Hadis ve Sünnet gerçeği

Esasında hadis savunucularının tutunacakları hiçbir sağlam delil yoktur ve hakkın ortaya çıkmasıyla onların bu iddiaları, birgün mutlaka yok olacaktır.

İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler de tağut yolunda savaşırlar. O halde siz şeytanın taraftarlarına karşı savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır. (4:76)

Ayeti ile ALLAH, bizleri şeytanın dostları ile savaşmaya çağırmakta.Bu savaşı mutlaka ALLAH ve onun taraftarları kazanacaktır.Çünkü şeytanın hilesi gerçekten zayıftır.Hadis ve sünnetin ne şekilde uydurulup insanların kandırıldığına dair pekçok somut delili görünce, ne demek istediğimizi daha iyi anlayacaksınız.

Hadis ve sünnet yalanı hiç şüphesiz, şeytanın en büyük hilelerinden biridir.Ancak ALLAH’ın izni ile o da yok olmaya mahkumdur.Kur’an karşısında suspus olan hadisciler, ortaya koyacağımız diğer deliller karşısında da mutlaka utanacaklardır.Umarız onlarda hatalarında ısrar etmez ve hakka teslim olarak doğru yola girerler.Kim ki bile bile, göz göre göre hatasında ısrar ederse, o ancak azap için yaratılmış demektir.Böylelerine sadece acırız.Esasında kendi rızasıyla cehenneme koşana, acımak da doğru değildir.

Hadiscilerin iddia ettikleri şeyler, hak adına hakkı etkisiz kılmakta ve ancak doğru yolu eğriltmeye yaramaktadır.Ayrıca onların tezleri ne içerik, ne de nakil metodları açısından asla tatmin edici de değildir.Boşluklar,çelişkiler ve yanlışlar, hadis kurumunun genel karakteristiğidir.

Önce hadislerin derlenmesi ve nakledilmesi meselesini ele alalım:

Hadis yalanını uydurup dini yozlaştıranlar, iddia ettiklerinin tam aksine peygambere gerçek manada saygı dahi duymayanlardır.İsbatı; [private]

“Benden Kur’an dışında bir şey yazmayın.Kim benden Kur’an dışında bir söz yazmışsa onu yok etsin”

Hemen hemen tüm saygın kabul edilen hadis kitaplarında mevcut olan bu hadis ile peygamber, hadis yazımını yasaklamışken ,hadisciler çeşitli bahaneler ile bu yasağı delmekte bir sakınca görmemişlerdir.Peygambere saygıdan ve ona uymaktan bahsedenleri, ağızlarından çıkanı birkez daha düşünmeye davet ediyoruz.Kur’an’ın henüz bir kitap haline getirilmediği ilk dönemlerde hadis ve Kur’an ayetlerinin karışabileceği endişesi şeklinde İleri sürülen bahane inandırıcı olmaktan uzaktır.Çünkü; Kur’an’ın bizzat Allah’ın elçisi eliyle yazıldığı ve bu işin halife Osman zamanına değin geciktirilmemiş olduğuna dairde deliller mevcuttur.Bazı tarihsel kaynaklar, bu nüshanın “ihtilafa neden olur” endişesi ile daha sonra yakılarak imha edildiğini de kaydetmektedir.

Diğer yandan peygamber zamanında yazılan Kur’an dışında başka dökümanlarda vardı.Çok meşhur olan Medine Vesikası ve diğer bazı anlaşmalar, Rasulullah tarafından yazdırmıştır ve bugüne değin ulaşmıştır.Hadisler de aynı şekilde, yanına gerekli açıklama düşülerek pekala kaydedilebilir ve bugüne değin ulaşabilirdi.Ama böyle bir çalışma mevcut değildir..

Resmi kabule göre Kur’an’ın derlenip kitap haline getirildiği dört halife döneminde de, hadis yazım yasağı ciddiyetle sürdürülmüştür.Bu da göstermektedir ki,hadis yazım yasağının Kur’an’la karışabilir endişesinden çok daha öte, özel bir sebebi vardır;Bu sebep ise hiç şüphesiz, Kur’an dini yanında alternatif bir din oluşumuna izin vermemekti. Peygamberin söz ve fiili uygulamalarının yalan yanlış aktarılmasının, vahiy dini yanında, onu iptal eden ikinci bir din oluşumuna payandalık edebileceğine dair, gerek Muhammed peygamberin, gerekse de ona en yakın arkadaşlık etmiş de dört halifenin önlerindeki en iyi örnek Tevrat, Mişna ve Gemera’idi.

Bilindiği gibi Tevrat, Musa peygambere verilen orijinal kitaptır.Yahudiler Musa’ya verilenin Tevrat ile sınırlı kalmadığını, Tevratın yanında birde sözlü vahiy(yani bizdeki hadis karşılığı) demek olan Mişna ve peygamberin fiili uygulamaları demek olan Gemera’nın da(sünnet) ilahi kökenli olduğuna inanıyorlardı.

Bu şekilde Tevrat, tek başına dinsel otorite olmaktan çıkarılmış ve yanına “ortaklar” eklenmişti.Elbette ki bu katmalar, asla gerçek ilahi muradı yansıtmıyordu. Ancak bir şekilde Tevrat’ı safdışı ederek kendi başlarına sapkın bir din vazediyorlardı.Kitap ehlinin yaşadığı bu tecrübe “Yeni dinin kurucusu” ve ona en yakın olanların bilgisi dışında da değildi ve onlar da, hem Kur’an’ı iyi anlamış kişiler olarak,hem de bu yanlış örneğe bakarak, insanları gerçek dinden saptıracak her yolu bilinçli bir şekilde tıkıyorlardı.

Halife Ömer,kendisine hadis yazımını teklif edenlere her zaman eskilerin bu örneğini göstermiş ve “Yeni Mişnalar mı oluşturmak istiyorsunuz! “demiştir.

Yine tarihsel kaynaklarda Ebubekir’in ve Ömer’in kendi özel hadis kolleksiyonları olduğu ancak onların daha sonra ellerindeki bu kayıtları yok ettiklerine dair bilgiler de vardır.Kur’an’ı gerçekten anlamış ve iyi bir nebevi terbiye ile yetişmiş olduğunu düşündüğümüz bu kişilerin, gerçekte asla böyle bir bilgi toplamamış olması da kuvvetle muhtemeldir.Peygamberin kesin yasağına rağmen hadis toplayanların, “onun en yakın arkadaşlarını da bir şekilde bu işe bulaştırmak için” bu haberleri uydurmuş olması, gerçeğe daha yakın bir olasılıktır diye düşünüyoruz.Bazı kaynaklar ise, vefatına yakın Rasullulah’ın; “bana kağıt kalem getirin, sizlere bazı tavsiyelerimi yazayım”mealinde, “sarfettiği iddia edilen” sözlerine karşılık, yine Ömer’in : Gerek yok,ALLAH’ın kitabı bize yeter”şeklinde bir karşılık verdiği de geçmektedir.

Evet, o ilk nesil de ancak “Yalnız Kur’an” ile yetinen ve “Yalnız Kur’an” bağlısı bir kuşaktı.Onların bu güzel örneği, ancak 100 ila 200 yıllık bir dönem için sürdürülebilmiş ve daha sonra “yeni bir din”lehine terkedilmiştir.

***

(KASIM AHMED’İN “HADİS: YENİ BİR DEĞERLENDİRME” İSİMLİ MALAY DİLİNDEKİ ÇALIŞMASININ İNGİLİZCE ÇEVİRİSİNDEN KISALTILARAK ALINMIŞTIR.)

… ALLAH, samimi inananların, doğru yolu bulmak için hadis kitaplarına bakacağını ve böylece kaybolacaklarını bildiği için ve bunun da ancak ALLAH ve elçisi tarafından kınanmış putperestçe bir iş olduğunu samimi inananlar görsünler diye, bu kitaplar içine dahi yeterli işaretler koymuştur.Hadis kitapları, samimi inananların “sadece Kur’an’a” bağlanmaları gerektiğini gösterecek yeterli miktarda delil ile doludur.Biz burada kendi görüşümüzü isbat için hadis kitaplarına ihtiyaç duymuyoruz.Ancak,ALLAH’ın inançsızların ve münafıkların gerçek yüzünü sergilemek için kurmuş olduğu planını göstermek istiyoruz.:

(1) İbni Said El Hudri ALLAH’ın elçisinden bildirmiştir ki;”Benden Kur’an dışında bir şey yazmayın.Kim Kur’an dışında birşey yazdıysa onu yoketsin.”

Peygamberin vefatından 30 yıl sonra yaşanmış olan aşağıdaki hadise onun Kur’an dışında hiçbirşey yazmama emrinin asla iptal olmadığını göstermektedir.

Hadis kitaplarında, hadis uzmanları tarafından “çok zayıf”olarak katağorize edilen ve bu yasağın daha sonra iptal edildiğine dair bazı başka hadisleri görmekte mümkündür.Ancak aşağıdaki olay böyle bir iptalin asla vaki olmadığına da delildir:

(2) İbni Hanbel’den:

Peygamberin en yakın vahiy katibi olan Zeyd,onun vefatından 30 yıl sonra Halife Muaviye’yi ziyaret eder ve ona Peygamber hakkında bir olay anlatır.Muaviye bu hikayeden hoşlanır ve Zeyd’e onu yazmasını emreder.Fakat Zeyd der ki:”ALLAH’ın elçisi kendi sözlerini (hadis) asla yazmamamızı emretti.”

(3)”Hadis İlmi”isimli meşhur eserinde İbni El Salah, Ebu Hüreyre’den bir hadis nakleder:Ebu Hüreyre demiştir ki;”Birgün biz Peygamberin hadislerini yazarken o çıkageldi ve “ne yapıyorsunuz?” diye sordu.” “Senden duyduğumuz hadisler,ey ALLAH’ın elçisi”dedik.O da,”ALLAH’ın kitabından başka bir kitap mı?”dedi… Biz,”Senden bahsetmeyelim mi???”deyince O; “benden bahsedin.Ama yalan söyleyen cehenneme gider” dedi. Ebu Hureyre dedi ki;”Biz de yazmış olduğumuz hadisleri topladık ve ateşte yaktık”

(4) (“Takyid El İlim” isimli meşhur kitaptan) Ebu Hureyre dedi ki; ALLAH’ın elçisine bazılarımızın hadis yazdığını haber vermişler.O da bizi mescidin avlusunda topladı ve ” Sizin yazdığınızı duyduğum şu kitaplar da nedir?” “Ben sadece bir insanım.Her kimde böyle bir yazı varsa, buraya getirsin. Ebu Hureyre; “Biz de onları topladık ve ateşte yaktık”demiştir.

(5) İbni Hanbel Müsned isimli kitabında Abdullah İbni Ömer’den bir hadis nakleder:Birgün ALLAH’ın elçisi geldi ve sanki yakında bizi terkedecekmiş gibi;” Ben aranızdan ayrıldığımda (ölümümden sonra ), ALLAH’ın kitabına sarılın. O neyi yasaklamışsa ondan kaçının ve o neyi helal etmişse onu helal kabul edin.”dedi.O, bu hadisinde asla “Sünnet” ten bahsetmemiştir.

(6)(Takyid El İlim isimli eserden) Ebu Said El Hudri demiştir ki;”Ben ALLAH’ın elçisinden sözlerini yazmak için izin istedim.Ama o, benim bu talebimi redderek buna izin vermedi.”

(7) Müslümanların tarihinde “veda haccı” bir dönüm noktasıdır.Bu hacda peygamber tarafından vazedilen “son hutbe” binlerce Müslüman tarafından dinlenmiştir. Bununla birlikte hadis kitaplarında bu hutbenin üç ayrı versiyonu bulunmaktadır.Binlerce kişi tarafından şahit olunan böyle bir olayın bile bir tutarlılık içinde nakledilememesi, hadis kitaplarındaki bozukluğun bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir:

  1. Birinci versiyon,”Ben size, eğer sarılırsanız asla doğru yoldan sapmayacağınız,”ALLAH’ın kitabını ve Ehli Beytimi” bırakıyorum.
  2. (Müslim 44/4,no:2408; İbni Hanbel 4/366; Darimi23/1,no:3319)

Bu, Şii Müslümanlar tarafından uydurulan versiyondur.

  1. İkinci versiyon,”Ben size, eğer sarılırsanız asla doğru yoldan sapmayacağınız,”ALLAH’ın kitabını ve sünnetimi” bırakıyorum.
  2. (Muvvata 46/3)

Bu da sünni müslümanlar tarafından uydurulan versiyondur.

  1. Üçüncü versiyon:”Ben size, eğer sarılırsanız asla doğru yoldan sapmayacağınız,”ALLAH’ın Kitabını ” bırakıyorum.”

Müslim 15/19, no:1218 ; İbni Mace,25/84, Ebu Davud,11/56

Bu son versiyon, hem Şii hem de Sünni Müslümanlar tarafından ortak olarak nefret edilen ve Kur’an’ın, Muhammed’in getirdiği yeğane mesajın “Kur’an” olduğu bilgisi ile uyumlu, tek versiyondur. Ne şii ne de sünni müslümanlar, veda hutbesinin böyle bir versiyonu olduğundan bile habersizdirler ve tek doğrunun kendi inandıkları olduğuna kuvvetli bir şekilde inandırılmışlardır.

Gerçekte ise, bunu bilmek dahi istememektedirler. Evet, gerçek acıtır.Ama cehennem ateşi daha da fazla!

***

Hadislerin bazı kişiler tarafından yazımının Peygamber zamanına kadar uzanan eski bir tarihe dayandırılması,tarihsel olarak doğrudur.Ancak hem Peygamber,hem de ondan sonra yönetici olarak iş başına gelen raşid halifeler nezdinde bu iş, daima kınanmış ve olumsuz gözle bakılmıştır.Hadis kitaplarında Peygamberin hadis kitaplarını yaktırdığı ve ALLAH’ın kitabı yanında başka kitaplara da tevessül edenlere kızdığı def’aten geçmektedir.Ebu bekir ve Ömer bin Hattab’ın da,hadis kitaplarını yaktırdığına dair kayıtlar vardır.Hadis yazımı yasağı, halife Ömer Bin Abdülaziz tarafında kaldırılıncaya değin sürdürülmüştür.Ancak bundan sonra, pek çok hadis kitabının ortaya çıktığı görülmektedir.Malik İbni Enes ve İbni İshak’ın eserleri, bu dönemin meşhurlarındandır.

El Muvatta isimli 500 ‘den fazla hadis ihtiva eden eden kitabıyla Malik İbni Enes, daha da çok şöhret kazanmıştır.Hicri ikinci yy.’ın sonunda ise”Müsned” isimli meşhur kitaplar ortaya çıkmaya başladı.(örn.Ahmed İbni Hanbel’in 40.000 civarında hadis ihtiva eden Müsned’i)

3.Hicri yy.’ın ilk yarısında ise bugün dahi yaygın olarak benimsenen meşhur altı hadis kitabı ortaya çıktı.

1-Sahih Buhari 2-Sahih Müslim.3-Ebu Davud 4- Tirmizi 5-Nesai 6-İbni Mace

Bu kitaplarda, aksi yöndeki iddiaya rağmen gerçekte Kur’an’ı aşan “yeni bir din”yazılmıştı.Bu kitapların yazarları, yazmış oldukları hadislerin Kur’an ile,diğer hadisler ile yada sağduyu ile çelişip çelişmediğine o kadar da dikkat etmediler.Böylece onlar gerçekte ALLAH’ın bir vaadini yerine getirmiş oldular: (6:112-113)

112- “Biz böylece, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. Bunlar birbirini aldatmak için süslü sözlerle vesvese verirler. Rabbin dileseydi onu yapamazlardı. Artık onları iftiraları ile başbaşa bırak. 113- Bir de ahirete iman etmeyenlerin kalbleri, o yaldızlı söze kansın, ondan hoşlansın ve işledikleri suçları işlemeye devam etsinler diye böyle yaparlar.”

Bugün bilinen bazı hadislerin peygamber zamanında yazılamış olması ihtimal dahilinde iken, onun vefatından sonra ortalıkta dolaşan hadis miktarı, hızla artmaya başladı ve daha bir kaç on yıl içinde rakamsal olarak ikiye- üçe katlandı.Çıg gibi artan bu sayının 2. ve 4.yy.boyunca devam eden derleme çalışmaları sırasında “yüzbinlere”ulaştığı görülmektedir.Derlemeler Muhammed’in açık emrine rağmen yapılmıştır,fakat gelenekçiler bu yasağın Kur’an’la karışma endişesiyle ilgili olduğunu ve bu ihtimal ortadan kalkınca yasağın da kaldırıldığını söylemektedirler.

Bununla birlikte tarihsel deliller, söz konusu yasağın peygamberin vefatından 30 yıl sonra bile hala devam ettiğini ve asla kaldırılmadığını göstermekte.Peygamber hayatta iken Kur’an mevcut olmasına rağmen, bugün Sünni ve şiilerin ellerinde bulunan derlemeler (kütübü sitte gibi), o zaman yoktu ve bu eserlerin ancak peygamberin vefatından 210 ila 410 yıl sonraki bir süre içinde yazıldığını biliyoruz.Derlemeler niçin daha önce yapılmamıştır? Sadece bu durum bile “hadisin”, asla peygamber tarafından tasvip edilmeyen, sonradan ortaya çıkmış “yeni bir şey” olduğunu isbat eder.

Bazı modern hadis bilimciler, hadislerin peygamber zamanında da yazıldığına dair delil olduğunu söylemektedirler: Onlara göre hadisler ezberlenmiş ve resmi toplama işinin yapıldığı ikinci ve üçüncü yy.la kadar kuşaktan kuşağa aktarılagelmiştir.Bu iddialarını doğru kabul etsek bile, hala cevaplanmayan soru, “bu işin niçin daha erken bir dönemde, mesela ilk şahitlerin henüz ölmemiş olduğu dört halife döneminde yapılmadığıdır”.

Hatırlarsak,veda hutbesinin sünni versiyonunda peygamberin, müslümanlara Kur’an’la birlikte “sünnetini de” miras olarak bıraktığını görülmektedir..Şimdi binlerce kişi tarafından dinlenen böyle bir hutbeden sonra, niçin raşid halifeler onun sünnetinin yazımını ve derlenmesini üstlenmemişlerdir?

Onlardan hiçbirinin bu işi yapmamış olmasından da açıktır ki,peygamber böyle bir şeyi asla söylememiştir ve sünnet uydurması, ancak ona atfedilen bir yalandır.Gelenekçiler tarafından ileri sürülen hadis yazımının yasaklanmasının Kur’an ile karışma endişesine bağlı olduğu savı ise, tatmin edici değildir.Bu iddia hem kendilerinin “hadisler peygamber zamanında da yazıldı”teziyle çelişir, hem de Peygambere ait Medine vesikası,bazı anlaşma ve mektupların varlığı, onların bu görüşünü yalanlar.(Kur’an ile karışma endişesi onların iddia ettikleri boyutta olsaydı başka hiçbir şey yazılmazdı.)

Her halükarda, en azından Kur’an’ın kitap haline getirildikten sonra, artık Kur’an ile hadislerin karışması diye bir olasılık kalmamıştır.Ancak bakıyoruz ki hadisler, yine de derlenmemiştir.Bu durumda akla yakın tek seçenek kalmaktadır, o da peygamberin koyduğu bu yasağının ,bilinçli bir şekilde devam ettirldiğidir.Açıktır ki,sonraki kuşaklar bu yasağı çignemekte bir sakınca görmemişlerdir.

O zamanlar insanların adetleri, gelenek ve görenek anlamında kullanılan “sünnet ise”,daha sonra “Peygamberin sünneti” şeklinde “din”leştirilmiştir.

HADİS SAYILARI

Toplanan ve peygambere izafe edilen hadislerin sayısı yüzbinlerle ifade edilmektedir,yaklaşık olarak 700.000’dir.

Bu hadislerin yüzde 99’u, peygambere ait olan sözleri, olmayanlardan ayırabileceğini düşünen erken dönem müslümanlar tarafından, “sahte” olarak tasnif edilmiş ve reddedilmiştir. Şimdi bazı meşhur hadis toplayıcılarına ve topladıklarına bir bakalım:

(1)Malik İbni Enes,El Muvatta isimli eserinde 500 civarında hadis toplamıştır.

(2)Ahmed İbni Hanbel,Müsned isimli eserinde 40.000 civarında hadis toplamıştır. O, bu 40.000 hadisi 700.000 hadis arasından seçmiştir.Diğer bir deyişle o , 660.000 hadisin “ispatsız,yalan ve uydurma” olduğuna ve ancak diğerlerinin orjinal olabileceğine karar vermiştir.Bu da % 94 oranında bir yalan ve uydurma demektir!

Buhari, 600.000 civarında hadis toplayarak bunların 7275 tanesini kabul etmiştir. 592.725 adet hadis, onun tarafından “delilsiz,yalan ve uydurma” olarak değerlendirilmiştir.Bu rakam da onun topladıklarının % 99’u yapar…

(3) Müslim 300.000 hadis toplamış ve bunların ancak 4000 tanesini kabul etmiştir.O da 296.000 adet, yani % 99 oranında hadisi reddetmiştir…

***

Bu rakamlar, İslam düşüncesine arka kapıdan sızan, yada sızmaya çalışan yalanların boyutu hakkında bir fikir verecektir.Şimdi ALLAH’ın niçin , “tek orjinal kitap, “kabul edilmesi gereken yeğane hadis” ve “en iyi hadis” olan kitabı Kur’an’ı, “koruma altına aldığını” söylediğini daha iyi anlamaya çalışmamız lazımdır.

Böyle bir garanti başka hiçbir kişi ve kitap için geçerli değildir, ki o bazıları, kendi görüşlerini dine yamamak için Kur’an’ın mükemmelliğine ve herşeyi detaylı bir şekilde anlattığı iddiasına dil uzatmaktadırlar.Onlara göre, bu mükemmel kitabı açıklayacak başka kitaplara da ihtiyaç vardır…

İşte o başka kitapların hali!

***

HADİS VE SÜNNET DİNSEL KAYNAK MIDIR?

Klasik islam hukuk anlayışına göre, bütün müslümanlar Kur’an dışında birinci dini kaynak olarak peygamberin “hadis ve sünnetini” kabul etmek zorundadır.

Bununla birlikte bu anlayışın temelinin, Muhammed peygamberin vefatından iki yüzyıl sonra meşhur İmam Şafi (ölüm tarihi:h.204/820)tarafından atıldığının farkında olan, ancak çok az kişi vardır.

Ortodoks sünni anlayışının “Sahih altı hadis kitabı”olarak kabul ettikleri Kütüb-ü Sitte’nin de,Buhari (ölm.256/870) Müslim (ölm.261/875)Ebu Davud (ölm.275/888) Tirmizi (ölm.279/892) İbni Mace (ölm.273/886) ve El Nesai (ölm.303/915) tarafından, Peygamberin vefatından 220 ile 270 yıl sonra , 2.hicri yy.ın sonları ve 3.hicri yy.ın başlarına kadar geçen süre içinde yazımı,yine İmam Şafi’nin bu görüşlerini yaymasından sonraya rastlar.

Daha küçük bir azınlık olan Şii’lerin de kendi hadis derlemeleri vardır ve daha ziyade Ali’nin sözleriden oluşan bu derlemeler, 3. ve 4. hicri yy.da El Kulaini (ölm.328) İbni Babuweyh ölm.381)Cafer Muhammed El Tusi (ölm.411) ve El Murtaza (ölm.436) tarafından yazılmıştır.

Hadis ve sünnet bu şekilde, Şafi’ni görüşü ve din bilginlerinin icmasıyla dinin doğuşunda ancak uzun bir süre sonra Kur’an’ı açıklayıcı ve tamamlayıcı bir kaynak olarak müslümanlar tarafından kabul edilmeye başlandı.Bu esnada Kur’anın kendi başına anlaşılamayacağı ,bu sebeple de “tam” olmadığına dair görüşler de benimsenmiş oldu.Şiiler, sünnilerin geliştirdiği bahse konu hukuksal anlayışlarını bütünüyle benimsemeseler de, “Kur’an’ın yanında hadis ve sünnetin de dinsel bir kaynak olduğunu” doktirinini aynen kabul ettiler.

***

İslam toplumunda “hadis ehli” yada “gelenekçiler”tabir edilen kesimin ortaya çıkışı ,ikinci İslami yüzyıl başına, yada diğer bir deyişle peygamberin vefatından yüzyılı aşkın bir zaman geçinceye değin belirgin hale gelmemiştir.Peygamber ile, onun bazı uygulamalarını anlatan ilk “resmi”eserin (İmam Malik’in El Muvatta’sı/ ölm.h.179) ortaya çıkışı arasında “büyük bir boşluk” vardır.

Peygamberin yakın arkadaşı olan ilk dört halifeden bize intikal eden herhangi bir derleme olmadığı gibi, onların bu tarz bilgiye dayanan fazlaca bir uygulama yapmadıkları tarihsel olarak da bilimektedir.Herşeye rağmen gelenekçiler, “peygamberin hadis ve sünnetinin başlangıçtan beri inananlar üzerine bir yükümlülük teşkil ettiği” fikrini kabul ettirmeyi başarmışlardır.

Onlar bu otoritenin yine Kur’an’dan kaynaklandığını da iddia etmektedirler.Aksi takdir de zaten böyle bir iddia da başarılı olmazlardı ve Kur’an otoritesi olmaksızın, hadisler otomatik olarak reddedilirdi.

Şimdi görülecektir ki,bu iddia yanlıştır.

Onların bu konuda dayandıkları “dört temel argüman” olduğunu görüyoruz :

1- “Hadisler de ilahi vahiy iledir.”

2- ALLAH’ın peygambere itaati emreden emrinin manası ,hadislerede itaat etmektir.”

3- Peygamber Kur’an’ı yorumlayan ve ne şekilde anlaşılması gerektiğini gösteren kişidir.”

4-”Peygamber inananlar için bir örnektir ve bu sebeple onun sünnetine uymak da bir yükümlülüktür”.

***

Birinci iddia: “Hadis ve Sünnet de vahiy iledir.”

Onların bu iddialarını desteklemek için kullandıkları Kur’an ayeti şudur:

“Ey bizim Rabbimiz, bir de onlara içlerinden öyle bir peygamber gönder ki, onlara senin âyetlerini okusun eylesin, kendilerine kitabı ve hikmeti öğretsin, içlerini ve dışlarını tertemiz yapıp onları pâk eylesin.” 2:129

2. “Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı, azmadı. 3. O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz.4. O(nun konuşması kendisine ) vahyedilenden başkası değildir. “(53.sure)

Klasik hukuksal anlayışı ilk kez ortaya koyan meşhur hukukçu İmam Şafi,yukarıdaki ayettte ve benzer başka ayetlerde geçen “hikmet” kelimesinin ,”sünnet”yada “hadis”olduğunu iddia etmiştir. Ana eseri olan “Risale”‘de buna değinmektedir;

“…Bu şekilde ALLAH, “kitaptan” ki o Kur’an’dır ve “hikmet”ten bahsetmektedir.Kur’an’ı çok iyi bilen ve aynı fikirde olduğum bazı kişilerin, buradaki “hikmet”in peygamberin sünneti olduğunu söylediğini duydum.Bu da ALLAH’ın sözü ile aynıdır, fakat en doğrusunu ALLAH bilir.Çünkü burada “Kur’an” ve peşisıra “hikmet’ten bahsedilmektedir;Daha sonra da ALLAH’ın insanlara kitabı ve hikmeti öğreterek yapmış olduğu iyiliğe değinilmektedir.işte bu sebeple “hikmetin”, peygamberin sünneti dışında bir şeyi işaret etmesi mümkün değildir”.

Şafi’nin “hikmet”kelimesini peygamberin sünneti şeklindeki yorumlaması, meseleyi halletmekten ziyade başka soru işaretlerini akla getirmekte.Acaba Şafi bu yorumunda haklı mıdır? Onun bu yorumu için başka bir Kur’ansal bir dayanak daha ortaya koymadığı da açıktır.Bunun yerine o, sadece aynı fikirde olduğu bazı “uzman”ların görüşünü aktarmaktadır.Kimdir bu “uzmanlar” ve onların delilleri nedir,Şafi bu konularda bizi yine aydınlatmamakta. Mantık bilimine göre herhangi bir kişi tarafından ortaya konan herhangi bir görüşü sorgulayabiliriz ,ama kesin olan bir şeyi değil.

Yukarıda verilen alıntıda Şafi,olasılık ifade eden bir durumdan kesinlik ifade eden bir sonuca,yeterli delileri ortaya koymadan atlayıvermiştir.Bu ise bilimsel bir yaklaşım olarak kabul edilemez.

***

ALLAH,Kur’an’ı açıklayacak olanın kendisi olduğunu ifade etmektedir.Bu da Kur’an’ın kendi kendini açıkladığı anlamına gelir.Bu ipucundan haraketle “hikmet”kelimesini ele alırsak yirmi ayrı yerde geçen “hikmet” kelimesinin, “Kur’an öğretisi” yada “elçi ve nebilere verilen genel bilgelik” anlamı taşıdığı ortaya çıkmaktadır.”Bu sana Rabbinin vahyettiği hikmetten bir kısımdır” ayeti ile hikmet kavramı, 22 ile 38.ayet arasında anlatılan,putlara tapmamak,dürüst ve iyliksever olmak gibi değerlere bağlanmaktadır.

Başka bir kullanım da;

Allah peygamberlerden şöyle söz almıştı: “Andolsun ki size kitab ve hikmet verdim, sonra yanınızda bulunan (kitaplar)ı doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde ona muhakkak inanacak ve ona yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?”demişti. Onlar: “Kabul ettik” dediler. (Allah da) dedi ki: “Öyleyse şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım”.( 3:81)

ayetinde geçen “hikmettir”.Burada tüm ilahi kitaplar ve onların içeriklerinden bahsedilmektedir.Yine başka bir ayette de Lokman’a verilen hikmette değinilmektedir ki,buradaki anlamda da yine bilgeliktir.Yukarıda verilen Kur’ansal deliller ışığında iki sonuca varabiliriz:Birincisi 2:129 ayetinde geçen ve Şafi tarafından hadis ve sünnet olarak yorumlanan “hikmet”,Kur’an daki ahlaki öğretilerdir.İkincisi de genel olarak bu tip bir bilğinin tüm peygamberlere verilmiş olduğudur.

Muhammed’de bir peygamber ve idareci olarak bu bilgeliği kendi halkına aktarmıştır ve bir kısım hadisler de bunu hala görmek mümkündür.Diğer yandan bu ayetlerin bağlamından hiçbir şekilde Peygamber’in sözlerinin, Kur’an’ın yanında ayrıca bir dinsel kaynak olduğuna dair, Kur’ansal bir anlam çıkartılamaz.Bu noktada Kur’an’da geçen hadis ve sünnet kelimelerinin incelenmesiyle de ilginç bilgileri açığa çıkmaktadır:

Kur’an’da geçen sünnet kelimesi ile, daima” İlahi kanunlardan oluşan sistem” ve “eskilerin halleri”kasdedilmiştir ve bu kelimenin hiç bir kullanımında , peygamberin hal ve haraketine değinilmez:

“Bu ALLAH’ın daima geçerli olan sünnetidir.ALLAH’ın sünnetinde bir değişiklik olmaz.”(48:23)

“Allah, sizlere bilmediklerinizi bildirmek, sizden öncekilerin yollarını (sünnetini) size göstermek ve tevbenizi kabul etmek istiyor. Allah, her şeyi çok iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (4:26)

***

KUR’AN’DAKİ “HADİS”

Muhammed Peygamber ALLAH’ın elçisidir ve son nebi’dir.Yine O,son mesaj olan Kur’an’ı getirmiştir.ALLAH inananlara kendi kitabının tam, mükemmel ve tüm detayları ihtiva eden olduğunu söylemektedir.Bkz.6:19,38,114 – 12:111

Yine ALLAH bize kendi sözlerinin asla tükenmeyeceğini ve istese bu Kur’an’dan daha fazlasını da verebileceğini hatırlatır.(18:109, 31:27) Herşeyi bilen ALLAH, insanların Muhammed Peygamberin vefatından sonra yalanlar uydurup bunlara “hadis”adı vereceğini de bilmektedir.Bütün bunlara karşı O,Kur’an’da “hadis”kelimesini kullanmıştır.

Gerçek inananlara, kabul edilmesi gereken yeğane hadis’in “ALLAH’ın Hadisi (Kur’an)olduğunu söylemiştir.Hadis kelimesi Kur’an’da pekçok kez geçer..(31 kez değişik formlarda ve 18 defa da aynen)Hadis kelimesinin olumlu anlamda kullanıldığı hiç bir durumda, bugün müslümanların Peygamberin sözü olarak inandığı mana kasdedilmemektedir.Kur’an’da geçen hadis kelimesi ile ilgili yapılacak kısa bir tarama,ALLAH’ın bizlerden isteğinin,kendi hadisi (sözü)olan Kur’an dışında başka hiçbir hadisi takip etmememiz olduğunu gösterecektir.Şimdi,Kur’an’ın “hadis”hakkında söylediklerine bir bakalım.İfadeler açıktır,ancak ALLAH’ın sözlerine karşı sağırlıkta ısrar edenler için, elbette ki bunları anlamak güç olacaktır:

“Onlar göklerin ve yerin hükümranlığının kime ait olduğunu ve ALLAH’ın yarattığı herşeyi görmüyorlar mı? Ecellerinin onlara yakın olabileceği akıllarına da mı gelmiyor?Onlar bunun dışında başka hangi HADİS’e inanırlar? (7:185)

“İnsanlar arasında diğerlerini ALLAH’ın yolundan saptırmak için hiçbir temeli olmayan “HADİS”‘e, boş yere bağlananlar var.İşte alçaltıcı azap bunlar içindir.(31:6)

ALLAH, “HADİS”’in en güzelini, birbirine benzer, ikişerli bir Kitap halinde indirdi. ablerinden korkanların, ondan derileri ürperir, sonra derileri ve kalbleri ALLAH’ın zikrine yumuşar. İşte bu (Kitap) ALLAH’ın rehberidir. Dilediğini bununla doğru yola iletir. Ama ALLAH kimi sapıklığında bırakırsa artık ona yol gösteren olmaz.Kıyâmet günü, yüzüyle o en kötü azâbdan korunmağa çalışan (ile güven içinde bulunan bir olur) mu? (O gün) Zâlimlere: “Kazandığınız(ın tadın)ı tadın!” denmiştir.(39:23)

İşte şunlar, ALLAH’ın âyetleridir, onları sana gerçek ile okuyoruz. ALLAH’tan ve O’nun âyetlerinden sonra hangi HADİS’e inanacaklar? (45:6)

Eğer samimiyseler, bırak onlardan bunun gibi bir HADİS üretsinler.(52:34)

Bu HADİS’i(Kur’an’ı) yalanlayanı bana bırak; onları bilmedikleri yerden derece derece (azâba) yaklaştıracağız.(77:50)

Onlar bun(a inanmadık)dan sonra hangi HADİS’e inanacaklar?(77:50)

“Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytânlarını düşman yaptık. (Bunlar), aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi onu yapamazlardı. Artık onları, uydurdukları şeylerle baş başa bırak.Öyle ki âhirete inanmayanların kalbleri (onların yaldızlı sözleri)ne kansın, ondan hoşlansınlar ve onlar, işledikleri suçları işlemeğe devam etsinler.ALLAH, size Kitabı açıklanmış olarak indirmiş iken O’ndan başka bir hakem mi arayayım? Kendilerine Kitap verdiklerimiz, O(Kur’a)nın, gerçekten Rabbin tarafından indirilmiş olduğunu bilirler, hiç kuşkulananlardan olma.Rabbinin sözü hem doğruluk, hem de adâlet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirebilecek hiç kimse yoktur. O, işitendir, bilendir.Yeryüzünde bulunan(insan)ların çoğuna uyarsan, seni ALLAH’ın yolundan saptırırlar. Onlar sadece zanna uyuyorlar ve onlar sadece saçmalıyorlar.” (6:112-113)

Yukarı da verilen ayette ALLAH, ısrarla, kitabının “tam” ve “açıklanmış” olarak indirildiğini söylüyor.ALLAH ile aynı düşünce de olmayan hadisçiler, uydurma bir takım sözlerle ALLAH’ın kitabını açıkladıklarını zannediyorlar.ALLAH ise, bu sözleri uyduranlara kasten izin verdiğini, bunların ancak “doğru zannettikleri şeylere uyan, aldatılmış kişiler” olduğunu vurguluyor.Aynı zamanda bu sözleri uyduran ve uyan kişilerin, “peygamber düşmanı” ve de “günahkar” olduklarını da ifade ediyor.

ALLAH’ın hadisler hakkındaki bu sözlerine inanmamız gerekmez mi? Eğer inanmak istemiyorsanız,bir de şu iki ayeti inceleyin:

“ALLAH’ın vahiyleri ile ikaz edidiği halde bunu gözardı edenden daha kötüsü kimdir?Biz şüphesiz ki,suçluları cezalandıracağız.”(32:22)

“Onlardan birine ayetlerimiz okunduğunda o sanki duymamış gibi,kulakları sağır gibi,küstahlıkla arkasını döner.Ona acı bir azabı müjdele.”(31:7)

İkinci iddia: “Peygambere itaat edin” demek ,”hadis’e uyun” demektir.

Gelenekçiler tarafından öne sürülen bu ikinci argüman, onlar tarafından “hadis ve sünnete uyun” şeklinde yorumlanan ve ALLAH’ın “peygambere itaati emreden” ayetine dayanmaktadır.Şafi,El risale isimli kitabında kendi görüşünün temelini oluşturan bu argumanı yorulmadan, defalarca tekrar etmektedir:

…”Fakat,onun tarafından her neye karar verilirse ona itaat etmemiz ,ALLAH tarafından kendisine itaat ile eşitlenmiştir ki,bu da onun sünnetidir.Ona itaatsizliğimiz de ALLAH’a itaatsizliğimiz olarak kabul edilecek ve bağışlanmayacaktır….”

..Açıkça görülmektedir ki yukarıdaki ayet ve benzer ayetlerden anlaşılan, Peygambere itaat ile ALLAH’a itaatin aynı olduğudur,çünkü peygamber kendi başına haraket eden bir eleman değildir.Bir elçi olarak o, mesajı getiren kişidir ve ona itaat ile ALLAH’a itaat eş manalıdır.Kur’an’da da ifade edildiği gibi :

“Elçinin yeğane görevi mesajı iletmektir”

Dikkat edilmesi gereken nokta şudur ki,Kur’an burada “elçi”kelimesini kullanmaktadır,Muhammed değil.O sebeple itaat edilecek olan da, ancak onun getirdiği mesaj olmaktadır.Kısacası ALLAH ve elçisi bu bağlamda tek bir bütünü oluşturmaktadır ve ayrı düşünülemez.Kur’an’ın kendi kendini açıkladığını ise daha önce belirtmiştik.Şimdi başka ayetlerden de görülmektedir ki,ALLAH ve elçisine itaat dahi, sonuçta ALLAH’a itaat ile alakalıdır ve hatta aynı anlamlıdır. Örneğin:

De ki: Ey kitap ehli! Sizinle bizim aramızda ortak olan bir söze geliniz. Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâhlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: “Şahit olun biz müslümanlarız”. (3:64)

Bu şekilde, elçiye itaatin onun hadislerine itaat olduğu manası, katagorik olarak anlamsız hale gelmektedir.

3.İddia:”Hadisler Kur’an’ı açıklıyor.”

Gelenekçiler Muhammed peygamberin Kur’an’ı açıkladığını ve bu açıklamanın da hadisler yoluyla geldiğini söylemektedirler.Onlara göre hadisler olmasa ALLAH’ın Kur’an’daki emirlerini anlayamayız ve uygulayamayız.Gelenekçilerin bu iddialarına destek olarak ileri sürdükleri ayet de şudur:

Biz o peygamberleri mucizelerle ve kitaplarla gönderdik. Ey Peygamberim! Sana da Kur’ân’ı indirdik ki, insanlara vahyedileni açıklayasın. Belki onlar da düşünürler.16:44

(Ey Resulüm!) Biz, sana bu kitabı (Kur’ânı) sırf hakkında ihtilafa düştükleri şeyi insanlara açıklaman için ve iman edecek topluma bir hidayet, bir rahmet olsun diye indirdik. 16:64

Bu ayetlerin yorumunu yapan bir yazar, peygamberin Kur’an’da genel hatları ile bildirilen meselelerin detaylarını açıkladığını, mesela namaz vakitleri,namazların rekat sayıları ve zekat yüzdesi gibi konuların onun tarafından açığa kavuşturulduğunu söylemektedir.Kur’an’ın yorumlanması ve açıklanması meselesi ile ilgili Kur’ansal beyanlar ve tarihsel deliller göstermektedir ki ne Muhammed peygambere ne de bir başkasına, bu tarz bir bilgi bir kerede ve tamamen verilmemiştir.Zaten Kur’an, herşeyi bilen sonsuz ilim sahibi ALLAH’ın kitabı olarak tam olarak anlaşılamaz.Ancak uzun ve rasyonel bir düşünsel süreç içinde peyderpey anlaşılabilir.Kur’an’ın yorumlanmaya çalışıldığı uzunca bir dönem buna şahittir.Ayrıca mütaşabih kabul edilen bazı Kur’an ayetleri ile ilgili aşagıdaki beyan da bu gerçeğe işaret eder:

“Onun gerçek yorumunu ALLAH’tan ve ilimde derinleşmiş olanlardan başkası bilemez.”

Bu ayet sadece müteşabih ayetlerle ilgili iken,ALLAH açıkça ifade eder ki Kur’an’ı öğreten ve açıklayan’da kendisidir.Bunun anlamı, hem Kur’an’ın kendi kendini açıkladığı hem de ALLAH’ıninsanoğluna belli zamanlarda belli anlayışı vererek bu konuda yardımcı olduğudur.So dört yüzyıl içinde yapılan bilimsel keşifler, ondört asır önce indirilen Kur’an’ ın bazı ayetlerinin anlamını daha yeni anlamamızı sağlamıştır.

İBADETİN ŞEKLİ

Gelenekçiler;”eğer hadisler olmasaydı nasıl ibadet ederdik” diye ısrarla sormaktadırlar.Bu da onların Muhammed öncesi arab tarihini dikkatli bir şekilde tetkik etmediklerini göstermektedir.Kur’an İslam dinini bütün ibadetlerinin orjinal olarak İbrahim peygambere verildiğini ifade eder.İbrahim’den sonra gelen tüm gerçek inananlar ve peygamberler de bu ibadetleri yerine getirmişlerdir.Yine bu konuda Kur’an, içlerinde araplarında olduğu daha sonraki nesillerin, zamanla bu ibadetleri terkettiklerini de söylemekte.Ayrıca yine dikkat edilmelidir ki vahiy sırasına göre 3. olan Müzemmil suresinde dahi,salat(namaz) ve zekat emredilmiştir.Bu da onların bu ibadetlere hiçte yabancı olmadıklarına delildir.Peygamberin biyografisini yazan İbni ishak gibi erken dönem tarih yazarlarının eserlerine de, bu durumu doğrulayacak deliller görülebilmektedir.Tüm bunlar da isbat etmektedir ki,namaz ibadeti hiç de gelenekçilerin iddia ettikleri gibi “Mirac” olayı sırasında ilk kez Muhammed’e verilmiş değildir.

Zaten bir an düşününce namaz ibadetini hadislerden öğrenmediğimizi de farkedebiliriz.Bu ibadet, ilk kaynak olan İbrahim peygamberden bu yana, geleneksel olarak nesilden nesile aktarılagelmektedir.Hal böyle olunca Kur’an, binlerce yıldan beri süre gelen bu İbrahimi geleneği yeniden anlatma ihtiyacı duymaz.Bununla birlikte namazı ilgilendiren temel esaslar, yine de değişik ayetlerde zikredilir: (5:6)(4:43)(7:31)(2:144) ((11:114, 17:78, 24:58, 2:238, 30:17-18 20:130)(2:43,125,3:42, 22:77, 48:29)(17:110) (72:18)(4:101,103)

Yine hatırlanmalıdır ki Kur’an, tüm ibadetlerde daima “samimiyete” vurgu yapar ve “şekil” yönüne takıntı yapmamayı öğretir.Bunun niçin böyle olduğu açıktır:Şekil saplantısı ibadetin özünü unutmaya yolaçabilir.Tıpkı bir zamanlar Yahudilerin yaptığı gibi:

67- Hani bir zamanlar Musa kavmine demişti ki Allah, size bir bakara (sığır) boğazlamanızı emrediyor. Onlar da ” sen bizimle eğleniyor, alay mı ediyorsun?” dediler. Musa da:”Böyle cahillerden biri olmaktan Allah’a sığınırım.” dedi.68- Onlar, “Bizim için Rabbine dua et, her ne ise onu bize açıklasın.” dediler. Musa, “Rabbim buyuruyor ki, o ne pek yaşlı, ne de pek taze, ikisi arası dinç bir sığırdır, haydi emrolunduğunuz işi yapınız.” dedi.69- Onlar, “Bizim için Rabbine dua et, rengi ne ise onu bize açıklasın.” dediler. Musa,”Rabbim buyuruyor ki, o, bakanlara sürur veren, sapsarı bir sığırdır.” dedi.70- Onlar, “Bizim için Rabbine dua et, o nedir bize iyice açıklasın, çünkü o bize biraz karışık geldi, bununla beraber Allah dilerse onu elbette buluruz.” dediler.71- Musa, “Rabbim buyuruyor ki o, ne çifte koşulup tarla süren, ne de ekin sulayan, ne de salma gezen ve hiç alacası olmayan bir sığırdır”. Onlar da: “İşte tam şimdi gerçeği ortaya koydun.” dediler. Nihayet onu bulup boğazladılar. Az kaldı bunu yapmayacaklardı (BAKARA SURESİ)

1985 yılında uzay mekiği Discovery ile uzaya giden Suudi Prensi Sultan Salman’ın, bu yolculukta nasıl namaz kılmak gerektiğine ilişkin ulemaya yönelttiği soru karşısında, şekil takıntılı din adamlarının içine düştükleri zor durum da iyi bir örnek olarak verilebilir.

Çevirenin Notu:

( Peygamberin Kur’an’ı açıklaması, ALLAH’tan aldığı vahyi bildirmesinden ibarettir.Asıl açıklamayı yapan ALLAH’tır.

Örneğin:

176- Senden fetva istiyorlar. Deki: “Allah size (babasız ve çocuksuz kimse) nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor: Çocuğu olmayan, fakat kız kardeşi bulunan bir kişi ölürse, bıraktığı malın yarısı o (kız kardeşi)nundur. Çocuğu olmayan kız kardeş ölürse, erkek kardeş ona varis olur. Eğer (ölenin) iki kız kardeşi varsa,bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kardeşler erkek ve kız olurlarsa, erkeğin hissesi, iki kızın hissesi kadardır. Şaşırmamanız için Allah size (hükümlerini) açıklıyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.(nisa suresi)

Görüldüğü gibi,peygamberden açıklama isteyenlere “ALLAH” gerekli açıklamayı yapmıştır.O’nun(peygamberin) açıklaması ise bu ayeti okumaktan (tebliğden) ibarettir. O’nun bunun ötesinde hüküm koyucu bir izah getirmesi mümkün değildir. O sadece bir elçidir,ALLAH’ın ortağı değil.

O, kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez.(18:26)

15- Böyle iken, âyetlerimiz, kesin birer belge olarak kendilerine okunduğu zaman, o bizimle karşılaşmayı ummayanlar, “Bundan başka bir Kur’ân getir veya bunu değiştir.” dediler. De ki, “Onu kendiliğimden değiştiremem, benim açımdan bu olacak bir şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Rabbime isyan edersem, şüphesiz büyük bir günün azabından korkarım.” 16- De ki, “Eğer Allah dileseydi ben onu size okumazdım. O da onu hiçbir şekilde size bildirmezdi. Bilirsiniz ki, ben sizin içinizde bundan önce yıllarca bulundum. Siz hâlâ aklınızı başınıza toplamayacak mısınız?”(yunus suresi)

ALLAH peygamberine, aldığı vahyi yani Kur’an ayetlerini insanlara okumasını, onların tepkilerinden çekinerek gizlememesini emretmiştir:

37- Hem hatırla o vakti ki, o kendisine Allah’ın nimet verdiği ve senin de ikramda bulunduğun kimseye: “Hanımını kendine sıkı tut ve Allah’tan kork” diyordun da nefsinde Allah’ın açıklayacağı şeyi gizliyordun. İnsanlardan çekiniyordun. Halbuki Allah kendisinden çekinilmeye daha lâyıktı.(ahzab suresi)

39- Onlar(peygamberler), Allah’ın gönderdiklerini tebliğ ederler ve O’ndan korkarlar, Allah’tan başka kimseden korkmazlar. Hesap görücü olarak da Allah yeter.(33:39)

16- Peygamberler dediler ki: “Rabbimiz biliyor ki biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz.” 17- “Bize düşen de sadece apaçık tebliğdir.”36.sure)

48- Ey Muhammed! Eğer onlar yüz çevirirlerse bilsinler ki, biz seni onların üzerine bir bekçi olarak göndermedik. Sana düşen sadece tebliğdir. (42.sure)

…Eğer yüz çevirirlerse, sana düşen şey ancak tebliğ etmektir.(3:20)

Diğer yandan Ehli kitaba’da “ALLAH’ın vahiylerini(ayetlerini) açıklamaları” emredilmiştir.Bu emirden murad edilen şey, hiç şüphesiz ALLAH’ın ayetilerini olduğu gibi insanlara okumaları ve işlerine gelmeyen kısımları saklamamalarıdır. Yoksa ayetleri tefsir etmeleri yada yeni hükümler ortaya koymaları değildir:

İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayetin kendisi olan âyetleri insanlar için biz kitapta açıkladıktan sonra gizleyenler var ya mutlaka onlara Allah lanet eder.( 2:159)

Bir zaman Allah, kendilerine kitap verilenlerden, “Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemiyeceksiniz.” diye söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler ve onu az bir dünyalığa değiştiler. (3:187)

15 – Ey kitap ehli! Kitaptan gizlemiş olduğunuz şeylerin çoğunu açıklayan, çoğundan da vazgeçen peygamberimiz size geldi. Ayrıca size, Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap da gelmiştir.(5:15)

Bu son ayette, kitap ehlinin menfaatlerine aykırı gördükleri bazı ayetleri insanlardan gizlediklerini,ancak sadece ALLAH rızasını düşünen peygamberin, insanları bu ayetlerden haberdar ettiğini anlıyoruz.Peygamberin tebliğ anlamı dışında bir açıklama yaptığını iddia etmek, ancak Kur’an’ı ve gerçeği çarpıtmaktır. İstisnasız tüm Kur’an, elçilerin sadece aldıklarını aynen bildirmek manasında bir açıklama yapmakla mükellef olduğuna dair delillerle doludur.

Hadiscilerin savunduğu manada Kur’an’ı açıklamak iddiası aynı zamanda mantıksızdır da.Çünkü Kur’an’ın kendisi zaten bir açıklama’dır.Açıklamanın açıklaması olmaz.Ancak bildirilmesi olur,ki bu da tebliğdir.Kur’an, ALLAH’ın yaptığı en mükemmel açıklamadır ve artık O’nun sözü üzerine söz söylemek kimsenin haddine değildir:

…Bunlar, Allah’ın sınırlarıdır, sakın onlara yaklaşmayın. Allah, âyetlerini insanlara böyle açıklıyor ki sakınıp korunsunlar.(2:187)

Yine sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki: İhtiyaçtan fazlasını infak edin. İşte böylece Allah, size âyetlerini açıklıyor. Umulur ki siz düşünürsünüz (2:219)

. Onlar sizi ateşe davet ederler, Allah ise, kendi izniyle cennete ve mağfirete davet ediyor ve âyetlerini insanlara açıklıyor. Umulur ki onlar hatırda tutup, öğüt alırlar.(2:221)

İşte bunlar, Allah’ın tayin ettiği hudududur. Bunları, bilen bir kavim için açıklıyor (2:230)

Bu (Kur’ân) insanlar için bir açıklama, Allah’dan gereğince korkanlar için doğru yolu gösterme ve bir öğüttür.(3:138)

Meryem’in oğlu Mesih (İsa), sadece bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Anası da dosdoğru bir kadındır. Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak onlara âyetleri nasıl açıklıyoruz. Sonra yine bak nasıl yüz çeviriyorlar!(5:75)

Suçluların tuttuğu yol açığa çıksın diye, âyetleri işte böyle genişçe açıklıyoruz.(6:55)

(De ki) Allah, size Kitab’ı (Kur’ân’ı) açıklanmış olarak indirdiği halde, ondan başka bir hakem mi arayayım? (6:114)

Sonra iyilik edenlere (nimetimizi) tamamlamak, her şeyi açıklamak ve doğru yola iletici ve rahmet olmak üzere Musa’ya Kitab’ı verdik ki, Rablerinin huzuruna varacaklarına inansınlar.(6:154)

O, bilecek olan bir kavim için âyetlerini ayrıntılı olarak açıklar.(10:5)

Bu Kur’ân, Allah’dan başkası tarafından uydurulamaz, lâkin kendinden önceki kitapları tasdik eder ve o kitabı ayrıntılı olarak açıklar. (10:37)

Daha fazla örnek vermeyi gereksiz buluyoruz ve burada kesiyoruz.Dileyen Kur’an’ı inceleyerek onlarca başka örnek bulabilir.Peygamberin Kur’an’da olmayan hükümler koymak suretiyle Kur’an’ı açıkladığı ve dolayısıyla ALLAH’ın eksik bıraktığı bir işi tamamladığı, ancak yalandır ve cehalettir.Tüm Kur’an da buna şahittir…)

(M.B.)

Dördüncü iddia: “Peygamber’deki Örnek”

Peygamberde takip edilmesi gereken güzel bir örnek olduğu ve bu örneğin de onun sünneti olduğu, gelenekçilerin en son argumanını oluşturmaktadır.Onların bu konudaki delilleri ise:

“ALLAH ‘ın elçisinde sizin için iyi bir örnek vardır”ayetidir.

diğer bir ayet de :

“Sen şüphesiz büyük bir ahlak üzerindesin”

Gelenekçiler bu ayetlerden şu sonucu çıkarmaktadırlar:”ALLAH’ın elçisi mükemmel bir insandı ve o her alanda takip edilecek en güzel örneği sergilemiştir.”Hadis bilimci M.M Azami:

Eğer Peygamberi toplum için bir model kabul edersek onun davranış tarzı her halikarda takip edilmelidir”der.Modern din bilimcilerden Prof.Fazlur Rahman’da peygamberdeki davranış örneğinden bahseder:Bununla birlikte yukarıda verilen 33:21 ayetinin bağlamına bakarsak, burada Peygamberin hal ve hareket tarzının tümünden değil ancak, ALLAH’a ve zafere olan inancından bahsedildiğini görürüz.

Yine bu ayet İnananların inançlarının sarsıldığı Hendek savaşı ile ilgili bağlamda yerleştirimiştir.Bu yüzden onun her alanda iyi bir örnek olduğu gibi bir sonuca varmak yanlış olur.Burada bahsedilen şey ancak Peygamberdeki samimi ALLAH inancı ve Kur’an’a olan bağlılığıdır.Güzel örnek olarak ifade edilen bu durum esas olarak kişisel davranıştan ziyade zihinsel moral ve ruhsal bir haleti anlatmaktadır.

Yine başka ayetlerde aynı tabir İbrahim Peygamber içinde kullanılmıştır.Sıkı bir tek tanrı inancı bağlısı olan İbrahim, bu yönüyle daima güzel bir örnek olarak gösterilmiştir.4.sure 60.ayet bu durumu açıklar:

“İbrahim ve onunla birlikte olanlarda sizin için “güzel bir örnek “vardır.Onlar kendi halkına”biz sizi ve ALLAH’ın yanında uydurduğunuz putlarınızı benimsemiyoruz” dediler.Biz sizi reddiyoruz ve siz de ALLAH’a tek olarak inanıncaya değin bizimle sizin aranızda ancak düşmanlık vardır.”

Yukarıda geçen güzel örneğe bakarsak, bunun ancak kişinin inancındaki samimiyeti,kararlılığı ideolojik duruşu ve bu uğurdaki mücadele azmi olduğu görülür.Bu da, Kur’an’ın kendi kendini açıklamasına iyi bir örnek olarak değerlendirilebilir.ALLAH’ın müslümanlardan, elçisinin kişisel davranış biçimini takip etmelerini istediğini düşünmek mantıksızdır ve Kur’an’a uygun değildir.Çünkü kişisel davranış kalıpları adetler,eğitim,kişisel eğilimler ve yetiştirilme tarzı gibi pekçok farkı etmen tarafından belirlenir.Gerçekte Peygamberin yeme, içme ve giyim tarzı, zamanının diğer insanlarından,ki bunun içine yahudi ve hristiyanlar da dahildir,çok da farklı değildi.O eğer arabistan değil de bir başka ülkede yaşamış olsa idi ,o topluma uygun bir yaşantısı olacaktı.Bunlar, kişisel ve kültürel tercihlerdir ve dinin ile ilgi alanı değildir.Yine, peygamber kullandı diye bugünün modern silahlarını terkedip kılıç yada ok kullanacak değiliz.Tüm bu bilgilerden anlaşılması gereken, peygambere uymanın Kur’an’a uymak olduğudur.Çünkü o da ancak bunu yapıyordu. Bu sebeple Kur’an’ın sadece genel prensipleri ortaya koyduğu ve hadislerin onu açıkladığı iddiası, ancak “bir yanlış yorumlanma” dır.

***

POLİTİK ÇATIŞMALAR

İbni Sad (ölm.230/845),Malik İbni Enes (ölm.179/795)Tayalisi(ölm.203/818) humaydi(ölm.219/834)İbni Hanbel(ölm.241/855)gibi orjinal kaynaklarda yapılacak bir incelemeyle, raşit halifelerin kendi idarelerinde ancak pek az sünnet uygulaması yaptıkları görülecektir.”Peygamberin sünneti”tabiri ise, asla Peygamber tarafından kullanılmamıştır ve ancak onun vefatından çok sonra idareyi devralan halife Ömer bin Abdülaziz (ölm.720)tarafından ilk kez kullanılmıştır.Fakat daha sonra İbni Kayyım (ölm.691)gibi kaynaklar,Halife Ebu Bekir ve Ömer’in isimlerini sünnet uygulamaları ile birlikte anmaya başlamıştır.Açıktır ki gelenek yanlıları ,büyük kabul edilen otoritelerin isimlerini kullanarak kendi görüşlerini bir şekilde kabul ettirme yoluna girişmişlerdir.

…Ali ve Ebu bekir hakkında ortaya atılan hadislerin genel durumundan anlaşılmaktadır ki,bu sözler o anda mevcut olan siyasal çatışmalardan da büyük oranda etkilenmiştir.O anda mevcut olan çatışma, hilafetin ilk olarak Ali’ye mi,yoksa Ebu Bekir’e mi verilmesi gerektiği hakkındaydı.İbni Abil Hadid (ölm.655) Nahc El Belagat isimli çalışmasında, hadis uydurma işinin ilk kez Ali yanlıları (şiiler) tarafından başlatıldığını kaydeder.Aynı yazar Muaviye ve Ali arasında devam eden çatışma esnasında hadis uydurma faliyetlerinin ne boyuta vardığını da gözler önüne serer.Siyasal ve sosyal eğilimin değiştiği her durumda pekçok yeni hadis üretiliyordu ve birçokları da bu işi iyi niyetlerle yapıyordu.Ancak sonuçta ortaya çıkan şeyin “iyi” olduğunu söylemek imkansızdır.Hadis uydurma ile başlayan ve değişik tartışmalarla devam eden bu ortamda dini kaynakları dondurup hadis üretimini ve tartışmaları kesme fikri ağırlık kazanmaya başladı.Bu durum Şafi’nin öncülüğünde bugün bile etkili olan ana hukuksal anlayışın şekillenmesine yol açtı.O, dinin kaynagı olarak Kur’an,hadis,İcma ve Kıyas’ı ortaya koydu.

MEZHEPLER

Şii ve sünni’ler arasında ortaya çıkan anlayış farklılığı yanında Sünnilerin kendi aralarında bölündüklerini görüyoruz.Kurucuları arasındaki düşünce farklılığına dayanan pekçok mezhep bu dönemde doğmuştur.Başlangıçta onaltının üzerinde iken, zamanla bu sayı azalmış ve Hanefi,Maliki,Şafi ve Hanbeli mezhepleri üstünlük sağlamıştır.Bu dört mezhep arasında da kurucularının düşünce farklılığına dayanan önemli ihtilaflar vardır.Esas farklılık ise daha sonra kurulacak Maliki ve Şafi mezhebini etkileyen İmam Ebu Hanife ve İmam Malik arasındadır.İmam Ebu Hanife(ölm.767)meseleleri yaratıcı düşünceye (ictihada) dayanarak halletme tarzını benimseyerek bir öncü olmuştur.O Hicaz bölgesinden, Peygamber’den sonra gelen neslin etkilerinden uzak bir yerde, Şam’da yaşamıştır.Bu sebeple de çok fazla hadis dinleme şansı olammıştır.(Bu dört imam da resmi hadis yazım işinden önce yaşamıştır)

Ebu Hanife, problemleri Kur’an ve akıl yoluyla çözme yanlısıydı.İmam Malik(ölm.795) Medine’de yaşamıştır.Hac için Mekke’ye gittiği sefer hariç Medine dışına hiç çıkmamıştır.Ebu Hanife’den farklı olarak İmam Malik,peygamberin sözlerini anlatan pekçok kişinin bulunduğu bir ortam içindeydi.Bu sebeple de meseleleri çözmek için sıklıkla hadislere başvurmuştur.Bu sekilde Ebu Hanife İctihadı,İmam Malik ise icma yada hadisi savunmuştur.Tüm bu farklılıklar yerel yöneticilerin her iki gruba sıklıkla başvurması sonucunu doğurmuştur.Yöneticinin eğilimine göre bölgesel olarak şu yada bu mezhep güçlenip zayıflayabiliyordu.Bu ortamda Kur’an’ın değişik düşüncelerin doğuşuna izin veren yapısından doğan çatışmalar, İmam şafi gibi bu derece düşünce özgürlüğüne tahammülü olmayan kişilerin ortaya çıkmasına yol açtı.Onun çözüm önerisi herşeyi olduğu gibi dondurmaktı.Şafi’ye göre o ana kadar ortaya konan tüm görüşler kabul edilebilirdi;Ancak daha fazlası değil.

Böylece icmayı (alimlerin görüş birliği)öne, ictihadı sonraya alan yeni bir tarz doğmuş oldu.Rahatlık kural haline geldi.Onun peşindende bu rahatlığı koruyacak “pasiflik” ve “körükörüne itaat”himaye edildi.Tüm bunlar ise az sonra, karamsarlığı ve kaderciliği besleyen unsurlar olarak birleştiler ki,bunun doğal sonucu da düşünsel bir ölümdü.Nitekim buğünün İslam dünyasında hala yaşanmakta olanda bundan ibarettir.Diğer yandan erken dönem İslam tarihinde elde edilen başarıları gören Avrupalılar, sorgulama ve aklın önemini anladılar ve o günden beri ilerlediler.Çünkü onlar asla akıllarını serbest düşünceye kapatmadılar.

“İSNAD ZİNCİRİ METODOLOJİSİNDEKİ ZAYIFLIKLAR”

Hadis yazarları,en çok tutulan Hadis yazarları olarak kabul edilen Buhari ve Muslim’in çalışmalarının ne kadar titiz olduğunu söylemekten haz duymaktadırlar.Onlara göre Müslim ve Buhari, en sıkı ve zor teknikleri kullanarak hadis kaynaklarını değerlendirmeye tabi tutmuşlar ve ancak ondan sonra hadis kabul etmişlerdir.Bu arada hadis yazarları tarafından kaynakların doğruluğunun sorgulandığı bir de ilim dalı oluşturulmuştur.Onların bu çabalarını takdir etmemize karşılık bu durum,kullanmış oldukları metodun zayıflıklarını görmemize engel değildir.Şimdi,biliyoruz ki hadislerin çoğu tabiin ve tebei tabiin döneminde (peygamberin sahabesini görenler ve ondan sonra gelen ve bu görenleri görenler)ortaya çıkmıştır.

Kimdir bu “tabiin” ve “tebei tabiin?”

“Tabiin”;peygamberin vefatından iki buçuk ila dört nesil sonra (yaklaşık olarak 70 ila 120 yıllık bir süre) gelen ve “sahabeyi gören” kişilerdir.”Tebei tabiin” ise, bu ilk grubu gördüğü düşünülen diğer bir grup insandır ki,bunlar da peygamberin vefatından sonra gelen dört buçuk ila altı nesil arasına dağılmıştır.(130 ila 190 yıllık bir süre yapar)

Bu da hadislerin, peygamberden yüz ila iki yüz yıllık bir süre sonra ortaya çıktığını göstermektedir.İsnad zinciri metodu ne kadar hassas olsa da, hadis yazarlarının böyle bir şeyden ilk kez bahsetmeleri ve yazıya dökmeleri , son tebei tabiinin vefatından ancak 150-200 yıl sonra gerçekleşmiştir.Bu da demektir ki,isnad zinciri tesbit edilmeye başlandığında yardımcı olacak ne bir sahabe, ne sahabeyi görmüş bir kişi, ne de sahabe görmüş bir kişiyi görmüş olan bir kişi hayattadır.Tüm bu bilgilerin doğrulaması nasıl yapılacaktır,bu meçhuldur…

Burada bizim amacımız Buhari,Muslim ve diğerlerini uydurmacılıkla suçlamak değil.Ancak en basit psikoloji ve iletişim eğitimi almış bir kişi bile, 15 kelimelik basit bir mesajın sadece beş kişi arasında kulaktan kulağa nakli sırasında bile bozulacağını test edebilir.(Sizde bunu kendi aranızda deniyebilirsiniz)Tabii ki bu arada hadislerin binlerce sayıda olduğunu ve abdest almaktan, çeşitli hukuki meselelere uzanan, son derece detaylı anlatımlar içerdiğini unutmayın. Bu anlatımların da yüzlerce yıllık bir süre içinde, binlerce millik çöllerle kaplı bir cografyaya dağılmış,yüzlerce anlatıcıdan kaynaklandığı da hatırlanmalıdır.

Yine unutmayın ki,o zaman haberler ancak deve hızıyla, deri ve kemik parçaları üzerine yazılı olarak dolaşıyordu ve ne kağıt, ne de bunlara yazabilecek adam bulmak hiçte kolay değildi. Buğünün modern dünyasında bile ana tarihsel olaylar hakkında ne, nasıl, hangi şartlar altında gerçekleştirmiş,pek çok belirsizlik vardır.Bir örnek olarak vermek gerekirse Kenedy suikasti hakkında yada birinci dünya savaşının sebepleri hakkında pekçok bilinmeyen ve çelişkili bilği vardır.Aile içinde yaşanan olaylarda bile, olay eskidikçe anlatımlar farklılaşmakta ve belirsizlik artmaktadır.İşte bu sebeplerden dolayı rahatlıkla denebilir ki hadis yazarları, her ne kadar gayret sarfetmiş olurlarsa olsunlar asla kesinlik iddia edemezler.

Mekke’den Şam’a deve sırtında yapılacak bir seyahat en az bir- iki ay sürer.Diğer yandan Arab çölleri arasına dağılmış belli başlı yerleşim yerlerine yapılacak bir seyahatin, çok daha uzun bir zaman alacağı kesindir.Tüm bu gerçeklerde göstermektedir ki,hadis yazarlarının yazmış oldukları bilgileri kişisel olarak doğrulama ihtimalleri son derece azdır.Aksi takdirde ömürlerini büyük kısmını son derece hızlı develerinin sırtında oradan oraya koşturmakla geçirirlerdi!Tarihsel kayıtlarda bu hadis yazarlarının kim olduğu,nerede yaşadıkları ve ne kadar seyahat ettikleri de vardır. Bildiğimiz kadarıyla deve hızı buğünlerde ne ise, o zamanlarda da o idi… O halde hadis yazarlarının tüm bu boşlukları doldurmak için iyi hikaye anlatımlarına şiddetle ihtiyaç duyduğu ortaya çıkmaktadır.Hadis yazarlarının değindiği pekçok “sahih”anlatıcı, esasen sadece uydurma isimlerdir…

Hadisciler bu tip eleştirilerden kurtulmak için çok zekice bir araç geliştirmişlerdir.Bu da sahabenin ta’dilidir.Bu, şu demektir:Hadis anlatımı söz konusu olduğunda Peygamberin sahabesi ilahi bir koruma altına girmektedir ve onlar bu şekilde hata yapmaktan korunmaktadırlar! Bu, hiç şüphesiz akılalmaz ve mantık dışı bir iddiadır ve esasında hıristiyan kitaplarından alınmıştır.

İsa peygamberden çok sonraları İncil’i kaleme alanların da, inandırıcılıklarını arttırabilmek için benzer bir yola başvurdukları bilinmektedir.

Şimdi Buhari tarafından ortaya konan bir isnad zincirini değerlendirelim:

Muhammed Peygamber Muhammed Peygamber

1.Ömer ibni Hattab 1.Ayşe

2.İbni Vakkas El Laiti 2. Zubeyr

3.İbni İbrahim at Taimi 3.İbni Şihab

4.Yahya İbni Said 4.Ukail

5.Süfyan 5.El Bait

6.Abdullah ibni Ez Zubeyr 6.Yahya İbni Buhari

Buhari Buhari

Daha öncede bahsettğimiz gibi isnad zinciri, son tebei tabiininde vefatından ancak 150 yıl sonra yazılmıştır.Bu yüzden, bu rivayet zincirinin bir parçası olarak isimleri geçen Ömer yada Ayşe’nin, gerçekten bu rivayete kaynaklık ettiğine dair delil nerededir? Elbette ki delil yoktur.Elde olan, sadece “kuvvetli zanlar” ve ALLAH’ın onları hata yapmaktan koruyacağı “inancıdır.” Peki herşeye kadir olan ALLAH bu işe ne demektedir:

“Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytânlarını düşman yaptık. (Bunlar), aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi onu yapamazlardı. Artık onları, uydurdukları şeylerle baş başa bırak. ki âhirete inanmayanların kalbleri o(nların yaldızlı sözleri)ne kansın, ondan hoşlansınlar ve onlar, işledikleri suçları işlemeğe devam etsinler. ALLAH, size Kitabı açıklanmış olarak indirmiş iken O’ndan başka bir hakem mi arayayım? Kendilerine Kitap verdiklerimiz, O(Kur’an)ın, gerçekten Rabbin tarafından indirilmiş olduğunu bilirler, hiç kuşkulananlardan olma. Rabbinin sözü hem doğruluk, hem de adâlet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirebilecek hiç kimse yoktur. O, işitendir, bilendir. Yeryüzünde bulunan(insan)ların çoğuna uysan, seni ALLAH’ın yolundan saptırırlar. Onlar sadece zanna uyuyorlar ve onlar sadece saçmalıyorlar.” (6:112-113)

Yukarıda verilen ayette ALLAH insanların çoğunun inancının sadece zanna ve tahmine dayandığını söylemekte. Kim hadis kitaplarının da ancak bizim gibi ölümlü kişiler tarafından yazılmış “din”kitabı olduğunu inkar edebilir? Ama hadisçiler hala ısrarlıdır.Bazılarına göre en azından Buhari’nin hadisleri yanlış olamaz. Niye?

Çünkü Buhari 600.000 hadisi inceleyip sadece 7275 tanesini seçmiştir de ondan… Aslında bu bilgi sadece, okuyucunun Buhari hakkındaki kanaatini etkilemek için uydurulmuştur ve gerçeklerle alakası dahi yoktur.Basit bir hesaplama dahi, Buhari’nin böyle bir çalışmayı asla yapmış olamayacağını isbat eder:

Basit bir hadisin üç cümleden oluştuğunu farzedelim.(gerçekte paragraflar uzunluğunda olanlar var) Buhari bu şekilde 40 yıllık bir süre içinde 1.800.000 cümleyi toplamış,okumuş,değerlendirmiş ve kaydetmiş olmalıdır. Bu da 40 yıllık süre içinde, herbiri Kur’an kalınlığında ve zorluğunda” tam 300 kitaba” eşit bilgi yapar. (Bu arada, bir de deve sırtında tüm arabistan çöllerinde yapılması gereken yolculuklar var): Bunun ne derece mümkün olabileceği, ortadadır.

Başka bir kaynağa göre İbni Hanbel’in 7 milyon hadis naklettiği söylenmektedir.Eğer bu doğruysa Peygamber, 23 yıllık peygamberlik hayatı boyunca ve günde 18 saat haftada 7 gün çalışmalı ve her 77 saniyede bir hadis üretmelidir! O takdir de peygambere ne kendi hayatını yaşamak ne de peygamberlik görevini yapmak için hiç zaman kalmamaktadır.Görüldüğü gibi isnad olayı hadislerin doğruluğunu temin etmekte yetersiz kalmaktadır.Eğer hadisler içerikleri ve mantıkları açısından tasnife tabi tutulsaydı daha inandırıcı olurdu.Yine bu metodun kullanılması halinde, bugünkü “sahih” hadis kitaplarından geriye pek birşey kalmayacağı da açıktır.

“HADİSLERİN TUTARLILIĞI TEORİSİ”

Hdislere yönelik bu tarz eleştiriler artınca onlarda kendi pozisyonlarını sağlamlaştırmak için yeni argümanlar geliştirdiler.İmam Şafi tarafından ortaya atılan hadislerin tutarlılığı teorisi, buna bir örnek olarak verilebilir. Bu fantastik teoriye göre hadisler, asla Kur’an’la yada diğer hadislerle çelişemezlerdi.Eğer bir çelişkinin varlığı tesbit edilirse bu sadece görünüş itibariyledir ve aslında yine de çelişki yoktur. Hadislerde mevcut apaçık çelişkileri örtbas edebilmek için uydurulmuş, gerçekten çok basit bir kelime oyunudur bu.Ancak bu teorinin bile hadisleri kurtarıp kurtaramayacağı ise, başka bir meseledir.

Görülecektir ki,bu teori de ancak hadisleri daha çelişkili hale getirmektedir. Hadislerin ne Kur’an’la ne de kendi içine çelişkiye sahip olmadığını isbat için Şafi’nin yaptığı açıklama şöyledir: O, peygamberi sadece bir elçi değil, her sözü ALLAH vahyi olan ilahi bir sözcü olarak kabul eder.

Peygambere en ince ayrıntısına kadar uyulmalıdır.Çünkü tüm bu tartışmalı meseleleri halledebilecek bilgiye sahip yeğane kişi o’dır.Bu şekilde hadis sünnet ve Kur’an arasında çelişki olamaz.Sünnetin doğuşunu hazırlayan farklı sebepler yüzünden yada rivayet edenin yetersizliğinden dolayı bazı çelişkiler görülebilir, ama aslında böyle bir şey yoktur.

Zina örneğini ele alalım.Kur’an herhangi bir ayrım yapmadan (özgür insanlar için) zina cezasını yüz deynek olarak tesbit etmiştir.Ancak sünnet kaynaklarında bu ceza, evli olan zinacılar için “recm” edilme şeklinde değiştirilmiştir. Sünnet kaynakları bir yandan zina edenin taşlanarak öldürülmesini emredilirken,diğer yandan bazı başka rivayetler de bu iş son derece hafife alınarak yeni bir çelişki yaratılmaktadır:

Cabir İbni Abdullah Peygamberden rivayet etmiştir ki, Sizin kadınlarınız üzerinde haklarınız vardır.Mesela onlar, yataklarını sizden başkasıyla paylaşmamalıdırlar.Eğer bu sınırı aşarlarsa, yaralamayacak şekilde onları dövebilirsiniz. (Buhari ve Müslim)

***

Şafi bu açık çelişkiyi sünnetin Kur’an’ı neshi (iptali) ile açıklar. Bu oldukça ilginç bir izahtır.Hem sünnet’deki ceza açıkça Kur’an ile çelişmektedir hem de sünnete ,Kur’a’ı bile iptal edebilecek yetki verilmektedir.Ama şaşırtıcı bir şekilde Şafi,yine de sünnet ile Kur’an arasında çelişkiyi asla kabul etmemektedir. O Kur’an ayetlerinin Kur’an’ı, sünnetinde sünneti iptal edebileceğini savunur. Açıktır ki, hadisin tutarlılığı teorisi kafa karıştırıcı ve kabul edilemezdir.

***

“HADİSLER’DE İLAHİ KAYNAKLI MIDIR?”

Bazıları Hadis ve Sünnetinde ilahi vahiy ile olduğunu iddia etmektedirler.Açıktır ki böyleleri , ilahi vahiyin bir kriterinin de” Mükemmel Koruma”olduğunun farkında değildirler.Peygambere ait olduğu iddia edilen Hadis ve Sünnet ise “ büyük ölçüde bozulmuş” olduğu için, asla bu kriteri sağlayamaz.Bugün hadislerin büyük ölçüde “sahte uydurmalar” olduğu bilinmektedir. Hatta bu oran %99’lar seviyesindedir. Bu ise, 15:9 ayetinde bildirildiği gibi, ALLAH’ın kendi vahyini koruma altına aldığı gerçeği yanında, hiçte basit bir rakam değildir.

“O Zikri biz indirdik biz; ve O’nun koruyucusu da elbette biziz!”(15:9)

“Onlar, kendilerine gelen Kur’ân’ı inkâr ettiler. Halbuki o, öyle eşsiz bir Kitaptır,ki ne önünden, ne de arkasından onu boşa çıkaracak bir söz gelmez. (O) Hüküm ve hikmet sâhibi, çok övülen(Allâh)dan indirilmiştir.”(41:41-42)

ALLAH sözünün bir diğer kriteri de, (4:82)’de verilmiştir:

“…Eğer o ALLAH’tan bir başkasına ait olsaydı,onda pekçok çelişki bulunurdu.”

Hadis kitaplarını okuyan bir kişi, orada bu tip çelişkilerden bolca bulabilir. Çünkü onlar ALLAH’ın (doğrudan yada dolaylı)sözü değildir.Bunu iddia edenler, ALLAH’ın kendi vahiylerini koruyacak gücü olduğunu bilmiyorlar mı? Evet, Muhammed Peygambere itaat etmek zorundayız.Ona itaat ALLAH’a itaat gibidir. Ancak o artık aramızda değil ve ona ait olduğu iddia edilen sözler de, çok büyük oranda “uydurma ve yalanlardan” ibaret.Buğün ona itaat, ancak onun ağzından dökülen ilahi vahye, yani Kur’an’a itaattir.Geçmişte de onun daveti ancak buydu.(6:19,50:45,16:44) 16:64,14:1,6:155,, 4:105, 18:27 Kur’an, Muhammed’in getirdiği yeğane mesajdır.

“De ki,kimin şahitliği en büyüktür? De ki”ALLAH’ın.Sizinle benim aramda O şahittir ki ve bu Kur’an (Kur’an, hadis ve sünnet değil) bana vahyolmaktadır ki,size ve ulaştığı herkese duyurayım.”(6:19)

“…Benim ikazlarımı dikkate alanlara bu Kur’an (Kur’an, hadis ve sünnet ile değil) ile uyar.” (50:45)

Muhammed Peygamber öldüğünde geriye sadece bir kitap bıraktı:Kur’an.Muhammed Peygamberin uyduğu yeğane kitap da Kur’an idi. Kur’an’ı izleyenler, Muhammed Peygamberi izlemiş olurlar.Hadis ve sünnete uyanlar ise, Muhammed peygambere değil, ancak bu “kitapları yazanlara” uymuş olurlar.ALLAH’ın emri dışında birinin emrini izlemek ise, Kur’an’da “putperestlik” olarak ifade edilmiştir. Putperestlik , eğer ölüm anına değin terkedilmezse,affedilmeyen tek günahtır. O gün iyi niyetleri işe yaramayacak ve yapmakta oldukları şeyin ne olduğunun farkında olmayan pekçok putperest, hesap günü suçlu olarak ALLAH’ın huzuruna çıkacaktır. O halde peygamberi, ancak ALLAH tarafından tam,mükemmel ve detaylı(12:111) olarak nitelenen kitabı,“Kur’an’ı” izlemek suretiyle takib edelim.

***

“EBU HUREYRE VE GELENEKSEL İSLAMIN ŞEKİLLENİŞİ”

Rahman ve Rahim olan ALLAH’ın Adıyla

Müslüman olsun ya da olmasın İslamı araştıran pek çok kişi Ebu Hüreyre’ye atfedilen yada onun tarafından nakledilen hadislerin şaşırtıcı çokluğu karşısında hayrete düşmektedir.Geleneksel İslam anlayışında teşhis ettiğimiz pek çok bozukluğun en önemli kaynağı da yine sahte hadislerdir.. Bu hadislerin binlercesi ise Ebu Hureyre tarafından nakledilmiştir. Geleneksel müslümanlar için ,YÜCE ALLAH’ın sözü olan Kur’an’ın yanında, “Ebu Hüreyre” , pekçok dini mesele de “ikinci”kaynaktır. Bu arada, kimdir bu Ebu Hüreyre acaba?

İslami kaynaklardan onun hakkında yeterince bulabileceğimiz bilgiler yine,Kur’an’ın emri olan ve Kur’an dışında hiçbir hadisi(dinsel kaynak olarak)kabul etmeme emrini destekler niteliktedir.Bak. 7:185 , 45: 6 , 77: 50 , 39: 23 , 50: 45 …vb. Ebu Hureyre, hicri 7. Yılda Yemen’den gelerek İslam’a girmiştir.Bu şekil de Muhammed Peygamberin yanında 2 yıldan daha az kalmıştır. O, bu iki yıllık refakate karşılık 5000’den daha fazla- yaklaşık 5374 civarında- hadis nakletmiştir. (Bu rakamı , Peygamberin yanında çok daha uzun süre bulunmuş olan Ayşe,Ebu Bekir veya Ömer tarafından nakledilen toplam hadis sayıları ile karşılaştırın.)

Muhammed Zübeyr Sıddıki’nin “Hadis Literatürü:Kaynağı,Gelişimi ve Özellikleri” isimli kitabından alınmıştır:

1. Ebu Hureyre , 5347 hadis

4. Ayşe , Müminlerin Annesi , 2210 hadis

10. Ömer İbn-i Hattab, 537 hadis

11. Ali İbni Ebu Talib , 536 hadis

31. Ebu Bekir Sıddık ,142 hadis

İlk rakam, hadis nakledenler arasındaki dereceyi ….

ikinci rakam ise, rivayet edilen hadis sayısını göstermektedir.

Peygamberimiz yanında geçirdiği iki yıldan daha az bir zamana karşılık Ebu Hureyre tarafından nakledilen 5347 hadise karşılık,sevgili Peygamberimize ile 23 yıl civarında refakat etmiş olan Ebu Bekir’in 142 rivayeti, orantı olarak bile oldukça düşündürücüdür….

Ebu Hüreyre kaynaklı hadislerin çoğu Ahad’tır, yani tek bir kişi tarafından tanık olunmuş hadis… Bu kişi de Ebu Hureyre’den başkası değildir. Yine,doğruluk için gerekli şart olarak aranan “iki tanık” kuralının Ebu Hüreyre için ihmal edildiğini görüyoruz..

Peygamberin bazı arkadaşları (Sahabe) onu , mevkii sahibi olmak için hadisler uyduran bir “yalancı” olarak suçlamışlardır. İkinci halife Ömer İbni Hattab, Ebu Hureyre’ye Muhammed hakkında hadisler söylemekten vazgeçmesi , aksi takdirde onu sürgüne göndereceği tehdidinde bulunmuştur. O ise ,Ömer’in suıkast ile şehid edilişine kadar bundan vazgeçmiş ,sonra tekrar başlamıştır.

Ebu Hureyre daha sonra halife ve müslümanları memnun etmek için,Muaviye’nin Suriye’deki kraliyet sarayında yaşadığı dönemlerde dahil olmak üzere, sürekli hadisler söylemeye başlamıştır. Yine kendisini dinleyenlere, bu söylediği hadisleri Ömer zamanında söylemiş olsa onun tarafından kırbaçlanabileceğini de itiraf etmiştir.!

Ebu Cafer El İskafi, Halife Muaviye’nin ,-aralarında Ebu Hüreyre’nin de bulunduğu bazı kimseleri ,siyasi rakibi olarak gördüğü Peygamberin amcasının oğlu Ali İbni Talib aleyhinde hadis ve hikayeler uydurması için görevlendiğini yazar… Ebu Hüreyre, Muaviye’nin sarayında yaşayarak onun politik görüşlerine hizmet etmiştir. Sadece Muaviye’yi memnun etmek için, Ali ‘yi küçültücü,ona hakaret eden ,en azından Ali’nin derecesini Ebu Bekir, Ömer ve Osman’dan daha düşük gösteren hadisler üretmiştir. O zamanlar Ebu Hüreyre için “midesi”, gerçeğin kendisinden daha önemliydi … Muaviye’nin saltanatı esnasında, Ebu Hüreyre’nin de yardımıyla, İmam yada Halife’lere itaatı ALLAH’a yada Peygamber’e itaat ile eş gösteren görüşü destekleyen pekçok hadis uydurulmuştur, tabii ki Kur’an’ın , bütün meselelerin danışma yoluyla demokratik bir şekilde halledilmesi prensibi ile hiçe sayılarak… (Bu esnada Ebu Hureyre’nin hala kraliyet sarayında yaşamakta olduğunu unutmayın.)

Ebu Hureyre tarafından rivayet edilen hadislerin pek çoğu, hem kendi rivayet ettiği başka hadislerle, hem diğer şahıslar tarafından yapılan rivayetlerle, hemde Kur’an ve sağduyu ile çelişmektedir. Ebu Hüreyre Kur’an’ı ,yahudilerin bozuk kitaplarını kullanarak açıklamaya çalışan ve bir yahudi din adamı iken müslüman olan “Kaab El Ahbar” ‘dan da hadisler rivayet etmiştir. Bu suretle ,Tevrat’ta ki sahte hikayelerden alınma ve Kur’an ile tamamen çelişen en dikkat çekici hadisler üretilmiştir..

İslam tarihçileri ,Ebu Hureyre’nin Ömer tarafından Bahreyn valiliğine atandıktan sonra, iki yıl içinde son derece zenginleştiğini ve daha sonra da Ömer tarafından geri çağırılıp ; “Ey ALLAH’ın düşmanı! Sen ALLAH’ın parasını çaldın.Ben ki , seni bir çift ayakkabın bile yok iken Bahreyn Emiri yapmıştım…Bu parayı (40 000 dirhem) nereden buldun”??? şeklinde sorgulandığını kaydederler. Tarihi kayıtlara göre Ömer, ondan 10.000 Dirhemi geri almıştır.(Ebu Hureyre sadece 20.000 dirhemi itiraf etmiştir.)

Ebu Hureyre en çok da hadis uydurmakla suçlanmıştır.

Peygamberin zevcesi Ayşe de, onu daima, kendisinin peygamberden hiçbir zaman duymadığı – aslı olmayan- hikayeler ve hadisler üretmekle itham etmiştir.

İKİ ZIT İNSAN ; AYŞE VE EBU HUREYRE

“Muhtelif Hadisler” isimli meşhur kitabında İbni Kurtubi Ayşe’nin, Ebu Hureyre’ye; ” Sen Muhammed Peygamber hakkında hiç duymadığımız hadisler söylüyorsun.” dediği bir olayı anlatır… O da, (Buhari de nakletmiştir ki) ; ” Sen o zamanlar ayna ve makyajla meşguldun…” demiş, buna karşılık Ayşe validemiz de; Midesi ve açlığıyla meşgul olan asıl sendin..Açlığın seni daima meşgul etmiştir. İnsanların ardından koşarak onlardan yiyecek dileniyordun, onlar ise senden kaçınıyorlar ve uzaklaşıyorlardı.En sonunda da gelip odamın önünde kendinden geçiyordun.İnsanlar da senin deli olduğunu düşünüyorlar ve üzerinden geçip gidiyorlardı.”diye cevap vermiştir.

Eğer hadis rivayet edenler hakkında bahsedilen- sözde- sağlamlık kriteri uygulanacak olursa ,Ebu Hureyre hiç şüphesiz ,bu testte ilk kalacak kişi olacaktır.Naklettiği hadislerde yine, uydurmalar arasında ilk sırayı alacaktır.

Kaynak: http://www.submission.org/turkish/hadis.htm

[/private]

Reklamlar

10 thoughts on “Hadis ve Sünnet gerçeği

Add yours

  1. Alperen Diyor:
    18 Apr 2007 8:05 pm eSelam Ali Aksoy

    Kıymetli Dostum, Ebu Hureyre’nin maskesiz hali hakkında güzel bir çalışma mevcut. Sizinle de paylaşmak istedim.

    http://www.hanifdostlar.com/forum_posts.asp?TID=387

    Muhabbetle, Alperen
    ahmet Diyor:
    25 Apr 2007 8:27 am eİyi niyetle yazdığınıza şüphem yok,FAKAT aşağıdaki ayet-i kerimelerde öyle buyurulmuyor: Kendisi ile birlikte Resulüne uyulmasını, iman edilmesini, isyan edilmemesini, isyan edenlerin kâfir olduklarını bildiriyor. İşte âyet-i kerime mealleri:
    (Allah’a ve Resulüne itaat edin!) [Enfal 20] (Sadece Allah’a değil, Resulüne de itaat şarttır.)

    (Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80] (Resule uymak, Allah’a uymak demektir.)

    (Allah’a ve Resulüne karşı gelen, bilsin ki, Allah’ın azâbı çok şiddetlidir.) [Enfâl 13] (Sadece Allah’a denmiyor, Resulüne de karşı gelen buyuruluyor.)

    (Allah ve Resulüne itaat eden cennete, isyan eden cehenneme gider.) [Nisa 13,14] (Sadece Allah’a denmiyor, Resulüne de buyuruluyor.)

    (Allah’a ve Resulüne karşı gelen, apaçık bir sapıklıktadır.) [Ahzab 36] (Sadece Allah’a denmiyor, Resulüne de karşı gelen buyuruluyor.)

    (İhtilaflı bir işin hükmünü Allah’tan [Kur’andan] ve Resulünden [Sünnetten] anlayın!) [Nisa 59]

    (O Peygamber, güzel şeyleri helal, çirkin, pis şeyleri haram kılar.) [Araf 157] (Haram etme yetkisini Allah, Resulüne de vermiştir.)

    (Aralarında hüküm verilmek üzere Allah’a ve Peygambere çağırıldıkları vakit: “İşittik, itaat ettik” demek, ancak müminlerin sözüdür.) [Nur 51] (Mümin olan, sadece Allah’a değil, Resulüne de uyar.)

    (Allah’a ve Resulüne itaat edin! [uymayıp] yüz çeviren [kâfirdir] Allah da kâfirleri sevmez.) [A. İmran 32] (Demek ki sadece Allah’tan değil, Resulünden de yüz çeviren kâfirdir.)

    (Allah ile resullerinin emirlerini birbirinden ayırıp ikisi arasında bir yol tutmak isteyen kâfirdir.) [Nisa 150,151] (Yalnız Allah’ın değil, Resulünün emrine uymayan da kâfirdir.)

    (Allah ve Resulü, bir işte hüküm verince, artık inanmış kadın ve erkeğe, o işi kendi isteğine göre, tercih, seçme hakkı kalmaz.) [Ahzab 36] (Sadece Allah değil, Resulü de bir hüküm verince, kimsenin söz söylemeye hakkı kalmaz.)

    (Allah’a ve ümmi nebi olan Resulüne iman edin!) [Araf 158] (Demek ki Resule de iman şart.)

    (Allah’a ve Resulüne inanmayan [kâfir olur] kâfirler için de çılgın bir ateş hazırladık.) [Feth 13] (Resulüne inanmayan da kâfirdir.)

    (Allah ve Resulüne itaat eden, en büyük kurtuluşa ermiştir.) [Ahzab 71] (Sadece Allah’a inanan değil, Resulüne de inanan kurtulmuştur.)

    Allahü teâlâ, Resulünü hep kendi ile beraber de bildirirken aşağıda ise sadece Resulünü bildiriyor:
    (Resulüm de ki; “Bana uyun ki, Allah da sizi sevsin!”) [Al-i İmran 31]
    (Ona [Resulüme] uyun ki, doğru yolu bulasınız!) [Araf 158]

    (Onun sözü vahiyden başka şey değildir.) [Necm 4]
    (Peygamberin verdiğini alın, yasak ettiğinden sakının!) [Haşr 7]

    (Kimi, ona [Resulüme] iman etti, kimi de, ondan yüz çevirdi. Bunlara çılgın ateşli cehennem yetti. Âyetlerimizi inkâr ederek kâfir olanları elbette ateşe atacağız.) [Nisa 55-56] (Resulünün hadislerinden yüz çeviren kâfirdir.)

    (Hayır, Rabbine andolsun ki ihtilaflarda seni hakem edip verdiğin hükmü tereddütsüz kabullenmeyen iman etmiş olmaz.) [Nisa 65] (İmanlı, Resulullahın hükmüne razı olur.)
    ahmet Diyor:
    25 Apr 2007 9:09 am eDualarımızla… Eshab-ı kiramın hepsi Cennetliktir. Allahü teâlâ, hepsinden razı olduğunu, hepsini Cennete koyacağına söz verdiğini Kur’an-ı kerimde defalarca bildirmiştir. Birkaç âyet-i kerime meali şöyledir:
    (Ağaç altında, sana söz veren müminlerden [1400 kişi olan Eshabından], Allah razıdır. Kalblerinde olanı bilmiş, onlara güven duygusu vermiş ve onları pek yakın bir fetihle ödüllendirmiştir.) [Fetih 18]

    (Mekke’nin fethinden önce Allah için mal verip savaşanlar, daha sonra harcayıp savaşanlarla eşit değildir. Onların derecesi, sonradan Allah yolunda harcayan ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber Allah [Eshabın] hepsine de en güzel olanı [Cenneti] vaad etti.) [Hadid 10]

    (Muhacirlerin [Mekke’den hicret eden eshabın] ve Ensarın [Medine’de muhacir eshaba yardım edenlerin] önce gelenlerinden ve bunların yolunda gidenlerden Allah razıdır ve bunlar da, Allah’tan razıdır. Allah bunlar için, altından ırmaklar akan Cennetler hazırladı. Bunlar Cennetlerde sonsuz olarak kalacaklardır.) [Tevbe 100]

    (Allah, [Eshab-ı kiramın] hepsine de en güzeli [Cenneti] vaad etmiştir!) [Nisa 95]

    ([Habibimin Eshabı olan] sizler, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz.) [Âl-i İmran 110]

    (Allah’a ve ahiret gününe inanan bir toplumun [Eshab-ı kiramın] babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabaları da olsa, Allah’a ve Resûlüne düşman olanlarla dostluk etmez. İşte onların [Eshab-ı kiramın] kalbine Allah, iman yazıp katından bir ruh ile onları destekledi. Onları içlerinden ırmaklar akan Cennetlere sokacak, orada ebedî kalacaklardır. Allah onlardan razı oldu, onlar da Allah’tan razıdır.) [Mücadele 22]

    Resulullah efendimiz de Eshab-ı kiramın hepsinin Cennetlik olduğunu defalarca bildirmiştir. Birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir:
    (Beni gören Müslüman [Eshabım], Cehenneme girmez.) [Taberani] (Kur’an-ı kerimde de eshab-ı kiramın hepsinin Cennetlik olduğu bildirilmektedir. Hadid 10)

    (Eshabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız, hidayete kavuşursunuz.) [Darimi, Beyheki, İbni Adiy, İ. Münavi]

    (Eshabım, cin ve insanların hepsinden üstündür.) [Bezzar]

    (Allahü teâlâ, beni insanların en asilzadesi olan Kureyş kabilesinden seçti ve bana onların arasından en iyilerini eshab [arkadaş] olarak ayırdı. Bunlardan birkaçını bana vezir olarak ve din-i İslamı, insanlara bildirmekte, yardımcı olarak seçti. Bunlardan bazılarını da Eshar, [zevce, kayınpeder, kayınvalide, kayınbirader ve baldız gibi kadın tarafından akraba] olarak ayırdı. Bunlara sövenlere, iftira edenlere, Allahü teâlânın ve bütün meleklerin ve insanların laneti olsun! Allahü teâlâ, kıyamet günü, bunların farzlarını ve sünnetlerini kabul etmez.) [Hakim]

    (Eshabıma dil uzatmakta Allah’tan korkun! Benden sonra onları kötü emellerinize alet etmeyin! Onları seven, beni sevdiği için sever. Beni sevmeyen de onları sevmez. Onları inciten beni incitmiş olur. Beni inciten de Allahü teâlâyı incitmiş olur. Bunun da cezası gecikmeden verilir.) [Buhari]

    (Eshabımın hiçbirine dil uzatmayın! Onlara dil uzatan Allah’a dil uzatmış olur.) [Buhari]
    (Eshabımı kötüleyene Allah lanet etsin.) [Taberani, Beyheki, Hakim]

    (Eshabımın ismini işitince, susun, şanlarına yakışmayan söz söylemeyin!) [Taberani]
    (Bedir savaşında bulunanları Cennetle müjdele.) [Dare Kutni]

    Bu kadar hadis-i şerifi ve âyet-i kerimeyi görmeyip de, tevil gerektiren bir hadis-i şerifi bahane ederek Eshab-ı kiramı suçlamak Müslüman olan hiç kimseye yakışmaz. Sualdeki o hadis-i şerif, Müslüman görünen münafık ve zındıkları bildiriyor. Dinimiz zahire göre hükmeder. Bir kişi ben Müslümanım derse o Müslüman kabul edilir. Resulullahın (Bunlar eshabımdı) buyurması bundan dolayıdır.
    Diğer yandan, gaybı Allah’tan başkası bilmez. Allahü teâlâ bildirmedikçe, Resulullah onların içinde münafık, zındık olduklarını elbette bilemez. Ancak bildirdiklerini bilir. Eshab-ı kiramın tamamının Cennetlik olduğunu bildirmiştir.

    Eshab arasında bulunan sahabi sanılan birkaç kimsenin Resulullah zamanında mürted olduğu, hadis-i şerifle bildirildi. Bunlar Eshablık şerefine dahil değildir. Bunlar, Beni Hanif ve Beni Sakif gibi kabilelerden elçi olarak gelip, Müslüman olduklarını söyleyip gidenlerden idi. Hz. Ebu Hüreyre, Peygamber efendimizin hep huzurunda bulunduğu için, pekçok hadis-i şerif işitmiş ve rivayet etmiştir.

    Hadis-i şerif öğrenme hususundaki gayreti çok fazlaydı. Bir defasında Hz. Âişe validemizden, Resulullahın sözlerini ve hallerini kim çok bilir diye sordular. Şöyle cevap verdi:
    (Resulullahın hâl ve sözlerini en iyi Ebu Hüreyre bilir. Yemin ederim ki, Ebu Hüreyre bütün vaktini Resulullahın huzurunda geçirmiştir.) İlme çok tutkundu. Resulullah ona bildiğini unutmaması için dua buyurmuştu. Hz.Ebu Hüreyre anlatır: Resulullah efendimiz, (İçinizden hanginiz elbisesini çıkarıp yere yayar? Bazı şeyler söyleyeceğim. Sonra elbisesini toplayıp, katlasın, sözlerimi hiç unutmaz) buyurdu. Paltomu çıkarıp yaydım. Resulullah efendimiz dilediğini söyledi. Paltomu giydim. Göğsümü kapadım. Bundan sonra, işittiğim hiçbir şeyi unutmadım. (Buhari, İlim 42)Hz.Ebu Hüreyre anlatır:
    (Ya Resulallah, kıyamette senin şefaatine nail olacak en mesud kişi kim) dedim. Bana, (Ya Eba Hüreyre, senin hadise olan sevginin çokluğunu bildiğim için, böyle bir soruyu senden önce hiç kimsenin sormayacağını tahmin etmiştim. Kıyamet günü şefaatime nail olacak en mesud kişi, La ilahe illallah diyen müslümandır) buyurdu. (Buhari, ilim 339)

    3- Büyük sahabilerle görüşüp onlardan birçok hadis almış ve böylece ilmi artmıştır.

    4- Resulullahın vefatından sonra 46 yıl yaşamış ve hadisleri yaymakla meşgul olmuştur. Dört büyük halife ise devlet işleri ile meşgul olduğu için az hadis bildirmiştir.

    5- Hz.Ebu Hüreyre, Resulullah efendimizden naklettiği hadisleri halka öğretmeyi, ilmi gizlemenin günahından kurtulmak için, kendine vazife kabul ediyordu. (Buhari)

    Bütün bunların neticesinde Hz.Ebu Hüreyre, sahabe içerisinde hadisi en iyi bilen, hadis alma ve rivayet etme hususunda diğerlerinden daha üstün bir duruma gelmiştir. İbni Ömer, onun cenaze namazında, (Resulullahın hadisini muhafaza eden) demiş ve ona rahmet dilemiştir. Ayrıca, (Ebu Hüreyre, Resulullahın sohbetine en fazla devam eden ve onun hadislerini en iyi ezberleyen zattır) derdi. (Tirmizi, Menakıb, 46)

    Ebu Hüreyre hazretleri buyurdu ki:
    (Bekara 159, Al-i imran 187. âyetleri olmasa idi, hiç bir hadis rivayet etmezdim.) (Buhari)

    (İndirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lanet eder, hem de bütün lanet ediciler lanet eder.) [Bekara 159]

    (Allah, kendilerine kitap verilenlerden, “Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz” diyerek söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler, onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları alış-veriş ne kadar kötü!) [Al-i İmran 187]

    Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
    (İlmini başkasına bildirmeyen, hazineyi gömüp kimseye yardım etmeyene benzer.) [Taberani]
    (İlmini gizleyene, denizdeki balıklardan, gökteki kuşlara kadar her şey lanet eder.) [Darimi]
    (İlmini gizleyen kimseye, kıyamette ateşten gem vurulur.) [İbni Mace, Taberani]
    Ali Aksoy Diyor:
    25 Apr 2007 9:33 am eSelam Ahmet,

    Resule uyulmamalıdır diyen yok ki zaten. Sen bu kadar şeyi neden yazdın ki?

    Mesele, Peygamberimiz söyledi denen sözlerin gerçekten Peygamberimize ait olup olmadığını nasıl zandan uzak bir bilgi ile anlayabileceğimiz meselesidir. Bu sitede bununla ilgili yeterince yazı / açıklama mevcut.

    Selam ve dua ile…
    meçhul Diyor:
    11 Jun 2007 9:28 am eSelamınaleyküm mü’min kardeşlerim,

    Ali AKSOY Bey,buradaki mü’min kardeşlerim fazla sert konuşmamış.Ama ben konuşuramda kusuruma bakmayın.
    Ali AKSOY Bey,bence bu tutuculuğunuzdan,bağnazlığınızdan vazgeçseniz iyi olur.Yoksa bütün İslam Aleminde ayaklanma olabilir.Nasıl olurda Hz Muhammed(sav),yani bizim efendimiz olan,Allah’ın kendisinden sonra en çok ona ittaat etmemizin istediği o mübarek kişinin söylediği sözlere inanmazsınız?Yani HADİSLERE…Ben hiç bir ayet yazmıyorum.Çünkü yukarıda mü’min kardeşlerim yeterince yazmışlar.
    Bence sizin bu yaptığınız dincilik değil.Ben Kur’anda ne emredildiyse onu yaparım.Ona inanırım.Sizin verdikleriniz delil de değil.Benim söyleyeceklerim bu kadar,eminim ki ne demek istediğimi anlamışsınızdır.Zaten siz anlamasanız bile beni mü’min kardeşlerimin anladığına eminim.SAYGILARIMLA…MEÇHUL
    Hatice Tastan Diyor:
    18 Jun 2007 8:33 pm e@ Mechul

    Anlasiliyor ki Ali Aksoy beyin yazdiklarindan hicbirsey anlamamissin; sen Kuran’a degil seytana uyanlardansiniz.
    Kuran’in emrine uyanlar Allah’a ortak kosmazlar.

    Allah seni de islah etsin!
    Yunus Emre Gündoğdu Diyor:
    20 Jun 2007 6:37 am eAllah, Buhari’nin, Tırmizi’nin vs, ondan bundan rivayet ettiklerine değil, Peygamber’e ( elçiye ) uymamızı istiyor. Peygamber nerede? -Kur’an’da.

    Mealciler Elçiye uymayı, Peygambere uyun diye çevirdiklerinden kafanız karışıyor.. Burada elçinin tarifini yapmayacağım.
    Örneğin ben bir arkadaşımı bir şey yapman için size göndersem ( yani arkadaşımı elçi tayin etsem ) siz de bu şeyi yapmayı kabul etseniz ilk etapta siz elçiye uymuş olursunuz. Doğal olarak da bana uymuş olursunuz, yani benim dediğim istediğim ve elçinin size aktarmış olduğunu yapmış olursunuz.
    Yunus Emre Gündoğdu Diyor:
    20 Jun 2007 6:41 am e“Doğal olarak da bana uymuş olursunuz, yani benim dediğim istediğim ve elçinin size aktarmış olduğunu yapmış olursunuz.”

    Şu kısmı alttaki şekliyle düzeltebilir misiniz? Millet daha iyi anlasın;

    “Doğal olarak da bana uymuş olursunuz. Yani benim sizden yapılmasını isteyip elçiye söylediğim ve elçinin de size bunu bildirmesi, aktarması ile sizin bunu yapmanız… “
    aysegul Diyor:
    13 Aug 2007 12:38 pm eallah’ın selamı uzerınıze olsun… gerçek din allah tan gelendir bizde allahın emırlerıne uymak zorundayız.rasul ıse allahın emrınden baska bir söz soylenmemiştir.rasule uymak allaha uymaktır.’deki:ey insanlar size rabbınızdan gerçek geldi kim doğru yola girerse kendi iyiliği için doğru yola girmiş;ve sapıtanda kendı zararına olarak sapıtmıştır..hud 108′hud 109da ise sana vahyedılene uy allah hukmunu verene kadar sabret o hukum verenlerın en iyisidir.’diye emır buyuruyor yuce allah cc.de ‘hadisler dinin kaynagı degıldır.kur’an’ın onayladığı hadisler alınır. allah’ın selamı inanların uzerıne olsun allah’a emanet olun mUcAhİdE
    HAMZAT Diyor:
    13 Aug 2007 3:02 pm eE biz ne anlatıyoruz burda kaç gündür kafa patlatıyoruz. resule itaat diye kalkmış yazmışsınız. Sünneti çürütüyorlar, hadisi çürütüyorlar diyorum. yok hadisler uydurmadır falan diye. bide kalkıp diyorsun sevgili hocam. şimdide diyorsun resule itaat. kendi dediğinden bile anlamamışsın ayşegül.
    Ali Aksoy Diyor:
    13 Aug 2007 3:41 pm eSelam Hamzat;

    “Resule itaat” ???

    Biz bunun aksini mi söylüyoruz ?

    Resule itaat etmekle, Resul’e atfedilen uydurmalara itaati ayırıyoruz. Neye güveneceğimizin delili de Kuran’dır diyoruz.

    Ayşegül kardeşimiz de tam bunu söylemiş zaten…

    “hud 108′hud 109da ise sana vahyedılene uy allah hukmunu verene kadar sabret o hukum verenlerın en iyisidir.’diye emır buyuruyor yuce allah cc.de ‘hadisler dinin kaynagı degıldır.kur’an’ın onayladığı hadisler alınır.”

    Selam ve dua ile…
    onemli degil Diyor:
    17 Aug 2007 9:20 pm emerhabalar

    oncelikle bu arastirmalara bir arkadasimin bana “karides niye yiyorsun? bu bize haram” lafi ile basladim ve gercekten de anlamaya basladim. daha once de bahsedildigi gibi hadislerin %95 i uydurmadan ibaret. yani asil sorun bunlarin Peygamber efendimiz (s.a.v) in soyleyip soylemediklerini secebilmek anlayabilmek. sizce Allah’in kitabindan baska bir kitaba uymak bu kitap dogrultusunda yeni bir din uretmek Allah’a sirk kosmak olmuyor mu arkadaslar? sizce bu buhari,tirmizi, gibi kitaplara inanmakla yeni bir elci -tabi ki asla boyle bir sey olmadigini siz de biliyorsunuz- mi cikartiyorsunuz? neden sadece Kur’an’a bagli kalmakla yetinmiyorsunuz? sunu unutmayalim: hanefi,safi,sunni,hanbeli icin ayri ayri Kur’an yok! tek bir Kur’an var ve tum muslumanlarin uymasi gereken Allah’in kurallarini iceren eksiksiz tek bir Kur’an…

    … Kitap’ta hiç bir şeyi eksik bırakmadık

    6- Enam Suresi 38

    selametle….

  2. Aliaksoy Allah(c.c) sana azap etsin..
    yazdıklarının hepsi boş şeyler.
    Kuran kitabımızdır.hadislerde kitaba saygı resullaha saygı Allah(cc.)a itaat vardır.
    sen nasıl bunları yalanlarsın kendini kandırırsın..
    bırakın boş işleri bakıyorumda zaten senin bu sözüne bahsettiğin olaylar hadislerle dolu herif………. hadisler üzerine kurulmuş bi site meyve veren ağaç taşlanır hesabı.hadislere inanmayan senin gibi olsun.

  3. Ali Aksoy fazla polemik yaratmana gerek yok.Ahmet kardeşimiz sana ,Allah(c..c)a ve Resullüne uymamız gerektiğini ve sahabelerin büyüklüğü hakkında birçok ayet-i kerime ve hadis-i şerifleri açıklayıp senin o, ilim namusuna saygı duymayan yüzüne yapıştırdı.Kur’an-ı Kerim hakkı için-ki sen buna hiç riayet etmiyorsun-bildirilen bu ayetler ne diyor bir bak.Bu ayetleri dikkate almıyorsan lütfen biz müslümanların Kur’an-ı Kerim’inden uzak dur biz Kur’an’ımızı daha iyi anlarız ve anlamışızdır.Kitabımızı bölenlere ihtiyacımız yoktur.Bir de sen utanmadan diyorsun ki size resule uymayın diyen yokki.Ali Aksoy böyle diyen vardır o da senin gibi şahsiyetlerdir.İbadet etmek için müslümanların İslamiyet öncesinden haberleri yokmuş da Peygamberlerin tümü İbrahim(a.s)ın şeriatına göre hareket etmişmiş de bizim de islamiyet sonrasını araştırmamıza gerek yokmuş,keremet bu İslamiyet’en önce imiş.Vay din düşmanı vay. Deyus din düşmanı,din taciri,bu sözlerin ne demek oluyor yani -haşa- İslam dini boşuna mı gönderildi.Senin İslamiyet’en önceki cahiliye devrinden haberin olsaydı böyle demezdin.Biz Peygamber Efendimiz’e(s..a.s) uymayacak mıyız din düşmanı.Peygamber(s..a.s) bize birşey getirmedi mi Kur’andan habersiz herif.Senden bu dinsizliği daha önceden de beklemiştim fakat gene de itikadını araştırma gereğini hissetmiştim.Senin gibi düşünen herifler bilsinler ki bizim din düşmanlarına,yeni din uydurucularına ihtiyacımız yoktur.Bizim bir kardeşimiz yorumunda demişti ki sanki Ali aksoyun oluşturduğu din zenginlere hitap ediyor.Ben de derim ki kardeşim yeni bir din meydana getirmesinde hemfikiriz lakin,bu fasık zenginlere değil dinden haberi olmayan kara kafalılara hitap ediyor.Müslüman kardeşlerim bu gibi türleri sivrisineklere benzetirsek bunların kökünü kurutmak en mantıklısıdır.Bu gibileri batılı oryantalistlerin görevini gören din düşmanıdır.Aşağıdaki vereceğim linklerden bunların kökenine ulaşabilirsiniz. http://slaytlar.blogcu.com/482785/

  4. Mahmut;

    “…İbadet etmek için müslümanların İslamiyet öncesinden haberleri yokmuş da Peygamberlerin tümü İbrahim(a.s)ın şeriatına göre hareket etmişmiş de bizim de islamiyet sonrasını araştırmamıza gerek yokmuş,keremet bu İslamiyet’en önce imiş.Vay din düşmanı vay. Deyus din düşmanı,din taciri,bu sözlerin ne demek oluyor yani -haşa- İslam dini boşuna mı gönderildi.Senin İslamiyet’en önceki cahiliye devrinden haberin olsaydı böyle demezdin.Biz Peygamber Efendimiz’e(s..a.s) uymayacak mıyız din düşmanı.Peygamber(s..a.s) bize birşey getirmedi mi Kur’andan habersiz herif…”

    Bu yazında bana;

    Din düşmanı, deyus, din taciri dediğinin farkında mısın ?

    Hem bir iftiracı hem de zır cahilsin.

    Sen şimdi bundan sonraki böylesi yazıların yayınlanmayınca bir de yaygara çıkarırsın değil mi ?

    Sen ancak başkalarından duyduklarını papağan gibi tekrar edersin. Sen kendi inandığın şeyi dahi müdafaa etmekten acziyet içerisindesin. Cahilliğinden utanacağına bir de bunu böyle deşifre edersin. Hakbu ki , biz sana bildiğini güzelce anlat demiştik. Eğer, Allah’ın indirdiğine iman eden biri isen kardeşimizsin demiştik.

    Demişmiydik ?

    http://www.aliaksoy.net/2007/03/27/super-bir-mehdi-hayal-ediyorum-bilincim-kapali/#comment-2347

    Demiştik.

    Haniflik konusundaki yanlış bilgin hususunda seni ayetle uyarmış mıydık ?

    http://www.aliaksoy.net/2007/08/04/kim-bu-allah-dostlari/#comment-2371

    Uyarmıştık.

    Söyle bakalım Mahmut, “kara kafalı” kimmiş ?

    Sözüm o ki; sen yine de diyeceğini en güzel biçimde söyle. Ben hiç kimseye kin gütmemeyi, daima hayra ve barışa yönelmeyi, bana işlenen zulme sabır ve tahammül etmeyi, gücüm yettiğince affetmeyi, zalimler ve cahiller hakkında da kendimle birlikte af dilemeyi, bu işe her hal ve koşulda azmetmeyi kendime din edindim.

    Bundan sonra da, eğer düşüncelerinden istifade etmemiz için güzellikle yazarsan yazdığın her yazı yayınlanır. Ama, aynı bu yazıda olduğu gibi hakaret edersen yayınlanmaz.

    Biz kimseye zorla bir şey okutmuyoruz. Söylediğimize inanılması konusunda kimseyi tehdit de etmiyoruz. Fakat, ne yöne dönersek dönelim Allah’ın sünnetinde hiç bir değişiklik olmuyor. İnsanlar, bizi işitmemek için avazı çıktığınca bağırıp, çağırıyor. İnsanlar bizimle tartışmak yerine, küfür, hakaret, tehdit yoluna başvuruyor. Nihayet, az bir kimseden başkasına da dinletemiyoruz zaten.

    Aynı Nuh, İbrahim, Lut, Salih, Hud, Musa, Harun, İsa, Muhammed gibi…

    “Sonunda ona [İbrahim’e] bir tek Lut iman etti”

    “Sonunda Musa dedi ki; Ey Rabbim ben kendim ve şu biraderim Harun’dan başka söz dinleyecek birisini bulamıyorum”

    Yok, siz illaki arslandan kaçar gibi mütemadiyen kaçmaya, ıslık çalıp, el çırparak, yaygara kopartarak anlatmamıza engel olmaya çalışın.

    Elinizden geleni ardınıza koymayın. Zaten biz, bunun ötesinde bir şey umanlardan değiliz.

    Çünkü Allah’ın sünnetinde hiç bir değişiklik olmaz.

    Siz hala şirk koşmayı, heykellere tapmak zannedenlersiniz. Siz hala, cahiliye müşriklerinin Allah’a inanmadığını zannedersiniz. Bize de öylece öğretilmişti ya…

    Demek sizce, müşrikler o gün yaptıkları taşlara tapacak kadar salak insanlar mıydı ?

    Hangi insan, kendi eliyle yapıp uydurduğu bir taşa tapar ?

    İnsanları taşlara tapmaya zorlayan şey, atalarını bu halde bulmalarından başkası değildir.

    Hala akıllanmayacak mısınız ?

    Size Allah’ın indirdiğine uyun dediğimizde verdiğiniz cevaplara bir bakın !

    Kelimesi kelimesine bunları haber veren bir Kitabın haberi size gelmedi mi ?

    Mücrimlerden günahının sorulmayacağı günden sakının !

    Hiç kimsenin, hiç bir kimse ile ne bir dostluk ne de bir alışveriş yapamayacağı, hiç kimseden asla hiç bir şefaatin kabul edilmeyeceği günden sakının !

    Allah’ın indirdiğine uyun !

    Resulün tebliğ ettiğine uyun !

    Allah’ın her türlü şüphe ve tenakuzdan muhafaza buyurduğu, içine hiç bir eğrilik koymadığı Kuran’a uyun !

    Ta ki, o sizi karanlıklardan aydınlıklara çıkartsın.

    Allah’ın peygamberi hakkında yalan isnat etmeyi bırakın. Korunmuş Kitab’a gelin.

    Allah İsa’ya soracak: Beni ve anamı birer tanrı edinin diye sen mi emrettin ?

    O da diyecek ki; Haşa ! Senin hakkında böyle bir sözü söylemek bana yakışmaz. Hem ben bunu söylesem sen bunu elbette bilirsin. Ben onların arasında iken onlar üzerinde bir gözetleyici idim. Ne zaman ki, sen beni onların içinden aldın, artık onların üzerinde gözetleyici yalnız sen oldun. Eğer, onlara azab edersen, onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, İzzet sahibi Hakim Sensin, Sen.

    Hala akıllanmayacak mısınız ! Sizin görecek bir gözünüz, işitecek bir kulağınız yok mu?

    Peygamberimiz hakkında uydurulan şeylere nasıl inanırsınız ! Aynı İsa peygamberde olduğu gibi, Hz. Muhammed’in kavmin içinden alınmasından sonra onun hakkında uydurulan ve Allah tarafından hakkında hiç bir delil de indirilmeyen şeylere, hele onlar bütün alemler için bir hidayet, bir Nur olan Kuran’a apaçık aykırı şeyler içerirken nasıl iman edersiniz !

    Kendisinde hiç bir şüphe ve çelişki bulunmayan Kuran dururken, nasıl olurda beşerin rivayetlerine tabi olursunuz.

    Yoksa size, rivayetler hakkında sorguya çekileceğinizi haber veren bir ayet mi geldi ?

    Hey hat… !

    Biz başkasını biliyoruz:

    “Bu Kuran senin için de kavmin için de kati bir şerefir. Ve siz ondan sorguya çekileceksiniz” (Zuhruf, 44)

  5. selam bütün müslümanların üstüne olsun.

    1.mesele: eğer yanılmyorsam ali aksoy bey sizin bir neşriyat yapan bir kurumunuz var.bu kurumun çıkartmış olduğu kitaplardan bir tanesinin ismi hadislerle hz.muhammed sav. böyleyken siz nasıl hadisleri inkar ediyorsunuz.
    2.mesele: yazının başında hadislerin yüzde 99 u uydurmadır diyorsunuz.bunların yazılmamasını peygamberimizin emrettiğini söylüyorsunuz ve bunu hadisle açıklıyorsunuz. herhalde sizin hadisiniz yüzde 1 lik kesime giriyor…
    ALLAH HERŞEYİN EN İYİSİNİ BİLİR

  6. Sünnet de Kur’an gibi Şer’î delildir ve Yüce Allah Subhenehû ve Teala’dan gelen bir vahiydir. Sünneti terk edip yalnızca Kur’an’la yetinmek açık küfürdür. Böyle bir görüş İslâm’dan çıkarıcı bir görüştür. Sünnetin Allahu Teâla’dan gelen bir vahiy olduğu Kur’an’ın açık nassı ile sabittir. Allahu Teâla ayette şöyle buyurmaktadır:
    قُلْ إِنَّمَا أُنذِرُكُمْ بِالْوَحْيِ “De ki ben ancak vahy ile uyarıyorum.”[1]

    إِنْ يُوحَى إِلَيَّ إِلا أَنَّمَا أَنَا نَذِيرٌ مُبِينٌ “Bana vahyolunur. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.”[2]

    إِنْ أَتَّبِعُ إِلا مَا يُوحَى إِلَيَّ “Ben ancak bana vahyolunana uyarım.”[3]

    إِنَّمَا أَتَّبِعُ مَا يُوحَى إِلَيَّ مِنْ رَبِّي “Ben ancak Rabimden bana vahyolunana uyarım.”[4]

    وَمَا يَنْطِقُ عَنْ الْهَوَى (3) إِنْ هُوَ إِلا وَحْيٌ يُوحَى “O hevasından konuşmaz. Ancak O’na vahyolunur.”[5]

    Hiçbir şekilde tevile/yoruma yer bırakmadan, Resulün getirdiklerinin, konuştuklarının ve uyardığı şeylerin yalnızca vahiyden kaynaklandığı, vahiy ile sınırlı olduğu hususunda bu ayetlerin hem delaletleri hem de sübutu kat’idir/kesindir. Bu nedenle Sünnet de Kur’an gibi vahiydir. Kur’an’a bağlı kalmanın farziyeti gibi Sünnete bağlı kalmanın farziyeti de yine Kur’an’ın açık nassı ile sabittir. Allahu Teâla şöyle buyurmaktadır:

    وَمَا آتَاكُمْ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا “Resul size neyi verdiyse onu alın, sizi neden alıkoyduysa onu da bırakın.”[6]

    مَنْ يُطِعْ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللَّهَ “Kim Resule itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.”[7]

    فَلْيَحْذَرْ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ أَنْ تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ “Onun emrine muhalefet edenlere bir fitnenin veya elim bir azabın isabet etmesinden sakınsınlar.”[8]

    وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَنْ يَكُونَ لَهُمْ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ “Allah ve Resulü bir şeye hükmettiği zaman, mümin erkek ve mümin kadına artık işlerinde başka yolu seçmek yaraşmaz.”[9]

    فَلا وَرَبِّكَ لا يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لا يَجِدُوا فِي أَنفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا “Dikkat edin! Rabbine andolsun ki aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin edip, sonra senin verdiğin hükmü içlerinde bir sıkıntı duymadan tamamen kabul etmedikçe iman etmiş olmazlar.”[10]

    أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ “Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin.”[11]

    إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمْ اللَّهُ “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun, Allah’da sizi sevsin.”[12]

    Getirdikleri hususunda Resule tabi olmanın farziyeti hakkında bu ayetlerin tamamı açık ve net ifadelerdir. Zira Resule itaat Allah Subhenehû ve Teala’ya itaat sayılır.

    Getirdiklerine tabi olmanın farziyeti açısından Kur’an ve Hadis Şer’î delildirler. Bu konuda Hadis de Kur’an gibidir. Bu nedenle, “yanımızda Allah Subhenehû ve Teala’nın Kitabı var, yalnızca onda olanı alırız” demek caiz değildir. Çünkü bu ifadeden Sünneti terk anlaşılır. Bilakis Kur’an ve Sünnet bir araya getirilmeli ve Kur’an delil olarak alındığı gibi Sünnet de delil olarak alınmalıdır.

    Hadis olmaksızın yalnızca Kur’an’la yetinmek düşüncesinin bir Müslüman’dan çıkması caiz değildir. Nitekim Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem bu noktaya dikkat çekerek şöyle buyurmuştur:

    يوشك أن يقعد الرجل منكم عَلَى أَرِيكَتِهِ يحدث بحديثي فَيَقُولُ بَيْنَنَي وَبَيْنَكُمْ كِتَابُ اللَّهِ فَمَا وَجَدْنَا فِيهِ حَلالاً اسْتَحْلَلْنَاهُ وَمَا وَجَدْنَا فِيهِ حَرَامًا حَرَّمْنَاهُ وَإِنَّ مَا حَرَّمَ رَسُولُ اللَّهِ كَمَا حَرَّمَ اللَّهُ “Sizden bir adam çıkarak, koltuğuna yaslanır bir halde benden bir hadis okuyacak ve ardından da “sizin ile benim aramızda Allah’ın kitabı var. Onda helal bulduğumuzu helal kabul ederiz. Haram bulduğumuzu da haram kabul ederiz” diyecektir. Hâlbuki Allah’ın Resulünün bir şeyi haram kılması Allah’ın haram kılması gibidir.”[13]

    Cabir’den merfu olarak gelen rivayette ise şu ifade yer almaktadır:

    من بلغه عني حديث فكذب به فقد كذب ثلاثة : الله , ورسوله والذي حدث به “Kim benden bir hadis duyarsa ve yalanlarsa, üç şeyi yalanlamış sayılır: Allah’ı, Resulünü ve kendisine hadis aktaranı.”[14]

    Bu nedenle; “Kur’an’la Hadisi kıyaslarız. Eğer Hadis Kur’an’a uymazsa onu terkederiz” denilmesi hatadır. Çünkü bu tür bir ifade Kur’an-ı tahsis etmek, mukayyet kılmak veya mücmelini açıklamak için gelen Hadisi terk etmeye götüren bir ifadedir. Hadis ile gelen bir şeyin Kur’an’a uymadığı veya Kur’an’da bulunmadığı görülebilir. Fer’i olanları asli olanlara ilhak eden Hadisler bu türden hadislerdendir. Kur’an’da olmayıp Hadisler vasıtasıyla ulaşılan birçok hükümler vardır. Özellikle açıklayıcı hükümler Kur’an’la değil yalnızca Hadislerle gelmiştir. Bu nedenle Hadisler Kur’an’a kıyas edilmezler.

    Hadisin getirdikleri alınır onun dışındakiler ise geri çevrilir. Gelen bir hadis, Kur’an’da manası kat’i olan bir nassla çeliştiğinde hadis dirayeten yani metin açısından reddolunur. Çünkü Hadisin anlamı Kur’an’la çelişmektedir. Kays’ın kızı Fatıma’nın rivayet ettiği aşağıdaki Hadis dirayeten reddolunan hadislerdendir. “Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem zamanında kocam beni üç talakla boşadı. Bunun üzerine ben Nebi Sallallahu Aleyhi Vesellem’e geldim. Fakat Nebi Sallallahu Aleyhi Vesellem benim için ne nafaka ne de ev hükmünü uyguladı.”

    Bu Hadis reddolunur. Çünkü Kur’an-ı Kerimdeki Allahu Teâla’nın şu ayeti ile çelişmektedir:

    أَسْكِنُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ سَكَنتُمْ مِنْ وُجْدِكُمْ “Boşandığınız, fakat iddeti dolmamış kadınları gücünüz nisbetinde kendi oturduğunuz yerde oturtun.”[15]

    Bu durumda Hadis hem sübutu hem de delaleti kat’i olan Kur’an’ın nassı ile çeliştiği için reddolunur. Ancak hadis Kur’an’la çelişmiyorsa, Kur’an’ın ifade etmediği şeyleri kapsıyorsa veya Kur’an da olanın üzerine ilave yapıyorsa hem Kur’an’da olan hem de Hadiste olan alınır. Yoksa Kur’an’da geçtiği için biz Kur’an’da olan ile yetiniriz denilemez. Çünkü Allah her ikisini de emretmiştir. Her ikisine birden inanmak vaciptir.

    ——————————————————————————–

    [1] Enbiya: 45

    [2] Sad: 70

    [3] Ahkaf: 9

    [4] Araf: 203

    [5] Necm; 3,4

    [6] Haşr: 7

    [7] Nisa: 80

    [8] Nur-63

    [9] Ahzab: 36

    [10] Nisa: 65

    [11] Nisa: 59

    [12] Âl-i İmrân: 31

    [13] Hakim ve Beyhaki

    [14] Mecmu’ul Zevaid

    [15] Talak: 6

  7. Sünnet; lügatte yol demektir. Şeriatta ise; bazen Nebi SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’den nafile olarak nakledilen ibadetlerin isimlendirilmesinde, bazen de Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’den sadır olan söz, fiil ve takrire isim olarak kullanılır.

    Şer’î deliller hakkında konuşulurken Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’in sözü, fiili ve takrirlerine “Sünnet” denir. Bunların hepsi Sünnettir. Bunların tamamı vahiydendir.

    Zira Allah’u Teâla şöyle buyurdu: وَمَا يَنْطِقُ عَنْ الْهَوَى (3) إِنْ هُوَ إِلا وَحْيٌ يُوحَى “O, kendi hevasından bir söz söylemez. O, kendisine bildirilen vahiyden başkası değildir.”[1] قُلْ إِنَّمَا أُنذِرُكُمْ بِالْوَحْيِ “De ki, ben sizi ancak vahiy ile uyarıyorum.”[2]

    Kur’an’a Göre Sünnetin Konumu:

    Sünnet; Efendimiz Muhammed SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’in nübüvvetine ve risaletine dair kesin delilden dolayı Şer’î delildir. Muhammed SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’in kendi hevasından değil de kendisine vahy edileni konuştuğuna ve yaptığı uyarıların ancak kendisine Allah’tan gelen vahiy olduğunu gösteren hem sübutu hem de delâleti katî delil olduğundan dolayı da Şer’î delildir.

    Ancak Sünnetteki vahiy Sünnetin lafızlarını değil ancak anlamını kapsamaktadır. Allah, Rasulü’ne o anlamları vahyetmiş, o da bu vahyi kendisinden bir lafızla veya fiille veya takrir ile yani sükût ile ifade etmiştir.

    Sünnet, aralarında herhangi bir fark olmaksızın Kitap gibi bir delildir. Bunun nedeni de, Kur’an’ın delil oluşuna dair kesin delil getirildiği gibi Sünnetin delil oluşuna da kesin delil getirilmiş olmasıdır.

    Delili, Kitap ile sınırlandırmak İslâm’a karşı çıkanların/saldıranların görüşüdür.

    Allah’u Teala şöyle buyurmaktadır: وَمَا آتَاكُمْ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا “Rasul size ne verdi ise alın, sizi neden nehyettiyse ondan sakının.”[3] مَنْ يُطِعْ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللَّهَ “Rasule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.”[4] فَلْيَحْذَرْ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ أَنْ تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ “Rasul’ün emrine muhalefet edenler, kendilerine bir fitne veya elim bir azabın isabet etmesinden sakınsınlar.”[5] وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَنْ يَكُونَ لَهُمْ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ “Mü’min bir erkek ve kadın için Allah ve Rasulü bir işte hükmettiğinde o işlerinden dolayı onlara bir seçenek yoktur.”[6] فَلا وَرَبِّكَ لا يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لا يَجِدُوا فِي أَنفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا “Hayır, Rabbine yemin olsun ki, aralarında çıkan bir ihtilafta seni hakem kılmadıkça ve senin verdiğin hükme içlerinde bir sıkıntı duymaksızın tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.”[7] فَإِنْ تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللَّهِ وَالرَّسُولِ “Bir hususta ihtilafa düşerseniz onu Allah’a ve Rasulü’ne götürün.”[8]

    Vefatından sonra bir işi Allah’ın Rasulü’ne götürmek, onun Sünnetine götürmektir.

    Allah’u Teala şöyle buyurdu: أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ “Allah’a itaat edin, Rasul’e itaat edin.”[9] قُلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمْ اللَّهُ “Deki; Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin.”[10]

    Bu; sübutu ve delâleti katî nâsslar; Kur’an’ın alınması gibi Sünnetin de alınmasının vacibiyetine ve Sünneti inkâr edenin kesin olarak kâfir olduğuna dair gayet açık delillerdir. Böylece aralarında herhangi bir fark olmaksızın Kur’an’ın alınması gibi Sünnetin de delil olarak alınması farz olmaktadır.

    “Yanımızda Allah’ın Kitabı var, onu alırız” denmesi caiz değildir. Çünkü bu ifadeden Sünnetin terki anlaşılabilir. Bilakis Sünnetin Kur’an’la birleştirilmesi, birbirinden ayrılmaması zorunludur.

    Nitekim Rasul SallAllah’u Aleyhi VeSSellem Hadisinde bu konuya dikkat çekmiştir ve şöyle buyurmuştur: يُوشِكُ الرَّجُلُ مُتَّكِئًا عَلَى أَرِيكَتِهِ يُحَدَّثُ بِحَدِيثٍ مِنْ حَدِيثِي فَيَقُولُ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ كِتَابُ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ مَا وَجَدْنَا فِيهِ مِنْ حَلالٍ اسْتَحْلَلْنَاهُ وَمَا وَجَدْنَا فِيهِ مِنْ حَرَامٍ حَرَّمْنَاهُ أَلا وَإِنَّ مَا حَرَّمَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهم عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مِثْلُ مَا حَرَّمَ اللَّهُ “İleride sizden bir adam koltuğuna yaslanmış olarak benden bir Hadis okuyacak sonra şöyle diyecektir: ‘Bizimle sizin aranızda Allah’ın Kitabı vardır. Onda helâl bulduğunuzu helâl kabul ederiz, haram bulduğumuzu da haram kabul ederiz.’ Dikkat ediniz! Allah’ın Rasulü’nün haram kılması, Allah’ın haram kılması gibidir.”[11]

    Nebi SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’in şöyle dediği rivayet edildi: يوشك أحدكم يقول : هذا كتاب الله ما كان فيه من حلال أحللناه وما كان من حرام حرمناه ألا من بلغه عني حديث فكذب به فقد كذب الله ورسوله والذي حدثه “İleride sizden birisi şöyle diyecek: ‘Bu Allah’ın kitabıdır. Onda helâl olanı helâl kabul ederiz, haram olanı da haram kabul ederiz.’ Dikkat edin! Kime benden bir Hadis ulaşır ve onu yalanlarsa, Allah’ı, Rasulü’nü ve ona Hadisi söyleyeni yalanlamış olur.”[12]

    Sünnet, Kitaba ilave hüküm koymaktadır. Çünkü Kitap iki veya daha fazla hususa ihtimalle gelmekte, Sünnet ise bu ikisinden birisini tayin etmektedir. Dolayısıyla Sünnete başvurulup Kitabın görünürdeki gereği terk edilmektedir.

    Örnek olarak Allah’u Teâla şöyle buyurmaktadır: وَأُحِلَّ لَكُمْ مَا وَرَاءَ ذَلِكُمْ “Geriye kalanlar size helâl kılındı.”[13]

    Bu, şu ayetin son kısmıdır: حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ أُمَّهَاتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَأَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ وَخَالاتُكُمْ وَبَنَاتُ الأخِ وَبَنَاتُ الإخْتِ وَأُمَّهَاتُكُمْ اللاتِي أَرْضَعْنَكُمْ وَأَخَوَاتُكُمْ مِنْ الرَّضَاعَةِ وَأُمَّهَاتُ نِسَائِكُمْ وَرَبَائِبُكُمْ اللاتِي فِي حُجُورِكُمْ مِنْ نِسَائِكُمْ اللاتِي دَخَلْتُمْ بِهِنَّ فَإِنْ لَمْ تَكُونُوا دَخَلْتُمْ بِهِنَّ فَلا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ وَحَلائِلُ أَبْنَائِكُمْ الَّذِينَ مِنْ أَصْلابِكُمْ وَأَنْ تَجْمَعُوا بَيْنَ الإخْتَيْنِ إِلا مَا قَدْ سَلَفَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ غَفُورًا رَحِيمًا (23) وَالْمُحْصَنَاتُ مِنْ النِّسَاءِ إِلا مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ كِتَابَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَأُحِلَّ لَكُمْ مَا وَرَاءَ ذَلِكُمْ “Anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, eşlerinizin anneleri ve kendileriyle zifafa girdiğiniz eşlerinizden üvey kızlarınız size haram kılındı. Eğer o kadınlarla zifafa girmemiş iseniz onların kızları ile evlenmenizde sizin için bir vebal yoktur. Öz oğullarınızın hanımları ve iki kız kardeşi aynı anda nikâhınızda birleştirmeniz size haram kılındı. Ancak daha önce geçmiş olan müstesna. Şüphesiz ki Allah mağfiret edendir, çok bağışlayandır. Evli kadınlarla nikâhlanmanız da size haram kılındı. Sahip olduğunuz cariyeler müstesna. Bunlar Allah’ın size yazdıklarıdır. Geriye kalanlar ise size helâl kılındı.”[14]

    Bu ayette zikredilenler dışında kalanların tamamının helâl olduğuna delâlet etmektedir. Sünnet gelip karısının üzerine; karısının halası ve teyzesi ile nikâhlanmasını bu genellilikten çıkarmıştır.

    Rasul SallAllah’u Aleyhi VeSSellem şöyle buyurdu: لا تُنْكَحُ الْمَرْأَةُ عَلَى عَمَّتِهَا وَلا عَلَى خَالَتِهَا “Kadın, halası veya teyzesi üzerine nikâhlanmaz.”[15]

    Böylece Kitabın zahiri terk edilmiş, Sünnet Kitab’ın önüne geçmiştir.

    Bazen Kitabın zahiri bir emir olur, Sünnet gelip onun zahirinden çıkarır. Nitekim Kur’an’ın zahiri, tüm mallardan zekâtın alınmasını getirmiştir. Sünnet ise tayin ettiği belirli mallarla bu emri tahsis etmiştir. Zekâtın alınmasını bu mallarla sınırlı kılmıştır. Böylece bu malların dışındaki mallardan zekât alınmaz.

    Kur’an’a nispetle Sünnet, çoğunlukla Kur’an’ı açıklayandır.

    Allah’u Teâla şöyle buyurmaktadır: وَأَنزَلْنَا إِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيْهِمْ “Onlara indirileni açıklayasın diye Biz sana zikri indirdik.”[16]

    Bu nedenledir ki Kur’an’ın Şer’î hükümleri tarifi çoğunlukla küllidir, cüzi değildir. Cüzi olarak gelenler ise, külli üzerine getirilmiştir. Kur’an cami’dir/toplayandır. İçinde külli hükümleri toplamamış olan, cami olmaz. Çünkü Şeriat Kur’an’ın nüzulünün tamamlanması ile tamamlanmıştır. Sünnet ise, sayısının ve konularının çok olması nedeni ile Kitab’ın açıklayıcısıdır.

    Sünnette var olan her şeyin Kitap’ta aslı vardır, onu tafsili veya icmâli olarak veya her iki şekilde birden açıklamıştır. Sünnet, açıklamak ve netleştirmek yönüyle bir bütün olarak Kur’an üzerine hüküm koyucu olarak gelmiştir(ALINTIDIR)

  8. Sünnet, Kur’an-ı Kerim’de haklarında nâss bulunmayan bir çok hükümler getirmiştir. Ancak bu hükümler Kur’an’da zikredilen asıllarına ilave olarak gelmiştir. Bu hükümler Kur’an’da olanı beyan kabilindendir. Böylece Sünnet Kur’an’ın açıklayıcısı olmaktadır. Sünnetin Kur’an’ın açıklayıcısı olması şu şekilde özetlenebilir:

    1- Kur’an’ın mücmelini tafsilatlandırmak:

    Allah, Kitabında vakitlerini, rükunlarını ve rekatlarının sayısını beyan etmeden namazı emretmiştir. Bu hususları Sünnet açıklamıştır.

    Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem şöyle buyurmuştur: وَصَلُّوا كَمَا رَأَيْتُمُونِي أُصلِّي “Beni nasıl namaz kılıyor görüyorsanız siz de öyle namaz kılınız.”[17]

    Kitap’ta, haccın farziyeti detayları belirtilmeksizin yer almıştır. Bu detayları Sünnet beyan etmiştir.

    Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem şöyle buyurmuştur: ألا فخذوا عني مناسككم “Hac ile ilgili hususları benden alınız.”[18]

    Kitap’ta zekâtın vacibiyeti, zekâtın neler hakkında farz olduğu ve farz olan miktar beyan edilmeksizin yer almıştır. Sünnet bunları beyan etmiştir. V.b.

    2- Genelini tahsis etmek:

    Kur’an’da bir takım genel konular yer almıştır. Sünnet bu genelliği tahsis etmiştir. Örneğin;

    -Allah’u Teâla, çocukların babalarına mirasçı olmalarının gerektiğini şu ayeti kerimede belirtmiştir: يُوصِيكُمْ اللَّهُ فِي أَوْلادِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الإنثَيَيْنِ “Çocuklarınız hakkında Allah şöyle emrediyor: Erkeğe iki dişinin payı kadar veriniz.”[19]

    Bu hüküm, her babanın miras bırakacağı ve her çocuğun da mirasçı olabileceği hususunda geneldir.

    Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’in şu; إِنَّا مَعْشَرَ الأنْبِيَاءِ لا نُورَثُ مَا تَرَكْناه صَدَقَةٌ “Biz nebiler topluluğu, miras bırakmayız. Geride bıraktıklarımız sadakadır”[20] sözü ile Sünnet, miras bırakan babalardan nebilerin olmadığı hususunda ayeti tahsis etmiştir.

    Yine Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’in; الْقَاتِلُ لا يَرِثُ “Katil varis olamaz”[21] sözü, mirasçıları katil dışındaki kimselerle tahsis etmiştir.

    Aynı şekilde Allah’u Teâla şöyle buyurdu: وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَاجًا يَتَرَبَّصْنَ بِأَنفُسِهِنَّ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا “İçinizden eşler bırakarak vefat edenlerin eşleri kendilerinden dört ay on gün beklerler.”[22]

    Bu ayet, kocalarının vefatı durumunda kadının bekleme süresinin dört ay on gün olduğuna delâlet eder. Bu ayet, kocasının vefatından 25 gün sonra doğum yapan Sabia el-Eslemiye Hadisi ile tahsis edilmiştir. Zira Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem onun serbest olduğunu haber vermiştir. Böylece ayetin, hamile kadınlar dışındaki kadınlara mahsus olduğu beyan edilmiştir.

    3- Kitabın mutlak olanını sınırlandırması:

    Kur’an’da mutlak olarak gelen ayetler vardır. Sünnet bu mutlakı muayyen bir şey ile takyid etmiştir/sınırlandırmıştır. Örnek olarak;

    Allah’u Teâla şöyle demiştir: وَلَا تَحْلِقُوا رُءُوسَكُمْ حَتَّى يَبْلُغَ الْهَدْيُ مَحِلَّهُ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَرِيضًا أَوْ بِهِ أَذًى مِنْ رَأْسِهِ فَفِدْيَةٌ مِنْ صِيَامٍ أَوْ صَدَقَةٍ أَوْ نُسُكٍ “Kurban, yerine varı‎ncaya kadar baş‏ları‎nı‎zı‎ tı‎ra‏ş etmeyin. Sizden her kim hasta olursa yahut başı‏‎ndan bir rahatsı‎zlığı varsa, oruç veya sadaka veya kurban olmak üzere fidye gerekir.”[23]

    Bu ayette geçen; صيام –oruç, صدقة –sadaka, نسك –kurban mutlak lafızlar şeklinde geçmişlerdir. Bunlar, Müslim’in Ka’ab b.Ucra yoluyla rivayet ettiği şu hadisle sınırlandırılmışlardır:

    “Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem, ona dedi ki: فَاحْلِقْ رَأْسَكَ وَأَطْعِمْ فَرَقًا بَيْنَ سِتَّةِ مَسَاكِينَ وَالْفَرَقُ ثَلَاثَةُ آصُعٍ أَوْ صُمْ ثَلَاثَةَ أَيَّامٍ أَوِ انْسُكْ نَسِيكَةً “…Öyleyse tıraş ol ve üç gün oruç tut veya altı fakiri, her birine yarım sa` vermek veya bir kurban kes.”[24]

    Bu hadisle; orucun mutlaklığı üç gün ile, sadakanın mutlaklığı altı fakir için her birisine yarım sa’ vermek ile, kurbanın mutlaklığı ise bir koyun kesmek ile sınırlandırılmıştır.

    4- Hükümlerin detaylarından bir feri Kur’an’da geçen aslına ilhak etmek. Zira bu feri yeni bir teşri olarak açığa çıkıyor. İncelendiğinde onun Kur’an’da geçen aslına ilhak olduğu anlaşılır. Bu tür durumlar çoktur. Örnek olarak;

    -Allah’u Teâla varis için feraizi/miras haklarını belirlenmiş olarak zikretmiştir. Fakat; يُوصِيكُمْ اللَّهُ فِي أَوْلادِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الإنثَيَيْنِ “Çocuklarınız hakkında Allah şöyle emrediyor: Erkeğe iki dişinin payı kadar veriniz.”[25] وَإِنْ كَانُوا إِخْوَةً رِجَالاً وَنِسَاءً فَلِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الإنثَيَيْنِ “Şayet erkek ve kız kardeşler iseler o zaman erkek için kadının iki payı vardır.”[26] Bu ayetlerin nâssları dışında “asabe” mirasçılarını/baba tarafından yakını olanları zikretmemiştir. Bu ayetler, çocuklar ve kardeşler dışında kalan asabe/baba tarafından yakınlara mukadder/belirlenmiş bir miras payı olmadığını, bilakis belirlenmiş miras paylarının ödenmesinden sonra, arta kalanı almasını gerektirmektedir.

    Nitekim Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem şu sözü ile bunu beyan etmiştir: أَلْحِقُوا الْفَرَائِضَ بِأَهْلِهَا فَمَا بَقِيَ فَهُوَ لأوْلَى رَجُلٍ ذَكَرٍ “Miras kalan malı feraiz sahipleri arasında paylaştırınız. Feraizden arta kalanı ise en yakın erkeğe veriniz.”[27]

    Böylece bu Hadiste erkek çocuklardan olmayan akrabalar da kardeşlere ve evlatlara katılmıştır.

    -Aynı şekilde kız kardeşler ve kızlar da asabe sayılmışlardır. Esved RadıyAllah’u Anh’dan şöyle rivayet edildi: “Muaz b. Cebel, bir kız çocuk ile bir kız kardeşe miras paylaştırırken onlardan her birine yarım hisse verdi. O zaman o, Yemen’de idi ve Nebiyulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem de hayatta idi.”[28]

    Bildiği bir delil olmasaydı Muaz, Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem hayatta iken böyle bir durumda hüküm vermekte acele etmezdi.

    -Allah’u Teâla, iki kız kardeşi aynı anda nikâh altında bulundurmayı haram kılmıştır ve şöyle buyurmuştur: وَأَنْ تَجْمَعُوا بَيْنَ الإخْتَيْنِ “Ve iki kız kardeşi birleştirmeniz (aynı anda nikâh altında bulundurulması) da haram kılındı.”[29]

    Ayet, kadının teyzesi veya halası ile aynı anda nikâh altında bulundurulamayacağını zikretmemiş, fakat Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem şu sözü ile bunu beyan etmiştir: لا تُنْكَحُ الْمَرْأَةُ عَلَى عَمَّتِهَا وَلا عَلَى خَالَتِهَا “Kadın, halası veya teyzesi üzerine nikâhlanmaz.”[30]

    Böylece bütün bunları iki kız kardeşin aynı anda nikâh altında bulundurulması yasağına ilhak etmiş oldu.

    -Allah’u Teâla’nın şu ayeti de böyledir: وَيُحِلُّ لَهُمْ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمْ الْخَبَائِثَ “Onlara tayyibat/temiz şeyleri helal kılar ve habais/pis şeyleri haram kılar.”[31]

    Bu ayette tafsilat zikredilmedi. Sünnet, “tayyibat” olanlardan mı yoksa “habais” olanlardan mı olduğu hususunda şüpheye düştüğü hükümleri bilmesi için müçtehidin başvuracağı hususları belirleyip o hususu ayette geçen “tayyibat” ve “habaise” ilhak etmiştir. Zira Sünnet evcil eşeklerin etinin, pençesi olan kuşların ve köpek dişi olan vahşi hayvanların etinin yenmesini yasaklayıp bunları “habaise” ilhak etmiştir.

    Nitekim İbn Abbas RadıyAllah’u Anh’da şöyle rivayet edilmiştir: “Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem, köpek dişi olan her vahşi hayvanın ve pençesi olan kuşun etinin yenmesini yasakladı.”[32]

    Cabir RadıyAllah’u Anh’dan da şu rivayet edildi: “Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem, Hayber günü evcil eşeklerin ve katırların etlerinin, köpek dişi olan vahşi hayvan ve pençesi olan kuşların etinin yenmesini haram kıldı.”[33]

    -Ayrıca Sünnet, kertenkele, tavşan v.b. hayvanların etinin yenilmesini mubah kılıp bunları “tayyibata” ilhak etti.

    İbn Ömer RadıyAllah’u Anh’dan şöyle rivayet edildi: “Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’e bir adam kertenkelenin yenilmesi hakkında sordu. Bunun üzerine şöyle dedi: لا آكُلُهُ وَلا أُحَرِّمُهُ “Onu yemem ve haram da kılmam.”[34]

    Ebu Hureyre yoluyla şu rivayet edilmiştir: “Bedevinin birisi Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’e kızarmış tavşan ve katık olarak hazırladığı sınâbı getirip önüne koydu. Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem onu aldı. Yemedi. Fakat ashabına ondan yemelerini istedi.”[35] “Sınâb”, hardal ve kuru üzümden hazırlanan bir tür katıktır.

    Allah, öğretilmiş av hayvanlarının yakaladığı hayvanların etinin yenmesini mubah kılmıştır. Buradan anlaşılıyor ki; eğitilmemiş ise avı ancak kendisi için yakalamış olacağından, yakaladığı av haramdır. Hayvan eğitilmiş olmasına rağmen avdan yerse, iki asıl arasında kalmış olur. Zira eğitilmiş olmak, avı senin için yakalamasını gerektirir. “Yemek” ise, avı senin için değil kendisi için yakalamış olmasını gerektirir. Dolayısıyla iki asıl arasında bir çelişki vardır. İşte bu noktada Sünnet durumu açıklığa kavuşturmuştur.

    Zira Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem şöyle buyurmaktadır: فَإِنْ أَكَلَ فَلا تَأْكُلْ فَإِنِّي أَخَافُ أَنْ يَكُونَ إِنَّمَا أَمْسَكَ عَلَى نَفْسِهِ “Eğer yiyecek olursa sen o avdan yeme. Çünkü ben bu durumda onun avı ancak kendisi için yakalamış olmasından korkarım.”[36]

    Allah’u Teâla, emzirmeden/sütten dolayı haram kılınanlar hakkında şöyle dedi: وَأُمَّهَاتُكُمْ اللاتِي أَرْضَعْنَكُمْ وَأَخَوَاتُكُمْ مِنْ الرَّضَاعَةِ “Sizi emziren süt anneleriniz ve süt kardeşleriniz … (de haram kılındı).”[37]

    Nebi SallAllah’u Aleyhi VeSSellem sütten dolayı haram olan bu iki hususa sütten dolayı akraba olanları nesepten dolayı haram kılınan diğer akrabalar gibi ilhak etmiştir. Sütten dolayı, hala, teyze, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları ve benzerlerini de ilhak etti. Şöyle buyurdu: يَحْرُمُ مِنَ الرَّضَاعِ مَا يَحْرُمُ مِنَ النَّسَبِ “Nesepten dolayı haram kılınan sütten dolayı da haram kılınır.”[38]

    -Bir başka örnek de; Allah’u Teâla şöyle buyurdu: وَاسْتَشْهِدُوا شَهِيدَيْنِ مِنْ رِجَالِكُمْ فَإِنْ لَمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌ وَامْرَأَتَانِ “Bu işlerde) sizden iki erkek şahit getirin. İki erkek şahit olmazsa, bir erkek iki kadın şahit getirmek lazım olur.”[39]

    Bu ayette mali konularda bir erkeğin şahitliğine kadınların şahitliği ilave edilerek hüküm verilmiştir. Sünnet buna bir şahitle birlikte yemini de ilhak etmiştir. Zira Nebi SallAllah’u Aleyhi VeSSellem bu şekilde hüküm vermiştir. Ali RadıyAllah’u Anh’dan rivayet edildiğine göre; “Nebi SallAllah’u Aleyhi VeSSellem bir tek kişinin şahitliği ve hak sahibinin yeminiyle hükmetmiştir.”[40] Böylece bir şahit ve yemin, iki erkek şahidin veya bir erkek iki kadın şahidin yerini almıştır.

    İşte bu minval üzere Sünnet, Kitap’ta yer almayan ve yeni teşri olan fakat aslına ilhak edilmiş birçok hüküm getirmiştir. Ancak bu demek değildir ki; Kur’an’daki aslına ilhakın dışında Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem yeni bir teşri getirmemiştir. Rasul SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’in getirdiği her yeni teşrinin mutlaka Kur’an’daki aslına ilhak edilmiş olması gerektiği anlamına da gelmez. Bilakis bu çok rastlanan ve genel olandır. Fakat Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem, bazen Kur’an’da bir asıla ilhak olmamış yeni teşri getirmiştir. Hatta bazen getirdiği yeni bir teşriin Kur’an’da bir aslı olmayabilir.

    Buna örnek; kamu menfaatlerinden sayılan hususlar arasında yer aldığı sabit olunan kamu mülkiyeti Rasul SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’in getirdiği yeni bir teşri olup Rasul SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’in şu sözü ile belirlenmiştir:

    الْمُسْلِمُونَ شُرَكَاءُ فِي ثَلاثٍ الْمَاءِ وَالْكَلا وَالنَّارِ “Müslümanlar üç şeyde ortaktırlar: Su, mera ve ateş.”[41] Bu, Kur’an’daki bir asla ilhak olunmuş bir teşri değildir.

    -Gümrüklerden vergi almanın haram oluşu da Rasul SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’in şu sözü ile sabittir: لا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ صَاحِبُ مَكْسٍ “Gümrük vergisi alan da cennete giremez.”[42] Bu hüküm de Kur’an’daki bir asla ilhak şeklinde değildir.

    Ancak bu tür hükümler azdır. Genel olan ise Rasul SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’in getirmiş olduğu teşriin Kur’an’daki aslına ilhak etme şeklinde olmasıdır.

    İşte böylece Sünnetin, Kitaba dönücü olduğunu görürüz. Kur’an’ın mücmelini tafsil, genelini tahsis, mutlakını takyid ve feri aslına ilhak gibi Sünnette yer alan hususlar, Kitab’ın hükümlerinin anlamlarını şerh ve tefsir konumundadırlar. Bununla birlikte Sünnette, aslı Kur’an’da geçmeyen yeni teşriler de vardır. Böylece Sünnet, Kur’an beyan etmekte ve yeni hükümler koymaktadır.

    -Sünnetin Kur’an’ı beyan etmesine şu ayet delâlet etmektedir: وَأَنزَلْنَا إِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيْهِمْ “Sana, insanlara indirileni beyan edesin diye bu zikri indirdik.”[43]

    -Sünnetin yeni teşride bulunduğuna ise şu ayet delâlet etmektedir: فَإِنْ تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللَّهِ وَالرَّسُولِ “Herhangi bir şey hakkında anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allah ve Rasulü’ne götürünüz.”[44]

    Allah’a götürmek, Kitabına götürmektir. Rasul SallAllah’u Aleyhi VeSSellem’e götürmek, hayatında söz konusudur. Ölümünden sonra ise götürmek işlemi onun Sünnetine olur. Anlaşmazlık Kur’an’ı anlamada ve hükümlerin çıkartılmasında mutlaktır. Sünnete götürmek de Kur’an’da var olan husus hakkında olsun yeni teşri hakkında olsun mutlaktır.

    Bunun için Allah’u Teâla şöyle buyurdu: مَنْ يُطِعْ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللَّهَ “Rasule itaat edenler, Allah’a itaat etmiş olur.”[45] فَلْيَحْذَرْ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ “Onun emrine muhalefet edenler … sakınsınlar.”[46] أمره “Onun emri” tabiri geneldir. Çünkü o, muzaf olan bir cins isimdir.

    Buna binaen Sünnet Kur’an gibi Şer’î bir delildir.

    Nitekim Rasulullah SallAllah’u Aleyhi VeSSellem şöyle buyurdu: تَرَكْتُ فِيكُمْ أَمْرَيْنِ لَنْ تَضِلُّوا مَا تَمَسَّكْتُمْ بِهِمَا كِتَابَ اللَّهِ وَسُنَّةَ نَبِيِّهِ “Size iki şey bırakıyorum. Ona sarıldığınızda asla sapıtmazsınız. Allah’ın Kitabı ve Nebisinin Sünneti.”[47]

    ——————————————————————————–

    [1] Necm: 3-4

    [2] Enbiya: 45

    [3] Haşr: 7

    [4] Nisa: 80

    [5] Nur: 63

    [6] Ahzab: 36

    [7] Nisa: 65

    [8] Nisa: 59

    [9] Nur: 54

    [10] Ali İmram: 31

    [11] İbni Mace, K. Mukaddime, 12

    [12] İbn Abdulberri

    [13] Nisa: 24

    [14] Nisa: 23-24

    [15] Müslim, K. Nikâh, 2518

    [16] Nahl: 24

    [17] Buhari, K. Ezân, 595

    [18] Ahmed b.Hanbel

    [19] Nisa: 11

    [20] Ahmed b. Hanbel, B. Müs. Mükessirin, 9593

    [21] Tirmizi, K. Ferâid, 2035

    [22] Bakara: 234

    [23] Bakara: 196

    [24] Müslim

    [25] Nisa: 11

    [26] Nisa: 176

    [27] Buhari, K. Ferâid, 6235

    [28] Ebu Davud

    [29] Nisa: 23

    [30] Müslim, K. Nikâh, 2518

    [31] A’raf: 157

    [32] Müslim

    [33] Tirmizi

    [34] Müslim

    [35] Ahmed b.Hanbel

    [36] Ahmed b. Hanbel, Müs. Kufiyyîn, 17554

    [37] Nisa: 23

    [38] Buhari

    [39] Bakara: 282

    [40] Dârektunî

    [41] Ahmed b. Hanbel, Baki Müs. Ensâr, 22004

    [42] Ebu Davud, K. Harâc, 2548

    [43] Nahl: 44

    [44] Nisa: 59

    [45] Nisa: 80

    [46] Nur: 63

    [47] Malik, K. Câmi’a, 1395

    ——————————————————————————
    Not:Sünnet-Kur’an ilişkisini daha iyi açıklanması amacıyla,açıklamalarını gerekli gördüğüm bir kardeşimden bu yazıyı alıntıladım.

  9. sayin degerli kardeslerim, kuran da apacak deliliniz mi var diyor, kitabiniz mi var diyor?

    Peygamber efendimize vahiy olanlar ayettir, yani kuran’dir, bunun disinda hic bir seye ihtiyacimiz yoktur, Kuran kitabimizdir.

    Kuran’i okudugunuz zaman daha iyi anlayacaksinizki, kurandan baska en iyi bizi dini anlatacak hic bir sey yoktur, kuran Allah’in sôzleridir.

    önyargili olmayin, ve okuyun, aklinizi ve mantiginizi kullanmanizi tavsiye ederim.

    saygilar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: