus kimseler olduklarina kesinlikle inanmis, (7/28 & 30)
    = ve hatta hz. Muhammedi (a.s.) –hasa– oldurdukleri takdirde direkt olarak cennete alinacaklarini sanan ve uman (70/36-38) hastalikli ve en zalim kimseler olduklarini (cunki Allah katinda en zalim kimseler Onun adina yalan soz ve hukum ureten hainler olmalidirlar 6/93 & 4/60 & 7/28)

    asla unutmamaliyiz.
    dolayisiyla, hz. Muhammedin (a.s.) vefatindan cok sonra tureyen ve Allah ve Resul adina uydurduklari Kuran disi “sahte ve mesnetsiz duzmece hadis ve hukum kulliyatini” kendilerine din edinen yine bu bir takim arap bozmasi emevi ve abbasi munafiklarin ve hainlerin ve suursuzca bunlari takip eden cahil kimselerin de
    bugun hz. Muhammedin (a.s.) gercek “sunnetine” (= davranis & metod) ve Kuran’da aktarilan gercek mubarek “hadislerine” (= dini sozler) ve “hukumlerine” hakkiyla uymaya calisan (7/196 & 6/19 & 6/114…) salih muminlere yine temelde Allah ve din adina buyuk garez ve nefret ve ofke duyabilmelerini ibretle & esefle
    karsilamaliyiz. fakat buna ragmen yine de bu gibi kimselere karsi da temelde affi ve merhameti ve adaleti ayakta tutma kuvvetine elimizden geldigince sahip olabilmeliyiz. (7/199 & 3/134 & 5/8…) cunki bu insanlarin icinde de ileride gercekten Allah ve Resulunun bu en kudretli ve en essiz ve en derin tek Mirasina (59/21 & 17/88 & 18/109) hakkiyla donecek ve gercek Muhammediligi yasayacak
    (3/31 & 8/64 ~ 7/196) bircok kardeslerimiz olabilir. (60/7)

    7) fakat bunun disinda kalan azili Kuran dusmani bir kisim arap bozmasi emevi munafik ve hainleri ve bunlarin uydurmalarini suursuz bir azimle takip eden sefil cahilleri ise, elbette yuce Allah ve Resulu Kuran ayetleri vasitasiyla bizlere “mucizevi” tarzda bildirip onlarin maskelerini dusurmeye ve ibretlik cirkin yuzlerini tum salih inananlara acikca desifre etmeye muktedir olmaya devam edecek olmalidir. (27/93)
    cunki Kurani yetersiz bulup “sahte hadis dini” olusturarak Allaha ve Resulune tuzak kurmus ve ihanet etmis olan bu arap bozmasi emevi ve abbasi kralliklari ve isbirligi yaptiklari roma bozmasi Isaperest sahte hristiyanlari ve bunlarin
    beraberce uydurduklari “degersiz ve duzmece hadis kulliyatina” kulluk edecek olan tum sefil ve cahil hainleri arkadan kusatmis olan yuce Allah onlari kendi kurduklari bu cirkin tuzagin icine ebediyen gommeye de muktedir olacak olmalidir.

    ******************************
    ey Muhammed de ki: Ovgu Allah icindir; O size ileride “AYETLERINI” (= Kuranin hem gecmisi ve hem de gaybi bildirecek olan bu gibi bir kisim tum mucizevi ayetleri) gosterecek ve siz de onlari taniyip-idrak edeceksiniz; cunki Rabbin sizin “YAPTIKLARINIZDAN & YAPACAKLARINIZDAN” habersiz degildir. (Neml 93) (ayrica bkz. 22/75-76)
    ******************************

    o halde, bu ornekleri burada bir miktar daha incelemeye ve hep birlikte ibret almaya devam edelim:

    1) yuce Allaha gore Kuran hz. Muhammed (a.s.) uzerine indirilmis en guzel ve tek “hadis” (= dini soz) olmalidir. ve yuce Allah kendi Resulunun uzerine Kuran disinda hicbir “hadis” (= dini soz) indirmedigine bizzat Kendisi sahitlik etmis olmalidir. (39/23 & 45/6-7) ve yuce Allah kendi Resulu uzerine Kuran disinda baska “hadisler” (= dini sozler) de indirildigini iddia edebilecek olan bazi kimseleri “iftiraci gunahkarlar” olarak nitelendirmis, ve hz. Muhammed (a.s.) bu “iftiraci gunahkarlarin” seytanin gudumuyle hareket etmis olacaklarini bize mucizevi tarzda onceden haber vermis olmalidir. (45/6-7 & 26/221-222) ve yuce Allah bu sefil ve hain “iftiraci gunahkarlara” ahirette uygulanacak korkunc cezalari bizlere yine Kuranda su ayetlerde acikca isaret edip bildirmis olmalidir. (45/6-10)

    ******************************
    (ey Muhammed), Allah (sana) en guzel “hadisi” (= dini soz) iki yolu gosteren bir Kitap olarak indirdi.. (Zumer 23)

    (ey Muhammed), iste bunlar Allahin ayetleridir, bunlari sana hak olarak okuyoruz.
    o halde, onlar Allah’tan ve Onun (bu) ayetlerinden sonra hangi “hadise” (= dini soz) iman ediyorlar?
    yaziklar olsun butun bu iftiraci gunahkarlara. (Casiye 6-7)
    ******************************

    ******************************
    (ey Muhammed), iste bunlar Allahin ayetleridir, bunlari sana hak olarak okuyoruz.
    o halde, onlar Allah’tan ve Onun (bu) ayetlerinden sonra hangi “hadise” (= dini soz) iman ediyorlar?
    yaziklar olsun butun (bu) IFTIRACI GUNAHKARLARA. (Casiye 6-7)

    (ey Muhammed de ki) ben size SEYTANLARIN kimlerin uzerine ineceklerini haber vereyim mi?
    onlar butun IFTIRACI GUNAHKARLARIN uzerine ineceklerdir. (Suara 221-222)
    ******************************

    ******************************
    (ey Muhammed) iste bunlar Allahin ayetleridir, bunlari sana hak olarak okuyoruz.
    o halde, onlar Allah’tan ve Onun (bu) ayetlerinden sonra hangi “hadise” (= dini soz) iman ediyorlar?
    yaziklar olsun butun (bu) iftiraci gunahkarlara.
    Allahin ayetleri (= yuce Allahin mubarek Resulu uzerine sadece Kurani en guzel bir “hadis” olarak indirdigine ve bunun disinda kesinlikle hicbir “hadis” indirmedigine acikca sehadet eden ayetler, 39/23 & 45/6-7) kendisine okundugunda
    mustekbirce inat eder, sanki o (ayetleri) isitmemis gibi. o halde, (ey Peygamberin gercek eserine uyan salih mumin) sen onu elemli bir azabla mujdele.
    ve o bizim ayetlerimizden (= yuce Allahin mubarek Resulu uzerine sadece Kurani en guzel bir “hadis” olarak indirdigine ve bunun disinda kesinlikle hicbir “hadis” indirmedigine acikca sehadet eden ayetler, 39/23 & 45/6-7) bir sey ogrendigi zaman, onu hafife alma konusu yapmak ister. iste bunlara rezil edici bir azab var olacaktir.
    ve arkalarindan cehennem (gelecektir). ve su an kazandiklari seyler (= mallar ve adamlar vs. 23/55-56) onlara hicbir fayda saglamayacaktir, ve Allahin disinda edindikleri bu rehberler de (= bu adi yalanlari ve duzmece sahte hadisleri Allaha ve Resulune isnad eden sefil iftiracilar) ve onlar icin buyuk bir azab var olacaktir. (Casiye 6-10)
    ******************************

    ** nitekim hz. Muhammedin (a.s.) vefatindan cok sonra tureyen arap bozmasi bazi emevi munafiklar hz. Muhammedin (a.s.) uzerine –hasa– Kuranin bir misli kadar daha “hadis” (= dini soz) indirildigi iftirasini ortaya atmislar ve bu sefil yalana inanmayanlari “dinden cikmakla” ve “cehennemle” tehdit etmis olmalidirlar. elbette bu seytanlar ancak suursuzca kendilerini rehber edinmis kimseleri korkutabilirler bu igrenc uydurmalariyla. (3/175 & 7/30)–(45/6-7 & 26/221-222) Allah ve Resulune gercekten bagli kalarak sadece Kurani izlemeye calisan ve boylelikle aynen hz. Muhammed (a.s.) gibi sadece bu buyuk Kitabi indirmis olan Allahi kendilerine tek Rehber (= Veliyyu) edinen tum salih muminler ise (7/196) ancak ve ancak Allahin buyuk tehdidinden korkmalidirlar. (3/175 & 7/196)–(39/23 & 45/6-10)

    2) Kuran disinda uydurulmus bu duzmece hadisleri takip ederek suursuzca kendilerine seytanlari rehber edinmis olacaklari haber verilen bu arap bozmasi emevi munafiklarin ne yazik ki kendilerini Allah tarafindan hidayete erdirilmis mehdiler (= muhtedune) sanacaklarina yine hz. Muhammed (a.s.) Kuran’da acikca isaret edip bizleri bu hususda da mucizevi sekilde haberdar etmis olmalidir. (45/6-7 & 26/221-222 & 7/30)

    ******************************
    (ey Muhammed), iste bunlar Allahin ayetleridir, bunlari sana hak olarak okuyoruz.
    o halde, onlar Allah’tan ve Onun (bu) ayetlerinden sonra hangi “hadise” (= dini soz) iman ediyorlar?
    yaziklar olsun butun (bu) IFTIRACI GUNAHKARLARA. (Casiye 6-7)

    (ey Muhammed de ki) ben size SEYTANLARIN kimlerin uzerine ineceklerini haber vereyim mi?
    onlar butun IFTIRACI GUNAHKARLARIN uzerine ineceklerdir. (Suara 221-222)

    …ve bir kisminin uzerine de sapiklik hak oldu; cunki onlar kendilerine Allahin disinda SEYTANLARI rehberler edindiler, fakat saniyorlar ki kendileri suphesiz hidayete erdirilmis-mehdilerdir. (= muhtedun) (Araf 30)
    ******************************

    ** nitekim bu arap bozmasi emevi ve abbasi bir takim sarlatan sozde meliklerin ve tarih icinde ve hatta bugun dahi bunlara (ve Allah ve Resul adina uydurduklari eserlere) tabi olan nice yandaslarinin kendilerini Allah tarafindan mutlak hidayete erdirilmis salih kimseler sandiklari ve hatta diger bircok cahil insanlara kendilerini “mehdiler” olarak lanse ettikleri de yine cok iyi bilinen ibretlik olaylardan olmalidir.

    ———-

    o halde, burada yine Allahin selami ve rahmeti hz. Muhammedin (a.s.) bizlere miras biraktigi tek kaynak yuce Kurani takip ederek boylelikle onun gercek sunnetine (= davranis & metod) hakkiyla uymaya calisan tum salih Muhammedilerin (7/196) uzerine olsun,
    ve Allahin laneti ve gazabi ise, hz. Muhammed (a.s.) adina Kuran disi tonlarca uydurma hadisi isnad ederek boylelikle Allaha ve Resulune ihanet etmis olan bu sefil ve cahil iftiracilarin (45/6-7) uzerine olsun,
    diyerek bitirmek istiyorum.

    dogrularim Allah’tan, yanlislarim nefsimdendir.
    halihazirda Hakki yasayan, veya bundan sonra artik batili tamamen birakip
    derhal Hakka donmeye karar verecek olan butun kardeslerime
    en icten selam ve sevgilerimle.

  26. Merhaba değerli dostlar…

    Sayın mahmut kardeşim

    Bu Kuran uydurulacak bir hadis(söz) değildir. Aksine o önündekini tasdikleyici, her şeyi detaylandırıcıdır. inanan bir topluluk için kılavuz ve rahmettir.

    12 Yusuf Suresi 111

    Allah, Kuran’ın uydurulan bir hadis olmadığını söylediği bu ayette, kitabın detaylandırıldığı gibi geleneksel İslamcıların bir türlü anlayamadıkları bir gerçeği de vurgular. Oysa gelenekçiler kitabın detaylı olduğunu görmezlikten gelip hadisleri, gelenekleri, şahsi görüşlerini Kuran’ın detayları yetersizmiş gibi dine sokarlar. Bunlarda da hadisler başroldedir. Oysa aynı ayet Kuran’ın uydurulmuş bir hadis olmadığını söyleyerek, anlamaya niyeti olana mucizesini sergiler.

    Şimdi sen bu hadise(söze) inanmazlarsa, belki de arkalarından kendini eritircesine üzüleceksin.
    18 Kehf Suresi 6

    Ayetten, Peygamber’in insanlar inanmıyor diye üzüldüğü yegane hadisin(sözün) Kuran olduğunu anlıyoruz. Peygamber Kuran dışında bir hadise kimseyi davet etmemiştir. Hiç kimsenin kendi hadislerini yazmasını da söylememiştir. Eğer Peygamber’in kendi hadisleri de dinin kaynağı olsaydı Peygamber’imiz onları da yazdırırdı, insanlar o hadislere inanmadığı için de kendisini eritircesine üzülürdü. Peygamberimiz’in uğrunda mücadele verdiği tek hadis Kuran’dır. Kuran’ın hadis kelimesiyle belirtip uymamızı istediği tek hadis de Kuran’dır. Kuran kendisi dışında uymamız gereken hiçbir hadise işaret etmez. Eğer Peygamber’in hadisleri(sözleri) de Kuran dışında dinin bir kaynağı olsalardı, Kuran bunu bir çok ayetle belirtirdi. Bu konuda tek bir ayet olmaması ve hadis kelimesinin Kuran’da gösterdiğimiz şekliyle kullanımı, günümüzdeki hadis kavramının sonradan uydurulduğunun açık bir delilidir.

    İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir ki, onları sana gerçek olarak okuyoruz. Hal böyleyken Allah’tan ve ayetlerinden sonra hangi hadise inanıyorlar?

    45 Casiye Suresi 6

  27. sayın mahmut kardeşim…

    KURAN HER DETAYI İÇERİR.!!!

    Allah size kitabı detaylandırılmış bir halde indirmişken Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım?

    6 Enam Suresi 114

    Kuran ana konuları verip, yan konular için bizi başka kitaplara, şeyhlere, ilmihallere, kütübi sitteye havale etmiyor. Kendisinin detaylandırılmış olduğunu söylüyor. Eğer ki bir yasağı, detayı, ibadeti Kuran’da bulamazsak; bu, o yasağın, detayın, ibadetin dinimiz ile alakası olmadığı anlamına gelir. örneğin ipek giymek veya midye, karides yemek ile ilgili Kuran’da bir ifade olmaması, ipeğin giyilebileceğini, midye ve karidesin yenebileceğini gösterir. Kuran’da bir fiilin yapılmamasına dair izah aramak gerekir, yapılması gerektiğine dair izaha gerek yoktur. örneğin ipeğin giyilmesinin yasak olduğuna dair izahın bulunamaması yeterlidir. Ayrıca ipek giyilebilir manasında bir ayete gerek yoktur. Bu mantığı şu ayette de gözlemleyebiliriz.

    Ey iman sahipleri; size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Kuran indirilirken onları sorarsanız size açıklanır. Allah onları affetti. Allah Bağışlayandır, Merhametlidir.

    5 Maide Suresi 101

    Allah kullarına güçlük çıkarmak istemediği için birçok konuda açıklama yapmamıştır. Eğer açıklama yapsaydı, o konularda da üzerimize sorumluluk binerdi. Allah birçok ayette dinin kolay olduğunu, insanlara güçlük çıkarmak istemediğini söylemektedir. Oysa hadis uydurucuları ve mezhepçiler sanki Allah unutmuş gibi Allah’ın açıklama getirmediği konuları açıklayarak, din adına zorluklar üretmişlerdir. Dinin yasakladığı her şey kötüdür, ama din her zararlı fiili yasaklamak zorunda değildir. Dinin açıkladığı hususları yerine getirmek bir sorumluluktur. Bu yüzden, dinde açıklanmayan hususların Allah’ın bize verdiği özgürlük alanları olduğunu anlamalı ve acilen Kuran dışında dine yapılan ilaveleri temizlemeliyiz

  28. SAYIN MAHMUT KARDEŞİM…

    ALLAH UNUTMAZ

    Rabbin asla unutkan değildir.

    19 Meryem Suresi 64

    Rabbimiz Allah, her şeyi bilir ve bu, bizim din adına tüm ihtiyaçlarımızı bildiği anlamına gelmektedir. Allah’ın açıklamadığı konular haşa unutkanlığından değil, bizi o konularda özgür bırakmak istemesinden kaynaklanır. Allah’ın açıklamadığı konuları açıklayarak dine yeni ilaveler, yeni detaylar getirenler, kendilerini Allah’tan daha mı akıllı sanıyorlar, yoksa bu ayeti ve Allah’ın kainattaki tüm ayetlerini görmezlikten gelip, Allah’ın indirdiğinin kendilerince eksiğini mi kapıyorlar?

    Kendilerine okunmakta olan Kitap’ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu?

    29 Ankebut Suresi 51

    Ne yazık ki geleneksel İslamcılara Kuran yetmiyor, yetmiyor, yetmiyor… Ne yapıp edip, gerektiğinde ayetleri çekiştirip, içinde binlerce uydurma olan hadisleri, dine ilave bir sürü hükmü uyduran mezhep imamlarının görüşlerini din diye yutturmak isteyenlere, Kuran yetmiyor. çünkü Kuran kadını gelenekçilerin istediği gibi kapatmıyor, haremlik selamlık yapmıyor, sanata, heykele yasak getirmiyor, sarığın, sakalın, cübbenin, Arap geleneklerinin makbul olduğunu söylemiyor. Bu yüzden birçok kişi Kuran Müslümanı olmaktansa Hanefi, Şafi, Şii olmayı tercih ediyor. çünkü Kuran’da olmayan bu yasaklara, bu örf dinselleştirmeciliğine, bu mezhepler geçit veriyor. Kişiler Kuran’ı açıp dini öğreneceklerine, kafalarında din oluşturup Kuran’da arıyorlar, sonra bu dini Kuran’da bulamayınca, bak Kuran eksikmiş diyorlar. Ne yazık ki yukarıdaki ayette geçtiği gibi bazı dinsizlere de, bazı dincilik şampiyonlarına da Kuran yetmiyor. !!!!!!!!!!!!

  29. SAYIN MAHMUT KARDEŞİM

    EKSİKSİZ KİTAP

    Kitap’ ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.

    6 Enam Suresi 38

    Allah Kitap’ta eksik olmadığını söylerken, Kuran’ı ölülerin arkasından okunan bir kitap gibi kullanıp, Kuran’ın manasından çok musikisine önem verenler, ne yazık ki bu ayetlerin manasını anlayamıyorlar. Kuran’ın yerine ilmihal kitabını, mana yerine musikiyi, canlılar yerine ölüleri, Kuran İslâm’ı yerine mezheplerin İslâmı’nı ön plana alanlar Kuran’ı, manayı ve canlıları ön plana almadıkça bu ayetlerin açık manasını da anlayamayacak gibi gözüküyorlar.

    154 Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?

    155 Hiç mi hatırınıza getirmiyorsunuz?

    156 Yoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var?

    157 Şayet doğru söylüyorsanız kitabınızı getirin.

    37 Saffat Suresi 154-157

    36 Neyiniz var? Nasıl hüküm veriyorsunuz?

    37 Yoksa okuyup, ders almakta olduğunuz bir kitabınız mı var? 38 İçinde keyfinize uyanın sizin olduğu.

    68 Kalem Suresi 36,37

    Sen de aralarında, Allah’ ın indirdiğiyle hükmet.

    5Maide Suresi 49

    Ayetlerden, dini hükümlerin Allah’ın indirdiğine dayanması gerektiğini görüyoruz. Allah’ın indirdiği kitaba dayanmayan hükümler, dinen temelsizdir. Yani dinen bir hüküm oluşturmazlar. Eğer Peygamber’in bir söz veya davranışı Kuran’a ilave bir hükme delil gösteriliyorsa, bilin ki o hadis ya Peygamber’e iftiradır, ya da Peygamber’in şahsi tercihi olan, dinen hüküm ifade etmeyen bir mesele dinselleştirilmiştir. Maide Suresi 49. ayetten anladığımız üzere Peygamber sadece Kuran’la hüküm verir ve sonuç olarak Kuran’da tüm dini hükümler vardır. Bir tek Kuran’ı dini kaynak yaparsak başka bir kaynağa, otoriteye ihtiyaç duymadan dinimizi buluruz.

    O yalnızca bir öğüt ve Mübin(apaçık) bir Kuran’dır.

    36Yasin Suresi 69

    Kuran’ın sıfatlarından biri olan Mübin, “beyan” kökünden olup apaçık, açık açık gösteren manalarına gelmektedir. Aynı ifadeye 27Neml 1, 28Kasas 2, 26Şuara 2 gibi ayetlerde de rastlarız. Kuran’ın apaçık olduğunu ifade eden bu ayetler, Kuran’ın tek başına anlaşılamaz olduğunu, ancak hadislerle, esbabı nuzul hikayeleriyle, mezhep imamlarıyla Kuran’ı anlayabileceğimizi söyleyenlere cevap vermektedir. 27Neml Suresi 79. ayette ise Peygamberimiz’e “Sen mübin gerçek üzerindesin.” deniliyor. Peygamberimiz’in insanlığa tanıttığı gerçeğin açıklayıcısı Kuran’dır. Bu yüzden Peygamberimiz’e izafe edilen her şey ancak Kuran’dan onay aldığı takdirde geçerlidir. Mübin olan Kuran; hem dini, hem Peygamber’i tanımamızda hepimize tek başına yeterlidir.

  30. SAYIN MAHMUT KARDEŞİM

    KURAN’A UYAN PEYGAMBER’E DE UYMUŞ OLUR

    De ki ” Ben sizi ancak vahiy ile uyarıyorum.”

    21 Enbiya Suresi 45

    Böylece biz seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin gelip geçtiği bir ümmete sana vahyettiklerimizi okuman için gönderdik.

    13 Rad Suresi 30

    Bu Kuran, bana, sizi ve ulaştığı kimseleri uyarmam için vahyolundu.

    6Enam Suresi 19

    Onlara ayetlerimiz açık açık okununca, bizimle karşılaşmayı ummayanlar “Bize bundan başka bir Kuran getir veya bunu değiştir.” dediler. De ki “Onu kendiliğimden değiştirmem benim için söz konusu olamaz. Ben sadece vahyolunana uyuyorum.”

    10Yunus Suresi 15

    Ayetlerde görüldüğü gibi, Peygamber’in açıkladığı ve uyduğu vahiy Kuran’dır. İnanmayanların reddettiği, değiştirilmesini istedikleri de Kuran’dır. Peygamber’in vazifesi kendisine vahiy olarak gelen Kuran’ı okumaktır. Peygamber’e uymak; Kuran’a uymak, Kuran’ın sistemine göre inanmak, hareket etmek ve yaşamaktır. Peygamber’imiz Kuran’da en çok “Resul” kelimesiyle tanıtılır. Resul Türkçe’de “elçi” kelimesinin karşılığıdır ki Allah bu kelimeyle, Peygamberimiz’in vazifesi olan Allah’tan aldığı mesajı insanlara iletmeyi vurgular. Ayetlerden gördüğümüz gibi bu mesaj Kuran’dır. Başka hiçbir kaynağa, hiçbir kitaba gönderme yoktur. Allah, Kuran dışında başka uyulması gereken vahiyler, kaynaklar olsaydı, onları da belirtir, onlara da uymamızı isterdi. Oysa bugünkü manzaraya baktığımızda yüzlerce cilt hadis ve fıkıh kitabının dinin kaynağı sayılarak Kuran’a eş koşulduğunu görüyoruz. Böylece Kuran’ın din konusundaki otoritesi ve kaynaklığı %100 iken, Kuran birçok kaynağın arasındaki bir kaynağa indirgeniyor. öyle ki Kuran’ın oluşturulan bu yeni yapıda hacim olarak payı %1’in bile çok altındadır. Gördüğümüz tüm bu ayetler, Kuran’ın değerini düşüren, Peygamber’e yalan sözler(hadisler) atfeden, Peygamber’e iftira eden bu mantığa karşı çıkar.

  31. SAYIN MAHMUT KARDEŞİM

    KURAN’IN ANLAŞILMASI İÇİN TEFSİR, HADİS, İLMİHAL … KİTAPLARINA İHTİYAÇ YOKTUR

    Onların sana getirdikleri hiçbir örnek yoktur ki, biz sana gerçeği ve en güzel yorumu (ahsena tefsir) getirmiş olmayalım.(25/33)

    Görüldüğü gibi kafirler hep Kuran ile uyarılmışlardır,bu yüzden kafirlerin itirazları da hep Kuran’a karşıdır. Yapılması gereken yorumlar da Kuran’ın içindedir. “En güzel yorum” ifadesinin Arapçası “ahsena tefsir”dir ve “tefsir” kelimesinin Kuran’da geçtiği tek yer yukarıdaki alıntıladığımız ayettir. Böylece Allah, Kuran’ın tefsirinin en güzel şekilde yine Kuran’la yapılacağının dersini vermektedir. Oysa Kuran’a eş koşulan birçok hadis de “Kuran tefsiri” diye satılan kitaplarda geçer. Kuran en güzel yorumu içerirken ayrıca başka yorum kitapları (tefsir kitapları) dinin kaynağı olamaz. Dinimiz tefsir kitapları olmadan da anlaşılır ve tastamamdır. Daha evvel belirttiğimiz sarf(türlü şekillerde açıklama), fussilet(detaylandırma) tipi kelimelerin Kuran için kullanılması da, Kuran’ın hiçbir hadis kitabına, mezhep kitabına, tefsir kitabına ihtiyaç duymaksızın her detayı içerdiğini gösterir.

    1 Rahman

    2 Kuran’ı öğretti

    55 Rahman Suresi 1,2

    17 Şüphesiz onu toplamak ve okutmak bize düşer.

    18 O halde biz onu okuduğumuzda sen de onun okunuşunu izle.

    19 Sonra onu açıklamak da bize düşer.

    75 Kıyamet Suresi 17,18,19

    Allah Kuran’ın öğretilmesini de, açıklanmasını da üzerine almıştır. Kuran, kendi kendini açıklar. Kuran’ın bir ayetinde anlaşılması gerekli konu tamamlanmadıysa, başka bir ayetin ilave yapmasıyla, o ayeti açıklamasıyla konu anlaşılır. Yoksa Kuran’ın, Kuran dışı hadis, tefsir, içtihat başlıklı kitaplara ihtiyacı yoktur. Bu kitaplardan, bu kaynakların gereğinden Kuran hiç bahsetmez. Kuran, Allah’ın kendisini öğreteceğini, açıklayacağını ve kendi içinde en güzel yorumu(ahsena tefsir) yaptığını söyler.(Kuran’ın kendi açıklamasına şu konuyu örnek verebiliriz. 1 Fatiha Suresi 4. ayet “Din gününün sahibidir O” şeklindedir. Din gününün ne olduğunu anlamayan kişiler tüm Kuran’da bu terimi araştırırlar. Bu terimin 15Hicr Suresi 35. ayet, 26 Şuara Suresi 82. ayet, 37 Saffat Suresi 20. ayet, 38 Sad Suresi 78. ayet, 83 Mutaffifin Suresi 11. ayet ve diğer geçişlerini inceleyenler bu terimin öldükten sonraki yeniden dirileceğimiz günü ifade ettiğini anlarlar. Bu örnekte olduğu gibi din adına anlamamız gereken tüm bilgi Kuran’ın içindedir. Kuran kendi kendini açıklar.)

    NOT:Yukarıdaki son birkaç yazı kurandakidin sitesinden alıntıdır…

  32. burada yine cok onemli gordugum birkac hususa deginmek,
    ve bunlari yine, Allah’in izniyle, saglamca Kuran ayetleri ile delillendirmek istiyorum.

    1) hz. Muhammed (a.s.) tum insanlara sadece bu Kuran “ayetlerini” okuyup-aktararak

    * hepimizi boylece arindirmis,
    * ve boylece hepimize “Kitabin ve Hikmetin” bilgisini-iletmis,
    * ve ayrica yine boylece hepimize daha onceden “bilgisini-bilmedigimiz bircok dini olaylarin” bilgisini-iletmis olmalidir.

    ve hz. Muhammed (a.s.) butun bunlari sadece ve sadece Kuran “ayetlerini” bizlere okuyup-aktararak yapmis olmalidir. (2/151 & 17/39 & 11/49)

    2) hz. Muhammede (a.s.) hakkiyla uyarak aynen onun gibi kendilerine sadece bu Kitabi indiren yuce Allahi tek Rehber (= Veliyyu) edinecek olan tum salih Rabbaniler (= Hakka gonul vermis Insanlar) da aynen onun gibi davranip oncelikle sadece bu Kitab uzerinde okuyup-calismali (73/1-4, 20 & 3/79) ve boylelikle bunu zihinlerine iyice yerlestirdikten sonra diger tum insanlara yine sadece bu Kuran “ayetlerini” okuyup-aktararak boylelikle onlara bu Kitabin ve Hikmetin bilgisini-iletmeli, ve boylelikle onlari hakkiyla uyarmalidirlar.
    (7/196)–(2/151 & 3/79 & 17/39 & 22/72 & 6/130…)

    ******************************
    iste boylece biz sizin icinizde sizden bir Resul (= Muhammed a.s.) gonderdik;
    boylece o (= Muhammed a.s.) size AYETLERIMIZI okuyup-aktariyor

    = ve -boylelikle- sizi arindiriyor,
    = ve -boylelikle- size KITABIN ve HIKMETIN ilmini-iletiyor (= yuallimukum),
    = ve -boylelikle- size daha once ILMINI-BILMEDIGINIZ (= talemuun) seylerin ilmini-iletiyor (= yuallimukum). (Bakara 151)

    —————

    iste bu (= Kuran hukumleri) Rabbinin sana (ey Muhammed) vahyettigi HIKMET bilgisindendir… (Isra 39)

    —————

    iste bu (= Kuran’da aktarilan tum Peygamber kissalari) sana (ey Muhammed) vahyettigimiz gayb haberlerindendir. Sen ve kavmin bundan once bunlarin ILMINI-BILMIYORDUNUZ (talemuha)… (Hud 49)

    ******************************

    Allahin kendilerine Kitab ve Hukum ve Peygamberlik verdigi hicbir insanin sonra kalkip halka: “Allahin disinda bana da kulluk-hizmet edin” demesi olacak is degildir. fakat o (= Peygamber a.s.) ancak: “Kitabin ilmini-iletmeniz (= tuallimuune) ve (daha onceden onu) okuyup-calismaniz (= tedrusuune) uzere Rabbaniler (= Hakka gonul vermis Insanlar) olunuz” derler. (Ali Imran 79)

    —————

    ve onlarin uzerine apacik AYETLERIMIZ okunup-aktarildiginda sen inkar edenlerin (bunlari) reddetme-egilimini hemen yuzlerinde tanirsin. sanki onlar az kalsin AYETLERIMIZI onlara okuyup-aktaran bu kimselere (= yukaridaki ayette bahsedilen Peygamberin izindeki Hakka gonul vermis Insanlar) saldiracaklar. o halde, (ey Peygamberin izindeki Insan) de ki: oyleyse, simdi ben size bundan daha kotusunu haber vereyim mi? Ates; Allah onu (bu AYETLERIN talimatini) inkar edenlere vadetmistir; ve ne kotu bir donus yeridir o. (Hac 72)
    ******************************

    not: son olarak aktardigim Hac 72 ayetinde yine bugun:
    hz. Muhammedin (a.s.) uzerine Kuran disinda hicbir “hadis” (= dini soz) kesinlikle indirilmedigini acikca isaret eden AYETLERI (39/23 & 45/6-7) bugun karsi taraftaki –Allah Resulu uzerine (hasa) Kuranin bir misli kadar daha “hadis” (= dini soz) indirildigi iftirasini uyduran– arap bozmasi emevi hainlere ve suursuzca bunlara ve uydurduklari “duzmece hadis kulliyatina” uyan tum sefil iftiracilara okuyan bircok gercek Muhammedi Rabbaniler (= Peygamberin izindeki Hakka gonul vermis Insanlar) ve bu AYETLERIN acik talimatini siddetle inkar ve reddedip bu salih Insanlara saldirma arzusu ile cildiran gunumuzun emevi zihniyetli bir takim zalimlerini anlatip haber veren mucizevi gaybi bir ayet olarak algilayabiliriz. (27/93 = 22/72)
    cunki Allah katinda en zalim kisiler Allah adina yalan uyduran kimseler olmalidirlar. ve mademki Allah ve Resul adina “yalan beyan” uydurmak ebedi cehennemle vadolunuyorsa Kitab’ta (10/68-70), o halde

    en guzel “hadis” (dini soz) olarak Peygamberimize (a.s.) indirildigi bildirilen bu Kuran ayetleri adedince (6348 kere) “ebediyen” Allahin laneti

    bu en az Kuranin misli kadar (= 6348) yalani uydurup (= bu yalanin kendi icinde bile yine “yalanci ve iftiraci” olmalilar, cunki Kuran disinda toplayip uydurduklari ve (hasa) bir nevi “vahiy urunu” olarak addettikleri sahte hadis kaynaklari ve sayisi bunun cok cok uzerinde olmali aslinda) Allaha ve Resulune isnad eden arap bozmasi bir takim emevi ve abbasi hainlerin ve bunlarin uydurmalarini Kurana ortak kosan tum cehalet, sefahet ve garez dolu “iftiraci gunahkarlarin” uzerine olsun. (39/23 & 45/6-10)

    Allahin rahmeti ve selami ise, hz. Muhammedi (a.s.) ornek alarak sadece Kurana uyan ve sadece bu Kuran “ayetlerini” okuyup-aktararak tum insanlara boylelikle Kitabin ve Hikmetin bilgisini-ileten ve tum insanlari bu Kuran “ayetleriyle” mujdeleyen ve uyaran tum salih Muhammedilerin uzerine olsun. (7/196)–(2/151 & 3/80 & 22/76 & 6/130…)

    dogrularim Allah’tan, yanlislarim nefsimdendir.
    halihazirda Hakki yasayan, veya bundan sonra artik inadi
    ve bagnazligi tamamen birakip butunuyle Hakka donebilecek
    bir yurek ve anlayis ve tovbe sahibi olan tum kardeslerime en icten selam ve sevgilerimle.

  33. Sayın mahmut kardeş
    Hadislerin doğru olduğundan nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz?
    Kur’anı Kerim in korunmuş olduğu ayet ile sabitken, hadisler de bir sürü çelişki olduğu halde
    furkan haber bildirdiğini neye dayanarak ısrarla savunuyorsunuz?
    Hadisler de ki sünnetin zamanla unutulacağı yolunda ki bilgilere yer ver vermişsiniz,
    Pekala Kur’anı Kerim de bulunan ayette verilen haberi de onlarla kıyaslayabilir misiniz?

    Ayette buyuruluyor ki;

    Furkan-30: Ve Resul derki; “Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kur’an’ı terk edilmiş olarak bıraktılar.”

    Korunmuş olan Kitabullahtır. Kendinizi bir zahmet Kur’anı ışığında sorgulayınız.
    Geç olmadan, zaman akıp geçiyor.
    Değişmeye açık olmadan hiç bir fayda elde edemezsiniz.

    13/11-Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez

  34. Sayın TOPRAK ERDEM KARDEŞİM açıklamalarınız için teşekkür ederim.
    Sayın Ahmet Mert Erdem -müsaadenle-sana birkaç soru soracağım.Öncellikle şunu belirteyim ki gayem kimseyi zaafa uğratmak olmayıp sadece tek yol diye üzerinde önemle durulan ve insanlara lanse edilen mantığın birçok konuda bile onu savunan şahıslarca nerelere götürülebileceği üzerinedir.
    TOPRAK ERDEM KARDEŞİMİZ’in belirtiği gibi Kur’anda açıkça belirtilmeyen canlı etlerinin yenilebileceği şeklindeki açıklamasını baz alarak sana soruyorum;Kur’an-ı Kerimde ismi geçmeyen canlıların etinden,katığından vs faydalanabilir miyiz ya da yapılıp yapılmaması açıkça belirtilmeyen fiilerde bulunabilir miyiz.
    Soruları cevaplayacağını ummarak selametle kalın diyorum.

  35. sn. mahmut arkadas,

    **********
    ey iman edenler, size aciklanirsa, sizi uzup-zor durumda birakabilecek seyleri sormayin. ve eger siz bunlari KURAN INDIRILIRKEN sorarsaniz, bunlar size (KURAN’DA) aciklanir. Allah bunlari AFFETMISTIR. ve Allah bagislayicidir, yumusaktir. (Maide 101)
    **********

    ayetinin acik beyanina binaen, Kuran’da Allah ve Resulu (a.s.) tarafindan bize acikca bildirilip yasaklanmamis seyler Allah tarafindan ozellikle esnek birakilmis & affedilmis konular olmalidirlar. Allah ve Resulu (a.s.) bize neleri yemenin kesinlikle haram kilindigini ise ayrica “detaylica” (= mufassalen) aciklamis olmalidir diger Kuran ayetlerinde. (Enam 145 & 119) bunun disinda kalan konular ise, ancak sahsi tercihler & secimler olabilirler. bunlari bazi sahislar kendileri icin kesinlikle uygunsuz & nahos bulup uzak durabilirler, diger bazi sahislar ise uygun & vasat bulup kendileri faydalanabilirler, eger cok arzuluyorlarsa.
    burada en IGRENC davranis ise, sadece biz kendimiz bunu kendimiz icin kesinlikle uygunsuz & nahos buldugumuz icin, Allah ve Resul adina bu sekilde Kuran disi “yalan hukumler” ureterek bunu baska insanlara da kesinlikle “haram kilma” curetinde bulunmak (Enam 145 X Nahl 116) ve boylelikle ayni zamanda Allaha hukmunde ortak kosma EN BUYUK IGRENCLIGINE (18/26 & 31/13) bulasmak olmalidir.
    (Kehf 26 & Enam 114 & Nisa 105 & Enam 145) X (Nahl 116 & Enam 119 & Maide 101 & Nisa 60)

    dilerim buradaki bu en buyuk ve affedilmez IGRENCLIGI (= Allaha HUKMUNDE ortak kosma, 18/26 & 31/13) burada boylelikle cok daha iyi idrak edip, bundan boyle bu konuda (= HUKUM sadece Allahindir, 12/40 & 4/105) –aynen Allah Resulu (a.s.) gibi– cok cok daha titiz davranma yolunu benimseriz hep beraber. (Enam 114 & 145)

    selamlarimla.

    —————-
    not: ayrica elbette yuce Allah Kuran’da butun buyukbas hayvanlari –deve & sigir & koyun & keci– insanlar tarafindan cesitli hizmet ve menfaatlerde kullanilmasi ve ayrica YENILMESI icin yarattigini,
    ve bunun disinda kalan hayvanlari –at & katir & esek vs–
    ise sadece bir guzellik olarak ve BINILMESI icin yarattigini ozellikle ve oncelikle isaret etmis olmalidir. (Nahl 5-8) dolayisiyla, butun inananlar yuce Allahin bu ilk ana yonlendirmesine ve tavsiyesine elbette gerektigi gibi zaten oncelikle kulak verecek olmalidirlar burada.

  36. Selam Mahmut

    Toprak Erdem’e sorduğunuz bu soruyu neden Kur’an’a, yani Allah’a sormuyorsunuz?

    Bakınız bu soruya Allah nasıl cevap veriyor;

    Maide Suresi 5/3

    3. “Ölmüş hayvan (leş), kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan, (henüz canı çıkmamış iken) kestikleriniz hariç; boğulmuş, darbe sonucu ölmüş, yüksekten düşerek ölmüş, boynuzlanarak ölmüş ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvanlar ile dikili taşlar üzerinde boğazlanan hayvanlar, bir de fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. İşte bütün bunlar fısktır. ……… ”

    Görüldüğü gibi mezheplerde ve ilmihallerde İNSANLARIN “haram” dedikleri; köpek, tilki, yırtıcı kuşlar, karga, balığa benzemeyen! deniz hayvanları, vb. KUR’AN’a baktığımızda haram filan değildir. İyi ve temiz olmak şartı ile bütün yiyecekler helaldir..

    MAİDE
    (4) Kendilerine neyin helal kılındığını sana soracaklar. De ki: “Hayatın bütün güzel şeyleri size helaldir.” Allah’ın size öğrettiği bilgiden bir kısmını öğreterek eğittiğiniz av hayvanlarına gelince, onların sizin için yakaladığı her şeyi yiyin, ama üstünde Allah’ın adını anın ve Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde o-lun: şüphe yok ki Allah hesap görmede hızlıdır.

    Bakara Suresi
    (172) Ey iman edenler! Eğer siz ancak Allah’a kulluk ediyorsanız, size verdiğimiz rızıkların iyi ve temizlerinden yiyin ve Allah’a şükredin.

    TAHA
    (81) [ve şöyle dedik:] “Size rızık olarak verdiğimiz temiz ve hoş şeylerden yiyin ama bunda ölçüyü aşmayın; yoksa, gazabıma uğrarsınız; Benim gazabıma uğrayan kimse, bilin ki, gerçekten kendini bütünüyle yıkıma sürükleyen kimsedir!”

    Maide Suresi
    (87) Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı iyi ve temiz nimetleri (kendinize) haram etmeyin ve (Allah’ın koyduğu) sınırları aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.

    Ne kadar açık değil mi?

  37. Selam Yunus Emre Gündoğdu

    Cevabınız güzel;biz, rızık olarak Allah’ın(c.c) bize lutfettiği güzel rızıklardan faydalanırız.Bunlardan temiz ve hoş olanlarını yiyebiliriz çünkü bize helal kılınmış.

    Dolayısıyla köpek v.b canlıların etinin yenilebileceğini Çünkü Kur’an Kerime baktığımızda buna dair ayetlerin olmadığını, yani etlerini yemek yasaklanmamış demişsiniz.Bu da ayetlerde geçen temiz ve hoş nimetler grubuna bu gibi canlıların dahil edilebileceği anlamına geliyor.Bir diğeri der sağlık açısından sorunlu değildir diye bu şu canlınının eti yenilir.Bir diğer şahıs da yılan,timsah v.b canlıların yenilebileceğini iddia eder belki o, bu ayetleri kendi nefsi tercihlerine göre değerlendirir.Ona da birşey denmez.Sonuçta zevkler ve renkler tartışılmazdır.Derken başka bir yerdeki insanlar başka başka canlıları da yiyebilirler.O zaman( Maide 5/3) bahsi geçen özellikteki canlılar dışında diğer canlı etleri yenilebilir.

    Yunus kardeşim kusura bakma;ama o zaman kimse kasaplardan et almaz.Herkes kendi evinin kasabı olur.O zaman her ferdin şahsi özelliği için ya bir kasap dükkanı açılmalı ya da her etin neye ait olduğu belirtilmeli.Tabi biz kasap dükkanlarına alışkın olmadığımız etleri de dahil edersek.Zaten fırsatçıların günümüzde bile millete alışılmadık etleri yutturduğunu hesaba katarsak o zaman kim bilir daha neler yutarız.Neyse devam edelim.
    Başka biri der ki domuzun yağından,postundan,vs faydalanabiliriz,bu kişiler bir de kasap olsalar bunları da bize yutturur.Yağ üreten birçok firma helalliğinin aslı astarı yokken millete bu vb.canlılardan elde edilen yağları da yutturur.Yani anlayacağınız herkes ictihad sahibi olur tabi bunlara sapık din düşmanlarını da katarsak bunlar başka yorumlarda da bulunabilir hani ne de olsa içtihat alanını genişlettik ya.Artık bundan sonra halimizin nerelere varacağı tahminlerle anlaşılabilir.
    Yunus kardeşim.Bu v.b sebeplere zemin hazırlayacağımız için bu v.b düşüncelerinize kesinlikle katılmam.O zaman bozulduğu zanettiğiniz güzel dinimiz tamamen bozulur,artık biz meallerin içine sıkıştırılan kocaman parantezlerin hükümlerine göre hareket ederiz.Hani meselelere hüküm giydirme alanı fazlalaşır ya.
    Artık siz neyi helal neyi de haram etme yollarını araştırırsınız.

  38. bu hususlarda cok onemli gordugum bazi en temel dini yaklasimlara izninizle deginmek istiyorum burada:

    oncelikle, yuce Allah Kuran’da temelde

    a) butun buyukbas hayvanlari, (16/5 & 39/6 & 6/143-144)
    b) butun deniz urunlerini, (5/96)
    c) butun kus turlerini, (56/21)

    oncelikle cesitli menfaatler ve sonra YENILMESI icin yaratmis olduguna acikca isaret etmis olmalidir. bunlarin icinde, hz. Peygamber (a.s.) inananlara haram kilinanlari ise, acikca ve detaylica su sekilde bildirmis olmalidir yine Kuran’da. (6/145 & 6/119 & 5/3…)

    bunlarin disinda kalan tum hayvanlari ve ozellikle

    a) at, katir vs… (16/8)
    b) kopek, kedi vs… (18/18)

    ise, yuce Allah sadece bir ZIYNET (= sus, guzellik) ya da BINILMESI icin yarattigina acikca isaret etmis olmalidir yine Kuran’da.

    tum bunlara binaen, yuce Allahin Kuran’da Resulune (a.s.) ve ona tabi olan tum ummetine boylelikle ogrettigi bu ilk ana yaklasimi & yonlendirmeyi asla ve hic gozden kacirmamaliyiz, bu isin evvelinde.

    bundan sonraki en temel Kuransal yaklasimimiz ise su olmalidir, Allahualem:

    eger herhangi bir din adami & hoca vs. grubu butun bu bildirilerden sonra kalkip Allah Resulunun bize yenilmesini acikca haram kildigi ve bizlere detaylica bildirdigi tum bu haram yiyeceklerin (6/145 & 6/119 & 5/3) uzerine bazi ekstra

    buyukbas hayvanlari,
    deniz urunlerini,
    kus turlerini,

    –kendileri bunlari “temiz” bulmuyorlar diye– haram kilmaya kalkarlarsa,
    ve biz de onlarin Allah ve Resul adina uydurduklari bu Kuran disi ekstra hukumleri kabul edip onlara tabi olursak, Allah esirgesin, bu din adamlarini & hocalari vs. kendimize “sahte RABLER” edinmis konumuna dusebiliriz. aynen bir takim yahudi ve hristiyanlarin bizden once dustukleri bildirilen bu ayni korkunc & igrenc bataklik gibi. (5/45 & 5/47) X (9/31)

    ———-
    cunki hz. Peygamberin (a.s.) Kuran’da bize ogretip acikca miras biraktigi dogru yol, yine en temelde, su olmalidir:

    1- HUKUM sadece Allah’indir. O Kendisinin –Din adina– HUKUM uretme yetkisine hickimseyi ortak etmez. (18/26)

    2- bu nedenle, hz. Resul (a.s.) ve ona hakkiyla uyan ummeti sadece Allahin
    HUKMU olan Kuranla hukum verirler; kendilerine Allahin HUKMU
    olan Kuran disinda hicbir HUKUM kaynagi asla aramazlar ve asla uretmezler. (7/ 196)–(4/105 & 6/114)

    3- hz. Resul (a.s.) ve ona hakkiyla uyan ummeti ihtilafa dusulen her konuda yine HUKMU sadece Allaha birakarak bu sekilde Onu kendilerine tek RAB edinirler. (42/10) Meleklerin ve Peygamberlerin ve Din Adamlarinin da –hasa– Allahin disinda –Din adina– ekstra HUKUM uretebileceklerini iddia eden ve boylelikle bu kimseleri Allahin disinda sahte RABLER edinmeyi benimseyen bir carpik & sakat dini anlayistan siddetle & nefretle & urpertiyle uzak dururlar. (42/10)–(4/105 & 5/45 & 5/47) X (3/80 & 9/31)

    4- hz. Resul’dan (a.s.) once yine sadece Allahin HUKMU olan Tevrat ve Incil ile hukmetmekle emrolunduklari halde, bunun disinda ekstra HUKUMLER ureterek Allaha ve onceki iki buyuk Resullerine ihanet eden bazi haham ve rahibler ve bunlara uyanlar Allahin disinda sahte RABLIK iddia etmis veya sahte RABLER edinmis kimseler olarak lanetlenmis olmalidirlar Kuran’da. (5/45 & 5/47) X (9/31)
    (ayrica bkz. 18/26 & 31/13 & 4/48…)

    umarim, hepimiz bu en onemli & en kritik & en temel dini hususta cok daha hassas ve cok daha titiz ve dikkatli olabiliriz bundan boyle. selamlarimla.

  39. Selam Ahmet MertErdem

    “Allah Resüllünün bize açıkça haram kıldığı ve bize detaylıca bildirdiği tüm bu haram yiyecekleri…”şeklindeki açıklamanızla Peygamberimizin hükmü koyma yetkisinin bulunduğunu anlatmak istiyorsanız,söyleyeyim daha en başta sayın Ali aksoyun bilgileriyle çelişmiş bulunmaktasınız bir.Yunus kardeşimiz yukarıdaki yazısında köpek….vb Kur’anda hükmü geçmeyen hayvanların yenilebileceğini savundu.Siz ise yenip yenilmeyeceği belirtilmeyen sadece ismi ayette geçen bu hayvanın bazı vazifelerinden dolayı yenilmeyeceğine hükmetmişsiniz üstelik bu anlam çıkmadığı halde.Burda siz ile Yunus kardeşimiz gene çelişiyorsunuz iki.Acaba bu farklılık içtihad hatasından dolayı mı oldu dersiniz.Ya da ikinizden biri kendi akli mantıksal sınamalarıyla mı hareket ediyor.Her neyse.Bu sitelerden birinde aktif rol oynayan başka biri de birkaç ayetle üstelik namaz hareketlerini,rekat sayısını nereden aldığını belirtmeden sabah namazını büsbütün kıldığını hatta teşehüdde oturduğunu iddia ediyor doğrusu bu tür iddialar karşısında insanın bu kadarına da pes diyesi geliyor.

    Üstelik ayetleri gösterdiğiniz hayvanları kimse yasaklamış değildir.Bunlarla kurban verilir.Ha diyorsanız bu ayetlerden anlaşılacağı gibi helal haram etme yetkisinin sadece Allah’a verilmiş o zaman Peygamberimizin(S.A.S) kendi nefsi isteklerine konuşmadığını daha en başta bilmelisiniz.(Ayet-i Kerime).

    Demek ki kötülediğiniz müctehid imamlarımız Kur’anda geçmeyen hayvanlar hakkındaki hükümleri Peygamber Efendimizden(s.a.S) almışlar,Hadis-i şeriflerden almışlar yani Allah ve Resüllünden başka kimse yetkiyi ortaya koyamaz.

    Şu bilinmelidir ki Kur’anı Kerimde fiilen işlenmesi,yenilmesi yasaklanmış olan hükümleri yapmamak bütün müslümanlar üzerinde farzdır.(Hatta açıkça bildirilmiş diğer hükümlere de uymak,inanmak farzdır;ama açıkça belirtilmeyen yani kapalı olarak ifade edilen hükümleri Peygamberimiz açıklamıştır bunlara uymak,inanmak vacip hükmünü alır.)Diğer hükümlerinin izahını Peygamber Efendimiz(s.a.s) yapmıştır.Bu izah edilen diğer hükümler eğer müslümanların yapmaması gerektiği emrediliyorsa bunlara da UYMAK FARZDIR.Demek ki müslümanlanım diyen bir kişi Kur’anda geçen hükümleri ihmal etmemelidir.Yani bizler zaten en başte mübarrek kitabımıza uymuş bulunmaktayız.

    Artık kimse bizi uymamakla suçlayamaz.Eğer dikkat edilmişse dört hak mezhepte farz yani kati yapılması gereken hükümler Kur’anda tamamen açıklanmakla beraber farzları diğer kısmı da Peygamber Efendimizin(s.a.s) müslümanların yapması gerektiği bildirdiği davranışlar,amel,ittikadi hususlardır.

    Bu açıklamalardan sonra şunu belirtmekte fayda vardır.Bir farzı inkar etmenin hükmü kişiyi Allah korusun dinden çıkarır,kafir eder.Yapılmaması durumunda kişi günahkar olur Allah’ü Teala dilerse bu günahı affeder dilerse de cezasını çektirir.
    Vacip ise farz kadar kati olmamakla beraber Kur’an-ı Kerimde kapalı olarak bildirilen hususlardır.Örneğin kabir azabı,hafeze meleklerine iman gibi.İnkarı kişiyi dinden çıkartmasa da günahkar bid’at sahibi eder.Yani cezası vardır.Vacibi yapmamak gene kişinin günahkar olmasına sebep olur.
    Sünnetler ise Peygamberimizin(s.a.s) yaptığı veya yapmamazı buyurduğu takriri ve fiili mübarrek davranışlarıdır.Yapılmasında sevap yapılmaması ise günah olmamasına rağmen kişiyi sevaptan mahrum bırakır.Sünneti inkarda ise kişi ne dinden çıkar ne de günahkar olur ancak kişi ahirette azarlanır buyuruldu.
    Artık bir davranış bir inanç eleştirilirken istirham ederim hükmüne bakılmaksızın ne inkar edilsin ne de eleştirilsin.Hükmü de yukarıda az da olsa arzettiğim şartlar dahilinde ortaya konur hiçkimse kafasına göre bunları ortaya koyamaz.

  40. Selam Mahmut;

    Diğer söylediklerine değil ama şu sözüne değineceğim.

    “Sünneti inkarda ise kişi ne dinden çıkar ne de günahkar olur ancak kişi ahirette azarlanır buyuruldu.” demişsin.

    Bak aramızdaki fark şu;

    Eğer senin bu sözünde “sünnet” dediğin, gelenek dini yani Allah’ın dosdoğru yoluna oturup pusu kuran ve Allah’la aldatan şeytan tarafından bu gün insanlara arz edilen şüpheli, çelişkili verilerden ibaret “sünnet” ise eyvallah… Bunda hem fikiriz.

    Amma, “sünnet” ile kastettiğin gerçekten Peygamber’imiz tarafından emir buyurulan hususlar ise, buna şahit ve muhatap olanlar nezdinde buna uyup inanmak zaruridir. Buna isyan eden Allah’a isyan etmiş olur.

    Selam ve muhabbetlerimle…

  41. burada yukarida yeterince “acik izah edilememis” biraktigima kani oldugum bazi en kritik dini hususlara tekrar kisaca deginmek istiyorum:

    1) “Allah Resulunun (a.s.) bize haram kildigi yiyecekler” ifadesini kullanirken elbette burada hz. Muhammedin (a.s.) sadece yuce Allahin VAHYI dogrultusunda Kuran’da bize acikca haram kildigi ve

    ey Muhammed de ki:

    ibaresiyle gelen “Nebevi Hadisler” kastedilmektedir sadece. (ornek: Enam 145)

    cunki Allah Resulu (a.s.) asla kendi hevasindan hicbir “Nebevi Hadis” uretmez. O sadece kendisine vahyedilen bu Kuran dogrultusunda ve yuce Allahin bu ozel Kuran vahyiyle “Hadisi Serifler” sarfeder ve miras birakir. (Necm 3-4 & Enam 19) &(7/196)

    ve bu sebebledir ki, bu aziz Kuran yuce Allah tarafindan hz. Muhammede (a.s.) indirilmis en guzel bir HADIS (= DINI SOZ) olarak anilmis olmalidir.
    cunki bu Kuran hem yuce Allaha ait olan ve

    Allah dedi ki:

    ibaresiyle baslayan butun “Kudsi Hadisleri,”

    hem de hz. Peygambere (a.s.) ait olan ve

    ey Muhammed de ki:

    ibaresiyle baslayan butun “Nebevi Hadisleri” icinde barindiran yuce ve essiz bir Kitab
    ve ayni zamanda yegane olarak ALLAH ve RESULUNUN SOZU & MESAJI & UYARISI olmalidir en basta. (Tevbe 1)
    ———-
    not: Kuranin bize aktardigi tum bu kudretli “Nebevi Hadislerin” ayni zamanda “Hikmet” ile iliskisini inceleyen Bekir arkadasin “Kuran’da Hikmet Sozcugunun Anlami Nedir” baslikli bolumun altinda yaptigi yorumun da ayrica okunmasini oneririm burada.
    ———-

    2) Dinde HUKUM koyma yetkisi aslen sadece yuce Allaha ait olmalidir. yuce Allah HUKUM koyma yetkisine hickimseyi (melegi & peygamberi & dinadamini vs.) asla ortak etmeyecegini acikca bildirmis olmalidir. (Kehf 26 & Nisa 105 & Suura 10) X (Ali Imran 80 & Tevbe 31)
    bu sebeble, Dinde Allahin disinda baska kimselerin de (meleklerin & peygamberlerin & dinadamlarinin vs.) Kitab disinda HUKUM uretme yetkisine sahip oldugunu iddia etmek ve boylece bu kimseleri Allaha HUKMUNDE ortak etmeye kalkmak sonu buyuk bir felaketle & ebedi bir husranla bitecek cok tehlikeli ve dinen –Allahin disinda SAHTE RABLER edinme seklinde nitelendirilen– “temelden sapik” bir girisim & yaklasim olmalidir. (18/26 & 31/13 & 4/48) & (Suura 10 ++ 4/105 & 5/45 & 5/47) X (Suura 10 xx 3/80 & 9/31)

    ———-

    fakat bununla birlikte, Kitab’ta anilan butun ilahi HUKUMLERI ayni zamanda temelde ALLAH ve RESULUNUN HUKUMLERI seklinde nitelendirmek ise cok yanlis olmamalidir, eger burada ne kastettigimiz COK IYI ANLASILIRSA.

    bunu somut bir ornekle incelemeye calisalim burada:
    ornegin,

    Agir-Uyusturucu-Icki ve Kumar yuce Allah tarafindan butun muminlere kesinlikle HARAM kilinmis olmalidir Kitab’ta. (Maide 90) bunun ardindan bu HUKME riayet eden ve bunlardan uzak duran tum muminler ise temelde boylelikle ALLAHA ve RESULUNE itaat etmis kimseler olarak anilmis olmalidirlar yine Kitabta.
    cunki burada

    a) bu HUKMU en basta ureten sadece yuce Allah,
    b) bu HUKMU en basta –Allahtan Vahiy kanaliyla alip–
    bize ileten sadece hz. Resul,

    olmalidir.
    dolayisiyla, bu HUKUM boylelikle temelde ALLAHIN ve RESULUNUN HUKMU olarak burada bize bu sekilde ulasmis,
    ve bunun ardindan bu HUKME riayet eden tum salih muminler buna binaen burada temelde ALLAHA ve RESULUNE itaat etmis kimseler olarak nitelendirilmis olmalidirlar Kuran’da. (Maide 90-92)

    3) daha onceki yazimda yuce Allahin hangi cesit hayvanlari en basta YENILMESI icin ve bunun disinda kalanlari ise sadece ZIYNET veya BINILMESI icin yaratmis oldugunu bazi Kuran ayetleriyle yeterince aciklamisim sanirim. Eshabi Kehfin de orada kendi kopeklerini asla YEMEDIKLERI, fakat bilakis kendi yanlarinda Allahin lutfu olan buyuk bir ZIYNET & GUZELLIK olarak besleyip baktiklari ve hatta kendi yanlarinda yatirdiklari hususu cok acik olmali yine orada sanirim.

    elbette yuce Allahin hz. Peygambere (a.s.) indirdigi tek ve en guzel HADIS olan sadece bu yuce Kurani (39/23 & 45/6) takip ederek boylelikle hz. Muhammedin (a.s.) bu yuce Kuran ahlakini yasamak isteyen tum diger arkadaslarin Kuransal goruslerine de temelde saygiliyim.
    sadece Kuran’da kalindigi surece, cesitli konularda bazi farkli gorusler de olabilir zaman zaman; kimin “en dogru” davranisi tesbit edip uygulayabildigini ise sadece yuce Allah bilir, her ayri dini hususta. (Isra 84) ve her hususta, bundan daha “az dogru” veya “tumden yanlis” davranislarimizi dahi yuce Allah tamamen bagislayabilir (39/34-35), yeter ki samimi olalim ve sadece Kuran’da kalalim; bunun disindaki tehlikeli & batil Kaynaklara asla batmayalim. (7/196 x 18/102) & (39/23 x 45/6-7)
    yuce Allah –hz. Peygamberi (a.s.) kendilerine tam ornek alarak sadece Kendisini tek Rehber edinen butun salih ummeti Muhammede 7/196– eninde sonunda mutlaka Kuran’da ogretecektir, Kuran’da aciklayacaktir; Rabbimiz Kuran ilmimizi arttir. (55/2 & 75/17-19 & 20/114…)

    4) Kuran’da temelde “farz kilinmis” olan (24/1 & 66/2…) veya temelde “haram kilinmis” olan (6/151 & 24/3…) bircok ilahi HUKUMLER var olmalidir. bunlarin disinda yuce Allahin “vacib kilinmis” olan herhangi bir HUKMUNE rastlamadim ben su ana kadar Kuran’da.
    Allahin SUNNETI (= Davranis Sekli & Metodu vs.) ise yine bircok ayetlerde aciklanmis olmalidir. (8/38 & 35/43…) bundan gayri Resulun ayri bir SUNNETI olduguna dair bir ayete de rastlamadim su ana kadar Kuran’da.
    fakat sadece hz. Resulun (a.s.) sarsilmaz YOLU (= sebiyliy) su sekilde aciklanmis olmalidir Kuran’da:

    ey Muhammed de ki: iste bu benim YOLUMDUR:
    Ben ve Bana uyanlar bir “basiret” (= Kuran, bkz. 7/203) uzere ALLAHA cagiririz;
    ve Allah yucedir;
    ve Ben kesinlikle ortakcilardan (Allah HUKMUNE hickimseyi ortak etmez, bkz. 18/26) olmam. (Yusuf 108)

    ne mutlu hz. Muhammedin (a.s.) bu sarsilmaz YOLUNA tabi olacak olan tum salih ummeti Muhammede…

    selam ve saygilarimla.

  42. ya kurbanım sen ya ya resullahın hadisleri allahın kuranı azim mürşanını ya hic okumuyorsun yada okurken ditkat etmiyorsun ben seni elştirmek istemem ama allah cc buyuruyorki kim veli kullarıma dilş uzatırsa ben ona harp ilan ederim buyurmakda bence konuşulan sözlere dikkat edilmeli peki veresetul enbiya bunun manası nedir?

  43. veresetul enbiya, yani peygamberlerin varisleri:

    bizim icin en basta oncelikle hz. Muhammed (a.s.) gibi

    sadece Kuranla amel eden (7/196)
    sadece Kuranla hukmeden (4/105)
    sadece Kuranla uyaran (6/19)
    sadece Kuranla mujdeleyen (19/97)

    tum samimi ummeti Muhammed olmali, Allahualem.

    saygilarimla.

  44. “Kitapta hiçbir şey eksik bırakmadık”(ENAM 38)
    Burdaki kitaptan maksat levh-i mahfuzdur.
    Çünkü Levh-i Mahfuz
    -Allah katında büyük bir kitaptır.
    -Bu kitapta,canlı rızıklarının dağıtılması,ömürlerin kısalıp uzaması,kainata olup/olacak herşey vardır.
    -Bu Kitap Allah katındandır ve O’nun dışında hiçbir bu kitaba dokunamaz.
    -Bu Kitap’ta Tevrat,incil,Zebur’un aslı ve Kur’an-ı Kerim’in bugünkü aslı mevcuttur…
    ——-
    ——-
    ——-
    ……
    ……

  45. Euzübillahiminesseytanirracim Bismillahirrahmanirrahim.
    Selamün Aleyküm cümleten. Ben avusturyadan Cavus. yazi ve imla veya sesli sessiz harf veya kisaca yazilarimda bulunan eksik veya yanlislardan dolayi kusura kalmayin.
    Google de bi arama sonucu karsima cikan ilk sayfaya tikladigim vakit bu sayfaya daldim ve bir kac saatdir burdayim, ilk okudugum yazida nerdeyse dinden cikiyordum, nerdeyse inaniyodum ali aksoyun yazdiklarina 🙂 ..Elhamdülillah Rabbim beni sizin gibilerin aklindan fikrinden fitnesinden koruyor, neyse demek istedigim zaten sizin sirtiniza burda bazi kisiler oturmus onlar öyle hemen sizi saha kalkmaniza izin vermeyecektir. bundan eminim.
    ama varya manyak sistem kurmussunuz, milletin yani nasil ayagini kaydirmaya calisiyosunuz pes dogrusu yani.,. resmen Yahudi sistemi kurmussunuz, yani Kurani-Kerimi bir müslüman sizin kadar incelese evliya makami alir, ama sizin kalbiniz kömür madenine dönmüs siz bildiklerinizi ezberden sallayip milletin aklini karistirip, sonra hemen baska arkadaslariniz destekleriyle insanlari resmen dininden bildiklerinden uzaklastirmaya calistiriyorsunuz, Hz. Muhammed den sogutmaya calisiyosunuz daha cok Kurani Kerime dikkat cekiyosunuz ve Kurandan örnek verip duruyosunuz, ondan sonra yarin öbürgün bak Kuranda israilogullari ne kadar cok kullanilmis yahudi olmaya ne dersin diye teklif yaparsiniz, Elhamdülillah Kurani Kerimi gercekten kalpten okuyan onun türkce mealini bilmesede, ne kadar faziletli ne kadar güzel insanin icine ferahlik veren, bir Kitap oldugunu anlayacaktir, ama siz ilk okuldaki tarih kitabi gibi okuyup, maneviyatina inemeden kapisindan o manevi kapidan iceri giremeden geri cevrilenler oldugunuz icin anlamiyosunuz daha dogrusu anladim zannedip anlatmaya calisiyosunuz ve böylece hem kendi karisimis aklinizi hemde inanan müslümanlarin akillarini karistirmaktan baska hicbir sey yapmiyorsunuz, ama sizin patrikhanelerinizdeki emice = amca lariniz 🙂 bu halden cok memnun, tarlaya sürülen öküz misali. benim belki sizin kadar bilgim yok yokturda ama Allah c.c. sahit Müslümanim, ölüme inaniyorum öldükten sonra hesab verecegime inaniyorum, ama ben bunlari niye anlatiyorum he ?? siz zaten madenin dibinde kalan kömürlersiniz, yarin birgün gelecek sizi tutan bi ma$a cikacak ortaya alacak sizi ma$a nin yakin dostu olan Soba ile tanistiracak sizi, Sobada hosgeldiniz buyrun burasi derin ve güvenli deyip alacak sizi iceri ma$a da arkasina bakmadan dönecek diger kömürleri almaya, sonra birden soba alev alacak baslayacaksiniz yanmaya e noluyo falan derken yandiginizi farkedeceksiniz, bide bakacaksiniz sobanin etrafinda toplanmis ismi cismi belli olmayan insana benzeyen mahlukatlar, isde onlar varya sizin sicakliginizdan isinip yan gelip yatacaklar. peki sizin bi misyonda göreviniz peki ne oldu ???? hic demi yanan kül olan sizdiniz isinip yatan baskasi. iste bu Emiceleriniz varya sizi size mucit gibi gösterip kendinizi sevmenizi saymanizi saglar ama demistim ya tarlaya sürülen öküz misali kullanirlar, size tek tavsiyem ne biliyonuzmu birakin aslanim böyle din bozgunculugunu gelin hak yola ölüme hazirlayin kendinizi sonra kabirde köse kapmaca oynayacak kadar yerde yok ne size ne bize kalacak bu dünya hakki bulun, dogruyu bulun, La ilahe illellah – Muhammeden Resulullah.

    ee gece vakti bu kadar ders yeter sizin gibi avukatlara sanirim :).-

  46. Es -Selamun Aleykum ve Rahmetullah,
    Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla

    Ali AKSOY, önce yazmış olduğun yazıyı nasıl bir ruh hali içindeyken yazdığını çözmüş değilim. Mevzu bahis olan konu Hz. Allah (c.c.) ve dostları olunca orda durucaksın. Hiç bir Veli yahut Evliyalar biz uçarız biz kaçarız biz Cennete direkt gireceğiz demezler ki Kimin nereye gireceğini ancak Hz. Allah bilir. Veli ler hep dua ederler onlar başlarını bir bela bir musubet gelmediği zaman rahat ve huzurlu bir saat geçirecek olsalar telaşa kapılıp Allah’ım yoksa benden vaz mı geçtin deyip dua ve zikri arttırırlar. Sen böyle insalara nasıl olurda dil uzatırsın.. Önce kendin İslamın şartlarını yerine getir Hz. Muhammed s.a.s. Sunnetini tam olarak uygula daha sonra bu şekilde yazıları yaz..! Biliyorsan konuş Alim desinler, Bilmiyorsan sus Efendi desinler..

  47. Adamlar hayatını Allah c.c yoluna adamış tefsir yazmış fıkıh akaid tasavvuf vesaire sen nasıl bu insanlara ileri geri konuşursun adam erimiş bitmiş ya dondurma gibi aşık olmuş deli olmuş sen bu insanlara bu Allah c.c için gözünü kapamamış uyumamış sıkıntı çekmiş herşeye rağmen ıh dememiş ya sen bu insanlar hakkında nasıl konuşursun ileri geri bunu konuşman için ancak islam düşmanı olman lazım neuzubillah ya
    mü’min kardeşlerim gelmeyin böyle oyunlara dikkatliolun araştırın soruşturun tefsir okuyun özellikle mutlak suretle tefsir bulundurun evlerinizde ruh-ul beyan-elmalılı hamdi yazır – ruh-ul furkan bu tefsirlerden bilgi edinin sürekli. Cenab-ı hakk celle celalühü uyuyosak uyanmaya , öldüysekte dirilmeye bizleri muvaffak eylesinn amin esselamunaleykümverahmetullah….

  48. Ve Aleyküm Selam Mücahit Kardeşim.

    Yukarıdaki yazıda Allah(c.c) dostlarının Hz İbrahim(A.S)’den başkasının olamayacağını olsa bile bunu,kimsenin bilemeyeceğini iddia eden elit ve jakoben bir zihniyetle karşı karşıyayız.Ve bunu kendince ayetle ispat ediyor.Kaş yapayım derken göz çıkarmak galiba buna denir.
    Evet Hz.İbrahim(A.s),Allah’ın dostudur,habibidir,resullüdür,halilürrahman’dır.Aksini hiç bir Müslüman iddia edemez;ama diğer Peygamberler(ALEYHİMÜSSELAM) ve hele sevgili Peygamber Efendimiz(S.A.S) de Yüce Allah’ın biricik dostu,habibi ve Rasullüdür.Çünkü hususi olarak insanlara gönderilmiş ve tüm insanlığın iftihar tablosudurlar.

    Şüphesiz alimler de Yüce Allah’ın dostudurlar.Aksini iddia eden jakobenler varsa haşa Allah adına-sözüm onlara- avukat kesiliyorlardır.Bunu böyle bilmek lazım.Çünkü Yüce Allah,birçok ayette alimlerden övgüyle bahsediyor.Şayet bilmiyorsak onlardan sorup öğrenmemizi emrediyor.Bu Yüce Allah’ın kesin emri olduğundan uymak farzdır.Peygamber Efendimiz(A.s) de birçok Hadis-i Şeriflerinde alimlerin faziletlerinden övgüyle bahsediyor.

    Sözüm ona bu zihniyetten biri,”Allah,alimlerin hatalarına açıkça değinmediği için onlara uyma zorunluluğumuz yok” diyor.
    Haşa bu nasıl söz,bu ne terbiyesizlik.Söylediği bu mesnetsiz lafı kulağı duyuyor mu acaba.Allah(c.c) yüce emirlerini kimden saklamış ki böyle bir heyezanda bulunup o yetkiyi kendinde bulma cesaretini gösteriyor.Bu,jakoben zihniyette sahip herkimse olsa olsa Allah adına avukat kesiliyordur.Bunun mantıklı açıklaması bu olsa gerek.
    Gerçi Peygamber Efendimiz(s.a.s) hadis-i Şeriflerinde bu gibilerinin durumlarını yüce Allah’ın vahyi ile haber verm
    işlerdir;ama birtürlü kabullenemiyorlar.

    Yüce Allah,Peygamberlerin ve kendisine hakkıyla kulluk vazifesini yerine getirmeye çalışan bütün mü’minlerin dostudur.O,Yüce mevlamızdır.Kimse -haşa-onun adına avukatlık taslayamaz.

    Vesselam…

  49. belkı sıteyı cok buldum ama burda mahmut kardese cevap veren soru soran herkese soruyorum sızın elınızdekı kuranı sız dırekt allahtanmı(cc) aldınızda bukadar emınsınız.onuda bızlere o guzıde ashab ve onları takıp eden ehlı sunnet ulastırmadımı?hadıslerınde kuranında bıze ulasmasındakı en buyuk kaynak onlar degılmı?ohalde onların ulastırdıgı hadısler dogru degılde kuran nasıl dogru oluyo?yav sız hem ınsafsız hem ıftıracı hemde mıllete ıftıracı dıyen zavallı ınsallarsınız .ayrıca peygamber madem (haşa) sadece postacıydı o halde neden allah kuranı katından bıkerede hemde herkesın kendı orjınal dılınde her mıllete ındırmedı ?zıra cevırıye gerek kalmadan hemen anlardık .yav sız yakında peygamberlıgınızı ılan eder ardındanda alı kardesımle ucarsınız .ve emınım yarında bazı ayetlerden kuskulanıcaksınız hatta belkı kuskalandıklarınızda vardır .mesela ıckıyle alakalı bazı ayetlerıde artık bı sonrakı ayette hukmu kalkmıstır dıye kaldırırsınızda cunku asrın peygamberlerı sızsınızya hanıf sınız dosdogrusunuz tertemızsınız helal olsun sıze sıze fe eyne tezhebun dıyorum baska bıse demıyorum

  50. bıde hanıf kardesler sıze net ve kesın soruyorum ya hadıslerle beraber kuranda suphelı dıyın acıkca kendı dınızı ılan edın yada kuranıda aynı allah dostları bıze ulastırdı o helde sunnet ve hadıslerde dogrudur dıyıp musluman olun (hadısler derken sahıh hadıslerden bahsedıyorum) bu cızgı bu kadar net ve acıktır kuranı ve onun yuce ayetlerını pıs emellerınıze alet etmeyın bu kadar sıze ılımle ırfanla cevap vermek dogru degıl dırek ne ıstedıgınızı sormak lazım ayrıca alı kardes te dıgerlerıde oyle sandıgınız gıbı ılım ehlı kısıler degıldır yazılarının hemen hepsı baska ıdraksızlerın dın dusmanlarının yazılarından alıntıdır kopyala yapıstır kafaları karıstır yanı selametle

  51. Selam Mustafa;

    Sen hakikaten şakacı olmalısın. Çünkü ben senin bu kadar okumana rağmen hala daha anlayamamış olacağına ihtimal vermiyorum.

    http://www.aliaksoy.net/2007/08/04/kim-bu-allah-dostlari/#comment-2393

    Mahmut bu sorulara cevap veremedi bakarsın sen verirsin.

    Sonra sen ilminle bizi mi tartacaksın ? Hay hay…

    O halde…

    http://www.aliaksoy.net/2007/03/01/namazin-kazasi-olmaz/

    Önce şu linkin altında yazan yorumları bir oku. Orada Toprak Erdem’in sorduğu soruları iyiden iyiye bir düşün.

    Sonra bununla yetinme,

    http://www.hanifdostlar.net/forum_posts.asp?TID=4313&PN=1

    Benzer konuyu buradan takip et.

    Sen cevap mı vereceksin ? İşte sana meydan ! Doyuncaya kadar cevapla !

    Kıyamete dek cevap veremeyeceksin. Sen de senin peşinden bu linklere yönelenler de senin ve atalarının neden Kuran’ı anlamaktan men edildiklerini (BİRİLERİ TARAFINDAN KASTEN KURANDAN UZAKLAŞTIRILDIKLARINI) öğrenecekler.

    Selam Mustafa kardeşim, Selam…

  52. dostlar selam,

    yeni islam sitesinde dlosirken kendimi sizde buldum..
    yaziyi okudum,yorumlarin cogunu okudum..
    istisna kaideyi bozmaz ama yorumlarin cogu akla ziyan ..
    müsaadenizle,
    “yanilmaz atalar dini” mensuplarina bir soru;

    imam buhari kendi ifadesiyle eserine,altiyüzbin uydurma hadisten yedibin hadis aldigini yazmis..
    simdi,
    AKLI´mizi calistiralim ve soralim:
    yedibin sahih hadis ayiklandiktan sonra geriye kalan

    593000 hadis buhar olup yok olmadigina göre !

    simdi nerde ?
    hangi kitaplarda hayatiyetini devam ettiriyor ?
    kimlerin vaazlarinda anlatiliyor ?
    hangi özel sohbetlerde dilden dile dolasiyor ?
    hangi
    süper hocalar
    süper seyhler araciligiyla
    BEYIN´ler yikanip
    AKIL´llar kiraya aliniyor ?

    593000 uydurma hadis batakliginin sahibleri ve beyin yapicilari kim ?

    saygilar

  53. selamın alekum arkadaşlar neden ben haklıyım sen haklısın diye polemiğe girersiniz an laman bi tavsiye tabi istenilirse dini tartışmayalım yaşayalım tabiki de delilleriyle burada anlaşmaya düştüğümüz kunu lar da bizi aydın latacak olan yer belli mesela nisa 59 .ayet buze yararlı alabilir

  54. sevgılı admın kardes konuları carpıtmada ustunuze yok ben sıze kurandan hadısten veya baska bı yerden cevap vermıyorumkı ben sızın yazılarınızın ıcınden sızın celıskılerınızı dıle getırıyorum.sız bana cevap vermek yerıne soru yoneltıyorsunuz once sız bana cevap verın zıra bıselerı ıddıa eden sızsınız ben degıl.ve sorumda gayet acık sız bana lınk verıp soru yoneltıyorsunuz once hadıs kuran celıskılerı ısımlı yazınızın altındakı yoruma bı bakın bakalım.sızın elınızdekı kuranı sıze kım ulastırdı ?sadece buna cevap verın yeter o guvenmedıgınız her dedıklerıne supheyle baktıgınız ınsanlar kuranı kıtap halıne getırenler degılmı?ıslam tarıhını bılıyormusunuz bıde cevap verılmıs olan sorulara tekrar cevap vermıyoruz deyıp lınk verıyosunuz bana bıtane bu soruya cevap verdıgınızı kanıtlayan lınk verırmısınız.hukukta delılı ıddıa sahıbı getırır sanık degıl sız hem ıddıa edıyor hemde delıl getırın dıyorsunuz sunu net soyluyorum bırdaha sızın gıbı hadıslerden baslayan bırsuru ateıst sonunda kuranda suphelıdır eksıktır dıye ıddıalarda bulunuyorlar ama onların bır farkı var bız ateıstız dıyorlar sız de dınınızın ısmını koyunda herkes rahatlasın dıyelımkı kabul ettım butun hadısler suphelı tamam pekı elımde kalan kuran nerden geldı kım getırdı kım bunu kıtap halıne getırmıs gokten kıtap olarakmı ınmıs allah allah ınsan akılsız olurda bukadar olmaz yav

  55. Slmlar.Mahmut,Mustafa ve diğer düşünce arkları.Bilmeden zan ile sizin gayeniz şu falan polemiğine girmeden size yöneltilen sorulara cevap verememişsiniz.Ve Bizlerin çelişkilerini ortaya koyduğunuzu iddia etmişsiniz.İyi de biz yalnızca Kuran ile iman edenler neden bir çelişkiye düşelim ki?Çünkü bizim imanımızın kaynağı var o da bi yerde.Tek başına Kuran.Sizlerin kaynaklarından dinimizi öğrenmeye kalktığımızda islam dünyasının ne hallere düşeceği de aşikar ve durumu da zaten ortada.Bir mezhebinizin günah saydığı dğer mezhebiniz de sevap,diğerin de haram olan idiğerinde de helal.

    Kuran(ki uymuyorsunuz yalan sölemeyin)Hadis sünnet icma kıyas diyerek(Hıristiyanların teslis üçlemesi gibi)Şaşkaloz bi din içinde savrulup duruyorsunuz.

    Mantık süzgeçi içinde şu yazılanlara baktığımızda cevaplarınız beni hiiç tatmin etmedi.Kuran ile konuşamıyorsunuz.Adamlar size Kuran ile geliyor kuran ile geliyor diyerek suçlamalar yapıyorsunuz.Kuran ile verilen cevaplar ne kadar doyurucu ve heyecanlandırıcı oluyor.Okurken zevk alıyor ve korkmadan şüphe duymadan sıkılmadan okuyabiliyoruz.

    Ne kadar çok takmışsınız ve kendinizi şartlandırmışsınız İlla hadis olcak Aman aman.Olmaz sa Kuran eksik kalır inancı.Off yarabbim.Evet Kuran ayetleri günümüze kadar korunarak gelmiştir ve bu sahabiiiler falan değil Allah tarafından korunarak gelmiştir.Günümüze kadar bir harfi bile değimemiştir ama kendilerine indirmiş olduğumuz kitap onlara yetmiyormu Ayetine karşı geldiğinizin de farkında değilsiniz.Yetmiyor yetmiyor yetmiyor (Tabi ssizin anlayışınıza göre)

    Saçma sapan yorumlar yapanlara gelince.Neymiş dinden uzaklaştırırmışız falan.Sizlerin bu halinizi gören dinden soğuyor haberiniz yok.Etrafınıza bakın herkes günden güne dininden soğuyorsa bu sizin mezheplerinizin ve dini yaşayış tarzınızdan kaynaklanıyor.Mezheplerinizin dini (Kesinlikle gerçek islam dini değil) maalesef çoook sıkıcı bunu kabul edin.

    Birisi de yahudi olun falan filan demiş.Bi kere yazılanları oku.Yada sus adam sansınlar.

    Ali Aksoy Kardeşim.Takma kafana fazla.Sen gördüklerini yazmaya devam et.

    Biz hadissiz sünnetsiz icma kıyas olmadan da bu dinimizi yaşarız.Allah bizi nasıl olsa Kurandan hesaba çekecek.Buharinin Kutubi sittesinden değil.Tirmizinin zırvalarından değil.Onlar benim gözümde islama en büyük zararı veren şahıslar.Onlar sayesinde batılı çapulcular peygamberimize saldırıyor ,cinsel kitaplarını yazıyorlar.İslama saldırıların en büyük sebebi Buhari Tirmizi gibi hadis yazarları ve bunları savunan sözde islamcılardır.Dinimizi bunların tesirinden ve hıyanet işleri başkanlığının denetiminden uzaklaştırmak,uydurulan dini kuranda aramak değil Kurandaki dini hayata aksettirmek,yaşatmak lazımdır.Artık islam günümüz teknolojisi ile bu tekelcilerin elinden kurtulmaya başlamıştır.Bu kadar.NOKTA.

  56. Fatiha 6-7 Bizi istikamet verdiğin yola ilet.NİMET VERDİKLERİNİN yoluna… Nisa 69 Allah ve resuluna itaat edenler Allah’ın NİMET VERDİĞİ Nebiler, sıddıklar, şehidler, salihlerle birliktedir.Onlar ne güzel arkadaştır. Nisa 70 Bu lutuf Allah’tandır.Bilen olarak Allah yeter. Nimet verilenlerin arasında evliya,mehdi,halife gibi kelimeler geçmektemidir? Arkadaşlar ayetlerle sabit Allah dostlarını verdikleri halde sizler efendi hazretleri diye hitap ettiklerinizi evliyalar olarak sunarsanız Yusuf As.’ın ağzından denir. Selamlar.

  57. Bilmedin mi ki göklerin de yerin de mülk ve saltanatı yalnız Allah’ındır. Sizin için Allah’tan başka ne bir Velî vardır ne de bir Nasîr/yardımcı.

    ayettende anlaşıldığı gibi veli yalnızca Allahdır ve başka bir ayetinde Allah kuluna yetmezmi diyor eğerki Allah yetmiyorsa veliler sizin olsun bakın şu ayete bu ayette biz kurandan başka din tanımayanlara gelsin

    Okunuş Vallahu a’lemu bi a’daikum ve kefa billahi veliyyev ve kefa billahi nasira.
    Diyanet Allah, sizin düşmanlarınızı çok daha iyi bilir. Allah, dost olarak yeter. Allah, yardımcı olarak da yeter.

    bak veli kavramında Allahın bize yeticeği vurgulanmıştır kayli daha bir şey diyemem

    Sizin dininiz size, benim dinim bana!” (kafirun suresi 6.ayet)

  58. Daha zalim kim vardır o kimseden ki, Rabbinin âyetleri kendisine hatırlatıldığı halde ondan hemen yüz çevirir ve iki elinin takdim etmiş olduğu şeyi unutmuş olur. Biz onların kalpleri üzerine onu güzelce anlayabilmelerine mani perdeler, kulaklarında da bir ağırlık kılmış olduk ve onları hidâyete dâvet edip dursan, onlar yine o vakit hidâyete ebedîyyen ermezler.
    (KEHF suresi 57. ayet)

  59. selamun aleykum arkadaşlar bizler allahın kulları olarak ilk önce dininimizi yaşamaya çalışalım allahutealayı sevelim allahın sevdiklerini sevelim kuran ve sünnete uyalım ve kuranıkerimi okuyup anlayıp yaşamaya çalışmalım bunun yanında müminlerin yapması gereken işler vardır vazifeleride vardır bence allah dostu denince akla allaha hakkıyla kulluk vazifesini yerine getire erler geliyor bu kulluk makamı kolay elde edilmiyor bizler hakkıyla yaşayamadığımız için zaten onlardan örnek alıyoruz zaten allah dostları olmasa allaha dua edenler ve iyiler olmasa bu dünyanın ne kıymeti varki benim mümin kardeşlerime tavsiyem şu ahir zamanda dünya ne kadar lazımsa bize ahiret daha fazla lazım hayatta olan allah dostları var bu büyük zatların elinden tutup onlarla tanışmak dünya ve ahiretimeze çok faydası olacağına inanıyorum çünkü insanın günahından pişman olması ve tevbe etmesi büyük bir nimettir yalnız allah dostları hep vefat ettikten sonra daha çok kıymetleniyor oysaki fırsatları iyi değerlendirmek gerekir allah bütün din kardeşlerime ölmeden önce nasuh tövbesi nasip etsin allahutala bizi nefis ve şeytanın hilelerinden korusun.

  60. slm turker erten kardes islerimin yogunlugunda biraz gec oldu ama madem cevap hakki dogmus yazayim.soruyu ben sordum ve soruma cevap verilmeden soruyla cevap verildi.dolayisiyla nerden delil getirirsen getir once soruma cevap ver sonra ben sizin sorunuza cevap vereyim.elinizdeki kurani nerden ve nasil tedarik ettiniz?dosdogru oldugunu iddia ettiginiz ve icinden ornekler verdiginiz kuran sizin elinize nasil ve hangi yolla ulasti bunu bana aciklayin istediginiz soruya cevap vereyim .ayetlerin turkce meallerini yazip yazip bise anlattim saniyosunuz.hadi lutfen tek kelime bile eklemeden soruma cevap verin toprak tas admis herkes araya baska konu katip kaydirip oyalamadan cevap verin nerden aldiniz kurani kim getirdi size eksiksiz?

  61. ayrica sevgili turker ben yurtdisinda yasiyorum ve iyi kotu onlarida dinlerinide taniyorum ne alakasi var testisle kitap sunnet icmanin sizin anlayisinizdan suphe etmeye basladim burya yazmanin bos oldugunuda biliyorum ama eger zerre kadar adilseniz zerre kadar insan iseniz zerre kadar musluman iseniz hic baska yere yonlendirmeden tek kelime soruma cevap verin bende sizden olucam suan elimizdeki kurani kerim bize nasil ve hangi yolla kimler tarafindan ulastirildi tek soru tek kelime ?

  62. ha bide kuranin sizin elinize nasil geldigini nasil korundugunu allahin onu nasil hangi yontemlerle korudugunu sizin deyiminizle gunumuz teknolojisiyle bi acikliga kavusturursaniz sevinirim bakin benim sorum bitane heryazimda bitane hic degistirmedim soruyu aciklayin bizde aydinlanalim

  63. ebubekir:
    dostlar selam,

    yeni islam sitesinde dlosirken kendimi sizde buldum..
    yaziyi okudum,yorumlarin cogunu okudum..
    istisna kaideyi bozmaz ama yorumlarin cogu akla ziyan ..
    müsaadenizle,
    “yanilmaz atalar dini” mensuplarina bir soru;

    imam buhari kendi ifadesiyle eserine,altiyüzbin uydurma hadisten yedibin hadis aldigini yazmis..
    simdi,
    AKLI´mizi calistiralim ve soralim:
    yedibin sahih hadis ayiklandiktan sonra geriye kalan

    evet sevgili ebubekir allahtan kendi aciginizi kendi yazinizda veriyosunuz. siz simdi imam buharinin kendi ifadesiyle bu altiyuzbin uydurma hadisten yedibin hadis aldigini dedigini kabul ediyormusunuz?yani onun sozlerine o sozlerin geldigi kaynaga inaniyormusun inanmiyormusun anlamadim ben.buna benzer bir suru ornek var bu sitede guya mesela abu hureyrenin hadislerini yerden yere vuruyorsunuz ama onun eger omer olsaydi beni doverdi diye bir rivayetini yazabiliyosunuz. nasil buna inaniyor diger sozlerini inkar ediyorsunuz bi turlu anlamiyorum.isine geleni kabul ediyosun gelmeyen sahte .hem kaynaga kufredeceksin hem o kaynaktan besleneceksin bunu hangi mahlukat yapar bilmiyorum.ve sonuna kadar sadece su kurani kerimin sizin elinize 1400 yil sonra nasil sapasaglam bozulmadan el degmeden hangi kanalla geldiginizi aciklamanizi bekliyicem soru degil aciklama bekliyorum tamamen teknolojik akil ve mantiga uyan bir uslupla anlatin lutfen .

  64. ayrica bunca yoruma sebep olan yukaridaki yaziyi birdaha birdaha okudum ve ozellikle ibrahimin dininden bahsederek onun dinene yonelmekten bahsederek hz muhammedin getirdigi islami yok saymayami calismis peygamberler arasinda ayrimmi yapmak istemis ,hz huhammedin getirdigi kuranda gecen sadece hz ibrahim ile ilgili ayetlerden bahsederek ne anlatmaya calismis ben anlamadim

    (((((((((((((Nisa/125) İyilik yaparak kendisini Allah’a teslim eden ve İbrahim’in dinine dosdoğru olarak tâbi olan kimseden, din bakımından daha iyi kim olabilir? Allah, İbrahim’i dost (Halil) edinmişti.
    Hem de yakın dost. Samimi dost. (Put kıran dost. Put icad eden değil.) Demekki İbrahim’i örnek alan herkes Allah dostu olmaya adaydır. Allah dostu olmanın yolu ayette belirtildiği gibi şudur. “İbrahim’in dinine dosdoğru tabi olmak”tır. Bu dine dosdoğru tabi olan herkes, ister çoban Ali amca, ister ayşe teyze, Mehmet, Kevin, Hans, her kim olursa olsun, Allah dostu olabilir. Olağanüstü özelliklerinin olup olmaması hiç önemli değildir. Olması da mümkün değildir zaten.

    ozellikle yazisinin bu bolumundeki kasittan hicbise anlamadim .simdi kurani kerime ve hz muhammedin getirdiklerinemi inanicaz (tabi bu arkadasin bu ayetlerden anladigi anlama gore yoksa ben neye nasil inanacagimi inandigimi biliyomda)yoksa hz ibrahimin dininemi?o din nerde kitabi nerde bari onuda yazsaydi.kuran ayetleri ancek boyle tahrif edilebilir iste.rabbimizin peygamberler hakkinda bizlere ornek olsun diye verdigi bilgiler ayetler ancek bu sekilde dumura ugratilir.siz simdi hz ibrahimin dini hanifligime yoksa butun peygamberlerin dinlerini iceren yeryuzundeki suanda hak din olarak tek ve kiyamete kadar gecerli olan hz muhammedin dini islamami inaniyorsunuz.

    size yahudi diyen emin olun az demis ben kategori bulamiyorum lutfen dininizi aciklayin aciktan yayin boyle sitelerle sadece interneti olanlara ulasabilirsiniz ya diger insanlar ne olucak onlari kim kurtaricak korkmayin dogru yolda iseniz rabbiniz yardim eder.300 kisiyle bin kisiyi 10000 bin kisiyle 40000 bin kisiyi yenersiniz merak etmeyin.300(bedir)10000(malazgirt)tarih bilginiz vardir umarim.

  65. en son yazdigim daha once defalarca yazdigim soruma cevap vermeyiniz demek anlamina gelmiyo sorum halen gecerli bu icerisinde(
    Nisa/125) İyilik yaparak kendisini Allah’a teslim eden ve İbrahim’in dinine dosdoğru olarak tâbi olan kimseden, din bakımından daha iyi kim olabilir? Allah, İbrahim’i dost (Halil) edinmişti.
    ayetlerinin gectigi kurani kerim sizin elinize 1400 kusur yil sonra nasil sapa saglam bozulmadan geldi ozellikle admin toprak erdem turker ve diger erdeme soruyorum .cevap verin size servet bagisliyicam dininizi yaymaniza yardimci olucam ama kaynatmadan soru sormadan cevap verin bilim teknoloji akil mantik cercevesinde ok?

  66. Selam Mustafa kardeşim;

    Servet mervet bağışına lüzum yok… 🙂

    Takıldığın yeri anladım. Ki, çok önemli bir noktaya temas etmişsin. Ben sana cevap vereyim.

    Kuran, bize insanlar eliyle erişmiştir. Onun korunması da insanlar tarafından yapılmıştır. Böyle olduğu için, ortalıkta “harekesiz” Kuran metinleri ile farklı kıraatler ile okunmuş Kuran metinleri dolaşmaktadır. Fakat, Kuran’ı bize eriştiren insanların korumadaki bu kusurları Kuran’ın değiştirildiğini de ifade etmiyor. Yani, akı kara, karayı ak yapmıyor.

    Ancak, akı kara, karayı ak yapan başka bir peroblem var. O da, Kuran beyanının kelimelerine yüklenip, dondurulan anlamlar… Yani kavramlaştırma…

    Kavramlaştırmanın ne olduğunu öğrenmek için bir çok kaynak var.

    Ben size bir kaç örnek vereyim (daha doğrusu bir kaç soru sorayım):

    Salat ne demektir ?

    Secde ne demektir ?

    Rüku ne demektir ?

    Riba ne demektir ?

    Yani bunların sözlük anlamları nedir ? Kuran, indirildiği zaman “dini ıstılah / kavramlaştırma ” olmadığına göre, sözün ilk muhatapları bunu hangi anlamları ile anladılar ?

    Mesela, “salat namaz demektir” diyen birisi, “Allah ve melekleri peygambere salat eder, o halde ey iman edenler siz de Peygambere salat ve selam edin” sözünü bana bir izah etsinler.

    Mesela, “secde iki eli yere koyarak alnın yere değdirilmek suretiyle yere kapanmaktır” diyenler,

    a) Kitap ehlinin “çene üzerine secde edişini”;

    b) Kuran her işitildiğinde nasıl secde edileceğini,

    c) İsrailoğullarının “kapısından secde ediciler olarak” girecekleri şehre nasıl girmiş olabileceğini izah etsinler.

    Mesela, “rüku insanın belden yukarısını eğmesidir” diyenler, “rüku eder halde zekat verirler” sözünün nasıl anlaşılması gerektiğini izah etsinler.

    Mesela, “riba, faiz demektir” diyenler, Kuran’da arapça olan “faiz” kelimesi zaten kullanılmakta olduğu halde, hangi akla hizmet Allah’ın “riba” dediği şeye faiz dediklerini izah etsinler.

    İşte asıl tehlike bu kavramlaştırmadır. Kuran’da, kelimelerin anlamlarını yerinden kaydırmaya, kitaptan olmayan şeyleri kitaptan sanalım diye dillerin kitapla eğilip bükülmesine “tahrif” denir.

    Ve yine, Kuran’a göre tahrif bir yahudileşme temayülüdür. Bu nedenle, Mustafa kardeşimiz bize “siz yahudi misiniz” demeden önce aynaya yahut kendisine din öğretenlere bakmalıdır.

    Esenlik dileklerimle…

  67. admin:
    Selam Mustafa kardeşim;

    Servet mervet bağışına lüzum yok…

    Takıldığın yeri anladım. Ki, çok önemli bir noktaya temas etmişsin. Ben sana cevap vereyim.

    Kuran, bize insanlar eliyle erişmiştir. Onun korunması da insanlar tarafından yapılmıştır. Böyle olduğu için, ortalıkta “harekesiz” Kuran metinleri ile farklı kıraatler ile okunmuş Kuran metinleri dolaşmaktadır. Fakat, Kuran’ı bize eriştiren insanların korumadaki bu kusurları Kuran’ın değiştirildiğini de ifade etmiyor. Yani, akı kara, karayı ak yapmıyor.

    sayin sevgili cok kiymetli degerli kardesim admin bilmiyorum bu aciklamanin uzerine baska bisey dememe gerek varmi.eger buna cevap diyorsaniz tabi.siz benden daha cok sakacisiniz insanlar eliyle derken sanki o insanlar baska diger sunnet hadis ve baska ne varsa onlari ulastiranlar baska)))))))))))) elbette getirilen herseye dogru demiyorum yanlislar var ve olucakta ama dediginiz gibi bu aki kara yapmaz dostum insan neyin dogru neyin yanlis oldugunu iyi kotu bilir biz sadece kendimizi kandiriyoruz.1400 yil sonra eline bi kitap aliyosun onunla birlikte ayni kanlla eline ulasan herseye (icindeki birkac mantiksiz uydurma veya anlamadigin seyler oldugundan)yalan diyosun ve tamamini inkar ediyosun sonrada tamamen baska dilde olan bu kitabi cevirinden (herceviride baska ya neyse)anladigini iddia ediyorsun ve herkesinde anlayacagini iddia ediyorsun ve inan dunyadaki en komik insan oluyosun cem yilmaz bile bukadar komik degil.

    yani demem oki kardesim yukarida guya kendine gore aciklamaya calistigin o kisacik gecistirme amacli yazida bile kendinle ve savunduklarinla nasil celisiyosun bunun bile farkinda degilsin yada farkindasin ama gururun artik el vermiyo.yahudi olayina gelince onu bir baska kardesimiz yazmisti ben azbile dedim (asla yahudi demedim )cunku koyacak katagori bulamadim.
    servet konusunu en basta deginmis olmanizda zaten attim oltaya geldiginiz anlami tasiyo unutmayin sadece balikci olan siz degilsiniz.bir fikra anlatayim ordan nasil yeme geldigini cikar artik.lenin ve hitler (tabi fikra bu)oturmuslar restoranda ve ucuncu dunya savasi planlari yapiyolar.karar su butun yahudilerin tamami kesilicek ve birde bisikletci oldurulucek.o arada iceri baska bir lider gelip masaya konuk oluyor ve sonuc onunla paylasiliyor.oda dinledikten sonra ya bu bisikletci kim diyo lenin hitlere donerek ben demedimmi sana yahudileri takan olmaz diye diyo.

  68. ha bu arada fikranin yahudilerle alakali olmasi kafanizi karistirmasin keske ingiliz felan deseydim yanlis anlayan olur anlatilmak istenen baska seydir sizin anliyicaginizdan eminim saygi sevgi ve muhabbetlerimle

  69. arti sunu demeden gecemiyicem zira unutmusum (o insalarin korumadaki kusuru degil onlarin korumadaki ve anlasilmasindaki ustun basarisi demek daha dogru olur bence lutfen tarih okuyun bosverin diger seyleri once tarihi suzgecten gecinki olaylari taslari yerine oturtabilesiniz ve soruya soruyla karlisik verme taktigindende vazgecin elbette gercek bir aciklama yapilirsa soz verdim sorucaginiz butun sorulara acizane cevapn vericem ama once benim soruma gercek bilimsel metodla kanitla akli mantik cercevesinde cevap alirsam

  70. Sayın arkadaşım,
    Üstteki iki iletimiz yorum değil özele ricadır.Anladık özele bilgi yok.Lütfen kaldırırmısın,gözümüze gözümüze batıyor.
    Kısaca eksikleriyle toparlayıp, Allah’ın izniyle anladığımız riba şudur;Kendini ve(kendi gibilerle ve destekçileriyle beraber), Allahu alemden, müstağni görüp sömürü düzenini yerleştirenlerdir. Onlar alem sahipsizmiş gibi gerekirse Allah’ın kevni ayetlerini kırıp parçalıyarak(bir misal ozon tabakası)bu dünya bizim deyip, dünya hayatından tatmin olanlardır.Yunus 7.
    Mal üzeri mal koyarak zenginleşip, paranın gücüyle kendine adaletli (sahipsize karşıMaun 2) yaşam sürerler.
    İnançlarından ötürü!! Sarp yokuş Beled 11 ve infak gibi(yaratılmışın hakkını verme, insanı,insan gibi yaşatmak için gereken bütün fedakarlık) kaygıları yoktur.
    Bilmezler mi hiç, mülk Allah’ın dır, variside O’dur.Gökte ve yerdeki her şey O’nu tesbih eder.
    Kendine adaletli (müstağni) bu yüzden,
    Hani şeytan:onlara emredeceğimde senin yaradışını değiştirecekler (fıtrattan saptırma) demişti. Ve bu yüzden kalkışları rabbimizin söylediği gibi olacaktır.
    Selamlar.

  71. Efendimiz şöyle belirtmiştir:

    “Ümmetim 73 fırkaya ayrılacak; birisi hariç diğer hepsi Cehennem’de olacak” Oradakiler, hayretle: “O kurtulacak grup hangisidir Ya Rasulallah” diye sordular, Efendimiz (s.a.v): “Benim ve Ashabımın yolunda olanlar.” buyurdu. (Tirmizi, iman; 18.)

    Bu kurtulan fırkaya “Fırka-i Naciye” denir. Bu fırkanın bir diğer ismi de “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat” fırkasıdır.

  72. Selam Cemil Batur kardeşim;

    Kusura bakma, bir müddet işlerimin yoğunluğu dolayısı ile yorumlarla ilgilenemedim. Gecikme için özür dilerim. Umarım arkadaşınıza bir vesile ile ulaşabilir ve gecikmiş bilgiyi eriştirebilirsiniz.

    Ribanın ne olduğu hususunda bir tartışma için bakınız;

    http://www.yeniislam.com/forum_posts.asp?TID=89&PN=1

    Esenlik dileklerimle…

  73. yeni elemanlar araya girince heyecanla onlara cevap veriyosun ali kardes teessuf ederim bizim sorular kaynadi gitti kisir dongude kaldik.))))))))))))neyse diger konuda belirttigim gibi gevezelik bos is sizdende zaten istedigim cevap cikmaz dolayisiyla dininizle basbasa birakiyorum selametle..

  74. Selam Mustafa kardeşim;

    Sen beni çok güzel anladın, ben de seni çok güzel anlıyorum.

    Sen diyorsun ki; “Kuran’ı koruyarak size eriştiren beşerin size ilettiği Kuran’a inanıyorsunuz da, aynı beşerin size ilettiği hadislere niçin inanmıyorsunuz”

    Doğru anlamış mıyım ?

    Bu soruya verdiğim cevabın iki cephesi var.

    Birinci yönü şu: Kuran’a inanma işi sadece “tanıklarına” has bir eylemdir. Bir beşer bile, kimseyi tanık olmadığı bir şeyin bilgisinden, sonucu ebedi cehennem olacak derecede mesul tutmaz. Hal böyleyken, bunun Allah hakkında söz konusu olması olası değildir. Zaten Kuran’a iman edenler için Kuran’ın kendisi bu hakikati değişik boyutlarıyla ortaya koymuştur.

    Mesela, “vahyin anlaşılması için muhatabının dilinde olması” , “vahyin muhakkak ve muhakkak bir elçi aracılığı ile tebliğ edilmesi” , “vahyin muhatabının, vahiy ve elçi bütünlüğünde gelen -açık seçik – delillere, nüzul ortamına, nüzul sebebine ve nüzul ortamı ie ilgili olan ve vahyin anlaşılmasında doğrudan etkin diğer hususlara -emin- derecede vakıf olması” gibi teferruatı ile her şekilde müzakere edebileceğim ilkeler bütün ilahi metinlerin “tarihsel” oluşunun kanıtıdır. Biz bu ve benzeri “zor” konuları hanifdostlar forumunda ve yeniislam forumunda muhtelif açılardan tartışıyoruz. Teferruatını bu forumlardan takip edebilirsiniz.

    İşin bu cephesinde Allah, bırakın hadisi, vahyin kendisinden dahi mesul tutacak değildir. Bu “ürkütücü” görünen yargıyı yadırgayan kardeşlerimiz, vahyin nüzulundan önce kitap nedir, iman nedir bilmeyen Hz. Muhammed ile müşrik Mekke toplumunun hangi sebeplerle “incil ve tevrat” hususundaki “alakasızlık”larından mesul tutulmadıklarını, bu yönde en ufak bir kınamanın dahi söz konusu olmadığını inceleyip tefekkür ederek ilginç sonuçlara erişebilirler. Bu konuda varsa bir diyecekleri katkılarını öğrenmekten de mutluluk duyarım.

    İşin ikinci yönü de şudur: Bir kimsenin bir metni Allah kelamı olarak görmesi subjektif bir kabuldür. Bu kabulün din terminolojisindeki adı imandır.

    Şimdi bir kimse bir metni Allah kelamı olarak kabul ile ona iman ettikten sonra, dine dair değer yargılarını bu metnin prensiplerine göre dizayn etmek mecburiyetindedir.

    Bu cepheden bakıldığında aynı kaynaklar yolu ile korunup eriştirildiği düşünülen iki kaynağın eşitlenmesi / tasdik edilmesi hususu bir kısım arızalar doğurmaktadır.

    Bu “birlikte kabul” işi, bir çok çelişkiler barındırır. Bu çelişkilerin neler olduğu bu sitenin bir çok makalesinde bir çok teferruatına varıncaya değin açıklanmış, tartışılmıştır.

    Mesela, bir tarafta “Ben yalnız vahye tabi olurum” diyen bir Muhammed, öbür tarafta vahiyle asla bağdaştırılamayacak sözler sarfettiği ileri sürülen bir Muhammed… Hem öyleki, gah vahyin buyruk ve yükümlülüklerine ilaveler getiriyor, gah bunları neshedip yerine başkalarını ikame ediyor.

    Mesela, bir tarafta kendisine mucize verilmediği sebepleriyle birlikte izah edilen Muhammed, öbür tarafta canı istediğinde mucizeler irad eden bir Muhammed…

    Mesela, bir tarafta “… ben gaybı bilmem, ben bir meleğim de demiyorum…” diyen bir Muhammed, öbür tarafta şöyle ufuklara bakıp gayb hakkında konuşup duran, kendisinden gaybe dair bilgiler fışkıran bir Muhammed…

    Sözü uzatmak istemiyorum. Bu ve yüzlerce başka olgu, çelişki, işin içinde bir bit yeniği olduğunu ortaya koyuyor. Birinci yön olarak dile getirdiğim bakış açısı ile hadiseye bakıldığında kişi belki tanık olmadığı vahiyden mesul olmaz ama, “birbirine rağmen” iman ettiği bu çelişik tutumdan mesul olur. Çünkü bu kendisinin tanıklık ettiği ve onunla işler gördüğü “akılla” ilgili bir sınamadır.

    Bunun dışında, müminlerin Kuran ve hadislere aynı ehemmiyet derecesinde yaklaşıp, aynı ehemmiyet derecesinde koruma çabasında oldukları fikri hayatın olağan akışına terstir. Bu nedenledir ki, Kuran yazılarak muhafazasına gayret edildiği halde hadisler hakkında böyle bir yazım çalışması yoktur. En azından hadislerin “çoğunu” kapsayacak böyle bir çaba iddia bile edilmemiştir.

    Burada şöyle bir soru sorulmalıdır. İnsanlar Kuran sebebiyle mi hadislere iman etsinler, yoksa hadisler sebebiyle Kuran’a mı iman etsinler ? Yani hangisi hangisinin “illeti / delili”dir ?

    Eğer insanlar hadislere iman ettikleri için Kuran’a iman edeceklerse, hadislere ters düşen Kuran ayetlerini inkar etmeleri icab eder.

    Yok, Kuran sebebiyle (Resule itaat etme adına) hadislere iman edeceklerse, Kuran beyanına aykırı hadisleri reddetmeleri “mantığın” bir gereğidir.

    Bu aşamada şu söylenebilir: Denebilir ki; biz kendimiz Muhammed olmadığımız halde, Kuran’ı en iyi anlayan kişi olarak gördüğümüz Muhammed’in sözlerini nasıl olur da “kendimize ait” bir akılla inkar edebiliriz ? [Tabiki, hadis namına duyduklarımızın gerçekten Muhammed’e ait olup olmadığı belli değilken. Çünkü, Muhammed’e ait olduğuna şahit olunan bir yargının inkarı mümkün değildir]

    İşte bu yargı, mümin için akletme sürecini tatil etmesini gerektirir. Böyle olunca da Kuran ile aramızda başka bir çelişki doğar.

    Madem, Muhammed haricindeki insanlar Kuran’ı anlamaktan acizdirler, Kuran ne diye Hz. Muhammed haricinde bir kısım insanları muhatap alarak onlara kelam eder ? Mesela, bir kedi beni anlayamaz. Ben bir kediye hangi akla hizmet kelam edeyim ki ? Yahut, bir çocuk anlattıklarımı anlayamayabilir. Ben hangi akla hizmet ona kelam edeyim de ondan sonra onu bu kelama aykırı düşmesi sebebiyle cezalandırayım. Beşer yapsa “delilik” denecek şeyi Allah’a mı yakıştırayım ?

    Sözün özü şu ki, bu konu öyle bir soru sorup sonra cevabına dünyalar bağışlanmayla çözülecek kadar basit değildir.

    İyice tetkik etmeniz için size şunu söyleyeyim:

    Gelenek dini iki temel / iki inanış üzerine oturur. Bu iki inanış kabul edilmediği müddetçe hadis külliyatı ile Kuran arasındaki çelişki ve ihtilafın giderilebilmesi olanaklı değildir.

    Birincisi: Kuran dışı vahiy inancı

    İkincisi: Nesh inancı.

    Bu iki inanış, kendince Kuran ile hadis külliyatı arasındaki çelişkiyi gidermeye çalışır.

    Kuran dışı vahiy inancı, hadisin aklen sorgulanmasını imkansız kıldığı ve hadis ile Kuran ayetini aynı vahiy kaynağında eşitlediği için Kuran ile hadis külliyatı arasında mukayese bile yapamazsınız. Vahiy eseri olan bir sözün, aklen tetkiki mümkün değildir. Tabi, burada Kuran ayetlerinin kendi kendisini “akletmeye” açmasının ne gereği olduğu bu görüş sahiplerinin kıyamete kadar açıklayamayacağı bir paradokstur.

    Nesih inancı ise, birbiri ile çelişen olguları birbirinin yerine ikame etmeye yarar. Bir hüküm, kendisi ile çelişen bir diğer hükmün yürürlüğünü ortadan kaldırır ve yaz boz tahtasına dönen din hükümlerinde bu şekilde çelişkisiz bir görünüm aranır.

    Nesih inancı, önce ayerler arasında tatbik edilmiştir. Bir ayetin başka bir ayeti neshedebileceğine inanılmıştır.

    Sonra, nesh Kuran’ın, kendisine / kendi hükümlerine aykırı hadisleri neshetmesi şeklinde belirmiştir.

    Sonra, hadislerin hadisleri neshedebildiği bir inanışa geçilmiştir.

    Sonra, iş artık tam olarak çığrından çıkarılıp, müşriklerin Muhammed’den talep ettikleri “bir başka Kuran”ı icad edebilmek adına, hadislerin Kuran ayetlerini neshedebileceği inanışı benimsenir olmuştur.

    Düşünebiliyormusunuz ! Rivayet, yani Türkçesi ile “SÖYLENTİ” kültürü, Kuran ayetini neshedebiliyor !!!

    İşte bu iki inanış, yani hadislerin Kuran dışı bir vahiy ürünü olduğu inancı ile, nasih inancı, Kuran ile hadis külliyatı arasındaki çelişkileri gidermek yahut bu çelişkilere dair tartışmaları bitirmek adına bir araç olarak kasten kullanılmıştır.

    Söylentiyi meşrulaştırmak adına, işlenen bu din cinayetinin boyutlarını düşününüz.

    Sonra, Yahudilerin ve Hıristiyanların hangi usullerle yoldan çıktıklarını da bir düşününüz.

    Bu size, “yahudileşmiş” müslümanların tarihini açıklayacaktır.

    Esenlik dileklerimle…

  75. merhaba Ali Bey .tespitleriniz harika.yalnız konunun daha iyi anlaşılabilmesi için Mustafa Beyin sorusuna verdiğiniz iki cepheli cevabı biraz açmanızı rica edeceğim.bu iki cephe birbirine zıt gibi görünüyor.hem mesul değiliZ hemde iman ediyorsak hayatımızı Kurana göre dizayn etmek zorunluluğu konusu .bunlar birbirini tamamlayan iki öge midir.yoksa bir sorunun iki olurlu vevabımı yada iki zıt ikisiden birini tercih et durumumu.
    umarım meramımı anlatabildim.
    Allaha emanet olunuz……….

  76. Ayrıca tanıklık kavramı bizide içine almaz mı.neticede bize ulaşan bir kitap var.ilk insana nuha ibrahime ne vahyedildi ise aynısı sanada vahyedildi diyor.saygılarımla

  77. ayrıca çoğu ayet sanki bugünü şuanı anlatıyor bize.kuranı yeniden şimdi ve bize nazil oluyormuş gibi okuyamazmıyız.Allah katında birgün bizim saydıklarımızdan 1000 yıla eşitse kuran ineli 2 gün bile olmadı.tamamı Allaha ait olduğu belli olan bir kitap iman eden için belirleyici ise mesul olma kavramı ne ile sınırlıdır.yani günümüz insanlarının durumu yukarıda izah ettiğiniz gibi midir. İşin bu cephesinde Allah, bırakın hadisi, vahyin kendisinden dahi mesul tutacak değildir. Bu “ürkütücü” görünen yargıyı yadırgayan kardeşlerimiz, vahyin nüzulundan önce kitap nedir, iman nedir bilmeyen Hz. Muhammed ile müşrik Mekke toplumunun hangi sebeplerle “incil ve tevrat” hususundaki “alakasızlık”larından mesul tutulmadıklarını, bu yönde en ufak bir kınamanın dahi söz konusu olmadığını inceleyip tefekkür ederek ilginç sonuçlara erişebilirler.
    Eğer Allah peygamberi göndermese idi kendisi ve toplumu mesul olmayacak Biz uyarıcı göndermediğimiz topluma azap edecek değiliz ayetince belli olduğu üzere sorumlu olmayacaklardı.
    O halde biz aynı durumda mıyız.Peygamber bizim için açık bir uyarıcı değil mi. kuran kendi ifadesine göre bütün insanlara gönderilen apaçık bir kitap değil mi.
    Mesela, “vahyin anlaşılması için muhatabının dilinde olması” , “vahyin muhakkak ve muhakkak bir elçi aracılığı ile tebliğ edilmesi” , “vahyin muhatabının, vahiy ve elçi bütünlüğünde gelen -açık seçik – delillere, nüzul ortamına, nüzul sebebine ve nüzul ortamı ie ilgili olan ve vahyin anlaşılmasında doğrudan etkin diğer hususlara -emin- derecede vakıf olması” gibi teferruatı ile her şekilde müzakere edebileceğim ilkeler bütün ilahi metinlerin “tarihsel” oluşunun kanıtıdır
    peki o halde tarihsel oluşu bizi ondan muaf tutar mı.
    bütün bu sorularımın tek sebebi sadece öğrenmek.
    sizin görüşlerinizi önemsiyorum. 4 senedir kuranı anlama çabasında olan ben biliyorum ki kuranı bilmeyenler sizin sözlerinizi anlayamazlar.çünkü sözleriniz fikirleriniz ayetlerden süzülüp damıtılıp harmanlanmış.referansınızın kuran olduğu açık.
    Allaha emanet olunuz.

  78. Selam Önder kardeşim;

    Bu iki cephenin ikincisini, yani dinde hüküm kaynağının ne olacağı, Kuran’a mı yoksa rivayete / söylentiye göre mi hüküm kurulacağı kısmını bir tarafa bırakarak, ilk cephe üzerinde düşünelim.

    Bu konuda derinlemesine tefekkür etmek isteyenler Yunus kıssası üzerinde düşünmelidir. Mevcut meallerden konuyu tam olarak idrak edememiş olabiliriz. Ancak, Yunus kavmi için takdir edilen azabın kaldırıldığı ve kavmin sonradan Yunus’a iman etmesi sebebiyle affedildiği, “bir müddet daha yaşatıldığı” anlaşılıyor.

    Neden ?

    Peygamberlerini inkar eden bütün kavimler helak edildiği halde Yunus kavminin istisnası nedir ?

    Anlaşıldığı kadarıyla, Yunus tebliğ tamamlanmadan önce kavminden ayrılmıştır. Bazı kimseler, Peygamberlerin günahsız olduğundan bahisle bunu reddetseler de, Kuran böyle bir yargıyı onaylamaz. Yani, “kusursuz” bir peygamber yoktur. Zaten “kusursuz” olan kişi, “beşer” ve “örnek” olmaz.

    Bu örnek bana, beşer hukukunda da var olan bir ilkeyi anımsatıyor. Mesela bizim hukukumuzda “tebligat” eksik yahut kusurlu olursa, bu tebligatın muhatabı tebliğin içeriğine farklı bir şekilde vakıf olsa da tebligat geçersiz addedilir.

    Beşer hukukunda olan bu tedbirin sebebi, beşer hakimlerinin “her şeyi bilen” olmaması, bu nedenle kimin tebliğe muttali olup olmadığını “gerçek” olarak bilemeyecek durumda olmalarıdır. Bir kişiye haksızlık edilmektense, yapılan işlemin tümden geçersiz kabul edilmesi, beşerin adalet namına eriştiği titiz bir durumdur.

    Şimdi burada iki kabul var.

    Birincisi, mesuliyet tebliğ / öğrenme (anlama) ile başlar. Gerçekten Kuran bunun pek çok delili ile doludur.

    İkincisi, birbirini açıklayan / tamamlayan hükümler / koşullar eksik tebliğ edilirse / eksik olarak vukuu bulursa, erişmiş şeyler de erişmemiş gibi addolunur. Bu ikinci kabulün Kuran’da görülebilecek tek örneği Yunus kıssasıdır. Fakat bu kıssanın nasıllığı hususunda bir kısım itirazlar bulunduğu için biz işin bu yönünü diğer deliller ile irdeleyelim.

    Mesuliyet, daima bir şey hakkındadır. Konusu olmayan mesuliyet olmaz. Yani kişilerin mesuliyetinin daima bir konusu vardır. Öğrenci, bir şeyi öğrenmekten, memur bir şeyi ifa etmekten vs. sorumludur. Şimdi, vicdan ve adaletin var olduğu her yerde, mesul olan kişi, neyden mesul olacağını bilir. Bilmesi aranır. Bilmeyen mesul tutulmaz. Tutuluyorsa orada adalet / vicdan zaafa uğramış demektir.

    Mesela öğrencisiniz. Öğretmeniniz sınavda size öğretmediği şeyleri sorarsa onun hakkında ne düşünürsünüz ?

    Demekki sorumluluk “bilme / öğrenme / anlama” ölçütünü muhakkak kapsar. Bir şeyden sorumlu olacak kişi, neyden sorumlu olacağını bilmelidir.

    Sorumluluğun “neticesi / müeyyidesi” ne denli büyükse, sıhhat yönünden aradığı şartların vukuu bulup bulmadığına verilen önem de o derece büyüktür.

    Bu anlattığım sorumluluğun “bilme” boyutudur. Bilme boyutunda iki kavram karşımıza çıkar.

    Birincisi, bilgiyi alma.

    İkincisi, bilgiyi anlama.

    Kendisine Kuran beyanının erişmediği bir kimseyi ondan mesul tutmak mümkün olmaz. Allah hakkında bunu düşünenler gerçekten Allah’ı gereği gibi takdir edemeyenlerdir. Beşer yapsa, “zulüm” denecek şeyi Allah’a yakıştırırlar.

    İkinci boyut bilgiyi anlamadır. Şimdi bir Çinliye, Arapça Kuran verdiğinizde bilgi o kişiye erişmiş olur mu?

    Mesela sen, Türkçe bilmeyen çalışanına türkçe emirler verip, sonra bunu yerine getirmediği için azab edebilir misin ? Eğer sen bunu kendine yakıştıramazsan Allah’a yakıştırabilir misin ?

    Demekki, “dil” anlamak için olmazsa olmazdır. Bu nedenledir ki, her peygamber kavmine ancak o kavmin konuştuğu dil ile gönderilmiştir.

    Eğer bu koşul oluşmazsa insanlar, “… ayetleri açıklanmalı değilmiydi” diyebilirler. Bunu Kuran apaçık ortaya koyuyor.

    İnsan bazen, kendi dilinde yazılmış bir metni de anlayamayabilir. Bunun nedeni ya o metindeki “teknik” terimlerdir, yahut konunun karmaşıklığıdır.

    Teknik terimler, “başka bir dil” kapsamında değerlendirilebilir ki, onu az önce işledik.

    Metnin / sözün konusu karmaşık, ifadesi bozuk, anlam örgüleri kopuk, grameri bozuk olabilir.

    Kuran, bu arızaların hiç birisini barındırmamasını övünç konusu edinmiştir. Gerçekten Kuran, “prüzüz bir Arapça” ile indirilmiş, ayetleri açıklanmış, örnekler verilmiş, bilineni konu / temel edinmiş bir kitaptır. Bilinmeyeni, bilinen vasıtası ile “… uzun uzun / türlü türlü / açık seçik” açıklamış, öğüt alınması için kolaylaştırılmıştır.

    Bütün bu olguların, Kuran’ın muhatap toplumu / tanıkları için mükemmel seviyede olduğu inkar edilemeyecek bir hakikattir. Kuran’ın muhatapları içerisinde onun meramını anlayamayacak hiç kimse yoktur.

    “Anlamalarına engel olacak perdeler koymak / mühür vurmak” gibi lafızlar, Kuran’ın yabancı bir anlam örgüsü içermesi değil, muhatapların “önceki inkarları sebebiyle” ve “kibirleri yüzünden” içine girdikleri psikolojiyi anlatan hususlardır. Yoksa, en önde giden müşrikler bile, Kuran’ın ne dediğini çok iyi anlıyorlardı. Zaten anladıkları ve işlerine gelmediği için inkar ediyorlardı.

    Bunlar, sorumluluğun / mükellefiyetin “anlama” boyutu idi. Bir de, “yetkinlik” boyutu vardır.

    İşin bu kısmı, sosyal bilimlerde “yetki ve sorumluluk dengesi” olarak adlandırılır.

    Mesela, bir polis memurunun sorumluluğu, suçluyu yakalamak ise, ona bu işini görecek yetki ve araçların verilmiş olması gerekir.

    Bunlar olmaksızın kişinin mesul tutulması mümkün değildir. Kuran, bu olguyu her kişinin “güç yetirebileceği şeyden mesul tutulacağı” ilkesi ile açıklar. Hiç kimse gücünü (yeteneğini / imkanlarını) aşan şeyden mesul tutulmaz.

    Kuran, insanın sorunlu tutulmasını / sınanmasını, insanın işitici ve görücü kılınması ile eşleştirir. İşitici, görücü kılınmak, kavrayış iin gerekli olan yeteneklerin bir timsalidir. Elbette bu anlamda en önemli delil, insanın düşünebilen, doğru ile eğriyi ayırabilen bir varlık olmasıdır. Bu yeteneklere sahip olmayan canlı sınanmaz.

    Şimdi şunu anlamış bulunuyoruz ki, sorumluluğun temel şartları “bilme / anlama” ve “yetenek”tir. Bunların yanına her kişinin kendi özgün koşulları içerisindeki çevresel şartlar da eklenebilir.

    Kuran, bunların yanına özel bir koşul daha ilave etmektedir: “Elçi”

    Gerçekten, hiç bir kitap / vahiy / beyan yoktur ki, insana elçisiz olarak iletilmiş olsun. Bu, Allah’ın sünneti / kanunudur.

    Bu şart üzerinde tefekkür ettiğimizde ve elçilerin ne iş yaptıklarını değerlendirdiğimizde aslında bu koşulun önceki saydığımız “anlama / öğrenme / bilme” koşulunu sağlamak için var olduğunu görürüz. Yani, elçisiz olarak şu veya bu şekilde vahyin bilgisine “tam” olarak vakıf olan kimse bundan mesul olacaktır. Ancak biz elçinin yanı başında hazır bulunmadığımız için, elçi ile var olan bilginin onsuz elde edilip edilemeyeceğini tam olarak bilemiyoruz.

    Bu aşamada bir bilgiye doğrudan erişim ile dolaylı erişimin mesuliyeti ne derecede etkileyeceği hususuna değinelim.

    Mesela, bir kanun metnini bir hukuk kitabından öğrenmekle, çıkarıldığı anda Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde okunurken öğrenmek arasında bir fark olabilir mi?

    Eğer konu sadece “bilme”ye odaklı bir öğrenme ise elbette hiçbir fark yoktur.

    Fakat, konu “iman”a dayalı ise işte orada bir kısım farklar ortaya çıkar.

    Enam suresinde, konu müşriklerin bir kısım hayvanları ne sebeple haram kıldıklarına getirilir ve şu tarihi ve can alıcı soru sorulur:

    “Onlar, Allah atalarına bunları emrederken orada hazır mı idiler ?”

    Ben hayatta bu kadar gerçekçi / realist bir iman ilkesi bilmiyorum !

    Çünkü müşrikler şunu söylüyorlardı: “Biz, bu dini atalarımızdan öğrendik. Atalarımıza da Allah emretti”

    Bu yargıya / inanışa karşı Kuran’ın getirdiği itiraza bakınız:

    “Siz o sırada oradamıydınız !”

    Yani siz, bizzat görmediğiniz, duymadığınız, herhangi bir sağlam delile de dayanmayan şeyleri nasıl olur da Allah’ı bahane ederek din edinirsiniz ?

    Gerçekten Kuran, bunu destekleyen onlarca ayetinde “basiret üzerine yaşama ve ölme” , “bilerek iman ve inkar” üzerinde durmakta, “kesin bilgiyi” yani “şahitliği” önemsemektedir.

    Mesela, Meryem için kura atılırken Muhammed’in orada olmadığı yani şahit olmadığı özenle vurgulanır. Böylelikle bilginin kaynağının Muhammed değil, Allah olduğuna dşkkat çekilir. Aynı vurgu mesela Tur dağında Musa’ya vahyedilmesi kıssasında da tekrarlanır.

    Yahudilere de şu söyleniyor: “Yakup ölüm döşeğinde oğullarına vasiyet ederken siz orada mıydınız ?”

    Ve Muhammed’e bir tavsiye / emir: Ashab-ı Kehf’in kaç kişi olduğu hususundaki münakaşalara asla katılma ! Neden ? Çünkü siz bunun şahitleri değilsiniz.

    Pek çok başka örnek, şahitliğin / tanıklığın önemini vurgular. Çünkü Kuran’ın temel konusu imandır. İman, eminlik demektir. Şüphe üzerine iman tesis edilmez. Allah, böyle bir iman istememekte olduğunu pek çok ayeti ile ortaya koymuştur.

    Örneğin, İbrahim, kesin ilme erenlerden olması için göklerin ve yerin büyük mülkünü temaşa etmiştir. Burada Allah, “temaşa ettiriyorduk” dediğine göre, eylem Allah’a nisbet edilecektir.

    İbrahim bununla yetinmez, ölülerin nasıl diriltildiğini de görmek ister. Sebebi ise “mutmain” olmaktır. İlginçtir ki, bu sebebe dayanan talep kınanmadığı gibi isteği de yerine getirilir.

    Musa’nın “Allah’ı görme” talebi ise imkansızlık sebebi ile reddedilirken “mutmain” olma arzusuna karşı hiç bir kınama yoktur.

    Kuran’da Muhammed’e mucize verilmeyişinin sebebi açıklanırken, daha önceki kavimlerin bunu inkar etmelerinin onların helakini zorunlu kıldığı söylenmektedir. Çünkü mucize / sultan, açık bir şahitliktir. Bu şahitliğin gerekli kıldığı “eminlik” , “iman” , ona denk bir sorumluluk getirmektedir.

    Bu açıdan bakıldığında “… eğer Allah dileseydi yeryüzündeki herkes iman ederdi.” Çünkü, o halde çetin bir şahitlik ortaya çıkar ve inkara hiç bir gerekçe kalmazdı. Gerçekten, bu şahitlik mahşerde ortaya çıkmakta ve inkar edenlere şu sorulmaktadır: “Allah’ın vaadi gerçek değil miymiş ?” Cevabı ise ittifakla verilmektedir: “Evet, gerçek olduğuna şahitlik ederiz.”

    Anlatmaya çalıştığım olgu, konu iman yani eminlik olduğunda, şahitliğin önem arzettiğidir. Bu şahitlik ne derecede yoğunsa, gerektirdiği iman ve sorumluluk ta o kadar yoğundur.

    Bu nedenle Kuran’ı Muhammed’in dilinden, aynı ortamı paylaşan, aynı şeyleri yaşayan kimseler olarak dinleyip anlamak ve iman etmekle, 1400 sene sonra matbu mushaflardan ve çoğu eksik ve / veya hatalı çevirilerden öğrenmek, böylece iman etmek arasında ciddi bir fark olduğu yadsınamaz bir GERÇEK tir.

    “Din” söz konusu olduğunda gereken bilginin doğrudan ve dolaylı edinilmesi arasında fark vardır. Bir hadisi, Muhammed’den doğrudan dinlemek yoluyla öğrenmek ile, ondan ikiyüz sene sonra, kişilerin kişilere aktarması ile öğrenmek de farklıdır. Bir defa, bilginin zaman ve mekan aşarken uğradığı tahrifat sorumluluğun derecesini değiştirecektir.

    Yukarıdaki açıklamalar, vahiyden önce kitap nedir iman nedir bilmeyen Muhammed peygamber ve onun müşrik toplumu bakımından paralel bir sonuç ortaya çıkarıyor.

    Yakınlarındaki Medine’de hıristiyan ve yahudiler yaşadığı halde ne Muhammed ne de müşrik toplumu onlardaki bilgi ile ne sebeple ilgilenmedikleri hususunda hiç bir kınamaya maruz bırakılmamıştır. Kuran, o bölgede yaşayan Hıristiyan ve Yahudilere “arapça” olarak seslendiğine göre, onların Arapça bildiğini, imanlarına temel teşkil eden bilgileri “Arapça” olarak Muhammed ve müşrik toplumuna eriştirebileceklerini varsayabiliriz. Ancak hakikat şu ki, ne Muhammed ne de müşrik toplumu aslı İbranice olan bu metinleri “Arapça meal” yolu ile öğrenmek ve inanmakla mesul tutulmamıştır. Hatta bu gerçeklik bir Kuran ayetine konu olmuştur:

    “Size bu kitabı indirdik ki, demeyesiniz.”

    Konunun kritik boyutları bunlardır. Bunların hepsi, mesuliyetin şartlarını özetler.

    Kuran’da müşriklerin daha Kuran va’z edilmezden önceki bazı davranışlarının kınandığı ve bu sebeple onlara azab edileceği de haber veriliyor.

    Mesela, “diri diri toprağa gömülen çocukların günahı” sorulacaktır. Çünkü, bunun kötü olduğunu bilebilmek için ne Peygambere ne de vahye gerek vardır. Yer yüzündeki gelmiş ve gelecek bütün insanlara verilmiş, akıl ve vicdan bunun kötü olduğunu DOĞRUDAN DOĞRUYA kişiye bildirmektedir. Kişiler bunun iyi mi kötü mü olduğunu bilebilmektedir. Bu bilgi ve yetkinlik sebebiyle onlar bu yaptıkları cürümden hesaba çekileceklerdir.

    Demekki, insanın mesuliyeti vahiyle başlayıp vahiyle bitmemektedir. İnsanın mesuliyeti, onun işitici, görücü kılınması, onlara kulaklar, gözler, gönüller verilmesi, onların akledebilmesi ve varlık alemindeki sayısız ayetlere vakıf / şahit olunması ile başlamaktadır.

    Akıl ve vicdan… Bu iki ölçüt için gereken bütün veriler insanın genlerine, fıtratına işlenmiştir. Onun için, insanın Rabbine şahit tutulması olgusu, “Kalu bela” inanışı yaratılıştan önce hiç kimse tarafından hatırlanmayan ve içeriği bilinemeyen bir seramoni değil, her kişinin genlerine işlenmiş ve herkesin apaçık bildiği ve şahit olduğu bir gerçekliktir. Kişi, daha varlık alemine çıkmadan önce, “bir çiğnem et” iken DNA’sına vahyedilmiştir. (Arıya vahyedilmesinde olduğu gibi)

    Bu çoğunlukla “iç ses” olarak belirir. İç ses bazen nefsani olguları da içerir. Bu da insanın şeytanının, yani heva ve hevesinin sesidir. İlginçtir ki, ama hayır ama şer, iç ses kişinin kendi dilindedir. Hiç bir Türk’ün iç sesi mesela Arapça değildir. Bu iki yönlü iç ses, akıl ve vicdan süzgecinde ayrışır. Akıl ve vicdan sahibi, işitici, görücü insan neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilir.

    Mahşer sorgusu bir bilgi yarışması değildir. Mahşer sorgusu, kişinin yapıp ettiklerinin ve niyetlerinin kendi özgün koşullarında hesaba çekilmesidir. Her kişi gücünün yettiğinden, bilip anladığından, yani MEVCUDUNDAN hesaba çekilecektir. Biraz önce “çocukların diri diri toprağa gömülmesinden” sorulacağı söylenmişti. Şimdi bunun “iman” ile bir alakası var mı? Yok ! Çünkü bu eylem devam ederken, ortada iman edilecek kitap yok, peygamber yok. Ama sorumluluk var. Çünkü o sorumluluğa sebep teşkil eden akıl ve vicdan var. İnsan var…

    Peki bütün bunlara rağmen ben ne sebeple “Kuran’a iman”dan bahsediyorum ?

    Çünkü Kuran sadece bir “sorumluluk kitabı” değildir. Kuran, aynı zamanda bir “hidayet rehberi”dir. Daha güzel, daha erdemli eylemler için, karanlıklardan aydınlıklara kavuşmak için tam bir yol göstericidir Kuran… En adil ve en doğru yolu gösterir.

    Bu Kuran sayesinde atalarımızın karmakarışık ettiği, çelişkilere boğulmuş gelenek inanışından kurtulan biz değil miyiz ? Ve bize bu hususta doğruyu işaret eden de Kuran değil mi ?

    Umarım sorularınıza yanıt verebilmişimdir.

    Esenlik dileklerimle…

  79. Selam Ali Bey yazınızı sıcağı sıcağına 2 kez okudum.Allah razı olsun.çok aydınlatıcı ve doyurucu bir yazı olmuş.çok zamanınızı almış olmalı.size zahmet verdiğim için tekrar tekrar özür diliyorum.Allah mükafatını inşallah ahirette verir.
    Sizi Allah için seven bir kardeşiniz olarak Allaha emanet olunuz diyorum.saygılar.selamlar.

  80. admin:
    Selam Mustafa kardeşim;

    Sen beni çok güzel anladın, ben de seni çok güzel anlıyorum.

    Sen diyorsun ki; “Kuran’ı koruyarak size eriştiren beşerin size ilettiği Kuran’a inanıyorsunuz da, aynı beşerin size ilettiği hadislere niçin inanmıyorsunuz”

    Doğru anlamış mıyım ?

    Bu soruya verdiğim cevabın iki cephesi var.

    Birinci yönü şu: Kuran’a inanma işi sadece “tanıklarına” has bir eylemdir. Bir beşer bile, kimseyi tanık olmadığı bir şeyin bilgisinden, sonucu ebedi cehennem olacak derecede mesul tutmaz. Hal böyleyken, bunun Allah hakkında söz konusu olması olası değildir. Zaten Kuran’a iman edenler için Kuran’ın kendisi bu hakikati değişik boyutlarıyla ortaya koymuştur.(Mesela, “vahyin anlaşılması için muhatabının dilinde olması” , “vahyin muhakkak ve muhakkak bir elçi aracılığı ile tebliğ edilmesi” , “vahyin muhatabının, vahiy ve elçi bütünlüğünde gelen -açık seçik – delillere, nüzul ortamına, nüzul sebebine ve nüzul ortamı ie ilgili olan ve vahyin anlaşılmasında doğrudan etkin diğer hususlara -emin- derecede vakıf olması” gibi teferruatı ile her şekilde müzakere edebileceğim ilkeler bütün ilahi metinlerin “tarihsel” oluşunun kanıtıdır.

    sayin durusunu herdaim muhafaza eden ve asla sinirlenmeden sabirla nezeketle aynen peygamberi bir davranisla yilmadan herkese bir sekilde dogru bildiklerini ulastirmaya calisan gercekten kendisine saygi duymaya basladigim (bu ozelliklerinden oturu)sayin ali aksoy kardesim.
    vermis oldugunuz cevap icerindeki bu bolumde zaten benim istedigim savundugum iddia ettigim olayi yazmissiniz.tekrarliyorum Mesela, “vahyin anlaşılması için muhatabının dilinde olması” , “vahyin muhakkak ve muhakkak bir elçi aracılığı ile tebliğ edilmesi” , “vahyin muhatabının, vahiy ve elçi bütünlüğünde gelen -açık seçik – delillere, nüzul ortamına, nüzul sebebine ve nüzul ortamı ie ilgili olan ve vahyin anlaşılmasında doğrudan etkin diğer hususlara -emin- derecede vakıf olması” gibi teferruatı ile her şekilde müzakere edebileceğim ilkeler bütün ilahi metinlerin “tarihsel” oluşunun kanıtıdır.

    cevabiniz icin cok tesekkur ederim ve yanlis bise yazdiginizi gormedim.bende bu celiskinizi anlayamiyorum iste.sahteleri var diye .yanlislar var diye kalkar butun islam alimlerine ve onlarin eserlerine veya hadis ile sunnete tamamane yanlistir hicbirinede ihtiyac yoktur derseniz elinizde tamamen baska bir dilde hangi tarihte indigi bile icinde yazmayan sadece bir postaci araciligiyla kapimizin onune konmus bir yabanci metinden oteye gecmez diye dusunuyorum. ben butun hadisler dogrudur sunnet diye bize ulastirilan hersey dogrudur demiyorum zaten kimsenin dediginide sanmiyorum.daha dun yaptiklari katliami dunyaya yardim gibi gostermeye calisan bir yahudi toplumunun yasadigi dunyada tertemiz kalmis tekbir kitap vardir oda sanirim kurani kerimdir.icine yerlestiremedikleri herseyi sagina soluna katmaya calismis ama bunda cokta basarili olamamislardir kanimca.ve kurana tek kelime kondurmayan onu ilk indigi gunki gibi taptaze bize ulastiran o guzide ashabin alimlerin ve kendilerini bu ugurda feda etmis kisilerin hakkinida bir cirpida yememek lazim diye dusunuyorum ve kurani gercek manada anlamanin yolu yine onlardan gecer diyorum.zaten yukaridaki yazinin ozeti bana yettide artti.sizi gercekten cok iyi anliyorum ve sizinde beni cok iyi anladiginizi umit ediyorum.rabbim gittiginiz yol dogru ise sizi muzaffer kilsin degilsede dogru yola eristirsin cevap icin tesekkur eder sukranlarimi sunarim.

  81. kardesim birde sunu gercekten anlamadigimdan veya sizin nasil anladiginizi nasil yorumladiginiz duymak istedigimden sorayim.
    yaziniz icerisinde gecen

    (Size bu kitabı indirdik ki, demeyesiniz.)

    simdi ben cahil bir tuk olarak arapca bilmiyor ve kurani okuyup anlamiyosam.ozmaan hicbirseyden mesul degilmiyim.araplara taninan bu zyrilacik biz turklere ruslara ingilizlere felan filan taninmamismi.yoksa ayetin vurugusu baskami.baskaysa nasil anliyicaz degilse butun sorumluluk kalkicakmi ?

  82. Hz. Muhammed (sas)

    Hz. Ebubekr Sıddık (ra)
    Selman-ı Farisi Hz. (ra)
    Ebu Muhammed Kasım Hz. (ra)
    İmam Cafer-i Sadık Hz. (ra)
    Bayezid-i Bistami Hz. (ks)
    Ebu Hasen Harakani Hz. (ks)
    Ebu Ali Farmedi Hz. (ks)
    Hace Yusuf Hemedani Hz. (ks)i
    Abdülhalık Gücdevani Hz. (ks)
    Hace Arif-i Rivegeri Hz. (ks)
    Hace Mahmud İnciri Fağnevi Hz. (ks)
    Hace Ali Ramiteni Hz. (ks)
    Muhammed Baba Semmasi Hz. (ks)
    Seyyid Emir Külal Hz. (ks)
    Şah-ı Nakşibend Hz. (ks)
    Alaeddin Attar Hz. (ks)
    Yakub-i Çerhi Hz. (ks)
    Ubeydullah Ahrar Hz. (ks)
    Mevlana Muhammed Zahid Hz. (ks)
    Mevlana Derviş Muhammed Hz. (ks)
    Hace Muhammed Emkeneki Hz. (ks)
    Muhammed Baki Billah Hz. (ks)
    İmam-ı Rabbani Hz. (ks)
    Muhammed Ma’sum Hz. (ks)
    Mevlana Muhammed Seyfeddin Faruki Hz. (ks)
    Seyyid Nur Muhammed Bedauni Hz. (ks)
    Mirza Mazhar Can-ı Canan Hz. (ks)
    Abdullah-ı Dıhlevi Hz. (ks)
    Mevlana Halid-i Bağdadi Hz. (ks)
    Mevlana Seyyid Abdullah Hakkari Hz. (ks)
    Seyyid Taha Hakkari Hz. (ks)
    Seyyid Sıbgatullah Arvasi Hz. (ks)
    Abdurrahman Tahi Hz. (ks)
    Fethullah Verkanisi Hz. (ks)
    Muhammed Diyaeddin Nurşini Hz. (ks)
    Ahmed Haznevi Hz. (ks)
    Gavs Seyyid Abdulhakim Bilvanisi Hz. (ks)
    Seyyid Muhammed Raşid Hz. (ks)
    Gavs-ı Sani Hz. (ks)

    Lütfen SİLSİLE-İ SADAT-I KİRAM’ı bir örnek olarak inceleyiniz. Hayatlarını araştırınız… İslamı yaşayışlarını inceleyiniz..

  83. Selam ederim.
    Sekiz günlük bir hastahane macerasından evvelsi gün çıktık elhamdülillah.
    Kalp krizi artı gribal enfeksiyon.Beş gün düşmeyen ateş sonucunda anjiyo, balon ve stent. 2001 de de bir stent etti iki stent. Biiznillah burdayız.

  84. Sn. Mustafa kardeş,
    Dilek ve temennin için geçte olsa teşekkür ederken aynı temenniyi tüm mümin kardeşlerime bende.
    Mustafa kardeş sormuş olduğun sorunun cevabı Ali Aksoy’un hemen üstteki iletisinde mevcut.İnsanın mesuliyeti vahiyle başlayıp vahiyle bitmemektedir. Kalu bela cevabının her kişinin Dna sına işlenmiş olması durumundan bahseden iletiyi dikkatle okursan…
    İlaveten Taha 49,50,51,52 ilede birleştirip tefekkür edersen mesuliyet hep vardır.
    Esenlik dileklerimle.

  85. Sözlerime maazallah diyerek başlıyorum ama duygulandım doğrusu.Gerçeği bilememe ve yüzeysel okuma neticesinde dinin ruhuna aykırı mülahazalarda bulunabilme rahatlığını nasıl da kendinizde görebiliyorsunuz?Alahtan utanır ve korkar insan,bazı tarikatlar(ismini vermeyeceğim) gerçek değerini yitirdiği ve teamüller su-i istimal edildiği için yanlış anlaşılma oluyor ve olmuştur ve olmaya da devam edecek gibi gözüküyor.Ama sizin dar havsalanızda Allah ostları diye dile getirdiğiniz zevat-i kiram,sadece tarikat şeyhleri değildir.Sahabe-i kiram da bir Allah dostudur,şah-ı nakşibent de İmam ı Rabbani hazretleri de bir Allah dostudur.Sizin bu kısır ve yanlış ifadeleriniz hepsini kapsıyor ve mübarek insanları üzmek demektir.Ama insan meseleye miyop bakınca neyi görecek ki,ayağına takılan nohut tanesine bile düşman kesiliyor,çünkü gerçeği görmeye nasibi yok vesselam…

  86. Bir de tez(!) halinde risale i nur hakkında kezzap ifade eden beyanlarda bulunmuşsunuz.Allahtan korkar insan,risaledeki tasavvufi manaları zahir gibi anlamaya çalışma gafletiyle bu çalışmaya girdiğiniz için gerçeği göremezsiniz ve göremeyeceksiniz.Üzüldüm üzülmesine ama insan adım atarken ve dünyaya soluğunu duyurmaya çalışırken müslümanca hareket etmek durumundadır,her tarafın fitne kazanlarıyla kaynatılmaya çalışıldığı bir devirde ortaya çıkıp da doğru söylüyormuş gibi insanların kurtuluşuna vesile olmuş ve olan bir Kuran Tefsirine bu şekilde yaklaşım gösteremezsiniz.Müslüman eleştiri yaparken bile müslümanca davranır,yankısını vicdanında duyamayacak kadar bağırsak nefeslerini kendisine misafir etme talihsizliğini kendisinde görebilen bir gönle,hangi yaklaşım felsefesini göstereceksiniz ki?Eynessera minessüreyya?

  87. Bana gidip de sakın Atsız talihsizini medhedecek ve o bedbaht insanı övücü ifadelerde kullanamazsınız.Hz Meryem’i kötüleyen bir insanı siz nasıl översiniz?Halkın nezdinde yüce bir değer almış Allah dostunu aşağılayıcı ifadeler kullanan birisini övemezsiniz..Bu,islam adına bir sukuttur,alçalmadır ve gerçeği duyamamanın destanıdır ki bu destanın da sesi-soluğu yer altındaki kobraları harekete çağırır..

  88. Sayın Pelesenk

    Üslübunuz, sofist olma yolunda büyük bir uğraş veren sadık bir salik tasavvuru oluşturmaktadır.

    Volkan gazetesinde İngiliz propagandası yapanlar, 31 Mart ayaklanmasında birçok Türk subayını vahşice katlettikleri halde Hıristiyanların kapısına birer nöbetçi koyarak onları koruyanlar kimlerdir?

    “Özgür bir Kürdistan tohumu ekiyorum. Onu geliştirip büyütün”, “Uyan ey Selahattin Eyyübi’nin torunları Kürtler!” “Bir Türk öldürmek yetmiş gavur öldürmekten daha üstündür” sözleri kimlere aittir?

    Bu eylemlerin ve sözlerin tasavvufi manalarını idrak edemediğimizden ötürü zahiri(dışrak) olarak yanlış yorumlamaktayız. Sizin batini konularda uzman olduğunuz anlaşılmaktadır. Lütfen! bu eylemlerin ve söylemlerin içrek(batıni)anlamlarını açıklar mısınız?

  89. Bizler sizler ayrılıkları hep kavgaları getirmiştir.Benim dinim haklı seninki yanlış sanki benim babam senin babanı döver gibi tefrikalara yol açmıştır.Görmüyormusunuz dünyada hep savaşlar dinler arasında çıkmıştır.Bizler efendi hazletlerinin dediği gibi amentü içindeki benzerliklerde buluşup elele vermeliyiz. Kardeşliği pekiştirip yanyana gelmeliyiz.Cennet büyük ve hepimizide alır. Hangi dini yaşarsanız yaşayın hepimiz aynı yerde buluşacağız. Önemli olan sen ben kavgası olmasın. Ben senin dinin gibi yaşayayım veya sen benimki gibi ne fark var hiç . Tüm dinler okullarda daha teferruatlı anlatılsın.İsteyen istediği dini seçsin.Dinler bahçesi güller gibi koksun. isteyen hangi çiçeği koklarsa koklasın. Lütfen hepside mis gibi kokmazmı. Yapmayın lütfen sevmekden sarılmaktan ne zarar gelir.Bu sebeble dinler arası diyoloğa, dinler bahçesine ve büyük orta doğu barış projesine önem vermeliyiz. Gözlerinizi kapatıp tüm kalbi duygularınızla ellerinizi bize uzatın. Gözlerinizi açtığınızda ellerinizde kutsal kitabı, ayaklarınızın altında barış dolu kutsal toprakları bulacağınızı vaad ediyoruz.Hepinizi Tanrıya emanet ediyoruz.

  90. ÇOK SAYGI DEĞER YORUMCU KARDEŞLERİM. Sizlerin tüm düşüncelerine saygı duyuyor ve fikirlerinize acizane bir şey eklemek istiyorum. Bilindiği gibi Dünya üzerinde kavgalar ve savaşlar yer almaktadır. Kardeş kardeşi boğazlamakta ve barış yok olmaktadır. Eksikliğimiz birbirimizi sevmekten geçer.Hiç bir din, mehzep, fikir ve düşünce bağnazlığına düşmeden el ele vermek.Bu sebeble tüm dünyada ilgi ile takip edilen dinler arası diyolog,dinler bahçesi,medeniyetler buluşması ve büyük ortadoğu projesine önem vermeliyiz. Bunlara sarılırsak ne sen ne ben kavgası olmayacak.Hepimiz birbirimize kardeş gözü ile bakacağız. Barış dolu insanlık için ileride büyük insanlık toprakları olacak ve herkes birbiri ile kardeş gibi yaşayacak. Bakın sayın Barrack Obama nın orta doğu için yaptığı barış dolu gezilerine hep bizler için. Tarıhte olduğu gibi bu insanların kıymetini bilmemizdir. Hem onlar din farkı gözetmeden özellikle İslam a daha yakın olmaları bu bölgelere barış tohumları atacaklarının garantisidir. Bizler sadece ellerimizi uzatıp, gözlerimizi kapatmalıyız. Gözlerimizi açtığımızda ellerimizde kutsal kitabı ve ayaklarımızın altında barış dolu kardeşlik içeren toprakları bulacağız.sizleri Tanrıya emanet ediyor ,büyük orta doğu barış projesine sarılmanızı istiyoruz.

  91. Bakın tüm Dünyada savaşlar.Neden hep din ayrılıkları.Artık ne dedik, tüm dinler bir araya gelip diyolog içine girip,amentüdeki ittifakımızı pekiştirmeliyiz.Senin dinin batıl benimki üstün düşüncelerinden vazgeçip benzerliklerde buluşmalıyız.Tanrı inancı olduğu sürece hepimiz aynı yerde buluşacağız.O zaman kavgalar bitecek ve hepimiz kardeş olacağız.Amaç dünyaya barış ve kardeşlik tohumlarını serpmektir.Özellikle Büyük Orta Doğu çalışması, Dinler arası diyolog ile paralellik gösterip hizmetlerimize hep beraber hız vermeliyiz.Tanrı sizlerle olsun.

  92. Tarihte tabiki belli devrelerde bazı çile ve eziyetler karşısında insanların birbirlerine karşı dargınlıkları olmuştur.Zamanımızda bile aynı kulvarlarda hizmet eden kurum veya kuruluş,engüzel örnek, cemaaatler arası tatlı sürtüşmeler olmaktadır.Buna dayalı rekabet çalışmaları veya hafif yermeler kaçınılmazdır.Artık teknoloji çağındayız ve birbirimizin eleştirilerini hemen yorumlayıp haberdar etmekteyiz.Bunlar artık geçmişte kalmış , şimdi ise elele vermenin zamanıdır.Reddetmek çok kolay. Bence insanları hatası ile kabul edip, bağrımıza basmalıyız.Sizleri canı gönülden selamlayıp Diyolog çalışmalarında,medeniyetler buluşması ve büyük ortadoğu çalışmalarında başarılar diliyoruz.

  93. Dünyada hiçbir çalışmamız yokki başarı sağlanmasın.Tekki insanlığın iyiliği için olsun.Dinler arası diyoloğun bir kardeşlik çalışması,birlik ve beraberlik temelleridir.İsa mesih Dünyaya teşrif ettiğinde bizleri ve sizleri,yani tüm tanrıya inananları kucaklayacaktır.Bizler şimdikten kardeşliğimizi pekiştirmeliyizki,onun yanında mahcub olmayalım.Dinlerimizde farklılıklar olabilir fakat benzerliklerimizde buluşup sayın efendinin tesbiti ile teferruatlarda bir birimize düşmemeliyiz.Bizler kardeşiz ve hepimiz öteki dünyada aynı yerde yer alacağız ve kardeş gibi hayat süreceğiz.Neden ayrılıklar olsun,neticesinde hep savaşlar yaşanıyor.Bizler barış temsilcileri olmalıyız.Diyoloğa,dinler bahçesine,medeniyetler buluşmasına ve büyük orta doğu çalışmalarına önem vermeliyiz.Bunlara sarılırsak bizleri büyük saadet beklemektedir.İnanın sadece ellerinizi kalplerinizin üstüne koyun,gözlerinizi kapayın.Gözlerinizi açtığınızda ellerinizde çalışmalarınızın bereketi olan nurlu dini bulacak,ayaklarınızın altında da kutsal toprakların olduğunu göreceksiniz.Tanrı sizlerle olsun.

  94. Artık bizler belli gerçekleri anlamak zorundayız. Bakın hoşgörü nekadarda güzel.Senin dinin üstün değil, benimki üstün tartışmaları son bulacak.Herkes istediği dini benimseyip barış içinde yaşayacak.Hangisini yaşarsan yaşa tekki Tanrı inancı olsun hepimiz aynı yerde Cennettte buluşacağız.Hocamızın bu büyük bir mucizesidir.Onun kıymetini ancak ileride dinler arası diyolog,medeniyetler buluşması, dinler bahçesi ve büyük ortadoğu planlarının meyvelerini görmeye başlayınca anlayacağız.Onun hizmetlerini Tanrı zai etmeyecektir.Bu Dünyadada karşılığını Tanrı ona verecektir.Bu hizmetlerin daha hızlı ve bereketli olacağının inancıyle çalışmalıyız.Tanrı sizlerle olsun.

  95. Artık,vazgeçemeyeceğiniz bir gerçek var.Dinler arası diyoloğu mutlaka benimsemek zorundasınız.Vatikan tüm dünyaya kardeşliği benimsetmek için çalışıyor.Tüm dinlerde ortak noktalar var.Tek Tanrı inancı ve diğer noktalar.O zaman neden kardeş olmayalım.Niye sadece biz Cennete gireceğiz bencilliği.Bu misyonu tüm islam ülkelerine benimsetmeliyiz.Hepimizin kardeş olduğunu ve hangi dini yaşarsan yaşa Cennete gireceğini.O zaman kavgalar biter, savaşlar sona erer.Diyoloğu,medeniyetler buluşmasını ve büyük otadoğu çalışmalarını destekliyoruz.Bunların meyvelerini en kısa sürede toplamak nasip olsun. AMEN.

  96. Bizler Dünya liderleri ve barış temsilcileri olarak,hem kendimiz, hem bizlere hizmet etmek isteyen devlet temsilcileri veye cemaat liderleri olmuştur.Onlar tarihte olduğu gibi bizlerin emelleri uğruna hizmet vermişlerdir.Cemaleddin Afganilerden tutunda bir zamanlar Mekke emiri Şerif Hüseyin Ali ler.Tabiki doğru emeller uğruna çalışmışlardır.Bu uğurda hayatını adamış Thomas Edward Lawrens in ve nicelerinin hizmetleri verimli sonuçlar getirmiştir.Onlar halen Arab ülkerinde hayırla anılmaktadırlar.Bugünün barış dolu kardeşliğinde, onların emeği unutulmamalı.Asırlar önce düşünülüp çalışmalar yapılmış bu güzel davanın durduğunu söylemek bence çok yanlış.Tam aksine Dinler arası Diyolog,Medeniyetler projesi,Büyük OrtaDoğu çalışmaları çok başarılı bir biçimde devam etmektedir.Temeli sağlam zemin üzerinde hızla yol alan bu gücü, meyvelerini vermeye başladığında şahit olacağız.Herhalde medyayı fazla izlemiyorsunuz.Sayın Obama nın verdiği barış ve kardeşliğin örneklerini.Size biraz daha yakın.Tıpki Thomas Edward Lawrens gibi.O da Arabistan da Cidde de imamlık yaptı.Hepimiz için çalıştı.Tanrı bu gibi insanları başımızdan eksik etmesin.Sadece gözlerinizi kapatıp, tüm kötü düşüncelerden uzaklaşın.Gözlerinizi açtığınızda inanın her şey çok farklı olacak.Ellernizde barış ve kardeşlik dinini,ayaklarınızın altında ise kutsal toprakları bulacaksınız. 3. bin yılın kardeşliğinin lezzetini bulacaksınız.Sizlere ellerimizi uzatıp dinler arası diyaloğa,dinler bahçesine ve medeniyetler buluşmasına davet ediyoruz.
    Tanrı sizlerle olsun.AMEN.

  97. Cemaat çatışmaları ve şeyh üstünlüğü savaşları dışında,bakın orta doğuya hiç bir yerde barış sağlanamıyor.Bizler hep birlikte elele vererek bunların üstlerinden gelmeliyiz. Şimdi ne güzel girilen her yerlerde barış gülleri açmaktadır. Bunuda 1969 yıllarında aktif olan dinler arası diyolog , medeniyetler buluşması, dinler bahçesi ve büyük ortadoğu projesi ile pekiştirmeliyiz. Sevgiden hiçbirşey kaybetmeyiz. Bu çalışmalar Vatikan tarafından başlatılmış veya sizler tarafından ne fark eder. İyiliğin seni beni varmıdır. Güzel olan her çalışmanın içinde olmak her uygar toplumun vazifesidir.Sizleri Tanrıya emanet ediyoruz ve diyoloğun meyvelerini en kısa sürede toplamayı bekliyoruz.

  98. 3.bin yıl bizler için çok önemli burada zafere ulaşan kardeşlik olacaktır.Diyoloğun ilk olarak çok karşı çıkan bir gurup vardı fakat onlarda inanıyoruz ki bu safda yer alacaklar.Dinler arası diyalog, medeniyetler buluşması ve dinler bahçesi bir gün yeşerecek ve meyvelerini verecektir.Bakın tüm dini temsilcileriniz ve idareler bu kardeşliğin var olması gerekliliğini kabul edip bizlerin kardeşlik misyonunu destekliyorlar. Sevgi, barış ve kardeşlikten ne zarar gelir Tanrı aşkına.Ben ilk olarak sana elimi uzatıyorum sarıl bana kardeşim diyorum. Gözlerini kapat ve her şeyi unut. İnan bana gözlerni açtığında herşeyin güllük ve gülistanlık olduğunu anlayacaksın .Bizler bunu tüm dünyaya yaymak zorundayız.Tanrı sizleri korusun .AMEN.

  99. Dioloğu canı gönülden destekliyoruz.Tüm dinler kardeştir ve cennete girecektir.sadece benciller ve cenneti başka din mensupları ile paylaşmak istemeyenler,hariç. Her dinde bir Tanrı inancı var .Bu sebeble sayın efendi hazretlerine teşekkür ediyor onun çalışmalarını destekliyoruz.Senin dinin düşük benimki gerçek kavgaları son bulacak.Herkes istediği dini seçip kardeş gibi geçinecek.İslam dini zor gelirse Hristiyan gibi yaşayacak.Hristiyanlık zor gelirse islam gibi yaşayacak.isterse başka din gibi. neticede hepside cennetlik.Şimdi niye sayın Gülene düşman olduklarını anlıyoruz.Kıskanmak. Ah kardeşim sen müslüman olduğun halde kendi dininden olan hoca efendiyi bile bizim kadar sevemiyosunuz. Bizler onu hem Vatikan hem Dünya yahudi kardeşleri olarak bağrımıza bastık ve bizim sizlere anlatamadıklarımız herşeye tercüman oldu.Cennettin hiç kimsenin tekelinde olmadığını sizlere öğretmeye çalışıyoruz.Hangi dini yaşarsanız yaşayın bir yaratıcı Tanrıya inanıyorsanız Cennete girersiniz.Cennetin çok geniş olduğunu sizlere izah etmeye çalışıyoruz. Sadece gözlerinizi kapatıp, tüm kötü düşüncelerden uzaklaşın.Gözlerinizi açtığınızda inanın her şey çok farklı olacak. 3. bin yılın kardeşliğinin lezzetini bulacaksınız.Sizlere ellerimizi uzatıp dinler arası diyaloğa,dinler bahçesine ve medeniyetler buluşmasına davet ediyoruz. Tanrı sizlerle olsun.AMEN.

  100. Tüm din ve cemmat mensuplarının cennete gireceğinden bahsediyoruz.Halen daha bağnazca din ve cemaat üstünlüğünün savaşını yapıyoruz.Bakın Avrupa hem barışcıl hem ekonomi olarak doğu bloğu ülkelerinden daha üstün.Bırakın, insanlara barış dini olan ve Vatikanın başlattığı,gerçekleri bulma fırsatını yakalasınlar.Yıllardır dinler arası diyoloğu bu toplumlara anlatmakla çabalıyoruz.Bizler medyalarımızla daha fazla medeniyetler buluşması ve diyoloğa önem vermeli ve toplumlara benimsetmeliyiz.Kardeş gibi yaşamak varken, niçin dinlerin farklı tefarruatları ile kafa yoruyoruz. Benim inancımda zor olan varsa seninki hoşuma gidiyorsa niçin benimsemiyeyim. Önemli olan hepimizin dininde bir yaratıcı inanacı oluşudur.ben kalkar benimki doğru seninki yanlış dersem, birbirimizi dışlamış oluruz. Gelin hep birlikte kardeş olalım.Dünyada terör ve savaşlar sona ersin. Cennet hiç birimizin tekelinde değildir.Çünki hepimizin yaratıcısı aynı olduğundan , inandığımız öteki dünyada aynı yerde buluşacağız.Dinler arası diyoloğa, medeniyetler buluşmasına, dinler bahçesi düşüncesine ve BÜYÜK ORTADOĞU PLANINA emeği geçen her inançlı kardeşlere Tanrı yardım etsin. Başarımız çok yakındır.Teşekkür ediyorum.

  101. Artık 21.yy da yaşayan millet ler olarak tek tanrıya inanan insanların belli bir ortak noktada toplanıp kardeş ve barış içinde yaşamayı bilmeliyiz.Düşünün ki İslamda tanrıya inanmakla iman etmiş oluyorsunuz. Kitaplarına,meleklerine ,peygamberlere ve ahirete. Bizlerde bunlarda var. O zaman neden kavga ediyoruz? Bizler hepimiz kardeşiz ve Cennet çok geniş hepimiz orada buluşacağız. Ne siz ne biz düşüncesi olmasın .Cemaatler içinde, kavga ve savaş olmasın.İşte diyoloğa karşı gelenler bunları anlamıyor. Bizlerde kendi aramızda ibadet farklılıkları var, lakin hepimizde cennette olacağız.Hangi din gibi yaşarsanız yaşayın tek ki tanrı inancı olsun cennete gireceğiz. Bizlere ve medyaya rica ediyoruz bu diyoloğu acilen her kesime ulaştırmada dahada gayretli olmalıyız.Tanrı barış ve sevgi dolu hoca efendileri başımızdan eksik etmesin. İsteyen istediği dini yaşasın. Okullarda her din anlatılsın hangisi kimin hoşuna gidiyorsa onu seçsin.kolayı var zor olanı var. Fakat buluştuğumuz tek nokta Tanrıya iman. Bu sayede hiç kimse benim babam senin babanı döver demeden yaşayacak.Hepside hak ve aynı doğrultuda olduğunu ancak diyalog sayesinde dünyaya öğrete biliriz.Bugüne kadar savaşlar hep dinler meselesinden çıkmadımı?Fakat bu sayede herkes kardeş olacak ve kimse kimseyi düşman bellemeyecek.Tanrı sizleri daha güçlendirsin. AMEN

  102. Selam Conan;

    Aynen şöyle söylemişsiniz:

    “… Dinler arası diyoloğu mutlaka benimsemek zorundasınız….”

    Pardon ?

    Hoşgörüden, sevgiden bahsederken klavyenizden kaçıveren bu dikte nedir ?

    Demek yeryüzünün hakimiyeti size verilse siz “diyolog” narasıyla zorbalık mı edeceksiniz ?

    “Dinler arası diyalog” dini de, aralarında diyalog kurmaya çalıştığınız dinler de hepsi batıl, beşer dinleridir.

    Dileyen dilediği yolu tutar. Arı duru, gerçek din, Din-i Kayyım / Eskimez, aşınmaz, pörsümez, dimdik ayakta duran dindir.

    Yaratlmış ve yaratılacak tüm insanların benliğine, genlerine işlenmiş pak din. Fıtrat Dini.

    Muhtelif zamanlarda yaşayan muhtelif insanların örfü de (adeti değil) dindir.

    Dosdoğru din, benliğini, aklını, vicdanını hiç bir tabuya kul etmeden, hür bir biçimde ve birlikte işleterek insanların hayrına iş ve değer üretmektir.

    Ne batıya yönelmek, ne doğuya yönelmek… Ne eğilmek, ne kalkmak…

    Ne vaftiz temizler kötülük edenleri ne abdest.

    Ne papaz kurtarır ne de imam.

    Ne İsa yardım edebilir, ne Muhammed…

    Bütün şefaat tümden Allah’ındır.

    Yaratıcının yarattığından istediği tek şey, adam / adem olmasıdır.

    Esenlik dileklerimle…

  103. Selam

    Ali Aksoy yazdı:

    Muhtelif zamanlarda yaşayan muhtelif insanların örfü de (adeti değil) dindir.

    Parantez uyarısı için teşekkür.

    Esenlikle..

  104. Selam

    zehrini akıta akıta
    bir yılan geçiyormuş buradan da
    neredeyse farkedemiyecekmişiz.

    bay Pelesenk

    iletilerin zarif seçilmiş tasavvufi kelimelerden
    oluşuyor gibiyse de deruni anlamlarından,
    yankısını vicdanında duyamıyacak kadar bağırsak
    nefeslerini kendisine misafir eden talihsiz
    gönüllerin gerçek sahiplerinin sizler
    olduğu anlaşılıyor.

    Veli kelimesi dost kelimesinin karşılığı değildir.
    Senin kuran tefsiri dediğin bir mezheb öğretisinden
    başka bir şey değildir
    Demek bu öğretiye giren kurtuluyor
    Kurtuluşuna dair elinde senedin mi var.

    Kuran kendi içinde kendini tefsir eder.
    Allah’ın evliyasından maksat
    din üzre kendine, Allah’ı vekil tutan demektir.

    Yoksa nicelikleri farklı olanlar birbirine
    dost olamaz.
    Sadece nitelik bakımından Allah kullarına bir nasır,
    bir vekildir.
    Oda mümin kullarına

    Tehdit öylemi
    Yeraltı kobraları harekete geçerse ne olur
    Merhume Gonca Kuriş misalimi
    seni duymamazlıktan gelemiycem
    ben ahdimden dönecek değilim
    benim salatımda senin gibilerle kat’l leşmekte var.

  105. “Allah ile kul arasına kimse giremez” diyenler ya ne dediklerini bilmiyorlar, ya da gerçek niyetlerini gizliyorlar.

    Ama eğer bu sözü, kula kul olunmaz, insan insanın günahını bağışlayamaz, hiç kimse dini tekeline alamaz anlamında söylüyorlarsa ne alâ.

    Ama eğer kâmil mürşidleri tenkit için söyleniyorsa, bilinmelidir ki bu sözü söyleyen kişi, bir mürşidin terbiyesi altına girerek, tövbekâr olup dünyada kemale, ahirette Rabbinin cemaline ulaşmak isteyenlerin yolunu kesiyor demektir.

    Böylece, asıl bu sözün sahibi Allah’a ulaşmak isteyenin yolunu kesmiş ve Allah ile kul arasına girmiş olmuyor mu?

    Doğduğumuz günden bu yana dünyayı seyrederiz, nimetlerini yer sularını içeriz. Ah dostum vah postum diye inleriz. Peki gördüklerimiz nedir? Sevdiklerimiz kimdir? Hasretimiz niçindir?

    Bizler nereye baktı isek Yüce Mevla’yı mı gördük? Hangi nimete el attı isek içindeki tesbihi mi duyduk? Kimi sevdi isek ilahi bir haz mı aldık? Neyin peşine düştü isek onun rehberliği ile Mevlâ’nın huzuruna mı vardık? Canımız O’nunsa, niçin gönlümüzü başkasına açtık? O bize şah damarımızdan daha yakınsa, biz O’ndan nasıl ayrı kaldık? Allah aşkına, nereye takıldık, kime aldandık?

    O her zaman bizimle oldu, ama biz hiç farkında olmadık. O hep bize nazar etti, fakat biz hiç O’nun cemaline bakamadık. O bizi sevip yarattı, ama biz O’nun sevgisini hiç tadamadık. Yoksa bir arifin dediği gibi, Yüce Rabbimiz zuhurunun şiddetinden gizlendi de onun için mi zatını müşahede ahirete kaldı? Peki: “Allah’a giden yol iki adımdır. Birinci adımını nefsinin üzerine bas, ikinci adımında O’nun huzurundasın” diyen gönül ehline ne demeli?

    Şimdi, daha çok ehl-i dünyanın diline doladığı ve ehlullahın aleyhine olumsuz bir delil olarak kullandığı “Allah ile kul arasına kimse giremez!” sözünü, biraz açalım. Ama önce şu gerçekleri bir hatırlayalım:

    Rasulullah (A.S.) Efendimiz’in şu nurlu beyanı çok önemli: “Allah zatını nur ile perdeledi. Eğer cemalini açsaydı bütün mahlukatı yakardı.” (Müslim, İbnu Mâce) Rabbimiz cemalini mümin dostlarına ahirette gösterecektir. Kendilerine o imkanı ve kabiliyeti orada verecektir. Burada yani dünyada zatının görülmesini değil, bilinmesini ve kendisine kulluk edilmesini istiyor. Dünya iman ve itaat yeridir.

    Allahu Tealâ zatını sıfatlarıyla gizlemiştir. Sıfatlarının zuhurunu tecellileriyle göstermiştir. Tecellilerini kainat üzerinde sergilemiştir. İnsana da kainatta sergilenen bu ilahi tecelli ve sanatı okuma ve anlama görevi verilmiştir. Bu anlayışın imana, imanın da sevgiyle itaata götürmesi istenmiştir.

    Allahu Tealâ kul ile kendisi arasına alemi koymuştur ve alemi zatına ayna, insanı bu aynaya cila yapmıştır. Cilasız ayna bir şey göstermiyeceği gibi, insansız dünya da bir şey ifade etmez. İnsan deyince, Yüce Yaratıcıya aşık ve kalbi hakikate açık insan-ı kamil kasdediliyor. Yoksa, sırf midesine ve şehvetine esir olmuş dünya aşıkları, ne Mevlâ’yı ne de dünyayı gerçek olarak tanıyabilirler. Bu aleme bakarlar ama bakarkör olarak kalırlar.

    İnsan ruh yönüyle mükemmel olduğu kadar, nefis ve his yönüyle çok zayıf olduğu için, Allahu Tealâ ona güzel kabiliyetler yanında özel destekler de vermiştir. Onu önce akıl, ilim, hafıza, şuur, tefekkür, sevgi, ilahi aşk gibi nurani cihazlarla donatmıştır. Sonra, her devirde onları Allah’a ve tevhide çağıracak, önlerinde rehberlik yapacak peygamberler göndermiştir. Peygamberlerini bile melekler ve kitaplarla takviye etmiştir. Böylece Allahu Tealâ insana büyük bir lütufta bulunmuş, onu kendi nefsi ve dünyasıyla baş başa bırakmamıştır.

    Cenab-ı Hakk kendisine gelmek ve sevilmek isteyene, Peygamberinin elinden tutmasını şart koşmuştur. (Âl-i İmran/31) Hz. Peygambere hiç yanaşmayanın kâfir (Âl-i İmran/31), şeklen yanaşıp da aslen inanmayanın münafık olduğunu belirtmiştir. (Bakara/7-16) Tarih boyunca küfre ve şirke girenler, peygambere itaattan çıkan kimselerdir. Kendi başına kalanlar ve nefisleriyle yol alanlar, Allah’a değil, azaba ulaştılar. Hürriyet, medeniyet diyerek haramlara bulaştılar.

    Allahu Tealâ’nın huzuruna hazırlamak ve rızasına ulaştırmak için insanlığın önüne Hz. Rasulullah (A.S.) Efendimiz kondu ve bütün kullar onun adımlarını takip etmekle emrolundu. Bizler Allah’a imanı ondan öğrendik. İbadeti, zikri, edebi, hizmeti, Allah için sevgiyi ondan gördük. Rabbimizi ve kendimizi onunla tanıdık. Kainat, ahiret, ruh, melek, akıl, hayat, ölüm gibi sırlı ve saklı şeylerin üzerindeki sır perdesini O açıp bize gösterdi. Vallahi eğer Allahu Tealâ onu önümüze, sevgisini gönlümüze koymasaydı, bizler tam bir şaşkınlık ve karanlık içinde kabre varacak ve ancak ölümle uyanacaktık. Onun elini bize uzattıran ve ona itaatı kendisine itaat sayan Allah’a hamdolsun.

    “Allah ile kul arasına kimse giremez” diyenler, ne demek istediklerini ya bilmiyorlar veya gizliyorlar. Bilmiyorlarsa, meselenin yukarıda özetlediğimiz gibi olduğunu bilsinler ve bu sözü bir daha asıl manasının dışında söylemesinler.

    Eğer bu sözü, ‘kimse Allah adına konuşamaz, insan insanın günahını bağışlayamaz, kula secde yapılamaz, abid Mabud olamaz, kendi keyfiyle kimse ortaya din koyamaz, birileri dini tekeline alamaz’ manasında söylüyorlarsa, bu doğrudur. Fakat sözün söyleniş biçimi yanlıştır. Bu söz bu şekilde söylendiğinde, Allah tarafından insanlığa gönderilmiş bütün peygamberler ve onların davetini tebliğ eden bütün alimler hükmün içine girmekte ve insan nefsine terkedilmektedir. Böyle olunca, onun basit bir hata değil, büyük bir cinayet olduğunu azıcık imanı ve birazcık insafı olan herkes bilir.

    Ayrıca bu sözün altında şu mana gizlidir: Bana kimse karışmasın; benim dinim imanım kendi vicdanımdır. İstediğim gibi inanır, dilediğim gibi yaşar, tercih ettiğim çizgide keyfimce koşarım. Lütfen kimse bana müdahale etmesin. Bu anlayış da büyük bir felakettir.

    Bazıları da bu sözü, kamil mürşidleri tenkid için söylerler. Onların elinden tutup terbiyesine girerek dünyada kemale, ahirette cemale ermek isteyen kimseleri güya uyarmak isterler ve: “Allah ile arana kimseyi sokma, kendi aklını kullan, tevbeni kendin yap, senin gibi olan birisine el verme, boyun eğme, hürriyetini yitirme, aklını kiraya verme” derler. O akıllı dostlar, bu nasihatlarıyla, kendilerini ciddiye alan kimseyi ciddi bir tehlikeye ittiklerini; aslında Allah’a yönelmek isteyen bir kulun yolunu kestiklerini, yani Allah ile kulun arasına kendilerinin girdiklerini hiç düşünmezler. Bu davranışları ile onları Allah’ın dostu olan bir mürşidin ocağından kaçırıp, Allah’ın düşmanı olan şeytanın kucağına attıklarını bilmezler.

    Hiç bir peygambere ve onların davetini yürüten mürşidlere tapılmaz, onlara sadece Allah yolunda tabi olunur. Onlara el açılmaz, el verilir, Allah yolunda ellerinden tutulur. Onların nazar ve nezaretinde yol alınır, Allah rızası aranır.

  106. peygamber efendimiz sallallhu aleyhi ve sellem demiski ahir zamanda ümmetim 73 firkaya bölünecek bundan tek bir firka kurtulacak oda ehli sünnet vel cemaat.size ALLAH CELLE CELALLUH sizlere hidayet versin bizide ALLAH dostlarinin kapilarindan ayirmasin

  107. Sayın Kadir

    Herhalde “kurtuluşa erecek fırka” konusunda bir bilgi eksikliğiniz var. Aşağıdaki hadise göre de, Hz. Peygamber(s.a.v), “Kurtuluşa erecek fırkanın Hz. Ali(r.a)’nin Şia’ları olduğunu söylemiştir.”

    928- Hz. Ali (a.s), Resulullah’a (s.a.a) şöyle arz etti:
    “Ya Resulallah, ‘Fırkay-ı Nâciye’ (kurtuluş ehli olan fırka) kimlerdir?” Allah Resulü (s.a.a) şöyle cevap verdiler: “Senin ve arkadaşlarının üzerinde oldukları şeye sarılanlardır.”
    Bkz: 1001 Hadis, İmam Ali, IV Bölüm, İmam Ali ve Şiaları,176(928).

    Ayrıca Hz. Ali(r.a)’de, kurtuluşa erecek fırkanın kendi Şia’ları olduğunu ifade etmiştir.

    926- Ebû Akîl, diyor ki: Biz, Emirü’l-Müminin Ali b. Ebî Tâlib’in (a.s) yanında olduğumuz bir sırada, şöyle buyurdu:
    “Bu ümmet, yetmiş üç fırkaya bölünecektir. Canımı elinde tutana andolsun ki, fırkaların hepsi yollarını şaşmışlardır; bana uyan ve benim Şîalarımdan olanlar hariç.”
    Bkz: 1001 Hadis, İmam Ali, IV Bölüm, İmam Ali ve Şiaları,176(926).

    927- Yine Emirü’l-Müminin’den (a.s) şöyle nakledilmiştir:
    “Bu ümmet, yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan yetmiş ikisi ateşte ve bir tanesi cennette olacaktır. Allah-u Teâlâ onların hakkında şöyle buyurmaktadır: ‘Yarattıklarımızdan, daima hakka ileten ve adaleti hak ile yerine getiren bir topluluk bulunur.’ (A’râf, 181) Onlar ise ben ve Şîalarımdır.”
    Bkz: 1001 Hadis, İmam Ali, IV Bölüm, İmam Ali ve Şiaları,176(927).

    Sizce kurtuluşa erecek fırka hangisidir?

  108. şiaların uydurmalarıdır üstteki yazılar ehli sünnet ve cemaattir kurtuluşta… şiaların ahlaksızlıklarını bilmeyen yok zaten mezhepler yazısındaki yorumlarımı okumanızı tavsiye ederim buraya girenlere

  109. Sayın Abdülhalik

    Tıpkı sizin ifade ettiğiniz gibi, Şia’da, bağlısı olduğunuz fırka tarafından delil olarak öne sürülen hadislerin uydurma olduğunu ve kurtuluşa erecek tek fırkanın kendi fırkaları olduğunu iddia etmektedirler.

    Şimdi size ve rakibiniz olan fırka bağlılarına şu soruyu yöneltmek istiyorum: Kurtuluşa ereceği iddia edilen fırka adına, Kur’an’dan bir delil gösterebilir misiniz?

  110. azıcık ilmi bilgisi ve vicdanı olanlar bilirlerki kuranı kerim ansiklopedik sözlük değildir
    kurtuluşa eren fırkanın özelliklerinden bahseder KURANI KERİM…Bunlardan mesela Al-i İmrân suresinin 104 ve 110. âyetlerinde Rabbimiz şöyle buyuruyor: “İçinizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir cemâat oluşsun, işte felaha erecekler onlar olacaktır
    “Şüphesiz ALLAH katında en değerliniz, en takva sahibi olanınızdır.” Takva sahibi olmaya çalışanlar ve olanlar ehli sünnet yolundadır mesela KISACA KURAN VE SÜNNETE UYGUN YAŞAYAN HERKES EHLİ SÜNNETTİR YOKSA EHLİ SÜNNET ADI ALTINDA SAPIKLIĞA DÜŞÜLMÜŞ OLSA FIRKAYI NACİYE DEĞİLDİR KİMİLERİ ÖYLE YAPIYOR BEN EHLİ SÜNNET MEZHEBİNDENİM BAKIYOSUN NAMAZ MANEVİ DİYOR ŞEKLEN KILINMAZ KABİR AZABI YOKTUR ŞEFAAT YOKTUR DİYOR MİRACI İNKAR EDİYOR İTİKADINDA ÇEŞİTLİ PROBLEMLER VAR BUNLAR EHL SÜNNET OLAMAZLAR
    AYRICA
    şiaların kaç tane kurana uyAN inançları var araştırın bakın???

    İslâmî akideyi en net ve sağlam şekliyle kabul eden topluluk. Bu deyim iki kelimeden meydana gelmiş bir isim tamlamasıdır. Terkibin birinci ismi olan fırka kelimesi için bk. “Fırak-ı Dalle”. Naciye kelimesi Necat kelimesinden türetilmiş olup kurtuluş, kurtulmak, refah ve saadete ermek, umduğuna kavuşmak manalarına gelir.

    Şu halde, Fırka-ı Naciye, kurtuluşa eren, ahiretteki her türlü azabtan beraet ederek, necatını, kurtuluşunu eline alan topluluk, zümre demektir ki, bunun bir adı da Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaattir. Diğer bir ifade ile Fırka-ı Naciye, Kur’an-ı Kerîm’in hükümlerini kabul ve tasdik etmekle onlara uyan, Hz. Peygamberin ve O’nun büyük Ashâbının yolunu aynen takip eden büyük topluluk, Cemaat demektir.

    Hz. Peygamber (s.a.s) Ebû Hureyre’den rivayet edilen bir hadislerinde: “…. Ümmetim yetmişüç fırkaya ayrılacak, kurtuluşa eren fırka (Fırka-ı Naciye) dışında kalan yetmiş iki fırka Cehenneme gidecektir”, buyurmuşlardır. Ayrıca bu türden olan hadislerin devamında sahabîlerin, Fırkaı Naciye’den sormaları üzerine Hz. Peygamber, Fırka-ı Naciye’yi: “Benim yürüdüğüm yola ve bu yolda beni takip eden ashabımın yoluna uyanlardır.” diye tarif etmiştir.

    İşte Yüce Allah’ın Resulü Sevgili Peygamberimizin ashabının yoluna uyanlara “Sünnet ve topluluk mensubları” anlamında Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat” denilmiştir. Bu anlamda Fırka-ı Naciye’yi de Allah’ın Kitabına, yani Kur’an-ı Kerim’e ve Resulünün ve ashabının diliyle nakledilmiş dosdoğru yoluna, Sünnetine uyan Cumhûrun, yani müslümanların çok büyük bir topluluğunun görüşlerini benimseyip kabul eden ve bunlarla amel eden büyük topluluk olarak anlamak gerekir.

    Gazalı, Fırka-ı Naciye’nin bu doğru yolunun, kurtuluşa götüren yolunun esaslarını itikadı noktadan toplu bir şekilde şu üç hükümde toplamaktadır: 1) Allah’a İman, 2) Nübüvvete İman -ki meleklere ve kitaplara imanı da içine alır- 3) Ahirete İman (İmam-ı Gazâlî, Faysalu’t-Tefrika, Mısır 1325, s.15).

    Zira Peygamberimiz bu esaslara inanan kimsenin müslüman olarak, bu dinin nimetlerinden faydalanacağını ve mümin olacağını, birini veya tamamını-yalanlayıp inkâr edenin de ne mümin ne de müslim sayılacağına, onun kâfir olduğunu bildirmiştir. Kur’an-ı Kerîm’in pek çok ayetinde bu doğru yola ve bu yolun Hz. Peygamberin yolu olduğuna işaret edilmiştir: “Ey İnananlar, And olsun ki, sizin için, Allah’a ve Ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok anan kimseler için Allah’ın Resulü (Hz. Peygamber) en güzel örnektir” (el-Ahzâb, 33/21).

    “… Peygamber size ne verirse onu alın, sizi neden menederse ondan geri durun; Allah’tan sakının, doğrusu Allah’ın cezalandırması çetindir” (el-Haşr, 59/7).

    “Ey Muhammed! Eğer sana cevab veremezlerse, onların sadece heveslerine uyduklarını bil. Allah’tan bir yol gösterici olmadan hevesine uyandan daha sapık kim vardır? Allah zalim milleti şüphesiz ki doğru yola eriştirmez” (el-Kasas, 28/50).

    “Ey Muhammed! de ki, Allah’ı seviyorsanız bana uyun, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affeder ve merhamet eder” (Âl-i İmrân, 3/31).

    İslâm Tarihi boyunca olduğu gibi, bu gün de akaid sahasında en isabetli yolu takip ettiği kabul edilen ve müslümanların büyük çoğunluğunu sinesinde toplayan Fırka-ı Naciye veya Ehl-i Sünnet, mezhebler Tarihi âlimlerinin büyüklerinden olan Abdülkâhir el-Bağdadî’ye (ö: 429/1037) göre şu sekiz sınıf, topluluktan meydana gelmiştir:

    1- Ehl-i Bid’atın hatalarına düşmeyen, Râfızîler, Hâricîler, Cehmiyye, Neccâriyye ve diğer sapık fırkalar gibi düşünmeyen Sıfatiyyenin yolunu takip eden Kelâm âlimleri,

    2- Hem re’y, hem de hadis grubuna mensup fıkıh imamlarından ve usulu’d-Dıne, Sıfatıyyenin Allah’a ve O’nun ezel; sıfatlarına inanışı gibi inananlardan meydana gelen Fıkıh âlimleri,

    3- Hz. Peygamberden gelen sağlam haberler ve sünnetlerin yollarıyla ilgili bilgilere sahib olanlar ve bunlardan sahih ile zayıfını ayırdedebilen muhaddisler,

    4- Edebiyat, dilbilgisi ve söz dizimi ile ilgili pek çok şeyin bilgisine sahip olan âlimler,

    5- Kur’an okuma şekilleri ve Kur’an ayetlerini açıklama yolları ve bunların sapık fırka mensublarının tevilleri dışında Ehl-i sünnet mezhebine uygun tevilleri hakkında geniş bilgiye sahib müfessirler ve Kıraat İmamları,

    6- Sûfi zâhidler

    7- Müslümanların sınırlarında kâfirlere karşı nöbet tutan, müslümanların düşmanlarıyla savaşan müslüman, kahraman mücâhidler,

    8- Ehl-i Sünnet akıdesinin yayıldığı, onların davranışlarının hâkim durumda bulunduğu beldelerin ve memleketlerin ahalisinden, halk kitlelerinden müteşekkil topluluklar (AbdulKâhir Bağdâdî, El-Fark Beyn’il-Fırak, s.289/292).

    Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaatin üzerinde Birleştiği Esaslar:

    Sünnet ve Cemaat Ehli’nin büyük çoğunluğu dinin rükünlerinden belli esaslarda ittifak etmişlerdir. Dinin bu rükünlerinden her birinin hakikatını bilmek buluğ çağına ulaşmış her akıllı kimseye vacibtir. El-Bağdadî’ye göre her rüknün şubeleri vardır ve onların şubelerinde, Ehl-i Sünnetin tek görüş halinde üzerinde birleştikleri meseleler vardır:

    1- Kâinat vehim ve hayalden ibaret olmayıp onun bir öz varlığı ve hakikatı mevcuttur. İnsan bu kâinatı tanımaya, ayrıca bilgi edinmeye muktedirdir.

    2- Kâinat bütün ayrıntılarıyla yaratılmış bir şeydir. Onun mutlaka bir tek olan yaratıcısı vardır.

    3- Allahu Teâlâ’nın zatından ayrılmayan ezelî sıfatları vardır.

    4- O’nun isimleri, vasıfları, adaleti ve hikmeti zatının gereğidir, bunları da bilmek gereklidir.

    5- Yüce Allah’ın Resuleri ve Nebîleri vardır, onların mucizelerini bilmek de zorunludur.

    6- Yüce Allah’ın emir ve yasaklara dair hükümleri ile teklifin (mükellef olmanın) bilgisini elde etmektir. Yani İslâm’ın üzerine bina kılındı beş rüknü kabul ve tasdik etmektir ki, bunlar: Allah’tan başka bir ilâhın bulunmadığına ve Hz. Muhammed’in Allah’ın Peygamberi olduğuna şahitlik etmek, Namaz kılmak, Zekât vermek, Ramazan orucu tutmak ve Kâbe’ye hacca gitmek

    7- İnsanların fani olduğuna, öldükten sonra dirilecekleri Ahiret âleminin varlığına ve bu âlemin müştemilatı denilen, haşr, sual, hesab, mizân, Cennet, Cehennem gibi hususlara inanmak,

    8- Ahirette Allah’ın müminler tarafından görüleceğini bilmek,

    9- Kaderin hak olduğunu, fakat kulların işlerinde mecbur olmadıklarını bilmek,

    10- Kelâmullahın kadım olduğunu, fakat ses ve harflerden meydana gelmediğini bilmek.

    Görüldüğü gibi bütün bu ve benzeri olan itikâdı esaslar Fırka-ı Nâciye’nin, yani Ehl-i sünnetin büyük çoğunluğunun üzerinde ittifak edip birleştikleri noktalardır. Ayrıca bu esasların herbiri Kur’an-ı Kerîm’in muhkem ayetlerine, Hz. Peygamber’in sahih hadislerine dayanmaktadır.

    Bu itibarla Fırka-Naciye Allah’ın emirlerini bilip onları yerine getirdiği, yasaklarını anlayıp onlardan uzak durduğu ve Hz. Peygamberin gösterdiği hak yolda ilerlemeye devam ettiği için bu adı almış, yani kurtuluşa eren büyük topluluk olmuştur. Fırka-ı Naciye’yi ilk devirdeki topluluklara göre Ehl-i Sünnet-i Hasse denen Selefiyye, Ehl-i Sünnet-i Amme denilen Mâtûridîlerle Eş’ârîler meydana getirmiştir. (Geniş bilgi için bk. Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, s.332; Ebû Dâvud, Sünen, II, s.259; İbn Mâce, Sünen, II, s.479; Gazâlı, İhyâ’, I, s.179; Şâtibî, Muvâfakat, IV, 48-52; Teftâzânî, Şerhu’l-Makârıd, II, s.199; Abdulkâhir Bağdâdî, el-Fark Beyne’l-Fırak, Mezhebler Arasındaki Farklar, Tercüme: Doç. Dr. E. Ruhi Fığlalı s.289-335; Eş’ârî, Makalât, 277-284).

    KURTULUŞTA OLAN EHLİ SÜNNET FIRKASIDIR

    Ehl-i Sünnet demek, Kur’an ve sünnetin öğrettiği şekilde inanan ve yaşayan Müslümanlar demektir. Ebedi kurtuluşa vesile olacak iman ve Allahu Teala’yı tanımak, ancak Ehl-i Sünnet itikadına sahip olmakla mümkündür. Sünnete uymak için Peygamberimiz (sav)’in Kuran uygulamalarını ve Ashab-ı Kiram’ı tanımak ve takip etmek gerekir. Çünkü bizimle sünnet arasında onlar köprü vazifesi görmektedir. İman ve İslam konusunda Ashabın yerini ve gereğini Allah Resulü (s.a.v) Efendimiz şöyle belirtmiştir:

    “Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak; birisi hariç diğer hepsi Cehennem’de olacak” Oradakiler, hayretle: “O kurtulacak grup hangisidir Ya Rasulallah” diye sordular, Efendimiz (s.a.v): “Benim ve Ashabımın yolunda olanlar.” buyurdu. (Tirmizi, iman; 18.)

    Bu kurtulan fırkaya “Fırka-i Naciye” denir. Bu fırkanın bir diğer ismi de “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat” fırkasıdır.

    İtikad ve amelde bütün hak mezheplerin buluştuğu nokta Kur’an ve sünnetin çizdiği noktadır. Bu mezheplerin bütün çabaları Allahu Teala’nın ve Resulünün (s.a.v) muradını anlamak, anlatmak ve yaşamaktır.

    Ehl-i Sünnet anlayışını anlatırken Selefiliği de anlatmak gerekir. Selefilik adı, halef-seleften gelir ve selef, Hz. Peygamber (sav)’e en güzel şekilde uyan ilk nesle ve onları güzelce takip edenlere verilen genel bir isimdir. Selef akidesi itikadi mezheplerin ortaya çıkmasından önceki Müslümanların akidesidir. Yani Ashab-ı Kiram’ın ve Tabiin (Ashabı görüp onlardan feyz alan) neslinin akidesidir. Bu mezhebin temel anlayışı, ayet ve hadislerin verdiği haberleri olduğu gibi kabul etmektir. Daha sonraları Müslümanların arasında itikat alanında iki hak mezhep doğmuştur. Bunlar, Maturidiyye ile Eş’ariyye mezhepleridir.

    Maturidiyye mezhebinin kurucusu İmam Maturi’dir (rah). Tam adı Muhammed b. Muhammed’dir. Künyesi Ebu Mansur olup, daha çok Ebu Mansur Maturidi diye anılır. Hicri 238, miladi 852 tarihinde Semerkand’ın Maturid köyünde doğmuştur. Doğduğu yere nisbet edilerek “Maturidi” diye anılmaktadır. Hicri 333, miladi 944 tarihinde yine Semerkant’ta vefat etmiştir. Genel usulü, vahiyle birlikte aklı da kullanmak ve gerektiğinde ayet ve hadisleri akılla yorumlamaktır. Hanefiler ve Türklerin çoğu itikatta Maturidi mezhebini benimsemişlerdir.

    Eş’ariyye mezhebinin imamı Ebu’l-Hasen el-Eş’ari’dir. Asıl adı Ali b. İsmail olup, hicri 260, miladi 873 tarihinde Basra’da doğmuştur. Nesebi Ashab-ı Kiram’dan Hz. Ebu Musa el-Eş’ariyye’ye ulaştığı için ona nisbetle “Eş’ari” diye anılmıştır. Hicri 324, miladi 936 tarihinde Bağdat’ta vefat etmiştir. Amelde Şafii mezhebine bağlı olduğu için itikadi görüşleri daha çok Şafiiler arasında benimsenip yayılmıştır. Malikiler de itikatta bu mezhebi benimsemişlerdir. Matu-ridiler ile Eşariler, çok az konuda farklı görüşlere sahiptirler.

    Maturidiyye ve Eş’ariyye mezhepleri Eh-i Sünnet inancını temsil etmektedir. Bunlardan başka bir çok itikadi görüş ve mezhepler ortaya çıkmıştır. Bunların başında Hariciyye, Mutezile, Mürcie, Cebriyye ve Müşebbihe grupları gelir. Bunların da bir çok kolları mevcuttur. Bu gruplar Ehl-i Sünneti temsil etmemektedir.

    Eh-i Sünnetin içinde farklı mezheplerin hepsi hak dairededir ve doğru yol üzerindedir. Aralarındaki farklılık fitne değil, rahmet olacak şekildedir. Onun için bir mezhebe bağlı mü’min, diğer hak mezhebi de tasdik etmelidir.

    Fıkıh ve İtikad alanında ortaya çıkan hak mezhepler Kur’an ve sünnet çizgisinden ayrılmazlar. Mezhep, yeni bir din değil, dinimizin itikat, ahlak ve terbiye alanında hizmet veren kuruluşlardır, dinin aslı nasılsa o şekilde bir anlayışla ifade edilmesidir. Hepsi ciddi bir ihtiyaçtan ortaya çıkmıştır. Hepsinin kaynağı Kur’an ve sünnettir.

    Bir mü’min itikadını düşündüğü gibi, fıkhını ve ahlakını da düşünmek zorundadır. Çünkü her birisi diğerinin parçası ve tamamlayıcısıdır. Fıkıh insanın, hayatının her alanında lehindeki ve aleyhindekileri bilmesi demektir. Din; iman, ibadet ve güzel ahlaktan oluşmaktadır.

    Soru: “Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır…” hadisindeki ‘ümmet’ten kastedilen nedir?

    Cevap: “Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Biri hariç hepsi ateştedir. O kurtulanlar kimlerdir ey Allah’ın Resûlü ? diye sordular. Peygamberimiz de (s.a.v.): ‘Onlar benim ve ashabımın bulunduğu çizgi üzere olanlardır’ buyurdu” hadisindeki ‘ümmet’ten maksat, icâbet ümmetidir. Sözü edilen fırkalar ise İslam fırkalarıdır. ‘Ateştedir’ ifadesinin anlamı da ‘inançlarından ötürü ateşe girmeyi hak ederler’ demektir. Yoksa ‘fiilen girmişlerdir’ anlamında değil.. Çünkü –inançlarının insanı küfre sokan nitelikte olmaması kaydıyla- Allah Teala’nın affına mazhar olmaları veya şefaatçilerin şefaati sebebiyle cehenneme girmemeleri de mümkündür. Ne var ki insanı küfre düşüren bir inanca sahip olanlar, İslam fırkalarının dışına çıkmış ve ateşte ebedi olarak kalmayı hak etmiş kimselerdir. Mesela, alemin ezelî olduğunu savunan felsefeciler ve tüm olayları eşyanın doğasına dayandırarak açıklamaya çalışan inkarcı materyalistler böyledir. Bu mesele, el-Akaidu’l-hayriyye adlı eserde bu şekilde izah edilmiştir.

    Soru: Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat kimlerdir?

    Cevap-3: Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat, fırka-i nâciyedir. Yani Mâturidiyye ve Eş’ariyye. Zira dalalet fırkalarının aksine, inançlarında nasların zahiri, açık anlamını çiğnemeden, Hz. Peygamber’e (s.a.v.) ve ashabına tam manasıyla bağlılık göstermeleri sebebiyle “ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır” hadisindeki ‘kurtulmuş fırka’ tarifine uygun düşmektedirler. el-Akaidu’l-hayriyye’de şöyle denmektedir: “Bil ki eh-i sünnet ve’l-cemaat iki fırkadır. Biri, Şeyh Ebû Mansûr el-Mâturîdî’ye tâbi olan Mâturîdiyye fırkası, diğeri Şeyh Ebu’l-Hasan el-Eş’arî’ye bağlı bulunan Eş’ariyye fırkasıdır. Bunlar her ne kadar iki ayrı fırka gibi gözükseler de gerçekte inanç esasları aynıdır; birbirlerini dalaletle suçlamayı gerektirecek kadar bir ihtilafları yoktur. Bu açıdan tek bir fırka olarak kabul edilmiştir. Öte yandan inançlarında nasların zahiri-açık anlamını çiğnemeden, Hz. Peygamber’e (s.a.v.) ve ashabına tam manasıyla bağlılık göstermeleri ve mücerret akıllarına göre hareket etmemeleri sebebiyle de fırka-i nâciye (kurtulmuş fırka) diye isimlendirilmişlerdir. Çünkü fiilleri, hadiste sözü edilen tanıma uygun düşmektedir. Bu sebeple de onlar hakkında fırka-i naciye hükmünü vermek gerekmektedir. Dalalet fırkalarına gelince, onlar her ne kadar kendilerinin fırka-i nâciye olduklarını iddia etseler de, gerçekte Resulullah’a (s.a.v.) ve O’nun ashabına tabi olmamaları ve Sünnet ve Cemaat’e muhalefet etmeleri sebebiyle haklarında ‘fırka-i dâlle’ (sapık fırka) hükmünü vermek ve bu isimle adlandırmak gerekmiştir. Zira tevile hiç gerek olmadığı halde nasların zahiri-açık anlamını başka şekillerde yorumlamaya kalkışmış ve heveslerine uymuşlardır. Çoğu zaman manası gayet açık ve net olan nakillere ve aklın tartışmasız delillerine ters düşmüşlerdir. Bu sebeple fiil ve durumları, hadiste geçen tanıma uymamaktadır. Çünkü fiilleri, onların dalaletine şahitlik etmekte ve asıl “nâciyenin (kurtulmuş)’ kendileri olduğu şeklindeki iddialarını yalanlamaktadır. Dolayısıyla fiillerinin de şahitliğiyle sapık bir fırka olarak değerlendirilmeleri, gerçeklere tamamıyla uygundur”.

    Soru: “Ümmetimin ihtilafı rahmettir” hadisindeki ‘ihtilaftan’ maksat nedir?

    Cevap: el-Hattabi şöyle demiştir: “Dindeki ihtilaf üç kısma ayrılır: Birincisi, Sâni’ Teala’yı ve vahdaniyetini ispat hakkında olup inkarı küfürdür. İkincisi: Cenab-ı Hakk’ın sıfatları ve meşîeti (irade ve isteği) hakkındadır; bunu inkar etmek ise bidattir. Üçüncüsü de çeşitli şekillerde anlaşılması ve uygulanması mümkün olan fürû hükümleriyle ilgilidir. İşte Allah Teala bu türden bir ihtilafı alimler için bir rahmet ve keramet vesilesi kılmıştır. “Ümmetimin ihtilafı rahmettir” hadisindeki ‘ihtilaftan’ maksat da budur.”

    Soru: Muaviye (r.a.) ve o dönemde cereyan eden savaşlar hakkındaki (insaflı) görüş nedir? Söz konusu savaşların sebepleri nelerdir?

    Cevap: Muaviye (r.a.), faziletli, adil ve seçkin sahabilerden (r.anhüm) biriydi. O dönemde gerçekleşen savaşlar hakkındaki temel görüş şudur: Her bir grubun, kendisini haklı saydığı bir iddiası vardı ve o savaşlara katılan sahabilerin hepsi gerek savaş hali gerekse başka durumlarda, bulundukları konumu meşrulaştıracak mazeretlere/tevillere sahip adil kimselerdi. Söz konusu savaşlardan hiçbiri, onları sahip oldukları adalet vasfından düşürmüş değildir. Çünkü onlar, kendilerinden sonra gelen müçtehidlerin kan vb. davalardaki farklı içtihadları gibi, içtihada konu olabilecek meselelerde değişik içtihadlarda bulunmuşlardır. Bu itibarla hiçbirinin değerinden bir şey eksilmez. Savaşların sebeplerine gelince, o devrin olaylarının gayet karmaşık olması hasebiyle içtihadları da farklılaşmış ve üç kısma ayrılmışlardır: Bir kısmı, içtihadları neticesi, bir tarafın haklılığına ötekinin de baği (isyankar) olduğuna inanarak, haklı tarafa yardım etmesi ve baği tarafla savaşması vacip olmuştur. Zira bu inançta olan birinin, bağilerle savaş konusunda adil imama yardım etmemesi düşünülemez. Diğer bir kısım ise birincilerin tam tersini düşünerek, kendi içtihadlarına göre haklı olan tarafa destek verip, onlara saldıran diğer tarafla savaşması gerekmiştir. Üçüncü bir kısım da olayın kendileri açısından tam olarak aydınlanamaması ve kararsız kalmaları sebebiyle iki taraftan birini tercih edememiş, bu sebeple her ikisinden de ayrılmaları vacip olmuştur. Onlar açısından bu ayrılış, zaruridir; çünkü, haketmediği müddetçe, bir müslümanla savaşmaya kalkışmak caiz değildir. Eğer iki gruptan birinin, diğerinden daha haklı olduğunu tespit etselerdi bu durumda onunla birlikte, bağilere karşı savaşmamaları caiz olmazdı. Buna göre savaşa katılan ve katılmayanların hepsi (r.a.) mazur sayılırlar. Bu sebeple, hak ehli ve görüşleri muteber tüm alimler, onların şahitlik ve rivayetlerinin kabulüne ve tam anlamıyla adil olduklarına dair icma etmişlerdir.”

    Soru: Sahabeye (r.anhüm) sövmenin hükmü ve sövgü hakkında alimlerin görüşü nedir?

    Cevap: Sahabeye sövmek en çirkin haramlardan biridir. Sahabenin fitne savaşlarına karışmış olanlarla olmayanları arasında, bu açıdan bir fark söz konusu değildir. Zira savaşlara katılanlar, daha önce de açıkladığımız gibi, içtihadlarına göre hareket etmişlerdir. Cumhura göre sahabeye söven kimse, tazir edilir ama öldürülmez. Bir kısım Malikiler: “Bir anlık bile olsa, sahabiliğin faziletine denk hiçbir amel yoktur ve mertebesine hiçbir surette erişilemez. Faziletler ise bu manada kıyas kabul etmez; zira bu, Allah’ın dilediğine verdiği bir lütfudur” demişlerdir. Kadı İyaz şöyle der: “Hadis ehlinden bazıları şöyle demiştir: ‘Sahabilik fazileti, Allah Resulüyle çokça ünsiyet ve muhabbet etmiş, onunla birlikte savaşmış, infakta bulunmuş ve hicret etmiş kimseler içindir; yoksa, onu ömründe bir kere gören bedevi heyetlerine yahut Mekke Fethinden ve dinin güç kazandığı bir devreden sonra hiçbir hicreti, dine katkısı ve müslümanlara faydası bulunmadığı halde Hz. Peygamberle (s.a.v.) beraber olan kimselere ait değildir.’ (Kadı İyaz devamla şöyle demektedir): Doğru olan görüş birincisidir, çoğunluğun görüşü de odur. Yine de Allah en doğrusunu bilir”.

    Soru: Sahabeden birini kötü bir şekilde anmamız caiz olur mu?

    Cevap: Sahabeden biri hakkında hayırdan başkasını söylemek caiz değildir. Aralarında cereyan eden savaşlar konusunda da susmak gerekir. Zira bu savaşlar, onların bir içtihadı gereği gerçekleşmiştir. Dinde içtihad eden birinin de, hata etmişse bir, isabet etmişse iki sevabı vardır. Bu itibarla bize düşen görev, onlara saygı göstermek ve hepsinin adaletli olduğuna inanmaktır.

    Abdullah b. el-Muğaffel’in Peygamber Efendimiz’den (s.a.v.) rivayet ettiği bir hadiste şöyle buyurulmaktadır: “Sahabilerim hakkında Allah’tan sakının! Benden sonra onları hedef almayın. Kim onları severse, bana sevgisinden dolayı sevmiştir. Kim de onlardan nefret ederse, bana nefretinden dolayı nefret etmiştir. Kim onlara eziyet ederse, bana eziyet etmiş sayılır. Bana eziyet eden de Allah’a eziyet etmiş demektir. Allah’a eziyet edeni ise Allah Teala her an (kendi katına acı bir şekilde) alabilir.”

    Soru: Müçtehidlerin fürû meselelerde ihtilaf etmeleri bir rahmet midir?

    Cevap: Beyhaki’nin İbn Abbas’tan rivayetine göre Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: “Mutlaka Allah’ın kitabıyla amel etmek gerekir; hiçkimsenin onu terketmeye mazereti olamaz. Eğer, meselelerin çözümü Allah’ın kitabında yoksa o zaman benden size ulaşan bir sünnete tabi olun. Eğer Sünnette de bir şey bulamazsanız, ashabımın sözlerine itibar edin. Zira ashabım, gökyüzündeki yıldızlar gibidirler; hangi birine uysanız sizi doğru yola eriştirirler. Ashabımın ihtilafı da sizin adına bir rahmettir”. İmamu’l-harameyn el-Cuveyni de şu hadisi rivayet etmektedir: “Ümmetimin ihtilafı insanlar için rahmettir”. İmam Suyûti, Ömer b. Abdülaziz’in şöyle dediğini nakletmektedir: “Eğer Resulullah’ın (s.a.v.) sahabesi ihtilaf etmemiş olsalardı, mutlu olmazdım. Zira onlar ihtilaf etmeselerdi, ruhsat/kolaylık olmazdı”. El-Hatîb el-Bağdâdî, Harun er-Reşîd’in, Malik b. Enes’e şöyle dediğini aktarır: “Ey Ebu Abdillah! Şu eserlerini (İmam Malik’in kitaplarını kastediyor) derleyip toplayıp tüm İslam diyarına gönderelim ve ümmeti buna zorlayalım, (ne dersin?). Bunun üzerine İmam Malik: “Ey Müminlerin emiri! Alimlerin ihtilafı, Allah Teala’nın bu ümmet üzerine bir rahmetidir. Herkes, kendisine göre doğru olana uyacaktır. Hepsi de hidayet üzeredir; zira hepsi Allah’ın rızasını arzulamaktadır.” Et-Tatarhaniyye’nin başında şöyle bir ibare kayıtlıdır: ” Hidayet önderlerinin ihtilafı, insanlar için bir genişlik, kolaylıktır”

    Muhtelif zamanlarda Ebu Hureyre ve Abdullah bin Yezid’den naklolunan benzer hadisi şeriflerde peygamber efendimiz şöyle buyurdular:
    –Yahudiler yetmiş bir fırkaya ayrıldılar, Hıristiyanlar yetmiş iki fırkaya ayrıldılar. Ümmetimse yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Sadece biri kurtulacak diğerleri ise cehenneme gidecektir.

    Ashab–ı Kiram:
    –Ey Allahın resulü o fırka kimdir, diye sorduklarında Resulullah:
    –Onlar benim ve ashabımın yolu üzere olanlardır, buyurdu.
    Ehli Sünnet uleması yine Enes Radıyallahu Anh’den rivayet olunan “o fırka cemaattir” hadisi şerifi ışığında, ulema o fırkayı “ehlisünnet ve’l–cemaat” olarak ve diğer adıyla kurtuluşa erenler manasında “Fırka’ı–Naciye” olarak isimlendirdi.

    İncelendiğinde fırkaların daha da fazlalaştığına şahit olmaktayız, bin yıl önce yaşamış zamanının büyük âlimlerinden ve mezhepler üzerine söz sahibi olan Abdulkahir el–Bağdadi, El–fark beyn’el–Fırak isimli eserinde “bazı ayet ve hadislerde kırk ve yetmiş gibi ifadeler birer tanımlama işareti ve çokluğa kinayedir.” Zira bugün baktığımız zaman Müslümanım demelerine rağmen Ehli Sünnetin dışına çıkan muhtelif fırka sayısı yetmiş ikinin çok üstündedir.

    Görüşler belirtilmiş, fakat biz bu konu ile alakalı görüşleri Ehli Sünnetin dışında kalanları yazarken kaleme alacağız. Bizim için en önemli husus iki aydır imamlarıyla birlikte başlangıç ve gelişimini anlattığımız, Ehli Sünnet ve’l–Cemaat mezhebidir.
    Özellikle son zamanlarda sıkça karşılaştığımız sorulardan biri “Kur’-an ve sünnet–i seniye varken mezhebe ne ihtiyaç vardı.” Bu sorunun cevabını geçen sayılardaki yazılarımızda bulmak mümkündür. Yine kısaca şunu ifade edebilirim ki, mezhepler İslam’ın hükümlerini toparlamış, kitaplaştırmış bir nevi hazır ve güzel malzemeleri leziz bir yemek yapıp önümüze koymuştur.(Allah bunu yapanlardan razı olsun)

    * * *
    İkinci soru ise gayet iyi niyetle sorulmuş bir soru edası ile ne’ala “hayatları ve ilimleri ile birer abide gibi duran o insanların farklı farklı görüşlerle ümmeti bölmesinin sebebi nedir? Tek bir mezhep yetmiyor muydu?” sorusudur.

    Burada duralım ve cevap acildir. Bir yapı düşünün. Bu bina bellidir ve görüşler Ehli Sünnet çatısının altında toplanmıştır. Bu binada muhtelif odacıklar, duvarlarında özene bezene hazırlanmış rengârenk süslemeler hayal edin. Gayet iyi niyetle ve emek sarf edilerek Peygamberimizin “Ümmetimin ihtilafı rahmettir” hadisi şerifi ışığında ve ümmetin ihtiyaçlarına cevap verecek nispette çalışmalar yapılmış. Hadisenin kısa özeti budur. İslam binasına uymayan fikirler derhal tard edilmiş ve dışarı atılmıştır.

    İçtihadı yapanın İslam’a, inanca, itikada uygundur demesiyle iş bitmemiştir. Ulema arasında yıllarca öyle bir akım sağlanmış ki, kim nedir ne değildir ve hangi görüş nereye uygundur hepsi defalarca değerlendirilmiş ve tasnif edilmiştir. Eğer böyle olmasa idi zamanında ehli sünnet üzere olan Vasıl bin Ata Mutezilelik ile addolunur muydu? Oysa Vasıl, hiçbir zaman kendini Ehli Sünnetin dışında görmemiştir. Yada İmam Eşari Hazretleri önceki görüşlerinden vaz geçmedikten sonra Ehli Sünnet itikadında imam mertebesine yükselebilir miydi?

    * * *
    Farklılıklara gelince!
    İsterseniz önce birleştikleri yerleri anlatalım Ehli sünnetin iki itikadı mezhebi Maturidi ve Eşari…
    Hakikatler ve ilmin ispatı…
    Âlemin yaratılması…
    Allah’tan başka her şeyin âlemin bir parçası olduğu…
    Âlemin kısımlarıyla birlikte cisim ve cevher olarak ayrışımı…
    Maddelerin özü…
    Dünyanın varlığı ve dönmesi…
    Feza diye adlandırılan ve boşluk gibi görünen karanlığın sonunun olduğu…
    Semanın ve arzın yedi tabakası…
    Âlemin muhakkak fani olduğu…
    Cennet ve cehennemin var olduğu ve sonsuz olduğu…
    Allah’ın sıfatlarının ebedi olduğu…
    Kuran’ın mahlûk olmadığı…
    Kulun fiillerini Allahın yarattığı…
    Allahın birliği…
    Hayır ve şerri Allahın yarattığı ve Allah için zaman ve mekan mefhumunun olmadığı…
    Bir şekil ve suret imtisalinin mümkün olmadığı, sınırsız olduğu ve Allahın takdirinin nihayetsiz olduğu…

    Her şeyi bildiği, ilim sıfatının tekliği gibi hususlarda ittifak eylemişlerdir.
    İttifak etmişlerdir diyorum bunları anlattığımıza göre demek ki onların ittifak ettikleri bu meseleler hakkında tam zıddı görüşler beyan edenler Ehli Sünnetin dışında kalmıştır.

    Mesela bazı örnekler verelim: Kur’an da geçen “Allah’ın eli onların elinin üstündedir” ayeti veya “inna külle şey’in halakna’hü bi–kaderin” ve “Vellahü ale’l–arşisteva” “Leyse ke–mislihi şey’un” ayetleri eğer açıklanmasa, kitaplaştırılıp kastedilen manalar izah edilmemiş olsaydı ne olurdu? Allah korusun bugün birçoğumuzun Mutezile, Cebriye, Kaderiyeciler gibi sapkın inançların içine düşme ihtimalimiz yüksekti.

    Peki, neden bu iki imam?
    İşte Ehli Sünnet ve’l–Cemaat’in iki imamı Maturidi ve Eşari Hazretleri ve talebeleri ile bu hususlardaki çalışmaları çok önemli görevler yaptılar. Yaptıkları ilmi çalışmalarla ümmete öncülük edip, müminlerin ışığı oldular. Birbirlerinden ayrıldıkları noktalarda büyük araştırmalar sonucunda, ya bir noktada birleştiler, yada ayrılıkları rahmette yarış oldu…

    Gerek amelî mezhep imamlarımız, gerekse itikadî mezhep imamlarımız arasında meydana gelen ayrılıklar hiçbir zaman, fitneye, fesada yada ayrılığa sebep olmadı. Sadece müminler arasında hayır ve rahmette yarışa sebep oldular.

    * * *
    İtikadî konularda, ameli mevzularda olduğu gibi fazla mezhep ortaya çıkmamıştır. Birbirleriyle aynı fakat tehlike arz etmeyen konularda yâda kesinliği belirginleşmeyen konularda insanları kötü yollara sapmaktan kurtaran iki kutuplu “bir” araştırma, değerlendirme ve fikirler manzumesi olarak varlıklarını sürdürmektedirler.

    (Bundan sonraki yazılarımızda Kur’an–ı Kerim’deki gerek sadece mana, gerekse hem lafız hem de mana açısından müteşabih olan ayetleri konu edineceğiz inşaallah…)

    Kaynak:Beyan Dergisi

    İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
    Hadis-i şerifte, Müslümanların 73 fırkaya ayrılacakları, sadece bir fırkanın kurtulacağı bildirildi. Bu 73 fırkadan her biri, Cehennemden kurtulacağı bildirilen bir fırkanın kendi fırkası olduğunu iddia eder. Rum suresinde de, (Her fırka, doğru yolda olduğunu sanarak, sevinir) buyuruldu. Peygamber efendimiz ise, (Kurtuluş fırkası, benim ve Eshabımın gittiği yolda bulunanlardır) buyurdu.

    İslamiyet’in sahibinin, kendini söyledikten sonra, Eshab-ı kiramı da, söylemesine lüzum olmadığı halde, bunları da söylemesi, (Eshabım benim yolumdadır, benim yolum, Eshabımın yoldur. Kurtuluş yolu, yalnız Eshabımın gittiği yoldur) demektir. Nisa suresi, 79. âyetinde, (Resule itaat, Allah’a itaattir) buyuruldu. Eshab-ı kiramın yolunda gitmeyip de, Peygambere uyduğunu söyleyen, Ona uymuş olmaz. Böyle yol tutan kurtulamaz. Mücadele suresinin, (Doğru bir şey yaptıklarını sanıyorlar. Biliniz ki, onlar yalancıdır) mealindeki 18. âyeti bu gibilerin halini gösteriyor. Ancak Eshab-ı kiramın yolunda giden Ehl-i sünnet vel-cemaat fırkasıdır. Cehennemden kurtulan fırka, yalnız bunlardır. Çünkü, Eshaba dil uzatan, bunlara uymaktan, elbette mahrumdur. Onlara dil uzatmak, Resulullaha dil uzatmak olur. (Eshab-ı kirama saygı göstermeyen, Resulullaha iman etmemiştir) buyuruldu. Çünkü, onların kötülenmesi, sahiplerinin, efendilerinin kötülenmesi olur. Kur’an-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden çıkan ahkamı bizlere getiren, Eshab-ı kiramdır. Onlara dil uzatılınca, onların getirdiği şey de, kıymetten düşer. İslamiyet’i bizlere getiren, birkaç eshab değildir. Bunda, her birinin hizmeti, payı vardır. Hepsi adalette, doğrulukta, öğretmekte eşittir. Onların birine dil uzatılınca, İslamiyet kötülenmiş olur.

    Eshab-ı kirama uymuş olmak için, hiçbirini inkâr etmemek lazımdır. Bir kısmı beğenilmeyince, diğer kısmına uyulmuş olamaz. Çünkü Hz. Ali, diğer üç halifenin büyük ve uyulmaya layık olduklarını biliyordu. Bunlara, seve seve biat etmiş, hilafetlerini kabul etmişti. Diğer üç halifeyi sevmedikçe, Hz. Ali’ye uyduğunu söylemek yalan olur. Hatta, Hz. Ali’yi beğenmemek, onun sözlerini, kabul etmemek olur. Allahü teâlânın aslanı Ali için, onları idare ediyordu, yüzlerine gülüyordu demek, cahilce söz olur. Allah’ın aslanının, o kadar ilim ve kahramanlığı ile, tam 30 sene, üç halifeye karşı düşmanlığını saklayıp, dost göründüğünü ve onlarla yalandan arkadaşlık ettiğini hangi akıl kabul eder? En aşağı bir Müslüman bile böyle ikiyüzlülük yapamaz. Onu bu kadar küçülten, aciz, hileci ve münafık yapan böyle sözlerin çirkinliğini düşünmek lazımdır. Peygamber efendimizin bu üç halifeyi övmesine, bütün yaşadığı müddetçe, bunlara kıymet vermesine ne diyecekler? Efendimize de, ikiyüzlü mü diyecekler?

    Peygamberin doğruyu bildirmesi vaciptir. İdare ediyordu diyen zındık olur. Münafıklar, “Muhammed, vahiyden, işine gelenleri söylüyor, işine gelmeyenleri söylemiyor” diyordu. Bunun üzerine, Maide suresinin, (Ey Resulüm! Rabbinden sana indirileni, herkese ulaştır! Bunları, doğru bildirmezsen, Peygamberlik vazifeni yapmamış olursun) mealindeki 70. âyeti gelerek her şeyi doğru söylediği bildirildi. Peygamberimiz, ahirete teşrif edinceye kadar, üç halifeyi över, başkalarından üstün tutardı. Demek ki, Resulullaha uyarak bunları üstün tutmak lazımdır. (Eshab-ı Kiram)

    İman edilecek şeylerde ayrılık olmaz
    İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
    İman edilecek şeylerde Eshab-ı kiramın hepsine uymak lazımdır. Çünkü, itikad edilecek şeylerde, birbirlerinden hiç ayrılıkları yoktur. Eshab-ı kiramdan birine dil uzatan kimse, hepsini lekelemiş olur. Çünkü, hepsinin imanı, itikadı birdir. Birine dil uzatan, hiçbirine uymamış olur. Birbirlerine uygun olmadıklarını, aralarında birlik bulunmadığını söylemiş olur. Onlardan birini kötülemek, Onun söylediklerine inanmamak olur. İslamiyet’i bizlere bildiren, onların hepsidir. Onların her biri adildir, doğrudur. Her birinin İslamiyet’te bildirdiği bir şey vardır. Her biri âyet-i kerimeleri getirerek, Kur’an-ı kerim toplanmıştır. Bir kısmını beğenmeyen, İslamiyet’i bildireni beğenmemiş olur. Beğenmeyen de Cehenneme gider. Kur’an-ı kerimde, (Kur’an-ı kerimin bir kısmına inanıyorsunuz da, bir kısmına inanmıyor musunuz? Böyle yapanların cezası, dünyada, rezil, rüsva olmaktır. Ahirette de, en şiddetli azaba atılacaklardır) buyuruldu. (Bekara 85)

    Kur’an-ı kerimi toplayan üç halifeyi kötülemek, Kur’an-ı kerimi kötülemek olur. Aklı olan kimse, Eshab-ı kiramın hepsinin, yanlış bir kararda birleşeceklerini söyleyemez. Halbuki o gün, Eshab-ı kiramdan 33 bini, hep birden, istekle ve seve seve Ebu Bekir’i halife yaptı. 33 bin Sahabinin, yanlış bir işte, söz birliği yapması, olacak şey değildir. Nitekim, Resulullah, (Ümmetim, dalalette birleşmez, yanlış bir iş üzerinde ittifakta bulunmazlar) buyurdu. (İbni Mace)

    Eshab-ı kiram arasında olan ayrılıklar, kötü düşüncelerden değildi. Çünkü onların mübarek nefisleri tertemiz olmuştu. Onların bütün istekleri, İslamiyet’e uymaktı. Ayrılıkları, ictihad ayrılığı idi. Yanılanları da sevaba kavuşur. İmam-ı Şafii, (Allahü teâlâ, ellerimizi o kanlara bulaştırmadı. Biz de dillerimizi bulaştırmayalım. Resulullahtan sonra, Eshab-ı kiram çok düşündü. Ebu Bekir’den daha üstün kimseyi bulamayıp, onu halife yaptılar) buyurdu. Bu da, Hz. Ali’nin ikiyüzlü olmadığını ve Ebu Bekir’i seve seve halife yaptığını göstermektedir. (c.1, m. 80)

    Muhammed Masum hazretleri de buyuruyor ki:
    Allahü teâlâ, (Ya Musa! Benim için ne amel yaptın?) buyurdu. O da, (Ya Rabbi! Senin için namaz kıldım, oruç tuttum, zekat verdim ve seni zikrettim) deyince, Allahü teâlâ, (Namaz, senin için burhandır. Oruç, seni Cehennemden koruyan kalkandır. Zekat, mahşer günü, herkes sıcaktan yanarken, sana gölge yapacaktır. Zikir de, o gün, karanlıkta, sana nur olacaktır. Benim için ne yaptın?) buyurdu. Hz. Musa, (Ya Rabbi, senin için olan amel nedir) dedi. Allahü teâlâ, (Sevdiğimi benim için sevdin mi ve düşmanımı düşman bildin mi?) buyurdu. Hz. Musa, Allahü teâlânın sevdiği amelin, Onun dostlarını sevmek ve düşmanlarını sevmemek olduğunu anladı. Demek ki, sevgilinin sevdiklerini sevmek ve düşmanlarına düşman olmak, sevginin alametidir. Mümtehine suresinin, (İbrahim ve Eshabı, kâfirlere, biz sizden ve putlarınızdan uzağız. Sizin, bir olan Allah’a inanana kadar, aramızda düşmanlık olacaktır dediler. Bunların bu güzel halleri, size örnek olmalıdır.) mealindeki 4. âyeti gösteriyor ki, iman sahibi olmak için, bu düşmanlık şarttır ve Allah düşmanlarını sevmek, imanı yok eder. Resulullahın sohbetine kavuşmakla şereflenen Eshab-ı kiram, birbirlerini çok severlerdi. Birbirlerine değil, kâfirlere düşman idi. Fetih suresinin (Kâfirlere düşman, birbirlerine merhametli idiler) mealindeki 29. âyeti sözümüzü ispat etmektedir. (m. 29)

    Sebecilerle Yahudilerin benzer inanışları
    Seyyid ve şerif Abdülkadir-i Geylani hazretleri, Gunye’de buyurdu ki: (72 bid’at fırkasından biri olan Yahudi İbni Sebe’nin fırkası (Hurufilik), birçok yönden Yahudilere benzemektedir.
    Şöyle ki:
    1- Yahudiler, imamlık belli bir zümreye mahsustur, derler. Sebeciler de, Halifelik yalnız imam-ı Ali ve onun soyundan olanların hakkıdır.

    2- Yahudilere göre, Deccal çıkıncaya kadar, cihad [savaş] caiz değildir. Sebecilere göre de, Hz. Mehdi çıkıncaya kadar cihad caiz değildir.

    3- Yahudiler de, Sebeciler de yıldızlar çıkıncaya kadar oruç bozmaz.

    4- Yahudiler çoraba mesh eder. Sebeciler de çoraba veya çıplak ayaklara mesh ederler.

    5- Yahudi’nin, Müslümanı öldürmesi helaldir. Sebecilerin de Ehl-i sünneti öldürmesi helaldir.

    6- Yahudiler, boşadığı kadınla iddet beklemeden evlenirler. Sebeciler de, iddet beklemez. Bir saatliğine de evlenip boşarlar ve arkasından başka bir Sebeci o kadınla evlenebilir.

    7- Yahudilerde üç boşanma nikaha mani olmaz. Sebeciler de üç kere boşadığı kadınla yine evlenebilirler. [Selefiyecilerin piri İbni Teymiye de, bir anda üç kere boşamayı bir boşamak kabul eder.]

    8- Yahudiler Tevrat’ı ve İncil’i değiştirdiler. Sebeciler de, bazı âyetleri değiştirerek yazdılar. Kur’anı Eshab topladığı için, Eshaba olan düşmanlıklarından dolayı, Kur’anda eksik ve fazlalık var derler.

    9- Yahudiler, Cebrail aleyhisselama düşmandır. Sebeciler de, vahiy Ali’ye gelecek iken, Cebrail Muhammed’e indirdi diyerek, Cebrail aleyhisselama düşman oldular.

    10- Tevrat’ta tavşan haram edildiği için Yahudiler yemez. Sebeciler de tavşan eti yemez. Halbuki dinimizde tavşan eti helaldir. (Dürer

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: