Ayın Yarılması (Şakkul Kamer) diye bir mucize var mıdır ?

Giriş

Bu yazı daha önce ÎKTÎBAS’ın Ağustos-1991 sayısında yayınlanan Göğün yarılması ile ilgili yazımızın devamı niteliğindedir. Bu yazılarla amaçladığımız iki temel hedef vardır, îlki, Kur’an’ın bu tür ayetlerim vüsatimiz oranında irdeleyerek, Kur’an’ın kendi özüne uygun şekilde anlaşılmasına katkıda bulunmak; ikincisi de Hz. Peygamber’e isnad edilen bir mucize de olsa, tarihi olayların gerçekliğini sorgulamaktır.

Eldeki mushafta 54., Hz. Osman Mushafında ise 37. sırada olan 55 ayetlik Mekkî Kamer suresinin ilk ayetinde “…inşakkal kamer” (ay yarıldı) şeklinde bir ifade bulunduğu için, bu, Hz. Peygamber zamanında ayın bir mucize olarak ikiye yarıldığı ve sonra yeniden birleştiği, bir takım ulema ve ravilerce anlatılagelmiş, buna ayın yarılması (şakkul kamer) mucizcsi denmiştir. Sahih bir islam tarihi yazımına olan ihtiyaç bu tür rivayetleri okudukça bir kez daha kendisini hissettiriyor.

Bu yazıda, Kamer suresinin bu ayetinin gerçek anlamının ne olduğunu ve olabileceğim izaha çalışaca­ğız. Ay yarılması denen sözde mucizenin gerçek olup olmadığı hakkında akla takılan sorulara yer vereceğiz.

OLAY NASIL OLDU

Hz. Peygamber zamanında hicretten beş sene evvel Mekke’de bir akşam vakti dolunay halindeki ayın ikiye bölündüğü rivayeti Buhari, Müslim, Tirmizi, Ahmed b. Hanbcl, Ebu Davud, Beyhaki ve daha bir çok kaynak tarafından nakledilmiştir. Olayın sahabe arasındaki ravileri ise Enes b. Malik, Abdullah b. Mesud, Abdullah b. Ömer, Cübeyr b. Mut’im, Ab­dullah b. Abbas ve Hz. Ali’dir.

Tefsir kitaplarına baktığınızda Hadis kitaplarından esinlenerek -aslında buna, hadis kitaplarının manyetik etkisi altında kalarak desek daha doğru olur-ilgili ayetin aynı şekilde, ayın gerçek anlamda yarıldığına delalet ediyor tarzında yorumlandığını görürsü­nüz.

Tüm bu klasik eserlerde ortak olan bir tarafı varsa o da “gerçekten ayın ikiye bölündüğünün” anlatılması­dır. Tüm diğer hadis kitaplarındaki rivayetlerin de özeti mahiyetindc olduğu için biz Buhari’nin konuyla ilgili olarak Kitabı’na aldığı rivayetleri ele aldık, bera­ber okuyalım:

1 – “Müsedded …İbni Mesud’tan: Dedi ki (İbni Mes’ud), Rasulullah zamanında ay iki parçaya ayrıldı. Bir parça dağın üst tarafında, bir kısmı da diğer tarafında idi. Rasulullah ‘şahid olunuz’ dedi.”

2 – “Ali (îbni Abdillah) …Abdullah’dan (İbni Mcs’ud olmalı): Biz Rasulullahla beraberdik, ay yarıl­dı ve iki parça oldu. Bize ‘şahid olun’ buyurdu.”

3 – “Yahya b. Bükeyr …İbni Abbas’dan: Ay Rasu­lullah zamanında yarıldı.”

4 – “Abdullah b. Muhammcd …Enes’den: Ay iki fırkaya ayrıldı.”(l)

Buharinin hadislerinin hepsi bu kadar.

Olayın hicretten beş sene önce gerçekleştiği, yu­karıda Abdullah b. Muhammed’in Enes’den yaptığı rivayete göre, [private] müşriklerin Hz. Peygamber’den mucize istedikleri, bunun üzcrine gerçekleştiği, diğer rivayet­lerde ise böyle bir talebin bulunmadığı anlaşılıyor. Yine bazı rivayetlerde olayın Mina’da gerçekleştiği, ayrıca Müslim’in İbni Mes’ud’dan ve Ahmed’in Enes’den yaptığı rivayetlere göre de iki defa bölünme olayının olduğu bildirilmektedir.

Yine bu rivayetlere bakılırsa, ay yarıldığında müşrikler, “bu İbni Ebi Kebşe’nin (Peygamberimiz kastediliyor) büyüsüdür” demişler. Sonra, Muhammed bizi büyülese dahi tüm insanları büyüleyemez ya, dışa­rıdan gelenleri bekleyelim ve bir de onlara soralım de­mişler, seferden gelenler olayı doğrulamışlar. (3)

İbni Kesir de ayın yarılmasının şimşek çakar gibi çok ani bir süratte olduğu ve hemen geri kapandığı gö­rüşündedir.

OLAYIN KRİTİĞİ

1 – Kur’anî Bakış

Kamer süresi de diğer Mekkî sureler gibi ahiret hayatına dikkatleri çeken, ahirete imanın önemini vur­gulayan bir suredir. Allahu Teala kıyametin yaklaştığını ihbardan sonra, Kur’an’ın bir öğüt kitabı olduğunu vurguluyor. Sonra Nuh, Ad, Semüd, Lut, Firavun kavimlerinin başlarına gelen olaylar, onlara yapılan çağrıya rağmen öğüt dinlemeyip azgınlıklarına devam et­meleri ve sonuçta uğradıkları azaplar anlatılmakta ve nihayet Mekke müşriklerine söz getirilerek şöyle de­nilmektedir:

“Şimdi sizin kafirleriniz onlardan daha mı iyidirler? Yoksa kitaplarda sizin için bir beraat mi vardır? Yoksa ‘biz birbirimize yardım eden bir topluluğuz’ mu diyorlar?” (5)

İşle surenin genel karakteristiği budur. Şimdi de konumuz olan, surenin ilk ayetlerini okuyalım:

“Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı. Onlar ne zaman bir mucize (ayet) görseler ‘eskiden beri devam edegelen bir büyüdür’ derler. Yalanladılar ve kendi heveslerine uydular. Halbuki her işin bir gayesi (durma yeri) vardır. Andolsun onlara kötülükten önleyecek nice haberler gelmiştir. Bunlar, gayesine ulaşan birer hikmettir. Fakat peygamberlerin uyarıları fayda vermiyor. Çağıranın görülmemiş, tanınmamış bir şeye çağır­dığı gün sen de onlardan yüz çcvir.” (Kamer- 1-6. ay­etler)

Görüldüğü üzere surenin bu ilk ayellerindc, insanlara kıyametin yaklaştığı, bir gün hesaplaşma anı­nın geleceği hatırlatılmaktadır. Sure, ilk olarak “kıya­met yaklaştı ve ay yarıldı” sözüyle başlıyor. Burada ilk olarak, kıyametin yaklaştığının ihtar edildiği kesin­dir, bunda şüphe yoktur. Fakat ayetin ikinci kısmı, yani “ay yarıldı” (inşakkal kamer) ifadesine gelince işte olayın yanlış anlaşılması buradan itibaren başlıy­or. Lakin bu meseleyi Kur’an’a bütüncül bir şekilde baklığımızda anlamakta hiç bir güçlük çekmeyiz.

Kuran’da “yarıldı” ve benzerî ifadeler:

Kamer surcsinin bu ilk ayeti, yani “ay yarıldı” ifadesi esasen Kur’an’daki benzerlerinden birisidir. Bil­hassa kıyamet sahnelerim tasvir eden, ahiret ahvalin­den bahseden surelerde ve ayetlerde, bu şekilde “gök yarıldı” “yer yarıldı” gibi deyimler kullanılmıştır. Biz şimdi bu ayetlerden bazılarını okuyucunun dikkatine sunacağız:

l- “O gün gökyüzü beyaz bulutlar halinde yarılıp melekler bölük bölük indirilirler.”(6)

2 – “Gök yarılıp da erimiş yar gibi kıpkırmızı bir gül olduğu zaman”(7)

3 – “Gök de yarılmış, çatlamıştır.” (8)

4 – “Gök yarıldığı zaman“(9)

Bu ayetlerin hepsinde de “yarılma” olarak tercü­me edilen fiiller ş-a-k-k-a fiilinin türevleridir ve hepsi de mazî sîgasıyla kullanılmıştır. Yani hepsi de gele­cekte, kıyametin kopması anında vuku bulacak hadise­leri bildirmesinc rağmen, hep mazi (geçmiş) sigasıyla anlatılmıştır. Ama bu ayetler nasıl “yarılacak”, (“o gün) yarılır” gibi tercüme ediliyorsa, Kamer suresinin ilk ayetinin de bu şekilde tercüme edilmesi olanaksız değildir ve tercüme edilmese de biz o anlama geldiğini bilmeliyiz.

5- “Bundan dolayı neredeyse gökler çatlayacak, yer varılacak, dağlar yıkılıp dağılacaktır. (10)

Bu ayet, hristiyanların “Rahman çocuk edindi” diye iftira etmeleri üzerine inmiştir.

6 – “Sonra toprağı bir yarışla yardık.“(l1)

7 – “O gün yer yarılır, onlar kabirlerinden dışarı çıkarlar…(12)

8- “…öylesi (taşlar)da var ki çatlar da onlardan su fışkırır.”

Yukarıda dediğimiz gibi, bizzat ‘ş-a-k-k-atürev­li fiillerin kullanıldığı bu ayetlerin dışında), anlam ola­rak yine aynı, yani “yarılma” olayından bahseden, değişik kelime ve fiiller Kur’an’ın Mekki ayctlerinde kullanılmaktadır. Bunlardan birisi Müzemmmil suresi­nin (ki ilk inen surelerdendir) 18. ayetinde geçen “münfetir” kelimesidir: “Gök kubbe yarıldığı zaman” Bir diğeri ise Nebe suresinin 19. ayetindeki “fütiha” kelimesidir: “O gün gök yüzü açılır…”

Daha bu ayetlerin dışında, Mekke’de nazil olup, kıyametin kopuşu ve ahiret ahvalini tasvir eden sure­lerde böyle, alışılmışın dışında olayların cereyan ede­ceği çok sık bir şekilde vurgulanmaktadır.

“Yer yarıldığı (zaman) (13);

“Güneş katlanıp durüldügünde, yıldızlar kararıp döküldüğünde, dağlar sallanıp yürütüldüğündc… denizler kaynatıldığında…”(14) gibi ay­etler sözünü ettiğimiz tasvir ayetlerinden sadece bir kaçıdır.

Şimdi Kamer suresinin ilgili ayetini bu ayetlerden ayırmaya imkan var mıdır? “Ay yarıldı” ayetinin, bu yukarıdan beri sıraladığımız ayetlerden hiç bir farkı yoktur anlam itibariyle. Yani o da kıyametin -tıpkı se­manın yarılmasından bahsedildiği gibi, dağların atılmasından denizlerin kaynatılmasından ilh. söz edildiği gibi- ayın da yarılacağı bildiriliyor…

Kur’an’ın anlattığına göre kıyamet denen olayın normalin ötesinde bir hadise olacağı anlaşılıyor. Ama insanoğlunun tecrübe edemediği ve mahiyeti hakkında şimdilik fazla bir bilgi sahibi olmadığı bu sahnenin bir parçası olan ay yarılmasının da nasıl vuku bulacağı hakkında bir şey dememiz zordur, yazımızın konusu da bu değildir zaten.

Konuyla ilgili olarak önemle altını çizmemiz ge­reken husus, Sayın Süleyman ATEŞ’in isabetli tesbitinde olduğu gibi (15), Kur’an-ı Kerim’de gelecekle il­gili haberlerin geçmiş (mazî) sigasiyle bildirilmesidir. Buna Nahl suresinin l. ayetini örnek vermektedir sayın Ateş: “Allah’ın emri gelmiştir…”

“Kıyamet yaklaştı ay yarıldı”nın anlamı da “Kı­yamet yaklaştı o gün ay yarılacaktır” anlamındadır. Yani ayın yarılması, vukubulmuş bir olay değildir. Belki vuku bulacaktır. Araf suresinin 44-50. ayctilerinde Cennet ehli ile Cehennem ehlinin ahiretteki ahvali anlatılıyor. Bu olaylar hep, “nida ettiler”, “bulduk (derler)”, “buldunuzmu” gibi mazî sîgasındaki sözcüklerle anlatılmaktadır. Oysa anlatılanların ahiretle yani gelecekte gerçekleşeceği apaçıktır.

Öte yandan Nesefî ve Hasan Basrî’nin ay yarılmasının “gelecekte gerçekleşeceği” görüşünde oldukları da bildirilmiştir. (16)

Ayın Yarılması Diye Bir Mucize Yoktur

Kur’an-ı Kerim, Peygamberimizc, bilinen anlam­da herhangi bir mucizenin verildiğini bildirmez. Bila­kis Peygamberimize mucize verilmediğini -gerekçeleriyle- ifade eder. Zaten eğer Peygamberimize mucize verilmiş olsaydı bu açık açık anlatılırdı. Ayın yarılması gerçek olsaydı bunun da açıkça bildirilmcsi, belki de -Süleyman Ateş’in dediği gibi -Kamer suresindcn sonra inen surelerde bu olaya değinilmesi gerekirdi.

Kur’an İsra suresinin 90-95. ayetlerindc, müşrik­lerin, Allah Rasulündcn mucize istediklerini fakat bu isteklerinin verilmediğini açık açık bildirmektedir. Bu ayetlerde müşriklerin Hz. Peygamberden, (a) yerden bir kaynak fışkırtmasını, (b) yahut hurma ve üzümler­den oluşan bir bahçe edinmesini, (c) yahut üzerlerine gökten parçalar yağdırmasını, (d) Allah’ı ve melekleri şahitler getirmesini, (e) yahut altından bir ev edinmesi­ni, (f) veya göğe çıkmasını, gökten bir kitap getirmesini talep ettiklerini, aksi taktirde O’na inanmayacaklarını söylediklerini bildirmeklcdir.(17) Netice itibariyle bu saçma isleklerindcn hiç birisi onlar için yerine geti­rilmemiştir. ,

Yine İsra suresinin 59. ayetinde Allahu Teala, mucize vermeyişinin sebebini, önceki kavimlerin ya­lanlamaları olarak gerekçelendirmekledir. Yani Allah mucize verdiğinde buna inanmaları gerekir, inanmazlarsa azabı hak edecekleri için Allah bu ahmak insanlara mucize göndermemiştir.(18)

Aynı olguya değinen bir ayet de şudur: “Eğer kendilerine bir mucize ge­lirse ona mutlaka inanacaklarına dair olanca güçle­riyle Allah adına and içtiler. De ki, Mucizeler ancak Allah tarafındandır. Ama mucize geldiğinde de inanmayacaklarının farkında mısınız?(19)

Kamer suresindcn çok sonra inen bu En’am sure­sinin 33, 34, 35 ve devamındaki ayetlerde Allahu Teala Peygamberini teselli ediyor. 33. ayette de, ev­velki peygamberlerin de yalanlandığını ama sabrettik­lerini bildiriyor. 35. ayette ise aynen şöyle buyuruyor:

“Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse, yapabilirsen yerin içine inebileceğin bir tünel, ya da göğe çıkabileceğin bir merdiven ara ki onlara bir mucize getîresin! Allah dileseydi elbette onları hidayet üzerinde toplayıp birleştirirdi. O halde sakın cahillerden olma!”

Görüldüğü üzere Allah inkarcılara, onlara veril­miş mucizelerden bahsetmiyor. Peygambere, davasını sabırla anlatmaya devam etmesini salık veriyor. Diğer yandan “biz onlara ayı ikiye böldük, yine inanmadılar” da diyebilirdi. Ama böyle bir ifade de yok!

Bu ayetlerden anladığımız şudur. Allahu Teala İslam’ın insanlar tarafından akılları hayrette bırakan bazı olağanüstü vakalar karşısında değil, aklı selim ile, hür irade ile kabul edilmesini istemiştir. Nitekim öyle de olmuştur. Her ne kadar insanlar Mekke’de 13 yıl kadar İslam’ı kabul etmemek için olanca inatlarını ve diretmelerini ortaya koymuşlarsa da aradan kırk yıl geçmeden tüm Arap Yarımadası İslamlaşmıştı.

Ayın yarılmasının müşriklerin Rasulullah’dan mucize istemeleri üzerine gerçeklcştiğine dair güveni­lir bir rivayet yoktur. Mevdudi bunun sadece İbni Abbas tarafından rivayet edildiğini söylüyorsa da (20), yazımızın baş tarafında kaydettiğimiz Buhari hadislerindcn Enes rivayetinde de olayın müşriklerin mucize isleklerinden sonra vuku bulduğu anlatılıyordu.

Oysa böyle bir olay gerçekleşmemiştir. Kamer suresinin bu ilk ayeti kıyametin yaklaştığını ihtar et­mekten başka bir anlamda değildir.

2 – Rivayetlere Göre Şakk-ı Kamer:

Kur’an’ı yine Kur’an’la anlamak şarttır. Kur’an’ı en iyi tefsir eden yine Kur’an’dır. Kur’an’a göre. Bunu hiçe sayan ulema kesimi her konuda olduğu gibi “ayın yarılması mucizesi”(!)nde de önümüze bir yığın kîl ü kal çıkartıp Kur’an’a rağmen bir efsanenin kabulünü müslüman halka dayatmaktadırlar. Gerek Arapça gerekse Türkçe tefsirler içerisinde sayın Süleyman Ates’den başka olayın kritiğini yapan birine rastlama­dık. Bu da bize “bilimsel statükoculuk” diye bir kav­ram ilham etti…

Kur’an’dan sonra en sahîh kitap (!) diye lanse edi­len Buhari ve sair hadis kolleksiyonlarında ayın Rasulullah zamanında yarıldığına ilişkin bir yığın hadis bu­lunmaktadır. Her ne kadar, merhum Seyyid Kutup gibi bir müellif de olayın tevalüren (!) nakledildiğini yaz­mışsa da, tevatürle hiç bir suretle ilgisi yoktur. Çünkü yazının baş tarafında da belirttiğimiz gibi bu olay en nihayetinde 5-6 tane sahabe tarafından (İbni Mes’ud, İbni Ömer, Enes, İbni Abbas, Cübeyr, Ali) rivayet edilmektedir ve sonuç itibariyle ahad haberdir. Ahad haberle tevatür olmayacağını ve bunun bir itikadi durum hasıl etmekten oldukça uzak olduğunu ise her­kes bilir.

Bu ravilerden Hz. Ömer’in oğlu Abdullah Mekke’de iken çok küçük yaşta olması gerekir. Çünkü Medine’de Uhud savaşında çocuk yaşta bulunduğu için 15 yaşlarında kabul etsek şakk-ı kamerin vuku’u zamanında (hicretten beş sene öncesi) yedi yaşlarında bulunması gerekir. Enes de bu esnada belki doğma­mış, belki de bir iki yaşlarında idi. Çünkü Medine’de dört yaşlarında bulunuyordu. Abdullah îbni Abbas ise henüz doğmamıştı.(21) O’nun hicreten üç yıl önce doğduğu biliniyor. Olayı görme ihtimali bulunan tek kişi İbni Mes’ud’dur.(22)

Görüldüğü üzere, İbni Mes’ud’un dışındaki ravilerin çoğunluğu hicrete beş sene kala, yani ay yarılmasının -sözde- vuku’u yılı çelik-çomakta, oyunda-eğleşte çocuklardır. Üstelik içlerinden bazıları henüz doğma­mıştır. Acaba Rasulullah’ın yanından hiç ayrılmayan arkadaşları, niçin bu olayı görmemişler ya da görmüşlerse rivayet etmemişler de, bu üç beş tane küçük yaştaki çocuk görmüştür? Olayın taşradan, bağdan bahçe­den gelenden v.s. hiç anlatılmamaktadır. Diğer yandan yine İbni Abbas’dan “ay yarıldı” ayetinin Rasulullah zamanında ay tutulması olayı üzerine indiği de rivayet edilmiştir. Yani rivayetler arasında çelişki ve tutarsızlık alenen göze çarpmaktadır.

Şimdi hala müslümanlar, Kur’an’ın sarih olarak bildirmemesinc rağmen, çarık-çürük rivayetlere dayanarak ayın yarıldığına inanacaklar mıdır? înanacaklarsa bu, Kur’an’ı hiçe sayan bir inanış değil midir? Körü körüne ataların izinden gitmenin adı değil midir bu?

3- Olayın İmkaniyeti:

Rivayetlerin tenkidini kabullenemeyecek müslü­manlar, “Allah ayın yarılmasını isterse neden olmasın” diye pirimitif bir itiraz yükselterek işin içinden sıyrılmaya çalışacaklardır. Evet Allah her şeye kadirdir. Bizim tartışmamız Allah’ın ay küresini yarmaya kadir olup olmadığı değildir. Bizim tartışmamız, böyle bir olayın olup olmadığı sorunudur ki olmadığını ileri sü­rüyoruz. Allah’ın her şeye kadir olması, O’nun düzen­siz ve sünnetinc aykırı şeyler yaratması demek değil­dir. Allah’ın yaratması ve sünnetullah düzenlidir, ahenklidir, rasyoneldir.?! Kaldı ki ay yarılmış olsa bile, sırf bunun için bir tek müşrikin bile iman ettiği bildirilmiş değildir.

Olayın gerçekliği üzerinde düşünmeyen müslü­manlar, bu sefer oturup ayın nasıl yarılabileceğini bir­takım kozmolojik öncüllerle ispatlamaya çalışmışlar­dır. Öte yandan ayın yarılmasının şimşek çakar gibi bir iki saniye içinde olup bitmiş bir olay olduğu (!) kabul görmekledir. Bunun imkanını akıl almaz. Kaldı ki böyle olsa bile, şimşek çakması insanlar için ne oranda bir mucize ise, ayın yarılması da o oranda mu­cizedir! Şimşek çakar gibi ikiye ayrılan ay’ın (!) insan­lar hiç farkına varamayacaklar, “bize bir kez daha gös­ter” deme ihtiyacı duyacaklardır. Bir anlık böyle bir olay hiç kimsede iman kanaati oluşturamayacak, hiç kimsenin imanını artırmayacaktır.

Söz konuşu olayın, Mekke dışındaki yerlerden görülmeyişi ve bunun tarih boyunca hiç bir ülkede bir rivayet olarak duyulmamış olmasına, o anda diğer ül­kelerde havanın bulutlu olduğu, bazı yerlerde güneşin henüz batmış bulunduğu, bazı yerlerde gecenin tam ortası, yani tatlı uyku zamanı olup insanlar ayakta olma­dıkları için görülememiştir türündeki cevaplar da asla ikna edici ve sahici değildir. Çünkü dünyanın tamamı bu sayılan vasıflarda bulunuyordu da sadece Mekke’de hava ve iklim, ikiye ayrılan ayı görmeye müsait değil­di. Bu imkansız bir şeydir.

Böyle bir olay olmuş olsaydı Hz. Peygamber’in tüm Mekke’li insanları çağırması gerekirdi diye düşü­nüyoruz. Adeta Musa’nın Firavun sihirbazlarıyla mü­sabaka yaparkan tüm insanların orada hazır bulunması gibi.

SONUÇ

Şakkul kamer mucizesi denen olayla, Kur’an’ın yine Kur’an’la anlaşılması gerekliliği bir kez daha önemini hissettiriyor. Kur’an kendisine hiç danışılmadan tarihsel rivayetlerle tabir caizse hariçten gazel okuyarak yine Kur’an hakkında hüküm verilmekten artık kurtarılmalıdır.

Kur’an’ı bütüncül bir şekilde ele almak gerekir. Kur’an’ın her hangi bir ayetinden hareketle, “Allah her şeye kadir değil midir, O isterse olur” mantığıyla ulu orta hüküm kotarmak Kuran’ı katletmektir. Öyle olursa hiç kimsenin hiç bir yoruma karşı çıkıp, bunu Kuran’a isnad edemezsin deme hakkı olamaz.

Güya, Kuran’ın “Allah’ın kelamı olduğunu – ki elbette öyledir –ve bir çok ilmi gelişmeyi haber verdiğini zoraki tevillerle ve cahilce zorlamalarla çıkarsamaya çalışanlar gibi, Kuran’ın ayın yarıldığını bildirdiğini sananlar oturup inciler döktürerek ayın nasıl yarılabileceğini, bunun nasıl mümkün olduğu tartışmışlardır.

Müslümanlar arasında bilimsel zihniyetin iflası sonucu toplumsal yapı o hale gelmiş ki, bugün bir deli çıkıp da mesela son Peygamber Hz. Muhammed (a.s.)’in yeniden dirilip kabrinden çıktığını ve Medine’de ikamet ettiğini, insanları yeniden dine çağırdığını duyarsa, aradan üç gün geçmeden tüm Türkiye’de halkın ekseriyetinin bu haberin sevinciyle coştuğunu görürsünüz. Üstüne üstünlük eli kalem tutan mollalar ve cami kürsülerinde hitap eden vaiz efendiler derhal olayın olabilirliğini, Allah’ın buna gücünün yeteceğini, zaten Kuran’da bu olayı telmih buyuran ayetlerin varolduğunu, ilgili hadisleri vs. sayıp dökeceklerdir.

Peygamberin devrinde ay’ın her hangi bir surette yarılıp iki parçaya ayrıldığına ve bir müddet sonra tekrar birleştiğine inanmıyoruz. Kamer suresinin söz konusu ayetinin böyle bir olayı anlattığını sananlar yanılgı içindedirler. Asırlar boyunca oluşmuş hurafelerden biridir. Böyle bir mucizeyi var kabul edip de inanmayanı tekfir etmek de ruhban sınıfının ve kendisini engizisyon mahkemesinin fetvacıbaşısı zannedenlerin işidir. Çünkü olayı gerçekten anlamaya çalışmak bir yana; formel açıdan da baksak bu konunun, inkarı halinde küfrü gerektiren bir inanç esası olması için ilgili Kuran ayetlerinin hem delalet hem de sübut açısından kati olması gerekir. Kuran ayetleri sübut açısından katidir fakat bizim sözünü ettiğimiz ayet delalet açısından zannidir. Yukarıda benzerlerini verdik. Mekke’nin müşriklerine kıyametin yaklaştığını haber veren ayetlerden biridir.

Müslümanların tekelci, ‘hocacı’, şeyhçi, felancı, iftiracı, doğmatik olmaktan ziyade aklı selimin sesine kulak verenci olmaları gerekmez mi ? Yine Kuran, sözde inancımızın başında geliyorken, en az ve en sonra okuduğumuz kitap da Kuran değil midir ? Kuran’ı anlayarak ve çokça okuduğumuzda bize doğruları kazandıracaktır. Hidayete erdirici yegane kaynak Kuran’dır.

Dipnotlar

1 – Buhari, Sahih, Kitabut Tefsir, Kamer suresi.

2 – İbn Kesir, Hadislerle Kuran Tefsiri, C. 14, S. 7585 ve 7582.

3 – İbn Kesir, a.g.e. S. 7583.

4 – a.g.e. S. 7587.

5 – Kamer, 43-44.

6 – Furkan, 25.

7 – Rahman, 37.

8 – Hakka, 16.

9 – İnşikak, 1.

10 – Meryem, 90.

11 – Abese, 26.

12 – Kaf, 44.

13 – İnşikak, 3.

14 – Tekvir, 1-6.

15 – Prof. Dr. Süleyman Ateş, Yüce Kuran’ın Çağdaş Tefsiri, 9/151. Ayrıca bkz. İbn Kesir, a.g.e. S. 7580.

16 – İbn Kesir, a.g.e. S. 7587; Zemahşeri, Keşşaf, 4/431.

17 – İsra, 90-93.

18 – Tabatabai, Tefsirul Mizan, 19/61-63.

19 – En’am, 109.

20 – Mevdudi, Tefhimul Kuran, 6/47-48.

21 – İbn Kesir, a.g.e. S. 7585; Ateş, a.g.e. S. 152.

22 – Ateş, a.g.e. S. 152

Bu yazı Kuran İslamı sitesinden alıntıdır.

İktibas Dergisi, Mehmed Durmuş, Sayı: 160.

[/private]

Reklamlar

19 thoughts on “Ayın Yarılması (Şakkul Kamer) diye bir mucize var mıdır ?

Add yours

  1. alper Diyor:
    04 May 2007 4:39 pm eçokgüzel ALLAH tankorkuyorum ölümdende
    naci Diyor:
    23 May 2007 6:39 am ene yani mucizeler olamaz mı?Hz muhammed’den önceki peygamberler mucize göstermişlerde,Hz muhammed neden mucize göstermesin?Bu yazı bir saçmalık.
    Ali Aksoy Diyor:
    23 May 2007 7:39 am eSelam Naci,

    Kuran’da müşriklerin Peygamberimizden sürekli olarak mucize istediği, buna karşın Peygamberimize verilen mucizenin Kuran olduğu, bunun sebebinin Allah’ın mucize istenip te verilmesine rağmen iman etmeyen toplulukları helak edilmesi olduğu belirtilmiştir.

    Bu hususa dair pek çok yazı ve açıklama sitenin değişik makalelerinde mevcuttur.

    Selam ile…
    Ali Aksoy Diyor:
    23 May 2007 7:42 am eBir de, mucize gösterenler Peygamberler değil, Allah’tır. Mucizeler Peygamberlerin marifet ve yeteneği dahilinde değildir. Aralarında mucizeye dayalı bir üstünlük / farklılık ta olamaz. Bunlar hep Kuran’ın bildirdiği hakikatlerdir.
    Abdullah O. GÜZEL Diyor:
    24 May 2007 1:41 am eİnsanın bir su damlasından anne rahminde , bir tohumdan ağaç oluşması, ölen bir bitkinin tekrar yeşerebilmesi, kainatın bir nizam içerisinde her an bulunuyor olması, parçacık fiziği ile ilgili arşatırmaların parçacık hakkında ne kadar az bilgimiz olsa da bu mucize karşısında hayretler içerisinde olmamızı sağlaması, yağmurun yağması, aşık olunca beynimizde salgılanan hormonların varlığı ve daha sonsuz miktarda örnek mucize değil midir? Hem bunlar biz düşünüp öğütler alalım diye bizlere gösterilmekte. Bunların yanında anlayamadığım nokta, ayın yarılması normal değilmiş gibi gelmiş size, diğer gök cisimlerini inceleyecek olursanız çok farklı görüntüler ile karşılacaksınız. ALLAH-U TEALA NIN alemlere Rahmet olarak gönderdiği Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed ( S.A.V ) e neden mucize verilmemiştir diyorsunuz değerli arkadaşım, ya bilgileriniz eksiktir ya da bunları kasıtlı yapıyorsunuz. Peygamber Efendimiz ( S.A.V ) in dünyaya gelişinden önce vuku bulan pek çok mucize var, çocukluğunda ve peygamberliğinde de var olan pek çok mucize nakledilmiş bizlere. Nebiilerin Efendisi Efendimiz hakkında daha derin düşününüz, ayın yarılışına inanmayan dünyada her gün alışageldiğimiz mucizeleri gözünü önünde ayırmaz ise ayın yarılmış olması hadisesine kuşkusuz inanacaktır. Ayrıca ay üzerinde yer alan keskin çizgiyi uydu fotoğraflarından görebilirsiniz. ( Allah’ ın gücü her şeye yeter. )
    gögüş Diyor:
    30 May 2007 4:25 pm eÇok yararlı bi konu yayımlaryanlar için thankkyou
    ayevi Diyor:
    03 Jul 2007 1:20 pm eArkadaşlar, herkesin imanı ve inancı farklı olabilir ama kimse kimsenin inancına laf atamaz saçmalık diyemez…SACMALIK DİYEN ARKADAŞLARA SORARIM: Suan ayın ortadan yarıldığını kanıtlayan ay fotoğrafları var.orada ezan sesi duyduğunu kendi anlatan bir astronot var.aradan 1500seneye yakın zaman gecmesine rağmen değişemeyen değiştirilemeyen bir kitap var,her yerde allah adı gecen mucizeler var..ve Allahu Teala Hz.Muhammet S.A.V.e bahsettiği tüm mucizeleri kur’an da bahşetmiş bizlere…BİZ İNANIYORUZ CANI GÖNÜLDEN..İNANMIYORSANIZ ÇAMUR ATMAYIN..YA ARAŞTIRIN YADA SAYGI DUYUN.İNANMAK ZORUNLULUĞUNUZ YOK AMA SAYGI DUYMAK ZORUNDALIĞINIZ VAR…O Kİ ALEMLERE RAHMET İÇİN GELMİŞTİR.O NEDENLE ONA SONSUZ İNANCM VAR..
    Ali Aksoy Diyor:
    03 Jul 2007 9:31 pm eSelam Ayevi;

    “…Suan ayın ortadan yarıldığını kanıtlayan ay fotoğrafları var.orada ezan sesi duyduğunu kendi anlatan bir astronot var…”

    demişsiniz.

    Yine siz önemine binaen olacak ki büyük harflerle;

    “…İNANMIYORSANIZ ÇAMUR ATMAYIN..YA ARAŞTIRIN YADA SAYGI DUYUN…”

    demişsiniz.

    O halde şöyle yapalım. Siz kendi sözünüze sadakat göstererek, yani ARAŞTIRARAK; “…Suan ayın ortadan yarıldığını kanıtlayan ay fotoğrafları var.orada ezan sesi duyduğunu kendi anlatan bir astronot var…” şeklindeki iddianızla ilgili olarak “ciddi sayılabilecek” bilgi ve bulgularınızı mutlaka kaynak göstererek bizimle paylaşın. Böylelikle hem siz hem biz araştırma yapmadan konuşmamış olalım.

    Çok adil bir öneri değil mi ?

    Selam ile…
    Yunus Emre Gündoğdu Diyor:
    04 Jul 2007 1:14 am e“Hz.Muhammed ( S.A.V ) e neden mucize verilmemiştir diyorsunuz değerli arkadaşım, ya bilgileriniz eksiktir ya da bunları kasıtlı yapıyorsunuz. Peygamber Efendimiz ( S.A.V ) in dünyaya gelişinden önce vuku bulan pek çok mucize var, çocukluğunda ve peygamberliğinde de var olan pek çok mucize nakledilmiş bizlere. Nebiilerin Efendisi Efendimiz hakkında daha derin düşününüz, ayın yarılışına inanmayan dünyada her gün alışageldiğimiz mucizeleri gözünü önünde ayırmaz ise ayın yarılmış olması hadisesine kuşkusuz inanacaktır.”

    Neymiş bu Peygamber doğmadan önce vuku bulan mucizeler? Kur’an’dan deliliniz var mı bu mucizelere?

    Gökte Jupiter’i , Venüs’ü veyahut Mars’ı dünyaya en yakın halinde iken görüp, Peygamber ( mehdi/mesih ) doğdu zanneden Yahudiler vardır bi benim bildiğim (!!!) ( Bu mitoloji yüzünden Peygamber Efendimiz doğduğunda da gökte bir yıldızın doğduğu iddaa edilmektedir. Ayrıca yine halk arasındaki bir hurafeye göre bir insan doğduğunda gökte bir yıldız doğmaktadır- demekki yıldız daha parlak olunca Peygamber doğmuş oluyor )

    Yine bebeler günahkar doğar inancında olup, çeşitli içkiler ile doğduktan sonra yıkayan ( vaftiz eden ) bi Yahudiler ( devamı Hıristolar ) vardır benim bildiğim. ( Meleklerin işi gücü yokta Peygamber’i zemzem suyuyla yıkamış, -bi de kim gördüyse yıkarlarken???? )

    Var mı bunlardan başka, uyduruk olan doğum hikayeleriniz?
    Yunus Emre Gündoğdu Diyor:
    04 Jul 2007 1:32 am eHa bir de Mucize Nedir? diye merak edenler aşşağıdaki linkten anlamına bakabilirler…

    http://hanifdostlar.com/forum_posts.asp?TID=2669&KW=yunusemre&TPN=7
    Ali Aksoy Diyor:
    04 Jul 2007 12:52 pm eSelam Yunus,

    Verdiğin linkte bahsedilen hususlarda oldukça mücadeleciyim ve yazılanlara asla katılmıyorum.

    http://hanifdostlar.com/forum_posts.asp?TID=2669&KW=yunusemre&PN=0&TPN=2

    Selam ve dua ile…
    Yunus Emre Gündoğdu Diyor:
    04 Jul 2007 1:51 pm eBen de verdiğim linkte, sizin görüş ve fikirlerinizin çoğu ile aynı fikirdeyim… Söze dayalı ayetler elbette her Peygamber’e verilmiştir. Ama Güce dayalı/maddesel ayetler sadece belirli Peygamberler’e verilmiştir, bu Peygamberler Kur’an’da anlatılmıştır. Hz. Muhammed güce dayalı/maddesel ayetler verilmemiş Peygamberlerdendir. Bildiğim, bi Hz. İsa hariç, diğer tüm Peygamberler’e verilmiş olan güce dayalı mucizeler “azap” içindir. Hz. İsa’da ise bir “ilim/bilim” vardır. Maalesef de Hıristiyanlar bu ilmi bizden önce keşfetmişlerdir. ( Bakınız Kur’an’da anlatılan, İsa (A.S)’a verilen mucizelerle, batıdaki bilimsel gelişmelerin benzerliğine.. )

    Ben, “mucize” diye isimlendirilen, Allah’ın Peygamberlere yardım amaçlı bahşettiği, insanlardan, inananlara/inanacak olanlara “hikmet”, inanmayanlara azap olacak, küçük doğa olaylarının Allah’ın kudreti ile büyük doğa olaylarına ( anlık/belli bir müddetlik ) dönüşmesi şeklinde tanımlıyorum. Bir olağanüstülük elbette var, ama olağandışılık nitekim yoktur.

    Yaratan, yaratılmışları kurallar/nizam çerçevesinde yarattığına göre, yine bu kurallara hükmeden O olduğuna göre 10 km hızda esen rüzgarı ( azap/afet/yok etme veyahut düzen/nizam/nimet için ) 500 km hıza çıkaracak da O’dur. (misalen) 30 C¢ derecede yakıcı olan ateşi, ateşin yakma ısısını 0 C¢ dereceye indirerek yakamaz hale getirecek olan da O’dur ( Hz. İbrahim’in ateşe atılması ). Örnekler çoğaltılabilir.
    Burada Allah’ın kanununda bir değişme olmadığı da görülüyor. EĞer mucize diye nitelendirilen olaylar Allah’ın kanununda bir değişme olarak algılanılır ise yanılgıya düşülmüş olur. Rüzgar örneğinde olduğu gibi, Allah rüzgara sınırsız esme hızı vermiştir. Kontrolü O’nun elindedir. İstediğinde hızı 0 km ye düşürebilir veya istediğinde 1000 km ( veya daha yüksek ) hıza da çıkarabilir. Biz bunu olağan dışı değil, olağan üstü olarak tanımlamalıyız. Çünkü olağan üstü, olması muhtemel olan bir şeyin, normalinin üstünde gerçekleşmesidir.

    ( Belki biraz dağınık veya mevzuyu eksik anlatmış olabilirim ama ne demek istediğim anlaşılmıştır umarım. Hatam olabilir yazımın içinde, belirtilirse memnun olurum… )

    Selametle..
    ikra!.. Diyor:
    19 Jul 2007 7:35 am eallah razı olsun sizden
    düşünmeden ve okumadan inanıyoruz halbuki kuranı açıp okusak bazı gerçekleri göreceğiz….
    bizlerde diğerleri gibi peygamberleri yarıştırma içine girmişiz onların peygamberi şu kadar mucizesi vardı bizim peygamberimizinde şu mucizeleri var…. bu saçmalıklarla dolu beyinlerimiz halbuki biraz akletsek ve en öenmlisi hayat rahberimiz olan kuranı açıp okusak o bize yol gösterecektir…
    selam ve saygılarımla…
    cüneyd Diyor:
    15 Aug 2007 7:24 am emu’cize cenab-ı hakkın kudretiyle hasıl olan bir haldir.bunların tümüne şuzuzat deniyor.bozmak manasınadır.allah(cc)adetini bozar.bozmasının sebebi”ben koymuş olduğum kanunlara mahküm değilim”demektir.kainatın bu intizamlı düzenini bir gün gelecek tersine çevirecek.bu kanunu kainatta her yerde görmek mümkün.ayı ikiye bölmek beşerin takatının fevkinde bir olaydır.ve müslüman kafir ittifakla tasdik etmişlerdir.lütfen araştırmalarınızı menfi olarak değil müsbet şekilde yapmalısınız.gözlüğünüzün rengini değiştirmeniz gerek.nazarınız farklı bakıyor.zihinleri bulandırıyor.size risale-i nuru insafla okumanızı ve tedkik etmenizi tavsiye ederim.ama gayenizin ne olduğunu bilemem.ama pek iyi gözükmüyor.biz kuran talebeleri yaşadıkça böyle safsata şeyleri mütemadiyen çürütürüz.isbat ederiz.hodri meydan deriz.zaten sitenize tevafukan rastladım.yoksa özellikle girmedim.allah size hidayet versin.aklınızı doğru kullanmayı nasib etsin.

  2. Ayın yarıldığını binlerce kişinin görmesi grekmezmiydi? Yani Anadoludakiler, Avrupadakiler, Asyadakiler neden görmemiş? Neden sadece hadis kitaplarında yer alıyor? Uyanın.

    Rivayetler, Hicret`ten beş sene evvel Mekke`de bir akşam vakti dolunay hâlindeki Ay`ın ikiye bölündüğünü, parçaların birisinin dağın üstünde, diğerinin de dağın önünde bir müddet durduğunu, sonra iki parçanın birleştiğini ve Ay`ın tekrar eski hâline döndüğünü bildirmektedirler. Olayın özeti böyle olmakla birlikte bazı rivayetçiler uydurmacılıkta bir hayli ileri gitmişler ve olayı akıl almaz ayrıntılarla süslemişlerdir. Meselâ, peygamberimizin bir parmağını Ay`a doğru uzattığını ve Ay`ın ikiye bölündüğünü, parçalardan birisinin peygamberimizin abasının (ceketinin) yakasından girip kolundan çıktığını ileri süren rivayetler vardır. Maalesef “din kitabı” adı ile Müslümanların arasına sokulan bu zırvalar sadece bu noktalarda da kalmamış, Esma bint-i Amis rivayeti ile Hayber`de ikindi namazını geçiren Ali`nin, namazını vaktinde kılması için batmış olan Güneş`i bile
    geri getirmek suretiyle zirvelere ulaşmıştır.

    http://www.istekuran.com

    Bu senaryoları filim yapsak çok para kazanırız.

  3. Selam Kaynak..

    Maalesef elimizde bu kadar bütçe yok. 🙂 Olsaydı çoktan Hollywood ( kutsal odun )’u sollamıştık, kutsal ağacımız ile övünüyor olurduk! :D:D

  4. Ali aksoy Peygamberimize(s.a.s) verilen mücizeler Kur’anda açıklanmasa inanmayacaksın öyle mi? Bu kadarına da pes doğrusu bari Allah Resullünün(s.a.s) güneş gibi meydanda olan mücizelerini inkar etmeseydin olmaz mıydı,üstelik günümüze kadar anlatılagelmiş bu mucizeler öyle sistemli bir şekilde bize ulaştırılmış ki eğer-haşa- peygamber Efendimiz(s.a.s)’e isnad edilmiş olsaydı şüphesiz birbirlerini tutmayan çok sözle karşılşırdık.Kur’an-ı Kerim’de diğer peygamberlerin mücizeleri anlatılırken Efendimiz’e(s.a.s) verilen ayın yarılma mücizesi de anlatılır ve siz onu iptal edersiniz,neymiş efendim Peygamber Efendimiz(s.a.s) hz.isa ümmeti gibi ümmeti tarafından ilahlaştırılacakmış seni fırsatçı seni.üstelik kendini haklı göstermek için de o doğruluğunu kabullenmekte zorlandığın hadislerden faydalanıyorsun.

    Hem madem bütün hadisleri şüpheyle karşılıyorsun doğruluğunu ölçüt için Kur’anda hadisin desteklenip/desteklenmediğine bakıyorsun o halde Kur’anda peygamberimizin(s.a.s) bu hadisini destekler bir ifade yoktur.Eğer siz Efendimiz’in(s.a.s) bu hadisini bu ölçütlere rağmen kabul ediyorsan şüpheli damgasını vurduğun diğer hadisleri de kabullenmelisin.Eğer kabullenmiyorsan sana derim ki sen fırsatçısın,bahanecisin,sofist felsefecilerinin etkisinde kalmışsın.

  5. Pes doğrusu! Hüseyn-i Cisrî gibi zatlar BİNE yakın mu’cizeyi rivayet ve kaynaklarıyla yazmış ve günümüze kadar bu bilgiler sağlam olarak ulaşmıştır.
    Asrın Müceddidi büyük alim ve mütefekkir Bediüzzaman Said NURSÎ Hazretleri de,MEKTUBAT isimli Eserinde 19.Mektupta rivayet ve kaynaklarıyla çok sayıda (Başta şakkı Kamer mucizesi olmak üzere) mu’cizeleri nakletmiş,sır ve hikmetlerini,Peygamberimiz (A.S.M)’in hak ve hakkaniyetini,Risalet ve Nübüvvetini ayrıntılı ve ilmî delillerle izah ve ispat etmiştir.
    Aslında mucizeyi inkar edenlere söylenecek söz olmamalıydı.Ama bu siteye girip bu saçmalıkları okuyan kardeşlerimizin akidelerine ve inançlarına zarar verir,imanlarını tahrip eder endişesini taşıdığım için cevap yazmak zorunda kaldım bir ilahiyatçı olarak..
    Aman kardeşler,sakın bu inkâr oyunlarına gelmeyin.Peygamberinize sahip çıkın..Selam ve dua ile…

  6. Selam İsmail Aksoy;

    Hani tam olarak bilgiye vakıf olamamış insanlara kızmıyorum. Onların hakaretlerine de bu nedenle sabrediyorum.

    Ama inan ki, en zevk aldığım şey, kendilerini “eğitimli din adamı” olarak tanıtan ve ondan sonra da Kuran’a muhalif tavır takınanları milletin içinde rezil etmektir.

    İşte böyle bir ortamda Said-i Nursi’yi savunma bahanesi ile siz geldiniz.

    Bu demektir ki, bu sitede yazmaya devam ettiğiniz müddetçe benden çekeceğiniz var.

    Size bir soru: 19. Mektup’ta Hz. Peygamber’in geleceğe dair kehanetlerde bulunduğu, bunların da doğru çıktığı anlatılıyor öyle değil mi ?

    Bu sizin uydurduklarınız.

    Allah’ın indirdiği Kuran’da ise şöyle diyor Peygamber:

    “Ben gaybı bilmem” (Enam,50)

    “Ben, bana ve size ne yapılacağını bilmem” (Ahkaf,9)

    Şimdi, hem ilahiyat okuyacaksın, hem de Allah’ı ve Peygamberi yalana çıkaracaksın.

    Şimdi sana mı “Pes doğrusu” denmek icap eder, bize mi ?

    Aman mümin kardeşlerim, Allah’ın adını kullanarak Kuran ayetlerinin apaçık hükümlerini “inkar” eden bu sahte din adamlarından uzak durun.

    Allah’ın indirdiği Kuran’a ve O Kuran’da anlatılan Peygamberinize sahip çıkın / yani onun hükümlerini ayakta tutun.

    Yoksa bu uydurukçu ve iftiracılar ne kendilerini ne de sizi Allah’ın azabından mümkün değil kurtaramazlar.

    Çünkü kim Allah’ın indirdiğini inkar ederse, o apaçık bir biçimde ve tam olarak sapıtmış olur.

    Muhabbetlerimle…

  7. Admin’e :Aslında cevap yazmaya bile değmez.Senin misyonunun dini tahrif ve inkâr olduğu açıkça belli.Sana acımıyorum.Çünkü “Er-Râzî bizzarari la yünzaru lehu” kaidesince (Zarara rızasıyla girene acınılmaz,merhamet edilmez).Esas acıdığım saf ve temiz iançlı mü’min kardeşlerimin sizin gibiler tarafından iğfal edilesidir.1400 küsur yıllık iananç ve akidelerinin tahribe çalışılmasıdır.Sen İmam A’zamları,İmam Şafiileri ,İmam Rabbani ve İmam Gazaliler gibi asrın müceddidlerini ve allamelerini de (Allah bizi muhafaza buyursun)
    inkâr ve tezyid ediyorsundur.Âyetleri yanlış anlatıyor ve yorumluyorsun,hadisleri ise külliyen inkâr ediyorsun.Allah Resûlüne ve O’nu gönderene saygılı olsan senin için iyi olur.Biz senin gibileri çok gördük ve görmeye de devam edeceğiz galiba..Sana bir daha cevap yazıp vaktimi boşa harcamak niyetinde değilim.Allah hidayet versin..

  8. Selam İsmail Aksoy;

    Sanırım sana sadece “güle güle” diyeceğiz.

    İşte böyle çakılıp kalırsın. Neymiş ? Ayetleri yanlış yorumluyormuşuz…

    Enam 50 ve Ahkaf 9 un doğrusunu sen yazsaydın o zaman.

    Hani “dini eğitim” aldın ya, o bakımdan diyorum.

    Selametle İsmail kardeşim, selametle…

  9. SELAM İSMAİL AKSOY

    İmam A’zamlar,İmam Şafiiler ,İmam Rabbani ve İmam Gazaliler,Saidi nursiler SENİN OLSUN.

    TURŞUSUNU KUR

    Başımıza ne geldiyse onları putlaştıranlar tarafından geldi..

    Öyle körleşmissinizki nediyeyim,ALLAH HİDAYET ETSİN

  10. Selam İsmail Aksoy
    İmam-ı Azam Ebu Hanife(r.a),Mücediddid-i Elfi Sani Ahmed Faruk İmam-ı Rabbani(k.s),İmam-ı Şaf’i,İmam-ı Gazali,Bediüzzaman(r.a)…
    Gibi itibarlı ve faziletli ALİMLER bizim olsun.Bundan büyük bir nimet var mı? Bu zatlar Allah’a ve Peygamberine en iyi şekilde itaat etmemişler miydi?

    “Kim Allah’a ve Peygamber’e itaat ederse,işte onlar,Allah’ın kendilerine nimet verdiği sıddıklarla,şehidlerle ve iyi kimselerle birliktedirler.Bunlar ne güzel arkadaştırlar.”(Nisa 69)

    “…Bana yönelenlerin yoluna uy…”(Lokman 15)
    “Sabredip ayetlerimize kesin olarak inandıkları zaman emrimizle doğru yola ileten önderler çıkardık.”(Secde 24)

    Kişi sayısı kadar din ortaya çıkarmaya çalışan insanlar da onların olsun.
    Kişi sevdikleriyle beraberdir.

  11. slm alykm kardeşler ben şuan ilahiyat 3.sınıfta okuyorum ve hocalar bize de ayın yarılmasının peygamber mucizesi olmadğını söylediler.çünkü ayın yarılması kıyamette gerçekleşecek bir olay olduğunu sölediler.ama ben daha önce peygamber mucizesi olarak biliyordum ilahiyatta ise peygamber muzizesi olmadığını öğrendim.yani hangisine inanacağız insanın kafası karışmaktan başka bir şey olmuyo.olan yeni yetmelere oluyo

  12. s.a
    admine : gaybı bilmez peygamber kıyamet alametlrinden haber veriyor. istanbulun fethinden haber veriyor. nasıl bir şey bu.

    niyaziye: merak etme bu sene ve . sınıfta seni tarikat şeyhi yada cemaatin başı gbi düşündürecek. seni hatta müctehid yapacaklar. tabi kendilerince. aslında kendilerini o sevieye çıkarmak için sizi böyle bir bilinçle eğitecekler. dikkat et görürsün cemaat ve tarikatleri çokça kötüleyecekler. hadisleri inkar edecekler. ki kütübü sitte de dahi olsa( kuranı kerimden sonra en sahiih 2. kaynak). sonra kendi söylediklerini kabul ettirmeye çalışacaklar. hadisleri inkar ettirecekler kendileri gibi. yani enaniyetini ve nefsini okşayıp anladıkları dinin adamını yetiştirecekler. islam dini adamı alimi değil.

  13. Selam Arkadaşlar

    Peygamberler(A.S), Yüce Allah’ın haber vermesiyle olmasa elbette gaybı bilemezler.
    “Gayb” kelimesi,Kur’an-ı Kerim’de çeşitli ayetlerle değişik şekilleriyle ele alınır.

    Enam-59 ” Gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı da bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin. Yerin karanlıklarında da hiçbir tane, hiçbir yaş, hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Allah’ın bilgisi dahilinde, Levh-i Mahfuz’da) olmasın.”

    Bu ayette “gayb”ın tamamen Allah’ın katında olduğu dile getirilmekte ve ondan başkasının-Peygamberimiz(s.a.v) de dahil-kimsenin bilemeyeceğini söylemektedir.Ve zaten Yüce Allah,Efendimizi şöyle konuşturmuyor mu?

    ENAM-50 De ki: “Ben size, ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır’ demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size ‘Ben bir meleğim’ de demiyorum. Ben sadece, bana gönderilen vahye uyuyorum.” De ki: “Görmeyenle gören bir olur mu? Siz hiç düşünmez misiniz?”

    A’RAF 188 – De ki: “Allah dilemedikçe ben kendime bir zarar verme ve bir fayda sağlama gücüne sahip değilim. Eğer ben gaybı biliyor olsaydım daha çok hayır elde etmek isterdim ve bana kötülük dokunmazdı. Ben inanan bir kavim için sadece bir uyarıcı ve bir müjdeciyim.”

    Cin Suresi’nde şöyle buyuruluyor:

    CİN 26-27-28:”O gaybı bilendir. Hiç kimseye gaybını bildirmez.Ancak seçtiği resüller başka. (Onlara bildirir.) Fakat O, Resülün önünde ve arkasında gözetleyici (melek)ler yürütür ki resüllerin, Rablerinin vahiylerini tebliğ ettiklerini bilsin. Allah onların her halini kuşatmış ve her şeyi inceden inceye sayıp dökmüştür.”

    Bu ayetlerin ışığında şu söylenebilir.Peygaber,kendi olarak gaybı bilmezdi.Ancak,Yüce Allah’ın bildirmesiyle öyle bilirdi ve bildi de.Kıyamete kadar olacak durumları ana hatlarıyla ve temel esaslarıyla insanlığın gözüönüne -Yüce Allah’ın bildirmesiyle- sermişti.
    Mesela İstanbul’un fethedileceğini gayr-i metluv vahiyle Resullüne(s.a.v) bildirmişti.Sahabelerden Ebu Eyyub El-Ensari(r.anh)’nin daha o devirlerde İstanbul’a geliş sebebi de buydu.

    Şüphesiz,Resul-i Ekrem(S.a.v),kendiliğinden birşey söylemiyordu;söyledikleri ve beyan ettikleri hepsi birer vahiy ve yüce Allah’ın bildirdikleriydi.

    Slm Aleyküm…

  14. ay yarılması haktır hadis mütevatir olursa inkar eden dinden çıkar ahad meşhur hadisse bidatçıdır niye hep ehli sünnetin aksine gidiliyor?ne kadar olay tartışma olmuş boşverin inkar edenler düşünsün kıyamet yaklaştı ay yarıldı ayeti herşeyi açıklıyor
    kıyametin en büyük alameti peygamber efendimizin zuhuru sonra ölümüdür onun için ahir zaman peygamberi diye bilinir bir hadisi şeriflerinde şehadet parmağı ile orta parmağını birleştirip benle kıyamet günü işte böyleyiz buyurmuşlardır
    nasipten yoksun kişiler bazen soruyorlar öyle ise niye hala kopmadı diye kimbilir bize uzun yıllar geliyor fakat ALLAH katında zaman mekan yoktur selametle

  15. Sahabeler arasında bu mucizenin olup olmadığı konusunda bir ihtilaf söz konusu olamaz. Şakk-ı Kamer mucizesi Kuran’da geçmektedir. Böyle bir mucizenin bir sahabe tarafından inkarı mümkün değildir. Her sahabeden rivayet gelecek diye bir şey yok. Yalnızca bazı rivayetlerde ay ikiye ayrıldıktan sonra yere inmiş gibi ilaveler yapanlar olmuşsa da bunlar bu mucizeyi kıymetten düşürmek ve insanların inkar etmesini sağlamak için münfıklar tarafından uydurulmuştur.

    Peygamberimiz’in (s.a.v.) en önemli mu’cizelerinden biri olan “şak-kı kamer” “ayın yarılması” mu’cizesi nasıl meydana gelmiştir?

    Peygamber(s.a.v.) Efendimizin mucizelerinden birisi olan AY’I İKİYE bölmesini kanıtlayabilecek elimizde herhangi bir kanıt varmı? fotoğraflı veya bilimsel açıklamalı bir kanıt lazım?

    AY MUCİZESİ

    Fahr-ı Kâinat Efendimizin (S.A.V.) gösterdiği BİN’e yakın mucize, in­sanlık âleminin ayları ve yıldızlan hük­münde parlayan sahabelerin gözü önünde cereyan etmiş ve yalan üzerine ittifak etmeleri imkânsız olan bu nuranî cemaat tarafından bütün teferruatıyla gelecek nesillere aktarılmıştır. “Benden bilerek yalan bir şey haber veren, Ce­hennem ateşinden yerini hazırlasın” mealindeki hadîs-i şerifin ikazına karşı bütün zerreleriyle titreyip herkesten fazla titizlik gösteren ve yalan bir haber karşısında susmaları mümkün olmayan o iman kahramanlarından bize ulaşan hadîs ve mucizeler, bugün modern ilim tarafından da tek tek tasdik edilmekte­dir. İslâmî kaynaklarda “Şakk-ı Kamer” veya “İnşikak-ı Kamer” ola­rak geçen

    “Ay’ın ikiye yarılma mu­cizesi” de bunlardan birisidir.

    NASIL GERÇEKLEŞTİ?

    Şakk-ı Kamer Mucizesi, Efendimiz (S.A.V.) peygamberlikle vazifeli kılın­dıktan sekiz sene sonra vuku buldu. Kureyş Kabilesi’nin ileri gelen müşrik­leri bir araya toplanmışlar ve Allah Resûlünden, peygamberliğini ispatlaya­cak bir mucize istemeye karar vermiş­lerdi. Hep birlikte O’nun bulunduğu ye­re doğru ilerlerken gecenin ilk saatleri yaşanıyor ve Efendimiz (S.A.V.} parıl parıl parlayan ay ışığı altında Hazret-i Ali, Huzeyfe İbn-i Yemân, Abdullah Ibn-i Mes’ud, Enes İbn-i Mâlik, Abdul­lah Ibn-i Abbas, Cübeyr ibn-i Mut’im ve Abdullah İbn-i Ömer gibi büyük saha­belerle sohbet ediyordu. (1) O nur hal­kasını çevreleyen müşriklerin mucize görme konusundaki ısrarları had safha­ya varıp sabır sınırlarını zorladığında, Fahr-i Kâinat Efendimiz (S.A.V.) yerin­den doğruldu ve mübarek elini, gökyü­zünde bir altın tabak gibi ışıldayan Ay’a doğru celâlle kaldırdı. Yaratıldığı günden beri vazifesinden şaşmamış olan Ay, hürmetine koca bir kâinatın yaratıldığı O Zat’in (S.A.V.) bu işaretiyle bir anda ikiye ayrılmış ve gerideki Mina Dağı, Ay’ın İki parçası arasında kalarak muh­teşem ve tüyler ürpertici bir manzara teşkil etmişti.

    Efendimiz (S.A.V.) etrafındaki saha­belerine “Şahit olun, şahit olun” diye tekrarlarken, Kureyş kâfirleri şaşkınlık­la birbirine bakmıyor ve “Bize büyü yaptı” diyorlardı.

    Bir başka Kureyşli de, “Muhammed (S.A.V.) sadece bize büyü yapmış ve Ay’ı iki parça olarak göstermiş olmalı” diyerek, bu hâdisenin civar beldelerden gelen kafile ve kervanlara sorulmasını istiyordu. Bu teklif, diğerleri tarafından da ister istemez benimsendi ve ertesi sabah Yemen ve başka taraflardan ge­len kervanlar soru yağmuruna tutuldu. Hepsi de gece seyahat ettikleri için Ay’ın ikiye varıldığına şahit olmuşlardı. Bunun üzerine Mekke’li Müşrikler. “Ebû Tâlib’in yetîmindeki sihir, semaya da tesir etti” diyerek inatlarını sürdür­düler. Ve Efendimizin (S.A.V.) yanında olmamalarına rağmen bu mucizeyi gö­ren diğer müşrikler gibi, küfürlerinde sabit kaldılar.(2)

    Hemen arkasından Allah kelâmı na­zil oldu:

    “ONLAR BÎR MUCİZE GÖRSELER, ONDAN YÜZ ÇEVİRİP “NOR­MAL BİR SIHÎR” DERLER, YALAN SÖYLERLER. NEFİSLERİNE UYAR­LAR.” (Kamer Sûresi, 3. Âyet)

    NEDEN HERKES GÖRMEDİ?

    Ay Mucizesinin herkes tarafından görülmesi, Cenab-ı Hak tarafından dünyada murad edilen “imtihan sırrı”na ters düşecek ve ister istemez bütün insanların imana gelmesine yol açacak­tı. Bu yüzden Ay’ın iki parçaya ayrılma­sı, insanların uykuda veya evinde oldu­ğu bir zamanda ani ve kısa süreli olarak gerçekleşti. Ay’ın hergün farklı saatler­de dogması ve farklı menzillerde bulun­masının yanısıra, o asırda gökyüzünü sürekli inceleyen âlimler de yok denecek kadar azdı. Aynı zamanda bazı ül­keler sis ve bulut gibi engellerden, bazıları da saat farkından dolayı Ay’ı göremiyordu. Meselâ bu mucizenin gerçek­leştiği saatte İngiltere ve İspanya’da gü­neş yeni batıyor, Çin ve Japonya’da sa­bah oluyor, Amerika’da ise gündüz sa­atleri yaşanıyordu. (3) Ay’ın görülmesi için yeterli olan şartlar, Arap yarımada­sının dışında en iyi Hindistan’da ger­çekleşmiş ve Dhar şehri kralı Raja Bjoh ve raiyeti tarafından bütün teferruatıyla takîp edilmişti.(4) Chamai Nehri kıyı­sındaki sarayının balkonundan Ay’ın ikiye ayrıldığını gören kral, önce dünya­nın sonunun geldiğini zannederek bü­yük bir korkuya kapılmış, daha sonra da bunun Arabistan’da zuhur ettiğini duyduğu Peygamber’in bir mucizesi olabileceğini tahmin ederek vezirini Mekke’ye göndermişti. Raja’nın veziri Efendimizle (S.A.V.) görüşme şerefine erişmiş ve Şakk-ı Kamer O’nun muci­zesi olduğunu anlayarak İslâmiyeti seç­mişti.

    Bugün bu bahtiyar hükümdarın to­runları olan Bjohzadeler, Hindistan’da­ki Dhar şehrinin hemen dışında ikâmet ediyorlar. (5)

    BAŞKALARI DA GÖRMÜŞTÜ

    Şakk’i Kamer Mucizesi, sadece Raja ve saraydakiler tarafından görülmemiş. Hindistan halkı tarafından da seyredilmişti. Mucizenin gerçekleştiği tarih, da­ha sonra bir başlangıç yılı olarak kabul edildi ve bazı eserler üzerine işlendi. Hatta bu ülkede ele geçirilen bir hey­kelde: ”Ay’ın ikiye yarıldığı senede ya­pılmıştır” ifadesi bulunuyordu. Bu du­rum bazı müfessirler tarafından sıkça nakledilmiş ve çok önemli bir delil ola­rak gösterilmiştir. (6)

    İLİM GÖRÜYOR

    Ondört asır önceki astronomi ilmi­nin ve haberleşme imkânlarının yeter­sizliği sebebiyle tam olarak görüleme­yen veya görüldüğü halde haber olarak yaygınlaşanı ayan Şakk-ı Kamer Muci­zesi, 4 Mayıs 1967 yılında Florida’daki Cape Kennedy Uzay Üssü’nden fırlatı­lan Orbiter 4 uydusundan çekilen Ay fotoğraflarıyla ister istemez gündeme gelmiştir. Orbiter 4’ün bu çalışmasında, Ay’ın dünyamızdan görülmeyen arka yüzü resimlenmiş ve 3000 km. mesafe­den çekilen yakın plân fotoğraflarıyla. Ay yüzeyinin %95’lik bölümü incelene­bilmiştir. 67-1805 numara ile arşivlenen bu fotoğraflarda, daha önce küçük bölümler halinde çekilen Ay fotoğrafla­rında farkedilemeyen bazı hususlar gö­ze çarpmaktadır. Ay’ın arka yüzeyi, uzunluğu 240 genişliği de yer yer 8 ki­lometreyi bulan bir yarık tarafından boylu boyunca kuşatılmaktadır. (7) Bu çatlağın merkezi, 65 derece güney ve 105 derece doğu olarak belirlenmiştir. Tabii sebeplerle meydana gelen çatlak­lar, dalgalı ve düzensiz bir çizgi oluştur­dukları halde, bu çatlak mükemmel bîr düz çizgi şeklindedir. Özel bir sebebe dayandığı intibaını uyandıran çatlaklar, Ay’a ilk defa ayak basan astronot Neil Armstrong’un da dikkatini çekmiş ve kendi ifadesiyle onu hayrete düşürmüş­tür. Size bu haberi aktardığımız “The Müslim Digest” adlı dergi, Mısırlı âlim­ler tarafından N. Armstrong’a Şakk-ı Kamer Mucizesinin anlatıldığını da ifa­de etmektedir.

    ÜÇ ASIRLIK HARİTA

    Kur’an, Hadîs ve nakiller, Şakk-ı Ka­mer Mucizesi gerçekleşip Ay’ın iki parçaya bölündüğünü ifade ettiğine göre, bu parçaların tekrar birleşmesi sırasın­da meydana geldiği tahmin edilen çiz­ginin Ay’ın tamamını dolaşması gerek­mektedir.

    Yani birleşme çizgisi veya çatlağı, Ay’ın dünyadan görünen yüzünde de bulunmalıdır.

    Uzay çalışmalarını yürüten ülkeler, su âna kadar Ay’ın bu yüzünü çevrele­yen bir çatlaktan bahsetmemiştir. An­cak burada ilk defa ZAFER’in ortaya koyacağı bir delil, sanırız astronomi sa­hasında daha önceden ele alınmamış veya gözlerden saklanmıştır. Bu delil, İtalyan gök âlimi Cassini tarafından gü­nümüzden tam 311 sene önce çizilmiş olan bir Ay haritasıdır.

    Modern astronomiyle uğrasan ilim adamları tarafından fevkalâde önemli bir kaynak olarak kabul edilen ve ilmî yönü tartışılmadığı için birçok kitapta yer alan bu harita, günümüzde çekilen Ay fotoğraflarıyla da mükemmel bir uyum arz etmektedir. Cassini’nin 311 yıllık bu haritasında, dünyamızdan gö­rülen Ay yüzeyinin tamamını kuşatan ve tesadüflerle meydana gelmeyecek kadar muntazam olan bir çizginin varlı­ğı, son derece açık ve net olarak görül­mektedir. Fotoğrafını takdim ettiğimiz bu haritayı inceleyen insaf sahiplerinin, cetvelle çizilmiş gibi muntazam olan bu çizgiyi ne şekilde yorumlayacaklarını bilemiyoruz. Ancak iki büyük taşın üst üste konduğunu veya bazı yerlerde de­rince çizgiler çizildiğini görüp de bunla­rın uzaylılar tarafından yapıldığını iddia eden Daniken gibi sahte âlimlerin bu harita karşısındaki suskunluklarının se­bebini az-çok tahmin edebiliyoruz.

    AY YÜZEYİ DEĞİŞİYOR MU?

    Bu yazıda Cassini’nin haritasından bahsetmemizin sebebi, mucizenin ger­çekleştiği zamana en yakın kaynak ol­ması cîhetiyledir. Çünkü Şakk-ı Kamer’den bu yana geçen 14 asır zarfın­da Ay yüzeyinde önemli değişmelerin olabileceği ve çatlakların yapısını boza­bileceği anlaşılmaktadır.

    Ay yüzeyindeki değişmelerin bir se­bebi, sıvı haldeki lâvların taşması olarak belirtilmektedir.(8) Geçmişteki yıkılma ve bozulmaların çoğu, bu aşındırmadan dolayıdır. Meselâ Ebemkuşağı Körfezi (Sinüs Iridum) bunun açık bir örneğidir. Yakın sayılabilecek bir geçmişte çem­ber seklinde olan bu körfez, sıvı halde­ki lâvlar tarafından tamamen tahrip edilmiş ve bir yay haline getirilmiştir.

    Ay yüzeyinin değişmesine sebep olan diğer bir faktör de, sıcaklık dere­cesindeki ani farklılıklardır. Güneşin, Ay üzerindeki belli bir noktanın üzerine çıkmasıyla birlikte Ay yüzeyindeki sı­caklık, sıfırın altında -80 santigrad de­receden, sıfırın üstünde +120 derece­lere fırlar. Ve güneş battığında, yine eksi değerlere düşer. Neticede kayalar patlayarak parçalanır ve uzun bir za­man dilimi içinde Ay yüzeyinin görünü­şünü değiştirir.

    Ay’ın son derece yoğun bir meteor yağmuruna maruz kalması da, yüzeyinin hızla değişmesine yol açar. Ağırlığı bazen tonlarla ifade edilen göktaşlarının yapmış olduğu tahribat, tek kelimeyle dehşet veri­cidir. Hatta saniyede 40 kilometre hızla düsen l GRAM’lık göktaşları bile kurşun tesiri yapar ve en sert kayalarda en az 30 dm. derinliğinde 60 cm. genişliğinde bir çukur açar. Bilindiği gibi Dünyamızın etra­fını çevreleyen atmosfer tabakası, bu tas­lar için mükemmel bir kalkan vazifesi gör­mektedir. Buna rağmen nadir de olsa dü­şen göktaşlarının açtığı dev kraterler, her­hangi bir atmosfere sahip bulunmayan Ay yüzeyinin akıbeti hakkında fikir verebilir.

    Yukarıda saydığımız bu sebeplerden dolayı Ay’ın çehresi her an değişmekte ve farklı bir yapıya kavuşmaktadır. Bu yüzden şimdi değişmiş veya kısmen ka­panmış olsa bile, 311 yıl önceki Ay ha­ritasında gösterilen o muazzam çatlak önem arzetmektedir.

    Şakk-ı Kamer Mucizesi’nin günü­müz tekniğiyle apaçık görülebilecek olan delilleri, Hâlık-ı Kâinat tarafından çeşitli sebeplerle gizlenip örtülmüş ve imtihan sırrına uygun hâle getirilmiş olabilir.

    NETİCE

    Modern astronomi ilminin Şakk-ı Kamer Mûcizesiyle alâkalı tesbitleri (ve­ya İnkârları) hangi boyutta olursa ol­sun, inananlar için fazla birşey ifade et­mez. Çünkü bu mucize, bizzat Allah ta­rafından haber verilmiş ve Kur’an’da açıkça zikredilmiştir.

    “KIYAMET YAKLAŞTI VE AY YARILDI. ONLAR BİR ÂYET (MUCiZE) GÖRSELER, ONDAN YÜZ ÇEVÎRlP -‘NORMAL BiR SİHİR” DERLER, YA­LAN SÖYLERLER, NEFİSLERİNE UYARLAR.” (Kamer Sûresi, l-3.âyet-ler)

    Evet,. bu mucizeyle alâkalı olan Kur’an âyetlerinin meali budur. Ve o âyetlerde bildirilen hakikatlere karşı artık boyun eğmek zorunda kalan ve ders al­maya karar vermiş görünen modern İlim, öğrenci koltuğunda oturarak araş­tırmalarına devam etmektedir. Ay sade­ce resimlerle değil, jeolojik açıdan da incelenebildiğinde, Şakk-ı Kamer Mucizesi bambaşka bir boyut kazanabilecektir.

    KAYNAKLAR:

    1-Tecrîd-i Sarih Tercümesi, İst.1945, clll:9, s.367,372. Elmalılı: Hak Dini Kuran Dili,

    II.baskı, fst.l960,c.7, s.4622.

    2-Kadı İyâd: EI-Şifa.

    3- Bediüzzaman: Sözler, s.SSSb

    4-5- The Muslini Digest, Vol.34, Nos: 3-4, p.35.

    6-Ömer Nasûhi Bilmen: Muvazzaf-ı İlm-1 Ke­lâm, S.baskı, İst-1959, 8.161 İsmail Tekin: Inşikâku’l-Kamer, Ank.1970, s.17.

    7-The Müslim Digest, Vol.34, Nos: 3-4, p.35.

    8-Bilim ve Yaşam Ans., Bilim ve Teknoloji cil­di. Gelişim Yay.,s.241.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: