Kuran’da “yemek” ve mezheplerin, hadislerin dininde “yemek”

Bu bölümde yemek konusunu ele alıp Kuran’ın anlattığı dinle mezheplerin dininin arasında ortaya çıkan uçuk farkı bu bağ-lamda sunmaya çalışacağız. Kuran’ın ayetleri yenilmesi haram olan yiyecekleri çok açık bir şekilde şöyle sıralar:

O size ancak şunları haram kıldı: Leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesilmiş olan. Fakat kim kaçınılmaz şekilde mecbur kalırsa; saldırmamak ve zorunluluk sınırını aşmamak şartıyla. Çünkü gerçekten Allah bağışlayandır, merhamet edendir.

16- Nahl Suresi 115

De ki: Bana vahyolunanlar içinde bir kimsenin yiyeceği olarak leş, akıtılmış kan, domuz eti ki bu gerçekten pisliktir, Allah’tan başkası adına kesilmiş bir murdar dışında ha-ram kılınmış bir şey bulamıyorum. Kim kaçınılmaz şekilde mecbur kalırsa saldırmamak ve zorunluluk sınırını aşmamak şartıyla. Şüphesiz senin Rabbin bağışlayandır, merhamet edendir.

6- Enam suresi 145


MİDYE, KARİDESİN HARAM KILINMASI

Ayetlerde gördüğümüz gibi Kuran; 1- Leş, 2- Kan, 3- Domuz eti, 4- Allah’tan başkası adına kesilenler olarak haramlarını bu 4 maddede toplamıştır ve sadece bunların haram olduğunu da vur-gulamıştır. Çok zor durumda kalıp da bu 4 maddeden biri dışında hiçbir yiyecek bulamayan kişinin aşırıya gitmemek şartıyla bunlardan yiyebileceği gibi bir detay da belirtilmiştir. Etrafımızdaki insanlara sorarak bir araştırma yapsak böyle bir zaruret durumuyla yüzyüze gelen yüz kişide bir kişi bile zor buluruz. (O da belki ha-yatında bir kez bu durumda kalmıştır.) Yani Kuran konuyu en detaylı şekilde açıklamıştır. Fakat buna rağmen mezheplerin, Ku-ran’da olmayan haramları, bu konuda da dinimize ilave ettiklerini görmekteyiz. Örneğin Türkiye’de en yaygın mezhep olan Hane-fi’ye göre midye ve karides yemek haramdır. Ne yazık ki birçok kişi bu izahı dinin bir hükmü sanmakta ve Allah’ın bu nimetlerini kendilerine haram kılmaktadırlar. Mezhepler haram olan yiyecekler konusunda Kuran ile çelişmekle kalmamış, kendi aralarında da çelişmişlerdir. Mesela Maliki mezhebi Hanefi’nin haram kıldığı midye ve karidesi helal kabul eder. Maliki mezhebinin haram de-diği at etiyse Şafi, Hanbeli gibi mezheplere göre helaldir. Büyük alimlerin (!) ilave haramları bunlarla bitmez. Azı dişleriyle kapıp avlayan, parçalayan kurt, ayı, köpek, sincap, tilkinin dahil olduğu hayvanlar da bu haram edilenler listesindedir. Tırnaklarıyla kapıp avlayan kuşların eti de mezheplerce haram edilmiştir. Yılan, kur-bağa, kaplumbağa, yengeç tipi hayvanlar da listeye dahildir. Ku-ran’ın izahlarını yeterli görmeyenler kendi örf, adetlerinde çirkin gördüklerini, uydurma hadislerle destekleyerek haram kılmışlar-dır. Oysa farklı farklı kültürlerde insanların yemek listesi de fark-lıdır. Örneğin kurbağa eti, at eti kimi kültürlerde hiç yenmezken, bazı ülkelerin kültürlerinde bunlar çok prestijli yemek sınıfında-dırlar. Birçok kültürde ayı, aslan, kurt gibi vahşi hayvanları yeme alışkanlığı da olabilir. Kendi kültürlerine göre din oluşturanların bu saçma ve gereksiz ilaveleri, birçok farklı kültürde yaşayanlara gereksiz zorlukları beraberinde getirmiştir. Mesela ülkemiz gibi üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede istiridye, midye, karidesin haram kılınması beraberinde din adına zorlukları taşımıştır. Ayetlerde %1’den bile daha az ihtimalle karşılaşılacak durumları açıklayan Allah’ın, %90’dan daha fazla insanın karşılaşacağı midye, karides gibi yiyecekler haram olsaydı bunları açıklamaması hiç düşünülebilir mi? Madem ki açıklanmamıştır, demek ki Allah bunları haram etmek istememiştir. Allah’ın haram etmediği her şey helal olduğu-na göre demek ki bunlar afiyetle yenilebilir.
Allah’ın kendilerine verdiği rızıkları haramlaştıranlar hüsrana uğramışlardır, sapıtmışlardır, doğru yolu bulamamışlardır.

6- Enam Suresi 140

De ki: Ne oldu size de Allah’ın size rızık olarak indirdiği şeylerden bir haram yaptınız bir de helal? De ki: Allah mı size izin verdi, yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz?
10-Yunus Suresi 59

Ayetlerde görüldüğü gibi fazladan haramlar türetip midye, ka-rides, at etine haram demek dinde titizlik, dinde takva olmak demek değildir. Bilakis Allah’ın haram kılmadığına haram demek Al-lah’a iftiradır, dine ihanettir, kitlelerin dinden kaçmasına sebep olmak demektir. Maide suresi 87. ayette Allah’ın helal kıldığı güzel şeylerin haram kılınmaması geçer. Bunu yapmak haddi aşmak olarak değerlendirilir. Ayetin “Ey iman edenler” diye başlaması bu ayette belirtilen haddi aşmanın “Ben Müslümanım” diyenler tara-fından gerçekleştirildiğini gösterir. Demek ki “Ne olacak fazladan bir midye, karides haram olsun…” diyemeyiz. Din adına dine zorluk ilave etmek haddi aşmadır, sapkınlıktır, Allah’ın emirlerine karşı gelmek demektir.
Ey iman edenler, Allah’ın sizin için helal kıldığı güzel şeyleri haramlaştırmayın, haddi aşmayın. Şüphesiz Allah had-di aşanları sevmez.

5- Maide Suresi, 87

ÜÇ PARMAKLA PİLAV YEMEK

Buraya kadar yemek konusunda dine “haram” başlığı altında ya-pılan ilaveleri gördük. Bunların yanında yemek yemenin adabın-dan, yemeğin menüsüne kadar yüzlerce “Sünnet” başlıklı adetler de dine ilave edilmişlerdir. Kuran’da geçmeyen herhangi bir şeye ister sünnet, ister başka ad altında olsun ufak dahi olsa bir sevap yüklemek mazur görülemez. “Sünnet” başlıklı uydurma ilavelere göre yemekte şu hususlara dikkat edilir: [private]

Yemek yer sofrasında yenmelidir. İster pilav, ister et olsun tüm yiyecekler üç parmakla yenir. Çatal, kaşık kullanılmaz. Yer sofra-sında sağ ayak dikilip, sol ayak alta alınıp yemek yenir. Sağ elle yemek çok çok önemsenir. Sol elle yenilenleri şeytanın yediğine ina-nılır. Bu arada tavuk, kuzu, inek eti, kabak, patlıcan gibi yiyecekler sünnettir. Peygamber’in yaşadığı dönemde Amerika kıtası keşfedil-mediği için patates, domates, mısır sünnet dışı yiyeceklerdir. Yani kabak yiyen sevap kazanırken, aynı öğünde patates yiyenler bu sevaptan mahrumdurlar. Suyu 3 yudumda içmek, yemeği 21 lokmada bitirmek şeklinde sayılar da önemlidir. Suyu 4 yudumda içmek isteyen bu mantığa göre sevaptan yararlanamaz. Yemeklerin ortadaki bir kaptan yenmesinin de sünnet olduğu iddia edilir. Oysa Nur suresi 61. ayette toplu olarak veya ayrı yemekte sakınca olmadığı açıklanır, ama yine de mezhepçi kafa sevap hakkını toplu yemekten ve ortadaki kaptan beraber yemekten yana kullanmıştır. Özellikle Ramazan’da yemeğe zeytin veya hurma ile başlamanın sevap oldu-ğuna dair çok meşhur bir inanç da oluşturulmuştur. Bu inanca göre peynir ve çorba ile orucu açan, zeytin veya hurma ile orucu aça-nın sevabını alamaz. Yemeği bitirdikten sonra üç parmağı yalama-nın ve bunları yalarken sıranın nasıl olması gerektiğinin de mezhepçi sünnet anlayışında açıklamaları vardır. Yemek yerken dikkat edilecek hususların listesi daha da çoğaltılabilir. Kuran’ı yeterli görmeyen yaklaşım, dini Kuran dışı birçok ayrıntıya boğmuştur.

Kuran’dan dinini anlayan Müslümanla, mezheplerin Müslümanı sofrada da kendini belli etmektedirler. Görüldüğü gibi Kuran’ın Müslümanına göre 4 tane haram yiyecek varken, her mezhepte farklı olmak üzere mezheplerin İslam’ında düzinelerce haram yiyecek vardır. Kuran’ın Müslümanına göre yemekte aslolan yemeğin haram olmaması, Allah’a şükredilmesi, rızkı verenin Allah olduğu-nun bilinmesidir. Kuran’ın Müslümanına göre yemekteki bu seremonilerin dinle bir alakası yoktur. Arapların örf ve adetlerindeki bu yemek stilleri Peygamber’in de, o dönemdeki putperestlerin de yemek yeme şekli olabilir. Yemeği çatal kaşıkla veya çubukla veya el-le yemek Allah’a yakınlığı veya takvayı değil sadece örf ve gelenekleri simgeler. Fakat Kuran’ın İslam’ı yerine Arapçı, mezhepçi İslam’ı benimseyenler putperestiyle, Müslümanıyla tüm Arapların örfü olan yemek yeme şeklini, hatta menüsünü “Sünnet” adı altın-da insanlara yutturmuşlardır. Ne yazık ki bu yutturmacalara öylesine inanılmıştır ki kimi Türkler, Afganlılar, İranlılar bu örfleri din sandıkları için Araplar’dan daha Arapçı olmuşlardır. Fakat onlar bunu Sünnet tatbikçisi olmak olarak algılamaktadırlar.

… Kitap’ta hiç bir şeyi eksik bırakmadık

6- Enam Suresi 38

Yazının / Kitabın diğer bölümlerini Kurandaki Din sitesinden okuyabilirsiniz.

Sitemizde sık sık bölümlerini yayınladığımız Kuran’daki Din kitabını bu bağlantıyı kullanarak bilgisayarınıza indirebilirsiniz.

Kitabı Pdf formatında indirmek için tıklayın.

Bu yazı Kurandaki Din sitesinden alıntıdır.

[/private]

Reklamlar

5 thoughts on “Kuran’da “yemek” ve mezheplerin, hadislerin dininde “yemek”

Add yours

  1. asli Diyor:
    10 May 2007 6:14 pm eKafam karisiyor bu siteyle, sanirim yeni seyler ogreniyorum ve eskilerini unutuyorum:)
    Ali Aksoy Diyor:
    10 May 2007 10:04 pm eSelam Aslı,

    Kafan karışmıyor, Kuran çizgisinde “kendin için” zihnin açılıyor.

    İnsana akla ve fıtratına en uygun şeyi emreden Allah’a hamd olsun.

    Selam ile…
    salih Diyor:
    11 Jun 2007 3:54 pm eKafa karısıcak bisey yok bence kuranı keridemde hersey acıklanmıs acık olmayan seylerde buyuk alımlerin hadisleri var bunlardan da yararlanabılırsınız..

  2. Selamun aleykum,

    Avrupada kesilen hayvanlar yenilirmi aceba ?

    Maide ve Enam surelerinden bir karara varamiyorum

    yardiminiz icin tesekkur ederim, cunku bo konu benim icin cok onemli, su an et yemiyorum, gunaha girmemek icin.

    Hakki yilmazin Enam suresinin tercumesi varr mi

  3. bunlar yemek yemenin adaplarıdır sünnet özellikle fiili olanların çoğu edepleri içerir
    peygamber efendimiz bunları yapmışsa bir bildiği vardır ayakta ve soluksuz su içmenin mideye verdiği zarar tıbben kanıtlanmıştır mide ülserine sebep olur araştırın öğrenin edebe dikkat eden bunlara riayet eder yoksa bunlar illa şart değildir yapılırsa iyiolur domates vs sünnete aykırı diye birşey yoktur şunu yiyen sevap kazanır yemeyen şöyle olur diye birşeyde yoktur sadece peygamberimizi çok sevenler ona aşık olanlar onun yaşadığı gibi yaşamaya çalışırlar bu kişilere özeldir isteyen yapar isteyen yapmaz çatal kaşık kullanılmaz diye birşeyde yok çatal kaşık kullanılmaz diye bir hadis var mı?o devird çatal kaşık yokmuş yememişler o kadar ama elle yemek daha sağlıklı aksini kimse söyleyemez peygamberimiz mümkün olduğunca toplu yemek yermiş ve bir tabaktan ve bunda bereket olduğunu belirtmişler peygamberimizin yemekte farklı olmasının sebebi bu tür oturuşun çok yemek yemeyi engellemesidir biliyorsunuz çok yemek yemek onun ahlakında yoktu orucu zetin ve hurma ile açmak edeptir sünnettir evet bunları yapanlar sevap kazanır fakat yapmazsa bir günahıda olmaz ama peygambere bağlı olanlar yapar kişinin kendisine kalmı
    peygamberimiz buyuruyo kim ahir zamanda 1 sünneti dahi işlerse ona 100 şehit sevabı vardır bunları sevap almak peygamberimizin şefaatine yakın olmak için yapılmalıdır

    şu çok önemlidir islam dini bizim mantığımıza göre şekillenmez onun için bazıhükümler yapılmak istenmiyorsa bile dalga geçilmemeli inkar edilmemelidir Allaha herkes kendi için hesap verecektir sünnet adı altında yutturma diye birşey yoktur sünnettir bunlar edep yönünden olan sünnetlerdir

    Allah, insanı adeta bütün varlıkların merkezine yerleştirmiş. Canlı ve cansız her şeyi onun etrafında pervane etmiş. İnsanlık aleminin merkezine de rızkı koymuş. Tüm insanları rızkın etrafında döndürüyor. İnsana verilen bunca yetki ve gösterilen bunca özenin de, rızka muhtaç yaratılıp bir ömür boyu onun peşinden koşturulmasının da temel amacı şükürdür. Şükür, muhtaç olduğumuz maddî ve manevî her türlü rızkın kimin tarafından gönderildiğini bilmek, O’na yürekten minnettarlık duymak, bunu yeri geldiğinde ifade etmek, sağladığı her türlü imkan ve enerjiyi O’nu hoşnut edecek şekilde kullanmaktır.

    Bu temel ölçüyle, yeme içme adabının ana hatları ortaya çıkar. O da, istifade edeceğimiz bir nimeti, elimize aldığımız bir rızkı Allah’ın adıyla yemeye başlamak; nimete saygılı olmak, taşıdığı sanat incelikleri üzerinde tefekkür, yedikten sonra da Allah’a hamd etmektir.

    İkinci önemli adabı, yeyip içtiklerimizin helalden olmasıdır. Bu da hem dinen kullanımı yasak olmaması, hem de hakkımız olmasına bağlıdır. İslamî usullerle kesilmemiş hayvan eti, domuz ve diğer yenmeyen canlılardan beslenmek ve şarap içmek yasak olanlara örnektir. Allah’ın yer yüzünde bizim için serdiği nimet sofrası gerçekten çok geniştir. Helal olanlar, yasaklardan mukayeseye gelmeyecek kadar fazladır. Yasak edilenler de, bildiğimiz ve bilemediğimiz zararlarından dolayıdır. Helal dairesi her türlü ihtiyaç ve arzumuza yetecek kadar geniştir. Harama girmeye hiç gerek yoktur. Aslında helal olmakla birlikte, başkalarının hakkı olan şeylerin, rızaları alınmadan yenilip içilmesi de haramdır.

    Konunun diğer temel bir adabı da, yeyip içerken, aşırıya kaçmamaktır. Fazla kullanım gibi, gereğinden az kullanım da helal olmaz. Bu hem tıbben, hem de ahlakî açıdan uygun görülmemiştir. İbadet düşüncesiyle de olsa gereğinden az beslenmek doğru değildir. Peygamberimiz, ömür boyu her gün oruç tutmayı uygun görmemiştir. Ayrıca, midenin üçte birinin yemeğe, üçte birinin suya ayrılmasını, diğer üçte birinin ise boş bırakılmasını tavsiye etmiş, tıka basa yemeyi onaylamamıştır. İyice acıkmadan sofraya oturulmamasını, oturunca da tam olarak doymadan kalkmasını tavsiye etmiştir.

    Peygamberimiz, bu konuda da bizim için güzel bir örnektir. Hadis kitaplarından öğrendiğimize göre, onun sofrası çok çeşitli yemeklerden meydana gelen zengin bir sofra değildi. Sade bir hayat yaşadığı için sofrası da sadeydi. O, yemek için yaşamaz, yaşamak için yerdi. Eve geldiğinde yemek yoksa bunu problem etmez, bazen bir iki hurma ile yetindiği olurdu.

    Hz. Peygamber, günde iki kere yemek yerdi.

    Az yemeyi tavsiye ederdi. Haram olan yiyecek ve içecekler hâriç, diğer yiyecekleri yerdi.

    Sadece et veya sadece sebze yemek gibi tek yönlü beslenmezdi.

    Bazı yemekleri daha çok sevse de, hiçbir yemek için “sevmiyorum” ifadesini kullanmazdı.

    Yemek davetlerine katılırdı. Yemeğe başlamadan önce ve yemekten sonra ellerini yıkardı.Besmele ile başlar, uygun ve kısa bir dua ile bitirirdi.

    Sağ eliyle yerdi. Sol eliyle yiyenleri ikaz ederdi.

    Ortaya konulmuş yemeğin, kendi önüne gelen kısmından yerdi.

    Yemek yerken sağa, sola dayanmaz, yaslanarak yenilmemesini tavsiye ederdi.

    Yüzü koyun uzanarak yemek yemeyi yasaklardı.

    Yemeğin israf edilmesini menederdi.

    Soğan, sarımsak gibi kokusu başkalarını rahatsız eden yiyecekleri yedikten sonra toplum içine girmeyi hoş karşılamazdı.

    Yemeğe ve suya üflemeyi yasaklardı. Yemeğin çok sıcak yenmemesi gerektiğini söylerdi.

    Yemek ve su kaplarının ağzını kapatmayı tavsiye ederdi.

    Aile fertlerinin yemeği bir arada yemelerini tavsiye eder ve beraber yenen yemeğin bereketli olduğunu belirtirdi.

    Aşırıya kaçmadan konuşup sohbet ederdi.

    Bu ve benzeri sünnetlerinden hareketle yeme içme adabı şöylece sayılmıştır:

    1. Yemekten evvel ve sonra elini yıkamak,

    2. Yemeği kendi önünden almak,

    3. Sağ eliyle yemek,

    4. Lokmayı ağza göre almak ve iyice çiğnedikten sonra yutmak,

    5. Lokmayı yutmadıkça ikinci lokmaya el uzatmamak ağzında lokma ile konuşmamak,

    6. Suyu içmeden evvel bardağa bakmak,bunun hikmeti içinde toz toprak olabileceğinde vs..

    7. Suyu bir solukta içmemek,bir solukta develer içer dvelere benzememek ve mideye zarar vermemek içindir insan kutsal bir varlıktır

    8. Bardağın içine nefes vermemek,bu tiksindiricidir

    9. Başkalarını tiksindirecek söz ve hareketten kaçınmak,

    10. Başkasının lokmasına ve yediğine bakmamak,bu çok rahatsız edicidir

    11. Lokmayı ağzına korken kafasını tabağa doğru uzatmamak,

    12. Yemekte israf etmemek, lokmasını ve aldığı yemeği bitirmek,

    13. Ağzından bir şey çıkarmak gerektiğinde yüzünü sofradan çevirmek ve sol eli ile almak,

    14. Dişleriyle koparmış olduğu lokmayı yemeğe batırmamak.bu insanların iğrenmesine sebep olabilir

    15. Helâlinden, temiz yemek ve Allah’a şükretmek,

    16. Sofra sahibiyse, utanmamaları için herkes yeyip bitirmedikçe sofradan el çekmemek ve kalkmamak (az yiyen biriyse ağır yemeli ve yer gibi davranmalı),

    17. Önce yaşça veya mevkîce büyük olanın başlaması,

    18. Mecbur kalmadıkça sokaklarda yemek yememek

    bunlar sünnet ve edeplerdir hanifler unları hiç mi yapmıyor insan gibi yemek yemeği öğretiyor islam insana
    birgün selmanı farisinin yanından bir müşrik geçerken duydum ki size muhammed tuvaletten çıkınca silinmeyi bile öğreiyormuş diye gülüp dalga geçti selmanı farisi hz leride çok ciddi bir şekilde evet o bize insan gibi yaşamayı öğretiyr bunuda öğretiyor dedi…

    ETLERİN HARAM OLMASI HAKKINDA VE ÇEŞİTLİ ŞEYLERİN

    ŞİMDİ HANİFLERE SORUYORUM???
    1)TOPRAK ÇAKIL VS YENİLEBİLİR Mİ KURANDA HÜKÜM YOK BUNUNLA İLGİLİ…
    2)MANTARLARIN HEPSİ YENİLEBİLİR Mİ?
    3)UYUŞTURUCU MADDELER YENİLEBİLİR Mİ?
    4)KURANDA MİDYE KARİDES AYI ÇAKAL VS HELALDİR DİYE BİRŞEY VAR MI?SİZİN ANLAYIŞINIZ ŞEKLİNDE OLAN APAÇIK KURANDAN DELİL İSTİYORUM?

    BENİM BİLDİKLERİM
    Dinimiz haram ettiği için bazı hayvanların etleri yenmez. Elbette bunda bazı hikmetler vardır. Müslüman, hikmetini bilmese de dinin yasakladığı şeyi yapmaz. Gıdaların insanlar üzerinde iyi ve kötü tesiri olduğu bir gerçektir. Annesi kötü ise veya kötü bir kadının sütü ile beslenen çocuk yaramaz olur. Böylesine sütü bozuk derler. Kendi faydasını düşünen insan, dinimizin helal kıldığı şeyleri yemeli, yasak ettiği şeylerden kaçınmalıdır.

    Yiyip içmesi haram olan şeyler:
    1- Bizzat kendisi haram olan şeyler yemek. [Leş, hınzır eti ve şarap gibi.]

    2- Kendisi haram olmayıp, gasp, hırsızlık, rüşvet yolu ile alınan şeyler.

    3- Doyduktan sonra yemek.

    4- Alerji yapan gıda yemek. [Mesela balık, et, süt, yumurta, pastırma, turşu, çilek zarar verirse, bunlar, yalnız zarar verene haram, zarar vermeyene mubahtır.]

    5- Zararlı şeyler yemek. [Mesela çamur, toprak, cam gibi.]

    6- Zehirli olan şeyler yemek. [Zehirli ot, kokmuş et gibi.]

    7- Uyuşturucu maddeler yemek. [Doktor tavsiyesiyle ilaç olarak kullanmak caizdir.]

    8- Temiz, fakat iğrenç şeyler yemek. [Kurbağa, kanı olmayan böcekler, meyvenin, peynirin ve etin kurtları gibi.]

    Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
    (Leş, akıcı kan, pis hınzır ve Allah’tan başkasının adı ile kesilmiş olan hayvanları yemek haramdır.) [Enam 145]

    Âyet-i kerimede sayılan bu haramlardan başka, yukarıda sekiz madde halinde açıklanan hususların da haram olduğu Peygamber efendimiz tarafından bildirilmiştir

    Yiyecekler ve içecekler konusunda tarih boyunca milletlerin ve dinlerin düşünce ve tavırları farklı olmuştur. Bunları ifrat, tefrit ve îtidal ölçüleri içinde toplamak mümkündür.

    a. Hayvanların da insanlar gibi can taşıdığını, onları öldürmeye hakkımız olmadığını ileri sürerek et yemeyi haram sayan Brehmenler bu konuda tefrite düşmüşlerdir.

    Halbuki bitki ve hayvanlar, insanlara hizmet için yaratılmış; insanlar ise Allah’a kulluk ile vazifelendirilmiştir. Kâinata konulan nizam bunu gerektirmektedir.

    b. Allah, deniz ve kara hayvanlarından bir çoğunu Yahudilere haram kılmıştır. Kur’an, En’âm sûresi 146. âyette bu hususa işaret buyurmaktadır. Ancak bu haramlaştırmanın sebebi, Yahudilerin işledikleri zulüm ve günahlar olmuştur. Allah da ceza olarak bâzı helâl yiyecek ve içecekleri onlara haram kılmıştır.

    c. Hıristiyanlar ise, yeme ve içme konusunda ifrata sapmışlardır. Pavlos bu konuda, “ağızdan giren değil, çıkan onu pisler” diyerek, yeme ve içmenin sınırını son derece geniş tutmuştur.

    d. Cahiliye Arapları da bazı hayvanları ibâdet ve putlara yakınlaşmak niyetiyle haram kılarken; ölmüş hayvan, akan kan gibi İslâm’ın haram saydığı bâzı maddeleri de helâl saymışlardır.

    İslâmiyet bu konuda mutedil bir yol tutmuştur.

    İslâm’a göre, eşyada, yiyilip içilme itibariyle asıl olan ibâhe’dir. Yani bütün eşya, insanların istifadesi için yaratılmıştır.

    Ancak yenilip içilen eşyanın bir kısmı temiz olmaktan uzak, insan aklına ve sıhhatine muzırdır.

    İslâmiyet, bu gibi temiz olmayan, insana zararı dokunan maddeleri haram kılmıştır…

    Kur’an’da bu hususta şöyle buyurulmaktadır:

    “Ey insanlar! Yeryüzündeki temiz ve helâl şeylerden yeyin…” (el-Bakara, 168).

    “Ey îman edenler! Sizi rızıklandırdıklarımızın temizlerinden yeyin. Ve yalnızca Allah’a şükredin”

    (el-Bakara, 172).

    Görüldüğü gibi âyette yalnızca temiz ve helâl maddelerin yenilmesi emredilmektedir.

    Yiyecekler
    İslâm’ın Yenilmesini Haram Kıldığı Maddeler:

    İslâmın yenilmesini haram kıldığı maddeler şunlardır:

    1. Meyte (leş):
    Kur’ân’ın yenilmesini haram kıldığı maddelerin başında “meyte” tabir edilen “leş” gelmektedir.

    Leş, insan tarafından yenilmek üzere boğazlanmış veya avlanmış olmayıp, kendi kendine ölmüş bulunan hayvan veya kuşa denir. Böyle bir hayvan temiz değildir, yenilmez.

    Leşlerin haram kılınışındaki sır ve hikmete gelince:

    a. Tarih boyunca insanlar, bu gibi ölü hayvanlardan tiksinmişler, bütün semavî din mensubları da böyle hayvanları yememişlerdir.

    b. Müdahalesiz ölen hayvanlar, genellikle şiddetli zayıflık, zehirlenme ve mikrobik hastalıklar sebebiyle ölürler. Onların yenmesi sıhhî yönden tehlikeli neticeler doğurabilir.

    c. insanlar bu hayvanları yemeyince, yaşayan kuşlar ve diğer hayvanlar gıda bulma imkânına kavuşurlar. Gerçekten de leşler, diğer hayvanların fıtrî gıdalarıdır.

    d. Murdar ölen hayvanı yiyemiyeceğini bilen sâhibi, onun bakım ve tedavisine dikkat eder, kendi hâline bırakmaz.

    * Kendi kendine ölürse, kara hayvanlarının dışında su hayvanları da leş sayılırlar.

    * Şu hayvanlar da leş hükmündedirler. Etleri yenilmez:

    * Boğazlanmadan boğularak öldürülen hayvanlar,

    * Sopa veya herhangi bir şey ile bir yerine vurulmak suretiyle öldürülmüş hayvanlar,

    * Yüksek bir yerden düşüp ölen hayvanlar,

    * Başka bir hayvanın boynuzuyla, kafasıyla veya tekmesiyle vurulması neticesi ölen hayvanlar,

    * Bir yırtıcı hayvan tarafından parçalanmak suretiyle ölen hayvanlar…

    Ancak bu saydığımız hayvanlara, henüz kendisinde az çok bir hayat emâresi varken yetişilir,

    besmele ile boğazlanırsa, leş olmaktan çıkarlar, etleri yenilir hâle gelir.

    * Leşlerin haram oluşundan maksad, onun etinin yenmesidir. Onların boynuzlarından, kemiğinden ve kılından faydalanmak mübahtır.

    * Leşin derisinden faydalanmak ise, deriyi tabaklamak suretiyle mümkün olur. Peygamberimiz;

    “Tabaklanan herhangi bir deri, temizlenmiş olur” buyurmuştur.

    Bundan sadece domuz derisi istisnadır. Domuz derisi tabaklanmakla temizlenmiş olmaz.

    * Eti yenen bir hayvanın etinden, daha kendisi hayatta iken kopan bir uzvu ve parçası da leş

    hükmündedir.

    Bir hayvanın kesildikten sonra, henüz kendisinde hayat eseri varken kopan parçası ise, leş sayılmaz. Ancak böyle bir parçayı yemek mekruhtur.

    2. Akmış kan:

    Hayvanlar kesilince vücuttaki kanın büyük bir kısmı dışarı akar, az bir miktar da ince damarlarda kalır. İşte bu dışarıya akan kanı yemek, içmek haramdır.

    İnce damarın içinde kalan veya dalak ve ciğer gibi âzalarda bulunan kan ise, akmış sayılmadığından et ve sakatat ile birlikte yenilmesi mübahtır.

    Kan yemenin haram oluş hikmeti, akan kanın pis oluşu ve insan tabiatının onu kabûl etmeyişidir.

    Câhiliye Arabları acıktıkları zaman ellerine sivri uçlu keskin bir kemik veya benzeri bir şey alır,

    onunla hayvanı yaralar, akan kanını toplayarak içerlerdi. Kur’an bu kötü âdeti men’etmiştir.

    3. Domuz:
    Domuz, tabiatı icabı, ekşimiş ve kokuşmuş maddeler yiyen ve pislik içinde yüzen bir hayvandır. Bu sebeble eti, başta trişin ve tenya olmak üzere birçok mikroba yuvalık yapmaktadır.

    Domuz etinin insan sağlığına büyük zararları dokunduğu gibi, insan ahlâkına da menfî te’sirleri olduğu belirlenmiştir. Bilhassa domuz yemenin kıskançlığı, namus duygularını yıprattığı ileri sürülmüştür.

    4. Allah’tan başkası adına kesilenler:
    İnsan hayatına ancak Allah Teâlâ son verir. Hayvanların hayatına son vermek ise, yine Allah’ın iradesiyle olmakla beraber, insanlar da etinden, derisinden, yününden faydalanmak için hayvanları öldürmektedirler. Bu fiile izin veren Allah Teâlâ’dır. İşte hayvanı öldürürken, Allah’ın ismini anmak, Allah’ın insana verdiği bu izni tazelemek; ölümün ancak O’nun kudret ve iradesiyle olduğunu hatırlamak içindir.

    Hayvanın kesimi sırasında Allah’tan başkasının ismi zikredilince, Allah’ın bu izni ve rızası iptal edilmiş; böylece kesilen hayvandan mahrumiyeti gerektiren büyük bir nankörlük içine girilmiş olur.

    Hayvanları Allah’tan başkası adına kesme yasağı, aynı zamanda putperestliğin kökünü kazımak, tevhid inancını perçinlemek hikmetini de taşır.

    5. Diğer kara hayvanlarından yenmesi helâl ve haram olanlar:
    * Etinin yenmesi helâl olan hayvanlar şunlardır:

    a. Tab’an çirkin, iğrenç ve kötü olmayan ehlî hayvanların etleri, şer’î usule uygun olarak kesilirlerse, dînen helâldir, yenebilir. Koyun, keçi, sığır, manda, deve, geyik, tavuk, hindi, kaz, ördek, devekuşu, bıldırcın, güvercin, keklik ve avlandığını bildiğimiz diğer kuş ve hayvanlar, bu kısma girer.

    b. Suda yaşayan balık cinsinden bütün hayvanların da etleri helâldir, yenebilir. Kalkan, sazan, yılan balıkları da bu kısımdandır.

    Balık sınıfına giren hayvanların kanları akıcı olmadığı için boğazlama işlemi yapılmaz. Bu hayvanlar, denizde kendi başlarına ölmüşlerse etleri yenmez. Dış te’sirlerden ölmüşlerse (fırtına, sıcaklık, soğukluk, v.s.) etleri helâldir, yenebilir.

    * Etlerinin yenmesi helâl olmayan hayvanlar ise şunlardır:

    1. Azı dişleri ve pençesiyle avını tutup parçalayan ve dövüşen vahşî ve yırtıcı hayvanların etleri haramdır, yenmez. Kurt, ayı, aslan, kaplan, sırtlan, pars, sansar, sincap, fil, maymun, tilki, gelincik, kedi, köpek gibi…

    2. Tırnaklarıyla avını kapıp avlayan ve tab’an kerih görülen kuşların da etleri haramdır veya tahrimen mekruhtur.

    Bunlar; çaylak, kuzgun, kartal, akbaba, yarasa, atmaca, şahin, alacakarga gibi hayvanlardır.

    3. Tab’an habis ve iğrenç olan hayvanların etleri de yenmez. Fare, köstebek, kirpi, kertenkele, akrep, yılan, kurbağa, kaplumbağa, salyangoz, solucan, arı, sinek, kurt, böcek, v.s.

    4. Temiz olmayan şeyleri yemiş olan tavuk, koyun, sığır gibi hayvanların etleri de, bir temizlik

    süresi geçmeden yenilemezler. Bunun için böyle necasetle gıdalanan hayvanlar hapsedilir, temiz gıda ile beslenirler. Bu hapis süresi tavukta üç gün, sığır ve deve için 10 gün, koyun için de 4 gündür.

    Domuz sütüyle beslenen hayvanların etleri helâldir.

    5. Atlar, cihada yarayan hayvanlar olduğundan İmam-ı A’zam’a göre etleri yenmesi mekruhtur.

    İmam-ı Şâfiî ve Ahmed bin Hanbel’e göre ise yenebilir.

    6. Zâruret hâli:
    Yukarıda zikrettiğimiz bütün bu haramlar, normal durumlar içindir. Zaruret hâlinin ise, kendisine mahsus hükümleri vardır.

    Zaruret hâlinden maksad, açlık ve susuzluğu giderecek, hastalığı tedavi edebilecek helâl bir nesnenin bulunmaması hâlidir.

    a. Açlık ve susuzluk:

    Ölmeyecek kadar yeyip içmek her insan için farzdır. İnsan bu sayede oruç tutmaya, namaz kılmaya muvaffak olur. İnsan yiyecek ve içecek helâl bir şey bulamazsa, harâm olan şeyden de yeyip içebilir.

    Bu yeyişin ve içişin ölçüsü ise, ölmeyecek, hayatını devam ettirecek miktardır. Daha fazlasını yeyip içmek helâl olmaz. Çünkü zaruretler kendi miktarlarıyla takdir olunurlar. (Helâl yiyecek ve içeceklerden ise, kuvvetini artırmak için doyuncaya kadar yeyip içmek mübahtır.)

    b. Tedavi zarureti:

    Tedavi için temiz olan ilâçları yeyip içmek, kullanmak câizdir. Peygamber Efendimiz:

    “Ey Allah’ın kulları, tedavide bulununuz. Çünkü Allah Teâlâ, hiçbir illet yaratmamıştır ki, onun için bir deva ve ilâç da yaratmamış olsun. Yalnız bir illet müstesnadır. O da ihtiyarlıktır” buyurmuştur.

    Helâl, temiz olmayan şeyler ile tedavide bulunmak, esasen câiz değildir. Ancak bâzı fakihler, ilâcın da gıda gibi zarurî bir ihtiyaç olduğunu ileri sürerek, darda kalındığında haram ile tedaviye cevaz vermişlerdir.

    Nitekim, Peygamberimiz erkeklere ipek giymeyi haram kıldığı halde, cild hastalığı sebebiyle

    Abdurrahman bin Avf ve Zübeyr bin Avvâm gibi bâzı sahabîlerin giymesine müsaade etmiştir.

    Harâm olan bir şey’i ilâç olarak kullanmanın bâzı şartları vardır:

    1. Bu ilâç kullanılmadığı takdirde, insan hayatının ve sıhhatının hakikî bir tehlike içinde olması…

    2. Onun yerini tutacak helâl bir ilacın bulunmaması…

    3. Bu ilâcı, dindarlığına ve ihtisasına güvenilir bir müslüman doktorun tavsiye etmesi…

    Bu üç şartın bulunması hâlinde, haram maddelerle de tedavi câiz olur.

    Görülen lüzum üzerine bir uzvuna ameliyat yapılacak bir kimseye aklını giderip bayıltacak bir ilâç içirilmesinde de (narkoz) bir beis yoktur.

    c. Zaruretler, başkasının malını da helâl kılar.

    Helâl yiyecek ve içeceği olmayan bir müslüman, bunu çevresinde mensubu bulunduğu toplum içinde bulabiliyorsa, onunla ihtiyacını gidermek kendisine mübah olur. İslâmiyet özel mülkiyeti tanımış ve korumuştur. Ancak, bu hak, sınırsız değildir. Nitekim bu sınırlamalardan biri de zaruret hâlidir. Yanında kendi ihtiyacından fazla yiyecek ve içeceği olan kimse, bunu darda kalmış kimseye vermek zorundadır. Vermezse, karşı taraf zorla alabilir. Bundan dolayı da, hiçbir mes’uliyet altına girmez. Tabiî ki başkasının malından bu ihtiyacını karşılama hâli, ölmeyecek kadar, hayatını devam ettirecek miktardır. Daha fazlası helâl olmaz.

    YİNE SORUYORUM:
    SİZ HANİFLER KÖPEK AYI ASLAN ETİ YİYOR MUSUNUZ VEYA YERMİSİNİZ?

  4. Böyle sapikligi coktan beri okumamistim,Araplarin öfr adetiymis..cok güldürdünüz beni…beyinsiz Ateistler sizi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: