Bazı önemli hadis uydurucuları

Peygamberimiz’in hadisleri, eğer Kuran-ı Kerim gibi dinin te-mel bir kaynağı ve her Müslüman’ın bilmesi ve uyması gereken bir esas olsaydı, Peygamber’imiz kendinden sonrakilere ulaşması için sahabeden bunların hem yazılmasını, hem ezberlenmesini isterdi. Peygamberimiz’in bunu istemek bir yana, hadislerin yazımı-nı yasakladığını daha önceki bölümlerde gördük. Eğer Peygam-ber’imiz bunların ezberlenmesini isteseydi, sahabenin Peygamber’e en yakın olanlarının; Ebu Bekir’in, Ömer’in, Osman’ın, Ali’nin, Zübeyr’in, Zeyd bin Sabit’in, Selman el Farisi’nin onbinlerce hadis nakletmesi beklenirdi. Oysa bu sahabelerin söylediği iddia edilen sözler çok azdır. Örneğin birazdan göreceğimiz hadis uydurucula-rından Ebu Hureyre’nin söylediği iddia edilen hadislerin üçte, dörtte biri bile dört büyük halife ve diğer önemli sahabelerin hepsinin söylediğinin toplamına birden atfedilmez. İşte bu Ebu Hurey-re’yi ve İsrailiyat adındaki Musevi hikayelerini ve Mesihhiyat adın-daki Hıristiyan hikayelerini dine sokan birkaç uydurucuyu bu bölümde inceleyeceğiz. Bunu yaparken bu hadis uydurucular çok fazla miktarda hadis naklettikleri için naklettikleri binlerce hadisin tümünün neden güvenilir olmadığını anlayacağız. Ayrıca hadisçilerin hadis toplarken, hadis nakleden kişileri söyledikleri kadar iyi incelemediklerini bu bağlamda anlayıp, böylece hadisçilerin tüm çalış-malarının da güvenilmez ve şüpheli olduğunu kavrayacağız. 4. Bölümde hadisleri incelerken Peygamber’i her görene sahabe denildi-ğini ve her sahabenin kesin adil ve doğru sözlü kabul edilip, her sahabeden her hadisin alındığını gördük. (Sahabe kelimesinin bu ta-nımı benimsenerek yaygınlık kazanmıştır. Sahabe kelimesini, sade-ce Peygamberimizin yakın çevresi için kullananlar da olmuştur.) Oysa Kuran, Peygamber’in döneminde birçok münafığın inanmadığı halde kendini inanmış gibi gösterdiğini, birçok zayıf inançlı, inancı oturmamış kişinin, inandıklarını söylemelerine rağmen Pey-gamber’e zorluklar çıkardıklarını haber vermektedir. Ne yazık ki yüzlerce Kuran ayetiyle çelişen, dine binlerce ilave yapan hadisçiler, bu ayetlerin manasını görmezden gelerek tüm sahabeyi tartışıl-maz ilan etmişler, hangi sahabeye uyulursa uyulsun kurtuluşun bu-lunacağını söylemişlerdir. Oniki İmamın masum ilan edilmesinde Şiiler’in hatasını çok iyi tespit eden Sunniler, ne yazık ki bütün bir nesli, hem de Kuran’ın birçok ayetiyle eleştirdiği kişilerin ve hatta münafıkların da içinde bulunduğu belirtilen bir nesli toptan tartışıl-maz ilan ederek, Şiiler’den çok daha büyük bir hataya düşmüşler ve Şiiler’e getirdikleri doğru eleştiride bile gülünç olmuşlardır. Gelin sahabe damgasıyla mühürlendiği için her sözüne itibar edilmiş olan ve mevcut binlerce hadisi olan Ebu Hureyre’yi inceleyelim ve bu zihniyetin bizi nereye, nasıl götürdüğünü anlayalım.


EBU HUREYRE’YE GüVENİLMEZSE TüM HADİS KİTAPLARI GüVENİLMEZ OLUR

Ebu Hureyre’nin Müslüman olmadan önceki hayatı hakkında kendi anlattıklarından başka bir şey bilinmez. Müslüman olduktan sonra fakirliğinden dolayı Ashabı Suffe’den olduğu bilinir. Müs-lim’in Fezailus Sahabe’deki 159. Bölüm’ünde Ebu Hureyre’nin sırf karın tokluğuna Peygamber’le beraber olduğu anlatılır. İbn Hazm sırf Baki bin Mahled’in müsnedinde Ebu Hureyre’ye ait 5374 hadis olduğunu söyler. Buhari bunlardan 446’sını kitabına almıştır.

Ebu Hureyre’nin anlattıklarından, en çok korktuğu kişinin Hz. Ömer olduğunu görüyoruz. Hz. Ömer’in Ebu Hureyre’yi hadis naklinden dolayı tehdit ettiği ve tartakladığı hadis kitaplarında an-latılır. Ebu Hureyre: “Size naklettiğim şu hadisleri Ömer zamanın-da anlatsaydım değneği ile beni döverdi.” der (Ez Zehebi – Tezki-retul-Huffaz). Ebu Hureyre’nin şöyle dediği geçer: “Ömer ölünceye kadar Allah’ın Resulu buyurdu diyemezdik.”(Müslim, Sahihi Müslim, 1. cilt, sayfa 34). Müslim’i eğer görebilseydik kendisine şöyle sorardık: Ey Müslim, sen Sahihi Müslim diye tüm hadislerinin doğru olduğunu iddia ettiğin bir kitap yazdın, cerh ve tadille ki-tabında hadis nakledenleri incelediğini söyledin. Ebu Hureyre’yi kendin de görmemene rağmen, onu gören ve halife olan Hz. Ömer’in onu yalancılıkla ithamını, Ebu Hureyre’nin şüpheli bir şa-hıs olması için neden yeterli görmedin? Demek ki senin sahih de-diğin hadisler bu kadar sağlam temellere dayanıyor. Ne yazık ki Müslim de tüm sahabenin yıldızlar gibi olup, hangisine olursa olsun uyulabileceği şeklindeki asılsız inanca kanmış. Veya Ebu Hureyre ve diğerlerine gerçekte sıkı ölçüler uygulasa elinde hiçbir ha-dis kalmayacağını gördüğü için ve de özellikle Ebu Hureyre’den hatırı sayılır derecede çok hadis geldiği için, bu açık gerçekleri görmezlikten gelmiş. Ebu Hureyre’yi yalancılıkla suçlayan bir tek Hz. Ömer değildir. Hz. Aişe’nin de onu defalarca suçladığını Ebu Hu-reyre’ye sahip çıkan hadis kitaplarında bile görebiliriz. Hz. Aişe Ebu Hureyre’ye: “Sen Peygamber’den duymadığım hadisler rivayet ediyorsun!” dediğinde ona edepsizce bir cevap verir: “Ayna ve sürme seni Peygamber’le ilgilenmekten uzak tuttu.”(Zehebi, Siyeru Alemin Nubela 2. cilt, sayfa 435). Hz. Ali şöyle demiştir: “Yaşayanlar arasında Allah Resulu’na en fazla yalan isnad eden Ebu Hurey-re’dir.”(İbni Ebul Hadid, Şerhu Nehcul Belağa, 1. cilt, sayfa 360). Yine Hz. Ali onun “Sevgili dostum bana haber verdi ki” diye Pey-gamber’den bahsettiğini duyunca: “Peygamber ne zaman senin sevgili dostun oldu?” demiştir. İbn Mesud gibi meşhur bir sahabe ise onun “Ölü yıkayan ve taşıyan kişi abdest alsın.” sözünü kabul etmeyerek hakkında ağır sözler söylemiş ve sonra şöyle demiştir: “Ey insanlar, ölülerinizden dolayı necasete (pisliğe) bulaşmazsınız.”

ATIN KANDIRILMASI HZ. ÖMER’İN KÖTEĞİNDEN DAHA MI ÖNEMLİ? [private]

Hadisçilerin hadis nakledilen kişilerin doğruluğunu tespit etmek hususunda ne kadar titiz oldukları şu hikayeyle anlatılır: “Meşhur bir hadisçi, kendisinden hadis naklettiği bir kişiyi görmek için onun bu-lunduğu yere seyahat etmiş. O yere vardığında, bu kişinin atına yiyecek verecekmiş gibi yapıp atı çağırdığını ve sonunda ata yiyecek vermediğini görmüş. Atı kandıran insanları da kandırabilir diye onun naklettiği hadisi almamış.” Bu hikayeyi dinleyen bizlerin “Aman hadisçiler ne titizmiş!” deyip, onların yalancı hiç kimseden söz almadıklarını, böylece naklettikleri hadislerin ne kadar güvenilir olduğunu görmemizi umarlar. Buraya kadar birçok yerde hem sebebi, hem de sonucu ile hadislerin nasıl uydurmalarla karıştığını gösterdik. İleri sürülen bu mantık hiç şüphesiz geçersizdir. Yüzbinlerce hadisten hadislerini seçtiğini söyleyenlerin bu şundan, şu ondan, o öbüründen şeklinde giden hadislerin nakilcilerinin önemli kısmı ha-dis kitapları toplandığında vefat etmişti. Geri kalanların çoğu ise İslam coğrafyasının dört bir yanına dağılmıştı. Bunların hepsini ziyaret etmek ve doğru sözlü olduklarını tespit etmek özellikle o dönemin ulaşım şartları düşünülürse mümkün değildir. Ziyaret mümkün olsaydı bile, bu kısa ziyaretler bir insanın ne kadar doğru sözlü oldu-ğunu tespit için elbette ki yetersizdir. Herhalde her hadisçi atını kandıran bir hadis nakilcisini tespit edecek kadar şanslı değildi! Bizim örneğimiz olan Ebu Hureyre’ye gelecek olursak; atını kandıran hadis nakilcisini kabul etmemekle hava atan hadisçiler, Hz. Ömer ve Hz. Ali gibi iki halifenin yalancılıkla itham ve dayaklarına, Peygam-ber’in hanımı Hz. Aişe’nin bu şahsın izahlarını reddine rağmen na-sıl kendisini kabul ediyorlar? Hz. Ömer, Hz. Ali, Hz. Aişe’nin bu ta-vırları atın kandırılmasından daha mı az önemli?

Hz. Ömer’in Ebu Hureyre’yi atadığı valilikten hırsızlıkları nedeniyle geri çağırttığı anlatılır. Hz. Ömer Ebu Hureyre’ye hitaben: “Seni Bahreyn’e vali yaptığımda ayağında bir çift ayakkabı yoktu. Sonra duydum ki sen 1000 dinara, 600 dinara atlar satın almışsın. Sen Bahreyn’in en ücra köşesinden, insanlar vergilerini, Allah ve Müslümanlar için değil de, senin için versinler diye mi geldin?” der (Zehebi, Siyer). Ebu Hureyre’nin bizzat kendisinin aktardığı bir hadiste ise Hz. Ömer ona şöyle demiştir: “Ey Allah’ın ve Kitabının düşmanı! Allah’ın malını çaldın değil mi? Yoksa senin on bin dina-rın nereden olacak?” (İbni Sa’d, Tabakat, 4. cilt, sayfa 59). Ne ya-zık ki Ebu Hureyre Hz. Ömer’in kendisine çıkışmalarını böyle an-latır, ama hadisçiler Hz. Ömer’in bu çıkışlarına rağmen Ebu Hu-reyre’yi birinci dereceden güvenilir kabul edip, en çok hadisi ondan naklederler. Bir de cerh ve tadil ilmiyle güvenilmeyen hiçbir kimseden hadis nakletmediklerini söylerler. Hz. Ömer’in “Allah’ın ve Kitabı’nın düşmanı” ilan ettiği şahsı en güvenilirler arasında kabul eden hadisçilerin, cerh ve tadil uygulamalarının ne kadar titizlikle yapıldığı görülmektedir.

EMEVİLER EBU HUREYRE’NİN ALTIN çAĞIYDI

Hz. Ömer’in ve daha sonra Hz. Ali’nin öldürülmelerinden son-ra Emeviler dönemi Ebu Hureyre’nin altın çağı olmuştur. Emeviler Ebu Hureyre’ye el Akik’te bir köşk inşa edip arazi vermişlerdir. Muaviye dönemindeki bu ikramlara karşılık İbni Kesir’in el Bidaye ve’n Nihaye eserindeki şu hadisler Ebu Hureyre’nin nasıl karşılık verdiğini göstermektedir:

Ebu Hureyre rivayet eder ki: “Allah’ın Resulu Muaviye’ye bir ok verdi ve şöyle dedi: Bu oku al ve cennette beni onunla karşıla!”

Ebu Hureyre’den yine şu hadis rivayet edilmiştir: “Allah’ın Re-sulu şunu derken duydum: Allah vahyini üç kişiye emanet etti: Ben, Cebrail ve Muaviye”

Tüm bu delillere rağmen “Her sahabe doğrudur” yanlış inancı-nın hadisçileri sürüklediği nokta ortadadır. Ebu Hureyre kimdir ki, Peygamber’in en yakınlarının bile nakletmediği en garip uydurmaları Peygamber’le az görüşmesine rağmen nakletmiştir. Örneğin şu garip hadis Ebu Hureyre’den gelen mantıksız hadislerin yüzlercesinden biridir:

Ebu Hureyre Peygamber’in kendisine şunu dediğini nakleder: “Ölüm meleği Musa’ya gönderildi. Musa’nın yanına gelince O ona vurdu. Melek Rabbinin yanına döndü ve şöyle dedi: Beni ölmek istemeyen birisine gönderdin. Allah Musa’nın kör ettiği meleğe gözlerini verdi ve şöyle dedi: “Git ve ona elini bir öküzün üzerine koy-masını söyle. Elinin kapladığı yerdeki kıl sayısınca ona yıl olarak ömür verildi!” Melek: “Evet, Rabbim. Sonra ne olacak?” Allah: “Sonra, ölüm” dedi.”

Ne yazık ki Ebu Hureyre’yi kurtarma derdinde olanlar bir yandan böyle bir mantıksızlığı İslam’a fatura edip zarar veriyorlar, di-ğer taraftan Ebu Hureyre’yi kırmamak için Hz. Musa’yı Allah’ın takdirinden kaçan, meleğin gözüne tokat atıp kör eden bir insan olarak gösteriyorlar. Ebu Hureyre’ye bir çok sahabe (Peygamber’i gören Müslüman) muhalefet etmiştir. Örneğin Ebu Hureyre’nin “Av ve çoban köpekleri dışındaki köpekleri öldürün” hadisine tarla köpeklerini de eklemesi üzerine İbni Ömer, Ebu Hureyre’nin tarlaları olduğu için böyle bir yalanı uydurduğunu söylemiştir (Cemal Sait Aktaş, Hadis Kritiği Makalesi).

Ebu Hureyre’den nakledilen hadislerin eleştirisine bu kitabı ayırsak başka bir şey yazmaya yer kalmaz. Ebu Hureyre’nin geleneksel İslam için önemini, bu yapının en ateşli savunucularından ve ülkemizde en çok satan gelenekçi, hadisçi İslam’ın kitaplarından Saadeti Ebediye- Tam İlmihal kitabının yazarı Hüseyin Hilmi Işık şöyle anlatmaktadır: “Ebu Hureyre’yi inkar eden şeriatın yarısını inkar eder, çünkü hükümlerin çıktığı hadislerin yarısını Ebu Hureyre nakletmiştir.” Bize göre itiraf, Hüseyin Hilmi Işık Bey’e göre şeriata sahip çıkma olan bu söz, neden Ebu Hureyre’yi bir alt baş-lık yaptığımızın sebebidir. Allah’a şükür ki dinimiz tek başına yeterli olan Kuran’dadır ve ne Ebu Hureyre’nin, ne de başkalarının hadislerine ihtiyacımız yoktur.

İSRAİLİYAT VE MEŞHUR UYDURUCULARI

Özellikle Yahudilikten İslam’a geçenler, Yahudilikteki birçok hikayeyi, uydurmayı hadis adı altında İslam’a taşıdılar. Bunu İslam’ın saflığını bozmak için yaptıkları görüşü hakim olsa da, eski adetlerinden, eski dinlerindeki inançlardan kurtulamayıp, kendilerince katkı sağlamak veya dinimizi Yahudileştirmek gibi niyetlerle de yaptıkları düşünülebilir. İbni Haldun, Mukaddime adlı eserinde konuyla ilgili şu açıklamaları yapar: “Hadis nakil tefsirleri yanlış doğru, makbul merdud her şeyi içeriyordu. Bunun sebebi şuydu; Araplar ne kitap, ne de ilim ehlinden değillerdi. Onlara hakim olan yaşam tarzı bedevilik ve cahillikti. Yaratılışın esrarı, kainatın durumu, v.b. konularda bir şey öğrenmek istediklerinde bunu kendilerinden önce Kitap verilenlere sorarlar ve bu konularda onlardan ya-rarlanırlardı. Bunların aralarında Kab el Ahbar, Vehb İbni Münebbih, Abdullah bin Selam vardı. Hadis nakilli tefsirler bu tür kişilerden yapılan nakillerle dolmuştur. Tefsirciler bu hususta gevşek dav-ranmış ve tefsirlerini bunların nakilleriyle doldurmuşlardır.” İbni Haldun’un dediğini günümüzde Türkçe’ye çevrilen birçok tefsirde görebiliriz.

KAB EL AHBAR’A DAYANDIRILAN DİN

Kab el Ahbar İsrailiyat’ı, Yahudi uydurmalarını dinimize en çok sokan kişidir. Peygamberimiz’in vefatından sonra Hz. Ebubekir veya Hz. Ömer dönemlerinden birinde İslam’a girdiği söylenir. İsrailiyat hakkındaki bilgisi ve bitmek tükenmek bilmeyen hikayeleri onu, devrinde ilgi odağı haline getirmiştir. Peygamber’e iftira ederek söylenen hadislerin birinde “İsrailoğullarından hadis naklinde bulunun, bunda zarar yoktur.” denir. Bu hadisi Abdullah bin Amr’ın nakletti-ği söylenir. Tırmizi, Ebu Davud, Buhari bu hadise yer vermiştir. Birazdan göreceğimiz gibi Abdullah bin Amr, Kab el Ahbar’ın talebelerindendir. Uyduracakları binlerce İsrailiyat’tan önce bu hadisi uyduranlar, daha sonraki uydurmalarını buna bina etmişlerdir. Kab el Ahbar bunların en önde gelenidir. Kendisi yalnız hadis nakil etmekle kalmamış, daha evvel incelediğimiz Ebu Hureyre’ye, bunun yanın-da Abdullah bin Amr, İbni Ömer, İbni Abbas gibi şahıslara da ders vermiştir. Böylece uydurmaların yayılması için bu şahısları da kullan-mıştır. Ebu Hureyre’ye karşı çıkan Hz. Ömer, aynı tavrı Kab el Ahbar’a da göstermiş ve onu sürgünle tehdit etmiştir. Hz. Ömer’in öldürülmesine kadar fikriyatını yaymakta güçlük çeken Kab Hz. Ömer’in vefatıyla kısmen ferahlamıştır. Kab’ın tüm bu hareketlerini anlatan Mahmud Ebu Reyye, Kab’ın Hz. Ömer’in öldürülmesinde parmağı olduğunu söyleyerek şu izahları yapar: “Hz. Ömer’in bu da-hi Yahudi’yi akıllıca ve ısrarlı bir şekilde izlemesi ve ileride de göre-ceğimiz üzere bir takım çirkin emellerinin farkına varmasına rağmen sonunda o dehasının gücüyle Hz. Ömer’in uyanık ve iyi niyetli oluşuna galebe çalmış, gizli ve açık tuzağını kurmaya devam etmiştir. İş Hz. Ömer’in katledilmesine kadar varmıştır. Elde varolan verilerin hepsi bu olayın gizli bir cemiyetçe tertiplenmiş olduğunu göstermektedir. Büyük deha Kab’ın da üyelerinden biri olduğu bu cemiyetin başkanı Hürmüzandı. Malum olduğu üzere Hürmüzan Huzistan’ın kralıydı ve Medine’ye esir olarak getirilmişti. Hz. Ömer’i katletme görevi ise Ebu Lülüe’ye verilmişti.” (Mahmud Ebu Reyye, Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması, sayfa 171).

Mahmud Ebu Reyye’nin İbni Kesir’den alıntılarla anlattığı bu ihtimalin kesin olarak doğru olduğunu savunacak durumda değiliz. Fa-kat Hz. Ömer’in hadisten men ettiği ve ihtimal dahi olsa Hz. Ömer’in ölümünde parmağı olan bir kişiden ve onun ders verdiği Ebu Hureyre, Abdullah bin Ömer, İbni Ömer ve diğer şahıslardan hadis nakli ne kadar sağlıklı olabilmiştir? Tüm bu şahıslardan İsrailiyatı ve diğer hadisleri nakil edenlerin bu konudaki titizliği güvenilir midir? Bu şahıslarda yanılan hadisçilerin, diğer şahıslarda yanılıp ya-nılmadıklarına nasıl karar verebiliriz? Apaçık Kuran dururken ve Kuran tek başına yeterliyken hala bu hadislerden medet ummak dine ya-pılan zulüm değil midir? Bu sorulardan sonra Kab’a geri dönersek, Kab kaynaklı uydurmalar dünyanın yaratılışı, ahiret manzaraları, Şam şehrinin önemi ve daha bir çok konuda kendini göstermiştir.

KAB KAYNAKLI UYDURMALARA ÖRNEKLER:

Bir adam Kab’la karşılaştı. Kendisine selam vererek dua etti. Kab ona “Kimlerdensin?” diye sordu. Adam “Şamlılardanım” diye cevap verdi. O zaman Kab şöyle dedi “Belki de sen Şamlıların arasından çıkacak ve hesaba ve azaba uğratılmayacak yetmiş bin asker-den birisin!

İbni Asakir-Tarih-1/57

Kab dedi ki: Allah yeryüzüne baktı ve şöyle dedi; “Senin bir bölümüne dokunacağım.” Dağlar O’na koşuştu. Kaya aşındı. Allah bu yüzden onlara teşekkür edip ayağını üzerlerine koydu!

Mahmud Ebu Reyye Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması 185

Hesap için diriltilme ve hesap, Beytul Makdis’ten olacaktır. Beytül Maktis’te gömülü olan azaba uğratılmayacaktır.

Mahmud Ebu Reyye Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması 185

Kab’ın uydurduğu tefsir ve diğer kitaplara giren buna benzer uydurmaların bir kısmı kendisinden nakledilse de, talebeleri aracı-lığıyla nakledilenler doğrudan kendisinden alınanlardan çoktur. Ebu Hureyre’ye destek veren Muaviye, Kab’a da destek vermiş ve ona kıssa anlatmasını emretmiştir (İbni Hacer, İsabe 5/323).

VEHB İBNİ MüNEBBİH

Kab her ne kadar İsrailiyat kaynaklı uydurmalarda bir numaraysa da, onun hemen ardından Vehb İbni Münebbih gelir. Kendisi birçok sahabeye atıfla hadis nakletmiş, Ebu Hureyre, İbni Ömer, İbni Abbas da kendisinden hadis nakletmişlerdir. Ahmed Emin şöyle der: “Sıret kitapları, en eski ve en güvenilir olanları da dahil hurafe ve İsrailiyat’tan arınmış değildir. Tam aksine bunların kronolojik sırada en önce gelenleri İsrailiyat’la en fazla doldurulmuş olan-larıdır. İlk ve en güvenilir kaynak sayılan İbni İshak’a bakalım. Bu zatın esas kaynaklarından biri de Yahudilikten İslam’a geçen Vehb İbni Münebbih’tir. İbni İshak’ın ayrıca Hıristiyan ve Mecusi kaynaklardan da büyük ölçüde yararlandığı bilinmektedir.” (Ahmed Emin, Duhaul İslam, 2. cilt, sayfa 311). Ne yazık ki herkes Ahmed Emin’in tahlil ettiği gibi Vehb’i tahlil edememiş ve bol hadis nakletmek uğruna doğrudan veya dolaylı olarak aşağıdaki gibi uydurmaları Vehb’den nakletmişlerdir.

Arşı dört melek omuzları üzerinde taşırlar. Her birinin dört yüzü vardır: Öküz yüzü, aslan yüzü, kartal yüzü ve insan yüzü. Her birinin dört kanadı vardır. Bunların ikisi yüzünü kaplar ve arşa bakıp yanıvermesini engeller. Onun azameti gökleri ve yerleri kaplamıştır.

Malti-Kitab et Tenbih sayfa 99

Reşid Rıza, Kab ve Vehb ikilisinin dine zararlarını ve uydurma-larını şöyle anlatır: “İsrailiyat rivayet eden ve Müslümanları kandı-rıp aldatanların en şerlileri bu ikisidir. Yaratılış, tekvin, Peygamberler, geçmiş ümmetler, fitneler, kıyamet ve ahiret meseleleriyle ilgili olarak tefsir ve tarih kitaplarında yer almayan hiçbir hurafe yoktur ki üzerinde bu ikisinin imzası olmasın. Bu kişilerin rivayetleri arasında Tevrat ve diğer Semavi kitaplara dayandırdıklarını iddia ettikleri nakiller bu kitaplarla çeliştiğinden dolayı, bir çoklarının yalan oluşu hususunda kesin hükme vardık. Kuşkusuz önceki alimlerin bunların farkına varması mümkün değildi. Zira onlar Ehli Ki-tabın kitaplarına muttali olamamışlardır. Kuşkusuz bu iki Yahu-di’nin rivayetlerinin çoğu İsrailiyat kaynaklı hurafeler olup, tefsir ve diğer sahalarda yazılmış kitapları bulandırmışlardır. Bunlar sayesinde İslam düşmanı mülhidler, İslam’ın da diğer dinler gibi hurafeler ve evham dini olduğunu iddia etmişlerdir.” (Reşid Rıza, Mecelletül Menar).

MESİHHİYAT VE MEŞHUR UYDURUCULARI

Dinimize sokulan uydurmaların kaynaklarından biri Yahudi kaynaklı İsrailiyat olduğu gibi, bir diğeri de Hıristiyan kaynaklı Mesihhiyat’tır. Mesihhiyat kaynaklı uydurucuların en önemlileri Temim ed Dari ve İbni Cureyc’dir. Deccaliyet, şeytan, ölüm mele-ği, cesas, cennet ve cehenneme dair izahlar, Hz. İsa hakkında uydurmalar Mesihhiyat’tan dinimize devşirilen en önemli uydurmala-rın başında gelir. Mesihhiyat kaynaklı uydurmalara aşağıdaki hadisleri örnek gösterebiliriz:

Allah Resulü halkı topladıktan sonra şöyle dedi: Allah’a yemin ederim ki sizi korkutmak veya bir şeye teşvik etmek için toplamadım. Sizi şunun için topladım. Temim ed Dari bir Hıristiyandı. Sonra gelip bana biat ederek Müslüman oldu ve bana şunu anlattı: O iğrenç cüzzamlı otuz kişiyle bir deniz gemisine binmiş, yolda bir ay dalgalarla boğuştuktan sonra denizin ortasında bir adaya ulaşmış-lar. Güneşin battığı yerde yer alan bu adaya girdiklerinde kendileri kıldan önü arkası ayırt edilemeyen bir hayvan karşılayıp şöyle demiş: Ben Cesase’yim. Sonra onlara manastırdaki bir adamı görmelerini önermiş. Temim ve arkadaşları manastıra girdiklerinde yaratılışça daha önce hiç görmedikleri kadar iri ve topuklarından boynuna ka-dar her yeri demirle bağlı bir adam görmüşler. Adam, onların hikayesini ve Arap olduklarını öğrenince kendilerine birçok soru sormuş. Temim ve arkadaşları da onu cevaplıyorlarmış. Sonunda: “Ba-na ümmilerin Peygamber’inden haber verin ne yaptı?” demiş. Bunlar da “Mekke’den çıkıp Medine’ye yerleşti.” demişler. O “Araplar onunla savaştı mı?” diye sorduğunda “Evet” demişler. O zaman o “Peygamber onlara nasıl bir muamelede bulundu?” diye sormuş. Bunlar da “Karşısında bulunan Arapları hezimete uğratarak, kendisine itaat etmelerini sağladı.” cevabını vermişler. O zaman demiş ki: “Size kendimden bahsedeyim, ben Mesih’im, bana izin verilme zamanı yaklaştı. çıktığımda kırk günde yeryüzünü dolaşıp, Mekke ve Medine dışında kırk gece içinde uğramadık köy bırakmayacağım. O iki şehirse bana haram kılınmıştır. Onlardan birine girmek istedi-ğimde elinde kılıç olan bir melek beni karşılar ve bana engel olur. Bunları zikrettikten sonra Peygamber’imiz asasını minbere vurarak şöyle dedi: İşte Medine, işte Medine, işte Medine.”

Müslim-Fiten 119/Ebu Davud-K. Melahım 15 İbni Mace-K. Fiten 33

Bu hadis Müslim, Ebu Davud, İbni Mace gibi Sunni düşüncenin tartışılmaz ilan edilmiş eserlerinde geçiyor. Okuduğunuz bu hadisi Müslim’de geçtiği için reddeden kafir oluyor, kabul eden ise sünnete, hadise, Peygamber’e bağlı kişi oluyor. Bir de bu hadislere inananlar; bunları inkar edenleri Peygamber düşmanı, kabul edenleri ise Peygamber aşkıyla yanıp tutuşan (!) kişiler olarak ilan ediyorlar. Diğer bir Mesihhiyat kaynaklı uydurma hadisi daha inceleyelim:

Şeytan her insanı doğarken yaralar. Ancak Meryem oğlu İsa’yı yaralayamamış, yaralamak için gittiğinde onun örtüsüne vurmuştur.

Buhari-K. Bedul Halk 11- Hanbel 2/523

Yukarıdaki hadisle Hz. İsa yüceltilirken, Peygamberimiz’in de içinde olduğu diğer insanlar şeytan tarafından yaralanmış ilan edilirler. Bu hadisten sonra Peygamberimiz’in, kalbindeki şeytanın darbesinden kurtulmak için melekler tarafından beş defa ameliyat edilip kalbindeki siyah pıhtının çıkarıldığına dair yakışıksız hadisler de nakledilir. Kimin tarafından? En doğru hadis kitabı Buhari ve Hanbeli mezhebinin kurucusu Hanbel tarafından! Yine de ısrarla savunulan şudur: Hadisleri inkar eden Peygamber’i inkar eder. En doğru hadis kitabı ise Buhari’dir! İşte en doğru hadis kitabının hadisi! İşte Kuran dışında başka hadis (söz) arayanların düştüğü durum!

Yazının / Kitabın diğer bölümlerini Kurandaki Din sitesinden okuyabilirsiniz.

Sitemizde sık sık bölümlerini yayınladığımız Kuran’daki Din kitabını bu bağlantıyı kullanarak bilgisayarınıza indirebilirsiniz.

Kitabı Pdf formatında indirmek için tıklayın.

Bu yazı Kurandaki Din sitesinden alıntıdır.

[/private]

Reklamlar

11 thoughts on “Bazı önemli hadis uydurucuları

Add yours

  1. Öncelikle tebrik ederim!.. acaba müslümanlar dinlerinin islama saygı duyan müslüman alimler yerine müsteşriklerin(şarkiyatçılar-yani biz genel olarak yahudi ve hristiyan olup islamı kötüleme ve asıl değerlerini yıkarak onunla mücadele etmek isteyen caetani-schatt veya goldziher gibileri kastediyoruz)ve onların etkilerinde kalarak şaşkın bir sığır kadar önünü gören (mahmud ebu reyye ve bunun gibiler) islamın içindeki çıbanlardan öğrenmeye çalışıyorlar.Şuradaki sözlerin tamamı ne yazıkki bu adamlara aittir.Her biri farkında olmadıkları ve olamayacakları(zira o samimiyette değiller)hatalar ve gizlemeye çalıştıkları yalanlarla doludur.En basitinden 5374 sayısı evet bagiy ibni Mahled kitabında bu sayıda rivayeti ondan nakletmiştir ve bagiy bn mahled’in kitabı 40.000 kadar hadisten toplandığı bilinen bir kitaptır(yani buharinin kitabının)7 katı büyüklükte ama böyle iken bu rivayetleri sayı olarak belirtirken(5374 hadisi yani) edebe uyan bu sayının tekrarları ile beraber olduğunu da söylemektir(tabii eğer böyle bir şeyi biliyorlarsa)zira bir hadisi kitapta 5 fklı yerde zikretmek onu 5 hadis yapmaz.En basitinden buhari kendi kitabında bazı fıkhi konulara delil olması açısından bir hadisi 16 farklı yerde zikretmiştir.Şimdi biz bu sahabeden aynı hadisi 16 hadis nakledilmiş gibi mi sayacağız işte böyle insanların ipleri ile kuyuya inenlerin kuyunun dibinde bulacakları şey bellidir.Ya bir iftira ya batıl bir söz veya itikadi bir sapma…
    Tabii bu kadarda değil
    Halife Ömer, Kudâme ibn-i Maz’ûn’u zekât ve vergi âmili olarak Bahreyn’e gönderirken Ebû Hüreyre’yi de orada namaz kıldırıp kazâ işlerine bakmakla görevlendirdi (İbn-i Hacer, el-İşâbe, V, 425). Daha sona onu görev yaptığı Bahreyn’e iki defa vali olarak tayin etti. Ebû Hüreyre valilikten ayrılıp Medine’ye döndüğü zaman halife bütün valilerine uyguladığı yöntemi ona da uygulamış ve Bahreyn’den ne getirdiğini sormuştur. Ebû Hüreyre 20000 dirhem getirdiğini, bunu da yaptığı ticaretten veya üreyen atlarından, biriken maaşlarından ve kölesinin kazancından elde ettiğini söyledi. Fakat Ömer, sermayesini ve görev esnasında harcadığı parayı aldıktan sonra geri kalanı beytül-mâle iade etmesini emretti. Bazı rivayetlerde ise Hazret-i Ömer’in Ebû Hüreyre’ye, “Allah’ın ve kitabının düşmanı! Allah’a ait olan malı mı çaldın?” diye çıkıştığı, fakat onun bu ithamı şiddetle redderek Allah’a ve kitabına asla düşman olmadığını, aksine onlara düşmanlık edenlere düşman olduğunu belirttiği, beytül-mâle ait hiçbir malı zimmetine geçirmediğini söylediği, buna rağmen halifenin onun malının yarısına veya tamamına el koyduğu ileri sürülmektedir. Ancak bütün rivayetlerde özellikle belirtildiği gibi yapılan tahkikat sonunda Ebû Hüreyre’nin dürüstlüğü ortaya çıkınca Hazret-i Ömer ısrarla onu tekrar vali tayin etmek istemiş, fakat Ebû Hüreyre, zan altında kalıp rencide edilmek istenmediğini belirterek bir daha görev kabul etmemiştir. (Abdürrezzak es-San’âni, XI, 323; Ebû Ubyed, s. 250; İbn-i Sa’d, IV, 335; İbn-i Kesîr, VIII, 113). Ömer gibi âdil bir halifenin Ebû Hüreyre’yi görevine iade etmek istemesi, onun dürüstlüğü hususunda herhangi bir şüphesinin bulunmadığını göstermektedir.
    Elbette Hz Ömer Ebu Hureyreyi valilikten alarak medineye çağırmıştır zira o bunu pek çok valisinede yapmıştır(Sa’d bn ebu vakkas gibi sahabeler buna dahildir)Zira bu gün bile siyasette olduğu gibi insanlar bir şeyler işlerine uymayınca valileri şikayet ediyorlardı (iftira atıyorlardı)sırf bu yüzden Ömer sa’d ın valilik sarayı kapısında ateş yaktırmıştır(bu bir uyarı oluyordu)zira kufeliler onu itham etmişlerdi.(BKZ kitabus Salah)Ömerde onu geriye çağırmıştır.Aynı şey Ebu Hureyreninde başına gelmiştir Ömer onu şehre girerken gözlemiş onun gittiği gibi yine eşeği üzerinde geriye döndüğünü görünce ona valiliği tekrar teklif etmiş lakin bu sefer ebu hureyre kabul etmemişti.Acaba onun valilikten alındığını(bir kısım zayıf rivayetleride ekleyerek)nakledenler gerideki şu kısmıda iftiralarının peşine eklemiyorlar yoksa yalanlarına mı uymuyor ya da yalanlarını açığa mı çıkarıyor.Yani bir şeyleri eksik nakledip iftiralarını üzerine bina etme daha mı kolay.Peki sahih hadisleri bile reddeden siz yukarıdaki uydurma rivayetleri ne için alıyorsunuz yoksa bu da mı işinize geliyor?Şianın kitaplarından topladığınız uydurma rivayetleri alıp bunu sahabeye maletmenin sizce bir vebali yok mu zira mutezilede(aslında müsteşriklerin bile hadisi inkar etmek için tefsir ve siyerlerde-zira bunlarda pek çok zayıf rivayet vardır hadis usulüne göre yazılmamışlardır- zikredilen hadisleri gösterip işte pek çok uydurma var demeleri onların karanlıkta kaybettiklerini aydınlıkta aramaya çalışmaları gibi ahmakça bir çabadır. yukarıda zikredilen rivayetleri ebu hureyreden sahih olarak nakleden bir hadis kitabı var mıdır acaba…)yani birilerinin ebu hureyre adına uydurduğu rivayetleri ele alıp işte ebu hureyre budur demek belki cahilleri kandırır ama muhakkak Allah’ı kandırmaz.
    Ebû Hüreyre hadis rivayet etmesini en çok Hazret-i Ömer’in engellediği söylenir. Ancak Ömer sadece Ebû Hüreyre’nin değil bütün sahabilerin ahkâmla ilgili olmayan hadisleri rivayet etmesine karış çıkmış (Abdür-rezzâk es-San’ânî, XI, 262), Hazret-i Ömer, Ebû Mûsâ el-Eş’arî’nin biri rivayetin ede Ebû Saìd el-Hudrî’yi şâhit olara dinleyene kadar itibar etmemiştir. Hazret-i Ali de bizzat duymadığı hadisleri rivayet eden sahabilerin, onları Rasûl-i Ekrem’den duydularına dair yemin etmelerini istemiştir. Hazret-i Ömer’in daha sora Ebû Hüreyre’yi hadis rivayetinde tamamen serbest bırakması (İbn-i Kesir, VIII, 106-107), onun şahsına karşı özel bir tavır takınmadığını göstermektedir. Ayrıca Ömer’in Ebû Hüreyre’nin rivayetlerine itimat ettiğine dair bir çok delil vardır. Nitekim Hassan ibn-i Sâbit, Mescid-i Nebevî’de şiir okumasını engellemek isteyen Hazret-i Ömer’e Resûlüllah devrinde mescidde şiir okuduğunu söyleyip Ebû Hüreyre de bunu doğrulayınca Halife Ömer, Ebû Hüreyre’nin şahitliğine itiraz etmemiştir (Müslim, “Fezâilüs-Sahâbe”, 151-152). Yine Hazret-i Ömer, cildine dövme yaptıran kadın hakkında sahabilerin bilgisine başvurduğu zaman Ebû Hüreyre’nin rivayet ettiği hadisi dinleyip kabul etmiştir (Buhârî, “Libâs”, 87). Cehmiyye ve mürcie tarafları bişr bin-i Gıyâs’ın Ebû Hüreyre aleyhindeki iddialarını reddeden Ebû Osman ed-Dârimî’nin söylediği gibi Halife Ömer’in Ebû Hüreyre’yi yönetici tayin etmesi, sonra da valilikte kalmasını ondan ısrarla istemesi kendisine güvendiğini göstermektedir (er-Red alel-merîsî, s. 132-135).Yani Hz Ömer hadislerin nakledilmesinde böyle bir yol izlemişşse bizim bundan dolayı bu sahabeleri yalancılıkla mı itham etmemiz gerekir.Oysa Ömer pek çok yerde Ebu hureyrenin rivayetleri ile amel etmiştir.Bu arada Ebu hureyreden mutabaat olmaksızın nakledilen hadis sayısının 50 nin altında olduğunu söyleyen alimler vardır(yani sadece kendisi tarafından nakledilen)Yani naklettiği hadislerin umumu diğer sahabeler tarafından da nakledilmiştir.Yoksa iftira bu kadar tatlı mıdır?
    Gelelim hz Aişeye öncelikle Hz Aişe radiallahu anh sadece Ebu Hureyreyi tenkit etmemiş pek çok sahabeyi tenkit etmiştir.Hatta bu hususta el-İcâbe li İrâdi me’s-tedrekethü Âişe ale’s-Sahâbe adında bir eser ez-Zerkeşi tarafından yazılmıştır.
    “Ebû Hüreyre’nin çok hadis rivayet etmesine karşı çıkanlardan biri olan Hazret-i Âişe, onu yanına çağırarak görmediği ve duymadığı bazı rivayetlerin hesabını sormak istemiş, Ebû Hüreyre de: “Anacağım! Ayna, sürme ve güzel koku gibi şeyler beni oyalayıp da bu rivayetleri Rasûlüllah’tan duymama engel olmadı” deyince Âişe, “Belki de öyledir” (Zehebî, A’lâmün-nübelâ, II, 604-605) diyerek kendisine hak verdiğini ifade etmiştir.(oysa siz asıl rivayeti sanki Ebu hureyre terbiyesizce cevaplamış gibi evirip çevirmişsiniz acaba burada yalancılıkla itham edilecek birisi varsa bu siz olmayasınız bilemiyorum ki neye hizmet ediyorsunuz??) Hazret-i Âişe’nin Ebû Hüreyre’yi çok hadis rivayet etmesi sebebiyle ikaz etmesini onun aleyhinde yorumlamak doğru değildir. Zîrâ Âişe, aralarında dört halifenin de bulunduğu bazı sahabileri rivayetlerindeki kusurlar sebebiyle eleştirmiştir. 1000’den fazla hadis rivayet eden yedi sahabî arasında yer alan Abdulah ibn-i Abbas’ın sekiz, Abdullah ibn-i Ömer ile Eb;û Hüreyre’nin on birer rivayetini tenkit etmesi (Zerkeşî, s77-115) bu tenkitlerin özellikleri onu hedef almadığını göstermektedir. Ayrıca tenkit konusu olan hadisleri Ebû Hüreyre tek başına rivayet etmemiş, meselâ kediyle hapseden kadınla ilgili hadisi İbn-i Ömer (Buhârî, “Bedül-halk”, 16, “Enbiyâ”, 54), ölüye ağlamanın onun azap edilmesine sebep olacağına dair rivayeti Hazret-i Ömer, İmrân ibn-i Hüsayn ve İbn-i Ömer de (Buhârî, “Cenâiz”, 32; Nesâî, “Cenâiz”, 14, 15) rivayet etmiştir. Ebû Hüreyre’nin rivâyetini tashih ederken Hazret-i Aişe’nin, “Allah Ebû Hüreyre’ye merhamet etsin!” diye son derece müşfik davranması (Zerkeşî, s. 107) onun Ebû Hüreyre’ye karşı menfî bir tutum içinde olmadığını göstermektedir. Sahâbîler, bildikleri hadisin aksine bir rivâyetle karşılaşıp onun râvîsini tenkit ettiklerinde bile o kimseyi yalancılıkla itham etmeyi düşünmemişler, bazı ifadeleriyle o râvinin yanılıp hata edebileceğini anlatmak istemişlerdir.”
    Gelelim Buhari ve Müslimden naklettiğiniz haberlere sizde bu kafa olduktan sonra benzer ifadeler olduğu için zulkarneynin Kur’anda geçen haberleri ve bunun gibi şeyleride inkar edebilirsiniz.Zira o da acaib bir şeydir.Soruyorum eğer ilahlık ya da yeni bir dinin peygamberliğine soyunmadı iseniz
    1-Bir haberin israiliyyata dair olması onu yalan kılar mı?Zira Kur’anda israiliyyatla(ehli kitaba dair) ilgili pek çok haber vardır eğer biz bu küçük kafa ile sünnette israiloğulları ile ilgili verilen her habere israiliyyattandır canım diyerek reddedersek aynı mantık kuran’ın inkarınıda gerektirmez mi? Ka’b hakkında aslı olmayan ve kendi …. yaptığı yorumlarla onu neredeyse Hz. Ömer i öldürmekle itham edecek kadar ileriye giden ebu reyye için ne söylenebilir ki.Acaba Hz Ömer’in katillerini(ne yazık ki hatta çocuklarına kadar)öldürmüş olan ubeydullah bn Ömer eğer Ka’b işin içinde olsa onuda öldürmeyecek miydi.Ka’b da bu işin içindedir demek acaba olayları saptırma ve ahmaklığın zirvesi değilde nedir.Gelelim şu sözünüze
    Örneğin Ebu Hureyre’nin “Av ve çoban köpekleri dışındaki köpekleri öldürün” hadisine tarla köpeklerini de eklemesi üzerine İbni Ömer, Ebu Hureyre’nin tarlaları olduğu için böyle bir yalanı uydurduğunu söylemiştir (Cemal Sait Aktaş, Hadis Kritiği Makalesi)
    Ne kadar garipki tarla köpekleri ziyadesi ile bu rivayet ibni ömerdende gelmiştir.Yine aynı şekilde cenaze takibinde ibni Ömer ecrin varlığı hususunda(benzer şekilde yani)Ebu hureyreye itiraz etmiş sonra Hz. Aişeden işin aslının Ebu Hureyre nin dediği gibi olduğunu öğrenince “Biz nice kıratları(sevap yani) zayii ettik demiştir.” Acaba ibni Ömer’in unutmuş olabileceğini kabul Ebu hureyreye yalan isnadından daha mı zor.Yazıklar olsun hadise bakacak aklı selim kişi tarla köpeğininde aynı şekilde ihtiyactan tutulan(av-çoban-tarla) bir köpek olduğunu görüp aynı hükme tabii olmasının dinin özüne ne kadar uygun olduğunu göremez mi?…Ki muhtemelen cenazenin takibi meselesinde olduğu gibi ibni ömer bunu sahabelere sormuştur.Zira tarla köpekleri ziyadesi ile bu hadis ibni ömerden muslim hadis kitabında gelmektedir…
    Ayrıca nechul belaga gibi uydurma hadislerden oluşan bir kitaptan(hatta sahabeleri kötülemek için yazılmış bir kitaptan ve bunda ehli ilim müttefiktir)yaptığınız alıntılarla hakkı korumak için yaptığınız gayretide takdir etmemek mümkün değil.Ben sadece Allah sizi ıslah etsin demekle yetineceğim.Size verilecek cevap pek çoktur ama vakit böyle ucuzca sapıklığı satın alanlar için kıymetli bir şey ben sadece güzide bir sahabe hakkındaki iftiralarınıza bir kaç cevap vermek istedim.Eğer Hakk’tan birazcık korkuyorsanız sağdan soldan (ve islama taarruz edenlerin kitaplarından)topladığınız çöplüklerle yalan uydurma ve zayıf rivayetlerle müslümanların kagasını karıştırmayın eğer bu müsteşriklere cevap veremiyorsanız müslümanlar arasında cevap verecek kişiler vardır.Hassaten yazılmış kitaplar vardır ya onlara gidin ama aşağılık kompleksi ile sahip çıkacağınız bir inanış sizi onlardan daha kötü yapar.(maazallah yarın ebu Reyye gibi insanların sapıklıkta takip ettiği bir kişi olursunuz)Eh Allahtan hepimize hidayet diler ve Onun talibi olanlara Allahtan selamet dilerim

  2. Selam arkadaşlar

    Bu ara ellerinize sağlık kardeşim.Müsteşrikler sitesidir bu.Kardeşim,bunlar İslamiyeti bile kabul etmiyorlar.Hanif dininden olduklarını iddia edecek kadar zavalıdırlar.Bu fakir bunların sapık iddialarına senetleriyle cevap yazdım.Ya anlamak istemiyorlar ya da Ebu Cehil mantığınca bütün diğer müslümanları küçük gördükleri için kabul etmiyorlar.
    Sanki bütün müslümanlar uyuyor da kendileri uyumuyor gibi bir havaya bürünmüşler.Asıl uyuyan kendileridir.Kime hizmet ettiklerini dahi bilmiyorlar.İnanız ki bunların İslam Tarih’inden haberleri bile yok.Olsaydı HARİCİ,MUTEZİLE,CEHMİYYE gibi sapık fırkaların,devamı niteliğinde olduklarını göreceklerdi.

    Bunların akıl hocaları olan müsteşrikler,Kur’andan başka kaynak aramayın diye diye bunları gerçekleri görmekten alıkoymuşlar.Bunlar kaynak olarak sıradan bir tarih kitabına bile güvenmiyorlar.(M.Ö SEPTİZM FELSEFECİLERİ gibi).Ama akıl hocaları,ya gidip Şia’dan ya ebu reyye sapığından ya da misyoner Golzhier’den nakletmekten çekinmiyor.

    Bir de bu dostlara(!) göre mezhebe uymak bölünmek imiş.Sanki bizler bölünmüşüz de kendileri bölünmemişler.İnan ki asıl bölünen bunlardır bunlardan 3-5 kişinin fikirleri dahi aynı değildir.

  3. Bu ara şunu belirteyim.

    Bunların Ebu Hureyre(r.anh) gibi bazı mümtaz sahabeleri hedef almaları,dinin temel direği olan hadisleri hedef almaları sebebiyledir.Yoksa bu zatlara müsteşrikler cenneti çok görseler de Yüce Allah(c.c) onları cennetlerine koyacağını vaddetmiştir.

  4. Selam..

    Haniflik bir din değildir. Bir mezhep de değildir. Haniflik İslam’ın olmazsa olmazlarındandır. Hz. Muhammed de haniftir.

    Cahil mesut birşeyler yazıyor işte. Ama işkembeden değil de beyninden yazsa iyi olacak…

    Mesut bey anlasın diye ayetlerde gösterelim..

    Al-i İmran Suresi
    (67) İbrahim ne Yahudi idi ne de Hıristiyan. Fakat o, hanif (Allah’ı bir tanıyan, hakka yönelen) bir müslümandı. Allah’a ortak koşanlardan da değildi.

    Neymiş? İbrahim Peygamber “HANİF BİR MÜSLÜMAN”mış… MÜŞRİK değilmiş!!!!

    Rum
    (30) O halde yüzünü bir hanif olarak dine tut, Allah’ ın insanları kendisi üzerine yarattığı fıtratına. Allah’ın yaratışında değişme yoktur, dosdoğru sabit din odur. Fakat insanların çoğu bilmezler.

    Yûnus
    (105) “Ve (bana) hanif (Allah’ın birliğini tanıyıcı) olarak yüzünü dine çevir; sakın müşriklerden olma( diye de emredildi).”

  5. Selam Yunus Bey
    Kardeş “namazın kazası…” bölümünde size bir link verdim.Orda bazı dostlarınızın, ibadetlerin hanif dininden alınması gerektiğini belirttiklerini görmedin mi.Düşünceleriniz ya da kaynak olarak belirttiğiniz materyallerle uyuşamuyorsanız ben ne yapayım.Sana bir dostunuzun namaz kılış şeklini,isim belirtmeden anlatsam gülüp geçersiniz.Düşünceleriniz birbirini yargılarsa kabahat bende mi.

    Hanifliğin,Allah’ı bir kabul eden ve O’nun insanlardan istediği itikadi inanış olduğunu sanki bilememişiz ;ama bazı dostlarınız olayları iyice sapıtarak yukarıda belirttiğim faraziye katılıyorlar.
    Bazılarınız diyor şu şu ibadetler Kur’an’da açıklanmadığı için aslında dinin bütünüdür,bazılanızsa yukarıdaki gibidir diyor.
    Dostlarınıza göre hem Kur’an herşeyi açıklamıştır hem bazı ibadetleri açıklamadığı için hanif dininden alınması gerekiyormuş.Yani tam bir çelişkiler yumağı.

  6. HANİFLİĞİ GERÇEK ANLAMDA ANLAMAYANLARA YÖNELİKTİR…!!!

    Hanif_İslam!

    Allah’a teslimiyeti seçen ve selim (İslam) dinini benimseyenlere de müsluman denir. Dolayısıyle Hanif_Müslüman= Hak dine inanan ve O’na teslimiyeti seçmiş olan kişi demektir. Rab, işte bizden bunu istiyor!
    فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًا فِطْرَةَ اللَّهِ الَّتِي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا لَا تَبْدِيلَ لِخَلْقِ اللَّهِ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
    30/30 Bir tek Tanrıcı (hanif) olarak kendini dine adamalısın. Nitekim, ALLAH insanları böyle bir yaratılış ile donatarak yaratmıştır. ALLAH’ın yaratışında değişiklik olmaz. Bu, tam yetkin bir dindir, fakat insanların çoğu bilmez.
    وَمَن يَرْغَبُ عَن مِّلَّةِ إِبْرَاهِيمَ إِلاَّ مَن سَفِهَ نَفْسَهُ وَلَقَدِ اصْطَفَيْنَاهُ فِي الدُّنْيَا وَإِنَّهُ فِي الآخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِحِينَ
    2/130 Kendini kandırandan başkası İbrahim’in milletinden yüz çevirmez. Onu bu dünyada seçtik, ahirette de erdemli kişilerden olacak.
    مَا كَانَ إِبْرَاهِيمُ يَهُودِيًّا وَلاَ نَصْرَانِيًّا وَلَكِن كَانَ حَنِيفًا مُّسْلِمًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
    3/67 İbrahim ne Yahudi idi ne de Hıristiyan; tektanrıcı bir müslümandı. Hiç bir zaman ortak koşanlardan olmadı.
    İşte gerçek din budur! Diğer hiçbir din yada mezhep, Rabbi insana tanıtmaz! O’nu en iyi, İbrahim’in milletinden olanlar anlar. Fakat ne yazık ki Şeytan, her devirde olduğu gibi (Allah’tan aldığı izin gereği) İbrahim’in milletini de yoldan çıkartmak istemişti.
    İbrahim’in milletini (İbrahim’den çok zaman sonra) kendi esaretine alan Firavun adında bir zalim vardı. Firavun kendi saltanatını, Allah’ın saltanatı ile yarıştıracak derecede inatçı ve inkarcı bir kişiydi. Oysa kendisi de yaratılmışın biriydi (her insan gibi). Firavun’un esaretinden kurtulmak isteyen İbrahim izleyicileri Allah’tan yardım dilediler. Allah bu çağrıya Musa ve kardeşi Harun ile karşılık verdi. Mucize görmek isteyen Firavun’a karşı mucizelerle gitmişlerdi. Bunlara tanık olan Firavun daha fazla direnemedi ve İbrahim milletini (İsrailoğullarını) salıverdi. Ancak ne var ki Samiri adında bir Şeytan askeri (Samiri, muhtemelen Musa ile yarışan büyücülerden biri idi), Musa’nın yokluğunu fırsat bilerek halkı kandırmaya çalıştı. Altından bir buzağı heykeli yaptı ve sonra buna böğürme yeteneği kazandırdı! Bunu gören halk bu buzağıya tapınmaya başladı! Samiri, muhtemelen bunu büyü ile sağladı. Musa geri döndüğünde bu şirk tablosu ile karşılaştı ve levhaları yere çarptı. Musa’nın Kutsal metinleri yere çarpması, insanlığın Rab ile arasının açıldığını göstermek açısından önemlidir. Ancak yine de bu emirlerin halka aktarılması gerekliydi.
    Samiri’nin getirdiği şirk dinine inananlar öyle çoğaldı ki, kendi görüşlerinden oluşan yeni bir din icad ettiler. Rabbin bildirdikleri ile birebir çelişen uyduruk bir din! İşte bunu yapanlar Yahudilerdi. Yahud=had, sınırı aşanlar olarak nitelendirilebilir. Nitekim durum zaten böyledir. Yahudiler, Allah’ın sınırlarını tanımayan bir halk olup çıkmıştır. Bu yüzden Allah’ın lanetine maruz kalmışlardı!
    Esaretten kurtuldukları için Rabbe teşekkürlerini sunması gerekenler, neden buzağıya tapınma gereği duymuşlardı? Neden Rabbin sistemini değil insanın (Samirinin) sistemini seçmişlerdi? Bunun yanıtı aslında basit! Samiri, yaptığı işi kendi aklından (sıfırdan) üretmedi. Musa’nın öğretilerinden bir kısmını alıp, birkısmını attı. Bu da demek oluyor ki Samiri, işine gelen ahkamları kabul etmiş, işine gelmeyenleri ise reddetmişti. Samiri, tektanrıya iman etmek istemiyor olacaktı ki, böyle bir şirk sistemini ortaya çıkardı ve bunu yaparken de yine Allah’ın elçisini kullandı! Kurnazca ve zekice bir yöntem! Tam bir Şeytanlık! Şeytan’ın duası bir kez daha gerçekleşmişti.
    Ve çok geçmeden sınırı aşanlar, az sayıdaki İbrahim’in milletine zulmetmeye başladılar. Onların tek bir tanrıya tapıp, kendi uydurdukları sistemi benimsemiyor olmaları, onlara rahatsızlık veriyordu. Ya o kalan azınlık da onlar gibi şirk dinine inanmalıydı, ya da ortadan kaldırılmaları gerekiyordu. Bunun için Allah’tan gelen her türlü bilgiyi yada bilgi sağlayıcısını yoketmeleri gerekiyordu. Nitekim böyle de olmuştu!
    Rab, iyilerle kötülerin arasını ayırmak için üstün mucizelerle desteklediği İsa’yı görevlendirmişti. İsa tüm halkları Rabbe teslim olmaları için çağrıda bulundu. Yahudilerin içine düştükleri hatayı güzel bir dille dile getirmeye çalıştı. Onları yeniden İbrahim’in milletinden olmaya çağırdı. Ancak artık kendi sistemlerini dünyaya egemen kılmak isteyen bu Şeytan izleyicileri, İsa’yı öldürmek istediler. Kendi yasalarına göre O’nu idam etmek istediler. Ancak Rab buna izin vermedi. Çünkü O, kutsal Ruh ile desteklenmişti. Allah onu kendine yükseltti. Rab gerçekten üstün merhamet sahibi olmasaydı tümünü o anda yeryüzünden silebilirdi. Ancak Adem için kararlaştırılmış bir dünya hayatı zamanı vardı. Bu süre hesap günü ile son bulacak! O günden önce Rab insanoğlunu ortadan kaldırmıyor! Çünkü Rab sözünden dönmez!
    Yeri gelmişken bir konuya daha değinelim! Rab, İsa’ya başka hiçbir insanda olmayan güçler vermişti. İsa bunu kutsal ruh yardımı ile yapmakta idi. Daha bebek yaşta konuşmaya başlaması onun sayesinde olmuştu. Ölüleri diriltmesi, körü görür hale getirmesi, cansıza can vermesi vs. gibi üstün mucizeler, O’nun gerçekten de Allah’ın gönderdiği bir elçi olduğunun ortaya çıkmasını sağlamak için olabilirdi. Çünkü normal bir insan o mucizeleri gerçekleştiremezdi, büyücü olsalardı bile! Hiçbir Yahudi O’nun mucizelerinden herhangi birini o an için gerçekleştiremiyordu. Altından bir buzağı heykeline böğürme yeteneği kazandıran tağutun halkı, onun mucizelerinden herhangi birini taklit edemiyordu. İşte bunu anlayan akıl sahiplerinden birçoğu İsa’ya inandı. O’nun Allah tarafından gönderilmiş bir elçi olduğuna ikna oldular. Bunlar havarilerdi. Ancak ne var ki ondan sonra gelenler, o üstün mucizeleri İsa’nın kendi başına yaptığını düşünerek İsa’yı kutsallaştırmaya başladılar. Böylece yeni bir şirk dini daha ortaya çıkmış oldu. İseviler! Oysa Allah bunun yanlış birşey olduğunu daha sonraları Kuran’da şu şekilde beyan edecektir.
    وَلاَ يَأْمُرَكُمْ أَن تَتَّخِذُواْ الْمَلاَئِكَةَ وَالنِّبِيِّيْنَ أَرْبَابًا أَيَأْمُرُكُم بِالْكُفْرِ بَعْدَ إِذْ أَنتُم مُّسْلِمُونَ
    3/80 Ve size, melekleri ve peygamberleri rabler edinmenizi de emretmez. Siz müslüman olduktan sonra, size hiç inkarı emreder mi?
    اتَّخَذُواْ أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَابًا مِّن دُونِ اللّهِ وَالْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَمَا أُمِرُواْ إِلاَّ لِيَعْبُدُواْ إِلَـهًا وَاحِدًا لاَّ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ
    9/31 Din bilginlerini, din adamlarını ve Meryem oğlu Mesih’i ALLAH’tan ayrı rabler edindiler. Oysa, yalnız tek Tanrı’ya kulluk etmekle emredilmişlerdi. O’ndan başka tanrı yoktur. O, eş koştukları kimselerden de çok Yücedir.
    İsa, yeteneklerini kendisine verilen ilimler aracılığı ile sağlamaktaydı. Bu ilimleri ona (Allah’tan) kutsal ruh öğretmişti. Zannedildiği gibi İncil bir kitap ismi değildir. Bir çeşit ilimdir. Aynı Davud’a ve Süleyman’a verilen (27/25) ilim ve bilgelik gibi. Sonradan elle yazılmış olan İncil (Müjde) kitabı ise, İsa’nın insanlığı günahlarından kurtaracak olan bir kurban olarak gönderildiği tezi üzerine yazılmış olup birçok çelişki ihtiva etmektedir. Ancak tümüyle tahrif edildiğini söylememiz zor. İçinde Rabbin sözleri var mutlaka ama ayıklanmaya muhtaç olduğu da aşikar.
    Çelişki olduğunu nerden biliyoruz?
    (İncil’e göre) Allah, neden insanlığın günahlarından kurtulmasını sağlamak için kendi oğlunu (kurban olarak) göndermiş olsun? Aksine onu yüceltmek istemez miydi? Allah o anki toplumu ve içinde bulunduğu durumu çok iyi biliyordu. Ve tabi İsa’yı öldürmek isteyeceklerini de! Öyleyse kim oğlunu ateşe atmak ister ki Allah istemiş olsun? Kaldı ki Allah ne diye kendine dişi bir insanı eş olarak seçmiş olsun? İncil kitabının başında Allah’ın tüm kainatı yaratan üstün bir tanrı olduğunu ve dünyayı çok sevdiğini ve bunun için onu, İsa’ya verdiğini bildirir. O halde neden azgın Yahudilerin eline İsa’yı teslim etmiştir? Oğlu İsa dışında tüm Yahudileri kökten temizleseydi ya! Eğer gerçekten İsa, Allah’ın oğlu olsaydı şu an aramızda olması gerekmez miydi? Başka ölüleri dirilten insan, neden kendisini diriltememektedir?
    Öte yandan İsa’nın yeniden yeryüzüne ineceğine inananlar var! Yeryüzünde iken onu anlayan oldu mu ki, tekrar geldiğinde anlayacak birileri olsun? Beşeri sistemin egemen olduğu bu dünyada, İsa yeniden gelip Allah’ın birliğini ve adaletini anlatmaya başlasa, eski hasımları hemen onu öldürme planları kurmayacak mı? Beşeri sistemin zulmüne bir dur demek o kadar kolay birşey değil ki! Belki bunu hayatınla ödersin!
    Musa’nın bildirdiği hükümleri değiştiren ve İsa’nın öğretilerini gereği gibi değerlendiremeyenlerin tahribatını önlemek için Rab bir kez daha insanoğluna lütufta bulundu ve Kuran’ı gönderdi. Kuran özel bir isim değildir. İqra=okumak, okunak ile ilgili bir kavramdır. Kuran=okunak demektir. Levhi Mahfuz (Kitabın) bilgilerini ihtiva eder. Levh=Levha, Mahfuz=Korunan, Levh-i Mahfuz=Korunan levhalar demektir. Evrende herşey Levhi Mahfuza göre işler. Allah’ın sünneti burada kayıtlıdır ve bunda bir değişme olmaz. Kuran’da bildirilenler (ayetler), Rabbin sünnetini çok iyi gösteren doğa ayetlerini tarif ederler. Kuran öyle bir kitaptır ki okuyanı iki yola sürükler! İman yada inkar. Kuran bir nevi tarih kitabıdır. Onu dikkatlice okuyan, tarihi kimlerin yönlendirmek yada değiştirmek istediğini de anlar. Kişisel hükümlerden oluşan bir beşeri dinin, nasıl Allah’ın sistemine karşı gelmek için çabaladığının ipuçlarını verir. Rab artık bu kitap ile hiçbir şeyi eksik bırakmadığını beyan etmiş ve kişinin bir seçim yapmasını istemiştir. Ya iman ya da inkar! İnsanoğlu bu seçimine göre yargılanacak!

  7. Selam Mesut.

    Başkalarının dedikleri beni bağlamıyor, benim söylediklerim de başkalarını bağlamıyor. Ben aklımı başkalarına kiralamış değilim.

    Tabi bir de şu var; ” Bir bilenin üstünde bir bilen var”. “Bilmiyorsanız bilenlere/bilgililere sorun” ayetlerini baz alarak, bilmediğim konuları ister Ali olsun, ister John, ister Edip Yüksel olsun, ister Elmalılı Hamdi hiç farketmez bu kişilerin yazdıklarından öğrenmeye çalışırım. Doğrularını alır, yanlışlarını almam. İlla birilerinin bazı görüşlerini benimsiyorum diye O’nun her sözünü kabul ediyorum manasına gelmez, gelmiyor da.

    Haniflik konusunda da seni yanlış anladığım için kusura bakma..

  8. Selam Gerçek_İslam
    Verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ederim.

    Yunus Kardeşim,Allah(c.c),insanları ve daha göremediğimiz rabbine karşı sorumlu olan diğer canlıları,ancak kendisine kulluk etsinler diye yarattı,ayette belirtildiği gibi.
    İnsanlara doğru yolu göstermek için Peygamberlerini gönderdi.Tabiki bizlere yol gösterici ve hidayet rehberi Kitap’larını da.
    Bizlere ve tüm insanlara hak din olarak islamiyet’i ve rehber olarak da Hz.Muhammed Aleyhiselam’ı gönderdi.
    Peygamberlerin gönderilmesinin en önemli hikmetlerinden biri şüphesiz,insanlar içinde var olan/olacak ihtilafları,farklı farklı düşünce hezeyanlarını ortadan kaldırmak ve ayetlerini insanlara en iyi şekilde açıklamaktır.

    Biz,Peygamber’in(s.a.s),ayetleri insanlara en iyi şekilde açıkladığına inanırız.Çünkü yorumlanması gereken bazı ayetlerin,bir kısım insanlarca hedefinden saptırılmaması
    ve yanlış yorumlanmaması için,en iyi yolun Peygamber’in bizlere öğretiği yol olduğuna inanırız;zaten islam tarihine baktığımızda meydana gelen birçok farklı yol ve düşünce sisteminin genelde bu sepeplerle meydana geldiğini görüyoruz.Ve Allah’ın Yüce Kitab’ını, bu farklılığın oluşması için gönderdiğini akıl ve mantık kabul etmez.

    Biz de ayetlerin farklı yorumlanması sonucu oluşan ihtilaflara düşmemek için(özellikle itikat yönden),Peygamberimizin(s.a.s) Allah’ın vahyi ile bir kısım ayetlere,getirdiği açıklamayı alırız.Zaten Rabbin bizden istediği de Müslümanların birlik ve beraberlik içinde yaşaması ve tarihte tekrarlanıp süregelen bir kısım felsefi ve batıl akımlara alet olmamamız olsa gerek.
    Bu sadece bizim düşüncemizdir.Herkesi bağlamayabilir;ama doğru yolun bu olduğuna kesin delillerle inandığımız için dünyamız ve ahiretimiz uğruna bu yolu tercih ederiz.Bu da Peygamber Efendimiz’in Sünnetidir.Bu durum,sünneti Kur’an’dan daha çok önemsediğimiz anlamına kesinlikle gelmiyor.Her halukarda birinci derecede hüküm kaynağımız Yüce Kitabımızdır.Biz Kur’an okuruz ve gerektiğinde Rabbimizin bizden ne istediğini daha iyi anlayabilmek için mealini de okuruz;ama asla mealci olmayız.Mealci demek,bir kısım Kur’an ayetlerini(hatayla veya kasten) yanlış yorumlayıp insanlara empoze eden ve inancını bu ölçü üzerine bina eden kişi/kişiler demektir.

    Dolayısıyla üzerinde bulunduğumuz yola dolaylı olarak dokunan her düşünce ister istemez bize de dokunur.Böyle bir hezeyana meydan vermemek için karşıdakini varsa delilleriyle ikna ederiz.İster, bize dokunan bu düşünce kasıtlı olarak ortaya atılmış olsun.

  9. Allah resulü (s.a.v) buyuruyor ki; Ashabım (r.a) hakkında Allahtan korkunuz. onları el ve dilinizle incitmeyiniz Onları inciten beni incitmiştir. beni incitende Allahı karşısına alır.

    Yukarıdaki yazılarınızın tamamı asılsız. Kullandığınız kaynaklarda adı geçen şahısların ne olduğuda malum. Reşid rızanında 1. numaralı bidatçi, islam düşman, münafık olduğunuda gayet iyi biliyoruz. Allah(c.c) Kuranı azimüşşanda sahabe-i kiramı överken, sizin yazdıklarınızla kendinizin Kurandan ne kadar anladığınızıda ortaya koyuyorsunuz. halbuki sahabe-i Kiram içinde ibni Abbas (r.a), Abdullah İbni Mesud (r.a)tan sonra sahabe-i kiram (rıdvanullahi teala aleyhim ecmain)içinde en alimi Ebu Hureyre (r.a)’dir. Demekki asıl amacınızın sünneti ortadan kaldırıp insanları büyük bir batağa sürükleyeceksiniz. kendinizi ateşe atacağınız gibi insanlarıda beraber götüreyim diyorsunuz.
    Ebu hureyre (r.a) rasulüllah (s.a.v)in yanında ve hizmetinde en fazla bulunan, katıldığı bütün cihatlarda yanında bulunan kişidir. sen öyle bakalım islam adına ne yaptın. Gerçi yaptıklarınız ortada insanların dinden uzaklaştırıp kafasını karıştırmak.
    Yahu Allah aşkına Kuranı madem o kadar iyi biliyorsunuz neden iman etmiyorsunuz. Hiçbir çelişki olmadığını görüyorsunuz ama inadınızdan dönmüyorsunuz. Misyonerlikte iyi para kazanıyorsunuzda yoksa dininizi ondanmı üç kuruşa satıyorsunuz.

    Bugüne kadarki İslam alemi hep hata ettide siz çıktınız doğruları buldunuz öylemi. ayrıca ilminiz nedir müçtehitmi oldunuz.

    hamzat-36@hotmail.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: