Peygamberin putlaştırılması

Allah’ın dinini bozmak isteyenlerin en büyük hilelerinden biri de kutsal olanı putlaştırıp insanları aldatmaları olmuştur. Dinin övdüğü Peygamberler’i putlaştırmak bunun en önemli örneğidir.

O size melekleri ve Peygamberler’i Rabler edinmenizi emretmez. Siz Müslüman olduktan sonra, size kafir olmayı mı emredecek?

3 Ali İmran suresi 80

Kutsalı putlaştıranlar “ Yoksa sen Hz. İsa’yı sevmiyor musun? Sen Hz. Muhammed’i yok mu sayıyorsun?” tarzındaki sorularıyla saf dinin ortaya çıkmasına çalışanları yıldırmaya çalışırlar. Kutsala saygısı olan, Peygamberler’i seven birçok saf insansa, ne yazık ki bu sorularla gerilemektedir. Zaten kutsalı putlaştırmanın hedefi de budur: Allah dışındaki ilahların hiçbirini kabul etmeyen dindar kitleye, kendi kutsallarını putlaştırıp, zayıf oldukları yerden yaklaşmak suretiyle dini bozmak. Hz. İsa gibi Allah’ın sevgili bir kuluna ilahlık makamının verilmesinin Hıristiyanlık dünyasındaki sonuçları ortadadır. Peygamberimizle ilgili uydurmalar ise (Bu bölüme kadar gördüğümüz ve ilerideki bölümlerde göreceğimiz gibi) Peygamberimiz’e Allah’ın yanında ikinci bir hüküm oluşturucu sıfatının verilmesiyle olmuştur. Bu sıfatla gelenekçi kitleler, Allah’ın vahyi olan Kuran’da olmayan hükümleri, kendi uydurdukları veya yanlış yorumladıkları hadis ve sünnet adını verdikleri Peygamber’e iftiralarla dolu kitaplarda toplamışlardır. Oysa Peygamberimiz’e Kuran’da şunlar söyletilir:
De ki “Size Allah’ın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da (algılanamayanı da) bilmiyorum ve ben size bir meleğim de demiyorum. Ben bana vahyedilenden başkasına uymam.”

6Enam suresi 50

Görüldüğü gibi Peygamberimiz de aynı bizim gibi vahye, yani Kuran’a uymakla yükümlüdür. Ve bu vahiy dışında başka bir şeye uymayacağına göre, bu vahiy dışında bir hüküm oluşturması da mümkün değildir. Peygamber’e sünnet, hadis gibi Kuran’ın belirtmediği başlıklarla hükümler atfedenler, uydurdukları din rağbet görsün diye Peygamberimiz hakkındaki birçok ayete aykırı yargılar ortaya atmışlardır.


PEYGAMBERLERİ YARIŞTIRMA

O’nun elçileri arasında hiçbirini ayırt etmeyiz.

2 Bakara suresi 285

Kuran’ın bu ayetine göre bizim Peygamberimiz’i, Hz. İbrahim’i, Hz. Musa’yı, Hz. Nuh’u, Hz. İsa’yı yarıştırmamız yasaktır.” Bizim Peygamberimiz en üstündür.” dememiz yasaktır. Museviler’in ve Hıristiyanlar’ın düştükleri bu hataya, Kuran’ın bu açık ayetine rağmen ne yazık ki düşülmüştür. Peygamberimiz’in sayesinde tüm insanların yaratıldığı, Peygamberimiz olmasa ne dünya, ne de daha bir çok mekanın yaratılmayacağı şeklindeki meşhur uydurma, hadis başlığıyla insanlara yutturulmuştur. Oysa Kuran’da böyle bir ifade geçmemektedir. Peygamberimiz’in hammaddesinin diğer insanlardan ayrı olup nurdan yaratıldığı, Kuran’da anlatılmayan yüzlerce mucizesinin olduğu, namaz vakitleri için adeta Allah’la pazarlık yaptığı şeklindeki uydurmalar hep Peygamber putlaştırma gayretlerinin neticesidir. Bu gayret sonucu Peygamberimiz’e utanç kaynağı olacak şekilde cinsel mucizeler yakıştırılmış, kişileri kötürüm etmek için beddualar ettiği iftiraları ileri sürülmüştür. Tüm bu iftiralar hep uydurulmuş hadislerle halka sunulmuştur ki, kutsala karşı gelme korkusunu içinde taşıyan ve dini az bilen halk, bu uydurmaları itirazsız kabullensin. Diğer dinlerin düştüğü hataları Kuran’da okuyup, onları hem eleştirip, hem de aynı hataya düşmek ne acıdır! Diğer bir uydurma hadise göreyse tüm Peygamberler kıyamet günü kendi dertlerine düşmüşken, Peygamberimiz “ümmetim, ümmetim” diyerek ümmetini düşünecektir. Bu uydurma kaş yapayım derken, göz çıkarmanın çok güzel bir örneğidir. Peygamberimiz’i yüceltmek isteyenler, diğer Peygamberler’in bencilliği manasına gelebilecek yukarıdaki hadisi uydurmuşlardır. Bunlar Peygamberimiz’i diğer Peygamberlerle yarıştırmakla kalmamış; 1Hz.Muhammed 2Hz. İbrahim, 3Hz. Musa, 4Hz. İsa şeklinde diğer Peygamberler’i de üstünlük sırasına göre dizerek hadlerini iyice aşmışlardır.

Seni sapmış bulup doğru yola iletmedi mi?

93Duha suresi 7

Bu ayete göre [private] Peygamberimiz vahiy gelmeden önce sapmış bir haldedir. Allah’ın gönderdiği vahiy ile düzelmiştir. Allah’ın açıkça söylediği bu gerçeğe Şura suresi 52. ayette de rastlıyoruz.

İşte böylece sana da emrimizden bir ruh vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin.

42Şura suresi 52

Bazı gelenekçiler Peygamberimiz’in vahiy almadan önce de hak bir dine mensup olduğunu söyleyerek ayetlerle açıkça çelişmektedirler. Bu ayetlerin birinden Peygamberimiz’in evvelden sapmış olduğu, diğerinden ise imanı, kitabı evvelden bilmediğini anlıyoruz. Hak bir dine mensup olan nasıl imanı bilmez, nasıl kitabı bilmez, nasıl sapmış olur? Peygamber’i Kuran’da anlatıldığı gibi değil de kafalarında şekillendirdikleri gibi bulmak isteyenlerin bu çelişkilere düşmeleri hiç de sürpriz değildir. Gelenekçilerin düştükleri çelişkilerden biri de Peygamberimiz’in atalarında hiç putperest olmadığı ve bunun Hz. Adem’e kadar böyle gittiği izahıdır. Oysa Kuran’dan Hz. İbrahim’in babasının putperest olduğunu anlıyoruz. Hz. İbrahim’in Peygamberimiz’in atası olduğunu düşünürsek bu iddia da dayanaksız kalır. Gerçi gelenekçi zihniyet, Hz. İbrahim’in babasından kasıt gerçek babası değil, üvey babasıdır veya amcasıdır şeklinde saptırmalara gitmektedir. Ama Kuran’da açıkça babası denmektedir. Bu çekiştirme gelenekçilerin dini bozucu zihniyeti için bir delil niteliğindedir.

ALLAH’IN PEYGAMBER’E ÖVGÜLERİ

Mezhepçilerin anlamadığı nokta Peygamberimiz’in tüm bu uyduruk sözde yüceltmelere ihtiyacı olmadığıdır. Kuran’da Allah Peygamberimiz’i övmekte, onun üstün bir ahlak üzerinde olduğunu söylemektedir. Allah’ın kendisine elçilik görevi vermesi, kitabında kendisini övmesinden daha büyük yüceltme ne olabilir? Vahiy almadan önceki Peygamber’in durumu veya Peygamber’in atalarından birinin putperestliği Peygamber’i küçültmez. Kuran’dan herkesin kendi davranışlarından sorumlu olduğunu anlıyoruz. Ne Peygamber oğlu olan yücelir, ne de kafir babası olan küçülür. Nitekim Hz. İbrahim’in babası da Peygamber babasıydı, ama sapkınlığı Kuran’da geçmektedir. Kişileri soyuna sopuna göre değerlendiren gelenekçi kafa, Peygamberimiz’i de böyle değerlendirmeye kalkmış ve uydurma hadisler türetmiştir. Bu uydurmalar Kuran’la, gelenekçilerin bu zihniyeti İslam’la çelişmektedir.

Allah Peygamberimiz’i seçti ve ona büyük bir iyilikte bulundu. (4 Nisa Suresi 113) Onu güzel ve büyük bir ahlak sahibi kıldı. (68Kalem Suresi 4) Onu alemlere rahmet yaptı. (21Enbiya Suresi 107) ve Peygamberimiz’in tüm günahlarını bağışladı (48 Fetih Suresi 2)

Görüldüğü gibi Kuran’da Peygamberimiz en güzel şekilde övülmektedir. Örneğin Enbiya suresi 107. ayette Peygamberimiz’in alemlere rahmet olduğu söylenmektedir. Eğer tüm alemlerin Peygamberimiz için yaratıldığı doğru olsaydı, bu da Peygamberimiz’in alemler için rahmet oluşu gibi söylenirdi. Çünkü bu izah doğru olsaydı tüm bu izahlardan daha önemli bir bilgi olurdu. Gerçek olsaydı, Kuran, bu daha da önemli olan bilgiyi hadis gibi Kuran’da belirtilmeyen bir kaynağa elbette bırakmaz, kendisi belirtirdi.

KIL TAPINMACILIĞI

Allah en güzel şekilde Peygamberimiz’i övmüşken, Kuran’ın onay vermeyeceği kıl tapınmacılığı görüntüleri verenler akılları sıra Peygamberimiz’e saygı göstermektedirler. Camilerde Peygamber’in sakalı diye bir sürü beze dolandırılıp, sarılmış kılları büyük bir tören havasında açıp, halka bu kılları öptürenler bu yazılarımızı okuduklarında elbette rahatsız olacaklardır. Onlara göre bu kıl öptürme törenleri Peygamber sevgisidir, Peygamber’e saygıdır. Ne yazık ki Peygamber’in olduğu iddia edilen kılları dini bir ibadet havasında insanlara öptürme faaliyeti hâlâ devam etmektedir. Hıristiyanlığı ikonlarından dolayı kınayanlar, benzer hurafeleri dinimize kendileri sokmuşlardır.

Peygamberimiz Kuran’da iki sıfatla anılır. (Peygamber kelimesi bu iki sözcüğe de karşılık kullanılan, Farsça’dan dilimize geçmiş bir kelimedir.) Birinci kelime “nebi” kelimesidir ve haber getiren manasındadır. Kuran’da bu kelime aynı Türkçe’deki Peygamber kelimesi gibi yalnız Allah’tan haber getiren insanlar için kullanılmıştır. İkinci kelimeyse “resul” kelimesidir ki Türkçemiz’deki elçi kelimesinin karşılığıdır ve Kuran’da Peygamberler en çok bu kelimeyle anlatılırlar. Bu kelime aynı Türkçe’deki gibi hem Allah’ın elçileri, hem diğer elçilikler için kullanılır. Peygamberimiz’i ve diğer Peygamberler’i tarif ederken kullanılan bu kelimeler Peygamber’in nebi (haber getirici), resul (elçi) olduğunu gösterir. Yani Peygamber Allah’tan aldığı mesajı insanlara ileten kişidir, Peygamber %1 bile kendinden dine bir şey katamaz. O zaman din, haşa Allah’ın olmaz. O zaman din, Allah ve Peygamber ortak yapımı bir müessese olur. Peygamberimiz’e gelen vahiy Kuran’dır. Bunun dışında bir hadis, bir mezhep izahı, birisinin içtihadı dinin bir hükmü veya bir bölümüdür demek Allah’ın olan dini Allah, Peygamber (elçi, haber getiren) ortaklığına veya Allah, mezhep imamı, Peygamber ortaklığına çevirmek olur. Kısacası Peygamber’i doğru yere oturtmak, dini doğru kavramanın bir şartıdır. Peygamberimiz sadece ve sadece aldığı haberi (Kuran’ı) insanlara iletir. Din, bu haberdir. Elçilik (resullük), nebilik (haber getiricilik) bu mesajı (Kuran’ı) insanlara ulaştırmaktır. Allah’ın elçisi olmak çok büyük bir onurdur. Peygamberimiz açısından düşünürsek, bir insanın milyarlarca insana öncülük etmesidir. Ne yazık ki bazıları Kuran’dan anlaşılan bu Peygamber tarifini yaptığımızda “Siz Peygamber’i çok basit görüyorsunuz” demektedirler. Ne yazık ki bu davranışlarıyla bundan sonraki 29. Bölüm’de inceleyeceğimiz Hıristiyanlar’a benzemektedirler. Peygamberler hakkında aşırıya gitmek sadece Peygamber’i Allah’ın oğlu ilan etmekle olmaz. Sadece Allah’ın olan din oluşturma yetkisi; sünnet, hadis gibi süslü, sözde Peygambersever tavırlarla Peygamber’e de veriliyorsa o da dinde bir sapmadır.

GÜDÜLEN SÜRÜ OLMAYALIM

Biz Peygamber’i putlaştırmayalım diye feryat ederken, ne yazık ki birçok tarikatta evliya, şeyh, ulema gibi yaftalar yapıştırılmış adamlar bile putlaştırılmaktadır. Peygamber’in bile putlaştırılmaması gerekir dedikten sonra herhalde bunlar için ilave bir açıklamaya gerek yoktur. Bakara suresi 104. ayete değinerek bu konuyu bitirmek istiyoruz. Bakara suresi 104’te: “Ey iman sahipleri raina (bizi çobanın sürüyü güttüğü gibi güt) demeyin.” denmektedir. Bu ayette Peygamber’e bile “Raina” denmesi yasaklanmaktadır. Kuran toplumun sürü, bireyin ise onların güdücüsü olmasını istememektedir. Buna karşın tarikatlardaki uygulamalarda, mezhep bağlılığında tam bir sürü psikolojisi hakimdir. Hatta tarikatlardaki müritleri ifade eden “sufi” kelimesinin kökünün, “koyun yünü, koyun postu” tipi manalar taşıması da ilginçtir. Tarikatın sufileri Kuran’ın güdülen sürü olmamamızı söylemesine rağmen tam “sufi” isminin hakkını vererek yaşamaktadırlar. Kuran’ın insanı; düşünen, akleden, Allah’ın mesajı Kuran’a sıkı sıkıya sarılan, Peygamber’i canından çok seven fakat hiçbir şirke bulaştırmayan, Allah’ın gücünü, hüküm yetkisini hiçbir kişiye paylaştırmayan insandır.

Müslümanlar’ın görevi Allah’ı, Kuran’ı, Peygamber’i tam yerli yerine oturtmaktır. Allah’ın yetkisinde olan hüküm koymayı, kutsal olanı istismar ederek Peygamber’e verenler, daha sonra uydurdukları hadislerin sahibini Peygamber olarak göstermiş, böylece dini bozmuşlardır. Dini bozmada kullanılan araç Peygamber olunca, Kuran’la ters düşen hadisler uydurulmuş, her şeyin Peygamberimiz için yaratıldığı şeklinde saçma iddialar, Peygamberler’i yarıştırmak gibi haddini bilmezlikler olmuştur. Hiç şüpheniz olmasın ki, nasıl kendisi hakkındaki aşırı izahları görse en çok kızan Hz. İsa olacaksa, Kuran’ın ruhuna aykırı şekilde kendisi hakkında uydurulan hadisleri, Allah’la miraçta pazarlık ettirmeleri görse bunları uyduranları ilk kınayan, bu hadis kitaplarını ilk yakan Peygamberimiz olurdu.

Yazının / Kitabın diğer bölümlerini Kurandaki Din sitesinden okuyabilirsiniz.

Sitemizde sık sık bölümlerini yayınladığımız Kuran’daki Din kitabını bu bağlantıyı kullanarak bilgisayarınıza indirebilirsiniz.

Kitabı Pdf formatında indirmek için tıklayın.

Bu yazı Kurandaki Din sitesinden alıntıdır.

[/private]

Reklamlar

10 thoughts on “Peygamberin putlaştırılması

Add yours

  1. 1. ahmet Diyor:
    27 Apr 2007 2:05 pm e

    Peygamber efendimizin diğer peygamberlerden üstünlüğünü gösteren ayet-i kerimeler:Allahü teâlâ, bütün peygamberlere (Ya Âdem, Ya Musa, Ya İsa) diyerek ismi ile hitap ederken, Muhammed aleyhisselama, (Ya eyyühennebiyyu, ya eyyüherresul) diye özel hitap ediyor. Bu hitap şekli de Onun diğer peygamberlerden üstün olduğunu göstermektedir.

    Fatiha suresinde bildirdiği gibi Allahü teâlâ (Âlemlerin Rabbi)dir. Resulullah da âlemlerden üstün olduğu için, (Rabbüke), (Rabbike) yani (Senin Rabbin) buyuruluyor. (Bekara 30, Saffat 180)

    (Resullerden kimisini kimisine üstün kıldık.) [Bekara 253]
    (Nebilerden bazısını bazısından üstün kıldık.) [İsra 55]
    2. Ali Aksoy Diyor:
    27 Apr 2007 3:40 pm e

    Selam Ahmet kardeşim, Kuran la bu kadar alakalı olup ta hiç bir peygamberi diğerinden ayırmamamız gerektiğini söyleyen gayet açık emirleri okumaman beni çok şaşırttı.

    Şaşırma kardeşim. Aşağıda link var…

    https://aliaksoy.wordpress.com/2007/03/10/salavat-nasil-getirilir/#comment-314
    3. ahmet Diyor:
    28 Apr 2007 10:20 am e

    şaşırmadım ki,o yazınızı zaten okumuştum;peki benim yazdığım ayet-i kerimeler için neden birşey demiyorsunuz,bunlar açık ayet-i kerime değil mi,şimdi nasıl hüküm vereceğiz,çokluğuna mı bakacağız 5 müspet 2 menfi,kalan 3 müspet böyle mi yapacağız,siz nasıl yapıyorsunuz

  2. Ali bey açıkça anlaşıolıyorki sizde Fetullah Gülenin yolunu takib etmektesiniz. Yok Peygamberi putlaştırmakmışda…. Sen bu Hazreti Muhammed Sallallahualeyhivesselemin PUTLARı yıktığından bihabersin. Yooo aslında bilmektesin senin amacın bu şekildeki yazıların olsa olsa Allahualem “dinlerarası diyaloğa” hizmet olsa gerek.

    Bunu da en çok şu ifadelerin açığa veriyor seni…

    “Kutsalı putlaştıranlar “ Yoksa sen Hz. İsa’yı sevmiyor musun? Sen Hz. Muhammed’i yok mu sayıyorsun?” tarzındaki sorularıyla saf dinin ortaya çıkmasına çalışanları yıldırmaya çalışırlar.”

    Bak hele bak… “Kafirler istemeselerde Allah nurunu tamamlar.”
    Sen istediğini yaz. “O peygamber “Siracen müniradır”
    Hazreti Allah ona ” O atmadı Allah attı” buyurmaktadır.
    Aliii kendine gel…

  3. selam sevgili arkadaşlar…

    bülent:(yazmış)

    Ali bey açıkça anlaşıolıyorki sizde Fetullah Gülenin yolunu takib etmektesiniz. Yok Peygamberi putlaştırmakmışda…. Sen bu Hazreti Muhammed Sallallahualeyhivesselemin PUTLARı yıktığından bihabersin. Yooo aslında bilmektesin senin amacın bu şekildeki yazıların olsa olsa Allahualem “dinlerarası diyaloğa” hizmet olsa gerek.

    toprakerdem yazdı:

    Bülent sen evvela yazıyı okumamışsın ve birilerinin avukatlığına soyunmuşsun(!!!)
    en altta yazdığın ayetlerin konuyla ne alakası var behey şaşkın
    saldırdığın ali bey kardeşimiz samimi bir şekilde siteler hazırlamış bir çok insanın gerçeği bulmasına vesile olmuş…yaptıkları takdire şayan kendisini tebrik ediyorum

    eğer art niyetli biri olmuş olsaydı ali aksoy kardeşimiz yazını burada yayınlamazdı!!
    sende onun gibi araştır beynindeki putlardan sıyrıl öyle kuranı anla insanlara da sevgiyle anlayışla davran erdemli omayı gerektiren vasıflarla muttasıf ol….

  4. Bu konu ile ilgili olabileceğini düşündüğüm tanınmış bir hocanın dikkatimi çeken bir şiirini buraya aktarmak istiyorum.Yanına işaret koyduğum satırların, açıklanması gerekecek derecede ciddi olduğunu düşünüyorum.
    Söz konusu zat,bu şiirini peygamberimiz Hz.Muhammed(sav)’e hitaben yazmıştır.İşte o şiir:

    Sultanım

    Başım fedâ olsun nurlu yoluna,
    Gönlümü fetheden Sultanım, canım!
    N’olur merhamet kıl kıtmîr kuluna,*******
    Gönlümü fetheden Sultanım, canım!
    Kapına baş koymuş kulların bekler,*******
    Herbirinden yığın yığın dilekler,
    Sen el atmayınca boşdur emekler,
    Gönlümü fetheden Sultanım, canım!
    Senin olmadığın her bucak ıssız,
    Gönüller kararır inan ki sensiz!
    Gel rûhuma bir nazar eyle sessiz;
    Gönlümü fetheden Sultanım, canım!
    Din yolunu açıp şehrâh eyleyen,
    Pinhân-ayân her gerçeği söyleyen;
    Gökte, yerde ümmetini dileyen,
    Gönlümü fetheden Sultanım, canım!
    Hakk’a varılamaz senden amansız,
    Arkanda olmayan gider îmânsız…
    Kulunu mahşerde bırakma yalnız!.*******
    Gönlümü fetheden Sultanım, canım!

  5. misafir kardeş
    yüce allah insanlara akıl vermiş akletmemiz gerek peygamberimzi vahiyi bizlere iletti kurandır kurana bağlılık paeygambere bağlılıktır naatlarla şiirlerle kaşına gözüne kurban olayım sakalına cubbesine ayağına gibi sözlerle bağlılık ifade edilmez gerçek bağlılık onun geitirmiş olduğu kuranadır kuran bağlılık paeygambere bağlılıktır. vessalam

  6. şiirin en altında.Kulunu mahşerde bırakma yanlız diye bir cümle var.bu şirk değilde nedir Müsafir kardeş. Allahın kulu peygamberin ümmetiyiz.unutayın sapıtmayın….

  7. “İşte böylece sana da kendi buyruğumuzla bir ruh (Kur’an) vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilimiyordun; ama şimdi onu dilediğimiz kullarımızı sayesinde doğruya eriştirdiğimiz bir ışık kıldık. Hiç şüphe yok ki sen doğru yolu göstermektesin.” (Şura, 42/52)

    Müfessirlerin genel kanaatine göre 52. âyetin metninde geçen “ruh” kelimesi mecazî bir anlamda ve Kur’ân-ı Kerîm için kullanılmış olup, asıl anlamıyla bağlantılı olarak “insana hayat veren ilâhî mesaj” şeklinde açıklanmıştır. Âyetin siyak ve sibakına bakılınca, “ruh” kavramından burada daha çok peygamberlik ve kitap kastedildiği anlaşılıyor ise de, bu kelimenin burada, rahmet, vahiy, Cebrail, Kur’ân-ı Kerîm, gibi anlamlara geldiği de söylenmiştir. (bk. Taberî, Zemahşerî, İbn Atıyye, Hazin, ilgili ayetin tefsiri)

    Peygamberlik emaneti verilmeden önce Hz. Muhammed’in (a.s.m.) durumu

    Peygamberler genellikle “Tevhîd inancı” irfanıyla doğarlar. Onlardaki fıtrî duygu çok daha gelişkindir; yani din ve Allah duygusu onlarda daha parlak bir düzeydedir. Hiç bir peygamberin, nübüvvet döneminden önce de puta taptığı, bâtılı savunduğu görülmemiş ve tesbit edilememiştir. Ezelî kalem onları “peygamber” kaydederken, cahiliyet kirlerinden de temiz ve nezîh kalacaklarını yazmıştır. İlgili 52. âyetle, Hz. Muhammed’in (a.s.m.) nübüvvetten ve kitaptan önceki yılları tasvir edilerek, iki madde halinde özetleniyor: Kitap ve imân hakkında muhteva ve şartlarına; plân ve esaslarına uygun bir bilgisi bulunmadığı bildirilerek, Onun bilgisinin bütünüyle ilâhî vahye dayandığı belirtiliyor.

    Çünkü Allah’a ve ahirete ve diğer esaslara iman, ancak kitap ve peygamberlik vasıtasıyla öğrenilebilir. İnsan aklı ve fıtrî duygusu tek başına bunları tafsilî olarak anlamaya yeterli değildir. Ama icmali olarak her peygamber Allah’ın varlığına, birliğine, daha önce kitap indirdiğine ve peygamber gönderdiğine inanır.

    Buna birkaç misal verelim;

    a) Musa Peygamber, küçük yaşta iken Allah’ın varlığını, birliğini bilip putlardan, sahte ilâhlardan nefret ederdi.

    b) İsa Peygamber, henüz kundakta iken Allah’ın varlığından ve kendisinin peygamber olacağından, kendisine kitap verileceğinden söz etmiştir.

    c) Yahya Peygamber, çocuk yaşta iken İsa’yı (a.s.) tasdîk etmiştir.

    d) İbrahim (a.s.), kendisine henüz vahiy inmeden putlara düşmanlığını ilân etmişti.

    e) Hz. Muhammed (a.s.m.) Efendimiz, birçok manevî işaretlere mazhar olmuş ve küçük yaşından beri putlardan nefret edip uzak durmuş, havaî şeylere ilgi duymamıştır. O nedenle diyebiliriz ki, ilgili âyetle icmalî değil de tafsilî iman kastedilmiştir.

    Hz. Muhammed (a.s.m.) kendisine peygamberlik verilmeden önce de putperestlikten uzak duruyor, özellikle ahlâkî erdemleriyle yakın çevresinin dikkatini çekiyordu. Peygamber olduğunu açıkladıktan ve tevhid çağrısına başladıktan sonra ona karşı sert bir mücadele başlatan Mekke’nin ileri gelenleri, kendisiyle çok çetin tartışmalara girmelerine rağmen, onun daha önce kendileriyle birlikte putlara taptığı yönünde bir argüman ileri sürememiş ve ahlâkî üstünlüğüne gölge düşürebilecek en küçük bir ithamda bulunamamışlardı.

    Şu halde 52. âyetin “Sen kitap nedir, iman nedir bilmiyordun,..” diye çevrilen kısmını bu olgu ışığında şöyle açıklamak uygun olur: Sen daha önce sana verilen kitabın içeriğini ve bütün iman konularını bilmiyordun, bunların hakikatini idrak etmiş değildin. Nitekim bazı âyetlerde iman kelimesi “İslâmiyet, Allah’ın buyruklarına uygun olarak yapılan ameller ve yaşanan Müslümanlık” anlamında kullanılmıştır. (Meselâ bk. Bakara 2/143) Ayrıca, âyette “mümin değildin” denmemiş, “iman nedir bilmiyordun” buyurulmuştur. Burada geçen “bilme” anlamındaki “derâ” fiili, sıradan bir bilgiye sahip olmayı değil, bir konunun hakikatine vâkıf olmayı ve inceliklerini idrak etmeyi ifade eder. (Râgıb el-Isfahânî, el-Müfredât, “dry” md.)

    Pek çok âyet ve hadiste, aklın ve insanın doğasına yerleştirilmiş donanımların iyiyi kötüden ayırt etmedeki rolü ve önemi üzerinde durulur; fakat bu âyet göstermektedir ki insan (aklıyla evrendeki düzene hakim bir iradenin ve gücün varlığını tespit edebilir ve fıtrî özellikleriyle bir takım insanî değerlere ulaşabilirse de), Allah’a nasıl kulluk edileceği ve O’nun hoşnut olacağı hayat çizgisinin hangisi olduğu hususunda ancak vahyin rehberliğinde tam ve kuşatıcı bilgiye sahip olabilir; ilâhî dinlerin ortak amacı da aklın beşerî zaaflara yenik düşmemesi için onun önündeki yolu aydınlatmaktır.

    Kitap, kalpleri ve kafaları aydınlatan nurdur.

    Ayette, Kitap “nur”a yani ışığa benzetilmiştir; çünkü o inkarcılığın ve cehaletin karanlığını giderip insanın yolunu aydınlatmakta, iman ve hidayete erişmeye vesile olmaktadır.

    Nur, bilindiği gibi iki manaya gelir: Birincisi, ilâhî feyiz ve rahmetin tecellisi ve kudretinin remzidir. İkincisi, ışığını başka bir kaynaktan alıp maddî, ya da manevî yönde aydınlatan şeydir. Kur’ân-i Kerîm bu iki nuru birden kendinde taşımaktadır. İkinci anlamdaki nuru manevî yöndedir; yani ilâhî feyiz ve rahmeti kaynağından alıp yansıtmaktadır.

    Ay’a da “nur” denilmesi, maddî ve zahirî olarak Güneş’ten ışık alıp yansıttığı içindir.

    Cenâb-ı Hak Kur’ân nuruyla, kullarından gönül toprağını küfür ve nifak çoraklığından kurtaranlara ışık ve hayat verir de onları doğru yola iletir.

    Fakat bu sonuca ulaşabilmek için Allah’ın dilemesi şarttır ve Yüce Allah kendisine verilen irade gücünü yerli yerince kullanıp tercihini hak yol yönünde yapanları bu kapsama alacağını bildirmiştir. Hz. Peygamber (asv) de insanların bu yolu, yani göklerin ve yerin hükümranı olan Allah’ın hoşnut olduğu yolu bulmaları ve ondan sapmamaları için görevlendirilmiştir. (bk. Kur’an Yolu, Heyet; Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, ilgili ayetin tefsiri)

    Soruda geçen ikinci ayetin meali:

    “Seni yol bilmez halde bulup, yol göstermedi mi?” (Duha, 93/7)

    Ayette geçen “DÂLL”, bilindiği gibi yitik, hangi yola gireceği hususunda şaşkın, yahut yanlış yola giden sapık mânâlarına gelir. “Sizin arkadaşınız şaşırmadı, azıtmadı da.”(Necm, 53/2) buyurulmuş olan Resulullah (a.s.m.) hiçbir zaman akıl ve dinde sapık mânâsına “dâll” olmamıştır. Allah’ın birliğine inanarak yetişmiş, hiçbir puta secde etmemiş, Allah’tan başka ilâh tanımamış, ahlâkı temizdi, hiç bir kötü fiil işlememişti. Her hususta güvenilir kişi olarak tanınmıştı.

    Dolayısıyla şirk sapıklığı, heva ve hevese göre amel etme sapıklığı onun yüce zatından uzak idi. Yüce Allah onu ta baştan itibaren o gibi sapıklıklardan uzak kılmış, ona sağlam bir bakış ve görüş bahşetmişti.

    Bununla beraber peygamber olmadan önceki akıl ve dirayeti ile, peygamberlikten sonraki ilim ve hidayeti arasında büyük bir fark vardı ki, bu fark çocukluk ile ergenlik arasındaki farktan daha büyüktür. Hz. Peygamber (a.s.m.) peygamber olmadan önce de kavminin, Arap müşriklerinin dinlerindeki bozukluğu görmüştü. Karşısında bulunan Yahudilik ve Hristiyanlık gibi iki dinin, çığırından çıkmış olduğunu da sezmişti. Fakat girilmesi gerekli olan ve mücerret (soyut) akıl ile idrak edilip kavranması mümkün olmayan hak din ve şeriatının ne olması lazım geleceğini ve dünyayı sarmış olan bunalım içinden nasıl çıkılıp da Hakk’a erileceğini belirlemede şaşırmış idi. Kitap okumasını bilmez, cihana ruh yayacak olan iman ve İslâm’ın ayrıntılı temel esaslarından “Kuşkusuz sen ondan önce gafillerden idin.” (Yusuf, 12/3), “Sen bundan önce hiç kitap okur değildin, hala da elinle yazı yazmazsın…” (Ankebut, 29/48), “Oysa sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin.” (Şura, 42/52) buyrulduğu üzere gafil idi.

    İşte burada “Seni yol bilmez buldu.” buyurulması, bu şekilde peygamberlikten önce ve çocukluk çağlarındaki gafillik ve şaşkınlık hallerine işarettir.

    Yani sen, peygamberlikten önce akılların yol bulamadığı hakikatler ve şeriatlardan gafil ve yol arayan bir yitik halinde şaşkın iken, Rabb’ın seni bulup seçerek hidayet buyurmadı mı? Verdiği vahiy, indirdiği kitap ile bilmediklerini bildirerek doğru yolu göstermedi mi?

    Hz. Muhammed (asv), peygamber olmadan önce, ayetteki deyimiyle bu konuda “yol bilmez bir halde”ydi. İşte Yüce Allah Kur’an’ı göndererek onu bu durumdan kurtarıp yolunu aydınlattı; ona hem varacağı hedefi hem de o hedefe nasıl varacağını öğretti. (bk. Razi, Mefatih; Elmalılı, Hak Dini, ilgili ayetin tefsiri)

    Sonuç olarak, müfessirler ilgili ayeti özetle şöyle yorumlamışlardır:

    1. Peygamberlik hususunda senden neler istendiğini tam anlamıyla bilmiyordun, mütehayyir idin. Allah seni irşat etti.

    2. Sen daha önce Kur’ân ve şeriat nedir bilmezdin; Cenâb-ı Hak seni Kur’ân’a ve İslâm şeriatına iletti.

    3. Sen kitap ve imân nedir bilmezdin; Allah seni bunlara kavuşturdu.

    4. Allah seni sapık, doğru yoldan ayrılmış bir kavim arasında buldu da senin vasıtanla onlara doğru yolu gösterdi.

    5. Hicret hususunda mütehayyir idin, seni hicret yoluna O iletti.

    6. Seni, kıbleyi arzuladığın halde buldu da seni ona irşat edip kavuşturdu.

    7. Seni kavmin arasında bir bakıma zayi olmuş halde buldu da onlara yol gösterici olarak sana hidâyet verdi.

    8. Seni hidâyeti seçip arzular bir halde buldu ve öylece seni ona eriştirdi

  8. Ali Aksoy!!!! Allah Teala, sen ve senin gibi cahilleri bildiği gibi eylesin…

    Yazık günah yaa, senin dediğin gibi düşünecek olsak, Rasulullah hiç bir hüküm hakkında yorum yapamayacak olsa neden Kur’ an onunla gönderildi. Allah Teala, Kur’an ı Kerim i aracısız da göndermeye kadir değil miydi??
    Hürmetine yaratıldığın zat’ a hiç mi itimadın yok!!! Onun gönderilmesinin en önemli sebeplerinden birisi Kur’an hükümlerini kusursuz bir şekilde yaşayıp bize öğretmesi değil mi? Biz sünnetten hadisten bahsedemeyeceksek, daha rasulullahın yaşayışı nerde kaldı… Rabbimiz sizin gibilerin şerrinden korusun. Rasulullah’ a binler salat binler selam olsun. Kıyamet günü, senin gibiler hakkında Rabbim hüküm verecektir Ali AKSOY.

  9. Ayrıca sen namazı nasıl kılyorsun merak ettim? Öyle ya namazı tarif eden Peygamberimiz aleyhissalatu ve sellem. Bize kadar hadislerle geldi bu bilgiler…

    Bir de sen bile bu cahilliğinle ayetlere sözde sahip çıkmaya çalışırken, bu insanlar; mezhep alimleri müctehidler senin kadar Allahın kitabına sahip çıkamyorlar mı? Allah Teala vadetmiştir,dinini koruyacaktır. Ehli sünnet cemaatlerinin ortak itikad anlayışı hep aynıdır. O kadar eminim: Mahşerde görüşürüz

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: