Allah İnsanları Niçin Yaratmıştır

Allah insanları kendisine kulluk etsinler diye yarattığını söylemektedir. Var olmak yok olmaktan daha iyi ve güzeldir. Allah insana ahirette sonsuz bir varlık vermek istemekte bu yüzen de bu dünyada var edip imtihana tabi tutmaktadır. Kulluk etmek çok geniş anlam taşımaktadır. Bu ifade insanın Allah`a teslimiyet için yaratıldığını, insanın varlık sebebinin Allah için olduğunu ifade etmektedir. Yani Kulluk kelimesinin sadece namaz, oruç gibi ibadetler için kullanılması hatalıdır, bu kelime daha geniş anlamlar ifade etmektedir.Evrendeki düzeni incelediğimizde bunun tesadüfen oluşmasının mümkün olmadığını anlarız. Her şey Allah tarafından mükemmel bir şekilde yaratılmıştır, bu yüzden her şey Allah için var olmak zorundadır. Kulluk ifadesi bizim Allah için var olduğumuzu ifade eder. Allah bizi yaratırken bizim şimdilik bilemeyeceğimiz maksatları da var olabilir. Fakat mademki bizi Allah yaratmıştır biz ancak Allah`a bakan bir yönle var olmamız gerektiğini (kulluk için) biliyoruz. Allah`ın yaratışındaki tüm hikmetleri bilemesek de…

İnsanın yaratıldığı çok açıktır. Evrendeki tüm oluşumlar ve kendi varlığımız bunun delilidir. Allah tarafından yaratılmış olduğumuz fikrini anlamayanlar veya itiraz edenler olabilir. Fakat hiç kimsenin bu fikre karşı getirebileceği bir alternatif yoktur. Yani bu görüş anlaşılması zor gözükse de alternatifsizdir. Çünkü gerek bedenimiz gerekse evrendeki mikro oluşumlardan makro seviyedeki oluşumlara kadar tüm varlık alemi tesadüflerle açıklanamayacak kadar mükemmel ve eşsizdir.

Ben, insanları ve cinleri bana kulluk etmeleri için yarattım. Zariyat Suresi Ayet 56

Allah’ın tüm işleri hikmetlidir. Yoktan var etme gücü ve sanatı [private]sadece Allah’a mahsustur. Allah’ın bizler yok iken bizi varlık alanına çıkarması engin lutfunun bir sonucudur. Sağlıklı bir zihin yapısına sahip olan kişilerin yok olmak istemedikleri hatta imkânları olsa sonsuza kadar var olmak istemeleri tartışılmasız bir gerçekliktir. İşte varlığı da var olma isteğini de yaratan Allah’tır. Durum böyleyken Allah var ve bizi yaratmıştır deyip sanki yokmuş ya da bizi yaratmamış gibi davranmak ciddi bir tezat oluşturmaktadır. Günümüz insanının en büyük problemi de budur. Allah’a inanan insanların sayısı ile inandığı halde inancının gereği olan şeyleri yapan insanların sayısındaki uçurum bu durumu izah etmeye yetmektedir. Kuran ayetleri net ve açık bir biçimde bir müslümanın nasıl davranması inanç ve davranış uyumunu nasıl sağlaması gerektiği ile ilgili pek çok yaklaşımlarda bulunmaktadır. Allah’ı yüceliğine yakışır bir biçimde bilip O’na yönelmek yapın dediklerini yapıp uzak durun dediklerinden de kaçınmak inanç davranış uyumunun ilk ayağını oluşturmaktadır. Kula düşen vazife neden yaratıldığını ya da niçin var olduğunu sorgulamak değil kendini var eden kudrete karşı ne yapabileceğini araştırmak ve varlığının gereğini yerine getirmeye çalışmaktır.

Hanginizin daha güzel iş yapacağını belirlemek için sizi imtihana çekmek üzere ölümü ve hayatı yaratan O’dur. Azîz’dir O, Gafûr’dur. Mülk Suresi Ayet 2

Kaynak: www.allah.gen.tr

[/private]

Reklamlar

17 thoughts on “Allah İnsanları Niçin Yaratmıştır

Add yours

  1. Allah insanları kendisine kulluk etsinler diye yarattığını söylemektedir. Var olmak yok olmaktan daha iyi ve güzeldir. Allah insana ahirette sonsuz bir varlık vermek istemekte bu yüzen de bu dünyada var edip imtihana tabi tutmaktadır.

    Yaradan’a kulluk vazifelerimizi,yaşadığımız bu hayatta yaptığımız hareketlerle, başımıza gelen olaylara göstermiş olduğumuz sabırla ve ibadetlerle yani Allah’a saygı göstererek ruhen ve bedenen O’ na yönelerek yerine getiririz…
    Yaptığımız ibadetler bizleri iyiye yönlendirerek olgunlaştırır…
    Ellerimizi açarak yaradan’a ettiğimiz dualarımız da ibadetin özüdür…

    Bu ibadetler Yüce Allah katında kabul bulur inşallah…
    Tabi kabul bulması için ibadetlerimizi şuurlu olarak yapmalıyız…
    Allah’a ibadetlerimizi gerçekleştirirken bir takım imtihanlardan geçiyoruz ve bu her imtihan neticesinde O’na bir mektup gidiyor, dilerim bu mektuplar içleri dolu dolu gider…Sadece zarftan ibaret olmaz…
    Yani bir kılıftan mütevellit ibadetler olmaz…

    Netice itibariyle Allah bu dünyada bizi var etmiş olduklarıyla beraber ciddi bir imtihana tutmak için yaratmış olup, bu imtihanı başarıyla geçenlerimiz, altından ırmaklar geçen cennetleriyle mükafatlandırılacaktır…
    Ben bu dünyada da mükafatlandırıldığımızı düşünenlerdenim…

    Selam ve saygılarımla….

  2. asagidaki yazi baska bir sitede “din x ateizm” konusunda yapilmis
    olan bir tartismada inancli bir arkadasin ateist bir insana Kuran perspektifinde verdigi –alisilagemis olanin biraz disinda– enteresan
    bir yaklasim ve yanit olmalidir. dolayisiyla, bu yazinin bu sitede –bu yazidaki her fikri aynen kabul etmeseniz dahi– sizin uygun goreceginiz
    bir bolumde aynen yayinlanmasini rica ederim, sayin yonetici kardesim.
    tum inancli insanlara ve digerlerine bazi yeni, derin ve enteresan perspektifler kazandirabilir cunki belki de…
    ********************

    sn. sinan bey,

    yukarida bana ait tek bir yaziyi yazip buradan kesinlikle ayrilmaya niyetliydim. fakat isi o kadar actiniz ve Allahin bizzat “varliginin ve erdeminin ve adaletinin ve rahmetinin sorgulamasi” haline
    getirdiniz ki, tekrar yazmaya bir nevi “mecbur” hissettirdiniz beni.

    o halde, ben de –belki kendimi tekrar biraz yineleyerek, ama
    bu isi en bastan ve temelden alabilmek icin– burada oncelikle size
    benim Kuran’da anladigim ve tanidigim kadariyla inandigim yuce
    Allah ve hz. Muhammed’in tum insanliga bakis acisinda sergiledikleri
    temel yaklasimlarindan ve perspektiften ve buradan cikan bazi
    belirgin ve onemli sonuclardan bir miktar bahsederek baslamak
    istiyorum oncelikle:

    en basta, Kuran’a gore yeryuzunde iki cesit insan grubu olmalidir. bunlardan birinci grub hz. Ademin soyundan gelip daha yeryuzune gonderilmeden once kesinlikle yuce Allahin huzurunda
    bulundurulmus ve kendilerinden Allahin disinda

    hicbir Melegi,
    hicbir Peygamberi,
    hicbir Din Adamini,

    Rab (= Allah adina hukum ureten Otorite 42/10)
    edinmeyeceklerine dair kendilerinden kesin bir ahid alinmis
    insanlardan mutesekkil olmalidir.
    (7.sure 172 & 3.sure 80 & 9.sure 31)
    cunki yuce Allah adina erdemli ve bilgili “hukumler” uretebilecek
    tek yetkili ve yetkin merci yine yuce Allahin kendisi olarak acikca bildirilmis olmalidir Kuran’da. (42.sure 10 & 18.sure 26 & 4.sure 105
    & 6.sure 114)
    bunun aksini iddia edip Onun adina sahte ve cahil hukumler uretmeye kalkanlar ve bunlara uyanlar –dine ve insanliga karsi– buyuk bir
    haksizlik ve zorbalik yapmis
    ve yetkin olmayan sahte Rabler edinmis olarak aniliyor olmalidirlar
    yine Kuran’da. (42.sure 10) & (5.sure 44, 47 & 9.sure 31)

    bunlardan ikinci grub ise yukarida anilan sahitlikten kesinlikle
    “habersiz” (= gaafilun) birakilmis ve kendilerinden kesinlikle boyle
    bir ahid alinmamis insanlardan mutesekkil olmalidir. dolayisiyla,
    bu ikinci gruba dahil insanlarin genelde yuce Allaha ve Onun
    dinine karsi tamamen “duyarsiz” kalacaklarina ve bu tip konulari
    dogal olarak kavramak, isitmek, gormek dahi istemeyeceklerine
    isaret edilmis olmalidir. fakat bu tip insanlarin sadece hayvansal
    icguduler ve –hatta onlardan daha kuvvetli bir sekilde–
    ihtiraslar (= kuvvet & zeka sergileme, yeme, icme, ureme, eglenme) arzusu ile dolu olacaklarina isaret edilmis olmalidir. (7.sure 179)
    (not: bircok insanlar bu ayeti okurken burada bahsedilen bu tip
    “habersiz” insanlarin tamamen asagilandigi izlenimine
    kapilmaktadirlar. halbuki kanimca burada sadece gercekci ve
    adil –hatta evrim kuramini da burada bir miktar isin icine katarsak
    belki ayni zamanda tamamen bilimsel– bir durum tesbiti yapiliyor olmalidir belki de. ve bu tip tum insanlar da bu yasam tarzlariyla
    yine bilerek veya bilmeyerek cogu zaman ve bir sekilde (= belki
    bazen bilim ve teknoloji ureterek & bazen adil sosyo-ekonomik
    duzenler ureterek & bazen yeme-icme, giyinme veya moda vs.
    ureterek vs.) yeryuzunde yuce Allahin iradesine ve butun topluma
    hizmet ediyor olarak anilmis olmalidirlar temelde. 29.sure 20 &
    48.sure 7 & 13.sure 15 & 7.sure 26 & 36.sure 41-42…)

    dolayisiyla, yukarida anilan birinci gruba dahil insanlar –ozellikle
    Allaha verdikleri bu ahdi bozarak Onun disindaki kimseleri (= Melekler
    & Peygamberler & Din Adamlari) sahte Rabler edinenler– ahirette
    yuce Allahin huzurunda
    “biz Senden ve Sana verdigimiz bu kesin ahidden tamamen
    habersizdik” (= gaafilin) argumanini kullanamayip yaptiklari kotu davranislardan dolayi tamamen ve ebediyyen sorumlu tutulacak olmalidirlar. (7.sure 172-173 & 98.sure 6)

    yukarida anilan ikinci gruba dahil insanlar ise,
    gercekten “yuce Allahin varligindan ve Ona verilen ahidden
    tamamen habersiz” (= gaafilun) birakilmis olabilecekleri icin,
    ahirete intikal etmeden sadece burada sonlandirilacak olmalidirlar
    belki de.
    (not: Kuran’da “cennet” ifadesi bazen sadece burada bildigimiz
    “dunyevi bahceler” anlaminda ve bazen de ileride-ahirette bilecegimiz “ebedi bahceler” anlaminda kullanilmaktadir. (6.sure 141
    & 98.sure 8) dolayisiyla, yine Kuran’da kullanilan “cehennem”
    ifadesi de bazen sadece “dunyevi corak-yerler” (= mezarlar)
    ve bazen de ileride-ahirette bilecegimiz “ebedi corak-yerler”
    anlaminda algilanabilmelidir. buna gore neden bu ayetlerde
    (= 7/179 & 98/6) sirasiyla birinci ve ikinci anlamlari gorebildigimiz,
    belirgin bir sekilde, anlasilabilmelidir sanirim. 7.sure 179 &
    98.sure 6)

    dolayisiyla, yine yukarida anilan birinci gruba dahil insanlar bu
    dunyada yapilan test esnasinda

    yuce Allahin kendisini,
    Onun Meleklerini,

    “bes duyulari” vasitasiyla tesbit edebilmeyi
    –Onun gonderdigi Mesaja inanmak icin– bir on sart olarak dahi
    isteyip taleb etme hakkina da sahip olamamalidirlar. (2.sure 55
    & 25.sure 21)
    cunki bu konudaki “yeterli delil” henuz dunyaya gonderilmeden once
    bu tip insanlara verilmis ve yuce Allahin –ve Meleklerininin– varligi onlarin ruhlarina zaten “kazinmis” olmalidir. (7.sure 172)

    fakat elbette yukarida anilan ikinci gruba dahil insanlar icin ise,
    yine boyle bir durum ve sorumluluk yuklenmis olmamalidir. cunki
    yuce Allah –ve Melekleri– bu tip insanlarin gozunde tamamen
    Gizli (= ElBatin) olarak birakilmis olmalidirlar, ezelden beri. (57.sure 3
    & 6.sure 101) (7.sure 172 & 179)

    ve yine buna bagli olarak yukarida anilan birinci gruba dahil
    insanlar yuce Allahin butun evrenle olan vahiysel (bir nevi telepatik)
    emir-kumanda iliskisini de “bes duyulari” ile tesbit edebilmeyi dahi
    bir on sart olarak isteme hakkina da sahip olamamalidirlar. bu
    konu da yine sadece ayni sekilde insanin “bes duyusu ile algilayamayacagi” fakat gaybi olarak iman etmekle yukumlu kilinacagi “dini iman esaslari” arasinda yer almalidir. (17.sure 44 & 41.sure 11…)

    fakat elbette yukarida anilan ikinci gruba dahil insanlar ise, yine
    boyle bir sorumluluktan da dogal olarak muaf tutulmus olmalidirlar.
    cunki yuce Allahin butun evreni ve herseyi yaratmaya baslarken kullandigi “ol” emri ve bunun neticesinde evrenin kendisinin
    ve butun canliligin “el degmeden” ve Onun vahyi dogrultusunda
    –her ikisinde de yine muhtemelen evrimsel bir surec icerisinde,
    21.sure 30 & 71.sure 13, 14– olusumu konularinda bu ikinci gruba
    dahil insanlar butun bu olusumlari sadece bir “self organization” (= kendiliginden duzenlemeler) ve “random processes” (= kendiliginden islemler) olarak algilayacak ve daha sonra bunu dogal olarak “tabi
    bir iradenin tecellisi” seklinde gorecek olmalidirlar, “ilahi bir iradenin tecellisi” seklinde degil. cunki burada yukarida anlatmaya calistigim sebeblerden oturu yuce Allah kendi vahyini ve butun evrenle olan bu
    emir-kumanda iliskisini de yine tamamen Gizli (= ElBatin) olarak birakmayi tercih etmis olmalidir. (17.sure 44 & 41.sure 11…)
    yani burada bu ikinci gruba dahil insanlar bize: “eger butun bu
    hadiseler gercekten sizin iddia ettiginiz gibi bes duyumuz ile tesbit edemeyecegimiz “gizli bir ilahi iradenin tecellisi” olarak gerceklesiyor
    ise, o halde rica edin yuce Allahiniz bunu bize en azindan su sekillerde kanitlasin:

    a) su an buyuk bir hizla genislemeye ve evrimlesmeye devam eden
    butun evreni –vahyi ile– emredip birkac gunlugune “genislemez ve evrimlesmez” sabit bir sekilde yerinde durur kilsin.

    b) su an butun yildizlarda suregelen elementsel evrim surecini
    (hidrojen, helyum….) –vahyi ile– emredip birkac gunlugune
    durdursun, ya da tersine cevirsin.

    c) yeryuzune –vahyi ile– emredip yercekimini birkac saatligine
    gecersiz kilsin.

    d) gezegenlere –vahyi ile– emredip onlari birkac gunlugune
    yerlerinde hareketsiz biraksin, ya da aksi yonde donmelerini
    saglasin.

    vs. gibi daha bircok taleplerde bulunma girisiminde de
    olabilmelidirler temelde. fakat bunlarin bize ogretilen kesin
    “dini cevabini” herhalde yukaridaki aciklamalardan da bir miktar
    tahmin edebiliyor olmaliyiz. (41.sure 12 & 17.sure 44 &
    41.sure 11…
    (not: yukarida anilan birinci gruba dahil olan butun insanlarin ise,
    buradaki maddelerde anilan, ya da bunun gibi niceleri, Allahin
    butun evren ve tabiat uzerindeki bu buyuk “yaratici kudret ve yonlendirmesine” de ruhsal anlamda yine bundan once, ve hatta
    butun evrenin yaratilis esnasinda dahi, yine bizzat “sahid” kilinmis olabileceklerini ise, yine Kuran’da isari olarak hz. Ibrahimin verdigi ornekte
    –karsi taraftaki Allahin disinda sahte Rabler (= Allah adina
    sahte hukum ureten otoriteler & putlar 9.sure 31 & 53.sure 19-20,
    43.sure 20, 6.sure 148-150) edinerek boylelikle dunyaya
    gonderilmeden once Allaha verdikleri o kesin ahde (7/172) vefasizlik
    eden bazi ortakcilara hitaben– anliyor olabilmeliyiz sanirim.
    (7.sure 172 & 21.sure 56)

    cok kisaca anlatmaya calistigim bu durum bu olayin birinci temel
    basamagi ve belki de anlasilmasi gereken en onemli ilk vasfi
    olmalidir.
    bunu en temelde tekrar su sekilde somut olarak toparlayip
    mumkun oldugunca net bir sekilde soyle bir cikarim ile de ortaya koyabiliriz belki:

    yani burada yuce Allah eger –sizin de bunu sorguladiginiz
    sekilde– gercekten erdemli, merhametli, adaletli ve rahmetli bir
    Yaratici ise (ki bundan hic kuskumuz olmamalidir) yukarida aciklanan sebeblerden oturu ve bu konuda –Kendisinin bilincli olarak yaptigini bildirdigi– bu “gizlilik” ve buna bagli “somut-delil yetersizligi”
    yuzunden Kendisine –ve Meleklerine– ve dinine karsi tamamen
    “duyarsiz” kalacaklari bildirilen bu ikinci grub insanlari bir sekilde
    mazur gorup “Ebedi cehennem” ile degil, fakat sadece “dunyevi bir cehennem” (= corak-toprak: mezarlar) ile sonlandiracak olmalidir
    belki de. (7.sure 179)
    not: tabi bu tip insanlar burada oteki turde adi suclar islerlerse
    (= cinayet, gasb, hirsizlik, dolandiricilik vs. gibi) yine burada hesabini
    bir sekilde mutlaka vermelidirler, bu ayri bir konu.)

    simdi gelelim olayin ikinci basamagina:

    yukaridaki ayetlerde anilan ve bu dunya hayatinda test edilmek icin
    –yuce Allahin kendisi disinda hicbir Rab edinmeyecekleri
    konusunda– yaratilmis olduklari bildirilen birinci gruba dahil insanlar
    peki yuce Allaha verdikleri bu ahde bagli kalarak bu testten
    basariyla cikabilmek icin, Onu gercek anlamda nasil bulacaklardir?
    cunki bu testten basariyla cikabilmek icin oncelikle Onun “gercek
    mesajini” bulabilmek ve daha sonra sadece bu gercek mesajin
    icinde Onun adina ortaya konulmus olan “sozlere ve hukumlere”
    itibar ederek bu sekilde Onu tek Rab edinmek sart kosulmus
    olmalidir. (42.sure 10 & 4.sure 105 & 3.sure 80…)(5.sure 45, 47 &
    9.sure 31…) bunu basaramayanlar ve bu gercek mesaj disinda
    Onun adina uydurulmus zorba ve cahil “sahte sozlere ve
    hukumlere” itibar edenler ise bu testte elenecek olmalidirlar.
    (… & 3.sure 80) (… & 9.sure 31) iste Kuran’a gore, yuce Allah ve
    hz. Muhammed tam burada su sekilde devreye girip sunu beyan
    ediyor olmalidirlar:

    madem yeryuzunde yuce Allah adina uydurulmus
    bu sekilde tonlarca “sahte ilahi mesajlar” var,
    ve bunlara binaen

    kendilerine Melekleri (= Lat, Uzza, ve Menat ismini verdikleri
    ve muhtemelen disi Melekler olduklarini iddia ettikleri –ve buna
    binaen sembolik anlamda putlarini diktikleri– varliklar, 53.sure 19-20,
    26) sahte Rabler (= Allah adina hukum ureten Otoriteler) edinen,
    (43.sure 19-20 & 6.sure 148-150 & 7.sure 28)

    kendilerine Peygamberleri ve Din Adamlarini (= ozellikle Isa
    peygamberi ve tum yahudi ve hristiyan ruhban ve hahamlari,
    9.sure 31) sahte Rabler (= Allah adina hukum ureten otoriteler)
    edinen, (9.sure 31)

    ve bu sekilde Allaha verdikleri ahdi cigneyip
    –dine ve tum insanliga karsi– haksizlik ve zorbalik yapan bircok
    insanlar var,

    o halde, iste size gercek manada Allaha ait “gercek bir ilahi
    mesaji” bulup Ona yonelebilmeniz ve bu sekilde sadece bu gercek
    ilahi mesajin icinde Onun adina ortaya konulmus olan “sozlere ve hukumlere” uyarak Onu tek Rab edinip kurtulusa erebilmeniz icin
    buyuk bir delil ve kriter verilmistir:

    bu Kuran sizin elinizde olan ve Allah adina uydurulmus olan
    tahrif edilmis kaynaklardan farkli olarak

    insanlarin taklid edemeyecegi bir “edebi uslup ve kurallar” ile
    orulmus olarak indirilmis “tek gercek bir ilahi mesaj” olmalidir.
    buna binaen derhal bu mesajin size tanittigi gercek Allaha donun,
    elinizde bulunan uydurma ve vasifsiz kaynaklara binaen Allah
    adina yalan uydurup Ona verdiginiz ahdi cignemeyin. (52.sure 29-34
    & 17.sure 88) (7.sure 28 & 6.sure 148-150 & 2.sure 78-79…)

    tabi butun bu delillere ve “benzersiz kritere” ragmen bu mesaja
    kulak vermeyenler ve bunu Allah adina uydurulmus sahte bir mesaj
    olarak nitelendirip derhal savas acanlar ise

    Rablerini inkar etmis, (67.sure 6-10)
    Allaha iman etmemis, (69.sure 33-34)

    kisiler olarak tanimlanmis olmalidirlar.
    (not: Kuran’da daima once sadece bu Kitabta tanitildigi ongorulen
    gercek Allahin kudretine dair deliller (goklerin ve yerin yaratilmasi
    & canlilarin yaratilip yayilmasi & ruzgarlarin estirilmesi & bitkilerin yesertilmesi vs. gibi) verildikten sonra, butun bunlara binaen
    karsidaki –zaten Allahin varligina %100 inandiklarini beyan eden–
    butun bu insanlarin bu gercek ayetlerin ve ilahi mesajin tanittigi
    gercek Allaha inanmasi –temelde yukarida aciklamaya calistigim benzersiz edebi uslub ve kurallar kriterine binaen– emredilmekte olmalidir. (23.sure 84-89) & (21.sure 30-32 & 52.sure 29-34…)
    Allahin butun bu “kudretini” gosteren ayetlerini ve bunu en
    temelde destekleyen bu “buyuk kriterini” reddedenler ise direkt olarak “Allahi inkar ettiler” seklinde tanimlanmis olmalidirlar. (67.sure
    6-10) yoksa butun bu ornekler ateistleri & agnostikleri Allahin
    varligina ikna etmek ve sonra da onlari ebediyyen sorumlu
    tutmak icin verilmis ornekler olmamalidirlar. bunun en temel
    sebeblerine daha yukarida deginmeye calistim. burada kisaca
    tekrar soylece yineleyeyim: cunki anlatilan butun bu olaylar yine
    yuce Allahin “ol” emrine binaen kesinlikle “el degmeden” Onun gizli
    vahyi ve daha onceden belirledigi doga kanunlarina gore derhal
    olmaya baslayip ve sonra yine “el degmeden” ayni sekilde devam edecegine gore (36.sure 82 & 29.sure 20 & 36.sure 37-40…),
    burada butun bu surecin “ilahi bir iradenin” yansimasi oldugunu
    gosterecek somut bir delil olmayacaktir (17.sure 44 & 41.sure 11),
    ve bu sebeble de bu tip insanlar dogal olarak bunu sadece “tabi bir iradenin” yansimasi olarak algilayacaklardir. bunlari “ilahi bir
    iradenin” yansimasi olarak algilayabilmek ve o sekilde inanabilmek
    icin ise, zaten ilk etapta daha onceden o Allahin huzurunda bizzat bulundurulmus ve Onun varligina ve kudretine kesin ve net bir
    sekilde sahid kilinmis olmak gerekli olmalidir. (7.sure 172 &
    7.sure 179)

    yani burada butun bu olayi tekrar toparlayip somut bir sekilde
    en net olarak belki soylece ortaya koyabiliriz:

    a) yuce Allah Kendisine ait olan gercek bir “ilahi mesaji”
    insanlara iletebilmek icin en basta Kendisi adina ortaya konulan
    bu mesajin icinde benzersiz “entellektuel bir kriter” ortaya
    koymus olmalidir. (hz. Muhammedin zamaninda bu “edebi kurallar
    ve uslub” seklinde kendisini gostermis olmalidir. bu cagimizda ise ancak “matematik kurallar ve uslup” ile kendisini gosterecek
    olabilirdi belki de boyle bir ilahi mesaj, buyuk ihtimalle.)
    —————
    not: Kuran’da 19 mucizesi seklinde sunulan yapi benim sahsi
    inceleme ve kanaatime gore kendi icinde makul ve tutarli veriler sunamamaktadir malesef, bugun elimizde bulunan saglam Kuran nushalarinda. fakat 19 mucizesini ancak Kuranin ileride baska bir
    boyutta ortaya cikacak baska bir “benzersiz ilahi planin” habercisi
    olarak dusunebilirim en fazla. (27.sure 93 & 74/26-30) bu konu cok
    derin ve apayri bir konu oldugu icin bu kadarla yetinip bunu burada
    derhal kapatmak istiyorum. bu konuyu daha derin
    arastirmak-tartismak isteyen arkadaslar
    http://www.kurandaceliskiyoktur.com
    sitesinde “19 mucizesi” basligi altindaki bolume girerek bu konuda
    orada daha detayli bir fikir alisverisinde bulunabilirler belki.)
    —————

    b) elbette bu benzersiz “ilahi kriteri” gerektigi gibi inceleyip daha
    sonra buna binaen sadece bu mesaja yonelenler, ve sadece
    buradaki Onun adina uretilmis “sozlere ve hukumlere” itibar ederek
    bu sekilde sadece Onu kendilerine tek Rab edinenler (42.sure 10 &
    4.sure 105 & 5.sure 44, 47) X (3.sure 80 & 9.sure 31) ve daha sonra burada aktarilan salih amelleri de (Allahi anmak, oruc, yoksullara
    yardim, insanlar arasinda baris ve merhameti saglamak, ana-babaya hurmet vs. gibi) isleyenler Allahin sevgisine ve buyuk bir mukafata eristirilmekle vadedilmis olmalidirlar. (29.sure 50-51 & 13.sure 29…)

    c) butun bu sergilenen benzersiz “entellektuel kritere” ragmen
    yine de bu mesaja kulak vermek istemeyenler ve bildikleri eski
    dini yolda “ebediyyen” devam etmek isteyenler ise, yine bu dunya hayatinda diledikleri sekilde ve rahatca yasama hakkina sahip olabilmelidirler.
    bu temel ilahi mesaja ve buna inananlar aleyhine zorbalik yapmayan
    bu tip insanlarla temelde iyi iliskiler icinde olmak yine esas olmalidir. (109.sure 1-6 & 60.sure 8) fakat ahirette ise bu tip insanlar ancak “cehennemin” (= corak-gezegen) en hafif bolgesinde
    “ebediyyen” (= bunun sebebini idrak edebilmek icin yukaridaki
    birinci “ebediyyen” vurgusuna da tekrar dikkat edelim lutfen) kalacak olmalidirlar. bu bolgede yakmak & dovmek vs. gibi kati muameleler kesinlikle soz konusu olmamalidir, belki de. (6.sure 132)

    d) bu temel ilahi mesaja hicbir yerde ve hicbir zaman soz hakki tanimayan, fakat buna inananlari derhal katletmeye ve gasbetmeye
    ve yurtlarindan kovmaya ve hatta diri diri yakmaya calisan (60.sure 9
    & 9.sure 8 & 85.sure 4-8) kisiler ise bu davranislarinda “ebediyyen” devam etmeye niyetli iseler

    —————
    fakat burada dahi Allahin rahmeti yine cok genis olmalidir. bu
    insanlar eger bu dunya hayatinda yukarida acikladigim “buyuk
    kriter” uzere tekrar bu gercek ilahi mesaja donmeye karar
    verirlerse, derhal gecmis gunahlari ve zorbaliklari toptan affedilecek olmalidir. 8.sure 38
    —————

    bu takdirde ahirette de –burada bu ilahi mesaja ve inananlara
    karsi sergiledikleri butun bu zorbaliklara binaen– bu yaptiklarinin
    tam karsiligi olarak yine “ebediyyen” (= bunun sebebini idrak
    edebilmek icin tekrar yukaridaki birinci “ebediyyen” vurgusuna
    dikkat edelim lutfen) “cehennemin” (= corak-gezegen) en agir bir bolgesinde cezalandirilacak olmalidirlar. (85.sure 10…)

    not: sn. sinan bey, bu tip bozuk teist insanlarin genelde kendi din
    ve anlayislarina uymayan diger –dindar ya da ateist– tum insanlara
    karsi nasil despot ve zalim olabildiklerini ve bu tip insanlari –onlara
    kendi kati ve zalim dini ve toplumsal uygulamalarini zorla empoze
    edip uygulatabilmek icin– gerekirse her tur silah ve bomba ureterek
    dahi nasil Allah adina alenen dovmeye veya hatta bazen yakmaya calisabildiklerini ve hatta cogu zaman tepeden tirnaga dovup yakabildiklerini (bu arada bugunku modern hacli ordusunun
    kumandani buyuk bush’un ve yakip-yikici bir kisim ordusunun da
    kulaklari cinlatilmali belki burada bir miktar) anlatmama gerek yok herhalde. dolayisiyla, yuce Allahin bu tip bozuk teistlere ahirette
    gercek dine ve ahlaka ve butun insanliga bu yaptiklari zulmun ve zorbaligin aynisi olan bir cezalandirma ile karsilik vermesini yine
    cok “gaddar, kati ve adaletsiz” bir yaklasim olarak gormeyeceginizi
    ummak isterim.
    hz. Muhammedin yasadigi donemdeki –kendisine dusman kesilen–
    eski arap din ve zihniyeti veya eski katolik hacli zihniyeti gibi
    bir radikal-dusuncenin yonetimindeki bir yerde “ebediyyen” yasamis
    olma durumunda kalsaydiniz, ve orada Allah adina uygulanan butun o zalim muamelelere bizzat sahid olsaydiniz, ya da maruz kalsaydiniz, sanirim belki de yuce Allahin bu “erdemini ve adaletini ve bu tip
    insanlara verecegini bildirdigi bu ebedi tam karsiligini” (85.sure 10 & 98.sure 6) o kadar da yadirgamazdiniz, belki de tam aksine butun benliginizle cok hakli bulurdunuz, kimbilir….

    evet, sanirim benim bu konuda size iletebilecegim
    en net bilgim ve yaklasimim en temelde bundan ibaret olmalidir.
    fakat yukaridaki ilk yazimda da deginmeye calistigim gibi bu konuda yapilmis daha detayli fakat ozlu bazi aciklamalari gozden gecirmek
    isteyen tum arkadaslar yine (www.kurandaceliskiyoktur.com) adresine girerek orada ozellikle

    Ateist Felsefenin Cokusu
    Yaratilis ve Darwin
    Evren, Bilim ve Inanc

    basligi altindaki bolumleri ve oradaki tum yorumlari da bir gozden gecirebilirler.

    ********************

    simdi de yine yukarida gozume carpan bazi enteresan! argumanlara
    karsi yine, bildigim kadariyla, bazi kisa cevaplar vermek isterim:

    1) turkceye “sey” olarak gecen ve = “bes duyumuz ile
    algilayabildigimiz her tur nesne veya eylem” anlaminda anlasilan
    kelime aslen arapca bir kelime olmalidir. ve bu kelime “sin-ya-hemze” kokunden turetilip bunun fiil hali = “istemek” isim hali ise “isteme & istenen” anlamlarinda cokca kullanilmis olmalidir Kuran’da.
    dolayisiyla, turkceye cogunlukla

    “Allah her ‘seye’ kadirdir.”

    diye cevrilen cumlenin arapcadan turkceye tam dogru cevirilmis hali sanirim aslinda

    “Allah her ‘istedigine’ kadirdir.”

    seklinde anlasilmalidir. bu ifadeyi bu sekilde dogru anladiktan sonra, sanirim yukarida da anilan

    “madem Allah her seye kadirdir, o halde kaldiramayacagi bir tas yaratabilir mi?”

    sorusunun Kuransal dogru cevabi da hemen kendisini kisaca
    su sekilde gosterebilmelidir umarim=

    Allah hicbir zaman kaldiramayacagi bir tas (= veya Kendisini
    aciz birakabilecek baska herhangi bir nesne veya eylemi) yaratmak “istemez” kesinlikle.
    cunki O her ‘istedigine’ kadirdir her zaman ve sadece,
    ve O hicbir zaman boyle absurd seyler ‘istemez.’

    ……….
    ……….

    3) ve son bir konu olarak suna deginmek istiyorum: eger siz
    “o halde, ben de –sizin iddia ettiginiz sekilde– dunya hayatindan
    once bizzat Allahin huzurunda bulundurulup Onun varligina ve
    kudretine bizzat sahid kilinmis olmak
    ve bahsedilen teste tabi tutulup bunun sonrasinda Onun yanindaki
    ebedi yasama girmek icin calismak isterdim. (7.sure 172) madem
    sizin inandiginiz bu yuce Allah dediginiz kadar erdemli ve merhametli
    ve adaletli ise neden beni bundan mahrum kildi?” sorusunu yoneltebilirsiniz belki.

    buna cevabim kisaca su olmalidir:

    eger siz gercek bir ateist ya da agnostik iseniz, zaten en basta yuce
    Allah ve Onun dini konusunda hicbirseyi kavramak, gormek,
    isitmek dahi istemiyor olmalisiniz. fakat sadece icguduleriniz dogrultusunda Ondan uzak bagimsiz ve ozgur bir hayat yasamayi
    tercih ediyor olmalisiniz burada. (7.sure 179) ve o Allah da insana diledigini veren comert bir Allah olarak (14.sure 34) size bu isteginizi coktan bagislamis olmalidir belki de. (7.sure 172 & 179)
    fakat eger bunun aksi bir sekilde icinizde Onu aramak ve bulmak ve ebediyyen Onun yaninda olmak arzusunu tasiyorsaniz –en kucuk bir sekilde dahi olsa– o halde siz gercek bir ateist veya agnostik olmayabilirsiniz. Allahin kapisi ve “benzersiz mesaji” size daima
    acik kalacak olmalidir boyle bir durumda. ve eger gercekten samimi iseniz –dini sadece insanlar arasinda maddi & manevi ustunluk edinebilmek icin cikarlari ugruna kullanmak isteyen sahte din
    adamlari veya yine bunlarin emri altinda dunyevi menfaat ve rahat yasama ugruna hayvanlar gibi bunlara koru korune baglanan
    kisilerden olmamak kaydiyla, 9.sure 34 & 25.sure 44)– Onun yeryuzundekini “essiz mesajini” bulmaniz ve sonra buna gore
    bireysel ve ozgur bir sekilde bunu uygulayip Onun yaninda ve Ona
    sadik kalarak ebediyyen mutlu yasama sansini kazanmaniz hic de zor olmayacaktir umarim. (29.sure 50-51 & 5.sure 16…)

    butun dogru sozlerim Allah’tan, butun yanlislarim nefsimdendir.

    size, ve butun arkadaslara, selamlarimla.

  3. Selam akli selim arkadaslar, uzun yazmissiniz, inanin kimsenin bunlari okumaya da anlamaya da vakti olmaz sanirim, keske soylemek istediklerimizi kisa, net ve acik, delikanlica soyliyebilsek, en guzeli ve mantiklisi bu olurdu kanimca.

    Allah bizi kendisine kulluk etmemiz icin yaratmis, bunlara inaniyorum, ancak kulluk etmemin sarti ne, siniri ne, ya cok abartirsak, ya da Allahin emirlerini yerine getiremezsek? biliyorsak, yerine getiremiyorsak?
    Peki ya cok abartanlara ne demeli, hani su Allahi anmak maksadiyla bir araya gelip Allah Allah Allah. Allahuekber, v.s. s.s. diyerek bagirip cagiran, kafa sallayan dizlerini dovenlere ne demeli? Bana yaptiklari cok garip geliyor, hicbir anlam veremiyorum dogrusu, ne oluyor Allaha yagmi cekiyorlar tovbe estagfirullah, Allahin sevgisini kazaniriz mi saniyorlar, zannetmiyorum, bana sekilcilik, abarti ve yaris gibi geliyor, kardesim ne guzel soylemisler “bir elin verdigini obur el gormez” diye, buna benzer bence ayni mantik, benim Allah ve Peygamber sevgimi ancak benimle Allah bilir, baska kimse bilmez, bilmemeli, ben yuzlerce kisilik grubun icine giripte bak ben daha cok dovundum, ben daha cok agladim, Allahi en cok ben seviyorum, Allahta beni cennete koyacak, sende namaz kilma, sacini ortme belki cennete girersin, bu ve benzeri imalar bana cok sacma ve komik geliyor. Ben Allaha dua edersem yada pismanlik duygusuyla tovbe edersem hatta dertlesmek aglamak istersem gece yatagima yatar bunu yaparim, herkesten gizler, saklarim bunu gosteris ve teshir olarak yerine getirmek benim Allah katinda degerimi yada sevgimi arttirmaz diye dusunuyorum, Yoksa ben zannetmiyorum ki Allah bizden her an onu anmamizi, evde oturup tesbihler cekmemizi, sabahlara kadar namazlar kilmamizi, hergun oruclar tutmamizi beklesin/ bunun ne kendimize nede bizim yardimiza ihtiyaci olabilecek kimseye bir faydasi olmaz,
    Allaha kulluk etmek derken, Allah ne istiyor, ne bekliyor bizden, temiz ol, bedenine iyi bak, ahlakli ol, kendine yada baskasina zarar verme, durust ol, kimsenin canini acitma, bir karincanin bile canina kiyma, giybet yapma, kul hakki yeme, dusene birde sen tekme atma, dusenin, duskunun, fakir fukaranin elinden tut, sapikca dusunce ve davranislara sapma yani kisacasi iyi insan ol, Allah bizden bunlari bekliyor, bize emir ve yasaklarida ayni sonuca variyor, amac ayni, 1400 yil once, insanlarin hayvan gibi yasadigi, sapittiklari zamanda da gonderdigi kitabi insanlara bunlari ogretiyor, abdest temiz ol,vucudunu temiz tut, namaz bedenine iyi bak, namazla gunde 5 kez Allaha manevi olarak yaklasarak ruh sagligini koru ayni zamanda egzersiz yarariyla vucut sagligini koru, orucla yardimlaslamayi, nefsine sahip cikmayi ve Allaha sana verdikleri icin sukretmeyi ogren, bunun gibi, emirlerde yasaklarda Allaha kulluktan ziyade yine bizim icin sonucta.
    Su dusunce bana ters geliyor, burada ne kadar cile cektin ahirette senden alasi yok, ee iyi ben bu dunyada hic cile, sikinti cekmedim Allaha sukur, her istedigim oldu, Allah verdi, gordugum gorecegim bu mu, buradami yani? Yilar once bir bosluk duygusu ve Allaha yaklasma dinimi daha yakindan tanima istegi ile bir gruba katildim, haftanin birgunu biraraya gelip sohbetler edip dini konularda goruslerini paylasiyorlardi, ve bende ilk kez katildigim programda gayet samimi duygularimla sorumu sordum, ozeti su idi “Gayrimuslimler bu kadar rahat ve sefa icinde yasarken biz muslumanlar niye herzaman surunmeye ve sefalete mahkumuz” cevaplari cok sert bir dille oldu, kisa, sert, itici ve soguk, onlarin gorup gorecegi burada, ahirette sefayi da bizler surecegiz, tipki senin gibiler” Iyi buyuk konusmamali, Allah en iyisini bilir, goruruz.

  4. ben allahın melekleri neden yarattığını sormoştum insanları neden yarattığını değil buradaki yazılar pek işime yaramadı ama neyse

  5. selam

    Asude:Allah insanları kendisine kulluk etsinler diye yarattığını söylemektedir. Var olmak yok olmaktan daha iyi ve güzeldir. Allah insana ahirette sonsuz bir varlık vermek istemekte bu yüzen de bu dünyada var edip imtihana tabi tutmaktadır.

    sorgucu:

    17 aylık bebek tecavüze uğrayarak neyin imtihanını oluyor?

    Tecavüze uğrayıp uğramamak bu bebeğin elindemidir?

    Tanrı bu olay olurken ne düşünmüştür ?

    Hikmetine sual olmaz diyelim geçelimmi?

  6. Selam

    Insan Yaratana karsi acizliginizi kabul etmedigi sürece hic bir yerde huzur bulamaz.

    Din, hayatta her soruya cevap, her soruna care, her yaraya melhem olmak mecburiyeti, iddiasi ile gelmedi. Böyle bir iddiasi, sorumlulugu yoktur. “Vardir” diyene benim cok sorum olacak.

    Din, “Adalet bu hayatta iken yerini bulacaktir” diye bir vaad ile de gelmemistir. Türlü musibetler ile sinanacagimiz aciklanmistir.

    “Arif” ya da “Alim” olarak bilinen tarihi kimlikler, hemen her konuda söz söyleme, cevap arama-bulma gereginde bulunmuslardir. Bunu Din’e dayandirmakla, Din’in üzerine insaa etmekle hata ettiler(Gelenek, Peygamberleri bile bu hataya ortak ettiler). Kisinin kendi gereksinimi, egilimi, yetenegi, yatkinligi ayridir, mesela Mistizmin, Felsefenin yeri ayridir, … Din’in yeri ve amaci ise ap ayridir. Bununla sunu da demek istiyorum:

    Kisi ehli olmadigi bir konuda bir baskasini ikna etmek, cevap vermek zorunda degildir. Biri cikar fizikten, biyolojiden, kosmolojiden, hukuktan girerek Din’i sorgular, digeri sosyolojiden psikolojiden girer, bir baskasi felsefeden girer.

    Genelde soruyu yönelten de, cevabi vermek isteyen ortalama bir müslüman da bir ayardan konunun icinde degildir. Genelde konulara vakif, ehil kisiler degildirler. Baskalarindan edindikleri bilgilerle, duyumlarla yeterli olmaya calisirlar. Bir konuya vakif olan da sadece o konuyla sinirli olabilir. Cünkü konu bir kere cok genis, cok etrafli konulari icinde barindiriyor. Soru yönelten de bir tek konu üzerinde degil bir cok konu üzerinde durarak geliyor. Bu durumda soran da aciz cevaplayan da desem abartili olmaz.

    Denseki, 17 aylik bir bebege su nedenle o kisi tecavüzde bulundu, isin perde arkasi budur; o zaman bu sorularin arkasi kesilecek midir? Atlar baska bir olaya ve soruya, bu neden olmustur, imtihani nedir? (Kehf Suresini tavsiye ederim)

    Bir insan Allah’a ya da indirdigi kitaplarina inanmamakla:

    – 17 aylik bir bebege tecavüz edilmesini telafi edebiliyor mu? Böyle bir olayin yasanmamasini saglayabiliyor mu?

    – Bu yasananlari neye bagliyor, ne ile izah ediyor? Kötü zamanlama, bir rastlanti deyip “gecelim mi?”

    – Bu olaylar esnasinda Tanri’nin ne düsündügünü düsünmekle, yani kullari kul olmaktan cikarip kendi safinda taraftar toplayarak yürüyen bunca yasanin hangisini degistirmis olacaktir?

    Asil size sorulmali, siz bu yasananlari neye bagliyorsunuz? Dayandiginiz ölcü, bir düzen, bir deger bütünü var midir? Bizi müjdeleyip ve sakindiracaginiz seyler nedir, nerededir? Cikarip getirin kendi kitabinizi. Biz ona yönelip ona göre hayatta bir durus sergileyip, ona göre yasayalim. Neye kul olacagimizi bilelim. Cevaplasin bize sizin kitabiniz neden var oldugumuzu, nerden gelip nereye gidecegimizi. 17 aylik bebege neden tecavüz edildigini, savas ortaminda dogup cocuk yasta öldürülen canlari, bogazlanan insanlari, medeni olarak bilinen ülkeler de bile sadece 2008 yilinda bebek katili anne babalarin haberlerden neden inmedigini, aciklasin hayati.

    Bu Din ve bu Kitap insanlarin uydurmasi ise, kaldirip yerine neyi koyalim? Yerine bu denli baska birsey uydursalar olmaz mi?

    Kitap olmaya deger, dikkate deger ciddi bir yapi varsa baglandiginiz, paylasin da insanlar degerlendirsin.

    Sinav’a inanmayan, hayatinda begenip eleyerek yaptigi secimleri de inkar etsin, okul ve is hayatinda verdigi mücadeleyi, sinavlari da inkar etsin. Yani hayattaki bu paraleli, var olan bu karsiligi, bu düzeni ortadan kaldirsin ki kabulu olsun.

    Hayat zaten böyleydi de Dinler bunun üzerine kuruldu yorumlandi demem icin bunu acik vermeden karsilayarak belgelemem gerekirdi. Var mi bunu belgelemis bir fani?

    Dünyanin agirligi hafifligi, gecenin gündüzün seyri, bu düzen bu yasalar birilerinin Allah’a inanip inanmasiyla orantili degildir. Ben inanan birisi olarak kendime Din’de bir parca izah bulmusum, bir baskasi bulamamis, ne degisir? Bir yerde birseyler yasanacak. Isin aci tarafi bu.

    Hikmetten nasip almis kisiler tabii ki cevap verebilecek düzeydedirler. Ama hangi birini ve hangi birine?
    Amac, bir Arkadasimizin dedigi gibi, hesap sormak degil de hikmet sormaksa eger.

    Saygilar

  7. “Ben, insanları ve cinleri bana kulluk etmeleri için yarattım. Zariyat Suresi Ayet 56”

    başka şeylere kulluk etmeleri için değil; diye düşünürsek anlamın ne kadar değişebileceğini görebilirsiniz. insanın yaratılışının amacı sadece Tanrı’ya kulluk değildir. eğer öyle olsaydı, özgür irade diye bir şey olmazdı. insanlar farklı farklı inançlara, dinlere sahip olmazdı.

  8. Herhangi bir FUAR’a girdiğinizde size FUAR’ı tanıtan, stantların ve ürün çeşitlerinin yerleşkesini gösteren bir harita yada tanıtıcı bir broşür vermemişlerse o FUAR gezisi sizin için tam bir fiyaskodur! Yorulmanız bir yana, işinizi göremeden ayrılmanız daha da üzücü bir durumdur.

    O sebeple işinin ehli FUAR’cılar, siz FUAR’ın kapısından girer girmez sizi karşılar ve anlaşılır krokilerle, bilgilendirici broşürlerle sizi yönlendirirler. Bu durum, işinin ehli olmanın bir gereğidir!

    Şimdi lütfen biraz düşünelim!

    Dünya ve Ahiret mutluluğunu hedefleyen bir din, o dine ait bir yol haritası, bir kroki ve açık bir broşür olmadan nasıl analaşılabilir?

    Elinde o haritayı, krokiyi ve broşürü bulundurmayan, gözünün önünde olmasına rağmen eline almayan ve okumayan, tüm bunların üzerine bir de kafasından uydurduğu saçmalıkları, sanki krokide ve broşürde yazıyormuş gibi insanlara lanse edene ne demeli?

    “Müslüman’ın Cahil’i” demeli!

    Evet İslam’ın haritası, krokisi ve broşürü Kuran’ı Kerim’dir. İslam’ın yol rehberi, kılavuzu Hz. Muhammed’dir. Kuran’ı araştırmadan, Hz. Peygamber’i anlamadan konuşan, “Müslüman’ın Cahil’i” sınıfına girer.

    Ve maalesef uydurduğu saçmalıklarla; İslam’ın aydınlık vizyonuna kara lekeler sürer.

    İşte sizlere acı ama gerçek bir örnek:

    Aşağıda sizinle paylaşacağım yazı alıntıdır. “Müslüman’ın Cahili” sınıfına güzel bir örnek teşkil eden arkadaşımızın yazısındaki hataları birlikte bulup doğrusuyla değiştirelim. Değiştirelim ki, hem bizler o hatalara düşmeyelim hem de arkadaşımız “İslâm’ın Vizyonunu” kötü yönde etkileyecek bu tip hatalı fikirlerinden “inşaallah” vazgeçsin. Arkadaşımızın yazısını siyah renkle yazıyoruz. Verdiğimiz cevapları ise, yazdıklarının arasına kahverengi ile iliştiriyoruz. Keyifli ve yararlı okumalar diliyorum.

    Selam akli selim arkadaslar, (aleyküm selam kardeşim) uzun yazmissiniz, inanin kimsenin bunlari okumaya da anlamaya da vakti olmaz sanirim (ciddi bir önyargı!), keske soylemek istediklerimizi kisa, net ve acik, delikanlica soyliyebilsek (?), en guzeli ve mantiklisi bu olurdu kanimca. (keşke herşey sizin “kanınızca” en güzeli ve mantıklısı olsa, ama maalesef olmuyor! Zira her “kısa” yazı net ve açık olamaz. Çünkü konunun “içeriği” yazının “kısalığını ve uzunluğunu” belirler. Konu önemli ve hayatî bir konu ise uzun ve ayrıntılı yazmak daha “net” ve “açık” olmayı sağlar!)

    Allah bizi kendisine kulluk etmemiz icin yaratmis, bunlara inaniyorum , ancak kulluk etmemin sarti ne, siniri ne (Kuran’ı Kerim kardeşim.), ya cok abartirsak (bu abartanın sorunu), ya da Allahin emirlerini yerine getiremezsek? -( getirmez-sek demek istedin sanırım çünkü Allah yerine getirilemeyecek isteklerde bulunmuyor!) Biliyorsak, yerine getiremiyorsak? -( bak yine aynı kurnazlığı yapıyorsun, GETİREMİYORSAK kelimesi ya acizliği ya da yüklenen yükün “kaldırılamazlığını” ifade eder. Ancak ne insan Allah’ın emirlerini yerine getirme konusunda acizdir ne de Allah kullarına kaldıramayacakları yükleri yükler! Bakara Suresi 285. Ayeti lütfen oku!)

    Peki ya cok abartanlara ne demeli, (Allah ıslah etsin demeli) hani su Allahi anmak maksadiyla bir araya gelip Allah Allah Allah. Allahuekber, v.s. diyerek bagirip cagiran, kafa sallayan dizlerini dovenlere ne demeli? (İşte orada dur bakalım! Zikir meclislerinde olup bitenleri; bir kaç kanı bozu tv kanalında yayınlanan düzmece görüntülere bakarak yargılamak senin haddin değil! Rock Konserlerinde kafalarını sallayanlara, Hip hop adı altında kendini yerden yere vuranlara BUNLAR ÇAĞDAŞ DÜNYANIN İNSANLARI VE GEREKLERİ diyeceksin ve hoş göreceksin ancak Allah’ı anmak için toplanıp zikir yapanları küçümseyeceksin öyle mi? Onlar haddini aşmıyor ama sen haddini ve kendini bilsen iyi olur!)

    Bana yaptiklari cok garip geliyor, hicbir anlam veremiyorum dogrusu, !( Okumuyor ve araştırmıyorsun da ondan!) ne oluyor Allah’a yagmi cekiyorlar tovbe estagfirullah, (az önce hiçbir anlam veremiyorum diyordun ne oldu birden anlam verdin ve yağcılıkla suçladın o insanları?) Allahin sevgisini kazaniriz mi saniyorlar,(sanmıyorlar, Kuran’ı okuyup biliyorlar! Mü’min Suresi 55. Ayeti okursan sen de bileceksin!) zannetmiyorum, bana sekilcilik, abarti ve yaris gibi geliyor,( ne kadar garip okumadan bir gerçeğe işaret ettin zirâ Hadid Suresi 21. Ayette diyor ki Allah: “Rabbiniz tarafından verilecek bir mağfirete ve cennete girmek için yarışın.” hadi sen de aç oku ve öğren!) kardesim ne guzel soylemisler “bir elin verdigini obur el gormez” diye,!( hayret doğrusu İslam’ın asıl kaynağını okumuyor ve ondan örenkler vermiyorsun ancak Peygamberimiz’in sözünü hiç de alakası olmayan bir yerde -kimin söylediğini bilmeden- kullanıyorsun!) buna benzer bence ayni mantik, benim Allah ve Peygamber sevgimi ancak benimle Allah bilir, baska kimse bilmez, bilmemeli, (tabi tabi, bilmemeliler değil mi; çünkü bilirlerse “madem Allah’ı seviyorsun neden ibadet etmiyorsun neden haram işlerden elini çekmiyorsun” derler değil mi! Eh bu da senin işine gelmez!) ben yuzlerce kisilik grubun icine giripte (ki bu çarpık mantığa göre Kuran’da ve Hadislerde ısrarla emredilen “cemaatle” namaz kılma emri de saçma oluyor!) bak ben daha cok dovundum, ben daha cok agladim, Allahi en cok ben seviyorum, Allahta beni cennete koyacak,(Yazık sana, lütfen biraz oku! Zira hiçbir mantıklı müslüman bunu demez! Samimi müslüman yaptığı ibadetleri Cennet için YAPAMAZ çünkü henüz dünyada verilen onca nimetin karşılığını ödeyememiştir ki sıra Cennete gelsin!) sende namaz kilma, sacini ortme belki cennete girersin,(bunu Allah diyor Kuran’da akıllı kardeşim benim! Kuran’ın tamamını okumandan vazgeçtim en azından, Bakara Suresinin ilk yedi ayetini ya da Mü’minûn Suresinin ilk on ayetini okusaydın böyle talihsiz bir yazı yazmazdın!) bu ve benzeri imalar bana cok sacma ve komik geliyor. (öncelikle şunu bilmelisin ki; bu sıraladığın saçmalıkları ne o zikir meclislerinin samimi müdavimleri söylüyor ne de o meclislere katılmayan diğer samimi müslümanlar söylüyor! Bu ve buna benzer saçmalıkları maalesef senin gibi kendini “Müslüman hisseden Cahiller” söylüyor! ) Ben Allaha dua edersem yada pismanlik duygusuyla tovbe edersem hatta dertlesmek aglamak istersem gece yatagima yatar bunu yaparim, (bu olamaz diyen yok ki zaten Kuran’da da yüce Allah Âl-i İmran Suresi 191. ayette bundan bahsediyor kardeşim. Lütfen biraz oku!) herkesten gizler, saklarim bunu (Farz ibadetlerin dışındakileri gizlemek senin kendi tercihin! Buna karışan ya da olumsuz bir şey diyen ayet ya da hadis yok!) gosteris ve teshir olarak yerine getirmek benim Allah katinda degerimi yada sevgimi arttirmaz diye dusunuyorum, (İbadetleri “gösteriş” için yapmak elbette senin Allah katında ki değerini artırmaz, ancak toplu olarak yani cemaatle yapılması emredilen ya da cemaatle yapılmasında bir beis görülmeyen ibadetleri “gösteriş” olarak değerlendirmek çok yanlış! Bu cehaletinin bir göstergesidir!) Yoksa ben zannetmiyorum ki Allah bizden her an onu anmamizi, (istiyor kardeşim aç Kuran oku!) evde oturup tesbihler cekmemizi, (istiyor kardeşim aç Kuran oku!) sabahlara kadar namazlar kilmamizi, ( Kuran’da vakitleri belirlenmiş olan “beş vakit” namazını kıl da senden gece yarısı kalkmanı bekleyen yok! O sabahlara kadar kılınan namaza Teheccüt denir! İsra Suresi 79. Ayeti okursan iyi olur kardeşim!) her gun oruc tutmamizi beklesin (Ramazan ayında her gün tutmamızı bekliyor kardeşim! Bakara Suresi 184-185’e bir göz at istersen!) bunun ne kendimize nede bizim yardimiza ihtiyaci olabilecek kimseye bir faydasi olmaz,( Çok yanlış bir düşünce! Biraz evvel saydığın “her an Allah’ı anmak”, “tespih çekmek”, sabaha kadar namaz -ki peygamberimiz yapıyordu- ve “her gün oruç” eğer başarılabilirse insanı disipline eden yollardır. Kendini terbiye eden ve disipline sokan insanın kendine ve çevresine faydasının olmayacağı düşüncesi cahilce bir düşüncedir! Biraz da “kedinin uzanamadığı takva’ya pis demesi” de diyebiliriz!)

    Allaha kulluk etmek derken, Allah ne istiyor, ne bekliyor bizden, temiz ol, bedenine iyi bak, ahlakli ol, kendine yada baskasina zarar verme, durust ol, kimsenin canini acitma, bir karincanin bile canina kiyma, giybet yapma, kul hakki yeme, dusene birde sen tekme atma, dusenin, duskunun, fakir fukaranin elinden tut, sapikca dusunce ve davranislara sapma yani kisacasi iyi insan ol, Allah bizden bunlari bekliyor, (maaşallah maaşallah kardeşimiz ne de güzel şeyler biliyormuş böyle! Ama ne hikmetse bu kadar saydığı vasıfların arasında bir tane bile ibadet yok! Neden acaba?) bize emir ve yasaklarida ayni sonuca variyor, ( maalesef kardeşim aynı sonuca varmıyor! Saydığın şeyler toplum düzenine ait ahlakî emirler! Şahsî dünyamıza ait emirleri nedense sıralamamışsın!) amac ayni, 1400 yil once, insanlarin hayvan gibi yasadigi, sapittiklari zamanda da gonderdigi kitabi insanlara bunlari ogretiyor, abdest temiz ol,vucudunu temiz tut, namaz bedenine iyi bak, namazla gunde 5 kez Allaha manevi olarak yaklasarak ruh sagligini koru ayni zamanda egzersiz yarariyla vucut sagligini koru, orucla yardimlaslamayi, nefsine sahip cikmayi ve Allaha sana verdikleri icin sukretmeyi ogren, bunun gibi, emirlerde yasaklarda Allaha kulluktan ziyade yine bizim icin sonucta.( Hayret dili açıldı bizimkinin! Ama sonuna kadar bekleyelim bakalım ne olacak?)

    Su dusunce bana ters geliyor, burada ne kadar cile cektin ahirette senden alasi yok, ( Bu fikir Kuran’ın neresinde geçiyor? Kuran’da ne kadar çile çektiğin değil karşılaştığın sıkıntılara ne kadar sabırla yaklaştığın önemlidir! İstersen Ankebût Suresi 57-58-59. Ayetleri bir oku!) ee iyi ben bu dunyada hic cile, sikinti cekmedim ( Hiç inandırıcı değil ama hadi kabul edelim! Senin çile ve sıkıntı çekmemen Kuran’ı okuyup anlamamandan kaynaklanıyor. Zira Hucurat Suresi 10. Ayeti okumuş ve anlamış olsan dertsiz ve sıkıntısız olmadığını ama sadece gamsız ve düşüncesiz olduğunu anlardın!) Allaha sukur, her istedigim oldu, Allah verdi, ( Evet Vermek de en az vermemek kadar imtihandır insan için! Umarım verilenlerin şükrünü edâ etmek için “Kuran’da öğretilen şekliyle” şükrediyorsundur!) gordugum gorecegim bu mu, buradami yani? ( Eğer verilenlerin şükrünü eda etmediysen maalesef gördüğün göreceğin bu! Ama şükrünü eda ettiysen demekki çileli ve sıkıntılı bir hayat yaşadın! Bu durumda da “hiç çile sıkıntı çekmedim” sözünle yalan söylemiş oluyorsun!) Yıllar once bir bosluk duygusu ve Allaha yaklasma dinimi daha yakindan tanima istegi ile bir gruba katildim, haftanin birgunu biraraya gelip sohbetler edip dini konularda goruslerini paylasiyorlardi, ve bende ilk kez katildigim programda gayet samimi duygularimla sorumu sordum, ozeti su idi “Gayrimuslimler bu kadar rahat ve sefa icinde yasarken ( Bu çok iyimser bir tablo! Gayrimüslimler hiç de söylediğin çapta bir rahatlık ve sefa içinde değiller! Kuran’da da gayrimüslimlerin zevk ve sefa içinde olduklarından bahsedilir ancak onların zevki ve sefası “akibetlerini düşünmeden yaşamalarından ayrıca Allah’ın emir ve yasaklarını umursamadan “nefisleri ne isterse” onu yaptıklarından ileri gelir! Yoksa gayrimüslimlerin hastameleri de tıka basa dolu! Onlar da kendi aralarında savaşıyor ve birbirlerine zulmediyorlar! Onlarında kendi içlerinde şerli insanları var ve birbirlerine -ensest ilişkiden tut ta çocuk pornosuna kadar- her türlü rezillikleri birbirlerine uyguluyorlar! Geçenlerde kendi kızlarını mahsene kapatıp yıllarca onlarla ilişkiye giren pis bir Avusturyalıyı çıkarttılar mahkemeye! İdamla yargılanıyor! O masum kızların hangisi zevk ve sefa içinde söyler misin bay çok bilmiş?) biz muslumanlar niye herzaman surunmeye ve sefalete mahkumuz” ( Öncelikle, biz müslümanlar hiç de sürünmeye ve sefalete MAHKUM değiliz! Eğer bu sözünle İran, Irak ve Afganistan gibi ülkelerden bahsediyorsan bu ülkelerin müslüman ülkeler olduğunu, orada yaşayanların da müslüman olduğunu sana kim söyledi? Müslümanlığın vasıfları Kuran’da açık ve net belirtilmiştir! Öyle her sarık sarıp cüpbe giyeni, her şalvarla gezeni müslüman zannetmek cahilliğin bir göstergesidir! Ayrıca kafanı kaldır da Latin Amerika denilen Güney Amerikaya bir bak! Örneğin Arjantin’e bir bak! Bak ta sefalet nasıl olur gör! Onlar müslüman mı? Kafanı kaldır da Afrika’ya bir bak! Onlar müslüman mı? Litvanya ve Polonya gibi Avrupa ülkelerinde fakirlik oranı %21! Araştırıp okumalısın kardeşim! Buradan da anlaşılacağı gibi fakirlikle İslamiyet’i aynı kefeye koymak çok ciddi bir hatadır. Zirâ Müslüman olmayıp çok ciddi fakirlik çeken milletler ve devletler vardır! Dolayısıyla: “müslümanlar sürünüyor, sefillik çekiyor demek yerine, İslam’ı adam gibi yaşasalar ve İslam’ın ısrarla teşvik ettiği gibi İlmi konularda gayretli olsalar ne sefalet çekerler ne de sürünürler demelisiniz!) cevaplari cok sert bir dille oldu, kisa, sert, itici ve soguk, (ha sizin sorunuz çok sıcaktı ama onların cevabı itici ve soğüuk öyle mi? Lütfen masum çocuk numarası çekmeyelim! Sen soruyu sorarken “İslam insanları pasivize ediyor, fakirleştiriyor…” havasında sorarsan kim olsa kızar! Önce sormak istediğin şeyi güzelce sormalısın! Bak mesela bu konuda sana yardımcı olayım! Bu soru şöyle sorulursa, cevabı da güzel olur: “Günümüz dünyasında kendilerine Müslüman diyen ülkeler de, gelir dağılımının adil olmadığını görüyoruz! Bir yanda petrol şeyhleri öbür yanda dilencilik yapan halk çoğunluğu! Bunun nedeni ne olabilir?” El cevap: ” Petrolü görünce Allah’ı ve Ahirette vereceği hesabı unutan münafık şeyhler ve ilmî ve fiilî tembelliği kendisine meslek edinmiş adı müslüman binlerce zavallı! Şeyhler Allah’ı hatırlar, halk da kendini geliştirme gayretine girerse gelir dağılımı da İslamî kurallara göre adil olur!” ) onlarin gorup gorecegi burada, ahirette sefayi da bizler surecegiz, tipki senin gibiler”( cevap olarak böyle dedikleri pek inandırıcı gelmedi be kardeşim!) Iyi buyuk konusmamali, Allah en iyisini bilir, goruruz. ( Amennâ! Elbette Allah en iyisini bilir! Ve Allah, o bildiği sonsuz iyilerin bir kısmını, Kuran’da biz kullarına da bildirmiş! Okusunlar ve yaşasınlar diye! Umarım cehalet ile temiz kalpliliği birbirine karıştırmıyorsundur! Zira “benim kalbim temiz” der gibi yazını sonlandırmışsın! Neyse sağlıcakla kal kardeşim! Umarım Kuran’ı okur ve anlarsın! Tebessümle kal!)

  9. cok super din odevinde n 100 almam muhtamal ogretmaen 6sayfa istedi ben 100 sayfa yazarım haerkez burdan yapsın ısınıze cok yarra

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: