Mezhep dininde bir büyük uydurma: Recm (Taşlayarak öldürme)

Bu bölümde mezhepçi İslam’ın en haddi aşan uydurmalarından birini göreceğiz. Bu uydurma ile Kuran’ın ayeti iptal edilmeye çalışılmış ve dine taşlayarak öldürme gibi bir ilave yapılmıştır. Fa-kat asıl dehşetli olan şudur ki; gelenekçiler sırf recmi, yani zina edeni taşlayarak öldürmeyi haklı çıkartmak için, Kuran’ın eksik oldu-ğunu, aslında recm ayetinin var olup, bu ayetin keçi tarafından yenilip yok edildiğini söyleyecek kadar ileri gitmişlerdir.

Bu bölümü okurken lütfen şunu bir kez daha hatırlayın: Ku-ran’a ilave olan recmi tüm mezhepler savunur. Yani midye ve karidesi yemenin haramlığını, altın ve ipek giymenin kötülüğünü, başörtüsü ve peçe takmanın farziyetini, müzik dinlemenin ve resim yapmanın yasaklığını, namazlarda ve hacda Kuran’da olmayan detaylar olduğunu savunan Ehli Sünnet mezhepler; Hanefiler, Şafiler, Malikiler, Hanbeliler ile Şii mezhepler aynı zamanda recmi, hem de istisnasız hepsi savunurlar. Eğer recmin yanlışlığı ve uydurma hadislerin dinin kaynağı olamayacağı iyice anlaşılırsa, o zaman tüm bu mezheplerin hatalı yolda oldukları da iyice ortaya çıkar. Eğer bu mezheplerin hatası iyice anlaşılırsa; o zaman Kuran’da olmayan ipeğin, altının, başörtüsünün, peçenin, haremlik-selamlık ve diğer-lerinin de dinde olmadığı daha iyi anlaşılır. Çünkü Kuran’da olmayan bu ilave farzlar ve haramlar hep mezhepler yoluyla dinimize girmiştir. Recm konusu ise hem mezheplerin hatalı olduğunu, hem de hadis kitaplarının saçma olduğunu en güzel şekilde gösterir. Çünkü Buhari, Müslim, Ebu Davut, Hanbel, İbni Mace gibi bütün meşhur kitaplar recmi savunurlar. Üstelik bunu savunurken recmi haklı çıkartmak için Kuran’ın eksik olup, recmin aslında Kuran’da olduğunu (keçi Kuran ayetini yemeden önce) bile söyleyebilmişlerdir. Her şeyden önce Kuran-ı Kerim’de zinanın cezası belirtilmiştir. Kuran’da belirtilen bir konuda Kuran’ın hükmü ile çelişen bir hüküm ortaya atmak gelenekçi İslam’ın, mantık ve Kuran’a bağlılık seviyesini bir kez daha ortaya koymaktadır.

Zina eden kadın ve zina eden erkeğin ciltlerine yüz vuruş vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini konusunda bunlara acıma duygusu sizi yakalamasın. Müminlerden bir grup da bunların cezalarına tanık olsun.

24-Nur Suresi 2

Ayette zinanın cezası yüz celde olarak geçer. Arapça’da “ celde” kelimesi deriyi incitecek bir değnek manasındadır. Bu ceza için Arapça’da “asa, minsee” (sopa, değnek) kelimelerinin geçmemesi, ayette bir grubun bu cezaya şahitlik etmesinin istenmesi, suçlunun canını acıtmaktan çok toplum önünde teşhir edilerek cezalandırıl-masının hedeflendiğini gösterir. Kuran’a göre zinanın ispatı için dört şahit gerekir. İslam’da özel mülkiyetin dokunulmazlığının ol-duğunu düşünürsek, aslında gizlice zina yapanları dört kişinin cinsel ilişki anında görmesi çok zordur. Fakat bu ceza alenen zinayı, genelevler şeklinde yapılanmaları yok edecek bir uygulamadır. Allah bu uygulama için bile “sizi Allah’ın dinini uygulama konusunda acıma duygusu yakalamasın” demektedir. Peki nasıl olur da, taşlayarak öldürme gibi çok şiddetli bir ceza, hem de bu konunun hükmü Kuran’da açıkça belirtilmişken gerçek olabilir? Üstelik bu ayetten bir önceki 24- Nur suresi 1. ayette bu surenin ayetlerinin farz ve apaçık olduğu söylenir. Bu; kelime sıkıntısı çekmeyen (31-Lokman suresi-27), en iyi yasa koyucu (5-Maide suresi-50), unutkan olmayan (19-Meryem suresi-64), Kuran’ı detaylı bir şekilde indiren (11-Hud suresi-1) Allah’ın yasasıdır. Gelin şimdi de uyduruk İslam’ın türeticisi mezhepçi İslamcıların (aslında İslam tahripçilerinin demek daha doğru olabilir) hadislerle uydurdukları dindeki recm uygulamasını inceleyelim.

KEÇİ KURAN AYETİNİ YOK EDİYOR

Recmi topluma kabul ettirmeye çalışan recm savunucuları [private] yalanlarını halka kabul ettirmek için bir hikaye de uydurdular. Bu hikayeye göre recm ile ilgili Kuran ayetleri sayfalara yazılı şekilde Hz. Aişe’nin evindeydi. Peygamber’in vefatından sonra odaya giren aç bir keçi bu ayetleri yemiştir. Böylece keçi bu ayetleri neshetmiştir, yani hükmünü kaldırmıştır. (Nasih-Mensuh rezaletini bir önceki bölümde işledik. Bu konu, o bölüm için çok önemli bir delildir.) Bu hikayeyi İbni Mace Nikah 36,1944 veya Hanbel 5/131,132,183 ve 6/269’da bulabilirsiniz. Peygamber’in vefatından sonra hem ta-mamlanmış, hem ezbere bilinen Kuran’ın bir ayeti hem de keçinin yemesi suretiyle nasıl ortadan kalkar? Geleneksel İslam’a göre büyük alim olan İbni Kuteybe, konuya şu cümlesiyle giriş yaparak açıklık getirir: “ Keçi mübarek bir hayvandır.” Devamında ise bu büyük(!) alim keçinin faziletlerini açıklar ki konu iyice anlaşılsın. Sonra da şu ilginç cümlesiyle konuyu açıklar: “ Ad ve Semud kavimlerini ortadan kaldıran Allah, bir ayetini keçiye yedirerek kaldıra-maz mı?” Allah’ı inkar eden bu iki kavmi Kuran ayetlerine benzeten İbni Kuteybe böylece geleneksel, hadisçi, mezhepçi İslamcıla-rın tutarsız yaklaşımlarına iyi bir örnek oluşturmaktadır. Türkçe’ye “ Hadis Müdafası” diye çevrilen orjinal ismi “Tevilu Muhteliful Hadis” olan İbni Kuteybe’nin kitabını okumanızı tavsiye ediyoruz. Okuyun ki Kuran’ın yeterliliğini, geleneksel İslamcıların çap ve kimliklerini daha iyi anlayın. Hadis kitaplarının bizim kanaatimize göre Hz. Ömer’e iftira olan bir hadisiyse şöyledir:

İleride bazı kişiler çıkacak ve recm cezasını Kuran’da bulmuyoruz diye recmi inkar edeceklerdir. İşte bu kişiler okun yaydan çıktı-ğı gibi dinden çıkacaklardır. Eğer halkın “ Ömer Kuran’a ilave ediyor.” demesinden korkmasam bu recm ayetini Kuran’a yazardım.

Buhari 93/21, Müslim Hudud 8/1431, Ebu Davut 41/1

Bizce bu hadis bile tek başına Buhari, Müslim ve Ebu Davut’un güvenilmeyecek kitaplar olduğunun anlaşılması için yeterlidir. Böylece en sahihleri, en doğruları böyle olan hadis kitapları bile bir kenara atılıyorsa diğer hadis kitapları ve hadislere dayanan tefsir, ilmihal kitabı gibi kitapların da tereddütsüz bir kenara atılmaları ge-rektiği anlaşılır. Görüldüğü gibi bu recm hadisleri hem dine, hem Peygamber’e, hem Ömer’e iftiralardır. Bu hadislerin mantığına göre Hz. Ömer Allah’tan çok halktan korkuyordu. Demek Hz. Ömer halktan değil de Allah’tan korkmuş olsaydı keçinin yiyerek yok et-tiği recm ayeti, hadis kitapları yerine Kuran’da olacaktı! (Lütfen 11. Bölüm’ü bir daha okuyun ve Hz. Ömer’in Ebu Hureyre ve diğer uyduruculara karşı tavrını, Kuran’a sahip çıkışını bir daha gözden geçirip Hz. Ömer’e yapılan bu iftiranın yalanlığını kavrayın.)

ZİNA YAPAN MAYMUNLARIN TAŞLANMASI

Bu uydurmalarla yetinmeyenler maymunların da zina eden bir maymunu yakalayarak taşladıklarını ve sahabelerden birisinin de maymunu recm etme olayına katılarak maymunu öldürdüğünü an-latırlar. Sözde recmin ne kadar mantıklı olduğunu, maymunların bile bunu anladığının, fakat bazı insanların anlayamadığının mesa-jını veren bu çok değerli (!) hadisi bilin bakalım hangi alim rivayet etmiştir? Evet, bu, süperlerin süperi diye takdim edilen, bir hadisini bile inkar edenin kafir olacağı söylenen en doğru hadis kitabının yazarı olan (diğerlerini siz düşünün) Buhari’nin 63/27’de geçen hadisidir.

Kurtubi’nin bir izahında ise Ahzab suresinin sonunda recm ayetinin eksik olduğu, Hz. Osman’ın döneminde bunların yazılmadığı söylenir. Bu izahta da Kuran’da mevcut olmayan recm geleneğine dayanak yaratma endişesinin, nasıl Kuran’a iftiralar atmaya kadar uzanmış olduğunu gözlemliyoruz.

MEZHEPÇİLER LÜTFEN BUNU DÜŞÜNSÜNLER

Görüldüğü gibi bir sürü çelişkili, mantıksız izah, sırf recm gele-neğinin yerleşmesi için uydurulmuş ve Kuran’ın açık hükmü olan 24- Nur suresi 2. ayetin de hükmü kaldırılmaya(neshedilmeye) ça-lışılmıştır. Bir rivayete göre Hz. Ömer döneminde Kuran’da recm yoktu, öbür rivayette Hz. Osman döneminde yazılmadı denir. Başka bir rivayette ayet keçi yüzünden ortadan kalkar. Diğer yandan maymunların recminden ve sahabelerin buna katıldığı komedisinden bahsedilir. Üstelik Kuran’daki açık hüküm yok sayılır. Neresine el atılırsa mantıksızlık ve çelişki olan bu konu geleneksel İslam’ın uydurucularının sıkışınca nasıl Kuran-ı Kerim’e iftiralar attıklarını da göstermektedir. Oysa birçok gelenekçi hem Kuran’ın, hem hadislerin doğruluğunu, hem de kelimesi kelimesine kabul ettiklerini söylemektedirler. Bu kabulü yapan gelenekçilerin çoğunun ne yazık ki kendi gelenek ve inançlarından habersiz oluşları büyük bir sorundur. Kuran’a göre Kuran yeterlidir ve dinin tek kaynağıdır. En sahih hadis kitaplarına ve mezheplere göreyse Kuran eksiktir. Aç ve mübarek bir keçi(!) Kuran’ı yiyip eksiltmiştir! Lütfen aldatılan mezhepçi arkadaşlar bu konuyu iyice araştırın. Çünkü ilmihal kitapları bu konuyu örtbas etmekte, şeyhler, hocalar milletin kafası karışır diye bu konuya hiç girmemektedirler. Mezhepçi arkadaşlar eğer bu konuyu araştırırsanız çok güvendiğiniz mezhebinizin, hadis kitapla-rınızın nasıl kendilerini haklı çıkartmak için Kuran’ı eksik saymaktan geri durmadıklarını ve tüm bu zırvaları uydurduklarını göreceksiniz. Mezhebi kabulle hiç bilmeden bu izahları da kabul etmiş oluyorsunuz. Çünkü bu izahlar mezheplerin, en doğru (!) hadis kitap-larının bir parçasıdır. Oysa Kuran apaçık bir şekilde din adına tüm detayları veriyor. Bizi, “Fırkalara bölünmeyin” diye mezhepçilikten alıkoyuyor. Mezheplerse “Recm nohut büyüklüğünde çakıl taşları ile olur. Kadın bir çukura gömülür, erkek ayakta taşlanır.(Dört Mezhebin Fıkıh Kitabı 7/97)” tipi dehşetli açıklamalarla vahşeti, yavaş yavaş öldürmeyi, Kuran’la çelişkiyi telkin etmektedirler.

KURAN’I BOHÇADAN ÇIKARALIM

Ne yazık ki yıllarca mezhepçilik övüldü. Mezheplere karşı çık-mak sapıklık olarak gösterildi. Mezhepsiz kelimesi dilimize bir hakaret unsuru olarak girdi. Kuran evimizde bohçalar içinde, yüksek bir yerde asılı olarak bulundu. Kuran ölülerin arkasından okundu ama, dirilerin hayatına yön vermesine izin verilmedi. Buna izni vermeyen mezhepçiler; dini ancak üç-beş kişinin anladığını, bizimse, onlardan ve onların kitaplarından dini öğrenmemiz gerektiğini söylediler. Allah kitabından dini anlamak gibi büyük bir cürete kalkı-şırsak çarpılacağımız anlatıldı. Bu çabaya ne gerek vardı ki! Mezhep imamları dini anlatmıştı. Bu mantıkla ne mühendisler, ne profesörler bile uyutuldu. Çünkü bu anlatımda akıl yok, taklit vardı. Aslolan taklit olunca profesörle, mühendisle, en cahil bir oldu. Çünkü akıl, ilim hiç kullanılmayacaktı ki! Onu, kullanması gerekli olan mezhep imamları, hadis imamları kullanmıştı. İnşallah onların akıl-larını ne kadar kullandıkları ve sadece Kuran’a sarılmanın önemi bu recm örneği ile anlaşılmıştır.

Allah pisliği aklını kullanmayanlar üzerine bırakır.

10- Yunus Suresi 100

Andolsun size, içinde öğüt bulunan bir Kitap indirdik. Yine de akıllanmayacak mısınız?

21- Enbiya Suresi 10

Yazının / Kitabın diğer bölümlerini Kurandaki Din sitesinden okuyabilirsiniz.

Sitemizde sık sık bölümlerini yayınladığımız Kuran’daki Din kitabını bu bağlantıyı kullanarak bilgisayarınıza indirebilirsiniz.

Kitabı Pdf formatında indirmek için tıklayın.

Bu yazı Kurandaki Din sitesinden alıntıdır.

[/private]

Reklamlar

78 thoughts on “Mezhep dininde bir büyük uydurma: Recm (Taşlayarak öldürme)

Add yours

  1. bu konuları konuştuğum kişiler bana sen dinsizleşiyosun derken ben aslında imanımın daha da güçlendiğini hissediyorum.çünkü bize din diye öğretilen yalan yanlış şeyleri ve peygamber efendimize yapılan hakaretleri imanımdan atıyorum,dinimin gerçek yüzüne inanıyorum bize gerçekle alakası olmayan anlatılan şeylere değil…ayetin keçi tarafından yendiğini söyleyen zihniyete acıyorum.

  2. Önderim ben de seni canı gönülden tebrik ediyorum kardeşim. El alemin dediğine bakma, Allah’ın dediğine bak. Seni hesaba çekeçek olan ve kimi dilerse affedip, kimi de dilerse cezalandıracak olan, her şeye elbette kadir, aziz ve hikmet sahibi Rabbine kulak ver.

    Selam ve dua ile…

  3. Mezheplerin saçma olduklarını iddia ederken, o mezhep liderlerinin de saçmaladıklarını düşünüyor olmalısınız. Bu arada onların tezlerini çürütmekle onlardan daha üstün olmalısınız, öyle değil mi?
    Mesela İmam’ı Azam’dan vs.
    Bu mezhep imamlarından daha üstün ve daha bilge bir şahsın şu anda bizlerle birlikte yaşıyor olması ne güzel, öyle değil mi? (:

  4. Selam Abdullah,

    Ben sana “çok üstün alimler” tarafından hazırlanan bir tablo göstereyim, sen onları kendi aralarında yarıştır, “en üstün” bulduğun da senin olsun. 🙂

    https://aliaksoy.wordpress.com/2007/03/24/mezheplerimiz

    Bizim derdimiz insanların samimiyetini veya ilmini yarıştırmak değildir. Doğruyu arama çabasıdır. Eğer derseniz ki, “falanca şahıs mutlak doğrudur, artık biz onu eleştiremeyiz”, size saygı duyarım. Bizim “kutsallaştırdığımız” kimsemiz yoktur.

    Selametle…

  5. Evet. İlk yorumumu yazarken zaten bunları okumuştum. Benim demek istediğim bizim yıllarca kutsal ve büyük saydığımız imamlarımızın tezlerini çürütüp onların saçmaladığını bizlere göstermeniz ve tüm bunlara binaen artık bizim gözümüzde onlardan daha yüksek bir makam elde etmiş olmanızdır. Çünkü görmekteyiz ki, bizim için reddedilemeyecek derecede deha alimlerimizi sağlam (!) fikirleriniz ile tuş etmişsiniz. Bu denli kabiliyetli ve sağlam (!) görüşlü insanların dünyada yaşadığını bilmek ve onların sitesine yorum yazabilmek ne büyük şeref! (: İyi bloglamalar efendim…

  6. sizin söyledinizgibi ayeti keçinin yediği yanlış olabilir zaten allah ayetlerini koruyacağını vaad etmitir fakat reci cezasının uygulandığını sizde biliyorsunuz yahudilerin peygamber efendimizin yanına gelip recimle ilgili aralarında hakem olmasını istediklerini ve bu cezanın daha önce tevratta uygulandığı fakat bu cezayı yüksek mevkideki kişilere uygulayamadıkları için bunu halktan gizlemişlerdir fakat peygambrimizin bu cezayı uyguladığı çoğu kaynaklarda geçer
    yahudiler ise cezayı değiştirip sadece yüzü karalanıp halkın arasında gezdirirlerdi sanki müslümanların başka meselesi kalmamış gibi bu konuları tartışıyoruz hey kardeşim milletin imanı elden gidiyor artık birbirimizin kuyusunu kazmaktan vaz geçelim selam ve dua ile allaha emanet olun

  7. ali aksoy beyefendi süper zeka biri değil normal zekası olan insanların mantığına sahip biri.

    geriz zekalı olan mezhepciler tarikatcılar.

    kendi dinlerini bile inkar ediyorlar ben esnek ateist biriyim dinlere inanmıyorum tanrının var olabileceğini düşünüyorum

    eğer islam ı seçcek olsam ali aksoyun anlattığı gibi bir yol çizip tüm hadis mezhep tarikatları reddederdim.

    zaten mezhep tarikat inanışı içinde olanlar görüyoruz yeni yeni peygamberler tanrılar ilan edip duruyorlar.
    örne saidi kürtün peygamber risalei nurun kurandan üstün kitap olması falan filan.

  8. Olayın aslını anlatayım ben size. Şundan emimim: Birçoğu yine kabul etmeyecek, çünkü Allah onların kalplerini mühürlemiştir.

    Elde ayetin yazılı olduğu bir nüsha (kağıt vs.) var.
    Hz. Aişe bakıyor ki keçi onu yiyor.
    Eyvah ayet gitti diyor (Aslında üzülmesine gerek yok, çünkü ezberde var, ama malzeme kıtlığı zamanında bu nüsha çok önemlidir).
    Sonra hatrına geliyor ve diyor ki:
    BU KAĞIT ZATEN MENSUH AYETİN YAZILI OLDUĞU KAĞIT İDİ. varsın yesin…

    Kalpleri mühürlüler buraya, yumruk havaya..

  9. Maymunların meselesini anlatan vatandaş bunu nereden aşırdıysa bilmem. Aslında ben asıl kaynağında gördüklerine de inanmıyorum ya… Neyse.
    Bahsedilen kaynak stili yok buhari’de 63. cilt falan varmış galiba. Buna kuşlar bile güler.

    Meselenin aslını okusun Arapça bilenler. Bilmeyenler önce kutsal kitaplarının dilini öğrensinler. Başkasının süzgecinden geçmiş kelimelerle hevalarından yorum yapmasınlar.

    بسم الله وحده، والصلاة والسلام على من لا نبي بعده، وبعد:
    (1) إن عَمْر بن ميمون ليس صحابياً إنما هو تابعي.
    (2) إن هذا الحديث ليس حديثاً مرفوعاً، إنما هي قصة من قسم المقطوع حسب اصطلاح علماء مصطلح الحديث.
    (3) هذه القصة ذكرها البخاري تعليقاً لأن أغلب رواياته –رحمه الله- عن نعيم بن حماد تعليقا،ً كما حكى ذلك الحافظ في الفتح مجلد (7/160) وحديث (3849) ولعل هذا منها.
    (4) قال السائل: وهل هذا يعقل؟ فنقول: شرعنا جاء بما تدركه العقول وبما لا تدركه العقول، لكنه لم يرد فيه ما تستحيله العقول.
    (5) هذه القصة لم يكن فيها تشريع إنما هي حكاية صورة وقعت من هذا المخلوق أشبهت ما يقع من المكلفين من الجن والإنس الذين نزل التشريع فيهم.
    (6) لمّا ذكر ابن عبد البر هذه القصة استخرج منها حكمين، أحدهما: إضافة الزنا إلى غير المكلفين. وثانيهما: إقامة الحد على من وقع منه ذلك من البهائم. وقال: هذا منكر عند أهل العلم. (الاستيعاب 3/5-1206). وأجاب الحافظ بأنه لا يلزم من كون صورة الواقعة صورة الزنا والرجم أن يكون ذلك زنا حقيقة ولا حداً وإنما أطلق ذلك عليه لشبهه به، فلا يستلزم ذلك إيقاع التكليف على الحيوان.
    (7) حكاية السائل عن ابن عبد البر أنه قال: هذا حديث موضوع، قول باطل لأمور ثلاثة: أحدها: إنه لا يوجد في صحيح البخاري حديث موضوع بإجماع أهل العلم. وثانيها: أن ابن عبد البر لم يقل ذلك وإنما قال استنكرها أهل العلم. وثالثها: أن الحديث الموضوع هو التقول على رسول الله –صلى الله عليه وسلم- بما لم يصدر منه من قول أو فعل أو تقرير، وليس في القصة المذكورة شيء من ذلك.
    (8) إن هذه القصة لا يجوز الاستدلال بها على إثبات حكم من الأحكام على أي نوع من المخلوقات عدا المكلفين من الجن والإنس.
    (9) قد ورد في الصحيح وغيره شيء من الحكايات والقصص التي لا يراد منها التشريع في إثبات حكم أو نفيه كما ورد عن أخبار بني إسرائيل وقد قال –صلى الله عليه وسلم-:”حدثوا عن بني إسرائيل ولا حرج”، البخاري (3461)، وصلى الله على نبينا محمد وعلى آله وصحبه أجمعين.

    Yine biliyorum ki kalbi mühürlenmişler inanmayacak. Çünkü Allah bu Kur’an ile kimilerini saptırır kimilerini hidayete erdirir. DÜŞÜNÜN… KUR’AN İLE SAPTIRIYOR.
    Kur’an ile uğraşan sapmaz değil…

  10. Selam Look;

    “Olayın aslını anlatayım ben size.” Buyrun “gaybdan haber veren” kardeşimiz.

    “Elde ayetin yazılı olduğu bir nüsha (kağıt vs.) var.
    Hz. Aişe bakıyor ki keçi onu yiyor.
    Eyvah ayet gitti diyor (Aslında üzülmesine gerek yok, çünkü ezberde var, ama malzeme kıtlığı zamanında bu nüsha çok önemlidir).
    Sonra hatrına geliyor ve diyor ki:
    BU KAĞIT ZATEN MENSUH AYETİN YAZILI OLDUĞU KAĞIT İDİ. varsın yesin…”

    Bu ne ya… 🙂

    Peki nerdeymiş bu recm ayetinin ezberde olanı ? Kuran’da var mı? Hangi ayet ? Hani sen “meselenin aslını” haber verecektin ya, o bakımdan sordum.

    Sonra da;

    “Meselenin aslını okusun Arapça bilenler. Bilmeyenler önce kutsal kitaplarının dilini öğrensinler. Başkasının süzgecinden geçmiş kelimelerle hevalarından yorum yapmasınlar.”

    demişsin. O halde senin görüşüne göre, her mümin Arapça (Kuran Arapçası) öğrenmek zorundadır.

    Eğer başkasının tercümesini okursa, senin ikazına takılacak !

    Hani diyorsun ya, “Başkasının süzgecinden geçmiş kelimelerle hevalarından yorum yapmasınlar.”

    Bu “başkası” sen dahil herkes olabileceğine göre her mümin kendisi Kuran Arapçasını anlayıp hüküm çıkarabilecek derecede yetiştirecek.

    Yetiştirmez de, senin gibi bir “başkasının” görüşüne uyarsa iş sakat öylemi ?

    Yahu hadi biz insanların bir kısmını inançları sebebiyle eleştiriyoruz. Sen Kuran Arapçası bilmeyen herkezi kafir yaptın.

    Kaş yapayım derken… Daha doğrusu, “başkalarının” yanlışını aklamak / doğrulamak / gerekçelendirmek isterken…

    Selametle kardeşim, selametle…

    Artık kim havaya, kim cehennemin dibine gider, müsaade et de Allah karar versin.

  11. Yahu Look;

    Şu “sapıttıran Kuran” hangi ayette geçiyor onu da haber ver.

    Hakbuki biz Kuran’ı insanları karanlıklardan aydınlıklara çıkartan bir hidayet rehberi diye biliyoruz.

    Sen bize başka bir Kuran mı getirdin ?

    Saptıran / Sapıttıran Kuran ???

    Hadi selametle… 🙂

  12. Daha önce bunlari cok dusunuyordum ama dediginiz gibi yok ya diyordum bunca insan yalnis mi yapti diyordum? ya hakiketen canim kardeslerim rabbim bilir ama bunca insan sirk veyada bilmeyerek kufurleriylemi ahirete gittiler? derin mevzular bizi bozar isiittik ve itaat ettik dönusumuz yalnizca sanadir mevlam.

  13. يُضِلُّ بِهِ كَثِيراً وَيَهْدِي بِهِ كَثِيراً وَمَا يُضِلُّ بِهِ إِلاَّ الْفَاسِقِينَ

    ayeti bul…

    ================
    Cevaplar söylenenlerla alakalı olmazsa,
    Anlattığımdan farklı çıkarımlarda bulunulursa,
    Demediğim şeyler demiş gibi gösterilirse, [quote]Sen Kuran Arapçası bilmeyen herkezi kafir yaptın.[/quote]
    BEN O YERDE DURMAM…. (belki de birileri bunu istiyor zaten)

    =============
    Çok zaman düşünürüm….
    Biraz daha az okuyup eczacı mı olsaydım.
    20 yıldır dini tahsil yaparım, sizin kadar mesafe kat edemedim. Eczacı olsam hem daha zengin olurdum, hem de kur’an’ı daha iyi anlardım.

    =============
    Bi de aklıma takıldı…
    Ben yeni namaza başlayacağım da, nasıl kılacağımı bilmiyorum. Ayetler bana namaz kıl deyip duruyorlar, ama ben nasıl kılınacağını bilmiyorum. Namazda yapmam gereken hareketleri veya okuyacağım şeyleri anlatan ayetleri bir hayırsever bana yazar mı?

    selam

  14. Selam Look;

    Ne kadar (kitap / okul vs.)okuduğunun ne önemi var ? Önemli olan ne anladığın ve ne işler yaptığındır. Sen eğer okumuş biriysen Tevratı taşımayanların Kuran’daki sıfatının Kitap yüklü eşekler olduğunu pek iyi bilirsin.

    Namaz / Salat meselesine gelince;

    Allah’ın tamamladığı, kemale erdirdiği dine ilave yapmak benim ne haddime !

    Ne yani, ben şimdi sana Allah’ın söylemediğini mi söyleyeyim ? Anlatmadığını mı anlatayım ?

    Yoksa -haşa- O, Rahman unuttu da O’nu ben mi tamamlayayım ?

    Ne o, yoksa -haşa- O çok esirgeyici Rabb, kitabı mufassal(detaylandırılmış) kılmadı mı?

    Yoksa ben Allah’a -haşa- yerlerde ve göklerde bilmediği bir şeyi mi haber vereyim ? Dini -haşa- Allah’a mı öğreteyim ?

    Bak bunlar hep Kuran kavramları sevgideğer “okumuş” kardeşim !

    Yok yok, -haşa- Allah üşendi, “kelimeleri tükendi” diyeyim !

    Yoksa -haşa- O’nun sözünün kelimeleri mi değişti ?

    Yoksa -haşa- bu Zikir korunmadı mı?

    Belki de -haşa- açıklamamıştır.

    Yoksa ben sana “başka bir Kuran” mı getireyim ?

    Yanına da bir Melek, bir bahçesi olsun, içinden yesin, göğe bir merdiven dayasın…

    Öyle mi ?

    Size okunup duran Kuran yetmiyor mu?

    Allah Kuran’da salatı anlatmadı da ben mi anlatayım Look kardeşim ?

    Yoksa bizler, canım Mekke’de müşrikler zaten namaz kılıyorlardı, onun için Allah anlatmadı deyip Müşriklerin namazına mı tabi olalım ?

    Islık çalmak ve el çırpmaktan ibaret bir namaz…

    Yaa… İşte böyle “okumuş” kardeşim Look…

    Yoksa biz başka başka şeyler mi okuyoruz ?

    Sen eczacı olup şifa mı dağıtacaktın ?

    İyi o zaman, dükkanının raflarına bir de Kuran koy !

    Çünkü Kuran en hakiki şifadır.

    Selam ve muhabbetlerimle…

  15. Selam Look;

    “BEN O YERDE DURMAM…. (belki de birileri bunu istiyor zaten)” demişsin.

    Böyle bir şey asla söz konusu bile değil.

    Muhabbetlerimle…

  16. sadede gelelim lütfen…
    Demagoji yok… Yok Allah anlatmadı ben mi anlatacakmışım. Kur’an’a ilave de mi bulunacakmışım?

    Ben nasıl namaz kılacağım, birisi bana tarif etsin.
    Şöyle şöyle kılman lazım desin birisi bana.
    (ya da şöyle tersten sorayım: Siz nasıl namaz kılıyorsunuz?)

  17. Selam Look;

    Yahu sen öyle ileri bir derecede Arapça öğrenmişsin ki, Türkçeyi anlayamaz olmuşsun 🙂

    Ben sana Allah tarif etmemiş, herhalde unutmuş ta olamaz diyorum, sen benden yemek tarifi ister gibi namaz tarifi istiyorsun.

    Arasıra Bakara suresi okuyor musun?

    Mesela, “Nasıl bir sığır ?” sorusu sana bir şey hatırlatıyor mu?

    Yahut, “Açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın” emri ilahisi?

    “Eğer sorarsanız Kuran indirilirken size açıklanır” sözü ?

    Hukukta, düzenleme yapılmayan saha sebest bırakılmış kabul edilir.

    Amma sen illaki İsrailoğulları gibi sığıra bir tarif istiyorsan, Kuran da şu sıra indirilmiyor, ne yapacağız ?

    Haydi, birbirimizi Rabler edinelim de bir diğerimizin hükmünü din kılalım… 😦

    Salat öncesi bir temizlikten başka bir şey olmayan abdesti bile en detaylı şekilde tarif eden Rabb, belki salatın nasıl eda edileceğinin “hükmünü” (!) beşere bırakmıştır.

    Muhtemeldir ki, Ashab-ı Kehf’in yanlarındaki paranın “gümüş” olduğunun beyan edilmesi salatın ne olduğunun açıklanması yanında daha mühim bir mesele olmuştur.

    Ne dersin Look ?

    İstersen bir imama sor. Yahu yürüyerek namaz nasıl kılınıyor bir tarif etsen ? Atalarımız buna bir çözüm düşünmemişler mi ?

    Yahut, her nereden çıkarsak çıkalım yüzümüzü nereye çevirelim ?

    Kıbleye mi?

    Birde şikayet et Rabbine. Yahu de, Kıbleyi tarif ettiğin onca ayette neden “salat” kelimesini hiç kullanmadın ?

    Savaşta salatın nasıl ikame edileceğini anlattın da barışı neden anlatmadın ?

    Firavunun karısının duasını öğreten Rabbim, pek çok şeyi tekrar tekrar açıklayan Rabbim, neden atalarımın kıldığı namazı şöyle geniş geniş açıklamadın de…

    Halbuki atalarımız namazlarına başlarken aldıkları iftitah tekbiri için bile yirmi küsur şart sayarken senden daha ince düşünüşlü (!) davranmışlar de…

    Bak Look, TÜRKÇE konuşuyorum, yazdıklarım anlaşılıyor mu? Sana tanıdık geliyor mu?

    Peki ya, cehennemde “Biz namaz kılanlardan değildik” diyecekleri bildirilenler ? Bunlar sana tanıdık geliyor mu?

    Ya bunlar;

    Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe inanmış kimseler ise ? (Tüh ! Kaza ve kadere imanı sayacaktık unuttuk ! Neyse, Allah’ın saymadığını biz mi sayacağız !)

    Rabbin onları yani sizin namaz dediğinizi kılmayanları cehenneme mi atacak ?

    Yoksa bu salat, o sizin bildiğiniz namazdan bambaşka bir şey mi ?

    Yolculuk halinde iken vasiyette bulunacak kişinin kaç kişiyi ne şekilde şahit göstereceğini bile anlatan Rabbinin detaylandırılmış kıldığı Kuran’da anlattığı salat ne olaki ?

    Yok yok, belki Allah salatı aynı bizim bildiğimiz şekilde anlatmıştır da, ayetleri keçi yemiştir. Onun için bulamıyoruzdur.

    Ne dersin, olabilir mi ? Sana kalsa 🙂

    Halbuki ben sana Kuran’ı söylemeyi bırakıp, atalar dininden “yaldızlı sözler” fısıldasaydım ne hoşuna giderdi…

    Maalesef Look…

    75/31: Ne tasdik etti, ne salat etti.
    75/32: Tersine, yalanladı ve yüz çevirdi.

    Ben Allah’in indirdiğine iman edip bağlandım, şirkten de arındım.

    Artık sen bunun birine “namaz”, diğerine de “zekat” dersin.

    Oldu mu?

    Pek güzel oldu.

    Yerlerin ve göklerin bütün gaybını bilen, her şeye güç yetiren Rabbime hamd olsun.

    Salatımızı da kabul etsin.

    O, öğretenlerin en hayırlısıdır.

  18. kusura bakma kardeş…
    Ben hâlâ anlamadım. Biraz kıt akıllıyımdır da…
    Bana sen nasıl namaz kılıyorsun onun anlat, belki o zaman anlarım.
    (Bu gidişle bir türlü namaza başlayamayacam, çünkü hep demagoji hep…)

    ==================
    Emeğine yazık değil mi kardeşim !..
    iki sayfa yazı yazacağına yat/yuvarlan vs. de, daha kolay olur. Ama tabi yat/yuvarlan da ayetle desteklenmeli.
    (kıt akıllıyım dedim, ona göre anlat)

    =============
    Aslında bu salat belki de çok önemli değil… Çünkü her konuda bir sürü detay yazan Allah, bu kelimeyi açıklamamış, sadece el çırpma ve ıslık çalma şeklindeki namazı kabul etmeyeceğini söylemiş. Ashabı kehf’in sayısını bir sürü anlatmış, ineğin rengini aynen…, Rahman’da aynı ayetleri tekrar tekrar demiş …. vs. vs. ama namazın nasıl kılınacağını anlatmamış. Demek ki, çok da önemli değil.
    Belki de Nusayrilerin namazı doğrudur, ne gerek var yatmaya/yuvarlanmaya…HAK MUHAMMED ALİ’ye selam olsun dersin, olur biter.

  19. Selam Look;

    Beni kimlere benzeteceğin yahut hakkımda ne hüküm buyuracağın umrumda bile değil.

    Bir tarafta Allah’ın indirdiği, diğer tarafta geri kalan her şey…

    Tercihim bellidir.

    Uzun yazdım, anlamadın. Kısa yazayım anla.

    75/31: Ne tasdik etti, ne salat etti.
    75/32: Tersine, yalanladı ve yüz çevirdi.

    Muhabbetlerimle…

    (Not: Benim de sana soreacağım sorular var, onları şimdilik saklı tutuyorum. Bakarsın nasıl salat edeceğimizi senden öğrenmek isteriz.)

  20. SELAM ARKADAŞLAR..

    JETONLAR BİR BİR DÜŞMEYE BAŞLIYOR.!!
    :)))

    SEVGİ VE FARKINDALIKLA…

  21. Selam ali aksoy kardeşim..

    yukardaki verdiğin cevapları okuyunca gözlerim yaşardı çok mutlu oldum.

    muhabbetle kardeşim

  22. Selam..

    Look’un yazısından; “Ashabı kehf’in sayısını bir sürü anlatmış,”
    ———

    Kur’an’da Ashab-ı Kehfin sayısı, yani kaç kişi oldukları hakkındaki bilgi, sanıldığının aksine asla söylenmemiştir, bizlere bildirilmemiştir…

    İlgili Surenin ilgili ayetlerinde sadece sonraki toplumların gayba/bilinmeyene taş atarak tahminlerde bulundukları görülmektedir. Ashab-ı Kehf’in kaç kişi olduklarına dair bilginin verilmediği, onların sayısını en iyi bilenin Allah olduğu vurgulanarak, asılsız tahminlerin hiçbirşey ifade etmediği anlatılmaktadır.

  23. birisi size ben namaza başlayacam, Nasıl kılmam gerekir dediğinde bu cevabı mı veriyorsunuz?

    75/31: Ne tasdik etti, ne salat etti.
    75/32: Tersine, yalanladı ve yüz çevirdi.

    Bana sorular sorun, cevap vereyim. Ama daha siz benim bir tane soruma cevap vermediniz ki, benden açıklama ya da cevap hakkı bekleyesiniz.

    Benim anlayışım kıt olduğu kadar anlatışım da kıttır.
    Bir hayırsever bana namazda yapmam gereken hareketleri ya da okumam gereken şeyleri ilgililerin anlatacağı şekide sorabilir mi?

  24. Selam değerli dostlar..

    Ali aksoy kardeşime içten bir merhaba diyorum ve kucak dolusu sevgiler sunuyorum..

    hanifdostlar sitesindeki bir yazısı hoşuma gitti burdaki değerli arkadaşlarımızında okuması dileğimle aşağıya kopyalıyorum.
    Yazı ali aksoy kardeşime aittir:

    Selam;

    İnanılmaz derecede zor bir konu bu… İman etmek gerçekten zor bir şey.

    Özellikle, iman etmen gereken şey atalarından gördüğünden çok başka bir şey söylüyorsa hem nasıl zor…

    Düşünsene, ataların yapıp ettiklerine bir kılıf bulmuş yaşayıp gidiyor. Sonra, bakıyorsun Kuran başka şeyler söylüyor. Atalarından gördüğünün bir kısmını reddediyorsun. Sana “Allah yoktur” demişsin gibi bakıyorlar.

    Öyle değil mi, mesela Mustafa İslamoğlu ve arkadaşları mezhepleri, nasih-mensuh saçmalığını yumuşak bir dille reddediyorlar ama hala hadislere dayalı bir düzen emrediyorlar. Atalarımın / İnsanların çoğu onlara dinden çıkmış olarak bakıyor.

    Sonra bir kısmı, mesela Kuran İslamı sitesi yazarları perdeyi biraz daha aralıyor. Bu defa, ilk reddedilenler de bunlara başka bir gözle bakıyor.

    Sonra hanif dostların müdavimleri hadislerin tamamının şüpheli olduğunu söylüyor ve dinlerini Kuran’a dayandırmaya çalışıyor. Sonra, ilkin reddedilenler, afaroz edilenler bunları reddediyor.

    Sonra, bu hanifler içinden bir grup bakıyor ve diyor ki,

    “Yahu arkadaşlar bu namaz işi bu kılıfa sığmıyor. Bak, bu meselelerde tuhaf şeyler söyleyen ayetler var, biz hala gelenek dininin gözlüğünden bakıyoruz. Kuran, başka şeyler söylüyor”

    Haydi… Bu defa, bunlar Şeytan’ın dostları oluyor.

    Üstelik, bu kimseleri Allah’a secde etmemekte “kibirlenen” kimseler olarak gören bir kısım arkadaşlarımızın getirdikleri deliller, tartışmayı taa en başa götürüyor.

    Bu konular açıldı açılalı forumdaki benzer başlıkları tarıyorum.

    Enteresan şeyler gördüm. Mesela “tevatür” …

    Çok düşünülecek bir savunma aracıdır “tevatür”.

    Eğer tevatür, namazın şekilsel bir ibadet olduğunun delili ise, aynı tevatür;

    Namazı 5 vakit kıldırıyor, üstelik neresinde ne okunacağını anlatıyor, bilinen anlamda Peygamber’e salavat getirtiyor, kandil geceleri kutluyor, şeytan taşlatıyor, camilere Muhammed adını yazdırıyor, tahiyyatta bir şeyler okutturuyor, insanları mezheplere bölüyor, yeni yeni haramlar, helaller çıkarıyor, sünnet ettiriyor, baş bağlatıyor… Daha saymaya lüzum varmı ?

    Hele Ehli Kitap olsun olmasın diğer dinlerin tevatürlerini düşünmek bile istemiyorum.

    Sorulan sorulara açık açık, sırasıyla cevap vermek yerine, doğrudan doğruya inkar yaklaşımı size bir şeyler hatırlatıyor mu?

    Adam soruyor: Kuran her konuda detaylı bir kitap ta salat konusuna gelince mi sus pus kesilmiş…

    Yaşar Nuri diyor ki; salat Peygamber’in sünneti ile belirlenmiştir.

    İçimizden kimimiz, salat zaten müşriklerce biliniyordu, hanif dinin kalıntıları vardı, Kuran veya Peygamber bunu düzeltti diyor.

    Adam soruyor: Müşriklerin nasıl namaz kıldıkları hususundaki deliliniz nedir ? Kuran’dan misal getiriyor: Islık çalmak, el çırpmak… Bunu mu biliyordu Peygamber ? Bu mu düzeltilip bu günkü hale sokuldu ?

    Ben daha net sorayım:

    Kıblenin neresi veya ne olduğu,
    İftitah tekbirinin nasıl alınacağı,
    Kıyamda, rükuda, secdede nelerin okunacağı,
    Namazların kaç rekat olduğu,
    Oturuşta nelerin okunacağı,
    Namazın nasıl bitirileceği…

    Tüm bu hususlarda müşrikler neler yapıyordu da yaptıklarının nereleri kim tarafından düzeltilip, ne hale getirildi ?

    Peki ben Kuran’a dayanarak / ondan cesaret alarak şunu sorarsam;

    Müşrikler namaz kılarken veya Peygamber de bu namazı devam ettirirken yahut düzeltirken sizler oradamıydınız ?

    Adam soruyor: Allah bu kavme önceden bir Peygamber gönderilmemiş olduğunu söylüyor. Siz hangi İbrahim namazından bahsediyorsunuz ?

    Cevap yok, yakıştırma / aşağılama çok…

    Üstelik hani Allah Kuran’ı detaylandırılmış kılmıştı…

    Dikkat edelim Salattan bahsediyoruz. Salatın Kuran’ın en temel kavramı olduğu, dinin direği olduğu nihayet pek mühim bir mesele olduğu hususunda tartışmanın gelenekçiler dahil tüm tarafları hem fikirdir.

    Peki nedir bu salat, nerde nasıl anlatılmış.

    Kuran’dan misaller sunuluyor:

    Bu Kuran’da;

    Yolculuk halinde vasiyette bulunacak kimsenin kimleri nasıl şahit tutacağı, bu kimselerin “ne söyleyerek” yemin edecekleri, bunlardan şüphe duyulması halinde yerlerine kimlerin getirileceği, onların “ne söyleyerek” yemin edecekleri,

    Ashab-ı Kehf’in kaç kişi olduğu hususunda yapılan tartışmalar, kimin “ne dediği”, Peygamber’in buna karşın “ne demesi” gerektiği, bunların mağarada nasıl korundukları, nasıl evrilip çevrildikleri, köpeklerinin “ne şekilde ve nereye” uzanmış olduğu, “kaç sene” uyutuldukları, uyanınca birbirlerine “ne söyledikleri”, yanlarındaki paranın mahiyeti, hakikatin ortaya çıkmasından sonra ahalinin onlar hakkındaki münakaşası,

    En detaylı bir şekilde miras hükümleri, miras dağıtımı / vasiyetin açılması sırasında hazır olan fakirlere nasıl muamele edilmesi gerektiği,

    Evlatlıkların hanımları ile ilişkisini kesmesi durumunda kişinin bu boşanan hanımla evlenebileceğinin nasıl hükme bağlandığı,

    Yusuf’un zindan arkadaşlarının rüyaları ve bunların tabiri,

    Artık saymayacağım… Bu kitap mı, gerçekten bu kitap mı salatın ne olduğu hususunda beni müşriklerin sünnetine yahut beşerin rivayetine mecbur kılacak ?

    Çok zaman düşünüyorum. Allah ne diye Peygambere sürekli “Hak Rabbindendir, sakın şüphecilerden olma” demiş diye…

    İşte atalar dini öyle işliyor ki insanın beynine, ruhuna bırak şüpheyi, şüphe içinde şüpheye düşüyorsun.

    Allah’ın indirdiği mi, atalarımdan “tevatür” (!) yoluyla gördüklerim mi ?

    Yoksa ben Şeytan’a mı uyuyorum ? Sahi ben kibirimden mi bunları söylüyorum ?

    Heyhat… Kolaylıkla Atalar dinine uyup kabul görmek varken için için kendimi yiyerek / tüketerek, uykularım kaçıp dünyam yıkılarak yalnızca Kuran’a tabi olmamı mı emrediyor Şeytan ?

    Bu ne kolay bir itham böyle…

    Neyse ki, İbrahim’in Rabbini arayışı yahut Kuran’ın tedricen indirilişi gibi bir anda olup bitmiyor, iş tekamül içerisinde yürüyor ki, insan kanıksıyor.

    Evet sevgili kardeşlerim. Hepimiz aynı Allah’a iman ediyoruz. Aynı Kitab’a bağlıyız. Hepimiz birbirimizin kardeşiyiz. Birbirimizi şeytanlıkla itham etmek yerine neden sorulan sorulara teker teker, açık açık cevaplar vermiyoruz ?

    Sizler Kuran’a yönelip Atalar dininin bir kısmını inkar ederken samimiydiniz de, şekilsel salatın Kuran’da olup olmadığını sorgulayanlar mı samimiyetsiz ?

    Sizler, diğer dediklerinizi Kuran’a dayandırırken iyi de, iş salatın ne olduğuna gelince neden “tevatür” delil oluyor ?

    Biz, tarihi bir hadisenin nasıl olduğundan bahsetmiyoruz. Kuran’da en çok anılan bir emrin “nasıl” ifa edileceğinden bahsediyoruz.

    Sonra şu söyleniyor: Bunlar namazı (yani gelenek namazını) iptal ettiklerinde yerine bir şey koyamıyorlar, diğer konuları izah edemiyorlar. Bak bu tartışılır. Ama bu durum, onların size karşı getirdikleri ve Kuran’a dayanan misallleri / soruları elinizin tersiyle iterek onları bir şeylerle itham etmenize haklılık yahut meşruiyyet kazandırmaz.

    İlim hususunda gerçekten kaçma / olasılıklardan korkma yoluyla din inşa edilmez.

    Adam soruyor: Kıblenin anlatıldığı ayetlerde neden bir defa bile “salat” kelimesi geçmiyor ? Nerden çıkarsak çıkalım Mescid-i Haram’a nasıl yöneleceğiz ?

    Ve… Daha pek çok şey soruyor.

    Burası bir ilim meclisi, buyrun cevaba…

    Muhabbetlerimle…

  25. selam sevgili ali aksoy

    48/29 çevirisi:”Allahın resulü muhammed ve onunla beraber olanlar,kafirlere karşı tavizsiz,kendi içlerinde ise çok müsamahalı olup,onları devamlı Allahın lütfunu ve hoşnutluğunu elde etmek için(Allahın buyruklarına)son derece itaatkar halde görürsün!Kendilerinde bulunan(bu)karakterleri,itaatin eseridir.Bu onların tevrattaki örnekliği olduğu gibi,incildeki örneklikleride budur.Bir çekirdek/tohum gibi filizini çıkarmış,gittikçe kuvvetlenmiş,oldukça kalınlaşmış derken gövdesi üzerine dikilmiş olup,ekicilerin hoşuna gider.Allah,inanıp,onlardan ıslah edici davranışları yapanlara bir mağfiret ve büyük bir ücret sözünü vermiştir.”

    muhabbetle ali aksoy kardeşim

  26. Ha şunu baştan deseydiniz ya…
    Namaz demek sadece dua etmektir. Eğilmek yatmak oturmak değildir. Bu şekilde bir ibadet kur’an’da yoktur.
    Namaz kılanların hepsi boşuna namaz kılmaktadırlar. Önemli olan kalben ve fiilen Allah’a bağlanmaktır.

    Namaz dedikleri şeyden (beş vakit yatıp yuvarlanmaktan) kurulduk, güzel… Şimdi Allah’a bağlılık zamanı.

    ==================

    Başka bir soru daha aklıma takıldı:
    Elimizdeki kur’an’ın Allah’ın kitabı olduğunu nereden bileceğiz ?..
    Muhammed’in bu kitapta değişiklik yapmadığından, onun arkadaşlarının doğru naklettiğinden nasıl emin olacağız?
    Elçi’nin Kur’an’da değişiklik yapamayacağını bildiren ayetleri elçi’nin kendisinin söylediklerini/uydurduklarını gerçekçi kılmak, muhatabı elindeki kitabın sahih olduğuna ikna etmek için uydurmadığını nasıl bileceğiz ?..
    Ben diyorum ki, Elçi, bu kitaba ilavelerde bulunmuştur.
    Bu kitab’ı elçiden bize aktaran arkadaşları (başta osman) değiştirmişler, işlerine gelmeyen ayetleri yakarak imha etmişlerdir. Sonra ortaya sürdükleri kitaba inanmamızı, onu Allah’ın kitabı olarak bilmemizi istemişlerdir.
    Yanılıyor muyum?

  27. Selam Look;

    Harbiden komiksin. 🙂

    Kuran’a iman edenler senin bu sorunun muhatabı olmazlar.

    Hadi sen bunu inanmayan, Kuran hakkında şüphe duyan arkadaşlarınla konuş.

    Kuran’a ya inanırsın, ya inanmazsın. Bunun ortası olmaz.

    Ha… Bak sana bir ip ucu vereyim.

    Eğer Kuran hakkındaki imanını sağlamlaştırmak istiyorsan, en yakın kırtasiyeye git, bir top dosya kağıdı, bir kutu kalem al. Ne kadar arkadaşın, dostun varsa onları da yardıma çağır. Başlayın yazmaya. Bi Kuran yazın gelin, bir bakalım, sonra düşünürüz.

    İki: Veya bu iş canını sıkacak olursa, Kuran’ı aç içinde bol bol çelişki ara.

    Bunları kim öğretiyor ? Elbette her şeyi bilen ve her şeyi yerli yerince yaratan Allah…

    Demek sen elindeki kitabın Allah kelamı olduğunu başka bir şeyler sebebiyle mi biliyordun ?

    Demek rivayetler sebebiyle mi inanıyordun?

    Ne söylenebilir ki… 🙂

    Bir de, muhataplarına onların zeka seviyelerini küçümseyerek yaklaşma, olur ki sürekli madara olup durursun.

    Hadi selametle…

  28. Muhterem müslümanlar.Yazılarınız gerçekten uzun.Dediklerinizi yeterince anlayamıyorum.Yani diyeceğiniz şumu:Kuranda namaz tarif edilmemiş o zaman yok öyle mi?İrtibatı koparmamak dileklerimle…

  29. Muharrem kardaşım…
    Arkadaşların dediği açık, senin bildiğin tarzda namaz mamaz yok.

    =============
    Allah’ın kelamının mucizeliği Aslında gizlidir, tercümesinde değil. Aranızda ben şu ayetin aslını okudum ve müthiş bir beleğat keşfettim diyecek babayiğit var mı?
    Ben S. Ateş’in kur’an’ında keşfettiğim müthiş belagatı elmalı’nın kur’an’ında göremiyorum. Ya da başkaları vs. vs.
    Mealleri Allah’ın kitabı olarak görenler sadece kendilerini aldatırlar.. Allah kül yutmaz. Ve O gün, meal dininin mensupları şu ayeti okuyacaklar:
    رَبَّنَا آتِهِمْ ضِعْفَيْنِ مِنَ الْعَذَابِ وَالْعَنْهُمْ لَعْناً كَبِيراً
    Madem ki, onlar sizin sapmanıza sebep oldular, ve sizin mazeretiniz kabul edilmedi, sizin sapmanıza sebep olanlara iki kat azap temennisinde bulunacaksınız.

    İmanın hakikatını kavrayamamış müslüman kardeşlerim…

    Aranızda babasının kim olduğundan emin olan var mı? ?????

    Size babanız şu dediler, birileri de ben senin babanım dedi. Siz de inanıyorsunuz. Samimi olanlar DNA testi yaptırsınlar. Ama o zaman da laborant’ın dediğine iman etmek zorunda BU KİŞİ SENİN BABAN…

    Size bir kitap verdiler, Bu Allah’ın kitabı dediler siz de inandınız. Bu kitabı peygamber getirdi dediler inandınız. Bu kitapta EKSİLTME yok dediler inandınız. Şu sizin babanız dediler inandınız. …. ….

    Peki…
    Şu sizin peygamber’inizin sözü dediklerinde niye küfrü inadi’ye girişiyorsunuz ?…

    İmansız dünya ne hâle geliyor de mi?..

  30. Birşeyi unutmuşum, onu da ilave edeyim…
    Kimsenin zekasıyla dalga falan geçtiğim yok. Ama şu konuda kafayı yiyeceğim: Neden herkes kendi işiyle uğraşmaz.
    Ben kimseye inşaat dersi vermem. İhtiyacım olursa uzmanına sorarım. Ama birileri din alanındaki uzmanlıkla dalga geçiyorlar.
    Herkes kendi alanıyla uğraşsın. İlgi duyduğu alanda ya ihtisas yapsın ya da ihtisası olana sorsun.
    Bu memlekette herkes birbirinin işine burnunu soktuğu için ortalık karışıyor ya… Baksana, Baykal bile din dersi veriyor.
    Sizin gibi….

  31. Selam Look;

    Daha doğrusu, Ruhban sınıfımızın en yeni üyelerinden, kendisini Rab edineceğimiz büyüğümüz…

    Anladın sen onu… 🙂

    Senin bu dediğinin nelere mal olduğunu Kuran anlatıyor sevgili kardeşim. Zaten, nelere mal olduğu da ortada…

    Yoksa sen kitabın bir kısmını okuyor, diğer bir kısmını saklıyor musun ?

    Doğru söylüyorsun. Baykal din dersi veremez. Ancak baş örtüsü Kuran’da vardır diyen siz din alimlerimiz fetva verebilir.

    Hüküm yalnız size mahsustur.

    Muhabbetlerimle kardeşim.

  32. Selam Look..

    Şunu düşün: İsa Peygamberimiz ” Ben Tanrıyım ” ya da ” Ben Tanrının oğluyum” demiş midir?

    Peki ya Kur’an’da o kadar “deki” varken ve hem de bunların hepsi %100 sahih iken ondan bundan rivayet edildiği iddaa edilen ” Elçi dediki” lerden bize ne değil mi?

    Şimdi bu yazımdan sonra Sebe Suresini açıp baştan sonra anlayarak okuyorsun. Mealci önemli değil…

    İlgili Sureden bir ayet:
    Sebe 6. Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana indirilen Kur’an’ın gerçek olduğunu ve onun, mutlak güç sahibi ve övgüye layık Allah’ın yoluna ilettiğini görürler.

  33. Kıymetli müslümanlar…Rabbim cümlemizi affetsin.Amin.Ecmain.Düz bir müslüman olarak diyebilirimki bir mezhep dahilinde şu güzel dinimizi daha iyi yaşayabiliriz.Mezhepler arasındaki ayrılık şu gibi değil mi?”a mezhebi meyve istendiğinde elma demiş,b mezhebi ise armut demiş…”Şimdi iki mezhebin cevabı da doğru değil mi?İkisi de meyve çünkü…Admin rumuzlu müslüman kardeşim.İsterseniz sizinle msn de görüşebiliriz…Saygılarımla…

  34. LooK rumuzlu müslüman kardeşim:”Arkadaşların dediği açık, senin bildiğin tarzda namaz mamaz yok.” demişsiniz…Sizi anlamakta güçlük çekiyorum…Yani namaz yok diyorlar öylemi?Namaz yok diyen müslüman kardeşlerim…Lütfen sizinle yazışmama izin verin…”Namaz dinin direğidir.”Hadis-i Şerif Meali.Saygılarımla…

  35. Muharrem kardeşim.
    Adamlar hadis yok diyor, sen hadis delil getiriyorsun.
    Onlar zaten namazı kabul ediyorlar. Ama senin dediğin şekilde değil, sadece dua olarak.

    =============
    Cevaplar raydan çıktı farkında mısınız?
    bir tane somut cevap yok, demagoji bile yapamıyorlar ilgili şahıslar.
    yoksa فبهت اللذي كفر mi oldunuz? 2/258

    Bi daha sorayım:
    1-Nereden biliyorsunuz bu kitab’ı Allah’ın göderdiğini?..
    2-Ne biliyorsunuz kitapta EKSİLTME olmadığını?..
    3-Ne biliyorsunuz Osman’ın yaktığı/yaktırdığı nüshalar arasında elimizdeki kur’an’dan fazlalık ayetler olmadığını?
    4-Ne biliyorsunuz Kur’an’ın değiştirilemeyeceğini söyleyen ayetleri elçi’nin kendisinin uydurmadığını.

    Maddeler halindeki sorularıma maddeler halinde cevap verirseniz sevinirim. Biraz kıt akıllıyımdır da…
    ya da فبهت اللذي كفر olduk diyin ve tevbe edin.

    ===========
    Yunus Emre’ye..
    Kur’an’daki ayetlerin % 100 sahih olduğunu da nereden uyduruyorsunuz. Elinize geçene kadar hangi evrelerden geçtiğini biliyor musunuz?

    ===============
    Bu arada…
    Babasının kim olduğundan emin olan var mı?

  36. SELAM LOOK…

    Eğer bir tezat, huzursuzluk ve çatışma hissedersek, okuduklarımızı ve okuyuşumuzu yeniden gözden geçiririz… hergün yeniden okuruz…Yeniden dirilmek için…
    nereye kadar okuyacağız ??
    kalbimizi ve aklımızı tatmin edinceye kadar… o huzura ve uyuma erinceye kadar…Hakikat dediğimiz de budur işte….

    insanın tanrı ile ilahlık yarışına girmesinin hikayesi şimdi ile başlayan bir şey değildir… İnsanlık tarihi kadar eskidir ve bütün ilahlık iddiaları da iddia sahipleri ile toprak olmuştur..

    Peki biz kuranı nasıl anlıyoruz…sanırım bunu madde madde özetleyebilirsek arkadaşlarımız daha iyi anlayacaklardır..

    1- Kuran belli bir zaman dilimi içerisinde belli bir coğrafya da, belli bir toplumu muhatap alarak, örnekleme yöntemi ile bütün insanlığa ve bütün zamanlara örnek kılmıştır.. Neden bu topluluğun seçildiği ise ayrı bir konudur…

    2- Tanrı bu toplumu muhatap alırken, onlara kendi kullandıkları dilleri ile, kendi anlayacakları şekilde hitap etmiştir.. Diller ise canlı bir varlıktır ve zamanla değişmektedir…
    Kuranın ne Arapça olması ve ne de o dönemin özelliklerini taşıyor olması bizim onu anlamamızın önünde bir engel teşkil etmez… bizim önümüzdeki asıl engel; kuranın Arapça oluşunu ve dil özelliklerinin kuran mesajının ve hakikatlerin önüne geçirilmesidir…
    Bu tür teferruat yaklaşımlarının asli olan mevzuunun önüne geçirilerek kuranın perdelenmesidir..
    Kuranın örnekleme yaptığı toplum Araplar yerine bir başka toplum olmuş olsa idi, kullanılan dil arapça olmayacaktı… Ancak bizim anlamamız gereken mesaj yie aynı olacaktı, değişmeyecekti.. Tanrının sözlerinde yine ”adalet, hukuk, özgürlük, ilahlık, rabblik” gibi kavramları görecektik…

    3- Dinin Amacı ilişkileri adalet üzerine kurmaktır… Kuran hükümlerini anlarken o dönemde, o toplumsal şartlarda, ilişkilerin adalet üzerine nasıl kurulduğunu öğreniyoruz..
    Adalet kavramı kurana açılan penceremizdir…

    4- İnsanlar ve toplumlar arasında ilişkilerin nasıl düzenlendiği, kuran ve hükümlerinin o toplumsal şartlarda ve o yapıda ne anlam ifade ettiğinin anlaşılması ile mümkündür..
    Bunu biraz açmak istiyorum…
    Burada geçmişte yaşanan bir olayı kendi şartlarında sorgulamanın bir yöntem olarak anlaşılması gerektiğini vurgulamak ve altını çizmek istiyorum… bugün hukukta kullanılan bir ‘’kanun metninin anlaşılması ve yorumlanması’’ yöntemi olarak kullanılmaktadır…
    Bu sorgulama, olayın şeklini değil, özünü kavramamıza yardımcı olur.. Olayın şeklini ve çerçevesini sorgulamak, onun oluştuğu şartları ve durumu bilmeye çalışmak, bize bir fikir ve bir bilgi kazandıracaktır.. O olaydan gerekli özleri çıkarmak ise onu günümüzde kullanılabilir kılmaktır…

    5- Kuranın ifadelerinde o dönemin gelenekleri ve kültürü ile o döneme ait dilin özellikleri, bu döneme taşınması gereken şeyler değildir… onlar o dönemde yaşananların anlaşılması için gerekli argümanlardır… Tanrının sözlerindeki maksadı göz ardı edip, şekil üzerinden mantık üretmek ve fikir yürütmek, yanlış neticelere ulaşmamıza sebep olur…
    Hiçbir Müslüman kuranda kölelik kavramı var diye, kölelik kavramını geri getirmeyi düşünmez.. cariyelik kavramını tekrar yaşatmayı amaçlamaz… çok eşliliği savunmaz…
    Bunun nedeni kuranı göz ardı etmek demek değil, kuranı anlamaktır… Tanrının muradını ve maksadını bilmektir…

    6- Kuran bize hayata ve insana dair değişmeyen özleri verir… biz bu özleri anlatıldığı dönemden alıp günümüze taşırız… Üst başlık Adalettir.. onun altında insanların mutluluğu, barış ve huzur vardır… Tanrı ‘’bu din fıtrata uygundur’’ derken, insanın ve evrenin tabiatının da bir uyuma ve huzura içkin olduğunu söyler..

    Biz kuranı bu bakışla okuruz… Eğer bir tezat, huzursuzluk ve çatışma hissedersek, okuduklarımızı ve okuyuşumuzu yeniden gözden geçiririz… hergün yeniden okuruz…Yeniden dirilmek için…
    nereye kadar okuyacağız ??
    kalbimizi ve aklımızı tatmin edinceye kadar… o huzura ve uyuma erinceye kadar…Hakikat dediğimiz de budur işte….

  37. SELAM LOOK..

    İnsanlığın ulaştığı değerler bütünü açısından kuranı okumaktan söz ediyorum.. Siz kuranı hala bilgisayar teknolojisinin ulaştığı çok çekirdekli işlemcilerin gerlsindeki bir 486 DX modeli gibi mi algılıyorsunuz ?

    bizim böyle bir tarif yaptığımızı mı düşünüyorsunuz ?

    Biz kuranı insanı ve evreni, kısaca varlık alemini okumanın yöntemi olarak anlıyoruz, öyle okuduğumuzu söylüyorum..

    burada size kuranı okurken onu nasıl algıladığımızı açıklamaya çalıştım…neden aynı kitabı okuduğumuz halde bu kadar farklı neticelere ulaştığımızı, sorunun nereden kaynaklandığını ifade etmeye çaba gösterdim.. Kuranı neden tekrar takrar okuduğumuz konusuna gelince….
    ben kuranı her okuyuşumda farklı bir şeyler buluyorum… çünkü her okuyuşum ayrı bir ruh hali ve ayrı bir duruşla ilgilidir.. içerisinde bulunduğum duygu atmosferi bir önceki okuduğum durumu farketmeme engel bir durum teşkil edebiliyordu… bu yüzden daha önce farkına varamadığım bir olayı, şimdi okuduğumda daha iyi anlayabiliyor ve hissedebiliyor olmam sebebi ile yeniden okuyorum…

  38. SELAM LOOK…

    Kuran yaşayan bir toplumun içerisinde idi.. doğal..
    tanrı dilese idi ciltlenmiş, birinci hamura baskı, bir kitap ta gönderebilirdi elbette.. Ama bu doğal olmayacaktı.. Örnek toplum oluşmayacaktı… İnsanlar önceden biçilmiş bir kalıba sokulmuş olurdu… Oysa Allah insan iradesini ve insan aklını, insan zihnini hedef alıyordu.. İnsanlar akılları ile doğru olanı ve uygun olanı seçmeli ve yapmalı idiler..
    hayat canlı idi… Vahy de canlı idi.. birlikte ve yanyana olmak zorunda idiler..
    bir olay yaşanıyordu ve hemen ardından Tanrı da bu olaya mudahil oluyor ve nasıl yapılması gerektiğini öğretiyordu…
    bütün simgeler yaşıyor ve sokaklarda dolaşıyordu..Zulüm, cimrilik, cömertlik, adalet, iyilik, kardeşlik, ahde vefa, sözünde durmak, yalancılık, paylaşımcılık…hepsi sokakta, çarşıda pazarda dolaşıyordu ve bütün insanlar Tanrının sözlerini hayatlarında görüyordu…
    Bir bakıma Tanrının sözleri ile görüyor, işitiyor ve konuşuyorlardı…
    Cimrilik edenin ne anlama geldiğini yaşayarak öğreniyorlardı..

    kuran kitap halinde değil, yaşayarak örnekleşen bir topluma rehber olarak gönderilmiştir.. fotokopi ile çoğaltılmış bir kitap halinde gönderilse idi, insanın ve insanlığın doğasına aykırı olurdu..

    kuranı sürekli tekrar okuyuşumuzun bir nedeni de onu, hayatımızda diri tutmaktır.. hatırlamaktır.. Tanrı bize iyiliğin ve iyi insan olmanın yolunu gösteriyor.. insanlara kötülük etmemezi öğütlüyor.. eğer unutup ta hata edersek hatamızdan dönmemizi ve zalimlerden olmamazı öğütlüyor.. bunun için olaylara ve insanlara hep kuranın gözlüğü ile bakmayı onun öğretisi ile değer vermeyi isteriz..
    Aklımız hep kendi iyiliğimizi ve kendi hoşumuza giden şeyleri tercih etmemizi, tabiri caiz ise uyanıklık etmemizin iyi bir şey olacağını öğütlediğini düşünüyorum.. Oysa kuran bize adaleti ve iyiliği öğretiyor.. aklımız her an etki altında kalıp, duyularımızın subjektif yönlendirmesinde yanılsamaya düşebilir.. Kuran ise bizi sürekli iyiliğe ve adalete çağırıp duruyor.. bizim kuranı sürekli okuyuşumuz, hem kendimiz için ve hem de iyilik edeceğimiz insanlar için önemli sayılmaz mı ?

    ”Yoksulların sizin mallarınız üzerinde bir hakkı vardır” ayetini her sabah evden çıkarken okumayı kendine düstur edinmiş birinin kime ne zararı olabilir ki ? yoksulların ve mazlumların ve hakkı gasb edilmiş halk yığınlarının bu ayeti zengin ve gücü yerindeki müslümanlara hatırlatmalarında ne gibi bir kötülük olabilir ki ?
    Kuranın gözü ile güne başlamak…
    kuranın gözü ile akşamı etmek…
    kimsesizlerin ve yoksun bırakılmışların gözünde okumak, kuranın kelimelerini…
    ”cimri” kelimesini nasıl anlamlandırdığına bir bakın bakalım o insanların… tekrar tekrar okuyun işte o zaman kuranı… Bir hakim olun, bir savcı… bir öğrenci olun, bir tüccar.. bir öğretmen olun.. tekrar okuyun, bir başkasının gözünden, bir başkasının yüzünden…Sonra bir istanbuldan okuyun, bir hamburdan, bir diyarbakırdan, bir bağdattan…sıcak köpüklü kahvenizin tadında villanızın bahçesinden okuyun, çatı katlarından, bodrum katlarından…okuyun ama tekrar tekrar okuyun…

    eğer kuran bizi iyiliğe eriştirmiyorsa ”kötülüğe” iletiyorsa ortada gerçekten anormal bir durum var demektir…

    ya okuduğumuz kuran değildir, ya okuyuşumuz yanlıştır, ya da okuyuşumuzda bir engel vardır…

  39. SELAM LOOK..

    Kuran insanlığa en büyük Tanrısal hediyedir.Yeter ki insanlar Onu 7.yy içinde düşünmesinler..Biz bunu öyle gördük.Onu hayatımızın anlamı olarak gördük.Okudukjça onu ne kadar hayatın dışına attığımızın farkına vardık.

    Kur’an, sonuçta bir metindir. Onun anlaşılması, manasının insan zihnine iyice yerleşmesi ve mesajının insana tesir etmesi için, bir yönteme ihtiyaç vardır. Kur’an, kendi bütünlüğü içinde ve düşünülerek okunması halinde doğru anlaşılabilir.

    Kuran açık bir şekilde insana seslenmekle beraber insanın Kuran’dakileri anlayabilmesi için, zihnini eğitmesi ve ön yargılardan arınarak duyarlı biçimde Kur’an okuması gerekir.

  40. SELAM LOOK

    kuran bir anayasa ya da hukuk kitabı değildir… matematik ya da kimya kitabı da değildir demiştim…Tanrı bize kuranda yaşama dair genel geçer evrensel değerleri öğretiyor…
    insanlar da akılları ile bu değerlere uygun hukuk kurallarını ve kaidelerini ortaya koyuyorlar… Bu tarihin her döneminde böyle olmuştur… mesala kuranda balıkların boyunu ve cinsini, avlanma zamanlarını (yahudilerin avlanması hariç) bulamıyoruz.. bu insanların akıllarını kullanarak çözebilecekleri bir husustur.. Trafik kuralları da öyle değil mi ?
    Tanrı genel kuralları ve değerleri öğretir.. mesala, ekonomide adaletin sağlanabilmesi için haksız kazanca yol açacak yöntemler ve faiz yasaklanmış ve sermayenin tek elde toplanması sakıncalı görülmüştür.. Şimdi o dönemde bu amaca yönelik tedbirlerin ve uygulamaların neler olduğunu okuyoruz…

  41. SELAM LOOK…

    İnsanların din ve geleneklere yönelik sorgulamalarını harkete geçiren, onlara bilgi yönünden katkı sağlayacak konuların açılması, tartışmalara boyut kazandırırken, hem de düşünen insanlar için bir kapı aralayabilmektedir….

    subjektif değerlendirmelere dayanan, olayların farklı penceredeki kabulleri, konuyu tıkamakta ve bir tür kör dövüşüne çevirmektedir…

    Çok zaman aynı soruların ve aynı cevapların yarıştığı bir ortam niteliğine bürünen forum sayfaları, insanı okumaktan bile yorar hale getirebiliyor..

    sıkça karşılaştığımız eleştiri, müslümanların akla ve bilime dayanmadığı iddiasıdır.. Müslümanların da bu eleştirilere verdikleri yanıt ise, islamın bilime engel olmadığı şeklinde idi..

    konuya İman edenlerle, etmeyenlerin her ikisinin de inançlı oldukları kabulunden hareketle bir giriş yapmak istiyorum.. İnkar edenlerin de, iman edenler gibi aynı şekilde kabullerle bir inanca sahip olduklarını düşünüyorum..Çünkü iman edenler nasıl ki; bir bilgi nedeni ile inanç sahibi oluyorlar ise, inkar edenlerde aynı şekilde farklı bir bilgi nedeni ile farklı bir inanç sahibi olmaktadırlar..

    Burada birbirinden farklı inançlara sahip insanların birbirlerini ulaşabildikleri bilgilerin farklılığı nedeni ile ”akıllı ya da bilimsel olup olmamakla” suçlamaları konumuzun özünü oluşturmaktadır..

    Bilim tabiatı gereği, kendi yöntemlerini kullanarak, bir bilgi üretir.. bu bilgi genelde bütün insanlar tarafından kabul edilir.. Bir bilginin bilimsel olduğunun kabul edilebilmesi için, deneylenebilir, gözlenebilir, herkes tarafından, her zaman, aynı şartlarda elde edilebilir olması gerekmektedir..
    Mesala 2 hidrojen atomunun 1 oksijen atomu ile birleşmesinden su oluşur… bundan bin yıl önce de bin yıl sonra da bu bilgi değişmez.. kesindir ve bilimsel metodlarla kanıtlanmıştır…
    Teoriler ise varsayımlara dayanan bilgi olup, kesinliği söz konusu değildir… Teorilerin bir bilgiye ve anahtar verilere dayandığı da bilinmektedir… ama deneylenip te gözlemlenebilen bir bilgi türü olmadıkları için birinci türdeki gibi kesin bilgilerden sayılmazlar.. Zamana ve gelişmelere bağlı olarak değişebilirlikleri vardır.. Geçmişte yaşananlara ilişkin bilgilerimiz bu türdendir.. Mesala Dünyanın oluşumu, yaşamın başlangıcı, evrenin hareketi ve madde ile yaşamın ilişkisi hep teorilere dayanmaktadır..
    Yani bilimsel olduğu iddia edilen bu yöntem aslında bir dizi teorinin kabul edilmesi ile ilgilidir…
    Bu teorilerin inanırları tarafından akla ve bilime dayandırıldığı için akılcı ve bilimsel olduğu iddia edilen bu kabullerin, diğer inanırların kabulleri arasında ne fark vardır ?
    Birincisi bilimsel ve ikincisi de akılcı kelimelerinin altını çiziyorum….
    Bilimsellik iddiasının yukarıdaki değini çerçevesinde bir yutturmaca olduğu açıkça ortadadır.. çünkü bir şeyin bilimsel olabilmesi için her şeyden evvel bilimsel metodlarla ortaya konmuş ve bu yöntemlerle ispatlanmış olması gerekmektedir.. Oysa görülüyor ki; geçmişe ait bilgiler deneylenemiyor, gözleme dayanmıyor, herkes tarafından aynı şartlarda elde edilemiyor… bir sürü öngörü ve kabullere dayanıyor.. her an değişebilecek, doğruluğu kesin olmayan bilgiler… üzerine sırf din karşıtlığı amaçlı kullanım için ‘’Bilimsel ‘’ damgası vurulunca etkisi ve değeri arttırılmış teoriler, kabuller dizesi..
    Diğer inanırların ‘’Tanrı kaynaklı bilgi’’ kabullerinden zerre kadar fazla bir miktarda ne ağırlığı ve ne de fazlalığı olabilecek bir kabuldür bu.. İkisi de aynı derecede ve aynı şiddette bir inanç ve kabul şeklidir…
    Şimdi diğer argümanı inceleyelim…. Akıl ve Akılcı olmak…
    Akıl insanlardaki bilginin işleyişidir… bilgi ne kadar çok ve geniş ise akıl da o kadar çok ve geniş bir işleyiş imkanı bulur.. Akıl ancak bilgi çerçevesinde görev yapabilir…
    ‘’şimdiki aklım olsaydı’’ şeklindeki ifadeler aklın biyolojik olarak değişmediği, ama işlem olarak değişebildiğini göstermektedir.. aklın işleyişi, sahip olduğu bilgi ile doğru orantılı olarak değişebildiğine göre, bilgi farklı akılların nedeni olmaktadır.. Mesela kapitalist bilgi kapitalist aklı önermekte iken, paylaşımcı bilgi de paylaşımcı bir aklı ortaya koymaktadır..
    Kapitalist bir bilgi, kapitalist bir davranışla neticelenmektedir.. bu aklın bilgi ile çizilen yolda yürüyüşü demektir… Siz akla hangi yolu çizerseniz, akıl da o yolda yürüyecektir..Akılcılık ise aklın bu yürüyüşünü esas kabul etmek demektir…

    Peki Akıl ne işe yarar ? ve biz aklı nasıl kullanırız ?

    Bilginin durumunu ilk başta belirtmiştim… Olaylar karşısında doğru bir kanaate sahip olmak için olayı doğru algılamak ve doğru muhakeme etmek gerekmektedir… Doğru algılamadan kastım; olayı, perdesiz, önyargısız, objektif olarak algılamaktır… çoğu kez bu algımızı yetişme şeklimiz, yetiştirilme ortamımız ve önceden olay hakkında bizde oluşmuş kanaatler bu objektiviteyi etkilemektedir… çoğu kez teorileri bilim diye kabul edişimizin nedeni de bu subjektif durumu işaret etmektedir… kendi kabullerimizi bilim, ötekileri akıl dışı ilan etmenin başka bir izahını bulamıyorum…

    Doğru Algılama objektif bir algılamayı gerekli kılarken, doğru neticelere ulaşmanın yolu da objektif yolla algılanan bu olayı doğru muhakeme etmeyi gerekli kılmaktadır..
    Doğru muhakeme ise, yukarıda değindiğim gibi aklı kullanabilmektir…

    Akıl bizdeki bilginin işleyişi olduğuna göre, bilgimiz kadar bir muhakemede bulunabileceğiz demektir bu… Muktesabatımızda, Torbamızda ne kadar bilgi varsa ve bu bilgiler ne kadar çok ise aklımız da o kadar çok işleyecek ve o kadar çok geniş değerlendirmeler de bulunacaktır… Bu bilgiler ne kadar çok doğru ve kesin ise, aklımız da eğer objektif kriterlere dayanarak bir işleyiş yaparsa, ulaşacağımız netice de o kadar doğru ve kesin olacaktır… Ulaştığımız bu neticenin değerlendirmesini de vicdan dediğimiz şey yapacaktır… ya tatmin olacak ve orada teslim olacaktır.. ya da tatmin olmayacak ve arayışına devam edecektir…

    Kendi ulaşabildiği teorileri bilim kabul edip, diğer kabulleri bilim dışı ilan eden subjektif bir akıl, aklı kullanmak demek değildir… Akılcılık kalbi ve vicdanları tatmin edecek bir bilgiye ulaşmak ve objektif kriterlerde bunu değerlendirebilmek demektir…
    Tanrı bu yüzden aklımızı kullanmamızı ve akletmemizi öngörmektedir… Bu yüzden Müslümanlar akıllarını doğru ve kesin bilgiye ulaşmak için kullanırlar ve bu bilgiye ulaştıklarında da yine akıllarını kullanıp onu anlamaya çalışırlar…
    Bu forumda çok kez farklı akılların birbirlerini ”akılsızlıkla” ve ”bilimdışı” olakla itham ettiklerini görüyorum…
    Oysa farklı akılların olması kadar doğal bir şeyin olamaycağını görüyoruz.. bu farklı akılların farklı işleyişleri de en doğal bir durumdur.. öyle değil mi ?
    Bilimsel bilgi ise gerçekte herkes tarafından kabul edilebilecek, herkesin ortak malı ve ürünüdür… Kimse bilimsel bilginin tek yanlı tarafı ya da sahibi olamaz… çünkü Normal Şartlar Altında Herkez tarafından üretilebilecek bir bilgi, herkesin malıdır… geriye kalan teorilerin (ispatlanmamış kabullerin) ise insanlarda inanç oluşturması asla kesin ve doğru neticeler vermeyeceği de ayrı bir gerçek olduğuna göre… Kimsenin bir diğerini bilimdışılıkla itham etmesi de mümkün değildir.. çünkü hepsi de neticede kendi çapında bir kabule ve bir inanca dayanmaktadır…

    NOT:ALİ AKSOY KARDEŞİMDEN BİR RİCAM VAR.EĞER BU TÜR KONULARIN KENDİ KONU BAŞLIĞI ALTINDA MÜZAKEREYE AÇILIRSA DAHA DOĞRU OLACAKTIR.HATTA ŞİMDİKİ YAZDIKLARIMIZDA KONU İLE ALAKALI BİR YERE ASILABİLİR SAYIN LOOK UN SÖYLEDİKLERİYLE BİRLİKTE.

    MUHABBETLE KARDEŞİM

  42. bilerek mi yapılıyor, bilmeden mi bilmiyorum.

    Benim sorularıma cevap bulamadım hiç bir konuda..

    toprakerdem kardeş…
    Sana zahmet benim sorduklarıma kısa kısa cevaplar yazar mısın? Maddeler halinde olsun
    Ama lütfen, Allah rızası için, benim sorduklarıma cevap olsun.
    Aklın neye yaradığını ben az çok biliyorum. Senin akıl anlayışın ile benimki birbirine uymaz. Sayfalarca bunu anlatacağınıza birkaç satır benim sorularıma cevap yazınız.

    Cevaplar bana yazılıyorsa benim sorularıma cevap yazınız. LÜTFEN LÜTFEN LÜTFEN LÜTFEN…..

    Sizin düşünce sistemizi anlatmanıza gerek yok. Bu düşünce sistemi bağlamında elde ettiğiniz sonuçlardan benim sorularıma cevap olacakları yazınız. LÜTFEN…

  43. Selam look..

    Kur`an`ın Allah tarafından korunduğu ve korunacağı konusu, üzerinde çok tartışılan bir konudur. Özellikle, İslâm dininin mensubu olmayan araştırmacılar, bugünkü Tevrat ve İncil`in orijinalliğinin korumadığının, bu din mensuplarınca bile kabul edilmesinden olsa gerek, Kur`an`ın da tahrife uğradığını ispat için gayret göstermektedirler.

    Bizdeki bilgilere göre bu yöndeki araştırmaların en sonuncusu İngiltere`de Prof. Mingana adında bir ilim adamı tarafından yapılmıştır. Bu şahıs, Dr. Agnes Levis adında birinin, 3. Halife Osman dönemine veya biraz daha eski bir döneme ait olan bir mushafın bir-kaç sayfasını bulduğunu ve kopyalarını da kendisine verdiğini iddia ederek, mevcut Mushaf ile bu kopyalar arasında farklar olduğunu ileri sürmüştür.

    Ancak, yapılan tetkikler sonucunda, yanlışlığın mevcut mushafta değil, araştırmacıya verilen kopyalarda olduğu anlaşılmıştır.

    İslâm ve Kur`an`ın önde gelen hasımlarından ve Kur`an üzerinde araştırmaları bulunan İngiliz müsteşrik (oryantalist, Doğubilimci) Sir William Miur ise uzun araştırmaları neticesinde, bilim adamı sıfatının verdiği sorumlulukla; “On iki asır, metninin bütün servetini muhafaza eden bir başka kitap yoktur” demek zorunda kalmıştır.

    Ülkemizde de bazıları tarafından, kıraat ve fonetik işaret ya da seslendirme farklılıkları öne sürülerek tahrif iddialarında bulunulmuşsa da, bu tip farklılıkların cümlenin anlamını etkilemeyen unsurlardan olması sebebiyle, bu iddialar itibar görmemiştir.

    Ancak, aklını işletebilen her Müslüman`ın, Kur`an`ın Allah tarafından nasıl korunduğuna mantıklı bir cevap araması doğaldır, hatta bize göre gereklidir. Çünkü Kur`an, onu tahrife yeltenen tevhit düşmanlarının Tevrat ve İncil`e yaptıkları saldırılara benzer bir saldırıya (Hacc; 52, 53, En`âm; 112, 113, 121) karşı sigortalanmış olarak çelik kasaların içinde muhafaza edilmemektedir ve bu durumda, Müslümanların da Kur`an`ın orijinalliğini muhafaza ettiğini mantıklı olarak kendilerine ispat etmeleri gerekir ki; “iman etmiş olanların imanı artsın, kendilerine kitap verilmiş olanlarla iman sahipleri kuşkuya düşmesin.”

    “Benim imanım tamdır, imanımı güçlendirmek için böyle bir şeye ihtiyacım yok” diyenlere ise, kalbini yani imanını güçlendirmek için Allah`tan ölüleri nasıl dirilttiğini kendisine göstermesini isteyen İbrahim peygamberi hatırlatmakta yarar vardır (Bakara; 260).

    Bizim görüşümüze göre, Kur`an aşağıdaki nedenler dolayısıyla tahrife uğramamıştır:

    – Kur`an, lâfız, nazım ve içeriği itibariyle bir mucizedir. Bu sebeple herhangi bir eksiltme, arttırma veya değiştirme olsa, deyim yerindeyse hemen sırıtıvermektedir.

    – Rabbimiz sayesinde Müslümanlar, erken dönemde harekete geçerek Kur`an`ın kitaplaşmasını gerçekleştirmişlerdir. Böylece çok eski dönemlerdeki el yazması nüshalar ile bugünkü baskıların aynı olduğu görülebilmektedir.

    – İlk günden itibaren pek çok insan büyük bir zevkle, aşkla, hazla… Kur`an`ı ezberine almak istemiş ve Kur`an`ın lâfzındaki senfonik özellik nedeniyle de bunu kolayca başarmıştır. Böylece tarihin her döneminde Kur`an`ı ezberinde tutan on binlerce hafız mevcut olmuş ve ne tahrif edilme riski ne de nüshaların kaybolma riski hiç doğmamıştır.

    – Kur`an`ın inmeye başlamasıyla birlikte, Kur`an`ın eğitim ve öğretimi de başlamıştır. Diğer dinlerde dinî eğitimin ruhanîlerin tekelinde olmasına karşılık ruhban sınıfının olmadığı İslâm`da eğitim ve öğretim, köylü-kentli herkese yönelik olmuştur. Bir zümrenin, bir kurumun tekelinde ve birkaç nüshadan ibaret olmayan Kur`an, her Müslüman`ın evinde, iş yerinde, kütüphanelerde, kitap evlerinde bulunduğundan, herkes tarafından okunmuş, öğrenilmiştir. Böylece yaygın bir öğretim sağlanmış, kötü niyetli kişilerin kişisel boyuttaki tahrif çabaları sonuçsuz kalmıştır.

    Kur`an`ın inmeye başladığı Milâdî 610 yılı, diğer dinlerin ortaya çıkış zamanlarına göre, insanlık tarihinin aydınlık bir dönemidir.—!!!—— Bu dönemde bir çok eski medeniyet zirve noktasındadır ve olaylar artık kayda geçirilmeye başlanmıştır. Nitekim, Musa ve İsa peygamberlerin varlığını ve yaşamını bazı tarihçiler kabul etmezken, peygamberimizin varlığında, yaşamında ve kişiliğinde hiç tereddüt yoktur.(!!!!!!!!!!!)

    Dolayısıyla peygamberimizin tek mucizesi olan Kur`an da, tereddüde yer vermeyen kayıtlarla günümüze gelmiştir.

    – İslâmiyet, Musa ve İsa peygamberler zamanındaki gibi yönetilen, değişime uğratılan, mağdur, mazlum, zavallı, garip azınlıklar arasında değil, zengin, hâkim, özgür kentlerde doğmuş ve büyümüş, yöneten, değişime uğratan, güçlü toplumların dini olmuştur. İslâmiyet`in bu özelliği dolayısıyla da Kur`an`ın tahrife uğramış olması mantıklı değildir.

    Yukarıda sıralanan maddeler, değişik bakış açıları ile herkes tarafından arttırılabilir ya da azaltılabilir. Ancak, Kur`an`ın matematiksel yapısı üzerinde yapılan araştırmalar ise, bu konudaki tüm tartışmaları bitirecek niteliktedir. Henüz tüm detayı ile ortaya çıkarılamamış olsa da, şu ana kadar tespit edilen matematiksel özellikleri bile, hem Kur`an`ın Allah`tan başkası tarafından yazılmış olamayacağını hem de yapılacak herhangi bir ilâve ya da eksiltmenin hemen belli olacağını matematikle ispatlamaktadır.!!

  44. bişey diyemiyorum.
    boşuna yazıp duruyorum, benim yazdıklarım okunmuyor.
    Allah yolunuzu kapatsın, belki doğru yolu bulursunuz diyorum.

  45. SAYIN LOOK SORDUĞUN SORULARIN GENEL DEĞERLENDİRİLMESİ YAPILMIŞTIR.!
    AMA SEN ”boşuna yazıp duruyorum, benim yazdıklarım okunmuyor”DİYİP BİRDE HAKARET EDİYORSUN..

    BEN SANA SORUYORUM SÖYLE BAKALIM;
    SANA GÖRE HAYATIN AMACI NEDİR?? BİR HİÇLİKMİ???HİÇTEN GELDİN HİÇEMİ GİDECEKSİN??

    KİTAPTA TÜM POZİTİF, TOMLUMU AYAKTA TUTACAK İLKELER VAR!
    AMACIN NEDİR???

    AHLAKSIZ,KİMLİKSİZ BİR TOPLUM YARATMAK PEŞİNDEMİSİNİZ?

    SENİN DİNİN SANA BENİM DİNİM BANA!

  46. SELAM LOOK…

    Kur’an’ın yakıldığı safsata iddaası yerine, iddaanızı ispatlayacak somut, bilimsel, tutarlı ve gerçekçi kanıtınzı ortaya koyun. Ona göre biz de bilimsel ve akademik olarak bilgi ve bildiklerimizi paylaşalım, aktaralım -Yalnız siz, bilimsellik taraftarı iseniz yanlışınızdan dönmeniz ve hatanızı bırakmanız kaydıyla. Buna gücünüz ve iradeniz yetiyorsa tabii

  47. 1-ben genel değerlendirme istemiyorum.
    2-on tane mesaj yazdım, hakaret eder gibi cevaplar geliyor, çünkü benim sorduklarım cevaplar içinde yok.
    3-bu kitabı size kadar ulaştıranlar sünneti de ulaştırmışlardır.
    4-BİLİMSEL VE AKADEMİK haaa… Sayfanın başından beri bi daha okuyun. Bir tane bilimsel ve akademik delil var mı hadis inkarı için… KOSKOCA BİR YOK.
    5-Herhangi bir hadisi getirin bilimsel olarak tartışalım. Mesela sayfanın başından beri gelen RECM hadisleri.
    6-Bilimsellik dediğiniz şey ne? Size göre neler bilimsel ?..
    7-Kur’an’ın aslını anlamayan insanların onun icazından bahsetmesi AYIPtır, samimiyet ve insafla bağdaşmaz.
    8-TOPLUMU AYAKTA TUTACAK İLKELER insanların ellerini kesmekle ya da ellerini ayaklarını çaprazlama kesmekle ya da ilkel (!) şekilde döverek mi ya da …. …. şeklinde mi olacak !..
    9-TUTARLI kime göre ?.. Kur’an’a göre dersen, Hangisine göre diye sorarım. Allah’ınkine göre dersen, kimin Allah’ına göre derim. Hepimizinkine göre dersen, Benim Allah’ım senin Allah’ının dediklerini demiyor derim…

    İŞTE BU KUR’AN KİMİNİ SAPTIRIR, KİMİNİ DE HİDAYETE ERDİRİR.

    siz hangi gruptansınız ?..

  48. يُضِلُّ بِهِ كَثِيراً وَيَهْدِي بِهِ كَثِيراً وَمَا يُضِلُّ بِهِ إِلاَّ الْفَاسِقِينَ

    O böylece birçoklarına yolunu kaybettirir, birçoklarına da yolunu gösterir. O böylece sadece yoldan çıkmış olanlara yolunu kaybettirir.

  49. Selam Look;

    “1-Nereden biliyorsunuz bu kitab’ı Allah’ın göderdiğini?..
    2-Ne biliyorsunuz kitapta EKSİLTME olmadığını?..
    3-Ne biliyorsunuz Osman’ın yaktığı/yaktırdığı nüshalar arasında elimizdeki kur’an’dan fazlalık ayetler olmadığını?
    4-Ne biliyorsunuz Kur’an’ın değiştirilemeyeceğini söyleyen ayetleri elçi’nin kendisinin uydurmadığını.

    Maddeler halindeki sorularıma maddeler halinde cevap verirseniz sevinirim. Biraz kıt akıllıyımdır da…” demişsin.

    O, çok esirgeyici Rabb; Kuranla öğüt vermemizi emir buyurduğu için sana “tekrar” cevap veriyorum.

    1-Nereden biliyorsunuz bu kitab’ı Allah’ın göderdiğini?..

    1-1: Bu Kuran, 1400 yıldan beri inanmayanları kendisi gibi bir kitap getirmeye çağırdığı halde böyle bir kitap yazılamamıştır. Denemesi bedava ve serbesttir. Ama sen “Hadis” adı verilen şeyler sebebi ile Kuran’a inanmamızı istiyorsan, senin gibi düşünenler pek muazzam hadisler uydurabilmişlerdir. Dilersen Allah seni onlarla beraber haşreder.

    1-2: Kuran, çelişkisiz bir kitap olduğunu Allah katından olduğuna delil getirir. Ama, sen Hadisler sebebi ile Kuran’a inanmamızı istiyorsan bil ki, bu hadislerin rivayet edildiği kitaplarda peşi peşine bile birbirini tutmayan, çelişkili beyanlar vardır. Mesela, bir hadis kitabında; “Peygamber bize kendisinden hadis yazmamızı yasakladı” diyorsa, artık o hadis kitabının tamamı şüpheli hale gelir. Zira, bunu hadis diye oraya yazan, onun Peygamber’den rivayet edildiğine de inanmıştır. Artık bu inancı onu bağlar. Artık o kişi eğer inanıyorsa, Peygamberin bu emrine uymakla mükellef olduğu halde, Peygamber’in yazmayın dediğini rivayet etmeye devam ediyorsa, ben onun rivayet ettiği diğer şeylere de inanmam. Sen inanabilirsin ve bu sadece seni bağlar.

    1-3: Kuran gayb haberleri vermektedir. Misal, Nahl (Arı) suresi mushafta 16.sıradadır ve arıdan bahsetmektedir. Arının kromozom sayısı 16’dır. Bu gayb haberidir. Bunlar çok esirgeyici Rabbin, kullarının kalbi kaymasın diye insanlara bir nimetidir. Kuran bunun gibi pek çok mucize / üstün ilim haberleri ile doludur. Biz, Kuran’da açıklanan hükümlerden Gaybları sadece Allah’ın bileceğine, peygamberlerin yahut diğer kişilerin gaybı bilemeyeceğine inanırız. Sen eğer, Kuran’a hadisler sebebi ile inanmamızı istiyorsan bil ki, biz Kuran’ı yalancı çıkarmaya çalışanların sözlerini reddederiz. Çünkü bu hadisler, Kuran’ın hilafına, Peygamberimize insanüstü vasıflar yüklemektedir. Biz Kuran’da anlatılan “beşer” bir peygambere iman ediyoruz. Yok siz, insanlara kafasına göre şefaat edecek pek yetenekli bir resul umuyorsanız bekleyin. Biz de bekleyenleriz.

    1-4: Kuran, gönül gözümle baktığım alemde varlığı vacib olan bir Rahman’ı tarif etmektedir. Ben, O çok esirgeyici Allah’a iman ediyorum. O’na iman ettiğim için O’nun Kelamına şeksiz ve şüphesiz iman ediyorum. Bu benim içsel / bireysel sebebimdir.

    2-Ne biliyorsunuz kitapta EKSİLTME olmadığını?..

    2- Çünkü, birinci şıkda açıkladığım sebeplerle inandığım Kuran, korunma altında olduğunu söylüyor. Fakat sen bizim Kuran’a hadisler sebebiyle inanmamızı söylüyorsan öncelikle Peygamberin tüm söz ve davranışlarının bize intikal ettirildiği hususunda delil getirmelisin. Bir de birbiriyle çalişmeyecek şekilde mümkünse…

    3-Ne biliyorsunuz Osman’ın yaktığı/yaktırdığı nüshalar arasında elimizdeki kur’an’dan fazlalık ayetler olmadığını?

    3- Çünkü, birinci şıkda açıkladığım sebeplerle inandığım Kuran, korunma altında olduğunu söylüyor. Fakat sen bizim Kuran’a hadisler sebebiyle inanmamızı söylüyorsan öncelikle Peygamberin tüm söz ve davranışlarının bize intikal ettirildiği hususunda delil getirmelisin. Bir de birbiriyle çalişmeyecek şekilde mümkünse…

    Ama sen bu soruyu önce kendine sormalısın. Yahut da bu soruların aynısını soran üstadın mevdudiye sorabilirsin. Yani, sizlerin iman ettiğiniz hadis kitapları bir kısım sahabenin ve halifelerin yazılan hadisleri derleyip yaktırdığını beyan ediyor. Artık bu çelişki sizin sorununuz. Biz, bununla ilgilenenler değiliz.

    4-Ne biliyorsunuz Kur’an’ın değiştirilemeyeceğini söyleyen ayetleri elçi’nin kendisinin uydurmadığını.

    4- Çünkü, birinci şıkda açıkladığın sebeplerle inandığım Kuran, elçinin kendilerinin demediğini Kuran diye söylerse O’nu şah damarını koparmakla tehdit ediyor. Eğer O, bunu yapmamışsa sorun yok. Eğer, O onu yapmışsa, Allah O’nun şah damarını koparmıştır. Ben orada olmadığım için neyin ne olduğunu görmedim. Fakat, Rabbim her şeyin üzerinde mutlak bir nigahbandır. Ve vaadinde pek sadık, ukubetinde pek şiddetlidir.

    Yanlız; senin bu hususta çok ciddi bir handikabın var.

    Kuran’a inanmamız için inanmamızı şart koştuğun hadislerin korunma altında olduğu hususunda hiç bir delil yoktur. Bak işte bu nedenle arada birileri bir hayli şeyler uydurmuş olabilir. Mesela, Buhari hadislerini 600.000 hadisden 6.000 küsur kadar seçtiğini söylüyor. Yani, 594.000 küsuru yani %99’u kendisine göre uydurma olan bir yığın içerisinden. Gördün mü bak, Kuran ayeti uydurulmuyor amma hadis uydurmak pek kolay. Sen de deneyebilirsin.

    Lafı uzatmaya gerek yok. Bizim cevabımız bunlardır Look kardeş… Artık dilersen inanırsın, dilersen inanmazsın. Biz, senin üzerinde bir zorba değiliz. Hepimizin dönüşü Alah’a dır.

    Selam hüdaya tabi olanlara…

  50. Selam Look;

    Allah bizi sizin gibi cahillerden korusun. Yukarıda bir yazında demişsin ki;

    “Size bir kitap verdiler, Bu Allah’ın kitabı dediler siz de inandınız. Bu kitabı peygamber getirdi dediler inandınız. Bu kitapta EKSİLTME yok dediler inandınız. Şu sizin babanız dediler inandınız. …. ….

    Peki…
    Şu sizin peygamber’inizin sözü dediklerinde niye küfrü inadi’ye girişiyorsunuz ?…”

    Ayıp değil mi şu senin dediğin. Sen hiç düşünmez, hiç akıl erdirmez misin.

    Hadisleri savunmak adına sen nasıl böyle bir misal verebilirsin ! Sana 20 sene din eğitiminde bunu mu öğrettiler. Yazık sana !

    Demek öyle…

    Bir kişi anasından, babasından, atasından duyduğu her şeye inanmalı ise, ne putperestler, ne şunlar, ne bunlar suçlu değildir. Çünkü hepsi bunu atalarından görmüştür. Peygamberin zamanındakiler dahil !!!

    Yazık sana. Yazık ki, ne yazık ! Sen, bunu neden söylediğimi pek iyi bilirsin. En azından savunacağını doğru bir delil üzerine savun. Özrün, kabahatinden büyük.

    İnsanları din adına Allah adına çağırdığın şeye bak !

    Allah sana ve hepimize hidayet etsin.

    Selam hüdaya tabi olanlara…

  51. Hepsine cevap vermeyeceğim… Bazılarına vereyim yeter.

    1.1
    1.2
    1.3… vs vs.
    Ben diyorum, bi daha söyleyim, okuma yazma bilmeyenlere: Elçi Kur’an’a ilave yapılamayacağını bildiren ayetleri sözünü kuvvetlendirmek için kendisi ilave etmiştir.

    ان الله لا يحب من يتولى عن دينه ولا المرتدين
    ان الله لا يحب من كان مختال فخور
    Hadi bu ayet (?)lerin Allah’ın sözü olmadığını ıspatla !..

    Lokman suresi 31. suredir. Bu surede eşek geçmektedir. Eşeğin numarası da 31’dir. :)))
    Bunu sizden önceki Hurufi dedeleriniz de yapmıştı.

    Temelsiz bina çökmeye mahkumdur.
    Buhari kendisinin ezbelerdiği 600.000 hadis -ki her ayrı sened bir hadis sayılır onlara göre, mesela men kezebe hadisi 1500 sened ile gelmiştir, bu 1500 hadis sayılır- arasında en sağlam gördüklerinin arasından 6000 tanesini seçmiştir.
    Bu kadar ters bir mefhumu muhalefeti kimsede görmedim. Ben seni seviyorum demek, senden başka kimseyi sevmiyorum demek midir?

    Size söylenene inanmayın. Atalarınızın da söylediğine çevrenizin de söylediğine… BABANIZ ASLINDA SİZİN GERÇEK BABANIZ DEĞİL.

    Bu kur’an’ı bize ulaştıranlar ve de hadisleri… Sizin gibi saz çalarak, türkü söyleyerek ulaştırmadılar.
    Buhari haddini bilirdi, Ebu Hanife de… Siz ne haddinizi biliyorsunun ne de cahilliğinizi.

    şimdi kime yazıklar olsun.!?!

  52. Merhaba Ali Bey,
    daha önce hayız halinde namaz ve Türkçe namaz konularında görüşlerinizi almıştım hatırlarsanız. fazla sıklıkla siteyi takip edemiyorum. fakat yukarıdaki tartışmadan algıladığım kadarıyla şekil olarak namazın olmadığı görüşünü savunuyorsunuz sanırım. bazı sorularım olacak;
    Namazın Kuran da detaylı anlatımı olmadığı ve bu sebeple farz olmadığı ancak güzel bir yakarış ve bağlanma şekli olduğu, bu sebeplerle kılınması gerektiği görüşündemisiniz yoksa kabeyi dikili taş olarak algılayıp, namazları dikilitaşa tapınma olarak görüyorda tümden safdışımı bırakıyorsunuz.bu iki ihtimalide sebepleriyle yazarsanız hem bize araştırma yolu hemde benim gibi görüşlerinizi önemseyen ve şuanda aklı karmakarışık olmuş kişilere de bir cevap olması dileğiyle ayrıntılı acil cevabınızı bekliyorum.
    Allah hepimizi doğru yoluna iletsin…

  53. Selam Arzu;

    Herhangi bir şeyi savunmak değil bu…

    1) Allah, Kuran’dan sorguya çekileceğimizi buyurdu.

    2) Allah, beni sorguya atalarımın değil kendisinin çekeceğini bildirdi.

    3) Allah, Kuran’ın sakınanlar için bir hidayet rehberi olduğunu, onları karanlıklardan aydınlıklara çıkardığını / çıkaracağını, resulün sadece vahye tabi olduğunu, bu kitapta insanlar için her manadan nice türlüsünü açıkladığını, bu kitapta hiç bir şüphe ve çelişki bulunmadığını, kitaba hiç bir eğrilik koymadığını, şeytanın önceki ümmetleri yoldan çıkarttığını, bunun nedeninin onların Allah’ın indirdiğine uymaması olduğunu anlattı.

    Şimdi; akıl sahibi bir kimse şu yukarıdakileri okuduğunda dinini yalnız Kuran’a dayandırmak durumunda olduğunu anlar.

    Yukarıda sizin aklınızın karışmasına sebep olan yazı Hanif Dostlar forumunda yapılan bir tartışmadan alıntıdır.

    Burada bir kısım arkadaşlarımız yine sadece Kuran’a dayanarak bir kısım sorular yönelttiler ve salatın şekilsel bir ibadet olup olmadığını, diğer bir deyişle bu gün “namaz” olarak kıldığımız şeyin Kuran’da ne şekilde anlatıldığını sordular. Hem de, çok çetin, çok ciddi misaller vererek bunu yaptılar.

    Kendilerinde ilimden bir paye olduğunu umduğum arkadaşlarımızın, bu sorulara sırası ile ve açık açık cevaplar vermek yerine, sürekli olarak onların niyetini sorgulamaları, onları türlü şekillerde itham etmeleri, aşağılamaları, bunları yaparken de, bu güne kadar söyledikleri şeylerle çelişecek şekilde tevatürü yani baskın bir inanışla atalarımızdan bize kadar erişmiş bilgileri delil edinmeleri çok garibime gitti.

    Keza, bir tartışmada bir kişi karşısındakini aşağılamaya başlamışsa artık bu onun vereceği hiç bir cevap kalmadığını gösterir.

    Halbu ki ben, kendini Kuran hizmetine adamış, insanara Kuran’ı öğreten birilerinden bunun tam aksini, oturaklı, Kuran’a dayandırılmış cevaplar beklerdim.

    Hanif dostlar sitesinin moderatörlerinden biri olarak, ben de bu arkadaşlarımızın sorularını gah soruş şeklini, gah mahiyetini değiştirerek ilgililerine yönelttim ve tartışmayı güncel tutmaya çalıştım. İşte yukarıda okuduğunuz yazı bu amaçla yazılmıştır.

    Tartışmanın seyrini, kimin ne dediğini yukarıda linki verilen tartışmadan okuyabilirsiniz.

    Bu süreç gerçekten zorlu geçmiştir ve henüz bitmemiştir. Allah, kelimeleri ile gerçeği açığa çıkaracaktır.

    Bu süreçten öğrendiğim şeyler şunlar olmuştur:

    1) Allah’ın kitabı tam ve eksiksizdir. Bu süreç, Allah’ın kelamına olan güvenimi perçinlemiştir. Tevatür’ü delil edinerek ondan bir şeyi savunmaya çalışanlar, Kuran ayetleri karşısında yenik düşmüşlerdir. Bu ezikliklerini de, hakaret ve aşağılamadan başka bir yolla ifade edememektedirler.

    2) Herkesim, kendi düşündüğünün en doğru olduğuna inanmakta, kendisi gibi düşünmeyenleri tekfir etmektedir. Sadece bu durum dahi, esasen onların söyledikleri şey hususunda tam bir eminlik içerisinde olmadıklarının delilidir.

    3) Elimizde okuyup durduğumuz Kuran meallerinin çoğu, tevatürün dayattığı anlamlarla oluşturulmuştur. Ve bu çeviriciler, Allah’ın demediğini denilmiş gibi göstermekten hiç bir korku ve endişe duymamaktadırlar. Bu anlamda şimdilik, Musatafa İslamoğlu’nun haziran aylarında çıkacağını söylediği Kuran Meal Tefsirinden umutluyum. Bir de, Yaşar Nuri Öztürk’ün meali diğerlerine nazaran daha gerçekçi bir çeviridir.

    Gördüğünüz gibi ben şekilsel salat vardır yahut yoktur demiyorum.

    Fakat, şekilsel salat vardır ve bunun delili tevatürdür diyenleri, artık hadislere ilişmeyi terkedip Ehli Sünnet vel cemaat yoluna geri dönmeye çağırıyorum. Böylelikle onlar, kendi içlerinde çelişkiye düşmemiş olurlar. En azından söyledikleri şeyler kendi içlerinde tutarlı olur.

    Şekilsel salat vardır ve bunun delili Kuran’dır diyenleri, hakaret ve aşağılamayı bırakıp Kuran’dan delilleriyle birlikte bildiklerini açıklamaya çağırıyorum.

    Şekilsel salat yoktur diyenlere de aynı tartışma içerisinde bir kısım sorular yönelttim. Eğer tartışma devam ederse sormaya da devam edeceğim.
    Onları da bu soruları cevaplamaya çağırıyorum.

    Gördüğünüz gibi, ben bir iddia sahibi değilim. Fakat, her iddia sahibini de öncelikli olarak kendi içinde çelişkiye düşüp düşmedikleri yönünden incelerim.

    Her ne kadar ben somut bir idda sahibi olmasam da şunu tam bir inançla söyleyebilirim ki, Allah bu Kuran’da insanlar için her manadan nice türlüsünü açıklamıştır. Allah’ın kitabına ona tam bir inançla inanarak sarılanlar asla yanlışa düşmezler. Allah, tam bir hüsnü kabulle kendisine yönelen hiç kimseyi yardımsız bırakmaz.

    Bu bir imtihandır. Ve herkes, kendi yapıp ettiğinin hesabını Allah huzurunda tek başına verecektir. Allah da kimseyi gücünün yettiğinden fazla bir şeyle sorumlu kılmamıştır.

    Sonuç olarak Arzu hanım, siz gücünüzün yettiğinden sorumlusunuz. Bu, tevatürün değil, Allah’ın vaadidir. Sizi sorgulayacak olan da atalarınız değil, Allah’tır. Bu nedenle içinizi ferah tutunuz. Allah kullarına karşı asla zulümkar değildir.

    Muhabbetlerimle…

  54. Admin rumuzlu müslüman kardeşim…”Şimdi; akıl sahibi bir kimse şu yukarıdakileri okuduğunda dinini yalnız Kuran’a dayandırmak durumunda olduğunu anlar.”demişsiniz…Yanılıyorsunuz müslüman kardeşim…Din yalnız Kuran’a dayanmaz…İşte sıralama:Kuran,hadis-sünnet,icma,kıyas.Birde”…atalarımızdan bize kadar erişmiş bilgileri delil edinmeleri çok garibime gitti.”demişsiniz.Söylermisiniz şayet bizim müslüman ceddimiz İslam’ı çok iyi yorumlamasalardı biz nereden müslüman olacaktık,bizim anladığımız manada yorumlamasalardı…Maveraünnehir’i,Semerkant’ı,Buhara’yı hatırlayın…Değerli müslüman kardeşim…Bizler müslümanız,nefsimize göre konuşamayız…Musatafa İslamoğlu’nu size acizane tazviye ederim…Ama Yaşar Nuri Öztürk’ü tavsiye etmem…Acizane bir teklif…Suat Yıldırım,Ali Ünal,Ali Bulaç,Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır,Diyanet Meali acizane tekliflerimdendir…Birde “Her ne kadar ben somut bir idda sahibi olmasam da şunu tam bir inançla söyleyebilirim ki, Allah bu Kuran’da insanlar için her manadan nice türlüsünü açıklamıştır. Allah’ın kitabına ona tam bir inançla inanarak sarılanlar asla yanlışa düşmezler. Allah, tam bir hüsnü kabulle kendisine yönelen hiç kimseyi yardımsız bırakmaz.” demişsiniz…Amenna diyeceğim yoktur…Rabbim bizleri tam ihlastan ayırmasın…Saygı ve dua ile…

  55. Selam Muharrem kardeşim;

    Siz, Kuran indirilmeden 100 sene önce yaşasaydınız atalarınız yine sizi doğru yola eriştirebilecek miydi ?

    Bu gün siz doğruyu bulmuşsanız, bu atalarınızdan değil Rabbinizden bir rahmettir.

    Hatta aynı şey Resul için de geçerlidir.

    Kuran bunun misallerini vermektedir.

    Yazılanları ve gerekçelerini titizlikle okumaya devam ederseniz anlayacağınızı düşünüyorum.

    Muhabbetlerimle.

  56. Selam hüdaya tabi olanlara olsun…

    Sayın muharrem kardeşim yazdıklarım bir çok kişiyi rahatsız ediyor ve edecektir.!

    Ben yalnız ve yalnız ‘kuran’dediğimden dolayı ve tüm meselelerde belirleyiciliği ona taşıyıp onunla amel ettiğimden özellikle bir çok aile bireylerinden olan kimseler,yakın çevremdekiler ve iş arkadaşlarım tarafından dışlandım.Bir çok kişi tarafından da tehdit edildim,hakaretler gördüm,alaya alındım,dışlandım,yalnızlaştım ama asla taviz vermedim vermiyeceğimde!Sonuç ne olursa olsun dini ona özgüleyeceğim.

    Şu anda öyle bir durumla karşı karşıyayımki hicret etmeyi bile düşünüyorum.Bu durumu bu forumda muhlis beyede msn den söylemiştim.

    Yazmak isteyipe yazamadığım yüreğimdekilerin yazdıklarıma tam anlamı ile yansımasını çok isterdim.

    HER ZAMAN FARKLI ORTAMLARDA OLDUĞU GİBİ BURADANDA HERKESE SÖYLÜYORUM.BEN RABBİMİN EMRİNE SON DERECE BAĞLI VE ONU GÖTÜREBİLDİĞİM HER YERE GÜCÜM NİSBETİNDE YAPACAĞIM.
    HİÇ BİR TEHDİTTEN DE KORKMUYORUM

    ALLAH KULUNA YETMEZMİ

  57. Selam…

    Sayın Muharrem bey ve diğer vatandaşlarım… Allah, dinini tamamlamadı mı? Yoksa atalarınız mı tamamladı dini? Eğer böyle inanıyorsanız bu Allah’a birilerini ortaklık yapma değil midir? Şirk değil midir?

    Yine bu husustan yola çıkarak, İslam’ı Allah mı tamamlamıştır, yoksa Elçisi de bu din işlerinde/dini tamamlamada Allah’a ortak mıdır? Eğer böyle olduğuna inanıyorsanız bu Peygamberi de ilah/Rab edinerek Allah’a şirk koşmak değil midir?

    Efendim Look rumuzlu vatandaşımız demiş ki hadisleri savunurken; “Kur’an’ı Elçi’nin yazdırmadığından emin misiniz?”

    Velevki Kur’an’ı Elçi kendisi yazsın, hadi öyledir diyelim, Elçi’nin yazdığı o muhteşem Kur’an’da birbiriyle çelişen bir tane bile ayet yok!!!! Ama bakıyoruz onun hadisleridir denilen rivayetlere, hepsi birbiriyle çelişiyor, O Elçinin bir yaptığı öbür yaptığını tutmuyor, kendi yazdığı kitabında ata binip uçmazken, ağaçlarla konuşmazken, başına bal sürmezken, o rivayet dolu hadis kitaplarında neler yapıyor neler! Kısaca ya O Elçi yalancı, ya da O Elçiyi anlatan Hadis Kitaplarının yazarları yalancı?!!!

    Buyrun lagaluga yapmadan, kem küm yapmadan cevap verin bana. Kim yalancı???

  58. Admin rumuzlu müslüman kardeşim: “Siz, Kuran indirilmeden 100 sene önce yaşasaydınız atalarınız yine sizi doğru yola eriştirebilecek miydi ?” demişsiniz…Ama ben müslüman atalarımızdan bahsediyorum dimi…Demogoji yapmayalım…Yani dil oyunları… “Bu gün siz doğruyu bulmuşsanız, bu atalarınızdan değil Rabbinizden bir rahmettir.” demişsiniz…Amenna…Ama mübarek ceddimiz bir araçtır…Aslı yaratan Rabbimiz’dir (celle celaluhu)…”Yazılanları ve gerekçelerini titizlikle okumaya devam ederseniz anlayacağınızı düşünüyorum.” demişsiniz…Sizi bir hayli okuduğumu düşünüyorum…Bu sayfalarda mübarek Abdülkadir Geylani’ye,Yunus Emre’ye,Mevlana’ya dil uzatılmasına göz yumamam…Siz de beni anlayın…Şunu da unutmayın:”Bir insanın büyük veliler hakkında ileri-geri konuşması o insanın imanca düşmesi için yeterlidir…”Müslüman kardeşim…İman denge durumudur…Bizler bu mübareklere değil sadece Rabbimiz’e (celle celaluhu) kulluk ediyoruz…Pegamberimiz Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Kuran’dan kendi fikrince yorum çıkaranların durumu için de dediği ortadadır…Biliyorum bu hadis-i şerife de bir kulp bulacaksınız…Söylermisiniz,sizlerin bu ve buna benzer uğraşları kaç kişiye Allah’ı sevdirdi…Rasulunu sevdirdi…Niçin dine hizmet etmek isteyen ama geçmişte yaşamış-ölmüş insanları insafsızca yargılıyorsunuz…İetibatı koparmayalım…Dua ile…

  59. toprakerdem rumuzlu müslüman kardeşim…”ALLAH KULUNA YETMEZMİ” Rahman kuluna yeter…Ama bu bizleri yalnız Kuran dedirtmemeli…Hadisler,sünnetler,mezhepler,müçtehitlerin içtihatları,icmalar,kıyaslar,…Hiçbiri tabiki Kuran değildir…Kuran bir kitaptır.Okunmalıdır.Ve alimlerce şerh edilmelidir.Hıristiyanlar gibi din adamlarımızı çok yüksek olarak kutsamıyoruz müslüman kardeşim…Size yardım etmek istiyorum…Allah rızası için…Yazmak zor.Keşke konuşabilsek…Keşke…Dua ile…

  60. Selam muharrem kardeş

    Sana bazı ayetler vereceğim Allah rızası için şunları bana açıklarmısın.

    ”’Biz bu kitabı sana, her şeyin ayrıntılı açıklayıcısı, bir doğruya iletici, bir rahmet, Müslümanlara bir müjde olarak indirdik.”'(16/89)

    ”’Andolsun bu Kuran’da her örnekten insanlar için türlü türlü açıklamalarda (sarrafna) bulunduk. İnsanların çoğu ise tanımamakta ayak diretmektedirler.”'(17/89)

    ”’Allah size kitabı detaylandırılmış bir halde indirmişken Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım?”'(6/114)

    ”’Ey iman sahipleri; size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Kuran indirilirken onları sorarsanız size açıklanır. Allah onları affetti. Allah Bağışlayandır, Merhametlidir.”'(5/101)

    ”’Kendilerine okunmakta olan Kitab’ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu?”'(29/51)

    ”’Kitap’ ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.”'(6/38)

    ”’Sen de aralarında, Allah’ ın indirdiğiyle hükmet.”'(5/49)

    ”’De ki “ Ben sizi ancak vahiy ile uyarıyorum.” (21/45)

    ”’Bunları Kuran’da türlü türlü şekillerde (sarf) açıkladık ki öğüt alıp hatırlasınlar. Fakat bu sadece kaçışlarını artırıyor.”'(17/41)

    ”’Bilgiyle uzun uzadıya, etraşıca açıkladığımız (fassalna), inanan bir toplum için doğruya iletici ve rahmet olan bir kitabı onlara getirdik.”'(7/52)

    ”’Hep birlikte Allah’ın ipine sarılın, fırkalara bölünüp ayrılmayın.”'(3/103)

  61. Portakalı soydum, başucuma koydum, ben bir ayet uydurdum….

    Kur’ancılar bu uydurduklarımın ayet olmadığını ıspatlasınlar bakalım.Gerçekten kur’an’ın lafzı mucize miymiş?..

    Nasihat suresi 1 ve 2. ayetler
    1-ان الله لا يحب من يتولى عن دينه ولا المرتدين
    2-ان لله لا يحب من كان مختال فخور

    ===========
    hadislerdeki çelişkiye sonra geleceğim.

  62. Selam muharrem kardeş

    Din adamları şüpheler belirmeye başladığında klasik cevapları şudur ” Evladım senin kalp gözün kapalı “.Bense tam aksini düşünüyor ve kalp gözünün açılması için sorma ve sorgulamalar gerekir diyorum.

    Senin karşı itiraz ve delillerin varsa,onların ortaya konulması beni fazlasıyla memnun ve bahtiyar eder.Senteze ulaştıracak her konudan fazlasıyla memnunluk duyarız.Medeni insanlar ve toplumlar; tez,antitez ve daha sonra ardından gelecek sentezlerle hem kendilerini hemde toplumlarını yüceltirler.Konuya yardımcı olman beni sevindirir.

  63. Dalgacı Allame LooK!
    Uydurduğun iki ayete karşılık bir ayet de ben uydurayım. Hem belki işine yarar:

    ان العلماء الذين تتخذونهم انتم واباؤكم آلهة لا يحبون من يرتد عن دينهم ولاالمؤمنين بالله وحده

    Muhammed Resulullah, eğer uydursaydı, Enfal 2. ayeti şu şekilde okurdu:

    انما المؤمنون الذين اذا ذكرالله ورسوله وجلت قلوبهم واذا تليت عليهم آياته واحاديث رسوله زادتهم ايمانا

    Anlamı:
    “Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah ve Resulu anıldığı zaman kalpleri ürperir. Ve onlara O’nun ayetleri ve Resulunun hadisleri okunduğunda imanları artar…”

    Böylece,bu şekliyle bu ayet, sen ve senin gibilere, Ku’an’ın hadislerinden başka hadisleri de din edinenlere güçlü bir delil olurdu.

    Mü’mine, Arapça bilmeyen kimi halis mü’minlere hakaret ve küçük düşürme amaçlı, kimi ayetler arasında kelimeleri yer değiştirerek karşısındakinin yaptığı hokkabazlığı anlayıp anlamadığını test etmek için ayet uydurmak yakışmaz.

    —————————
    Selam Huda’ya tabi olanlara!

  64. Uydurmuş olduğum ilk ayetin anlamını veriyorum:

    “Hiç şüphesiz, siz ve atalarınızın ilah edindiği bu alimler, dinlerinden döneni ve sadece Allah’a inananları sevmezler.”

    —————————
    Selam Huda’ya tabi olanlara!

  65. okuma yazma bilenler
    وما آتاكم الرسول فخذوه وما نهاكم عنه فانتهوا
    “PEYGAMBER size NEYİ verdiyse alın, neyi yasakladıysa kaçının

    ayetini okumaz mısınız?

    peygamber ve her ne verdiyse…. (ayet hadis ayrımı yok. ve veren Allah değil, elçisi)

    hani kur’an evrenseldi, hani her zamana hitap ederdi ?..
    bu ayet bu güne hitap etmeyecekti, sadece elçi’nin devri bu ayetle amel edecekti, bu ayet neden kur’an’da var ?..

    =================
    meal dinine mensup olanlarla her zaman dalga geçtim ve devam edeceğim.
    din bilmezler dinin temeliyle oynamamalı.
    müsteşriklerle ortak hareket etmemeli

    =================
    kur’an’ın icazından bahseden samimi müslüman(?)lar daha ondan olan ile olmayanı ayırt edemiyor haaa.
    Yakışan ile yakışmayana adli ilahi karar versin.

  66. Selam Look;

    Bu sitede bu söylediklerinin tamamına gerekli cevaplar, üstelik sadece Kuran’a dayanılarak verilmiştir.

    Fakat, tüm bu tartışmalar içerisinde en gıcık olduğum husus, hadisi bir delil olarak kullanan insanların bu ayeti gerekçe göstermeleridir.

    Neden gıcık oluyorum ?

    Çünkü bu terbiyesizliktir. Çünkü bu, Allah’ın demediğini “dedi” diye söyleyerek kafanızdaki bir şeyi onaylatma çabasıdır.

    Siz, sadece kendinize karşı değil, Kuran’a karşı, Allah’a karşı da ikiyüzlü insanlarsınız. Sizin şu yaptığınız şey, sizin tüm inanılırlığınızı bitirir.

    Çünkü siz, apaçık bir biçimde yalancılarsınız.

    Haydi bakalım, çok bilmiş Look; şu yazdığın ayetlerin öncesini ve sonrasını da yaz. Yaz da, insanlar senin de, senin gibilerin de ne mal olduğunuzu anlasınlar.

    Muhabbetlerimle…

  67. Dalgacı look sen ve senin gibiler ”evlere arka kapılardan”girdiklerinden kuran’ın tüm güzelliklerindende faydalanamıyıcaklardır.Nedemek istediğimi anlayan anladı.!!!

    Kuran’ın ”k”sından bi habersin çıkıp karşımıza allamelik yapıyorsun.
    Sen ve senin gibilerin bizim gibilerin içerisinde küçücük bir tesiri dahi olmaz olamaz.!

    hadi ordan…

    dalgacılarla işimiz olmaz.

  68. “Onların onların kalplerini mühürlemiştir…”
    “Onlar, sağır, dilsiz ve kördürler. Onlar akletmezler.”
    “Ben sizin üzerinize bir zorlayıcı değilim.”
    “Sen istediklerini hidayete erdiremezsin fakat Allah kimi dilerse onu hidayete erdirir.”
    “Sen insanların çoğunun aklettiğini mi sanırsın, Hayır onlar akletmezler hayvanlar gibidirler belki de onlardan da aşagıdırlar…”
    “İçlerinden bir topluluk: “Allah’ın helak edeceği yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz? dedi. (Öğüt verenler) dediler ki: Rabbinize mazeret beyan edelim diye bir de sakınırlar ümidiyle (öğüt veriyoruz)”
    “Sen, onların hidayete ermelerine çok düşkünlük göstersen de bil ki Allah, saptırdığı kimseyi (dilemezse) hidayete erdirmez. Onların yardımcıları da yoktur.”
    “Allah hidayete karşılık dalaleti satın alanları hidayete erdirmez”
    “Sen onları doğru yola çağırsan da onlar asla hidayete ermezler.”
    “Biz de onları azgınlıkları içinde bocalar bir halde bırakırız.”

    ŞAHİD OL YA RAB !..
    ŞAHİD OL YA RAB !..
    ŞAHİD OL YA RAB !..

    ilahi adalet huzurunda artık benim de bir mazeretim var…

  69. Selam;

    Ne oldu Look efendi !

    Neden delil edindiğin ayetin öncesini ve sonrasını yazıp ta bizi rezil etmek yerine, cartayı çektin ?

    İşte böyle… Sizin hakkınızdan anca Kuran gelir.

    Sen çok iyi anlıyorsun benim dediklerimi…

    Hadi selametle…

    Not: Şehadet bakımından sizler Buhari’ye Allah’tan daha çok güvenirsiniz. Allah’ı şahit olarak çağıracağına Buhari’yi, Müslim’i, Taberi’yi ve diğerlerini çağırsana !

  70. look:

    …..

    Yine biliyorum ki kalbi mühürlenmişler inanmayacak. Çünkü Allah bu Kur’an ile kimilerini saptırır kimilerini hidayete erdirir. DÜŞÜNÜN… KUR’AN İLE SAPTIRIYOR.
    Kur’an ile uğraşan sapmaz değil…

    look:

    يُضِلُّ بِهِ كَثِيراً وَيَهْدِي بِهِ كَثِيراً وَمَا يُضِلُّ بِهِ إِلاَّ الْفَاسِقِينَ

    ayeti bul…

    ================

    Selam;

    Bakara 26: إِنَّ اللَّهَ لاَ يَسْتَحْيِي أَن يَضْرِبَ مَثَلاً مَّا بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَا فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُواْ فَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ الْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُواْ فَيَقُولُونَ مَاذَا أَرَادَ اللَّهُ بِهَـذَا مَثَلاً يُضِلُّ بِهِ كَثِيراً وَيَهْدِي بِهِ كَثِيراً وَمَا يُضِلُّ بِهِ إِلاَّ الْفَاسِقِينَ

    يُضِلُّ بِهِ كَثِيراً وَيَهْدِي بِهِ كَثِيراً وَمَا يُضِلُّ بِهِ إِلاَّ الْفَاسِقِينَ

    Yukarıdaki Bakara 26’dan alıntıladığımız cümlenin anlamı;
    Look’un iddia ettiği gibi “Allah bu Kur’an ile kimilerini saptırır kimilerini hidayete erdirir” şeklinde olmayıp, doğrusu şöyledir: “Allah bununla (bu örnekle) birçoğunu saptırır yine bununla(bu örnekle) birçoğunu da doğru yola iletir. Ve Allah ancak fasıkları saptırır.”

    Saygılarımla…

  71. Iiman ile küfür taki Adem a.s dan beri at basi gitmisdir. bu arada yahudikik 71 hiristiyanlik 72 müslümanlikda 73 firkaya ayrilmislardir bunlar ALLAH bir peygamber hak diyen insanlardir,.bu mezhepleri kabül etmiyen veya bunlara karsi gelen insanlar bir zamanlar ingilizlerin islami yozlasdirmak icin islam ülkelerine ajanlarini sokup yavas yavas tahrip eden ajanlarin islerini yapmakdadirlar ben bunlara ingiliz casusunun itiraflarini okumasini tavsiye ediyom birde mektubat kitabini ingilizler o kutsal yerleri nasil vahhabilesdirdikleri ortada yazik böyle mezhebleri imami azam safi hanbeli malikileri begenmiyenleri siddetle kiniyom ALLAH onlara hidayet versin, suur ve izan versin saygi ve sevgilerimle

  72. selam aleykum admin ve look ..ben bu dialogu sizden daha fazla sevdim..mümkünse msn mi ekleyin siznle biraz sohbet edelim..

  73. “Bir sultanın sağında lütuf ve merhamet ve solunda kahr ve terbiye lâzımdır. Mükâfat, merhametin iktizasıdır. Terbiye de mücazatı ister.

    İtaat edenlere mükafat verememek gibi, isyan edenleri cezasız bırakmak da padişahın izzetine yakışmaz; her ikisi de acizlik ve zaaf ifadesidir. Cenab-ı Hak bu gibi noksanlıklardan münezzehtir.

    Şunu çok net olarak belirtelim ki, İslam’da recm gibi hükümler caydırıcı ağır bir ceza müeyyidesidir. İnsanlık camiasında ve bütün semavî dinlerin ortak amaçlarından biri, neslin devamını sağlamaktır. Zina, nesilleri -değişik hukukî ve insanî kriterler bakımından- dejenere eden, karıştıran en alçak bir gayr-ı meşru yoldur. Bu fuhuş, ağır bir suç olduğu kadar, serkeş nefisler için çekici bir suç işleme mekanizmasıdır. İslam gibi evrensel bir dinden, böyle alçak bir suçun önlenmesi için caydırıcı bir önlem almamasını bekleyemeyiz. Suçluya ceza vermek merhamet ve sevgiye zıt olmadığı gibi adaletin de gereğidir.

    Kur’ân, mu’cizevî tarzla, “Zinâ yapmayın!” emri yerine, “Zinâya yaklaşmayın!” ibaresini kullanarak, değil o kötülük kapısından içeri girmeyi, kapıya yaklaşmayı bile menediyor. Çünkü “Zinaya yaklaşmayın” ifadesi, “Zinâ yapmayın!” şeklinden daha belîğ, daha açıktır. İnsana, bir şeye “yaklaşma” demek, bir şeyi “yapma” demekten daha te’sirli, daha etkilidir ve “zinâya yaklaşmayın” deyişi, zinânın başlangıcı olabilecek dokunma, öpme, bakma, göz kırpma gibi insanı zinâya götürecek şeylerden alıkoymayı ifade eder. Sebeplerine müracaat da, zinâyı te’yid eder. Zinâysa, çok kötü bir fiil ve büyük bir günahtır. Ayrıca zinâ, gelip geçici bir hevesin perdesini açması, neseplerin karışması, haramlara gidilmesi, başkasının hukukuna tecavüz, aileyi yıkmak suretiyle cemiyet direklerinin yıkılması, anarşinin yayılması, ıztırap kapısının açılması, ahlâksız hastalıkların yayılması sebebiyle de kötü bir yoldur.

    Şeyhü’l-İslâm Alûsî de, çocuklar için ölüm olması itibariyle demiştir ki: “Zinâ, nesepleri daraltır, kısırlaştırır. Zirâ, nesebi sabit olmayan ölü hükmündedir. (Âlûsî, Ruhu’l-Meânî, Daru’l-Fikr, 8/67.) Ölülerin ise, İslâm hukukuna müteallik bahislerde ne kadar girişim, faaliyet ve aktiflikleri olabilir ki?”

    Zinâya açık bütün fiiller yasaklandıktan sonra, İslâm hukuku zinâ cürmünü, âmme menfaatine, şahsiyetine tecavüz kabul ederek ona göre cezalandırır ve işlenmemesi için cezaî müeyyidelerini ağırlaştırır. Hakîkaten de zinâ cürmü, aile nizâmını kökünden sarsar ve tehdit eder. Aile ise cemiyetin temelidir. Eğer böyle bir cürüm serbest hale gelirse fuhuş son derece yayılır, bu durum ailenin çöküşüne, cemiyetin bozulmasına, nesillerin yozlaşmasına yol açar. Halbuki İslâm hukuku, cemiyetin bekâsını her şeyin üstünde tutar ve buna son derece önem verir.

    Binâenaleyh İslâm hukuku zinâyı, korkulu neticelerinden sakındırmak ve cemiyeti korumak için en ağır şekilde cezalandırmış ve zinânın her nev’ini yasaklamıştır. Hatta evli kişilerin zinâsı halinde onun yaşamasını hiç de uygun bulmamış, onu en kötü bir örnek saymıştır.

    Fakihler, zinâ eden bekâr-hür kimseye, ister erkek olsun, ister kadın olsun, yüz sopa vurulacağı üzerinde ittifak etmişlerdir. Zira Allah Teâlâ “Zinâ eden kadın ve erkeğin herbirine yüzer değnek vurun. Allah ve âhiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini konusunda o ikisine acımayınız. Onların ceza görmesine, inananlardan da bir topluluk şâhid olsun.” (Nûr, 24/2) buyurmuştur.

    Çeşitli deliller getirerek ister erkek, ister kadın olsun, evli olanın da zinâ ettiği zaman recm edileceğine dair fakihler ittifak etmişlerdir.

    Recmin de dahil olduğu had cezası ise iki şeyle sabit olur: İkrar (zinâ edenin söyleyip kabul etmesi) ve şahitler (4 erkek). Ceza verilmesinin şartları da: 1. Akıllı olmak, 2. Bülûğa ermiş olmak, 3. İhtiyar (seçme), 4. Haram olduğunu bilmektir.

    Görülüyor ki, İslâm, bu kötü yolun her bir merhalesinde insanın karşısına çıkıyor, bu çirkin fiilden onları uzaklaştırmaya çalışarak, meşrû bir atmosferde ve iffet sınırları içinde yaşamalarını tavsiye ediyor.

    Yine de, sistem ne kadar güçlü, getirdiği kanunlar ne derece muhkem olursa olsun, fert o sistem ve kanunları kabul edecek vicdan duruluğuna ulaştırılmamışsa, çok fazla birşey halledilmiş sayılmaz. Onun için düsturların çok sağlam ve muhkem olması yanında, fertler de bu düsturları yerine getirecek seviyede yetiştirilmeli ve vicdanları da dupduru hale getirilmelidir ki, teklif ve tavsiyeler havada kalmasın. Kur’ân birçok ayetiyle insanı, “Nerede, ne zaman ve ne yaparsan yap, mutlaka Cenâb-ı Hakk’ın murâkabesi altındasın” noktasına çekerek bütün davranışlarını böyle bir atmosfer altında plânlamaya ve yaşamaya şartlandırır.

  74. Kur’an-ı kerimin hiçbir kelimesi ya da harfi bile değişikliğe uğramadan bize kadar geldiği konusunda İslam alimleri arasında görüş birliği vardır.

    Hatta Kur’an’ın Sure ve ayetlerinin sayısı ve tertibi dahi, tıpkı elimizdeki Mushaflarda olduğu gibi vahiy ile tespit edilmiştir. Alimlerin çoğu, değişik hadis rivayetlerini de göz önünde bulundurarak bu görüşü benimsemiş ve son çalışmalar da bunu desteklemiştir. Ayetlerin Kur’an’daki mevcut tertibindeki sıralamanın, vahiy ile tespit edildiğine dair alimler arasında her hangi bir görüş ayrılığının bulunmadığı da söylenmiştir. (Bk. Suyutî, İtkan, I/76-83)

    Denilebilir ki, Kur’an ayetlerinin, elimizdeki Mushaflarda olduğu gibi, var olan tertibi/sıralanışı, vahiy ile tespit edildiğine dair, bütün ümmetin ittifakı vardır.

    Bilindiği gibi, Hz. Peygamber (a.s.), her sene Ramazan ayında, o güne kadar inmiş olan Kur’an’ı Hz. Cebrail ile karşılıklı olarak okurdu. Son Ramazanda, bu karşılıklı okuma, iki defa gerçekleşmiştir. Bakıllanî, İbn Enbârî gibi bir kısım alimler, Hz. Peygamber (a.s.)’in bu okuması, şu anda elimizdeki mevcut tertibe göre olup, ona temel teşkil ettiğini söylemişlerdir. (Bk. İbn Hacer, Fethu’l-Barî, IX/42.)

    “Şüphesiz ki, Kur’an’ı biz indirdik ve onu koruyana da biz olacağız” (Hicr, 15/9) mealindeki ayette ifade edildiği üzere, Kur’an’ın korunması doğrudan Allah’ın hıfz ve inayetiyle sağlanmıştır.

    Bu gerçeğe rağmen, eski kaynaklarda, bazı ayetlerin Kur’an’a konulmadığını ima eden bir kısım garip rivayetler söz konusu edilmiştir. Bunlardan biri sözde Recim ayetiyle ilgili olanıdır. Bu konuda iki rivayet şekli vardır.

    “İçinizden kimse, Kur’an’ın tümünü elinde tutuğunu söylemesin. Bunu diyen bilir mi Kur’an’ın tümü ne kadardı, nasıldı? Kesin olan o ki, Kur’an’ın çoğu yok olup gitmişti (doğrusu: Kur’an’dan hayli kısmı gitmiştir) şeklindeki ifade hakkında şunları söylemek mümkündür:

    – Rivayete göre, Hz. Aişe anlatıyor: “Recim ayeti ve büyüklerin on defa süt emmeleri konusunda ayet inmişti. Bu ayet, karyolamın altında bir sahifede yazılıydı. Resulullah (a.s.m) vefat edince biz onunla meşgul olduk, o sıralarda bir hayvan(keçi) gelip onu yedi”(İbn Mace, Nikah, 36).

    Şimdi bu rivayeti değerlendirelim:

    Evvela, Hz. Aişe’nin ve İbn Ömer’in bunu söyleyip söylemediğini kesin olarak bilemiyoruz.

    İkincisi, Bu konu, nesih meselesinde söz konusudur. Dolayısıyla, Hz. Aişe ve Hz. İbn Ömer’ -şayet söylemişler ise- bununla Kur’an’dan bazı ayetlerin nesh olduğuna işaret etmek istemişlerdir. Yoksa, Kur’an’ın toplanması halinde bunların alınmadığını söylemek, onların akıllarından bile geçmemiştir. Çünkü, herkesin, bildiği, ezberine aldığı, sayfasına yazdığı ayetleri getirmeleri istenmiştir. Bu görevi yerine getirmek, İslam inancına göre, hem Allah’a, hem Resulüne hem de halifeye karşı bir sorumluluğun gereğidir. Durum böyle olunca, Hz. Aişe ve Hz. İbn Ömer veya herhangi bir sahabî böyle bir olayı bildiği halde, ezberinde bazı ayetler bulunduğu halde bunu ibraz etmemeleri düşünülemez.

    Kaldı ki, Kur’an’ı bir araya getirenler, birer hafızdırlar. Özellikle heyet başkanı Hz. Zeyd, Hz. Peygamber(a.s.m)’in vahiy katibi, Kur’an hafızı, Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’in güvenini kazanmış büyük bir insandır. Böyle bir olay olsaydı, en az birkaç kişinin daha bilmesi ve bunu heyete bildirmesi kaçınılmazdı. Hz. Zeyd b. Sabit de herkesten önce bunu bilmesi gerekirdi. Bütün sahabî hafızların ve yazılı mushaf sahiplerinin de içinde bulunduğu bütün sahabe cemaati tarafından ittifakla kabul edilen Mushaf’ın eksik veya fazla olmasını düşünmek elbette makul değildir.

    “Muhakka ki Kur’anı biz indirdik ve hiç şüphesiz onun koruyucusu da biziz”(Hicr, 15/9) mealindeki ayete iman eden bir kimsenin başka düşünme şansı da yoktur. Sahih olan hadis kaynaklarında yer almayan, kütübü sitteden –yalnızca-en zayıf ve hataları en çok olan İbn Mace’de bulunması ayrıca manidardır.

    Hz. Peygamber(a.s.m)’e inen bütün ayetler vahiy katipleri tarafından yazıyla kaydedildiği gerçeği tartışılmazdır. Buna rağmen, Hz. Aişe’den başka kimsenin bilmediği bir ayetin varlığından söz edilebilir mi? Oysa Hz. Aişe vahiy kâtipleri arasında yer almamıştır.

    Hz. Aişe, Kur’an’ın Hz. Peygamber(a.s.m)’e indiği gibi sağlam bir şekilde korunduğunu anlatmak için şunları söylemiştir:

    “Eğer Hz. Peygamber(a.s.m), Kur’an’dan bir şey gizleseydi ‘Ey Muhammed! Hani bir zaman Allah’ın nimetlendirdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin (hürriyete kavuşturduğun) kimseye: “Eşini yanında tut, Allah’tan kork” diyordun. Fakat Allah’ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan da çekinerek içinde saklıyordun’(Ahzab,33/37) ayetini gizlerdi” (bk. Ahmed b. Hanbel,VI/266).

    Şimdi Hz. Aişe, bu konuda açıkça düşüncesini ortaya koyduğu halde, kalkıp tam tersini gösteren bir ifade kullanması düşünülemez.

    Kur’an’ın üç dönemde yapılan cemi esnasında Hz. Aişe’den bu konularda bir ses çıkmamıştır. Herkesin bildiği kadarıyla, Kur’an ayetlerini getirip ilgili jüriye teslim ettiği halde, Hz. Aişe gibi herkesin saygı gösterdiği, Kur’an’ın senasına mahzar alan pervasız bir insanın kaybolduğu söylenen ayetler hakkında bilgi vermemesi düşünülebilir mi? Halbuki onun bu konuda bir şey dediğine dair hiçbir tarihî kayıt yoktur.

    Abdurrahman el-Cezerî’nin de ifade ettiği gibi, bütün ümmetin ittifakıyla, mutevatir/en sağlam bir yolla bize kadar gelen Kur’an’ın ayetleri, böyle ahad/mutevatir olmayan rivayetlerle ispat edilemez, Kur’an olarak kabul edilemez(bk. Cezerî, el-Fıkhu ala’l-Mezahibi’l-Arbaa, IV/257).

    Hem vahiy kâtipleri hem de hafız olanların içinde bulunduğu Kur’an’ı toplama heyetinde hiç kimsenin böyle bir noksanlığı fark etmemesi mümkün değildir. Böyle bir şey aklın alamayacağı husustur.

    İkinci misal: Müslim’in İbn Abbas’tan yaptığı rivayete göre Hz. Ömer şöyle demiştir: “Allah, Muhammed’i hak ile gönderdi. Ve ona Kitabı vahiy etti. Ona vahiy edilen şeylerden biri de recim ayetidir. Biz bu ayeti okuduk, anladık. Aklımıza koyduk. Hz: peygamber recmetti. Ondan sonra biz de recmettik. Korkarım ki, uzun bir zaman geçtikten sonra, birileri kalkıp ta; biz Allah’ın kitabında recim ayetini görmüyoruz, diyecek ve böylece Allah’ın vahiy ettiği bir farizayı/yapılması gereken bir görevi ihmal ederek dalalete düşecekler. Halbuki, zina eden evli her erkek ve kadının recmedilmesi hususu Allah’ın kitabında vardır. Yeter ki bu fiil, şahitlerle veya gebelikle yahut da suçu itiraf etmekle sabit olsun” (Müslim, Hudud, 4).

    Evvela; bu hadiste, Kur’an’dan herhangi bir şeyin kaybolduğunu gösteren bir ifade yoktur. Bilakis, vurgulanan şey, recim konusunda da önceleri okunan bir ayetin bulunduğu, ancak daha sonra lafzının nesh edildiği, fakat hükmünün baki kaldığı hususudur. Hz. Ömer’in endişesi, ileride lafzı nesh edilmiş bu ayetin hükmünün de kalktığını veya böyle bir ayetin olmadığını söyleyip recmi uygulamamalarıdır.

    Rivayetlerde gelen Recim ayetinin metni farklılık göstermektedir. Bu ise, bu metnin ayet olma ihtimalini zayıflatıyor.

    Arapçayı bilen bir kimse, bu metinlerin -bizzat Kur’an’da geçen “Allah alimdir Hakimdir” gibi iafdelerin dışında-Kur’an’ın ayetlerine hiç benzemediğini görecektir.Hadis rivayetinin metni için (bk.Ahmed b. Hanbel, V/132,183; İbn Mace, Hudud, 9; Hakim, el-Müstedrek, IV/359).

    Bu rivayetin metninde geçen “şeyh/şeyhet” kelimeleri yaşlı erkek ve yaşlı kadın demektir. Bu kelimelerin anlamına göre, evli olsun, olmasın, kırk yaşını geçenler/yani yaşlı olanlar zina ettikleri takdirde recim cezasını görürler. Yaşları kırkın altında olanlar -yaşlı sayılmadıklarından- yine evli olsun olmasın yalnız yüz değnekle cezalandırılır.

    Bu ise, recim cezasını yaşlı olsun, genç olsun, evli olan herkes için geçerli olduğunu ifade eden pek çok sahih hadislerin ve cumhur-u ulemanın kabul ettiği görüşlerine tamamen ters düşmektedir(bk. Cezerî, a.g.e, IV/258-259).

    Nitekim rivayete göre, Hz. Amr b. As ve Hz. Zeyd b. Sabit, Kur’an ‘ı Mushaf halinde yazarken, aralarında şöyle bir konuşma geçmiştir:

    Zeyd ded ki: “Ben böyle bir ayeti Hz. Peygamber’den duymuştum.”

    Amr b. As şöyle cevap verdi: “Böyle şey olur mu? Görmüyor musun/hep bildiğimiz, öğrendiğimiz şu değil mi ki; bekâr olduğu takdirde -yaşlı da olsa- değnek cezasını, evli olduğu takdirde -genç de olsa- recim cezasın hakkediyor. (Bk. Ahmed b. Hanbel, V/183; Hakim, IV/360).

    Bu ve buna benzer sebeplerden dolayıdır ki, ünlü fıkıh âlimi, el-Cezerî gibi bazı alimler “bu tür rivayetlerin doğru olmadığından asla şüphe etmediklerini” belirterek görüşlerini açıkça ortaya koymuşlardır. (bk. Cezerî, a.g.y).

    Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki; gerek Hz. Aişe’den, gerekse Hz. Ömer’den gelen rivayetlerden Kur’an’dan bazı ayetlerin eksik olduğu sonucunu çıkarmak doğru olmadığı gibi, bunu iyi niyetle bağdaştırmak da mümkün değildir.

    Olsa olsa bu rivayetler, lafzı mensuh hükmü baki olan bazı ayetlerin söz konusu olduğuna işaret etmektedir, denilebilir.

    Şunu da belirtelim ki, evli olanların zina suçu sabit olduğu takdirde cezalarının recim olduğuna dair pek çok sahih hadis söz konusudur. Cumhur ulemanın görüşü de bu merkezdedir. Bu hadislere dayanarak hüküm veren -Şia dahil-bütün mezhepler bu konuda görüş birliğindedir.

    Not: Şu açıklamaları da okumanızı tavsiye ederiz:

    İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Hz. Ömer (radıyallahu anh)’i hutbe verirken dinledim. Şöyle demişti:

    “Allah Teâla hazretleri Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)’i hak (din ile) gönderdi ve O’na Kitab’ı indirdi. Bu indirilenler arasında recm âyeti de vardı! Biz bu âyeti okuduk ve ezberledik. Ayrıca, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) zinâ yapana recm cezasını tatbik etti, ondan sonra da biz tatbik ettik. Ben şu endişeyi taşıyorum: Aradan uzun zaman geçince, bazıları çıkıp: “Biz Kitabullah’da recm cezasını görmüyoruz (deyip inkâra sapabilecek ve) Allah’ın kitabında indirdiği bir farzı terkederek dalâlete düşebilecektir.

    Bilesiniz, recm, kadın ve erkekten muhsan olanların zinâları, -delil veya hamilelik veya itiraf yoluyla- sübût bulduğu takdirde, onlara tatbik edilmesi gereken Kitabullah’da mevcut bir haktır. Allah’a kasemle söylüyorum, eğer insanlar: “Ömer Allah Teâla’ nın kitabına ilâvede bulundu” demeyecek olsalar, recm âyetini (Kitabullah’a) yazardım.” [Buhârî, Hudud 31, 30, Mezâlim 19, Menâkibu’l-Ensar 46, Megâzî 21, İ’tisâm 16; Müslim, Hudud 15, (1691); Muvatta, Hudud 8, 10, (, 823, 824); Tirmizî, Hudud 7, (1431); Ebu Dâvud, Hudud 23, (4418).

    AÇIKLAMA:

    1- Bu hadis, hadis kaynaklarında farklı vecihlerle rivayet edilmiştir. Muvatta’nın bir rivayeti daha açıktır:

    “Hz. Ömer (radıyallahu anh) haccdan çıkınca Medine’ye geldi. (Orada halka hitaben şunları söyledi: “Ey insanlar! Sizlere bir kısım sünnetler ve farzlar teşrî edildi. Size çok açık bir din bırakıldı. Recm âyeti hususunda kendinizi sakın tehlikeye atmayın. İçinizden biri: “Biz Allah’ın kitabında iki haddi (1) bulamıyoruz” diyebilir. Şurası muhakkak ki Resûlullah da, biz de (zinâ edenlere) recm uyguladık. Nefsimi kudret elinde tutan Zât-ı Zülcelâl’e yemin ederim, insanlar “Ömer Kitabullah’a (onda olmayan şeyi) ilavede bulundu”demiyecek olsalar, (Kur’ân’ın sonuna) şu âyeti elimle yazardım: اَلشَّيخُ وَالشَّيْخَةُ إِذَا زَنَيَا فَارْجُمُو هُمَا اَلْبَتَّةَ “Yaşlı bir erkek ve yaşlı bir kadın zinâ edecek olurlarsa onları mutlaka recmedin.”

    İmam Mâlik, burada geçen yaşlı erkek ve yaşlı kadın tâbirlerini “dul erkek”, “dul kadın” diye açıklar. Parantez içindeki ziyadeler başka rivayetlerden alınarak dercedilmiştir.

    Nesâî’de Übey İbnu Ka’b’dan kaydedilen rivayette recm âyetinin Ahzâb sûresinde gelmiş olduğu belirtilir.

    2- Neshle ilgili konulardan biri de, tilâveti mensuh, hükmü bâki âyetlerin varlığıdır. İşte Recm ayeti bunlardandır.

    3- İbnu Hacer: “Hz. Ömer (radıyallahu anh)’in korktuğu husus vukua gelmiştir. Zîra Haricîlerin büyük çoğunluğu ile bir kısım Mu’tezile, recmi inkar ettiler” der.

    4- Recm cezası Hz. Peygamber tarafından erkek olan Mâîz İbnu Mâlik el-Eslemî (radıyallahu anh)’ye tatbik edilmiştir. Mâiz, bizzat gelerek, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’e zinâ yaptığını itiraf etmiştir. Resûlullah, onu üç sefer reddeder. Mâiz dördüncü sefer müracaat ederek zinâ yaptığını beyan edince, yakınlarına: “Bunun aklında bir eksiklik var mıydı?” diye sorar. “Yoktu!” cevabını alınca recmedilmesini emreder ve recmedilir.

    Kadın olarak da Gâmidiyye (radıyallahu anhâ) recmedilmiştir. Bu da kendisi gelip Hz. Peygamber’e “Ey Allah’ın Resûlü, beni temizle!” diye itirafta bulunmuş, Resûlullah onu: “Git!” diye geri çevirmiş, ancak o, ertesi günü tekrar gelip hâmile olduğunu da belirtmiştir. Resûlullah çocuğunu doğurmasını söylemiş, doğumdan sonra gelince “sütten kesilinceye kadar” mühlet vermiş, çocuk sütten kesilince tekrar gelen kadının recmedilmesini emretmiştir.

    Gâmidiyye ile ilgili rivayette Hâlid İbnu Velid’in attığı taşın kadında açtığı yaradan yüzüne kan sıçrayınca, Halid (radıyallahu anh) kadına küfreder. Ancak Hz. Peygamber müdahele ederek:

    “- Yapma! Ruhumu kudret elinde tutan Zât-ı Zülcelâl’e yemin olsun, o öyle bir tevbede bulundu ki, öylesini alışveriş sahtekârları yapsaydı affa uğrarlardı” buyurur. Kadının cenaze namazını kıldırır ve defnedilir.

    Keza, Yahudilerin mürâcaatı üzerine, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) zinâ yapan bir Yahudi çiftine de recm tatbik eder.

    5- Şarihler, “Hz. Ömer (radıyallahu anh)’in: “İnsanlar: “Ömer Allah’ın Kitabına ilavede bulundu” demeyecek olsalar, recm âyetini Kur’ân’ ın sonuna yazardım” demesini, mübalağaya ve recmi tatbik etmeye teşvike hamlederler. “Zîra, derler, âyetin lafzı neshedilse de mânası bakidir. Hz. Ömer gibi, fıkhı, ilmi yüce bir şahsiyetin lafzı neshedilen bir âyeti, Kur’ân-ı Kerim’e yazmaya kalkması düşünülemez.”

    Kur’ân-ı Kerim, Ashab’ın huzurunda, bugünkü haliyle ihtilafsız olarak cem’edilmiştir. Recm âyetinin Kur’ân-ı Kerim’e lafzen girmeyeceği hususunda icma vardır. Resûlullah’a gelen vahiylerden bir kısmının lafzen, bir kısmının hükmen, bir kısmının hem lafzen ve hem de hükmen neshedildiği Ashab’ca bilinen bir husustur. Bu durumu açıklayan rivayetler gelmiş, ulema bunların değerlendirmesini yapmıştır. Daha önceki bahislerde, Resûlullah’ın her Ramazan ayında, o zamana kadar inmiş olan âyetleri önce Cebrâil (aleyhisselam)’e, sonra da halka okuyarak “arza” yaptığını, Cebrâil’e okuyarak hatası, yanlışı varsa tashih ettirdiğini, halka okumakla da onların hatalarını düzelttiğini, işte bu arzalarda, lafzı neshedilen vahiylerin de Kur’ân-ı Kerim’den çıkarıldığını belirtmiştik. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ömrünün son Ramazan’ında arzayı iki sefer yapmıştır. Buna arza-i âhire denir.

    6- Zinâ eden kadın ve erkek muhsan olduğu takdirde recm edilirler. Zinâ, itiraf veya beyyine ile sâbit olur.

    İtiraf : Kişinin zinâ yaptığını kadıya gelip beyan etmesidir.

    Beyyine: Şehâdeti makbul dört erkeğin veya sekiz kadının zinâya şahidlik yapmasıdır. Şahidlerin sayısı bu rakamdan aşağı düşerse zinâ suçu sübût bulmaz. Âlimler bu hususlarda ittifak ederler. Ancak itirafın sayısı ve şahidlerin sıfatları gibi bazı teferruatta ihtilâf vaki olmuştur. Sözgelimi Hanefîlerle Hanbelîler itirafın dört ayrı mecliste vaki olmasını şart koşarlar. İmam Mâlik ve Şâfiî’ye göre, kişinin zinâ yaptığını bir kere ikrar etmesi kâfidir, suç sübût bulur.

    7- Gebelik zinâya delil olur mu? Bu husus ihtilaflıdır. Hz. Ömer (radıyallahu anh)’e göre, gebelik zinâya delildir, recme sebep olur. İmam Mâlik ve ashâbı da aynı kanaattedirler: “Kocası veya efendisi bilinmeyen bir kadın gebe olur ve zinâya icbar edildiği de bilinmezse, recmi gerekir. Ancak yabancı ise ve çocuğun kocasından veya efendisinden olduğunu söylerse beyanına itibar edilir” demişlerdir.

    İmam Âzam, Şâfiî ve ulemânın cumhuruna göre, gebelik mutlak surette zinâya delil olmaz. Bu hususta, kadının kocası veya efendisi olmuş olmamış, kadın yerli veya yabancı olmuş, zinâya mecbur edildiğini söylemiş, söylememiş hüküm aynıdır. Beyyine olmadıkça veya itirafta bulunmadıkça recmedilemez. Zîra şer’î hadler şüphe ile ortadan kalkar ve sâkıt olur.

    (1) İki hadden maksad celde ve recmdir. Kur’ân’da celde zikredilir, recm zikredilmez. Celde evlenmemiş zânilere tatbik edilendayak cezasıdır. (Kütüb-i Sitte Prof. Dr. İbrahim Canan)

    Şefkat ve merhamet gibi hasletlerin güzel olabilmesi için, onların Allah ve Resulünün şefkat ve merhametinden farklı bir yola sapmamaları gerekir. Aksi takdirde, bu güzel vasıflar, çirkin bir şekil almış olurlar.

    Çünkü, Allah’ın merhametinden daha fazla merhamet göstermek, asıl karakterini kaybetmiş yolsuz bir merhametin tuzağına girmek demektir. Örneğin, yüz tane koyunu boğazlamış bir kurdun öldürülmesinden rahatsız olan bir havan severin bu tavrının, ne kadar yersiz olduğu ortadadır. Onlarca adam öldürmüş, insan suretindeki bir canavarın hak ettiği idam/kısas cezasını uygun görmeyen bir hümanistin bu tutumunun, insanlık adına ne kadar zalimce bir merhametsizlik olduğu gerçeği izaha ihtiyaç duymayacak kadar açıktır.

    Yıllarca, çalışıp alın teriyle kazandığı bir kuyumcunun dükkanını zorla gasp ederek, bütün servetini alıp kaçan hırsızların, cezasının hafifletilmesi yönünde çaba harcayan bir insanın doğru bir şefkat gösterdiğini söyleye bilir miyiz? Ve daha onlarca misal…

    Bütün bunlar gösteriyor ki, sonsuz ilim, hikmet, adalet, şefkat ve merhamet sahibi yüce Allah’ın ve alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed(a.s.m)’in gösterdiği çizginin dışına çıkan her ölçü gibi, merhamet ve şefkat vasfı da bu çizginin dışına çıkmakla, yolunu şaşırmış kör bir bağnazlık olarak ortaya çıkmış olur.

    Allah’ın isimlerinin sonsuz tecellilerini yalanlayan, yüzden fazla ilahî kitap ve sahifeleri düzmece kabul eden, 124 bin peygamberi yalancılıkla itham eden, binlerce sinyalle Allah’ın varlığı ve birliğini, ahiretin varlığını aklın gözüne sokan kâinatın bütün bu işaretlerini vurdum duymazlıkla göz ardı eden ve bu tavrıyla belki de milyonlarca hak ve hukuku ayaklar altına alan zalim bir inkârcının cehenneme girmesini şefkat adına içine sindiremeyen bir kimsenin, bu duygusal yaklaşımının doğru olduğunu söyleyebilir miyiz?

    Allah, insanların şefkatlerini yanlış kullanabileceklerini bildiği için, Kur’an’da özellikle o konuya dikkat çekmiştir: “Zina eden kadın ve erkeğin her birisine yüz değnek vurun. Eğer Allah’a ve ahirete iman ediyorsanız, Allah’ın hükmünü uygulama işinde sakın acıma hissi sizi etkisi altına alıp da uygulamayı engellemesin”(Nur, 24/2).

    Bize düşen, bu ayeti defalarca okuyup Allah’ın ve Resulünün adalet, hikmet, merhamet ve şefkatine teslim olmaktır

  75. BAZILARI ŞÖYLE SORUYOR
    Evli bir erkeğin zinasının cezası ölüm. ancak bu cezayı uygulamak içinde 4 erkek şahit olması gerekli. Şimdi aklı başında hiç kimse, sokakta en az 4 erkeğin gözü önünde , onlara göstere göstere, reklam yaparak zina etmeyeceğine göre-(deliye zaten had olmaz)-böyle bir cezanın akılla bağdaşır bir tarafı var mı? şartları itibariyle uygulanması imkansız ütopik bir cezadan bahsedilmiyor mu?

    CEVAP:
    Nasıl ki deliye had cezası uygulanmaz öyle de Allah’ın hükümleri de akıl sahipleri içindir. Allah’ın hükümleri akılla çelişmez. Yeter ki akıl akıl olsun. Allah’ın hükümlerini anlamakta bazı akıllar acze düşmüş olabilir.
    Bu konuda dar çevçeveden bakmamak gerekir. Bu hüküm evrenseldir. Bunu bütün toplumlara ve zamanlara göre düşünüp öylece değerlendirmek gerekir. Bu hükmü dar bir kalıba sokup şahsi yaşayışımızla sınırlandırıp degerlendirmek elbette dar aklın ihatasına sığmayacaktır.
    İslamiyet cezalandırmayı esas almaz, burada esas olan caydırıcılıktır. İslam önce insanların kalbine Allah korkusunu yerleştirir, sonra cehennemle tehdit eder. Sonra da toplumsal açıdan caydırıcı cezalar koyar. Ceza en son sırada yer alır ki, bu da caydırmak amaçlıdır. İslamda esas olan insanın tevbe edip ıslah olmasının sağlanmasıdır. Bütün bunlara ragmen suç en üst seviyede işlenirse ceza uygulanır.
    Kimi toplumlarda bu fiil alenen işlenmektedir. Dört şahidin görmesini de illa sokakta işlemekle sınırlandırmak da dar aklın ürünüdür. Oysa ki dört şahidin görebilmesi için onlarca sebeb sayılabilir. Hele de günümüz şartlarında bu daha da kolay tesbit edilebilr. Meseleyi yalnızca kendi ortamımıza göre düşünmek hatadır. Zinanın alenen işlendiği yerler mevcuttur. Ülkemiz şartlarında dahi fuhuş alenen işlenmeye başlamıştır.
    Recm cezası için tek şart dört şahit de değildir. Kişinin itirafı ve hamilelik durumu ile de bu ceza terettüp edebilir.

  76. Zinanın hükmü İslam Dininde açıktır. Suçunu Hakim’in huzurunda dört defa ayrı ayrı itiraf ederek cezanın verilmesini isteyen veya dört şahidi bulunan birisi hakkında karar verilir. Şayet bu insan evli ise recm cezası, yoksa bekar bir insan için verilecek karar recm değildir, yüz değnek sopa vurulur.

    Fakat suçunu itiraf etmeyen veya yaptığı bu fiili kimse görüp şikayet etmemiş ise bu insanın yapacağı tek şey günahından dolayı pişmanlık gösterip bir daha yapmamak üzere tövbe etmektir.

    Buna göre zina suçunu işleyen bir kimsenin cezayı alması için gerekli şartların gerçekleşmesi gerekir.

    Ayrıca böyle bir suç işleyen kimse suçunu itiraf etse bile şu anda bunun cezasını uygulayacak bir merci yoktur.Geriye iki şey kalıyor. Biri kul hakkıdır. Varsa helalleşmek gerekir. Diğeri de Allah hakkı için tövbe, istiğfar etmek ve bir daha o günaha girmemektir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: