Şarh-ı Sadr: Kalbin yarılması mı göğsün açılması mı ?

Giriş:

“Bizim asıl cehaletimiz gerçekten cereyan eden ha­diseleri izah edemeyişimizden ziyade gerçekte olma­mış şeylere izah buluşumuzdadır; bu demektir ki, bizi hakikate götürecek prensiplere sahip olmadığımız hal­de yanlışa götürmeye gayet müsait prensiplerimiz var.”

Bu cümleler Paul HAZARD adındaki bir batılı düşünüre ait. Paul Hazard Batı Düşüncesindeki Büyük Değişme adlı eserinin, mucizeyi konu edindiği bölümünde, anlattığı a l t ı n d i ş hikayesinden sonra bu yargısını belirtiyor. Hikayeye göre 1593 yılında dolaşan söylentilere Silezya’da yaşayan yedi yaşındaki bir çocuğun bütün dişlerinin çürüdüğü anlatılır. Ama azı dişlerinden birinin yerine altın bir diş gelmiştir. Olay büyük yankı uyandırır. Ta­bi ki olay mucize vasfını kazanmakta gecikmemiştir. Tanrının Türklerden çok izdırap çeken hıristiyanlara bir tesellisi olarak kabul görür. Altın diş üzerine eser­ler, makaleler yazılmaya başlanır. Ama çocuğun dişi bir kuyumcuya götürüldüğünde anlaşılır ki dişin üze­rine çok ince bir altın varak ustaca yerleştirilmiştir. Müellif diyor ki, “önce kitaplar yazıldı sonra kuyum­cuya danışıldı.”(1)

Gerek Hz. Peygamberin göğsünün yarılması olayı gerekse O’na izafe edilen sair bazı olaylara çok uygun düştüğü için bu hikayeyi anarak yazıya başlamak isti­yoruz.

Kur’an’ın bir çok ayetinde göğsün açılması (şarh-ı sadr) deyimi kullanılmasına rağmen, Mekke’de nazil olan inşirah suresinden esinlenerek islam riva­yet geleneği, Hz. Peygamber için göğsünün ya da kal­binin yarılıp yıkanması şeklinde bir senaryo uydur­makta pasif davranmamıştır. Tamamen ahad haberlere ve içinde pek çok aklî-naklî çelişkiyi barındıran rivayetlere dayanan göğsün yarılması olayı yukardaki altın diş hikayesine çok benziyor.

Kur’an’ın sarahaten anlatmadığı ve Peygamberden(s) açıkça bilinmeyen bir olayı asırlar boyu nakledegelmek, müslümanların kafalarını hurafe yığınlarıyla iğdiş etmek hak olmasa gerektir! İnşirah suresiyle, kalbin yarılması senaryolarının bir ilgisi yoktur. Biz bu yazıda İnşirah suresinin anlamı ve indiği ortam hak­kında bilgi verdikten sonra, yığınları bulan yakıştırma rivayetlerin tahlilini yapmaya çalışacağız.

İNŞİRAH SURESİ

Sekiz ayetlik İnşirah ya da Şarh suresi Mekke döneminin erken devirlerinde, bir başka deyişle risaletin başlangıç zamanında inmiştir. İniş sırası itibariyle 11 ya da 12. suredir ve Duha suresinden sonradır. Seyyid KUTUB’un da dediği gibi(Bkz. Fizilal) -ki bu zaten her iki surenin de içeriğinden çok rahatlıkla anlaşılmakta­dır- duha ve inşirah sureleri Allah Rasulüne ilk risalet görevinin tevdi edildiği ve bu uğurda karşısına dikilen zorluklar, sıkıntılar, alaya alınmalar karşısında Allah’dan bir teselli, bir yardım ve destek olarak nazil ol­muşlardır.

Surelerin fetret dediğimiz bir aralık vahyin kesilmesi ve müşriklerin, zanlarında doğruluklarını kanıtlayıcı sandıkları ara dönemden sonra indiği [private] bildi­riliyor. Her iki surede de, “belini büken ağır yük” al­tında ezilen, aldığı emaneti en iyi şekilde yerine getir­me çabası içinde olmakla beraber müşriklerin alayları ve “Rabbinin onu terkettiği” şeklindeki propagandalarından etkilenmiş olabilecek bir peygamber(Hz. Muhammed) portresi çizilmektedir. O, bu halet-i ruhiye içindeyken Rabbi imdadına yetişiyor ve diyor ki:

“…Rabbın sana darılmadı ve seni bırakmadı..” (Duha:3)

Arkasından gelen İnşirah suresinde ise şöyle buyu­ruyor:

“Biz. senin göğsünü açmadık mı? Ağırlığından do­layı belini büken yükünü senden alıp atmadık mı? Senin şanını ve ününü yüceltmedik mi? Şunu iyi bil ki muhakkak zorlukla beraber bir kolaylık vardır. (Evet), zorlukla beraber bir kolaylık vardır, işlerinden boşaldı­ğın vakit tekrar çalış ve yorul. Rabbine rağbet et.(0na yönel)”

Görüldüğü üzere bu sure, nübüvvet ve elçilik gibi yüce bir göreve tayin edilmiş bir beşerin eğitilmesi, sabır sınavından geçirilmesi ve cahilî tazyiklere karşı metanetinin takviyesi, pişirilmesi amacındadır. Rabbının kendisine olan ihsanlarını da hatırlatarak, müşrik­lerin propagandalarının etkisinde kalmaması, bu ihsanların rabbının O’nu unutmadığına bir delil olduğu dikkatine sunuluyor. Bu ihsanlar ise şöyle maddelendirilebilir;

1- Peygamber’in(s) göğsünün açılması.

2- Belini büken ağır yükün üzerinden hafifletilme­si.

3- Şanının ve ününün yüceltilmesi. (Mesela; Top­lumda el-Emîn olarak tanınması gibi..)

“Birinci ayette bildirilen göğsünün açılması olayı (şarh-ı sadr) sadece ve sadece Peygamberin(s) kalbi­nin ferahlatılması, ona genişlik, sabır, metanet, süku­net, tahammül ve olgunluk gibi meziyetlerin bahşedilmesidir. Belini büken ağır yükün kaldırılması ve şanı­nın yüceltilmesi ifadeleri de bu ayetin yorumu mahi­yetindedir. Bu deyimler halk arasında da kullanılan sözlerdir. Geniş ufuklu, dar görüşlü iyi kalpli, kalbi katı v.s. gibi deyimler de mecaz ifade eden sözlerdir. Mesela; “dar görüşlü” deyimi kişinin görme açısının darlığını anlatmaz. “Kalbi katı” da, biyolojik kalbinin sertliğini anlatmaz. Vurdum duymaz ya da acımasızlığını ifade eder.

Bunun gibi göğsün açılması (şarh-ı sadr) da Pey­gamberin bu uğurdaki tehdit, tenkit, suçlamalar ve her türlü tazyike karşı katlanabilecek bir rahatlık ve tahammülkarlığın verilmesini ifade eder. Peygamber, cahiliyenin, en yoğun şeklini yaşadığı paganist bir top­lumda tüm toplumu karşısına alabilecek, köklü sos­yal devrimler getiren, yepyeni bir tarz-ı hayat sunan bir yenilikçi gibi insanların huzuruna çıkmaktadır.

Ta­bii ki vahiy nedir kitap nedir bilmeyen bir “dilsizler, sağırlar, körler” güruhuna gayb aleminden haberler dinletmek deveyi iğne deliğinden geçirmekten daha zordur. Ki nitekim Mekke döneminin başından sonuna kadar hiç değişmeden süren küfrî katılığını herkes bi­lir. İşte böyle bir ortamda Peygamberin(s) kalbinin açılması gerekiyordu…

Yani tabir caizse demire su verilip çelikleştirilmesi isteniyordu, ve oldu da… Allah’ın risaletini tebliğ edecek elçisinin, bir kaç müşrikin “Bunları sana rabbin mi emrediyor?” diye alaylı itiraz­ları karşısında kalbinin daralıp, göğsünün sıkışıp köşesine, kabuğuna çekilmesi beklenemezdi. İşte bunun için Allah-u Teala, elçisinin göğsünü açmıştır. Tıpkı “yetim bulup barındırması” gibi; “şaşırmış bulup yol göstermesi” gibi; “fakir iken zengin etmesi” gibi; sırtından ağır yükünü kaldırması” gibi ve “şanını yüceltmesi” gibi. Surenin genel manada anlamı budur.

Müfessirler de bunu açıkça bildirmişlerdir. Keşşaf Tefsiri sahibi Zemahşerî. “Kalbini fasihleştirdik ki tüm nübüvvet ve ağır davet işleri rahat olsun. Yahut da kavminin kafirleri ve başkalarından sana arız olacak muhtemel olaylara karşı fasihleştirdik; ya da göğsüne verdiğimiz ilim ve hikmetle fasihleştirdik, korku ve ce­haletten kaynaklanan darlık ve zorluğu giderdik.” şeklinde yorumlamaktadır.(2)

İbni Kesir de, biraz sonra bahsedeceğimiz, göğsün fiilen yarılması rivayetlerine iştirak etmesine rağmen, bu ayetin şeriatın geniş, rahat, müsamahalı olması anlamına geldiğini de belirtmektedir.(3) Buhari ise “İbni Abbas’a dayandırdığı bir rivayette “elem neşrah, yani Allah göğsünü İslam için şarh etti demektir” şeklinde naklediyor.(4)

PEYGAMBERLERİN GÖĞSÜNÜN YARILMASI RİVAYETLERİ

l- Çocukken

Rivayetlere bakılırsa Hz. Peygamber bir değil birkaç defa göğüs ameliyatı geçirmiştir. Bunlardan ilki henüz çocukken emzirilmek için süt annesi Halime’nin yanına verildiği esnada gerçekleşmiştir.

Süt annenin yanındayken gerçekleştirilen bu, kalbi ve göğsü yarma operasyonu, rivayetin birinde şöyle anlatılıyor:

“Hadis ulemasından Ebü Yala ve Ebü Naîm’in İbni Asakir nakillerine Seddad b. Evs’den(r.a) rivayet olunmuştur ki, Resul-i Ekrem(sav) buyurdu ki, çocuk idim. Bir gün kendi akranım olan sabilerle bir dere içinde idik. Birden gördüm ki, üç kimse geldiler. Yanlarında bir altın leğen dahi vardı, içi karla doluydu. Hemen beni sabîler arasından aldılar. Sabiler de süratle koşup kabileye gittiler. Sonra o kimselerden biri beni yer üzerine yanım üstüne yatırdı. Karnımı yardı. Ben bakıp duruyordum. Ama hiç acısını duymazdım. Karnımda olan bağırsakları dışarıya çıkarıp o leğende olan kar ile iyice yıkadı. Yine karnıma koydu. Biri daha geldi, kalbimi dışarı çıkarıp yardı ve içinden bir parça pıhtılaşmış kara kan çıkarıp attı. Sonra eliyle sağ ve sol yanımdan bir şey alır gibi oldu. Hemen gördüm, elinden nurdan bir hatem peyda oldu. Ki bakar kimsenin aklı hayran olurdu. O hatemle kalbimi mühürledi ondan sonra kalbim nur-u nübüvvet ve hikmetle doldu. Ve yüreğimi getirip yine yerine koydu. Nice zaman o hatemin soğukluğunu k a l b i m d e duyar idim. Ondan sonra üçüncü kimse gelip karnımın yarılan kısmını eliyle sıvadı, biznillahi Teala yarası iyi oldu ve elime yapışıp lütufla beni ayak üzerine kaldırdı.”(5)

Bu rivayet, çocukken kalbinin açıldığına ilişkin en teferruatlı olanı denebilir. Bundan başka rivayetlerde de farklı ifadeler yer almakta, farklı uygulamalardan bahsedilmektedir. Mesela; “İbni İshak’ın rivayetine göre peygamberimiz, süt kardeşi ile beraber evin birazcık uzağında hayvanların yanında bulundukları sırada iki adam gelir. Beyaz giyinmişlerdir. İçi kar dolu altın bir leğenle gelirler. Küçük Muhammedin karnını yarıp kalbini çıkardıktan sonra kan pıhtısını atarlar ve kalbini ve karnını o kar ile yıkarlar. Tekrar eski haline getirirler. O iki adamdan biri diğerine Muhammed’i, ümmetinden on kişiyle tartmasını söyler. Tartar, Muhammed ağır gelir. Yüz kişiyle tartar, bin kişiyle tartar ağır gelir. Eğer tüm ümmetiyle tartarsan yine ağır gelirdi der ve operasyon böylece son bulur.(6)

Halime’nin naklettiği bir haberde ise, Halime kocasıyla beraber koşarak (küçük Muhanımed’in) yanına varırlar. Babası onu kucaklar, neler oldu der. O da aynı olayı anlatır.(7) Bir diğer rivayette Halime’ye haberi veren oğlu Damre’dir ve Muhammed’i bir kimsenin aralarından alıp bir dağ üzerine götürdüğünü, karnını yardığını hikaye eder. (8)

Aslında konuyla ilgili oldukça ilginç rivayetler bulunmaktadır. Ama bunlar lafı uzat­maktan başka işe yaramayacaktır. Mesela; Peygamberimize iki meleğin turna suretinde geldikleri, yanlarında soğuk kar ve soğuk su bulunduğu, birisinin göğsünü yarıp diğerinin gagasıyla (su veya kar) püskürterek yıkadığı (9); meleklerin, göğsünden kan pıhtısını alırlarken “bu, şeytanın senden olan haz ve nasibidir” diyerek fırlatmaları(10) bunlardan bazılarıdır.

2-10 Yaşındayken Göğsünün Yarılması

İbni Kesir’in anlattığına göre, Abdullah b. Ahmed b. Hanbel Bezzar kanalıyla Übey b. Kab’dan nakletmektedir. Ebü Hüreyre, Hz. Peygamber’e nübüvvet konusuyla ilgili ilk gördüğün şey nedir diye bir soru yöneltmiş. Resulullah(s) ise düz oturup, Ebü Hürey­re doğrusu sen bir sual soruyorsun” demiş; ve devam etmiş: “Ben on yaşından bir kaç ay almışken çöle düş­tüm. Ve başımın üstünden bir konuşma duydum. Bak­tım ki bir adam diğer adama ‘O o mu?’ diyor. Adam ‘evet’ deyince ikisi beni karşıladılar. Hiçbir yaratıkta görmediğim bir çehre ve hiç bir yaratıkta bulmadığım bir ruh ve hiç bir yerde görmediğim elbiseleri vardı. Yürüyerek bana doğru geldiler. Nihayet her biri benim bir bacağımı tuttu. Ama hiç birinin tuttuğunun farkında değildim. Biri arkadaşına dedi ki, ‘yatırın’. Çekmeksizin ve zorlamaksızın beni yatırdılar. Biri diğerine de­di ki ‘göğsünü yar.’ İkisinden biri göğsüme uzandı ve benim gördüğüme göre kan akmaksızın ve ağrı duymaksızın göğsümü yardı. Adam dedi ki, ‘içindeki kin ve hasedi çıkar’. O da pıhtı şeklinde birşey çıkarıp attı. Daha sonra adam diğerine dedi ki, ‘merhamet ve şef­kati girdir’. Bir de baktım ki, ‘gümüşe benzer birşey çıkardı. Sonra benim sağ ayağımın baş parmağını titretip ‘salim olarak kalk’ dedi. Ben böylece kalkıp koş­tum. Küçüğe şefkat, büyüğe merhamet dolu olarak.”(11) .

Bu haberin Übey b.Ka’b ve Ebü Hüreyre’den nakle­dilmiş olmasıda ayrıca düşündürücü yanıdır olayın… Olayı başka kimse değil de sadece Ebü Hüreyre, Hz. Peygamber’e sormuştur. Bu da biraz eleştiriye açık durumdur.

3- Hira Mağarasında İlk Vahiy Geldiğinde

Hz. Peygamber’in bir defa da Hira mağarasında ilk vahiy aldığı esnada “açık kalp ameliyatı” geçirdiği rivayet edilmekle beraber bunda teferruat verilmemiştir.(12) Herhalde bunu detaylandıracak bir ravî buluna­mamış olmalıdır…

4- Miraç Esnasında

Nicel ve nitel anlamda en fazla rivayet, en detaylı bilgi, Resulullah’ın miraç gecesi kalbinin yarıldığına ilişkin olanlardır. Sadece rivayetleri toplayıp yazsak herhalde onlarca sayfa tutabilecek niteliktedir. Bu çokluk karşısında hadisleri aynıyla alıntılamak yerine öz itibariyle, anlatılan olayları özetlemeye çalışalım.

Hz. Peygamber miraç gecesinde Hatîm ya da Hicr denen yerde (Kabe’nin etrafında), yan üzere yatmış ve yan uykulu yarı uyanık bir halde bulunuyorken Cebra­il gelip göğsünü yarmış. Rivayetlerde boğazdan göbeğe kadar, veya göğüs kısmı yarıldığı anlatılıyor. Bazı rivayetlerde de Hz. Peygamber Mescid-i Haram’da uyumaktayken üç neferin geldiği, birinin ‘o hangisidir’ dediği, diğerinin ‘o ortada olandır’ dediği, o gece Hz. Peygamber’in onları görmediği, ertesi gün yeniden ge­lip O’nu götürdükleri ve o üç neferden Cebrail’in tes­lim aldığı, sonra Cebrail’in, boğazından gırtlağına ka­dar yardığı anlatılır. Sonra altından bir leğen getirilir. İçinde de hikmetle ve imanla dolu bir tas vardır. Kalbi göğsü zemzemle yıkanır. Akabinde o iman dolu tasdan göğsüne boşaltılır. Göğsü ile boğazındaki damar­lar, içi hikmet ve imanla dolu kabın içindekiyle sıvaz­lanır. Yarılan yerler tekrar kapatılır, eski haline getiri­lir. Arkasından, burak adında, gözün alabildiği yere basan bir “h a y v a n” ya da binit getirilir ve miraç yolculuğu başlar…(13)

HABERLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Miraç olayını anlatan her hadiste Peygamber’in göğsünün yarılması da mutlaka zikredilmiştir. Miraç olayında oldukça farklı rivayetlere rağmen öz itibariy­le değişmeyen bir dizi ameliyeden biri de göğsün yarılmasıdır.

Böylece Miraçla şarh-ı sadr adeta özdeşleştiği için önce miraç hususunda bir değerlendirmede bulun­mak istiyoruz.

Olayı anlatan rivayetlerdeki çelişki ve abartılar­dan, baştan sona inkar edilmeyi hakettirecek kadar garip olan miraç hadisesinin zamanı hakkında dahi ih­tilaf edilmiştir. Hicretten on sekiz ay önce vuku buldu­ğu genel kabul görmesine rağmen(14) peygamberlik gelmezden önce vuku bulduğuna dair haberler de mevcuttur.(15) Aynı şekilde miraç olayının adedinde de ihtilaf edilmiştir.

Miraç, yani Allah elçisinin göklere uruç etmesi Kur’an’da anlatılmayan bir olaydır. Kur’an, İsra suresinin birinci ayetinde sadece Rasulullah’ın daha doğ­rusu, Rasulullah olarak yorumlanan “Allah’ın ku­lu”nun gece yolculuğundan bahseder. Miraç ise tama­men ahad rivayetlere dayanmaktadır. Peygamberimizin göklere çıkışını yirmi beş kişi rivayet etmiştir. Bunlar arasında Enes b.Malik, Zübeyde b.Hüseyb, Cabir b.Abdillah, Huzeyfe, Ebü Saîd el-Hudrî, Seddad b.Evs İbni Abbas, İbni Mes’ud, Abdurrahman b.Kurt, Ömer b.Hattab, Ebü Hüreyre, Hz.Aişe, Ümmühanî gibi sahabe bulunmaktadır.(16)

Bu ravilerden bir çoğu sahabenin en küçükleri olup Bedir, Uhud gibi savaşlara çocuk olduğu için katılamamış kişilerdir. Enes b.Malik, İbni Abbas, Ebü Said el-Hudrî bunlardandır. Miraç ise hicretten önce gerçek­leşmiş yani bu insanlar henüz çocukken olay olmuş­tur. Rivayetlerinin abartılı ve garibliği ile dikkat çeken Ebü Hüreyre ise hicretin 7. senesinde müslüman ol­muştur.(17) Miraç gibi son derece gaybî ve önemli bir olayın, örneğin olayı ilk duyduğunda “O demişse ina­nırım” diyerek derhal tasdik ettiği ve s ı d d î k lakabını aldığı söylenen Hz.Ebü Bekir tarafından değil de, yaşları küçük bu zevat tarafından rivayet edilmiş olması oldukça ilgi çekicidir. Bilhassa Enes b.Malik’den on ayrı hadis rivayet edilmiş, kendisi de üç ayrı kişi­den (Malik b.Sa’sa, Ebü Zer, Übey b.Ka’b) rivayette bulunmuştur. (18)

Ebü Hüreyre’ye gelince, şanına yaraşır şekilde en uzun rivayet O’nundur. Tercümesi tam yedi sayfa tutarındadır. İbni Kesir de, bu durum karşısında vicdanı­nın sesine kulak vererek, “Ebü Hüreyre’nin rivayeti gerçekten uzun ve garibliklerle doludur.” demeden edememiştir.(19)

Ebü Hureyre herhalde kendi rivayetinin daha bir göz doldurucu olmasını istemiş ki, O, olay esnasında Cebrail’in yanında M i k a î l’i de bulundurmuş, Cibril O’ndan üç tas zemzem suyu istemiş, göğsü içindeki pislikleri temizlemişler, göğsünü dilim dilim iman, yakîn ve islam ile doldurmuşlardır! İki omuzu arasına da peygamberlik mührünü vurmuşlardır!

İbni Kesir yine bu hadis için şunları söylüyor: “Bu hadisin bir takım sözlerinde çok aşırı münkerlik ve gariblik bulunmaktadır. Ayrıca Semure b.Cündeb’in Buhari’den naklettiği uzun rüyalardan bazı rüyalar da buraya karışmıştır. Bu hadis, miraç olayı dışında başka kıssalardan, rüyalardan ve değişik hadislerden derlenmişe benzemektedir.”(20)

Aslında başlı başına bir makale konuşu olan miraç olayında öz olarak demek istediğimiz, bu olay çelişkilerle, abartılarla, akıl almaz tasvirlerle doludur. Resulullah’ın göklere çıkartılması, “kuyruğunu sallayan” ve Cebrail’in bir taşa bağladığı, uzunca beyaz bir hay­van olarak tanımlanan (Enes’den) Burak’a(21) bindirilmesi; bir apartmanı andıran, her gök katında bir pey­gamber ikamet ettirilmesi, Musa’nın, kabrinde namaz kıldığını görmesi(22), O’na su, şarap bazan da süt sunulması, suyun içseydi ümmetinin ve kendisinin suda boğulacağı, şarabı içseydi ümmetinin ve kendisinin şarapçı olacağı(23); yemişleri Hecer destileri, yaprakları fil kulağı gibi olan sidre ağacı ve bu ağaç dibinden çı­kan dört ırmaktan ikisinin N i l ve Fırat oluşu(24); Rasulullah’ın, semadaki kalem cızırtılarını duyacak kadar yükseltilmesi(25) ve daha çok sayıda akıl almaz olaylar bunlardandır. Örneğin Nil ve Fırat ırmaklarının göklerde ne işi var, doğrusu anlamak imkansızdır…

İşte miraç olayının akıl almaz serencamı gibi bu yolculuktan bir safha olan göğsün yarılması olayı da izahdan halî bir hadisedir.

GENEL ELEŞTİRİ

Peygamberin(s) göğsünün ve kalbinin yarılıp pis­liklerden temizlenmesi, iman, hikmet, sevgi, merha­metle doldurulması olgusunu akıl bazında tartışacak olursak karşımıza ilginç manzaralar çıkar. Bir defa şu­nu belirtelim ki, Allah Rasulü’nun hayatı, O’nun çok olağanüstü bir insan, tüm gelmiş geçmiş insin ve cinnin, tüm peygamberlerin de peygamberi olduğunu vurgulamak amacıyla olağanüstü vakalarla adeta be­zenmiştir. Yani tabir caizse müslümanlann rasulcülüklerinin bir tezahürüdür bu yakıştırmalar.

Akıllarınca Allah Elçisini, böyle bir operasyonla kin, nefret, imansızlık v.b. kötü hasletlerden arındırıp imanlı, hikmetli, şefkatli, sevgi dolu, basiretli bir in­san kılığına büründürmek isteyenler diğer yandan O’na neler isnad ettiklerinin farkında değiller. Zira buna göre, bisetten on yıldan fazla bir süre sonra gerçekleşen miraç gecesi bu “pisliklerden” arındırılan(!) Allah Rasulü demek ki bu vakte kadar sözkonusu kirlerle mülevves durumdaydı. Haşa! Oysa o bir peygamberdi ve elçiliğini nereye vereceğini çok iyi bilen Allah bu durumdaki bir insana nasıl peygamberlik verebilirdi? O, zaten imanlı, hikmetli, şefkatli idi.

Eğer bu ameliyatın ilk başta naklettiğimiz gibi çocukken gerçekleştiğine inanılırsa bu sefer de, miraçtakinin yadsınması gerekecektir. Her ikisi de (ya da her dördü de) olmuştur denilse, o zaman, sık sık tazele­yen ve ikide bir ameliyat gerektiren tıbbî bir maraz gi­bi Allah Rasulü’nun kalbinin sık sık kirlendiği kabul edilecektir. Ki bundan da O’nu tenzih ederiz. Zaten ak­lın kabul edeceği bir düşünce de değildir bu.

Hem sonra hiç bir insanın kalbinde veya göğsünde, insanın itikadî açıdan sapmasının nedeni olan, buna kaynaklık edecek bir organ yoktur. Eğer böyle ol­saydı, bir Ömer b.Hattab’ın, bir Hamza’nın, bir Abbas’ın, hasılı İslam’a giren tüm insanların, önce kalplerinden o imansızlık kaynağı “yedek parça”nın çıkar­tılması gerekirdi. Allah Rasulü’nun bağırsaklarına ka­dar zemzem suyuyla yağlayanlar, herhalde yara pansumanından, hasta tedavisinden etkilenmiş olmalılar. Allah elçisinin miraca çıkış serüveni de, acemi bir çıra­ğın, işine adapte edilmesi ya da bir padişahın huzuruna kabul ediliş merasimlerini andırmaktadır. Musa’nın akıl hocalığı sayesinde Allah’la pazarlık yapılarak 50 vakitten beş vakte indirilen namaz da işin cabası…

Olayı baştan sona okuyanlar kendilerini bir kasa­bın ameliyeleri ya da bir operatörün, asistanlarıyla beraber bir ameliyat seansındaki uğraşları karşısında hissedecekler kendilerini.

Diğer yandan baş tarafta zikrettiğimiz bir haberde (İ.İshak), Peygamber daha çocukken, ümmetinden on, yüz, bin kişi ve tüm ümmetiyle tartılıyor ve yine ağır geliyor. Bu da, Rasulün anlamını, fonksiyonunu değerinin nede olduğunu anlamayanların uydurmasıdır. Onlara göre peygamberin değeri, kiloda ağır gelmekle doğru orantılıdır. Oysa O da bizim gibi bir beşerdir.(26) Bu insanlar gerçekten peygamber konusunda ölçüyü taşırmışlardır. Peygamberi, melekten daha öte, hatta neredeyse İsa’nın Allah’ın oğlu zannedilmesi gibi, uluhiyet ortağı mesabesine çıkartmışlardır.

Bu zihniyet, Allah Elçisi daha çocukken O’nun kalbini başarılı bir by-pass ile yarmakta, nurdan bir hatem ile (yüzük veya mühür) kalbine peygamberlik mührünü basmakta ve peygambere nice zamanlar o mührün soğukluğunu kalbinde hissettirmektedirler(!)(27) Sanki kalbe bir protez ya da kalp pili yerleşti­rilmiş gibi.

İnşirah suresine tekrar dönecek olursak, bu sure hiç bir şekilde Rasulullah’ın kalbinin yarıldığı şeklinde bir anlam bildirmemektedir. Kur’an’ın dört ayetinde daha göğsün şarh edilmesi ifadesi geçmek­tedir.

Bunlardan birinde “Allah kime doğru yolu. gös­termeyi dilerse göğsünü İslam için açar..”(28) buyur­maktadır. Zümer, 22. ayetinde de “Allah’ın, kalbini İslam’a açtığı…” şeklinde, Nahl, 106. ayette ise “göğsünü küfre açmak” tarzında kullanılmaktadır. Bu deyim Taha suresinin 25. ayetinde ise en açık, en parlak an­lamını bulur. Allah-u Teala’nın Firavun’a gidip onu İslam’a davet etmesini istediği Musa(a), “Rabbim, göğsümü aç(gönlümü geniş yap) ve işimi kolaylaştır. Bir de dilimden bağı çöz ki sözümü anlasınlar.” diye dua eder(29)

Söz konuşu surenin anlamı da bu şekilde anlaşıl­malıdır. Allah-u Teala Rasulü’nün göğsünü açtığını, O’na serinkanlılık, rahatlık verdiğini bildiriyor.

Dikkatlerden kaçan bir husus var ki o da şudur:

Rasulullah’a(s) elle tutulur, gözle görülür, tüm insanlara meydan okuyucu bir mucize verilmemiştir. O’nun en büyük mucizesi Kur’an-ı Kerim olmuştur. Çünkü Kur’an akıllara hitabederek insanları adeta çarpmıştır. Dinleyenleri derhal etki alanına almıştır. Kur’an-ı Ke­rim bu fikrimizi destekleyen ayetler sunmaktadır. Bunlardan birisi şudur: “Eğer onların yüz çevirmesi sana ağır geldiyse yapabilirsen yerin içine inebileceğin bir tünel, ya da göğe çıkabileceğin bir merdiven ara. Ki onlara bir mucize getiresin! Allah dileseydi elbette on­ları hidayet üzerinde toplayıp birleştirirdi. O halde sa­kın cahillerden olma.”(30)

SONUÇ

Son olarak özetleyecek olursak, Mekke’de nübüv­veti tebliğe yeni memur edilmiş olan Rasulullah’a hitaben inen ve O’na destek mahiyetinde olan İnşirah suresi, zannedildiği gibi O’nun kalbinin, göğsünün, karnının veya boğazının yarıldığını anlatmaz. Çocukluğunda, on yaşında ya da miraçta göğsünün yarılması da ahad haberlerle anlatılan uydurma bir senaryodan başka birşey değildir. Bunun en büyük delillide haberlerin birbirini yalanlaması. Çelişkilerle dolu olması ve akla, dinin esaslarına aykırı oluşudur. Kaldı ki Peygamberin(s) böyle bir kalp ameliyatına ihtiyacı yoktur. Kalpte de bu şekilde atılması gereken kötülük menbaı bir kan pıhtısı v.s. bulunmaz.

Peygamberin göğsünün şarh edilmesi ise O’nun sıkıntılara karşı dayanma gücü kazanması, kafirlere karşı metanet, tahammül, sabır ve davet yolunda azim ve kararlılık elde etmesidir.(31) Allah-u Teala’nın “Her zorlukla beraber bir kolaylık var” demesi ve bunu ikinci kez te’kid etmesi meseleyi açıklamıyor mu? Ya­ni Rasulü’ne diyor ki; Evet zorluk olacaktır. Ama zorluklara katlanırsan sonunda mutlaka bunun kolaylığını tadacaksın. Bu, sünnetullahdır. Bugün göğsün daralabilir, sıkılabilirsin ama ilerde bunun mükafatını alacaksın. Nitekim Allah Rasulü Medine döneminde bu mükafatı tatmıştır.

Her şeyin en iyisini bilen Allah’dır.

DİPNOTLAR

1- Paul Hazard, Batı Düşüncesindeki Büyük Değişme, Mtc.Erol Güngör, İst. 1973, s. 196-197.

2- Zemahşerî, el-Keşşaf, Beyrut, C.4, s.770.

3- İbni Kesir, Hadislerle. K. Kerim Tefsiri, C.XV, s.8506.

4- Buhari, Sahih, Kitabut Tefsir, İnşirah Suresi.

5- İbnül Hatip el-Askalanî, Mevahibül Ledünniye, Mtc.: Abdulbaki, Der-saadet. 1316,C.I,s.26.

6- İbni İshak, Siret, Tahkik ve Talik: Hamîdullah. Konya, 1981, s.26-27.

7- a.g.e., s.27.

8- Mevahip, I/26-27.

9- İ.İshak, s.28.

10- Tecrid-i Sarih Tercümesi, C.H, s.274.

11-İbni Kesir, XV/8506.

12- Mevahip, I/26-27; Tecrit, lt/273-274.

13- Buhari, Sahih, Miraç; Mevahip, II/7-8; İbni Kesir, 1X/4606-4616; Tecrit-i Sarih, 1551 nolu hadis. Buharî, bu mevzuya ait hadisleri Salat, Hacc, Enbiya, Tevhid ve Menakip bablarında da rivayet etmiştir.

14-İ.Kesir, IX/4651.

15- Süleyman ATEŞ, Yüce Kur’an’ın Çağdaş Tefsiri, İst. 1990. C.5, s. 193. Bu, Buharî’nin Miraç babında zikrettiği Enes b.Malik’in, Malik b.Sa’sa’dan yaptığı rivayettir. Tecrit’de ise 1551 nolu hadistir. Ayrıca bkz. Zemahşerî, el-Keşşaf, H/647.

16- İ. Kesir, IX/İsra ayetinin tefsiri.

17- Bkz. Dr.Subhi es-Salih, Hadis İlimleri ve Istılahları, Ank. 1980, s.(sıra­sıyla) 312-314,317,308.

18-İ.Kesir, IX/4615-4620.

19-a.g.e., s.4638.

20- a.g.e., s.4646.

21- a.g.e., s.4610, 4622-2624.

22- a.g.e., s.4609.

23-a.g.e., s.4611.

24-a.g.e.,s.4617.

25-a.g.e., s.4620.

26-Kehf,110.

27- Mevahip, 1/26.

28-En’am, 125.

29-Taha, 25-28.

30- En’am, 35.

31- Mevdudî, Tarih Boyunca Tevhit Mücadelesi ve Hz.Peygamber. Ank. 1983,1/349.

Bu yazı Kuran İslamı sitesinden alıntıdır.

İktibas Dergisi, Mehmed Durmuş, Sayı: 152, Ağustos 1991.

[/private]

Reklamlar

2 thoughts on “Şarh-ı Sadr: Kalbin yarılması mı göğsün açılması mı ?

Add yours

  1. Miraç hadisesini pek açıklayıcı bulmadım zira
    ayette “Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için, kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan, çevresini bereketlendirdiğimiz el-Mescidül-Aksa’ya (yeryüzüne en uzak olan mescide) götüren O Allah her türlü noksanlıktan yücedir. Gerçekten O, işitendir görendir.” (İsra, 17/1) demekki bi yolculuk olmuş. bana daha açıklayıcı bilgi verin lütfen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: