Ebû Hanife’ye Hadis Konusunda “Hadisçiler” Tarafından Yöneltilen Eleştiriler

Hak Söz Dergisi,

Ahad haber konusunda fakihler, muhadddisler ve kelamcılar arasında farklı görüşler mevcuttur. İbn Teymiyye’nin haber-i vahidi kabul ettiğini söylediği alimler arasında da farlı görüşler mevcuttur. Ehl-i Rey ekolünün öncülerinden Ebu Hanife, haber-i vahidin kesin bilgi ifade etmediği görüşündedir.


Ebu Hanife, haber-i vahid olan hadisleri metin açısından tenkit etmesi ve bir kısmını reddetmesi nedeniyle Ehl-i Hadis mektebinin amansız saldırılarına uğramıştır. Hadise karşı Ebu Hanife’den daha cüretli birisini görmedik diyen nakilciler, onun iki yüz hadise muhalif fetvalar verdiğinden bahsetmişlerdir.


Ehl-i hadis ekolünün Ebu Hanife’ye yönelttiği bazı eleştiriler şunlardır:


* İmam Ahmed’in: “Allah bu zatı hadis için yaratmıştır.”diyerek hadis ilmindeki ehliyetini takdir ettiği meşhur muhaddislerden Ahmet b. Mehdi: “Ebu Hanife, ilim nedir, bilmezdi. Dalalete düşürdüğü insanların vebali yarın kıyamet günü sırtına sarılacaktır. Hak bile olsa müslümanların tutundukları dini bağları, teker teker söküp atan Ebu Hanife’nin re’yini ve görüşlerini kabul etmeyiniz.


* Evzai: “…onu itham etmemizin sebebi, kendisine hadis getirildiği halde, onu bırakıp başka türlü hüküm vermesidir.(19)

* İbn Teymiyye’nin kaynakları arasında [private] önemli bir yere sahip olan İmam Buhari, Ehl-i Reyin reisi olan Ebu Hanife’yi zayıf bir hadis ravisi olarak görüyor, kendisini metruk sayıyor. Ve “halktan biridir”diyordu. Ne Buhari, ne de Müslim’de Ebu Hanife’den tek bir hadis rivayet edilmemiş olması bile ehl-i hadis ile ehl-i rey arasındaki geçimsizliğin ve uyuşmazlığın derecesi hakkında bize fikir verebilir.'(20)

* Hadis ve Hicaz fıkıh hareketinin başında bulunan İmam Malik şöyle demiştir: Ebu Hanife fitnesi, İblis fitnesinden daha zararlıdır. (21)


* İmam Ahmet: “Ebu Hanife’nin re’yi de hadisi de zayıftır.’ (22)

* Süfyan es-Sevri, Ebu Hanife’nin vefat haberini alınca, derin bir memnuniyet duymuş ve: ” Elhamdülillah, Allah’a şükürler olsun. Birçok insanın belaya düşmesine sebep olan kişiden bizi afiyette kıldı.”(23)


Hadisleri mutlak nass olarak gören İbn Teymiyye ve yukarıda bahsettiğimiz ehl-i rey ekolünün öncülerinden Ebu Hanife arasındaki fark şudur: Ebu Hanife sünnet ve hadisi birbirinden ayırır ve her hadisi sünnet olarak telakki etmez. Oysa İbn Teymiyye ve ehl-i hadis bir konu hakkında sağlam senede sahip bir hadis bulduklarında bunu mutlak nass yani sünnet olarak telakki eder ve o hadisle amel etme cihetine giderler.


Ebu Hanife ise hadisleri sadece isnad zinciri açısından ele almaz. Aynı zamanda hadislerin metinlerini de gözönünde bulundurur. Böylece o, metnin Kur’an’ın muhkem naslarına karşı çelişkide olup olmadığına daha çok önem verir. Bu noktada o, sahabeden Peygamberimizin eşi Hz. Aişe’nin yolunu izler.


Bundan dolayıdır ki, Ebu Hanife kendisine sunulan iki yüz hadisi kabul etmemiş veya onların hilafına kendi re’yi ile hüküm vermiştir.(24) Bu özelliği ile o; Ebu Hureyre’yi, yanlış ve eksik rivayet ettiği için tenkid ve zemmeden Hz. Aişe ile ortak görüşe sahiptir.

Kanaatimizce İbn Teymiyye ve ehl-i hadisin sünnet konusundaki yaklaşımı İslam düşüncesinin re’y yani akletme konusundaki özgür ve esnek bakış açısını daraltmıştır. Daha sonra Selefiyye hareketi adını alacak bu ekol, çok sert ve kesin bir dille kendi saflarında yer almayan müslümanları ‘tekfir’ etme cihetine kadar gitmişlerdir.


Peygamber (s)’in sünneti olarak gördükleri zayıf, sahih, garip vb.birçok hadisi dinde uyulması zorunlu kurallar bütünü olarak görmüşler ve hemen her konuda helal, haram, bid’at gibi terimlerle Allah’ın hududuna müdahele etmişlerdir.


Şurası unutulmamalıdır ki, vakıa olarak Kur’an’ı belirleyen sünnet, hadis veyahut icma ve kıyas değildir. Bizatihi belirleyici konumda olan, sünneti belirleyen ve yönlendiren Kur’an’dır. Din ile ilgili bütün belirlemelerin kaynağı, Rabbimizin Hz. Muhammed’e vahyettiği ve günümüze mütevatir bir yolla gelen, korunmuş olan Kur’an’dır. (25)


Notlar:

16. Yunus V. Yavuz, İctihad Felsefesi, s.86, işaret Yay., istanbul/1993.
17. Süleyman Uludağ, İslam Düşüncesi nin Özellikleri, s. 98, Dergah Yay.,İst./1979.
18. A. g. e., s. 57.
l9. Ibn Kuteybe, Hadis Müdafaası, s. 125, Kayıhan Yay., İsl.71989. 2, Baskı.
20. Uludağ, a. g. o., s. 58.
21. A. g. e., s. 99.
22. A. g. e., s. 99.
23. A. g. e., s. 99.
24. A. g. e., s. 98.
25. Hamza Türkmen. “Hz. Muhahammed’in Sünnetini Doğru Anlayabiliyor muyuz”, Hak Söz, Sayı: 20. s. .5.

Ayrıca bkz.:

• İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, (Bombay,!983), XEV. 148-282 (Kitabu’r-Radd âlâ Ebî Hanife).
• Hilmi Merttürkmen, Buhari’nin Ebu Hanife ‘ye İtirazları ve Aralarındaki İhtilaflar. (Basılmamış doktora tezi, A.Ü. İslamî İlimler Fakültesi, Erzurum).
• Muhammed Gazali, Fatihlere ve Muhaddislere Göre Nebevi Sünnet. İslami Araştırmalar Yayınları.
• , Hz. Aişe’nin Hadis Tenkidçiliği (A.Ü.İ.F. dergisi, c.XK. Ankara,!973).
• Muhammed Avvâme, İmamların Fıkhi İhtilaflarında Hadislerin Rolü, (2.bsk.. Ist.,l988).
• Doç. Dr. Hayri Kırbaşoğlu, İslam Düşüncesinde Sünnet, Fecr Yayınlan,

İlgili konular:

Ebu Hanife’nin hadis eleştirisine yaklaşımı

Bu yazı Kuran İslamı sitesinden alıntıdır.

[/private]

Reklamlar

9 thoughts on “Ebû Hanife’ye Hadis Konusunda “Hadisçiler” Tarafından Yöneltilen Eleştiriler

Add yours

  1. “”SEVGİLİ KARDEŞLERİM LÜTFEN DİKKATLİCE OKUYUN””

    Yukarıda şöyle yazmışsınız;
    Hadis ve Hicaz fıkıh hareketinin başında bulunan İmam Malik şöyle demiştir: Ebu Hanife fitnesi, İblis fitnesinden daha zararlıdır.

    CEVAP; Bir kere imamı azam ebu hanife, imam malikin hocasıdır. bunun kaynağı nedirde imam malik hz.leri böyle desin kendi hocasına.
    Ayrıca yukarıda kaynak olarak aldığınız kitapları sıralamışsınız. Bunlar islam alimleri tarafından reddedilen kitaplardır doğruluk payı yoktur.

    Ayrıca İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretlerinin fıkhını nerden aldığını aşağıya yazdım.
    Hocasi Hammâd b. Ebî Süleyman, Ibrahim en-Nehaî ve Sa’bî gibi iki büyük âlimden fikih okudu. Abdullah b. Mes’ud ve Hz. Ali’nin fikhina sahip Kadi Sureyh, Alkame b. Kays, Mesruk b. el-Ecda’in fikhindan faydalandi. Ebû Hanife’nin fikhinda daha ziyâde Ibrahim en-Nehaî okulunun tesiri görülür. Dehlevî, “Hanefi fikhinin kaynagi, Ibrahim Nehaî’nin kavilleridir” der (Sah Veliyullah Dehlevî, Huccetullah’il Bâliga, i, 146). Ayrica Ebû Hanife, “istihsan” kullanmada tartisilmaz bir ilim elde etmistir. Onun tâcir olarak halkin günlük hayatiyla iç içe olusu ve sik sik ilim merkezlerine seyahat edip birçok âlim ile düsünce alisverisinde bulunmasi, bu alanda sayginligina sebep olmustur. Hac seyahatlerinde tâbiîn âlimlerinin ileri gelenleriyle görüsmüs, ilmî sohbetlerde bulunmus, onlardan hadis dinlemistir. Atâ b. Ebî Rebâh, Atiyye el-Avfi, Abdurrahman b. Hürmüz el-A’rec, Ikrime, Nâfi’, Katâde bunlardan bazilaridir (Zehebî, Menâkibu’l-Imâm Ebi Hanife ve Sahiheyni Ebi Yûsuf ve Muhammed b. el-Hasen, Misir). Kendisi söyle der: “Hz. Ömer’in fikhini, Hz. Ali’nin fikhini, Abdullah b. Mes’ud’un ve Abdullah Ibn Abbâs’in fikhini onlarin ashâbindan aldim” (M. Ebû Zehra, Ebû Hanife, 44).

    “”Buradada İmam malik ve ebu hanife hakkında yazılıdır. Önce iyi okyun sonra deyin ki imam malik böyle demiştir.

    Her iki siyasal iktidar devrinde de kendisinden süphelenilmis, onu kendi taraflarina çekmek, halk nezdindeki itibarindan yararlanmak için kendisine kadilik görevini teklif etmislerse de o, her iki dönemde de teklifleri reddetmis ve bu sebepten dolayi iskenceye ugramis, hapsedilmistir (Ibnü’l-Esir, el-Kâmil fi’t-Târih, V, 559). Imam, takvâsi, firâseti, ilmî dürüstlügü ve görüslerini iktidara karsi kullanmasi ile halkin büyük sevgisini kazandi. Abbâsi yönetimi ile hiçbir zaman uyusmadi, uzlasmadi. Ticaretten kazandigi helâl rizikla ilmini destekledi. Hattâ o, Zeyd b. Ali’nin imamligina zimnen bey’at etmisti. Hz. Ali’nin torunlari, kendisi gibi birer birer isyan edip sehid edilirken Imam Zeyd için Ebû Hanife söyle diyordu: “Zeyd’in bu çikisi -Hisâm b. Abdülmelik’e isyani- Rasûlullah’in Bedir günündeki çikisina benziyor. ” Ebû Hanîfe’nin ehl-i beyt imamlari ile olan birlikteligi, Emevi ve Abbâsi yönetimlerine karsi tavri dikkat çekici bir tavirdir. i45 yilinda Hz. Ali (r.a.)’in torunlarindan Muhammed en-Nefsü’z Zekiye ile kardesi Ibrahim’in Abbâsilere isyan etmeleri ve sehîd olmalari karsisinda Ebû Hanife Irak’ta, İMAM MALİK Medine’de açikça iktidari telkin etmisler, bu yüzden ikisi de kirbaçlatilmis, iskence görmüs ve hapsedilmislerdir. Ebû Hanife alenen halki ehl-i beyt’e yardima çagirdigi için hapsedildi ve her gün kirbaçlatildi. Bunun sonucunda yetmis yasinda sehidler gibi öldü. Zehirletildigi de rivâyet edilir (en-Nemeri, el-Intika, 170).

    Mezhepleri günümüze kâdar varligini sürdüren Ehl-i Sünnet mezheplerinden dördü arasinda ilk tedvin edilen mezhep Hanefi mezhebi olmustur. Irak’ta dogan bu mezhep hemen hemen bütün Islâm dünyasinda yayildi. Abbâsiler döneminde kadilarin çogu Hanefi idi. Selçuklularin, Harzemsahlarin mezhebi de Hanefilik idi. Osmanli döneminde de resmi mezhep Hanefilik olmustur. ŞİMDİ BÜTÜN BU BÜYÜK İMPARATORLUKLAR HATAMI ETTİ DİYE SORUYORUM.

    “”BAK ŞİMDİ BURAYIDA İYİ OKUYUN””
    Imâm-i Âzam usûlünü söyle açiklamistir: “Rasûlullah (s.a.s.)’den gelen bas üstüne; sahâbeden gelenleri seçer, birini tercih ederiz; fakat toptan terketmeyiz. Bunlardan baskalarina ait olan hüküm ve ictihadlara gelince, biz de onlar gibi ilim adamlariyiz.”

    “Allah’in kitabindakini alir kabul ederim. Onda bulamazsam Rasûlullah’in güvenilir, âlimlerce mâlum ve meshur sünnetiyle amel ederim. Onda da bulamazsam ashâbindan diledigim kimsenin re’yini alirim… Fakat is Ibrâhim, Sâ’bi, el-Hasen, Atâ… gibi zevâta gelince ben de onlar gibi ictihad ederim”
    DEMEKKİ İMAMI AZAM BÖYLE ZATMIŞ SİZİN SÖYLEDİKLERİNİZİN AKSİNE.

    “”Bazi hadisleri Hz. Peygamber’e ait olusunda süphe bulundugu, baska bir deyisle hadisin sihhatini tesbit için ileri sürdügü sartlara uymadigi için reddetmistir (Ibn Teymiyye, Raf’u’l-Melâm, 87 vd.). Yoksa Ebû-Hanife, degil sahih hadisleri reddetmek, mürsel ve zayif hadisleri dahi kiyasa tercih ederek tatbik eylemistir. (Ibn Hazm. el-Ihkâm. 929).
    HAMZAT-36@HOTMAİL.COM

  2. Selam;

    Ölçü aşağıda anlatılmıştır.

    Ebu Hanife’nin hadis eleştirisine yaklaşımı
    Talebe: Mümin zina edince, başından gömleğinin çıkarıldığı gibi, imanı da çıkarılır, sonra tevbe edince iman kendisine iade edilir (Ebu Davud, es-sünne 15, et-Tirmizi, el-İman 11) hadisini rivayet eden kimseler için ne dersiniz ? Eğer tasdik ederseniz Haricilerin prensiplerini kabul etmiş olursunuz. Onların görüşlerinde şüphe ederseniz, Haricilerin prensiplerinde de şüpheye düşmüş ve ifade ettiğiniz haktan rücu etmiş olursunuz. Eğer, ravilerin sözünü tekzip edecek olursanız, onlar da sizi Hz. Peygamberin sözünü yalanlamış olmakla suçlarlar. Çünkü onlar, Hz. Peygambere ulaşıncaya kadar, bu hadisi muteber kişilerden nakletmişlerdir.

    Ebu Hanife (r.a.): Tekzip etmek, ancak -Ben Hz. Peygamberin sözünü yalanlıyorum- diyen kimsenin yalanlamasıdır. Fakat bir kimse -Ben Hz. Peygamberin söylediği her şeye iman ederim, fakat O kötülük yapılmasını söylemedi, Kurana da muhalefet etmedi- derse, bu söz o kimsenin, Hz. Peygamberi ve Kuranı Kerimi tasdik etmesi; Allahın Resulünü, Kurana muhalefetten tenzih etmesidir. Eğer, Hz. Peygamber, Kurana muhalefet etse ve Allah için hak olmayan şeyleri kendiliğinden uydursa idi, Allah onun kudret ve kuvvetini alır, kalp damarlarını koparırdı. Nitekim bu husus Kuranda şöyle belirtilir:
    -Eğer peygamber söylemediklerimizi bize karşı, kendiliğinden uydurmuş olsa idi, elbette onun sağ elini alıverirdik, sonra da kalp damarını koparıverirdik. Sizin hiç biriniz de buna mani olamazdı. (Hakka,44-47).
    Allahın peygamberi, Allahın kitabına muhalefet etmez, Allahın kitabına muhalefet eden kimse de Allahın peygamberi olamaz. Onların rivayet ettikleri bu haber Kurana muhaliftir. Çünkü Allah; Kuran-ı Kerimde
    -Zina eden kadın ve erkek… (Nur,2) ayetinde zâni ve zâniyeden iman vasfını nefyetmemiştir. Keza -Sizden fuhşu irtikap edenlerin her ikisini de… (Nisa,16) ayetinde Allah, -sizden- kaydı ile Yahudi ve Hrıstiyanları değil, Müslümanları kasdetmektedir.
    O halde Kuran-ı Kerim hilafına, Hz. Peygamberden hadis nakleden her hangi bir kimseyi reddetmek, Hz. Peygamberi reddetmek veya tekzip etmek demek değildir. Bilakis, Hz. Peygamber adına batılı reddeden kimseyi reddetmek demektir. İtham Hz. Peygambere değil, nakleden kimseye racidir. Hz. Peygamberin söylediğini duyduğumuz yahut duymadığımız her şey can, baş üstünedir. Biz onların hepsine iman ettik, onların Allah Resulünün söylediği gibi olduğuna şehadet ederiz. Keza Hz. Peygamberin, Allahın nehyettiği bir şeyi emretmediğine, Allahın kullarına ulaştırılmasını emrettiği bir şeye de mani olmadığına şahitlik ederiz. O, hiç bir şeyi Allahın tavsif ettiğinden başka şekilde tavsif etmez. Yine şehadet ederiz ki O, bütün işlerde Allahın emrine muvafakat etmiş, hiç bir bidat ortaya koymamıştır. Allahın söylemediği hiç bir şey de teklif etmemiştir. Bunun için Allahu Teâlâ -Kim Resule itaat ederse Allaha itaat etmiş olur. (Nisa,80) buyurmaktadır.

    Talebe: Çok güzel açıkladınız. Fakat içki içen kimsenin, kırk gün ve kırk gece namazının kabul olunmayacağını iddia eden kimse için ne dersiniz? Bana iyilikleri yıkan ve iptal eden bu hususu açıklayınız.

    Ebu Hanife (r.a.): – Allah, içki içen kimsenin kırk gün ve kırk gece kıldığı namazı kabul etmez.- (et-Tirmizi el-Eribe 1, İbnu Hanber II/176, V/171.) sözünün açıklamasını bilmiyorum. Söz sahiplerinin sözlerinin, hakikate kesin olarak aykırı olduğunu bildiğimiz bir açıklama yapmadıkları sürece, onları yalanlamam. Biz Biliyoruz ki Allah, kulunu işlediği günahtan dolayı cezalandırır veya günahını affeder. Allah, kulunu işlemediği günahtan ötürü cezalandırmaz, kulun işlediği farzları hesap eder, günahlarını da yazar. Mesela, bir kimsenin malının zekatından, daha fazla vermesi gerekirken, elli dirhem verdiğini kabul edelim. Bu durumda Allah onu verdiği miktardan dolayı değil, vermediği miktardan dolayı cezalandırır. Verdiği miktarı kul lehinde değerlendirir. Keza bu kimse oruç tutar, manaz kılar, hacca gider ve adam öldürürse, bu hususta iyilikleri hesap edilir, kötülükleri ise aleyhine yazılır. Allah bu konuda Kuranda şöyle buyurur:
    -Kazandığı iyilik kendi lehine, yaptığı kötülük de kendi aleyhinedir. (Bakara, 28),
    -Bir iş yapmanın amelini ben, elbette boşa çıkarmam.(Âl-i İmran, 195.)
    -Yalnız işlediklerinizin karşılığı ile cezalandırılacaksınız. (Yasin, 54.),
    -Ancak işlediklerinizin cezasını göreceksiniz. (Tahrim, 7),
    -Kim zerre miktarı iyilik işlerse karşılığını görür, kim de zerre miktarı kötülük işlerse karşılığını görür. (Zilzal, 7,8)
    -Küçük, büyük her şey yazılıdır. (Kamer,53)
    Bu duruma göre, iyilik ve kötülükler az da olsa Allah tarafından yazılmaktadır. -Biz kıyamet günü adalet terazilerini koyacağız. Hiç bir kimse hiç bir şeyle haksızlığa uğratılmayacaktır. Hardal danesi ağırlığınca olsa da biz onu hesaba katacağız. Bizim hesap görmemiz elverir.- (Enbiya, 47) Bütün bunların aksini iddia eden kimse Allahı zulümle tavsif etmiş olur. Oysaki Allah zulmetmeyeceği hususunda kullarını temin etmiştir:-Hiç bir kimse hiç bir şeyle haksızlığa uğratılmaz-, -Ancak işlediklerinizin cezasını görürsünüz.- (Saffat, 39), -Kim bir zerre miktarı iyilik işlerse onun mükafatını görür.- ayetleri bu hususu belirtmektedir. Allah, iyiliklere mukabelede bulunduğu için kendisinin şekûr olduğunu ifade etmiştir. O, merhametlilerin merhametlisidir.
    İyiliklere gelince; onları üç şeyden biri boşa çıkarır. Bunların birincisi, Allaha şirk koşmaktır. Bu konuda Allah, -Her kim imanı inkar ederse, bütün işledikleri boşa gider.- (Maide, 5) buyurmuştur. İkincisi; bir kimseyi azad etmek veya sıla-i rahimde bulunmak yahut Allah rızası için bir malı sadaka olarak verdikten sonra gazaplanmak veya gazap haricinde iyilik yaptığı kimseyi minnet altında bırakmak için -Ben sana sıla-i rahimde bulunmadım mı?..- ve benzeri şeyler söyleyerek başa kakma durumudur. Bu ve benzeri hususlarda o kimsenin sevabı suratına çarpılır. Zira Yüce Allah, -Sadakalarınızı, başa kakma ve eza vermek suretiyle iptal etmeyin.- (Bakara, 264) buyurmaktadır. Üçüncüsü; başkalarına gösteriş yapmak için, amel işlemektir. Riya için yapılan salih ameli Allah kabul etmez. Bu üç günahın ötesindekiler, iyilikleri yıkıp boşa çıkarmazlar.
    Kaynak: İMAM-I AZAMIN BEŞ ESERI; El-Alim Vel Müteallim Sayfa:31-34. Çeviren: Mustafa Öz, Kalem Yayıncılık A.Ş. Istanbul-1981..

  3. Ben yukarıda yazdım değilmi fıkh ilmini kimlerden aldığını. Sen onları yalanlıyormusun peki hadi söyle. o zatları yalanla.

  4. onlar dinimizi yaymak,insanları uyandırmak için ellerinden gelenleri yapıyolar neden o zatlara inanma yerine o zatları yalanlayın diyosunuz ben onu anlamadım.bi kerede doğruları gözünüzü açarak görmeye bakın.

  5. “Hamzat” rumuzlu arkadaşın yorumuna katılmadığım bazı noktaları arz etmekte -yanlış bilgi edinilmemesi adına- yarar görüyorum.

    1. “Bazı hadisleri Hz. Peygamber’e ait oluşunda şüphe bulunduğu, başka bir deyişle hadisin sıhhatini tespit için ileri sürdüğü şartlara uymadığı için reddetmiştir (Ibn Teymiyye, Raf’u’l-Melâm, 87 vd.).
    Yoksa Ebû-Hanife, değil sahih hadisleri reddetmek, mürsel ve zayıf hadisleri dahi kıyasa tercih ederek tatbik eylemiştir. (Ibn Hazm. el-Ihkâm. 929).”

    Örneği yukarıda ki beyanlarda görüldüğü gibi, bu zihniyete sahip olanların görüşlerinde her zaman çelişkilere ve yanlış bilgilere rastlamak mümkündür. Ebu Hanife, bazı hadisleri, Hz. Peygamber’e ait oluşu konusunda şüphe içerisinde olduğundan dolayı reddetmiştir. Reddetmiş olduğu bu şüpheli hadisler hangileridir? Elbette, mürsel ve zayıf olan hadislerdir. Peki, daha sonra ne yapmış? Değil sahih hadisleri reddetmek, mürsel ve zayıf bu hadisleri dahi kıyasa tercih ederek tatbik etmiş. Ve böylece kendisi ile çelişmiştir.

    Sahih olarak sınıflandırılan hadislerin büyük bir çoğunluğu hatta tamama yakını Haber-i Vahiddir. Yani Ahad Haber’dir. Tek kişi rivayetleri hüccet teşkil etmezler. Bizim gibi cahiller bunu biliyor iken, Ebu Hanife gibi bir alimin bu konuda bilgi sahibi olmaması elbette mümkün değildir.

    Geçmişte olduğu gibi, günümüzde de insanımızın karşılaşmış olduğu İslam kaynaklı bir çok problem, Kur’an’ın emrine verilmiş bir aklın hakim olmadığı gelenekçi bir anlayıştan kaynaklanmaktadır. Bu taklitçi zihniyet hakim olduğu sürece problemlerin değil ortadan kalkması, çığ gibi giderek büyümesi kaçınılmaz bir sonuçtur.

    Öncelikle şu önemli tespiti yapmak gerekir. Ebû Hanife (Nu’man b. Sâbit) Ehli Hadis ekolü (gelenekçi) değil Rey ekolü mensubudur. İctihadlarında Kur’an merkezli bir akıl ve hayatın gerçeklerini dikkate almıştır.
    Fakat ne hikmetse, kendisi Rey ekolünü benimsemişken, kendisinden çok sonra ortaya çıkmış ve adına izafe edilmiş olan mezhebin salikleri koyu bir Ehli Hadis ekolü taraftarı olmuşlardır. Bunun izahı oldukça güç görülmektedir. Ebu Hanife, hadislere karşı çok temkinli yaklaşmıştır. Zaten bu konuda ki hassasiyeti çok iyi bilinmektedir. Ebu Hanife’ye göre sahih hadis sayısı 17 veya 50 civarındadır.

    Ebu Hanife ve Hadis:
    Bazılarına göre Ebu Hanife hadiste zayıftır.(İbn Sa’d, Tabakat , C.VI, s. 368.)Bazılarına göre reyiyle sahih hadisleri reddeder.(M. Zâhidu’l-Kevserî, Te’nîb, s. 82.) Bazılarına göre de onun nezdinde sahih olan hadis sayısı 17 veya 50 civarındadır. (İbn Haldûn, Mukaddime, s. 388 (Atıf Ef. Nüshasında 50 adettir.) Kaynak: H. Karaman, İslam Hukuk Tarihi, İz Yay., İst. 2001, s. 178

    Ebu Hanife, Kur’an’a arz ettikten sonra reddettiği hadislerle ilgili olarak şu tarihi savunmayı yapar:
    “Kur’an’a aykırı düşen bir hadisi rivayet eden birini reddetmem ya da yalanlamam, Rasulullah’ı reddetmem ya da yalanlamam anlamına hiç gelmez. O, ancak batıl bir haberi Resul’e isnat edene karşı yapılmış bir reddir. Suçlama varsa eğer, Resul için değil o haberi nakleden için geçerlidir. Resul’ün dile getirdiği her sözün, biz işitmiş ya da işitmemiş olalım, başımız ve gözümüz üstünde yeri vardır. Biz onlara inanır ve onun tarafından söylendiğine şahitlik ederiz. Yine şahitlik ederiz ki Rasulullah, Allah’ın emirlerine ters düşen hiçbir şeyi emretmemiş, Allah’ın emirleri dışında bir hüküm düzüp koşmamış ve Kitap’ta yer almayan bidatler uydurmamıştır.” (el-Muvaffak Ahmed b. el-Mekki, Menakıbu Ebi Hanife, s.87-88.)

    Kaynak: M. İslamoğlu, Üç Muhammed, s.171.

    2. “Bir kere imamı azam ebu hanife, imam malikin hocasıdır.” demektedir. Bu bilgisinin kaynağı nedir? Bizleri de bilgilendirirse seviniriz.
    Mâlik b. Enes’in üstatları; Zührî (v. 124/742), Nâfî (v. 117/735), Ebu’z-Zinâd (v. 131/748), Rabiatu’r-ray (v. 136/753), Yahyâ b. Sâ’îd (v.143/760) olup, Mâlik b. Enes’in üstadları arasında Ebû Hanife (Nu’man b. Sâbit) yer almamaktadır.

    Muhammed b. İdrîse’ş-Şafi’î, Irak’ta ikamet ettiği sırada, Ebu-Hanîfe’nin talebesinden Muhammed b. Hasen’e devam ederek bu zatta toplanmış bulunan Irak Medresesinin ilim mahsûlünü elde etmiştir.

    İmam Mâlik’in Üstadları

    Ömer / Osman / Abdullah b. Ömer / Aişe / İbn Abbas / Zeyd b. Sâbit
    ——————————————————————–——————————————-

    Medineli yedi fakîh(*)
    ———————–————–

    Zührî(v.124/742) / Nâfî(v.117/735) / Ebu’z-Zinâd(v.131/748) / Rabiatu’r-ray (v. 136/753) / Yahyâ b. Sâ’îd (v.143/760)
    —————————————————————

    Mâlik b. Enes (v.179/795)
    —————————————–

    Yani, Mâlik b. Enes’in üstadları; Zührî (v. 124/742), Nâfî (v. 117/735), Ebu’z-Zinâd (v. 131/748), Rabiatu’r-ray (v. 136/753), Yahyâ b. Sâ’îd (v.143/760)’ dir.

    * Medineli yedi fakîh; Saîd b. el-Müseyyeb, Urve b. ez-Zübeyr (v. 97/712), el-Qâsim b. Muhammed (v. 102/720), Hârice b. Zeyd (v. 100/718), Ebû-Bekr b. Abdurrahman (v. 94/713), Süleyman b. Yesâr (v. 107/725),Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe (v. 98/716). Bu yedi zat Medîne’nin yedi fakihi (el-fuqahâ u’s-seb’a) diye anılmaktadır.

    Sahâbe tabakasında görülen üstadların ilmini, tâbiûndan ve yedi fakihten biri olan Sa’îd b. el-Müseyyeb iktisâb etmiş, hadîs ve fıkhı ilminde birleştirmişti. Sonrakilerden Zührî ile Nâfi’, kendi zamanlarında hadis ve fıkıhta Medîne’nin en bilgin kişileridir.

    Rabîa’ya gelince, lakabından da anlaşılacağı üzere bu zat, Hz. Ömer’den intikal eden re’y ve tefekkür tarzını benimsemiş ve Sa’îd b. el-Müseyyeb ile yaptıkları bir münakaşada kendisine: “Sen Iraklı mısın?” dedirtecek kadar bu metodu geliştirmiştir.

    Bütün bu zevât hadîsin, Hz. Peygamber ve sahâbe tatbikatının beşiği olan Medîne’de yetişmiş, tabîi olarak ictihadlarında, birinci derecede bu muhitin tesiri görülmüştür.

    İmam Şâfi’nin Üstadları

    Mâlik b. Enes (v. 179/795) / Ebû Hanife (v.150/767)
    ——————————————————

    Muhammed b. İdrîse’ş-Şâfi’î (v. 204/819)
    —————————————-

    Muhammed b. İdrîse’ş-Şafi’î, ilim için yaptığı seyâhatler esnasında Medîne’ye gelmiş, İmam Mâlik’ten “el-Muvatta'”ı semâ yoluyla almış, vefâtına kadar da Mâlik’ten ayrılmamıştır.

    Ayrıca Irak’ta ikamet ettiği sırada, Ebu-Hanîfe’nin talebesinden Muhammed b. Hasen’e devam ederek bu zatta toplanmış bulunan Irak Medresesinin ilim mahsûlünü elde etmiştir.

    Kaynak: H. Karaman, İslam Hukuk Tarihi, İz Yay., İst. 2001, s. 171

    3. Adlarına mezhepler izafe edilmiş olan alimlerden hiç birisi mezhep kurmak için yola çıkmamış ve kendi görüşlerinin hatasız olduğu iddiasında da olmamışlardır. Bilakis, içtihadı teşvik ve taklidi önlemeğe yönelik görüşler beyan etmişlerdir. Mezheplerde söz sahibi konumda olan sonraki nesil din adamları, bu alimlerin görüşlerinin tam aksine bir tavır sergileyerek ictihad kapılarını kapatmışlardır. Bunun sonucunda taklitçi bir anlayış biçiminin benimsenmesine yol açmışlardır.

    Adlarına mezhepler izafe edilmiş olan alimlerin kendi ictihadları hakkındaki görüşleri:

    Ebû Hanife:
    “Nereden söylediğimizi (hükmümüzün delil ve kaynağını) tetkîk edip bilmeden bizim reyimizle fetvâ vermek hiçbir kimse için helâl değildir.”
    “Bu benim reyimdir ve elde edebildiğim reylerin en iyisidir. Bundan daha iyisini bulan olursa onu kabul ederiz.”

    Mâlik:
    “Ben bir beşerim; hata da ederim isabet de. Re’y ve içtihadımı inceleyin; kitâb ve sünnete uyan her sözümü alın, onlara uymayan bütün sözlerimi de terk edin.”

    Şâfi‘î:
    “Sahîh hadîs bulununca benim mezhebim odur.”
    Onun yetiştirdiği müctehidlerden Müzenî (v. 264/877), “Muhtasar”ına şu satırlarla başlamaktadır: “Bu kitabı Şâfiî’nin ilminden özetledim. Maksadım öğrenmek isteyenlere kolaylık temin etmektir. Ancak şunu haber vereyim ki Şâfiî, herkesin kendi din hayâtının bizzat şuuruna varması ve tehlikeden korunması için, gerek kendini ve gerekse diğer müctehidleri taklîd etmeyi yasaklamıştır.”

    Ahmed bin Hanbel:
    “Evzâî’nin re’yi, Mâlik’in re’yi, Ebû-Hanîfe’nin re’yi… bunların hepsi re’ydir ve bana göre farksızdır. Hüccet ve delîl olma sıfatı yalnız “âsâr”a aittir.” ifadesinin sahibi olan bu müctehide göre, delîlini incelemeden hiçbir müçtehidin söz ve re’yine uyulmaz. Eğer delîli sahih ve sağlam ise buna müstenid fetvâ ve hükmü kabul edilir ki buna taklîd değil, “ittibâ” denir.

    O, bu sözlerini, bir başka ifadesiyle şöyle takviye etmektedir: “Ne beni, ne Mâlik’i, ne Sevrî’yi ve ne de Evzâî’yi takdîd et; hüküm ve bilgiyi onların aldığı kaynaklardan al.”

    “Dînini hiçbir müçtehide ısmarlama, Hz. Peygamber ve ashâbından geleni al, sonra tâbiûn gelir ki kişi bunlarda muhayyerdir.”
    Kaynak: H. Karaman, İslam Hukuk Tarihi, İz Yayıncılık, İst., 2001, s. 198-200.

  6. bu sitenın sahıbıne burda yazı yazanlara okuyanlar herkese şunu tavsıye edıyorum .vehhabiliğin ne oldugunu nereden nasıl cıktıgını lutfen okuyun ogrenın ve ıngılız ajanın ıtıraflarını ıslamı nasıl yıkabılıceklerını haçlı seferlerının başaramadıgını nasıl basarabılıceklerını attıkları tohumların neler oldugunu lutfen okuyun sonra bu ve buna benzer sıtelere ve yazılarına yorumlarına bakın kararınızı ona gore verın başka bışe demıyorum (http://www.dinimizislam.com/detay.asp?id=22)vehhabılık ve ıngılız ajanının yazılarını burdan akuya bılırsınız not verdıgım sıteyle hıcbır baglantım yok tesadufen buldum ve okudum baska kaynaklardanda bu konulara bakılabılır herkesın ramazanı mubarek olsun rabbım hepımıze gercek hıdayet nasıp etsın allaha emanet olun slm

  7. Mustafa Bey’in yorumuna canı gönülden katılıyorum.Yalnız birkaç ilave ile katkıda bulunmak istiyorum.
    Bilinçli her Müslüman’ın sadece Vahhabiliği değil, buna diğer mezhepleri, tarikatları ve cemaatleri de ilave ederek, Kur’an dışı oluşumların tamamını kapsayacak bir şekilde, detaylı bir araştırma yaparak bu oluşumların iç yüzlerini görmesi ve dış mihraklarla olan bağlantılarını tespit etmesi, İslam’ın ve Türkiye’nin altını nasıl oyduklarına tanık olması inanç hayatında doğruyu bulması açısından yararlı olacağını inanıyorum. Tarih sayfalarında; Müslüman görünümlü, cübbeli emperyalist işbirlikçilerin, saf ve temiz Müslümanların dini duygularını suiistimal ederek onları vatanına, bayrağına ve devletine karşı nasıl isyana teşvik ettiklerine, Türk subayının başını keserek şehit ettiklerine, Yunanistan’a kaçıp Hıristiyan olduklarına, iyi niyetli insanlardan topladıkları yardım paralarını zevk ve sefa içerisinde nasıl afiyetle yediklerine, geçmişte olduğu gibi bugünde başları sıkıştığında nasıl da Amerikalılara ve İngilizlere sığındıklarına, onlara yalvarıp yakardıklarına ibretle tanık olacağımıza inanıyorum.

    Saygılarımla.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: