Hıristiyan ve Musevilerden ibret almak

Kuran’da, geçmiş toplulukların hataları ibret almamız için anlatılır. Bu topluluklardan günümüzde de varlığını sürdüren Hıristiyanlık ve Museviliği ele alırsak, içine düşülen hatalardaki benzerliği hemen kavrayabiliriz. Bu ortak temel hatalar; Peygamber ve din adamlarını putlaştırma, Allah’ın kitabı dışında kitaplar oluşturma, Allah’ın dinini mezheplere bölmektir.

Papazların, mezheplerin dini adına matbaaya ve halkların kendi dillerinde ibadet etmelerine karşı çıkmaları, Hıristiyanlık’ta din adına yapılan yobazlığa örnektir: “Matbaanın bulunmasıyla kitap yayınlarının çoğaldığı ve eğitim öğretimin geliştiği doğrudur, fakat aynı zamanda fikir ve görüş ayrılıklarının oluştuğu da bir gerçektir. Bunun sonucu olarak insanlar Kilise’nin yerleştirdiği iman ve akideler konusunda düşünmeye ve sorular sormaya başlamışlardır. Din kitaplarını okuyor, anlıyor ve kendi anladıkları dilde ibadet ediyorlar. Bu nedenle kendi kendilerine din adamlarına artık gerek bulunup bulunmadığı sorusunu sormaları söz konusudur. Eğer herkes kendi bildiği dilde ve kendi anladığı şekilde Tanrı’ya ibadet etmeye kalkışacak olursa… Böyle bir durum bizim mensup bulunduğumuz din adamları sınıfının

HIRİSTİYAN VE MUSEVİLERDEN İBRET ALMAK

çok zararına olur. Din esaslarının, din adamlarının dışında hiç kimse tarafından bilinmemesi koşul olmalıdır.” (Bakınız İlhan Arsel – Toplumsal Geriliklerimizin Sorumluları: Din Adamları sayfa 18) Hıristiyanlık’ta bilimsel gelişimin önünü tıkayan ve geciktiren, mezheplerin savaşlarıyla ortalığı kan gölüne çeviren papazların hegemonyası kaybolur diye matbaaya, kendi dilinde ibadete karşı çıkan, aforoz, endülüjans, engizisyon gibi kurumlarıyla halka kan kusturan, kulların affedilme yetkisinin bile kendisinde olduğunu iddia eden hep kilise olmuştur.

Enam Suresi 154, Araf Suresi 145. ayetlerde Tevrat’ın da aynı Kuran gibi detaylandırıldığını görüyoruz. Oysa Yahudiler ellerinde detaylı bir şekilde Tevrat dururken ‘Mişna’ (hadis, söz) ve ‘Gamara’ (sünnet, pratik) başlıklarıyla kutsala fatura edilmiş rivayetlerle dinlerine ilaveler yapmışlardır. Görüldüğü gibi Yahudi yobazlığının kendi dinlerini bozarken kullandığı başlıklar bile dinimizin mezhepçileriyle örtüşmektedir. Oysa Yahudiler’e dinleri Tevrat’ta detaylı olarak açıklanmıştır. Kuran’ın izahına göre Yahudiler Tevrat’ta, Hıristiyanlar İncil’de hükümlerini bulurlar.

Biz indirdik Tevrat’ı Biz. İyiye ve güzele kılavuz var onda, ışık var. Teslim olmuş Peygamberler Yahudiler’e onunla hükmederler. Kendini Rabb’e adayanlarla, ilimde derinleşmiş olanlar da Allah’ın kitabını korumakla görevli olduklarından ….

5 Maide Suresi 44

İncil ehli Allah’ın onda indirdikleriyle hükmetsinler. Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler sapkınlardır.
5Maide Suresi 47

HIRİSTİYANLIKTAKİ BABA-OĞUL MESELESİ

Dinimizin bağlıları Hıristiyanlar’ın ve Museviler’in sapmalarını çok iyi tespit eder ve çok mantıklı eleştirirler. Ne yazık ki bu eleştiriyi yapanların birçoğu Kuran dışı dini kaynaklara tabi olmuşlar veya mezheplerin hegemonyasına girmişlerdir. Hıristiyanlıktaki en büyük sapma olan Hz. İsa’nın Allah’ın oğlu olduğu sapmasını ele alalım. Bugünkü bilinen en eski İncil bile Latince’ye çeviridir. Hz. İsa’ya indiği dilde bir İncil elde mevcut değildir. Orjinalinde ne olduğunu bilmediğimiz kelimeler Latince’ye “Baba” ve “Oğul” şeklinde çevrilmiştir. Fakat bu Latince tercümelerde bile “Oğul” kelimesi sadece Hz. İsa için değil, Allah’ın tüm sevgili kulları için kullanılır. Aynı şekilde Baba kelimesi de sırf Hz. İsa’nın Baba’sı manasında değil tüm kulların Baba’sı manasında kullanılır.

Siz göklerde olan Babanızın Oğulları olasınız.

İncil Matta 5,45

… Benim Babamın ve sizin Babanızın, benim Allah’ımın ve sizin Allah’ınızın yanına çıkıyorum.

İncil Yuhanna 20,17

Yani mevcut İncil’i şu andaki tercümesiyle eline alan bir kişi bile şu andaki anlatımıyla Allah’ın oğlu tanrı İsa’yı İncil’de bulamaz. Çünkü bu tabirin tüm insanlar için kullanılması, bu kavramın mecaz bir kavram olduğunu gösterir. Bizim tahminimize göre İncil’in orijinalinde kul manasına yakın bir kelime “oğul”, Yaratıcı manasına yakın bir kelime de “baba” diye çevrilmiştir. Fakat her şeye rağmen İncil’in heryerinde bu kelime bu tarzda çevrildiği için, kelimenin tüm insanlık için kullanılmış olmasından, ne manayı kastettiği anlaşılabilir. Günümüzdeki İncil çevirilerini incelemek bile tercümelerle Hıristiyanlıkta ne kadar tahrifat yapılabildiği hakkında fikir sahibi olmamızı sağlayacaktır.

35 İsa kovulmasını haber alır almaz onu aradı ve ona sordu, İNSANOĞLU’na inanıyor musunuz?

Yeni Amerikan İncil Yuhanna 9,35

35 İsa kovulduğunu duydu ve onu bulunca şöyle dedi: İNSANOĞLU’na inanıyor musunuz?

Yeni Uluslararası İncil Yuhanna 9,35

35 İsa ne olduğunu duyunca adamı buldu ve ona: “MESİH’e inanıyor musunuz?” dedi.

Yaşayan İncil Yuhanna 9,35

35 İsa kovulduğunu duydu ve onu bulunca şöyle dedi: TANRININ OĞLU’na inanıyor musunuz?

Kral James İncil’i Yuhanna 9,35

4. tercümedeki Kral James İncil’inde ilk iki İncil’deki insanoğlulafzının nasıl Tanrı oğlu lafzına çevrildiğine dikkat edin. Ayrıca bu Baba ve Oğul lafızlarının kullanımında saptırma olduğu Matta’nın şu bölümünden de anlaşılabilir:

Yeryüzündeki kimseyi Babanız diye çağırmayın, zira babanız birdir, semavi Babadır.

İncil Matta 23,5

BAŞ SORUMLU KİLİSE

Görüldüğü gibi tercümede yeryüzündeki kimseyi Babanız diye çağırmayın deniyor. Oysa “Baba” herkesin biyolojik kan bağı olan babasını çağırdığı isimdir. Hiçbir zaman Allah’ın çağrıldığı bir isim değildir. Burada da kanaatimiz Baba diye tercüme edilen kelimenin orjinalinin Allah’a mahsus yaratıcı veya benzeri bir kelime olduğu fakat tercümelerle bu kelimenin günümüzdeki “Baba” kelimesi şeklinde kaldığıdır. Fakat yine de tercümeler ikinci dereceden suçludur. Çünkü bu kelimelerin tüm insanlar için kullanıldığını gören objektif değerlendirici, bu kelimelerin mecazi bir kelime olduğu kanaatine varırdı. Bugünkü Katolik ve Ortodoks mezheplerinin yorumcuları bu kelimelerin tüm insanlar için mecazi manada, Hz. İsa için ise gerçek manasında kullanıldığını söylemişlerdir. Yani bugünkü Hz. İsa’nın oğul Tanrı ilan edilmesindeki asıl suçlu Katoliklik, Ortodoksluk tipi mezhepler ve onların kurumu olan kilisedir. Kilisenin yorumundan ibaret olan bu yaklaşımlara, dini sadece mevcut İncil’lerden öğrenmeye çalışan Hıristiyanlarca varılmayacağı kanısındayız. Yıllarca insanlar Hıristiyanlığı kilise kurumunun anlatımlarıyla öğrendiler. Dinimiz Hanefi, Şafi gibi Sunni ve diğer Şii mezheplerin anlatımlarıyla nasıl dejenere olmuşsa, Hıristiyanlık da Katolik ve Ortodoks mezheplerin hegemonyasıyla dejenere olmuştur. Hıristiyanlık için durum daha da zordur. Çünkü mevcut İncil’lerin orijinali yoktur. Oysa Kuran’ın orijinali elde mevcut olduğu için Kuran’a gidip de ilaveleri ve eksiltmeleri düzeltmek; gerçek dinle, uydurulan dini ayırt etmek gayet kolaydır.

Tüm bu dejenerasyonlardaki metotları incelediğimizde; Hıristiyanlar’ın kendi mezhepleriyle dejenerasyonunun, dinimizin mezhepler eliyle dejenerasyonuna benzerliğini saptayabiliriz. Mevcut İncil (tercümelerle saptırmalara rağmen) bir kenara bırakılmış ve kilise kendi yorumunu İncil’in üstüne çıkartmıştır. Kilisenin burada rahipler topluluğu olduğunu unutmayalım. Hz. İsa’nın öldürülmesi için karar alan da Yahudi haham toplumuydu. Dinimizdeki ilaveleri yapanlar ise dinimizin hadis imamı, mezhep imamı adlı din adamı topluluklarıdır. Biz Hz. İsa’yı öldürmek isteyen hahamların sapkınlığını, Hz. İsa’yı aşırı yücelten Saint Paul gibi papazların sapkınlığını çok iyi anlarız. Ama söz Buhari gibi uydurma hadis toplayıcılarına veya Şafi gibi mezhep imamlarına geldi mi onların kutsallığından bir türlü vazgeçmeyiz. Fakat yine de Hıristiyanlar’ın Saint Paul’den, Museviler’in katliamcı hahamlarını savunmaktan neden vazgeçemediklerine çok şaşırırız. Bir de kendimize şaşıracağımız günler gelebilse! Aslında tarih nüans farklarıyla tekrarlanmakta, geçmiş kavimlerden alınmayan ibretler felaketlerin sebebi olmaktadır. Dine en büyük zararı ise bir kısım hahamlar, rahipler, imamlar diye bilinen sözde kutsallar vermektedir.

DİNE EN BÜYÜK ZARARI SAHTEKAR DİN ADAMLARI VERİYOR

Allah’ı bırakıp bilginlerini, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i Rabler edindiler. Halbuki hepsi de tek Tanrı’ya kulluk etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O’ndan başka Tanrı yoktur. O bunların ortak koştukları şeylerden yücedir.

9 Tevbe Suresi 31

Ey iman sahipleri! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah yolundan da geri çevirirler.

9Tevbe Suresi 34

Ne yazık ki birçok Müslüman bu ayetleri masal gibi dinlemektedir. “Allah bize geçmişteki bu kavimlerin durumunu anlatıyorsa, bunun önemli bir sebebi bizim de aynı yanlışı tekrarlayabilecek olmamızdır.” çıkarımı ne yazık ki düşünülmemektedir. Bugün görüyoruz ki benzer hatalara düşülmüştür. Nasıl Hıristiyanlar’da papazlar Rab kabul edildiyse, İslamiyet’te imamlar fetva, içtihad, mezhep görüşü başlıklı yutturmalarla, dinde olmayan dini hükümleri icat etmişlerdir. Yani din adamı zümresine, sırf Allah’ın tekelinde olan hüküm koyucu yetkisi verilmiştir. Nasıl Hıristiyanlar Katolik, Protestan, Ortodoks rahiplerini, ruhanilerini her şeye rağmen temize çıkartıyor, onların evliyalık ve üstünlük hikayelerini anlatarak onların Hıristiyanlığı dejenere etmelerini temize çıkartıyorlarsa, bizim imamlarımız da aynı evliyalık, üstünlük … hikayeleriyle temize çıkarılmaktadırlar. Kilisenin maddi menfaatler için dini nasıl istismar ettiğini ise Güney Afrika’lı , Nobel ödüllü rahip Desmond Tutu çok güzel anlatmaktadır: “Misyonerken Güney Afrika’ya geldiklerinde toprak bizde, İncil onlardaydı. Sonra bize gözlerimizi kapatalım, dua edelim dediler. Gözlerimizi açtığımızda gördük ki İncil bizde, toprak onlardaydı.” Din adına insanların paralarını haksızlıkla bazı rahipler, hahamlar nasıl yiyorlarsa, hiç merak etmeyin bizim şeyhler, hocalar, mevlidhanlar onlardan aşağı kalmamaktadırlar. Tüm bu manzaralarda hem Museviler, hem Hıristiyanlar, hem de bizim için elbette bir çok ibretler vardır. Bu üç din de tüm bu mezhepleri ve mezhep önderlerini kenara itmeden dinlerini gerçek manasıyla kavrayamazlar. Öncelikle tüm mezhep izahları ve tüm ilave Mişnalar, [private]hadis kitapları, falancanın mektupları çöpe atılıp, Allah’ın kitapları tek başına masa üstüne konulup çözüme başlanmalıdır. Kuran’ın orjinali elimizde olduğu için biz bu konuda çok daha rahat çözüm şansına sahibiz. Fakat Musevi ve Hıristiyanların da aynı metotla Allah’ın istediği orjinal dine çok daha fazla yaklaşacakları kanaatindeyiz. Ne yazık ki şu anda din diye anlatılan ne Musevilik’te Tevrat’tır, ne Hıristiyanlık’ta İncil’dir, ne de bizde Kuran’dır. Mezhepler ve azizlerin, hahamların kitapları ne acıdır ki Allah’ın kitaplarının önüne geçmiştir. Bu üç dinin yobazlıklarının temel sebebi de aynıdır: İnsani olana kutsal kılıfı giydirilmiş ve bunlar gerçek kutsal olan Allah’ın kitabının yanına ve önüne konmuştur. Dinlerdeki bir diğer istismar mekanizması da kitapta yazılan açık gerçeklerin yorumla, kelimelerin manasını kaydırarak gizlenmesi veya saptırılmasıdır.

Onlar kelimeleri yerlerinden kaydırıyorlar. Öğüt almak için çağrıldıkları şeyden nasiplenmeyi unuttular.

5 Maide Suresi 13

Bunların içlerinden bir grup vardı ki, Allah’ın kelamını işitiyor, onu kavramalarının ardından bile bile tahrif ediyorlardı.

2 Bakara Suresi 75

İNCİL VE TEVRAT’TA PEYGAMBERİMİZE İŞARETLER

Hıristiyan ve Museviler’in kendi dinlerindeki bu tahrifatlarının en güzel örneği Tevrat ve İncil’de Peygamberimiz’i tarif eden ayetleri yorum ve tahrifatla değişik şekilde manalandırmaya çalışmalarıdır. Bugün elimizdeki Tevrat ve İncil’de tespit ettiğimiz muhtemelen Peygamberimiz’e işaret etmesi muhtemel örnek ayetleri inceleyelim:

Ve bütün milletleri sarsacağım ve bütün milletlerin (Himada’sı) gelecek ve bu mabedi şanla şerefle dolduracağım der. Orduların Efendisi; benimki gümüş, benimki altın der. Benim bu son evimin şöhreti, ilkinden daha yüksek olacak der insanların Efendisi ve bu yerde selam (şalom) vereceğim der orduların Efendisi.
Tevrat Haggay 2,79

“Himada” kelimesi eski İbranice’de “ hmd” kökünden türemiştir. Kuranı Kerim’de Hz. İsa’nın kavmine ismi Ahmed olan bir Peygamber geleceğini söylediği anlatılır. “Ahmed” kelimesi “Muhammed” ismiyle aynı kök yapısına sahiptir. Böylece Hz. İsa’nın kavmine adı “Ahmed” olan bir Peygamber gelecek demesiyle, adı “övülmüş” manasında olan bir Peygamber gelecek demiş olduğu ve Peygamberimiz’in adının manasını söylediği de düşünülebilir. “Ahmed” kelimesi “Himda” kelimesinin değişmeden kalmış Arapça şeklidir ve aynı manaları içermektedir. Grekçe yazılmış Yuhanna İncil’inde de klasik Grek diline tamamen yabancı olan “Paracletos” ismi kullanılmıştır. Aslında “Ahmed, Muhammed” kelimelerinin karşılığı olan “ şanı yüksek, övülmüş, çok hamdeden” manasına da gelen pekiştirilmiş şekildeki “Periclytos” kelimesinin Hz. İsa tarafından vazedilen Arami lisanındaki “Himda” ve “Hemida” kelimesinin Grekçe’ye tercüme edilmiş şekli olması kuvvetle muhtemeldir. Fakat her halükarda bu kelimenin manası Peygamberimiz’in ismiyle aynı manadadır. “Şalom” kelimesine gelince bu kelime de İslam kelimesi ile aynı kök ve manalara sahiptir. Her Sami dil alimi “ Şalom” ve “ İslam” kelimelerinin “ barış, teslim olma” manasına gelip aynı kökten türediğini bilir. (Bakın Tevrat ve İncil’e Göre Hz. Muhammed, Prof. Abdulahad Dâvud)

15 Eğer beni seviyorsanız, emirlerimi gözetirsiniz.

16. Ben de Baba’ya yalvaracağım ve o size başka bir “Paraklit”gönderecektir.

İncil Yuhanna 14, 1516

7 Bununla beraber ben size gerçeği söylüyorum. Benim gitmem sizin için hayırlıdır. Çünkü ben gitmezsem “Paraklit” size gelmez. Fakat gidersem O’nu size gönderirim.

8 Ve o geldiği zaman günah, doğruluk ve hüküm konusunda dünyayı suçlu olduğuna ikna edecektir.
İncil Yuhanna 16, 78

20 Yahya’nın tanıklığı şöyle oldu, açıkça konuştu, inkar etmedi: “Ben Mesih değilim” diye açıkça konuştu.
21 Onlar da kendisine “Öyleyse sen kimsin? Sen İlyas mısın?” diye sordular. O da: “Değilim” dedi.
“Sen o Peygamber misin?”

Yahya “Hayır” diye cevap verdi.

İncil, Yuhanna 1,2021

HZ. İSA’DAN SONRA GELİP BİR TEK ALLAH’A ÇAĞIRAN KİM VAR

Görüldüğü gibi İncil’de Hz. İsa’dan sonra gelecek biri sürekli müjdelenir. Oysa Hz. İsa son Peygamber’dir, bir daha Peygamber gelmeyecek tarzında bir ifade hiçbir yerde geçmemektedir. Yuhanna 1,2021’de ise insanların İlya ve İsa dışında bir Peygamber daha bekledikleri görülüyor. Peki Hz. İsa’dan sonra gelip, insanlara Allah’ı anlatıp, tanıtan kim vardır? Tarihe baktığımız zaman Peygamberimiz dışında buna uygun tek bir önemli şahsiyet bile yoktur. Tüm bunlara karşın İncil’de Hz. İsa’nın kendinden sonra geleceğini söylediği “ Periclytos” kelimesinin manasının Peygamberimiz’in isminin manası ile aynı olması tesadüf olabilir mi? Yuhanna İncil’inde geçen “Parakletos”un Kutsal Ruh(Cebrail) diye açıklanmaya çalışılmasını eleştiren Prof. Dr. Maurice Bucaille bu anlayışı reddederek “Parakletos”tan kastın Hz. İsa’dan sonra gelecek Hz. İsa gibi bir Peygamber olduğunu söyler: “Burada öne sürülen insanlara bildirme işi hiçbir surette Kutsal Ruh’un işlerinden olan bir ilhamdan ibaret değildir. Aksine kendisini belirleyen Yunanca kelimedeki yayma kavramı sebebiyle, onun açıkça maddi bir niteliği vardır. Şu halde Yunanca “Akouo” ve “Laleo” fiilleri bir takım maddi işleri ifade ederler ve bu fiiller ancak işitme ve konuşma organlarına sahip bir varlıkla ilgili olabilirler. Dolayısıyla bu fiilleri Kutsal Ruh’a uygulamak mümkün değildir… Öyleyse Yuhanna’nın Paraklet’inde, Hz. İsa gibi işitme ve konuşma kabiliyetlerine sahip olan bir insan görmek, mantığın götürdüğü bir sonuç sayılmalıdır. Yunanca metin bu özellikleri kesin olarak gerektirmektedir. Demek ki Hz. İsa kendisinden sonra Allah’ın yeryüzüne bir başka insan göndereceğini ve Yuhanna’ya göre onun rolünün, bir cümleyle söylemek gerekirse Allah’ın kelamını işiten ve onun mesajını insanlara tebliğ eden bir Peygamber’in rolü olacağını haber vermektedir. Şimdi elimizde mevcut metinde bulunan Kutsal Ruh kelimeleri tamamen kasti olarak sonradan yazılmış bir ilaveden ileri gelmektedir. İlavenin gayesi Hz. İsa’dan sonra bir Peygamber’in geleceğini haber veren bir kelimenin ilk anlamını değiştirmektedir. Çünkü buna inanmak Hz. İsa’nın son Peygamber olmasını isteyen gelişme halindeki Hıristiyan cemaatlerinin öğrettikleriyle çelişki ortaya çıkarıyordu.” [Prof. Dr. Maurice Bucaille, Tevrat, İnciller, Kuranı Kerim ve Bilim, sayfa 127]

YALANCI VE GERÇEK PEYGAMBERLER

Peygamberimiz’in gerçek peygamber mi, sahte peygamber mi olduğunu merak edenler Hz. İsa’nın İncil’deki şu kriterini uygularlarsa gerçeği görebilirler:

Yalancı Peygamberlerden sakının. Onlar size koyun postu içinde yaklaşırlar ama içten yırtıcı kurtlardır. Onları yaşam ürünlerinden tanıyacaksınız. Hiç dikenlerden üzüm, kenpellerden incir toplanır mı? Her iyi ağaç iyi ürün verir. Çürük ağaç ise kötü ürün verir. İyi ağaç kötü ürün vermediği gibi, çürük ağaç da iyi ürün vermez. İyi ürün vermeyen her ağaç kesilip ateşe atılır. Demek ki onları yaşam ürünlerinden tanıyacaksınız.
İncil Matta 7,1520

Görüldüğü gibi Hz. İsa Peygamberlik iddia edenleri tanımada şu kriteri veriyor: Verilen ürüne bak ve yalancı ile doğru söyleyeni ayırt et. Oysa kendisinden sonra hiç Peygamber gelmeyecek olsaydı Hz. İsa: “ Benden sonra Peygamber gelmeyecektir, benden sonra kim Peygamberlik iddia ederse o yalancıdır.” diye çok kestirme bir şekilde bu sorunu halledebilirdi. Hz. İsa’nın yalancı ve doğru Peygamber’i ayırt etmede tavsiye ettiği yöntem başlı başına Hz. İsa’dan sonra Peygamber geleceğine yeterli delildir. Hz. İsa’dan sonra Peygamber gelecek olması ise Peygamberimiz Hz. Muhammed’in Peygamberliğine yeterli delildir. Çünkü Hz. İsa’dan sonra gelip de Allah’a inanan, Allah’a güvenen, Allah’ı seven bir topluluğun oluşması gibi muazzam bir ürün sadece ve sadece Peygamberimiz’in sayesinde alınmıştır. Nitekim Kuran’da Hz. İsa’nın Peygamberimiz’i Ahmed ismiyle müjdelediği geçer.(Ahmed ismi Muhammed ismi ile aynı köke sahiptir ve aynı manadadır. Kuran’da Peygamberimiz birkaç yerde Muhammed ismiyle anılmasına karşın, sırf aşağıdaki ayette Ahmed ismiyle anılır. Acaba Allah’ın bununla bir hikmeti de mevcut İncil’lerde geçen, Peygamberimiz’in isminin manasında kullanılan kelimelere bakmamızı istemesi olabilir mi? Doğrusunu Allah bilir.)

Hani Meryem oğlu İsa da “Ey İsrail oğulları, ben sizin için Allah’ın elçisiyim. Benden önceki Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonraki ismi Ahmed (övülmüş, öven) olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim.” demişti.
61 Saff Suresi 6

Tüm bu açık gerçeklere ve Tevrat’taki, İncil’deki işaretlere rağmen; Tevrat ve İncil’in tasdiklediğini hahamlar, papazlar örtbas etmek için, saptırmak için yarışmışlardır. İncil’de tarifi olmayan Katoliklik, Ortodoksluk mezhepleri, Roma’daki Papa veya başpiskopoz beyefendilerin(!) görüşleri ne yazık ki halk için Tevrat ve İncil’in görüşlerinden daha önemlidir. Biz bu Papalar’a ve Başpiskoposlara; Katolik ve Ortodoks mezheplere çok kızarız. Ama Sunni ve Şii mezhepleri, hadisleri, mezhep imamlarını çok severiz! Hz. İsa Katolik miydi? Yoksa Ortodoks muydu? diye haklı sorular sorarız. Fakat Peygamberimiz’in Sunni, Hanefi veya Şii, Caferi olup olmadığı sorusunu hiç sevmeyiz! Biz bu lahana turşusunu yedikçe perhizimizden ne kadar hayır gelebilir? Millete verdiğimiz aklı bir de kendimizi düzeltmek için kullanabilsek!

Yazının / Kitabın diğer bölümlerini Kurandaki Din sitesinden okuyabilirsiniz.

Sitemizde sık sık bölümlerini yayınladığımız Kuran’daki Din kitabını bu bağlantıyı kullanarak bilgisayarınıza indirebilirsiniz.

Kitabı Pdf formatında indirmek için tıklayın.

Bu yazı Kurandaki Din sitesinden alıntıdır.

[/private]

Reklamlar

8 thoughts on “Hıristiyan ve Musevilerden ibret almak

Add yours

  1. asagidaki yazilar aslen “Kuran’da Celiski Yoktur” isimli siteye
    gonderilmis bazi okuyucu yorumlarindan alintilardir. bunlari bir
    hayli enteresan buldugum icin, burada da okunmasini ve belirli bir
    miktar dikkate alinmasini istedim. saygilar. serkan.
    ——————–

    ben bu yazimda butun ideolojilerini temelde ve oncelikle

    a) cok kati bir “evrim kurami dusmanligi,”
    b) buyuk bir –gostermelik– “mason aleyhtarligi,”
    c) ve hz. Isa’nin yeryuzune cok yakinda –hasa– “tanrisal
    bir sekilde tekrar geri donecegi yalani,”

    uzerine kurmus olan Evanjelik Hristiyan Ideolojisini (= su an
    butun dunyanin ve ortadogunun ve ozellikle Islam dunyasinin
    maddi & manevi ve ideolojik & pratik alanlarda isgal ve
    somurusu icin calisan –muhtemelen abd ve cia ve mossad
    destekli– politikalarin arkasindaki Ideoloji) bir miktar irdelemek
    ve bunun altinda yatabilecek olan derin dinsel sebebleri, cok kisa ve
    ana hatlari ile, elimden geldigince, incelemek istiyorum.

    1) bu Evanjelik Hristiyan ideolojisinin cok kati “evrim kurami
    dusmanligi” bundan yaklasik 100 yil once abd’de ve maymun
    davasi (= monkey trial) hadisesi ile baslamis olmalidir.
    bunun en temel sebebi ise, Allahualem, su olmalidir:

    bu sahislarin ellerinde bulunan Incil’de, kendi yorumladiklarina
    gore, Tanri yeryuzundeki butun insanlari sadece bundan 6000 yil
    once, ve bir anda hokus-pokus ile, ve

    = asla evrimlesemez ve degisemez,
    mukemmel ve sabit bir formda,
    aynen “Tanrinin Suretinde,”

    tek bir gunun icinde (6.gun), ve bir anda, yaratmis olmalidir.
    (Incil, Tekvin, 1/26-27, 31)

    ve bunun ardindan, hz. Isa’yi bundan belirli bir muddet sonra
    yeryuzune butun bu (hasa) “Tanrisal Gorunumlu” insanlardan
    dahi cok daha ustun ve en net olarak

    = biricik tarzda ve aynen ve tipatip bu biricik “Tanrinin
    tecellisi,”

    hukmunde yaratip gondermis olmalidir. (Incil, Yuhanna, 1-2 & 14)

    ******************************
    dolayisiyla, yeryuzunde hayati –ozel vahyi ve yonlendirmesi ile,
    “ol” emrini kullanarak ve el degmeden– en basta suda ve en
    basit organizmalarla baslatmis olabilecek olan (Kuran, 29/20 &
    21/30) ve daha sonra yine muazzam bir evrim kanali ile butun
    diger yeni organizmalari, sirasiyla ve tavirlar halinde, –yine ozel
    vahyiyle ve el degmeden– ortaya cikarmis olabilecek olan
    (Kuran, 14/19 & 71/13-14) ve bunun en nihayetinde de insan
    turunu, yine bu ayni ilahi prensib uzere ve sonucu, ortaya cikarmis olabilecek olan (Kuran, 76/1);
    ve yine bunun ardindan, yaratmis oldugu butun bu turleri hem
    kendi iclerinde ve turden ture indirmek (Kuran, 2/65-66) veya
    daha gelismis bir hale cikarmak (Kuran, 7/69) veya bambaska bir
    tur ortaya cikarmak baglaminda, her an evrime maruz birakabilecek
    olan (Kuran, 14/19) yuce ve biricik
    –evrim gecirmekten kesinlikle munezzeh ve uzak olan
    tek mukemmel Varlik;
    ve dolayisiyla, her an evrime maruz birakilmis & birakilabilecek
    olan bu gibi hicbir canli turunde tecelli etmis olmasi da asla
    mumkun ya da makul karsilanamayacak olan benzersiz–
    azim bir Allah inanci elbette bu Evanjelik Hristiyan ideolojisini
    temelden sarsip yikma potansiyeline sahib olmalidir.
    fakat bu bolum Evrim kuraminin ele alindigi bir bolum olmadigi icin, burada daha detaya girip konuyu dagitmak istemiyorum.
    dileyen arkadaslarin bu konuda o bolume –insallah yakinda
    tekrar acilirsa– ugrayip daha detayli bilgi almalarini gonulden
    tavsiye ederim. ve burada ancak asagida verecegim linklere,
    daha sonra, eger dilerlerse girerek evrim kuramini temelde,
    bircok yonleriyle, destekleyen cok onemli bazi yurdumuz ve dunya capindaki musluman din ve bilim adamlarinin

    http://www.yenisafak.com.tr/diziler/nasa/nasa04.html

    http://www.irfi.org/articles/articles_151_200/muslim_responses_to_evolution.htm

    http://www.tempodergisi.com.tr/toplum_politika/03636/

    bu konuda bildirdikleri bazi “olumlu yondeki” goruslerini de
    incelemelerini yurekten tavsiye ederim.
    ******************************

    fakat elbette bu Evanjelik Hristiyan Ideolojisi cok uzun bir
    zamandir –fakat ozellikle abd’nin dunya capinda isgal ve somuru
    atagina kalktigi son yillarda– bu cok kati “evrim karsiti”
    karakterlerini ve bunun en dipteki bu “asil sebebini” cokca
    gizleyerek –fakat bazen de bunu kendi cemaatlerine cok acik bir
    sekilde beyan etmekten cekinmeyerek– bu “anti-evrimci”
    faaliyetlerini genelde dunya capinda “ateizme karsi bir mucadele”
    kilifinda saklayarak ve kendilerini ve baglilarini “ateizme karsi
    mucadele eden din kahramanlari” olarak lanse ederek
    hareket etmeyi tercih etmektedirler. bu durum elbette “kuzu
    postuna burunmus kurtlar” sozuyle en iyi bir sekilde tarif edilebilir
    belki. bu cok kati “anti-evrimci” Evanjelik Hristiyan Ideolojisi ve
    izledikleri temel taktikler hakkinda bir miktar daha detayli bilgi
    edinmek ve fikir sahibi olmak isteyebilecek arkadaslar asagida
    verecegim su linklere girebilirler:

    http://www.christiananswers.net/q-aig/aig-c015.html

    http://www.apologeticspress.org/researcharticles/

    ============================================

    2) bu Evanjelik Hristiyan Ideolojisinin –kuvvetli ihtimalle gostermelik
    olan– buyuk “mason aleyhtarligi” ise yine bundan yaklasik en
    az 150-200 yil once abd’de –belki de maksatli ve hatta belki de
    danisikli dovus olarak– turetilmis olabilir. bunun altinda yatan
    en onemli sebeb ise, Allahualem, su olmalidir: bu Evanjelik Hristiyan Ideolojisini butun insanlara masum, temiz, ve dosdogru! bir dini
    inanc olarak takdim edebilmek ve Evanjelik Liderleri de butun
    dunyayi hakimiyeti altina almaya calisan bu cok gizli ve seytani
    orgute (= masonluk) karsi buyuk bir mucadele veren ve butun
    bu masum, temiz ve dosdogru! evanjelik inanci ve inananlarini bu
    gizli seytani orgute karsi uyarip uyandiran ve sonucta onlari
    bu “buyuk fitneden” koruyacak ve zafere erdirecek olan “dini kahramanlar”
    olarak lanse edebilmek. bu cok eski ve –cogu zaman– cok etkili olmus
    Evanjelik propaganda taktiginin gunumuzdeki en son ve kurnaz versiyonuna dileyen arkadaslar asagida verecegim linke girerek bizzat sahid olabilirler.
    (fakat onemle belirteyim ki, bu sitede ayni zamanda
    degerli peygamberimiz hz. Muhammed (a.s.) ve tum Islam dahi malesef ve (hasa) buyuk bir “seytani kult” ve “teroristler” olarak tanitilmak istenmis olmalidirlar temelde ve oncelikle,
    ve masonlugun hz. Muhammed (a.s.) ve muslumanlari koruyup
    kollayan ve onlara sempati duyup gizlice destek olan dunya capindaki “lanetli gizli seytanlar” oldugu ima edilmeye calisilmis
    olmalidir temelde. (elbette bu maskaraliklarindan vazgecip dogruya
    ve guzele donmezlerse, butun bu kotu davranislari ve asilsiz iftiralari
    isin sonunda mutlaka kendi aleyhlerine olacak olmalidir dunya
    ve ahirette. Maide Suresi 75-79)

    http://bibleprobe.com/freemasonry.htm

    http://bibleprobe.com/muhammad.htm

    ============================================

    3) bu Evanjelik Hristiyan Ideolojisinin “hz. Isa’nin (hasa) –tanrisal
    bir kimlik ve onur ile– tekrar cok yakinda yeryuzune geri
    donecegi” yalanini uydurmalari ise, bundan yaklasik 2000 yil
    oncesine dayaniyor olmalidir. (Vahiy, 22/12-13) ve bu yalani
    malesef bir sekilde –buyuk ihtimalle, evanjelik menseili
    duzmece hadisler vasitasiyla– Islam dini icine sokmayi da
    basarmis olmalidirlar. fakat insallah, hz. Muhammed (a.s.) ve hz. Isa (a.s.) birlikte –Kuran ve Incil’de verdikleri en net haberle– bu
    buyuk yalani da cok yakinda beraberce ve ebediyyen tarihe gomeceklerdir, Allahin izniyle. (Kuran, 3/55 & 5/117) (Incil, Yuhanna, 16/8-10)
    (not: bu konuda daha genis bilgi edinmek isteyen arkadaslar yine bu sitede yer alan “Hz. Isa’nin olumu” baslikli bolume girerek oradaki temel yaziyi ve tum yorumlari dikkatlice inceleyebilirler.)

    ve ayrica butun bu evrensel Evanjelik plan ve taktikler elbette
    bizleri asla karamsarliga dusurmemelidir, cunki yuce Allah
    Kuran’da soyle buyurmaktadir:

    —————
    suphesiz ki, onlar bir plan yapmaktadirlar, fakat Ben de bir
    plan yapmaktayim.
    o halde, sen bu inkarcilara bir muhlet ver, onlari kisa bir
    sure beklet. (Tarik Suresi, 15-17)
    —————

    cunki su an dunya capinda dahi en guclu ve guvenilir bazi hristiyan
    din ve bilim adamlari

    http://www.cnn.com/2007/US/04/03/collins.commentary/index.html

    halihazirda Evrim kuramina temelde, bircok yonleriyle, destek
    vererek bu cok kati “anti-evrimci” Isaperest ve Papazperest
    Evanjelik zihniyete buyuk bir darbe vurabilmektedirler,
    Allahin izniyle.
    ve halihazirda, abd’de bu Evrim kuramini temelde, bircok yonleriyle,
    kabul eden yaklasik %36’lik bir hristiyan inananlar grubu mevcut
    olmalidir.
    ve insallah, Kuran’da haber verilen ve ahirzamanda batil “teslis”
    (= uc ilah: Baba, Ogul, Ruhulkudus) inancini terkederek hak olan “vahdehu” (= tek ilah: Allah) inancina donecekleri isaret
    edilmis olabilecek olan “salih bir Isevi cemaat” cok yakinda bu
    %36’lik kesimin icinden cikip, Allahin izniyle, oteki inkarci Evanjelik
    guruha karsi kesin bir zafere ve ustunluge erdirilebilirler, insallah.
    (Kuran, 3/55)

    dogrularim Allah’tan, yanlislarim nefsimdendir.

    selam ve saygilarimla. (mehmet)

  2. onlar ki butun sozleri dinlerler ve sonra bunlarin en
    guzeline-makulune (= Kuran) uyarlar;
    iste onlar Allahin kendilerine hidayet verdigi kimselerdir,
    ve iste onlar akil-sagduyu sahibleridir. (Zumer 18)
    ———-

    ayetinin yonlendirmesine binaen,

    burada, Allahin izniyle, –su an ozellikle abd ve dunyanin diger
    bazi bolgelerinde epeyce etkin olan– “Gnostik Hristiyan Ideolojisini”
    Kuran isiginda bir miktar incelemek ve degerlendirmek istiyorum:

    oncelikle bu –bir hayli egzantrik– ideolojinin temel inanc
    esaslarina bir goz atalim:

    ????????????????????
    = Bu dunyanin yaraticisi aslinda deli bir tapilan-varliktir.

    = Dunya aslinda bizim onu gordugumuz sekilde degildir; onun
    icindeki kotulugu saklamak icin, bu deli tapilan-varlik ve
    gorunmez bir perde onun (evrenin) aslini bizden gizlemektedir.
    fakat baska bir boyutta, Tanrinin daha iyi bir yeri vardir, ve bizim
    butun gayemiz

    a) ya bu boyuta ulasmak,
    b) ya da bu boyutu buraya indirmek, olmalidir.
    ????????????????????

    *** Kurana gore ise, bu dunyayi elbette sadece ve sadece
    hikmetli ve erdemli olan yuce bir Allah yaratmis olmalidir oncelikle.
    (Yunus 3 & Neml 6)
    ve yine bu dunya ve butun evren aslinda aynen bizim onu
    gordugumuz sekilde disimizdaki bir “hak” (= gerceklik) olarak,
    yuce Allah tarafindan –diger butun canlilarla birlikte– bizim icin
    yaratilmis olmalidir. (Ibrahim 19 & 32-33) dunyanin ve evrenin
    aslini bizden gizleyen ve bunlarin asillarini gormemiz icin boyut degistirmemizi bekleyen bir Tanri inanci asla Kuran’in
    onaylayabilecegi bir inanc olmamalidir. zaten boyle bir inanci
    temelde bilimin de desteklemesi soz konusu olmamalidir. (bunu
    birazdan daha detayli gorecegiz insallah)

    ????????????????????
    = Bizim gercek benligimiz binlerce yil oncesine dayanmaktadir.
    Ve biz bu yildizlardaki aslimizi hatirlayabiliriz. Hepimizin bir asil
    ikizi vardir, ve (yildizlardan) dusmemis bu aslimiz bize elini uzatarak
    bizi (bu hayal dunyasindan) uyandirabilir. Bu diger asil benligimiz
    gercek ve uyanik bir benliktir. Simdiki benligimiz ise sadece
    onemsizdir ve uykudadir. Biz gercekte uykudayiz, ve kendisini iyi
    bir Tanri olarak sunan bu tehlikeli sihirbazin ellerinde; yaratici
    deli tapilan-varligin!
    ????????????????????

    *** Kurana gore ise, biz gercek benliklerimiz ile daha dunyaya
    gelmeden, ve hatta belki de butun evren ve yildizlar ve yeryuzu
    dahi henuz yaratilmadan once 21/56, direkt olarak yuce Allahin
    huzurunda bizzat bulundurulmus ve Onun varligina ve kudretine
    sahid kilinmis, ve sonra da Ondan baska hickimseyi kendimize
    bir sahte Rab (= Allah adina batil soz & hukum ureten sahte
    Otorite; 9/31) edinmeyecegimize dair buyuk bir ahid vermis
    olmaliyiz. (Araf 172 & Ali Imran 80 & Tevbe 31) ve bunun ardindan
    ise, hepimiz Onun takdir ettigi bir plan ve sira icerisinde bu
    dunyaya bu asil benliklerimiz ile gonderilerek bu imtihana tabi
    tutulmus & tutuluyor olmaliyiz.
    ve dolayisiyla, bizim buraya gonderilmis olan bu asil benliklerimiz
    burada bu acidan da kesinlikle “diri-suurlu” (= hayyen) benlikler
    olup (Yasin 70), burada uyudugumuz veya hayal dunyasinda
    oldugumuz, ve bu uyku ve hayalden uyanabilmek icin ise
    yildizlarda olan oteki asil benligimize ulasmamiz gerektigi seklinde
    bir inanc kesinlikle Kuranin tasdik ettigi bir inanc olmamalidir.
    ve yine Kurana gore ise, biz her an bu dunyanin yaraticisi olan
    bu hikmetli ve bilge ve merhametli ve adil Allahin kontrol ve
    gozetimi altinda olmaliyiz sadece. (Neml 6 & Ahzab 43 & Nisa 1 &
    Yunus 61) yukarida anilan, bundan gayrisi ise, ancak saptirici
    ve temelsiz bir “ehlamu” (= cilgin dusler & hezeyanlar) statusunde tanimlanmis olmalidirlar Kitab’ta ancak. (Tur 32)

    ????????????????????
    = Bu dunyadaki mutsuzluk, kotuluk ve aci, ve buranin bu deli
    tapilan-varligin kontrol ettigi zorba bir hapishane oldugu gercegi,
    bizim bu onceki hayatimizdaki “gerceklik prensibinden” kopmamiza
    neden olmaktadir, ve boylelikle “hayal dunyasi” icinde gonullu
    olarak uykuya dalmamiza.
    ????????????????????

    *** Kurana gore ise, bu dunyada basimiza gelen her musibet
    sadece imtihanimizin bir parcasi olmalidir, ve bunlara sabrederek,
    ve bunlar basimiza geldiginde, Allahin burada da tek yardimcimiz
    ve destekcimiz oldugunu & olacagini asla unutmayarak ve Ona olan sadakatimizi aynen devam ettirerek, hem bu inancimizi iyice
    pekistirebilir ve hem de kisa bir sure sonra, insallah, Onun yanindaki
    ebedi mutluluga kavusabiliriz. (Bakara 156-157 & Hadid 22-23)
    ve butun bu musibetler elbette yine sadece Allahin kontrolunde
    ve yalniz Onun izniyle meydana gelebilirler; bu sebeble, bunlara
    cok kahredip dengemizi kaybetmenin ve sonra da Allah adina bu
    sekilde batil ve cilgin hezeyanlara saplanmanin hicbir tutarli tarafi olmamalidir. (Hadid 22-23) ayrica bu dunya hayatinda bu tip zahiri
    bircok musibetler yaninda yine bircok ve sayisiz guzellikler ve
    nimetler oldugunu da farkedebilmeli ve bunlar icin Allaha her
    zaman ayrica ve ozellikle mutesekkir ve minnettar olabilmeliyiz.
    (Ibrahim 34 & Nahl 121) dolayisiyla, burayi sadece zorba bir
    hapishane olarak gormenin ve “hayal dunyasi” seklinde algilamanin
    yine, Kurana gore, hicbir tutarli tarafi olmamalidir.

    ????????????????????
    iste Siz bu “hayali hapishane” dunyasindan “baris kralligi” dunyasina
    gecis yapabilirsiniz, eger bu asil iyi Tanri sizi kendi lutfu icine alirsa,
    ve sizin Onun gozundeki hakiki “gercekligi” gormenize musaade
    ederse…
    ????????????????????

    *** Kurana gore ise, yuce Allahin zaten kendilerine normal bir goz
    & gorme organlari ve kabiliyeti nasib ettigi butun insanlar, bunlari
    kullanarak, kisa bir gozlem ve arastirmadan sonra, Onun butun
    bu evreni ve dunyayi, bizim disimizda, ve gordugumuzle tipatip
    ayni sekilde, aslen bir “hak” (= gerceklik) olarak yarattigini tesbit edebilecek olmalidirlar. (Mulk 23 & Ibrahim 19 & Gasiye 17-20…)
    (not: imtihan sirrina binaen kendilerine goz & gorme organlari ve
    kabiliyeti verilmemis ozurlu insanlar ise, zaten bu cesit bir gozlem
    ve tesbitten asla sorumlu tutulmayacak olmalidirlar. 24/61)
    bu sebeble, bu en temel kisa ve net bir gozlemin ardindan bunlarin
    arkasindaki harika ilahi iradeyi ve hikmeti idrak edebilenler ve
    sonra da bunlarin erdemli yaraticisi olan yuce Allaha teslim olanlar ise, zaten burada derhal –ve ahirette ebediyyen– gercek baris yurduna
    girmis olabilecek olmalidirlar. (Ibrahim 19 & Ali Imran 191)
    (Yunus 25 & 62-64 & Fussilet 30-31)

    bu Gnostik Hristiyan Ideolojisinin bu tip bazi en temel –hayli
    egzantrik– inanclari hakkinda bir miktar daha –derin– bilgi
    edinmek isteyenler su linke girebilirler:

    http://stargods.org/Belief.html

    simdi de bu Gnostik Hristiyan Ideolojisinin –muhtemelen yukarida
    deginilen bu bazi en temel inanc esaslarina bilimsel bir destek
    olusturabilmesi icin– gelistirmis olduklari diger bazi –bir hayli
    egzantrik– dusunceleri & tezleri yine Kuran isiginda bir miktar
    incelemek ve degerlendirmek istiyorum:

    ????????????????????
    Bizim bildigimiz butun “gerceklik” elektrik sinyal akimlari ve daha
    sonra bu akimlarin beynimiz tarafindan yorumlanmasina baglidir.
    Buradaki problem ise bizim bes duyumuz ile algiladigimiz seyler
    disarida olan seylerden tamamen farklidir; o halde, biz tamamen bir “hayal” dunyasinda yasiyor olabiliriz.
    Biz kendi bedenlerimiz disina cikip disaridaki bu “gercekligi” hicbir
    zaman sinayamayiz!
    Ve bu “gerceklik” bizim beyinlerimizin bes duyumuzdan buna
    ulasan bu elektrik sinyal akimlarini nasil yorumlayacagini
    programlanmis olduguna baglidir.
    Boylece bizim “gerceklik” dedigimiz sey aslinda beyinlerimize
    islenmis olan bu programlanmaya baglidir. O halde, kim bu programlamanin DURUST oldugunu iddia edebilir simdi?
    Eger bu programlamayi degistirirsek, insanin butun “gerceklik”
    algisi da degisecektir!
    ????????????????????

    *** Kurana gore ise, –tekrar yinelemek isterim– oncelikle, yuce
    Allah butun evreni ve dunyayi ve bunlarin icinde olan herseyi, bizim disimizda, ve bir “hak” (= gerceklik) olarak yaratmis, (Ibrahim 19)
    ve daha sonra yaratmis oldugu butun bu gercekligin “aslina uygun
    ve tipatip olan” goruntusunu cikarip-yaratmak icin, bunun ardindan
    derhal gunesi (= isik kaynagi olarak) yaratmis olmalidir. (Isra 12)
    ve daha sonra da bu isik kaynagi & fotonlar sayesinde “aslina uygun
    ve tipatip olan” goruntulerini cikardigi nesnelerin (bu goruntulerinin)
    daha sonra bizim gozlerimize ve retinaya dusurulmesini saglamis,
    ve buradan da elektrik sinyal akimlari vasitasi ile yine aynen
    beynimizin gorme merkezine tasinmasini ve sonra burada da
    yine disaridaki “aslina uygun ve tipatip” sekliyle algilanmasini
    saglamis olmalidir.
    ————
    not: Kuran’da gunduzun ayeti olarak vasiflandirilmis olabilecek
    gunesin ayni zamanda bir “mubsireten” (= gorur kilici) olarak
    yaratilmis oldugunun ozellikle vurgulanmis olmasi bu acidan
    mucizevi bir bildiri hukmunde de algilanabilir belki. cunku herhangi
    bir isik kaynaginin & fotonlarin temelde butun nesnelerin goruntusunu tasiyan ve daha sonra bu vesileyle bizleri butun bu nesneleri
    “basirun” (= gorur kilici) yapan temel elemanlar oldugu bilimsel
    acidan bundan ancak cok sonralari anlasilabilmis olmalidir.
    ————
    burada yuce Allahin takdir ettigi bu hikmetli plan elbette
    ayni zamanda tamamen DURUST bir plan olmalidir;
    Gnostik ideolojinin vehmettigi deli ve sihirbaz bir tapilan-varlik
    veya bunun disinda vehmedilebilecek baska hicbir guc bu
    gercegi carpitamamalidir.
    nitekim bugun en gelismis elektronik kameralarda da buna benzer
    bir teknik kullaniliyor olmalidir:
    burada da once dis dunyada var olan bir nesnenin goruntusu herhangi
    bir isik kaynagi & fotonlar sayesinde tasinarak, aslina uygun ve
    tipatip bir sekilde, oncelikle bu kameranin on kismina dusurulmekte
    ve daha sonra buraya dusurulen bu goruntu yine burada elektrik
    sinyal akimlari vasitasi ile derhal buradan bu kameranin arka
    kismina ve ekranina tasinmakta ve bunun sonucunda da dis
    dunyadaki nesnenin “aslina uygun ve tipatip olan” goruntusu
    boylelikle bu ekranda elde edilebilmekte, ve ayrica hafizaya da
    –uzun sureler saklanilip daha sonra tekrar tekrar seyredilebilmek
    icin– aynen kaydedilebilmekte olmalidir.
    burada da bu kameralari ureten butun insanlarin aslinda Durust
    olmadiklarini ve buradaki elektrik sinyal akimlarini baska bir
    sekilde algilanacak bir tarzda ortaklasa manipule edip
    programladiklarini iddia etmek pek saglikli bir yaklasim olmayabilir.
    yani biz bir kamera ile cekim yaparken vazoyu goruntulemek istedigimizde, hepimiz tarafindan, ekranda bir gemi, ve bardagi
    goruntulemek istedigimizde, hepimiz tarafindan, ekranda bir yilan
    algilanmasi vs. gibi bir durum?
    Kuranin bize tanittigi yuce Allah bu tip manipulasyon ve
    sahtekarliklardan munezzeh ve uzak, Temiz ve Durust bir
    Allah olmalidir elbette ebediyyen.
    ve yukaridaki Gnostik alintidaki son cumlenin vurguladigi “Eger bu programlamayi degistirirsek, insanin butun “gerceklik” algisi da degisecektir!” bildirisi epeyce tehlikeli ve batil bazi “sinyaller”
    veriyor olmalidir bize, Allahualem. (bu konuya deginmeye
    calisacagim insallah birazdan.)

    ????????????????????
    …eger durum buysa, o zaman butun fiziksel “gerceklik” aslinda tam bir “hayaldir.”
    Eger bizim beynimiz isigi degisik bir tarzda yorumlamak icin programlanabilse ne olurdu acaba?
    Durum su ki, aslinda bizim disimizda bir evren dahi “gercekte”
    olmayabilir! Eger bu evren aslinda bizim dunyamizi yutmak icin
    su an bize agzini acmis hizla yaklasan koca bir canavar
    ise “gercekte”?
    Bu hakiki bir olasiliktir, eger bizim beyinlerimiz hakikaten butun
    bu akimlari baska bir formda yorumlamak icin programlanabiliyorsa.
    ????????????????????

    Kurana gore ise, bu tip dusunce ve cikarimlar aslen tamamen
    “ehlamu” (= bos kurgu, hezeyan) statusunde olup sadece insani
    saptirmaya yonelik seytani batil vaadler ve aldatislar kapsaminda
    ele aliniyor olmalidir temelde. (Tur 32 & Nisa 120) cunki daha
    yukarida da acikca belirlemis olabilecegimiz gibi, Kurana gore:

    a) oncelikle, butun evren ve dunya ve icindeki hersey yuce
    Allah tarafindan, bizim disimizda, ve bir “hak” (= gerceklik)
    olarak yaratilmis olmalidir. (Ibrahim 19)
    b) bunun ardindan, bu “hakkin” (= gercekligin) “aslina uygun
    ve tipatip olan” goruntusu de yine yuce Allah tarafindan bundan
    sonra -–temelde isik & fotonlar kullanilarak–- cikarilip-yaratilmis
    olmalidir. (Isra 12)
    c) daha sonra da bu yaratilan “aslina uygun ve tipatip olan”
    goruntu elektrik sinyal akimlari vasitasi ile bizlere (beynimizin
    gorme merkezine) ulastirilmis ve burada yine disaridaki asli ile
    “ayni ve tipatip olarak” algilanmis olmalidirlar. (14/19 & 17/12)

    peki butun bu zincirleme hadiseyi ve ozellikle en son
    basamagini (= bu elektrik sinyal akimlarinin beynin gorme
    merkezine ulasmasi ve burada bu vesileyle dis dunyanin
    algilanmasi) burada insan beyinlerine –disaridaki gerceklikten
    tamamen farkli olarak & veya bazi durumlarda disarida hicbir
    gerceklik olmasina dahi gerek yok deniliyor– daha onceden
    istenilen bir sekilde yorumlatmak uzere programlama yapmak
    mumkun mudur acaba?

    burada, Allahualem, oncelikle boyle bir seyin “mutlak ilahi bir
    hakikat” oldugunu iddia edebilmek icin
    –yukarida bu Gnostik sahislarin bir miktar yapmaya calistiklari
    gibi– oncelikle karsidaki insanlari bunun tamamen hakiki ve ciddi
    bir “bilimsel & dinsel bulus” olduguna inandirtmak gerekli olabilir.
    eger bu basarilabilirse, bundan sonrasi, Allahualem, cok zor
    olmayabilir. cunki yine bir miktar bilebilecegimiz gibi,
    yuce Allah bize disarida kesin bir “hak” (= gerceklik) olarak
    yaratmis oldugunu bildirdigi butun nesnelerin
    bu “asillarina uygun ve tipatip olan” goruntulerini beynimizin gorme merkezine ulastirdiktan sonra,
    ayni zamanda butun bu “hakiki goruntuleri” daha sonra uzun zamanlar boyunca hatirlayip ve zaman zaman –gece veya gunduz ruyalari veya duslemeleri vasitasiyla– seyredebilmemiz icin,
    bunlari ayni zamanda hafizamiza kaydedebilmemizi de –aynen
    modern elektronik kameralardaki hafiza bolumune benzer bir tarzda– mumkun kilmis olmalidir.
    dolayisiyla, burada daha somut bir ornekle konuya soyle devam
    etmek istiyorum:

    ornegin, yukarida anilan bu Gnostik sahislar kendilerine inanmis
    olabilecek baska –berrak ve temiz– bir insana bu iddialarini
    bilimsel ve somut olarak “daha net bir sekilde” soyle bir deneyle de
    kanitlamak isteyebilirler:
    –su an bunun uzerinde gercekten calisiyor olmalari ihtimali de
    bir hayli yuksek olmalidir–

    diyelim ki, bu denek-insanin bundan uc asir once vefat etmis
    olan bir atasi vardir. ve bu Gnostik sahislar inandiklari bu
    gnostik Tanri vasitasiyla, ve onun verecegi kudret ile, simdi bu
    denek-insanin beynini onceden programlayarak ona –su an
    yeryuzunde baska hickimsenin gormesi nasip kilinmayan bir
    “gerceklik” olarak– bu atasini gosterecek, ve boylelikle hem bu
    gnostik Tanrinin varligini ve kudretini ifsa etmis olacaklar,
    ve hem de butun bu buyuk tezlerinin tam bir “bilimsel & dini hakikat” oldugunu onun gozleri onune sereceklerdir.

    bu is icin elbette simdi oncelikle basit bir “elektrik sinyal akimi”
    uretmek ve bunu bu denek-insanin beynine ve ozellikle gorme
    merkezine ulastirmak gerekli olacaktir.
    ———-
    tabi burada bundan bir sure once bu Gnostik sahislarin bu
    denek-insana vermis olabilecekleri kucuk bir miktar sakinlestirici
    beyaz toz seker, ya da kucuk bir bardak rahatlatici kirmizi kopuklu mesrubat da cok yardimci olabilirdi belki bu deney esnasinda.
    fakat denek-arkadasimizin berraklik ve temizlik derecesine gore
    bunlara hic gerek kalmamis da olabilir belki!
    ———-
    ve simdi bu “elektrik sinyal akimi” bu denek-insanin beynine
    ulasir ulasmaz, bu arkadas derhal, kendi beyninin daha onceden
    bu is icin ozel olarak programlandigi gibi, bunu derhal tam bir
    –gnostik Tanrinin diger butun insanlarin gozunden gizleyip
    sadece ona actigi– mutlak bir “gerceklik” olarak beyninde algilayacak:
    ve iste, uc asir once vefat etmis olan atasini aynen karsisinda
    (= aslinda bu gecen gun pazarda gordugu ve hafizasina farkinda
    olmadan kazinmis olabilecek bir “john efendi” de olabilir pekala,
    fakat gnostik Tanriya saygisizlik etmek, bu buyuk ve tarihi anda,
    hic yakisik almayabilir belki!) gorecektir.

    *** Kurana gore ise, Allah tarafindan vefat ettirilip bu dunyadan
    ayrilmis kimselerin “gercekte” tekrar buraya donup insanlarla sesli
    veya goruntulu iletisim kurmalari asla mumkun kilinmamis &
    kilinmayacak olmalidir. (Muminun 99-100 & Enbiya 95)
    dolayisiyla, boyle bir sozde “bilimsel & dini iddia” ile ortaya cikmak
    aslinda Kuran’da haber verilen bazi cok tehlikeli dini ideoloji ve
    akimlara (= Hristiyan -Mesih- Deccal ve bunun ayak izinde
    yuruyecegi fakat kendisini mutlak bir Mehdi zannedecegine
    Kuran’da acikca isaret edilmis olabilecek Islami -Mehdi- Deccal
    akimlari 5/17; 6/112 & 7/30) kapilmanin habercisi hukmunde de
    olabilir belki de.

    bu Gnostik Hristiyan Ideolojisinin bu tip –hayli egzantrik– en
    temel bazi diger inanclari hakkinda bir miktar daha –derin– bilgi
    edinmek isteyenler asagidaki linke girebilirler:

    http://stargods.org/WhatIsReality.html

    burada simdi biraz da bu Gnostik Hristiyan Ideolojisinin bu gibi bazi
    heybetli tezlerini –muhtemelen bunlari dunya capinda butun diger
    (oncelikle butun diger hristiyan grublardan) inananlara biraz daha
    “sevimli ve hakli” gosterebilmek icin– “materyalizme” karsi
    kullanma arzularini ve tekniklerini yine Kuran isiginda bir miktar
    incelemek ve degerlendirmek istiyorum:

    ????????????????????
    Dikkat edin (Incil’de) “tanrilar gibi” denilmiyor, fakat Isa bu
    (yahudi) adamlara direkt olarak kendilerinin birer “tanri” olduklarini
    acikca bildirmistir. evet bu (yahudi) adamlar kotu birer “tanri” idiler kuskusuz, fakat yine de “tanri” idiler. Oyleyse eger biz Isa’yi kendi icimizde yasatirsak, ve O da Tanri olduguna gore, o halde hepimiz de
    bu sekilde birer Tanri oluruz!

    ————-

    Mesih hareketi aslinda gokte vuku bulmustur, yer de degil.
    Herbirimiz icimizde kutsal-tanrisal bir kivilcim ile dogmusuz.
    Bedenlerimizi carmiha germek ve halihazirda icimizde olan Mesihin
    ruhu icin yasamak, ya da “materyalizm” olarak bilinen
    bedenlerimizin arzusunu aramak ve bunun icin yasamak, bizim
    derhal yapmamiz gereken bir secimdir.
    O halde, insanlarin artik bu kisir donguden kurtulup ruhta yeni
    bir yasam icin dirilmeleri zamanlari gelmistir.
    ????????????????????

    *** Kurana gore ise, yeryuzunde butun insanlar ve hz. Isa (a.s.)
    kesinlikle ve ancak yuce Allahin birer “kulu” statusunde olmalidirlar, oncelikle. tabi ki, hz. Isa’nin (a.s.), secilmis bir elci olmasi nedeniyle,
    Allah katindaki makami ve yakinligi –yine bir “kul” olarak– oteki,
    elci olarak atanmayan, inananlardan cok daha buyuk olmalidir.
    (Meryem 92-94 & Ali Imran 45)
    hz. Isanin (a.s.) ruhunu yasamak isteyen butun gercek hristiyanlar
    ise, oncelikle, aynen onun yaptigi gibi, sadece yuce Allahin hukumleri
    ile hukmederek boylece kendilerine sadece Onu tek Rab edinmeli,
    ve boylelikle sadece Ona hakkiyla kulluk etmelidirler. (Sura 10 &
    Maide 117 & Maide 47, 68 x Tevbe 31)
    ve bu dunyada Allahin verdigi bircok nesnel lutfu ve nimeti –bu bazi Gnostik sahislar gibi “gercekligini” dahi sorgulayarak– direkt olarak reddetmek ve ruhbanlik stili bir yasam vazetmek ve bunu da
    “materyalizme” karsi guzel dini bir alternatif olarak sunmak
    kesinlikle dogru bir yaklasim olmamalidir. (Hadid 27)
    ve hele ki, disimizdaki evreni ve dunyayi ve bunlarin icindeki herseyi,
    ve hatta kendi bedenlerimizi dahi, –gercekte var midir, yok mudur
    acaba deyip– “gercekliklerini” dahi sorgulayarak,
    ve herseyi sonucta beynimizin gorme, isitme, tadma, koklama, ve hissetme merkezleri ve bunlara ulasan “elektrik sinyal akimlarina” indirgemek
    ve gerisini bunun otesindeki subjektif bir yorumlama
    ve buna bagli olarak olusan bir HAYAL ilan etmek,
    buyuk bir saskinliktan daha ote,
    belki de ayni zamanda buyuk bir nankorluk ve inkar ve hatta
    Allahi –yaraticiligini ve buyuk kudretini ve durustlugunu– tahkir
    (= hor gorme) anlamlarina dahi gelebilip, sonunda bizi buyuk bir
    vebalin ve sorumlulugun altinda da birakabilir.
    o halde, yol yakinken yuce Allaha donmeliyiz. (Mulk 23 & Ibrahim 19
    & Ali Imran 191… x Tur 32)

    dogrularim Allah’tan, yanlislarim nefsimdendir.

    selamlarimla. (ekrem)

  3. SELAM KIYMETLİ OKURLAR….

    Hristiyanlık, hastalıklı bir dindir. İnsanın en temel içgüdülerine karşı çıkmakla beraber en üst düzeyde yaşamı yadsır. İnsanı doğduğu andan itibaren günahkar sayar ve küçümser. Nihilizmin en uç şeklidir. Hristiyanlıkta varlığın herhangi bir değeri yoktur. Bu sebeple de Hristiyanlık, boyun eğen, gerçek dünya ile ilişkisini kesmiş, hayata karşı umudunu yitirip tüm umutlarını öte dünyaya göçerten hastalıklı insanlar yaratır

  4. TEKRAR MERHABALAR SEVGİLİ DOSTLAR…

    Tüm dinler, kendisinden önceki dinlerin tamamlayıcısıdır ve dinleri incelerken bulundukların coğrafya, ekonomik ve sosyal koşulları dikkate alma zorunluluğu vardır. Hıristiyanlık kendisinden önceki museviliğe ve Roma’nın insanlık dışı uygulamalarına, tepki olarak ortaya çıkmıştır.

    Her din gibi hıristiyanlık da İsa’nın kendi söylemlerinin dışında, sonra gelenler tarafından çarpıtılarak “olması gerektiği” şekle sokulmuş, İsa’nın düşünmediği, söylemediği bir çok kavram ve ahlak kuralı söylenmiş gibi yazılmış, kabul edilmiştir.

    İsa’nın ardından dini yaymak için yola çıkan Paulus bugün katolik mezhebinin ne kadar saçma ve anlamsız kuralı varsa, İsa’nın söylemi gibi anlatarak politik bir süreci başlatmıştır.

    İncil sayısı ise ancak İznik Konsilinin 325 yılındaki toplantısında 4’e indirilebilmiş, bu konsil İsa’nın Tanrının oğlu olduğunu söylemeyen incillerin (Aryus incili gibi) dışlanmasına karar vermiştir. Çünkü akılcı tüm yaklaşımlar dinin dogmatik yapısını kırarak toplumun bilinçlenmesine yardımcı olacaktır. Bu akılcı akımlardan uzaklaşarak herkesi körleştirmek yönetmenin önemli bir kuralıdır.

    Nitekim İslamın akılcı akımlarından mutezile’nin karşısına çıkarılan Gazali, dinde içtihat kapısını kapatarak dinin dogmalaşmasını sağlamış ve böylece devlet dini olarak sünnilik kabul edilmiştir.

  5. merhaba değerli dostlar…

    Hristiyan dünyasını yaratan ve kuranlar aslında bu dinle ilgileri olmayan Romalı Klise Adamlarıdır. Bunlar M.S. 325 de İznikdeki konsülün toplanmasını sağlamışlar ve bu konsüle de Roma İmparatoru Konstantin başkanlık yapmıştır.

    Konstantin aslında eli kanlı bir kişiydi, pek çok insanın ,ki bunlar içinde kendi karısı ve akrabaları da sayılabilir, ölmesinde rol oynamıştır. Milyonlarca kadını da BÜYÜCÜLÜKLE suçlayarak yakmasının yanında, yeni çıkardıkları dine inanmıyorlar diye birçok kişiyi de ölüme yollamıştır.

    Şu incelik ve barış dini olarak tanıdığımız HRİSTİYANLIĞIN durumuna bakınız… Bütün bu cinayetlerin işlenmesinde öncülük edenler bu Hristiyan papazlardan başkaları da değildi…

    Her ne kadar Yeni Ahid denilen İncil’de devamlı olarak barıştan söz edilse de
    gerçekte ortaya konulan eylemler tamamen bunun tersini savunmaktaydı.

    toprakerdem2005@hotmail.com

  6. Tamam kardeşlerim Hrs. ve yahudileri eleştirmek kolay,bir de kendimize bakalım,Kur’an 600 sayfa,hadisler şerhleriyle 60.bin sayfa,Osmanlı da yazılan tefsir sayısı niye bu kadar az,niye hiç meal yok,?bunun gibi yüzlerce soru?cevap yok ve cvap vermeyee çalışanlar da çoğunluk papaz kafalılar,HRSlıkta Aziz Paulos var,bizim küçük Paul’er kimler bunlar cevaplanmadan din etkin olmamaz,Ve şunu söylemek istiyorum,dine küçük katkılar yapıla yapıla safiyeti gittiği için,rahmet özelliği azalmış saygılar,Yanılmyan Allah ‘tır,Rabbim dilimin,mantığımın hatalarını af et!

  7. bu nasıl bir yorum tefsir sayısı az veya çok olsun sonuçta tefsir yapılmış mı?
    EVET

    meal konusunda zaten dilleri osamnlıcaydı dili osmanlıca olan zaten arapçayı anlar

    rıdvan bey galiba çok şey bildiğinizi sanıyorsunuz ama bunu bilmemeniz komik yani

    ayrıca din safiyetini falan yitirmedi islam dini kıyamete kadar devam edecek sözünüzü ölçüp tartın öyle konuşun bunlar Allah korusun imanı zedeler

    dilin ve mantığınla hareket edersen çok hata yaparsın

    kuranı peygamberimizden öğren ondan öğrenmeye gayret edersen Allah o uğurda yaptığın yanılmışlık hatalarını affeder merak etme

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: