Diyalog sünnet midir ?

(Kadir Ünal) Son yıllarda sıkça kullanılan bir ifade olan diyalog Fransızca’dan dilimize girmiş iki kişi arasındaki konuşma, iletişim manasına geliyor. Kur’an’da ve Hz. Muhammed’in (sav) sünnetinde diyalog varmıydı yokmuydu tartışmaları kişilerin bu kelimeye yükledikleri farklı mânâlar yüzünden içinden çıkılamaz bir hale geliyor.

İnsanlar arasında hangi dinden hangi milletten hangi görüşten ve hangi aidiyetten olursa olsun fertler arasında diyalog yani karşılıklı iletişim olmalıdır. Ve iletişim kurmak isteyenler söyleyecek sözü olanlardır.

Müslümanlar ve Müslümanların önderi Hz. Muhammed (sav) her zaman söyleyecek sözü iletecek mesajı olduğu için daima diyalog/ iletişim yolları aramıştır. Siyer kitapları Hz. Muhammed’in (sav) inanan inanmayan Müslim gayri Müslim ehli kitap müşrik ayrımı yapmadan her kesim ile diyaloglarını bize aktarmaktadır.

Kendisinde güç vehmedenler ise [private]kolay kolay diyaloga yaklaşmazlar. Ve onların diyalog ile kastettikleri monologdan ibarettir. Yani ben söylerim sen uyarsın anlayışı diyalog değil olsa olsa monolog olabilir. Nitekim Hz. Muhammed (sav) de bu baskıcı, dayatmacı, büyüklenici zalimler karşısında direncini/ sabrını sonuna kadar kullanmış her türlü eziyete sıkıntıya ve aşağılanmaya maruz kalmıştır.

Hz. Muhammed (sav) Mekke döneminde Mekkeli müşrikler ile hacca gelen yabancılarla ve civar kabilelerle her fırsatı değerlendirmek suretiyle diyalog kurmayı denemiş. Ve bu diyalogları dinini anlatmak/tebliğ için fırsat olarak kullanmaya çalışmıştır.

Yine Hz. Muhammed (sav) Medine’ye hicret ettiğinde gayri Müslim Medineliler ile diyalog kurmuş ve onlarla anlaşma yaparak Medine vesikasını imzalamıştır.

Mekke müşriklerin elindeyken Hac için Kabe’yi ziyaret etmek istemiş fakat bu mümkün olmayınca Mekkeli müşriklerle diyalog kurarak saldırmazlık anlaşması imzalamış böylelikle Mekkeli müşriklerin saldırılarından emin İslam’ın daha hızlı yayılmasına zemin hazırlamıştır.

Örnekleri çoğaltmak mümkün. Fakat bu örneklerin hiç birinde inançlardan taviz vermek söz konusu değil.

Nitekim müşrikler, kendi putlarına dil uzatmamak şartıyla ona başkanlık teklif ettiklerinde ” Güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseniz ben yine de görevimden vazgeçmem” demişti.

Yine ehl-i kitap ile diyalog/ iletişim kurduğunda onların diyalogdan beklediklerinin dinde taviz vermek olduğu anlaşılmıştı.

2/120: Sen onların dinine uymadıkça, ne Yahudiler ve ne de Hıristiyanlar asla senden razı olmazlar. De ki: “Allah’ın yolu asıl doğru yoldur.” Sana gelen ilimden sonra, eğer onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, bilmiş ol ki, Allah’tan sana ne bir dost, ne bir yardımcı vardır.

Bir Müslüman ilahi olan dininden beşeri baskılar ya da kendisinde güç vehmedenlere hoş görünmek için tavizler veremez. Dinini beşeri müdahalelere açamaz. Allah’ın dininden insanlar taviz veremez. Ancak dindar olsun olmasın her insan ile ve her dinin bağlısı ile diyalog kurmanın yollarını arar. Çünki bilinçli bir müslümanın insanlara ve insanlığa söyleyecek çok sözü vardır.

Hz. Muhammed’in (sav) İnsanlar ile diyalog kurarken dikkat ettiği önemli hususlardan biri de Allah’ın ayetlerini inkar ve onlarla alay edilen ortamlarda bulunmamaktır.

4/140 (Allâh) Size Kitapta indirmişti ki: Allâh’ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, onlar (bu sözü bırakıp) başka bir söze dalıncaya kadar onlarla beraber oturmayın; yoksa siz de onlar gibi olursunuz. Şüphesiz Allâh, bütün iki yüzlüleri ve kâfirleri cehennemde toplayacaktır.

Dinler arası diyalog ifadesi ise farklı din mensuplarının birbirlerinin inançlarını tanıması birbirlerini daha iyi anlamaları manasına geliyorsa faydalıdır. Nitekim Kur’an’da ehl-i kitap ile ortak noktada buluşma çağrısı yapılıyor. Ancak bu çağrıda buluşulabilecek nokta da yine Allah tarafından bildiriliyor.

De ki: “Ey ehl-i kitab! Sizinle bizim aramızdaki şu ortak ilkeye gelin: Allah’tan başka kimseye kulluk etmeyeceğiz, O’ndan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayacağız ve Allah ile birlikte insanları rab edinmeyeceğiz.” Ve eğer yüz çevirirlerse de ki: “Şahit olun ki biz kendimizi O’na teslim etmişiz!”

Dinler arası diyalog ifadesi ise dinlerin etkileşim içine girmesi ve yeniden yapılandırılması manasında anlaşılacak ise ilahi olan yani Allah’ın vaaz ettiği bir din insanlar tarafından yeniden yapılandırılamaz.. Bu manada dinler arası diyalog İslam ile bağdaşmaz. Ancak farklı dinlerin müntesipleri ile diyalog ise inançlardan taviz vermemek kaydı ile sünnettir.

Hz. Muhammedi (sav) örnek ve önder edinen her Müslüman dinini diyanetini öğrenmek ve insanlarla kurduğu diyalogları onlara örnek olmak ve onlara bir şeyler anlatmak için kullanmalıdır. Aynı zamanda gayri Müslimler ile diyalog kurmak için gösterdiği gayreti kendi Müslüman kardeşleri için de göstermelidir.

Uzun lafın kısası inançlardan taviz vermemek aşağılık kompleksine kapılarak güç sahiplerinin dayatmalarına boyun eğmemek kaydı ile bütün insanlarla diyaloga girmek söyleyecek sözü olan öz güven sahibi insanların işidir ve hem Hz. Muhammed’in hem de bütün nebilerin yolu/ sünnetidir.

Bu yazı Satırbaşı sitesinden alıntıdır.

[/private]

Reklamlar

4 thoughts on “Diyalog sünnet midir ?

Add yours

  1. Bebeğin Hazret-i Muhammed(sav) ile konuşması

    Hazret-i Muhammedin (aleyhisselâm) aleyhinde olmadık sözler söyleyip küstâhlık yapan bir kadın vardı ve peygamberimizi hiç sevmezdi. Birgün bu kadının bir çocuğu dünyaya geldi. 2-3 aylık olduğu sırada kadın, kucağında çocuğu ile sokakta giderken Peygamberimize rast geldi. Kadın yine münasebetsizlikler yapmaya hazırlanıyordu. Fakat, ondan önce kundaktaki çocuğu konuşmaya başladı ve Peygamberimize bakarak dedi ki:
    – Ey Allahın Resûlü! Ey Abdullah oğlu Muhammed aleyhisselâm, sana selâm olsun!
    Kadın şaştı, donakaldı. Peygamberimiz gülümseyerek durdu, çocuğa bakarak buyurdu ki:
    – Ey çocuk! Benim Allah Resûlü olduğumu nasıl bildin? Benim adımı ve babamın ismini sana kim öğretti?
    Çocuk tatlı tatlı gülerek:
    – Bana bunları âlemi yaratan Allahü teâlâ öğretti. O Allah ki, dilerse herşeyi yaratır.
    Çocuk biraz durdu; tekrar konuşmaya başladı:
    – Ey Allahın Resûlü! Bana duâ eyle de Cennette sizin hizmetinizi göreyim!
    Peygamberimiz çocuk için duâ etti. Memnun görünen çocuk yine dedi ki:
    – Sana inanan ve iman getiren ne bahtiyardır, seni inkâr eden ve sana küfür eden ne bedbahttır! Allah onları dünyada da ahirette de rezil ve perişan edecektir.
    Sonra çocuk Kelime-i şehâdet getirerek ruhunu o anda teslim etti. Bunu hayretle gören kadın, derhal orada Müslüman oldu. Peygamberimize ağlayarak yalvardı:
    – Beni bağışla yâ Resûlallah! Beyhûde geçen günahkâr ömrüme çok yanıyorum.
    Peygamberimiz kadına dönerek şunları buyurdu:
    – Sana müjdeler olsun! Şimdi birçok meleğin sana kefenliklerini Cennetten getirdiklerini görüyorum.
    Kadın bu sözleri duyduktan sonra ruhunu teslim etti ve çocuğu gibi son nefeste, Kelime-i şehâdet getirerek ruhunu teslim etti.

  2. msn için arapça hadis nickleri ve türkçe meali

    BESMELEYLE BAŞLAYALIM İNŞA’ALLAH

    بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمنِ الرَّحِيم

    İÇİNİZDEN KİM BENİM KIRK HADİSİMİ ÖĞRENİR VE TAŞIR İSE( YAŞAMINDA UYGULAR İSE) KIYAMET GÜNÜ SALİH KİŞİLER İLE HAŞROLUNACAKTIR.

    40 HADİS

    1
    اَلدِّينُ النَّصِيحَةُ قُلْنَا: لِمَنْ )يَا رَسُولَ اللَّهِ ؟( قَالَ: لِلَّهِ وَلِكِتَابِهِ وَلِرَسُولِهِ وَلأئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ وَعَامَّتِهِمْ

    (Allah Rasûlü) “Din nasihattır/samimiyettir” buyurdu. “Kime Yâ Rasûlallah?” diye sorduk. O da; “Allah’a, Kitabına, Peygamberine, Müslümanların yöneticilerine ve bütün müslümanlara” diye cevap verdi.

    Muslim, İmân, 95.

    2
    اَلإِسْلاَمُ حُسْنُ الْخُلُقِ

    İslâm, güzel ahlâktır.

    Kenzü’l-Ummâl, 3/17, Hadis No: 5225.

    3
    مَنْ لاَ يَرْحَمِ النَّاسَ لاَ يَرْحَمْهُ اللَّهُ

    İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.

    Muslim, Fedâil, 66; Tirmizî, Birr, 16.

    4
    يَسِّرُوا وَلاَ تُعَسِّرُوا وَبَشِّرُوا وَلاَ تُنَفِّرُوا

    Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.

    Buhârî, İlm, 12; Muslim, Cihâd, 6.

    5
    إنَّ مِمَّا أدْرَكَ النَّاسُ مِنْ كَلاَمِ النُّبُوَّةِ:

    إذَا لَمْ تَسْتَحِ فَاصْنَعْ مَا شِئْتَ

    İnsanların Peygamberlerden öğrenegeldikleri sözlerden biri de: “Utanmadıktan sonra dilediğini yap!” sözüdür.

    Buhârî, Enbiyâ, 54; EbuDâvûd, Edeb, 6.

    6
    اَلدَّالُّ عَلىَ الْخَيْرِ كَفَاعِلِهِ

    Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir.

    Tirmizî, İlm, 14.

    7
    لاَ يُلْدَغُ اْلمُؤْمِنُ مِنْ جُحْرٍ مَرَّتَيْنِ

    Mümin, bir delikten iki defa sokulmaz.(Mümin, iki defa aynı yanılgıya düşmez)

    Buhârî, Edeb, 83; Muslim, Zuhd, 63.

    8
    اِتَّقِ اللَّهَ حَـيْثُمَا كُنْتَ وَأتْبِـعِ السَّـيِّـئَةَ الْحَسَنَةَ تَمْحُهَا

    وَخَالِقِ النَّاسَ بِخُلُقٍ حَسَنٍ

    Nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın; yaptığın kötülüğün arkasından bir iyilik yap ki bu onu yok etsin. İnsanlara karşı güzel ahlakın gereğine göre davran.

    Tirmizî, Birr, 55.

    9
    إنَّ اللَّهَ تَعَالى يُحِبُّ إذَا عَمِلَ أحَدُكُمْ عَمَلاً أنْ يُتْقِنَهُ

    Allah, sizden birinizin yaptığı işi, ameli ve görevi sağlam ve iyi yapmasından hoşnut olur.

    Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat, 1/275; Beyhakî, fiu’abü’l-Îmân, 4/334.

    10
    اَلإِيمَانُ بِضْعٌ وَسَبْعُونَ شُعْبَةً أفْضَلُهَا قَوْلُ لاَ إِلهَ إِلاَّاللَّهُ وَأدْنَاهَا إِمَاطَةُ اْلأذَى عَنِ الطَّرِيقِ وَالْحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ اْلإِيـمَانِ

    İman, yetmiş küsur derecedir. En üstünü “Lâ ilâhe illallah (Allah’tan başka ilah yoktur)” sözüdür, en düşük derecesi de rahatsız edici bir şeyi yoldan kaldırmaktır. Haya da imandandır.

    Buhârî, Îmân, 3; Muslim, Îmân, 57, 58.

    11
    مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِـعْ فَبِلِسَانِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِـعْ فَبِقَلْبِهِ وَذَلِكَ أضْعَفُ اْلإِيـمَانِ

    Kim kötü ve çirkin bir iş görürse onu eliyle düzeltsin; eğer buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse, kalben karşı koysun. Bu da imanın en zayıf derecesidir.

    Muslim, Îmân, 78; Ebû Dâvûd, Salât, 248.

    12
    عَيْنَانِ لاَ تَمَسُّهُمَا النَّارُ: عَيْنٌ بَـكَتْ مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَعَيْنٌ

    بَاتَتْ تَحْرُسُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ

    İki göz vardır ki, cehennem ateşi onlara dokunmaz: Allah korkusundan ağlayan göz, bir de gecesini Allah yolunda, nöbet tutarak geçiren göz.

    Tirmizî, Fedâilü’l-Cihâd, 12.

    13
    لاَ ضَرَرَ وَلاَ ضِرَارَ

    Zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yoktur.

    İbn Mâce, Ahkâm, 17; Muvatta’, Akdıye, 31.

    14
    لاَ يُؤْمِنُ أحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لأخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ

    Hiçbiriniz kendisi için istediğini (mü’min) kardeşi için istemedikçe (gerçek) iman etmiş olamaz.

    Buhârî, Îmân, 7; Muslim, Îmân, 71.

    15
    اَلْمُسْلِمُ أخُو الْمُسْلِمِ لاَ يَظْلِمُهُ وَلاَ يُسْلِمُهُ مَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حَاجَتِهِ وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللَّهُ عَنْهُ بِهَا كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

    Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (düşmanına) teslim etmez. Kim, (mümin) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir müslümanı(n kusurunu) örterse, Allah da Kıyamet günü onu(n kusurunu) örter.

    Buhârî, Mezâlim, 3; Muslim, Birr, 58.

    16
    لاَ تَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا وَلاَ تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا

    İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de (gerçek anlamda) iman etmiş olamazsınız.

    Muslim, Îmân, 93; Tirmizî, Sıfâtu’l-Kıyâme, 56.

    17
    اَلْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ النَّاسُ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ

    Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.

    Tirmizî, Îmân, 12; Nesâî, Îmân, 8.

    18
    لاَ تَبَاغَضُوا وَلاَ تَحَاسَدُوا وَلاَ تَدَابَرُوا وَكُونُوا عِبَادَ اللَّهِ إخْوَانًا

    وَلاَ يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ أنْ يَهْجُرَ أخَاهُ فَوْقَ ثَلاَثِةِ اَيَّامٍ

    Birbirinize buğuz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize arka çevirmeyin; ey Allah’ın kulları, kardeş olun. Bir müslümana, üç günden fazla (din) kardeşi ile dargın durması helal olmaz.

    Buhârî, Edeb, 57, 58.

    19
    إنَّ الصِّدْقَ يَهْدِي إلَى الْبِرِّ وَ إنَّ الْبِرَّ يَهْدِي إلَى الْجَنَّةِ وَإنَّ الرَّجُلَ لَيَصْدُقُ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ صِدِّيقًا وَ إنَّ الْكَذِبَ يَهْدِي إلَى الْفُجُورِ وَ إنَّ الْفُجُورَ يَهْدِي إلَى النَّارِ وَ إنَّ الرَّجُلَ لَيَـكْذِبُ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ كَذَّابًا

    Hiç şüphe yok ki doğruluk iyiliğe götürür. İyilik de cennete götürür. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk (doğru sözlü) diye yazılır. Yalancılık kötüye götürür. Kötülük de cehenneme götürür. Kişi yalan söyleye söyleye Allah katında kezzâb (yalancı) diye yazılır.

    Buhârî, Edeb, 69; Muslim, Birr, 103, 104.

    20
    لاَ تُمَارِ أخَاكَ وَلاَ تُمَازِحْهُ وَلاَ تَعِدْهُ مَوْعِدَةً فَتُخْلِفَهُ

    (Mümin) kardeşinle münakaşa etme, onun hoşuna gitmeyecek şakalar yapma ve ona yerine getirmeyeceğin bir söz verme.

    Tirmizî, Birr, 58.

    21
    تَبَسُّمُكَ فِي وَجْهِ أخِيكَ لَكَ صَدَقَةٌ وَأمْرُكَ بِالْمَعْرُوفِ وَ نَهْيُكَ عَنِ الْمُنْكَرِ صَدَقَةٌ وَإِرْشَادُكَ الرَّجُلَ فِي أرْضِ الضَّلاَلِ لَكَ صَدَقَةٌ وَإِمَاطَتُكَ الْحَجَرَ وَالشَّوْكَ وَالْعَظْمَ عَنِ الطَّرِيقِ لَكَ صَدَقَةٌ

    (Mümin) kardeşine tebessüm etmen sadakadır. İyiliği emredip kötülükten sakındırman sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yol göstermen sadakadır. Yoldan taş, diken, kemik gibi şeyleri kaldırıp atman da senin için sadakadır.

    Tirmizî, Birr, 36.

    22
    إِنَّ اللَّهَ لاَ يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَأمْوَالِكُمْ وَلـكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأعْمَالِكُمْ

    Allah sizin ne dış görünüşünüze ne de mallarınıza bakar. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.

    Muslim, Birr, 33; ‹bn Mâce, Zuhd, 9;

    Ahmed b. Hanbel, 2/285, 539.

    23
    رِضَى الرَّبِّ في رِضَى الْـوَالِدِ وَسَخَطُ الرَّبِّ في سَخَطِ الْـوَالِدِ

    Allah’ın rızası, anne ve babanın rızasındadır.

    Allah’ın öfkesi de anne babanın öfkesindedir.

    Tirmizî, Birr, 3.

    24
    ثَلاَثُ دَعَوَاتٍ يُسْتَجَابُ لَهُنَّ لاَ شَكَّ فِيهِنَّ:

    دَعْوَةُ الْمَظْلُومِ، وَدَعْوَةُ الْمُسَافِرِ ، وَدَعْوَةُ الْوَالِدِ لِوَلَدِهِ

    Üç dua vardır ki, bunlar şüphesiz kabul edilir:

    Mazlumun duası, misafirin duası ve babanın evladına duası.

    İbn Mâce, Dua, 11.

    25
    مَا نَحَلَ وَالِدٌ وَلَدًا مِنْ نَحْلٍ أَفْضَلَ مِنْ أدَبٍ حَسَنٍ

    Hiçbir baba, çocuğuna, güzel terbiyeden daha üstün bir

    hediye veremez.

    Tirmizî, Birr, 33.

    26
    خِيَارُكُمْ خِيَارُكُمْ لِنِسَائِهِمْ

    Sizin en hayırlılarınız, hanımlarına karşı en iyi davrananlarınızdır.

    Tirmizî, Radâ’, 11; İbn Mâce, Nikâh, 50.

    27
    لَيْس مِنَّا مَنْ لَمْ يَرْحَمْ صَغِيرَنَا وَيُوَقِّرْ كَبِيرَنَا

    Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı

    göstermeyen bizden değildir.

    Tirmizî, Birr, 15; Ebû Dâvûd, Edeb, 66.

    28
    كَافِلُ الْيَتِيمِ لَهُ أوْ لِغَيْرِهِ أنَا وَ هُوَ كَهَاتَيْنِ فيِ الْجَنَّةِ وَأشَارَ بِالسَّبَّابَةِ وَالْوُسْطَى

    Peygamberimiz işaret parmağı ve orta parmağıyla işaret ederek: “Gerek kendisine ve gerekse başkasına ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimse ile ben, cennette işte böyle yanyanayız” buyurmuştur.

    Buhârî, Talâk, 25, Edeb, 24; Muslim, Zuhd, 42.

    29
    اِجْتَنِبُوا السَّبْعَ الْمُوبِقَاتِ قَالُوا يَا رَسُولَ للهِ وَمَا هُنَّ قَالَ: اَلشِّرْكُ بِاللَّهِ وَالسِّحْرُ وَ قَتْلُ النَّفْسِ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إلاَّ بِالْحَقِّ وَأكْلُ الرِّبَا وَأكْلُ مَالِ اْليَتِيمِ وَالتَّوَلِّي يَوْمَ الزَّحْفِ وَقَذْفُ الْمُحْصَنَاتِ الْغَافِلاَتِ الْمُؤْمِنَاتِ

    (İnsanı) helâk eden şu yedi şeyden kaçının. Onlar nelerdir ya Resulullah dediler. Bunun üzerine: Allah’a şirk koşmak, sihir, Allah’ın haram kıldığı cana kıymak, faiz yemek, yetim malı yemek, savaştan kaçmak, suçsuz ve namuslu mümin kadınlara iftirada bulunmak buyurdu.

    Buhârî, Vasâyâ, 23, Tıbb, 48; Muslim, Îmân, 144.

    30
    مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلاَ يُؤْذِ جَارَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أوْ لِيَصْمُتْ

    Allah’a ve ahiret gününe imân eden kimse, komşusuna eziyet etmesin. Allah’a ve ahiret gününe imân eden misafirine ikramda bulunsun. Allah’a ve ahiret gününe imân eden kimse, ya hayır söylesin veya sussun.

    Buhârî, Edeb, 31, 85; Muslim, Îmân, 74, 75.

    31
    مَا زَالَ جِبْرِيلُ يُوصِينِي بِالْجَارِ حَتَّى ظَنَنْتُ أنَّهُ سَيُوَرِّثُهُ

    Cebrâil bana komşu hakkında o kadar çok tavsiyede bulundu ki;

    ben (Allah Teâlâ) komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim.

    Buhârî, Edeb, 28; Muslim, Birr, 140, 141.

    32
    اَلسَّاعِي عَلَى الأرْمَلَةِ وَالْمِسْكِينِ كَالْمُجَاهِدِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ

    أوِ الْقَائِمِ اللَّيْلَ الصَّائِمِ النَّهَارَ

    Dul ve fakirlere yardım eden kimse, Allah yolunda cihad eden

    veya gündüzleri (nafile) oruç tutup, gecelerini (nafile) ibadetle

    geçiren kimse gibidir.

    Buhârî, Nafakât, 1; Muslim, Zuhd, 41;

    Tirmizî, Birr, 44; Nesâî, Zekât, 78.

    33
    كُلُّ ابْنِ آدَمَ خَطَّاءٌ وَخَيْرُ الْخَطَّائِينَ التَّوَّابُونَ

    Her insan hata eder.

    Hata işleyenlerin en hayırlıları tevbe edenlerdir.

    Tirmizî, Kıyâme, 49; İbn Mâce, Zuhd, 30.

    34
    عَجَبًا لأمْرِ الْمُؤْمِنِ إِنَّ أمْرَهُ كُلَّهُ خَيْرٌ وَلَيْس ذَاكَ لأحَدٍ إِلاَّ لِلْمُؤْمِنِ: إِنْ أصَابَتْهُ سَرَّاءُ شَـكَرَ فَـكَانَ خَيْرًا لَهُ وَإِنْ أصَابَتْهُ ضَرَّاءُ صَبَرَ فَـكَانَ خَيْرًا لَهُ

    Mü’minin başka hiç kimsede bulunmayan ilginç bir hali vardır; O’nun her işi hayırdır. Eğer bir genişliğe (nimete) kavuşursa şükreder ve bu onun için bir hayır olur. Eğer bir darlığa (musibete) uğrarsa sabreder ve bu da onun için bir hayır olur.

    Muslim, Zuhd, 64; Dârim”, Rikâk, 61.

    35
    مَنْ غَشَّـنَا فَلَيْس مِنَّا

    Bizi aldatan bizden değildir.

    Muslim, Îmân, 164.

    36
    لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ نَمَّامٌ

    Söz taşıyanlar (cezalarını çekmeden ya da affedilmedikçe)

    cennete giremezler.

    Muslim, Îmân, 168; Tirmizî, Birr, 79.

    37
    أعْطُوا الأجِيرَ أجْرَهُ قَبْلَ أنْ يَجِفَّ عَرَقُهُ

    İşçiye ücretini, (alnının) teri kurumadan veriniz.

    İbn Mâce, Ruhûn, 4.

    38
    مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَغْرِسُ غَرْسًا أوْ يَزْرَعُ زَرْعًا فَيَـأكُلُ مِنْهُ

    طَيْرٌ أوْ إِنْسَانٌ أوْ بَهِيمَةٌ إِلاَّ كَانَ لَهُ بِهِ صَدَقَةٌ

    Bir müslümanın diktiği ağaçtan veya ektiği ekinden insan, hayvan ve kuşların yedikleri şeyler, o müslüman için birer sadakadır.

    Buhârî, Edeb, 27; Muslim, Musâkât, 7, 10.

    39
    إِنَّ فِي الْجَسَدِ مُضْغَةً إِذَا صَلَحَتْ صَلَحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ

    وَإِذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الْجَسَدُ كُلُّهُ ألاَ وَهِيَ الْقَلْبُ

    İnsanda bir organ vardır. Eğer o sağlıklı ise bütün vücut sağlıklı olur; eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.

    Buhârî, Îmân, 39; Muslim, Musâkât, 107.

    40
    اِتَّقُوا اللَّهَ رَبَّـكُمْ وَصَلُّوا خَمْسَـكُمْ وَصُومُوا شَهْرَكُمْ وَأدُّوا زَكَاةَ أمْوَالِكُمْ وَأطِيعُوا ذَاأمْرِكُمْ تَدْخُلُوا جَنَّةَ رَبِّـكُمْ

    Rabbinize karşı gelmekten sakının, beş vakit namazınızı kılın, Ramazan orucunuzu tutun, mallarınızın zekatını verin, yöneticilerinize itaat edin. (Böylelikle) Rabbinizin cennetine girersiniz.

    Tirmizî, Cum’a, 80.

  3. PEYGAMBERimiz(sav)in vasiyeti
    MEDİNE-İ MUNEVVERE’DEN GELEN BU VASİYETNAMEYİ OKUYUNUZ VE OKUTUNUZ
    BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
    Medine-i Munevvere’de Turbe-i Şerif Hatibi Şeyh Ahmed Diyor ki: “Vallâhi bu vasiyetnamede zerre kadar yalan yoktur.”
    Bir Cuma gecesi namazımı eda edip uyumaya varmıştım. Harem-i Şerif tarafından;
    “Ya Şeyh Ahmed” diye bana bir nida geldi. “Lebbeyke Yâ Rasûlallâh” deyip Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’ in şahsını gördüm.
    Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz şöyle devam etti:
    “Ya Şeyh Ahmed!… Allâhu Teâlâ huzurunda yüzüm kalmadı. Sana haber veriyorum ki, geçen cumadan bu cumaya 16000 kişi öldü. içlerinden bir tek müslüman çıkmadı. Gelenlerin amel defterlerini kara ve sol ellerinde gördüm.
    Ya Şeyh Ahmed!… Evvelâ ana ve babalarına asi oldular ve zekatlarını men ettiler. Hacı olup haram yemeyi âdet edindiler. Herkes nefsinden başka bişey düşünmez oldu. Dünya malı ile nasip olan tartılarına hiyanet etmeyi âdet edindiler.
    Ya Şeyh Ahmed!… ümmetime haber eyle “Yaptıkları günahlardan tövbe ve istiğfar etsinler, namaz kılsınlar, zekât vermesini âdet etsinler.”
    Ya Şeyh Ahmed!… ümmetime haber eyle, “Kıyamet alâmetleri zuhûr ediyor. Hakk Teâlâ’ ya âsi olmasınlar. Çok yakın bir zamanda, 3 gece Güneş tutulacak. 3 günden sonra Güneş batıdan doğup, doğudan batacak. Kuran-ı Kerim insanların gözüne gözükmeyecek. ümmetime söyle günahlarına tevbe etsinler. Yakın bir zamanda İsâ( a.s.)’nın inmesi zuhur edecek.”
    Ya Şeyh Ahmed!… ümmetime haber eyle, “Kudret kalemiyle her kim bu vasiyetnameyi bir köyden bir köye, bir kazadan bir kazaya, bir ilden bir ile, bir devletten bir devlete gönderirse Huzûr-u Mahşerde günahları affedilir. Hazret-i Muhammed Mustafâ ( s.a.v.)’yı Şahsı ile görmüş olur. Kim vasiyetnameyi işitipte yazmazsa, bir köye veya bir başka yere göndermezse, yüzü kara olsun. “Türbe-i Şerif’in Hatibi Şeyh Ahmed 3 defa yemin edip, “Vallâhi bu vasiyetnamede yanlış bilgi verirsem, bu dünyadan öbür dünyaya imansız gideyim” dedi.
    15 günde Medine-i Munevvere’de yazılmış olup müslümanlara gönderilmiştir.
    NOT: “Bunu her Müslüman’ın okuması için elinizden geleni yapınız lütfen..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: