Şükür , Şükretmek…

Şükür , Hakkı Yılmaz

Kur’an’da üzerinde çok durulmuş olan “şükür”, imanın gereği ve müminlerin temel görevidir. Nitekim birçok ayette inananlar, aynı zamanda “şükredenler” olarak nitelenmiştir. “Şükür” sözcüğü ile zıt anlamdaki “küfran” sözcüğü de, yine bir müminin asla yapmayacağı bir davranış olan “nankörlük” demektir.

“Şükür” sözcüğünün bu anlamı, zaman içerisinde farklı hâle getirilmiş ve bu çok önemli kavramın içi boşaltılmıştır. İşte bizim bu sözcük / kavram üzerinde tahlil yapma ve öğrendiklerimizi tüm kardeşlerimizle paylaşma ihtiyacımız bu sebepten kaynaklanmaktadır.

“Şükür”ün Arapçası ve Kur’an’cası

“Şükür”; “hayvanın yediği besini, verdiği süt ve semizliği ile belli etmesi” demektir. (Lisan ül Arab; c:5, s:163–165 ve Tac ül Arus; c:7, s:48–51)

Sözcüğün yukarıdaki lügat anlamı biraz daha açılacak olursa “şükür”; “beslenen hayvanın, yediklerinin karşılığını maddeten vermesi” olarak, yani “bir tavuğun yumurta vermesi, bir ineğin süt vermesi, bir koyunun yün vermesi ve her üçünün de et verecek şekilde semirmesi” olarak tanımlanabilir. Bu tanımın ifade ettiği karşıt anlamdan ise, beslenen bu hayvanların sahiplerine sesle veya beden dili ile gösterdikleri yaranma, yaltaklanma hareketlerinin “şükür” kapsamında olmadığı anlaşılmaktadır. Ama sesi için beslenen papağan, bülbül, kanarya gibi hayvanların ötüşlerini de bir “şükür” olarak değerlendirmek gerekeceği açıktır.

Aynı kökten türemiş olan “teşekkür”, “müteşekkir” ve “şükran” sözcükleriyle birlikte Türkçede de kullanılan “şükür” sözcüğü, türevleriyle birlikte Kur’an’da [private] toplam 74 kez yer almıştır. Aşağıda verilen ayetlerdeki anlamları dikkate alındığında görülmektedir ki din terminolojisinde “şükür”; “insanların Allah’ın kendilerine verdiği nimetlere karşı nimetin karşılığını Allah’a vermeleri” demektir.

Sözcüğün hem ayetlerdeki kullanımı hem de gerçek anlamı, verilen nimetlere karşılık olarak verilenin, yani “şükür”ün de o nimet cinsinden bir karşılık olmasını gerektirmektedir. Diğer bir ifade ile söylenecek olursa, “şükür”ün lâf ile olmayacağı, gerek sözcüğün vazı anlamından gerekse Kur’an’daki kullanımlarından bellidir. Ama böyle olmasına rağmen sözcük, gerçek anlamından uzaklaştırılmış ve “dilin şükrü”, “kalbin şükrü” ve “bedenin şükrü” gibi tasniflere tâbi tutulmuştur.

Kur’an’da “şükür”ün ne anlama geldiği, aşağıdaki ayetlerde çok net bir şekilde açıklanmıştır:

Lokman; 12–14: Ant olsun ki Biz, Lokman’a “Allah’a şükret!” diye hikmet (zulüm ve fesadı engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkeler) verdik. Kim şükrederse kendisi için şükreder. Kim de nankörlük ederse, şüphesiz ki Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir, daima övgüye en lâyık olandır.

Hani bir zaman Lokman da oğluna öğüt vererek, “Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma, hiç şüphesiz ki şirk (Allah’a ortak koşmak), büyük bir zulümdür.” demişti.

Ve Biz insana, anası ve babası hakkında tavsiyede bulunduk: -Anası onu zayıflık üstüne zayıflıkla taşıdı. Onun sütten ayrılması da iki yıl içindedir.- “Bana, anana ve babana şükret (karşılık öde)!” Dönüş, ancak Banadır.

İsra; 23, 24: Rabbin kesin olarak şunları karar altına aldı: Kendisinden başkasına kul olmayın, anne ve babaya iyi davranın. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, sakın onlara “öf” deme, onları azarlama. İkisine de tatlı ve güzel söz söyle.

Merhametinden dolayı onlara alçak gönüllülük kanatlarını indir. Ve de ki: “Ey Rabbim! Onlar beni küçükten nasıl terbiye ettilerse, Sen de onlara öyle rahmet et.

Ayetlerde görüldüğü gibi Rabbimiz, kendisi ile birlikte anne ve babaya da şükredilmesini emretmiştir. Bize düşen, önce bu ayetlerden ana ve babaya şükretmenin ne anlama geldiğini anlamak ve sonra da buradan hareketle Allah’a şükretmenin ne demek olduğunu doğru şekilde tespit etmektir. Bunun için “şükür”ün bir “karşılık ödeme” olduğu unutulmadan, yukarıda verdiğimiz İsra suresinin 24. ayetindeki “Onlar beni küçükten nasıl terbiye ettilerse, Sen de onlara öyle rahmet et.” ifadesine dikkat etmek yeterlidir. Burada Rabbimiz, çocukları küçükken ana-babanın onlara yaptığı koruma, kollama ve terbiye hizmetlerine işaret etmiştir. O hâlde ana babaya şükür de, aynı cinsten bir karşılık olarak onların korunması, kollanması, hoş tutulması şeklinde olmalı, lâfla geçiştirilmemelidir.

Ana babaya yapılacak şükür böyle tespit edilince, Allah’a yapılacak şükrün; Allah’ın verdiği nimetleri O’nun yolunda kullanmak ve O’nun rızası için uygun yerlere sarf edip değerlendirmek olduğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Bu sonuca göre de artık, Kur’an’da geçen şükür ayetlerinin, özellikle de “Hâlâ şükretmeyecekler mi”, “Umulur ki şükredersiniz” ifadelerinin gereği olarak; bir köşeye oturup “Çok şükür ya Rabbi” demek yerine, lütfedilen nimetlerdeki Allah’ın hakkını vermek ve nimetleri Allah’ın öngördüğü tarzda ve yolda harcamak gerektiği anlaşılmalıdır.

Şükür Nimet Karşılığıdır

Şükür nimet karşılığıdır. Aşağıdaki ayetlere dikkat edilirse rabbimizin şükrü nimet karşılığında istediği görülecektir; Rabbimiz verdiği nimetleri hatırlatıp ondan sonra şükür talebinde bulunmaktadır.

Neml; 19: Sonra da o (Süleyman) onun kararından / sözünden gülerek tebessüm etti. Ve “Ey Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salihi işlememi gönlüme getir ve Rahmetinle, beni salih kullarının içine kat!” dedi.

Ahkaf; 15: Ve Biz insana ana ve babasına ihsanı (iyilik yapmayı / güzel davranmayı) tavsiye ettik. Anası onu zahmetle taşıdı ve zahmetle bıraktı (doğurdu). Ve onun taşınması ve ayrılması otuz aydır. Nihayet insan olgunluk çağına ulaşıp, kırk seneye geldiğinde der ki: “Rabbim! Bana ve ana babama ihsan ettiğin nimetlerine şükretmemi ve senin hoşnut olacağın salihi işlememi sağla. Benim için soyumdan salih kimseler kıl. Şüphesiz ben Sana yöneldim. Ve ben şüphesiz teslim olanlardanım.”

Zümer; 7: Eğer inkâr edecek olursanız, artık şüphesiz Allah size hiç bir ihtiyacı olmayandır ve O, kulları için küfre rıza göstermez. Ve eğer şükrederseniz, sizin (yararınız) için ondan razı olur. Hiç bir günahkâr (suçlu), bir başkasının günah yükünü yüklenmez. Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz, böylece yaptıklarınızı size haber verecektir. Şüphesiz O, sinelerin özünde saklı olanı bilendir.

Hacc; 36: Büyükbaş hayvanları da; Biz onları sizin için Allah’ın nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. O nedenle ön ayaklarının biri bağlı halde keserken / saf halindeler iken üzerlerine Allah’ın adını anın. Sonra yanları yere yaslandığı vakit de onlardan yiyin, ihtiyacını gizleyene ve isteyene de yedirin. Böylece Biz onları size boyun eğdirdik. Umulur ki, şükredesiniz.

A’râf; 10: Ve hiç kuşkusuz Biz sizi yeryüzünde yerleştirdik ve orada size geçimlikler kıldık (sağladık); ne kadar da az şükrediyorsunuz!

Ya Sin; 34, 35: Ve Biz onun ürününden ve kendi elleriyle yaptıklarından yesinler diye orada hurmalıklardan, üzüm bağlarından bahçeler yaptık. İçlerinde pınarlardan sular fışkırttık. Hâlâ şükretmeyecekler mi?

Ya Sin; 73: Ve onlarda daha birçok menfaatler ve içecekler var. Hâlâ şükretmeyecekler mi?

Nahl; 14: Ve O, denizden taze et yiyesiniz ve ondan takındığınız süs eşyasını çıkarasınız diye lütfundan rızk aramanız için denizi sizin emrinize verendir. -Gemilerin denizde suyu yararak gittiklerini görüyorsun.- Umulur ki şükredersiniz.

Nahl; 78: Allah, sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmezken çıkardı ve umulur ki şükredersiniz diye işitme, görme (duyularını) ve gönüller verdi.

Ayrıca şu ayetlere bakılabilir: Fatır; 12, Mülk; 23, Kasas; 73, Müminun; 78, İbrahim; 37, Bakara; 52, 56, 185, Enfal; 26, Âl-i Imran; 123, Neml; 40.

Çoğu insanlar iman etmedikleri gibi şükür de etmezler:

Neml; 73: Ve hiç şüphesiz, senin Rabbin, insanlara karşı büyük lütuf sahibidir de, velâkin onların çoğu şükretmiyorlar.

Ayrıca şu ayetlere bakılabilir: A’râf; 17, Yunus; 60, Mümin; 61, Yusuf; 38, Bakara; 243, Bakara; 172, Furkan; 62, A’râf; 58, İnsan; 3, Lokman; 31, Şûra; 33, İbrahim; 5, İsra; 3, En’âm; 53, Nahl; 120, 121, Enbiya; 80, A’râf; 144.

Sebe’; 13: Onlar, ona mihraplar, timsaller (heykeller) ve havuzlar gibi çanaklar ve sabit kazanlardan her ne isterse yaparlar. –Ey Davud hanedanı, şükür için çalışın!- Ama kullarım içinde şükreden de çok azdır.

Sebe’; 15: Ant olsun ki Sebe’ kavmi için oturdukları yerde bir ayet vardı: Sağdan ve soldan iki bahçe! -“Rabbinizin rızkından yiyin ve O`nun için şükredin!- “Ne güzel bir belde ve çok bağışlayıcı bir Rab!”

Zümer; 65, 66: Ve ant olsun ki, sana ve senden öncekilere vahyedildi ki: “Ant olsun ki, eğer şirk koşarsan amelin kesinlikle boşa gidecek ve mutlaka kaybedenlerden olacaksın. Onun için, tam aksine yalnız Allah’a kulluk et ve şükredenlerden ol.

Nahl; 114: Öyleyse Allah’ın size rızk olarak verdiği şeylerden helâl ve temiz olarak yiyin. Allah`ın nimetine şükredin, eğer gerçekten sadece O`na kulluk ediyorsanız.

Ankebut; 17: Siz Allah’ın astlarından bir takım taştan, ağaçtan putlara tapıyorsunuz ve yalan uyduruyorsunuz. Haberiniz olsun ki, o sizin Allah’ın astlarından mabut diye taptıklarınız, sizin için bir rızk vermeye güç yetiremezler. Onun için rızkı Allah yanında arayın ve O’na kulluk edin ve O’na şükredin (karşılığını ödeyin). O’na döndürüleceksiniz.” demişti.

Bakara; 152: Öyleyse Beni anın ki, Ben de sizi anayım. Ve Bana şükredin, Bana nankörlük etmeyin.

Şüphesiz ki Rabbimiz, Nahl suresinin 18. ayetinde ifade ettiği gibi Gafur’dur, Rahîm’dir ve O insana, insanın sayamayacağı kadar nimet vermiştir. Alınan nefesten başlayarak, aile, mal, mülk gibi sahip olunan her şey, her şeyin üstünde olarak da rüşde erdiren kılavuz Kur’an ve Kur’an sayesinde nail olunan iman, hep O’nun verdiği nimetlerdendir. Dolayısıyla bütün bu nimetlerin karşılığının Rabbimize bire bir ödenebilmesi olanaksızdır. Bu durumda insanın yapacağı şey çok şükretmek, yani mümkün olduğu kadar, imkânlarının elverdiği kadar çok salih işlemektir.

Allah şükreden kullarını ödüllendirir:

Kamer; 34, 35: Biz, onların üzerine ufak taş yağdıran bir fırtına gönderdik. Lût’un ailesi müstesna. Onları katımızdan bir nimet olarak seher vaktinde kurtardık; Biz şükreden kimseyi böyle mükâfatlandırırız.

Âl-i Imran;144,145: Ve Muhammed, ancak bir elçidir. Ondan önce elçiler gelip geçmiştir. Şimdi eğer o ölür veya öldürülürse gerisin geriye mi döneceksiniz? Kim ki de geri dönerse, Allah’a hiçbir şekilde zarar veremez. Allah şükredenleri mükâfatlandıracaktır.

Ve herkes sadece Allah’ın izniyle vakitlendirilmiş bir yazgı olarak ölür. Ve kim dünya karşılığını dilerse, kendisine ondan veririz. Kim de ahiret karşılığını isterse ona da ondan veririz. Ve Biz şükredenleri mükâfatlandıracağız.

İnsan; 22: Şüphesiz ki bu, sizin için karşılıktır. Çalışmalarınız da meşkûrdur (karşılık ödenecek niteliktedir).

Allah şükredenlere nimeti artırır

İbrahim; 7: Ve hani Rabbiniz size şöyle ilân etmişti: “Ant olsun ki şükrederseniz elbette size arttırırım ve eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok çetindir.

Şükür nimetin artmasına, şükrün karşıtı olan küfür (nankörlük) ise nimetin elden gitmesine sebep olur. İnsan şükrettikçe, yani nimeti veren Allah’a karşılığını ödedikçe Allah ona nimetini kat kat artırır ve ayrıca da ona huzur, mutluluk verir. Ama nankörlük eden ise, hem biriktireceğim diye hem de biriktirdiğimi koruyacağım ve daha da artıracağım diye maddî ve manevî sıkıntılara, azaplara duçar olur. Ayrıca da Allah, verdiği nimeti elinden almak suretiyle onu cezalandırır.

Yüce Allah, “şükür” görevini yerine getirirken verilen nimet karşılığında “hasene” getirene, getirdiğinin on katını vadetmekte (En’âm; 160), “infak, salihat” cinsinden davranışlarda bulunanların durumunu ise bire yedi yüz veren daneye benzetmekte ve onlardan dilediği kişiler için daha da arttıracağını bildirmektedir (Bakara; 261).

Allah`ın kendisi de şükredendir (Kullarına yaptıklarının karşılığını verendir)

Yüce Rabbimizin Esma-i Hüsna’sından ikisi de “eş Şekûr (yapılanın karşılığını çok çok veren)” ve “eş Şakir (yapılanın karşılığını veren)”dir.

Nisa; 147: Eğer şükrettiyseniz ve iman ettiyseniz Allah size azabı ne yapar? Allah, Şakir’dir (karşılığını verendir) ve en iyi bilendir.

Rabbimizin bu isimleri şu ayetlerde geçmektedir: Fatır; 30, 34, Şûra; 23, Teğabün; 17, Bakara; 158.

Hakkı Yılmaz

hakkiyilmaz@istekuran.com

Bu yazı İşte Kuran sitesinden alıntıdır.

[/private]

Reklamlar

14 thoughts on “Şükür , Şükretmek…

Add yours

  1. VERDİĞİNİZ BUNCA EMEĞE BUNCA BİLGİYE COK TESEKKUR EDRIZ.ALLAH RAZI OLSUN. ALLAH NE MURADINIZ VARSA VERSIN.

  2. ALi Bey; Şükür mevzusu benim için son derece önemli ve bu konuda ki yazılanları okudukça keşke herkes şükretmenin önemini kavrayabilse ve Yüce Yaradan’a ellerini açsa diye dualarda bulunuyorum….

    Selam ve saygılarımla…

  3. sayın kardeşim,ben dua ederken neler için şükür,neler için hamdetmek gerektiği hususunu bir türlü çözemedim.bu konuda yardımcı olmanızı rica edebilirmiyim.saygı ve sevgiler.dr.ahmet kişnişci

  4. Selam Ahmet bey;

    Maalesef, “hamd” hep şükür olarak algılandı. “Hamdolsun” dediğimizde “şükürler olsun” dediğimizi zannettik. Halbuki “hamd” övgü demektir. Allah’a hamd olsun dediğimizde, “Övgü Allah’adır” demiş oluruz. Dolayısı ile, duanızda Allah’ın Zatı için yaptığınız övgüler “hamd” cümlesindendir.

    Şükür ise, verilen nimetin karşılığının ödenmesidir. Yukarıdaki makale en güzel misalleri ile bu hususu açıklıyor. Nimetlerin karşılığı kuru kuruya “şükürler olsun” demekle ödenemez.

    Şükür ancak, Allah’ın verdiği her türlü nimetin O’nun bildirdiği istikamette, güzel düşünüp güzel davranarak kullanılması ile olur.

    Örneğin bir insan, Allah’ın kendisine verdiği rızık ve mülkten ihtiyaç sahipleri için harcamasa ama günde bilmem kaçbin defa elde tesbih “şükürler olsun” desede asla şükretmiş olmaz.

    Bunun gibi, insana verilen yetenekler, vakit, akraba, ana-baba, arkadaşlar, her türlü eşya, vatan, imkan, rütbe, mevki, zeka,sağlık vs… ayrı ayrı nimetler olup bunların her birinin uygun istikamette kullanılması gerekir ki, kişi şükretmiş olsun.

    Dosdoğru şükredenlerden olmak için önce Allah’ın ihsan ettiği her nimeti hatırlamak, irdeleyip tespit etmek gerekir. Keza, eski ümmetlere gönderilen her peygamber muhakkak öncelikle Allah’ın onlar üzerindeki nimetini hatırlatmıştır. Sonra kişi bu tespit ettiği her bir nimeti nasıl daha uygun kullanabileceğinin muhasebesini yapmalı, güzel düşünüp güzel davranarak gereğini ifa etmelidir.

    Hakikat şu ki, bir insan yukarıdaki paragrafta anlatılanları yapmaya başlasa vaktinin tümünü bu işe sarfetse yine de Allah’ın onun üzerindeki nimetini saymakla bitiremez.

    İnsan, sadece etrafındaki insanlarda olmayıp ta kendisinde bulunan şeylere bir baksa daha fazlasını Rabbinden istemeye yüz bulamaz.

    İşyerime dertleşmek için gelip te şundan bundan dert yanan insanlara hep aynı misali veririm. Her insan haftada bir kez yahut ayda bir kez, muhakkak hastanelerin acil servislerine gidip bir bakmalı… On dakika vakit geçirip insanları izlese yetişir.

    Bunun gibi dünyada nice insanlar varki, hergün yaşayıp beğenmediğimiz hayat ve imkanlarımız onlar için tatlı bir düşten, tatlı bir hayalden ibaret. Üstelik bizim bu imkanlara sahip kılınmamızda kendiliğimizden hiç bir üstünlüğümüz de yok. Şimdi ahiret sorgusu bakımından sormak lazım: Şanslı olan bizler miyiz, onlar mı?

    Kime daha fazla nimet ihsan edilmişse, onun kendisine ihsan edilen nimetleri nasıl kullandığı hususundaki sorgusu daha çetin olacaktır.

    Şimdi tekrar soralım. Bize verilen nimetler sebebiyle şanslı kılınanlardan mıyız, yoksa büyük bir borç / yükümlülük altına girenlerden miyiz ?

    Selam ve muhabbetlerimle…

  5. Sayın Ali bey,”Bize verilen nimetler sebebiyle şanslı kılınanlardan mıyız, yoksa büyük bir borç / yükümlülük altına girenlerden miyiz ?” Sorunuza cevap :Büyük bir borç / yükümlülük altına girenlerdeniz…
    Selamlar..

  6. rockcadısına, her halimize şükredersek hayatın acımasızlığı bizi fazla etkilemez.zaten imtihan dünyasında uyuyoruz.diğer yaşama geçtiğimiz zaman uyanacağız
    her halimize şükretmeliyiz ki ahiretimiz güzel olsun bu dünya çok kısa zaten küçük büyük demeden hayat bitiyor. Allahu teala bizi imtihan ediyor lütfen isyan etme ahiretini kaybetme bu kısa hayatı iyi kullan şükretmeliyiz allaha emanet olun allah razı olsun

  7. sayın kardeşlerim şükür demek allahın bize verdiklerine şükrederiz mesela benim allaha şükür kolum da ayagımda saglam şükür diyoruz şükredersin ya bir bacagım olmasaydı bazı insanlar var zengin ama annesi yok babası yok halimize şükredelim allaha emanet olun salıcakla kalın byby

  8. Selam

    Ağzından şükrü düşürmeyen münafık ve müşriklere
    tanık olmuşsunuzdur.

    Pek çok nimete sahip şükretmeyen nankör(inkarcılara da)

    Bunun örneği Müdessir suresindeki adamın halidir.

    Sayfaya asılan yazıdaki verilen ayetleri
    alıcı gözüyle incelerseniz;

    Allah’a şükrün tam karşılığı

    Allah’ın davetine icabet etmektir.

    Esenlikle..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: