Hızır kimdir, ne iş yapar ?

HIZIR İNANCI

“Hızır” sözcüğü; “yeşil” demektir ve baharı simgeler. Bu kavram ilk önceleri ilkel toplumların çok tanrılı inançlarındaki, belki “Bitki Tanrısı” denilebilecek bir kavrama karşılık gelmekte iken, daha sonra kişileştirilmiştir. Kişileştirme ise ortaya yeni bir sorun çıkarmıştır: Kimlik!

HIZIR KİMDİR?

Bize göre cahil ve sapık çevrelerin inanç ve kabullerine göre Hızır:

“İbrâhim As.dan sonra yaşamış bir peygamber ve ya velidir. Avrupa ve Asya kıtalarına hâkim olan Zülkarneyn As.mın askerlerinin komutanı ve teyzesinin oğludur. İsminin, Belkâ b.Melkan, künyesinin Ebu-l Abbas olduğu ve soyunun Nûh As.mın oğlu Sam’a dayandığı bildirilmiştir. Bazıları da Hızır As.mın İsrailoğullarından olduğunu söylemişlerdir.

Hızır lâkabıyla meşhur olmasının sebebi, kuru bir yere oturup kalktığında, oranın yeşerip, yemyeşil olmasından dolayıdır.

Hızır As. Allah’ın sevgili kullarındandı. Doğdu, büyüdü ve vefat etti. Ancak cenabı Hak onun ruhuna insan şeklinde görünmek ve kıyamete kadar yardım isteyen Müslümanların imdadına yetişmek, yardım etmek, konuşmak, ilim öğretmek özelliklerini verdi.

Bazı âlimler Peygamber, bazıları da Velî kabul ederler.

Hızır, gerçek fizyonomisini değiştirme, sonsuz değişik kalıplarda görünme kabiliyetine sahiptir. İhtiyar bir adam, genç veya bir çocuk olabilir. Kuş, tavşan vs. gibi her türlü hayvan biçimlerine girebilir. Göz açıp yummadan uzun mesafeleri katedebilir. Yardıma ihtiyaç duyulduğu bir anda görünüp, işini bitirince hemen yok olur gider. Tabiattaki varlıkları kendi emrine alabilir. Onları kendi hizmetinde kullanabilir. Ölü insanları diriltme kabiliyetine sahiptir. Havada, boşlukta yürüyebilir; su üstünde batmadan dolaşabilir.”(!)

Görüldüğü gibi cahil ve sapık olarak nitelediğimiz çevreler Hızır’a, İslâm dini ile hiç bağdaşmayan bir anlayışla insanüstü, doğaüstü güçler ve özellikler yakıştırmışlardır.

DİNÎ KAYNAKLARDA HIZIR:

Yukarıdakilere benzer şekillerde kimlik kazandırılmış Hızır inancı, Zerdüştlük, Hıristiyanlık, Yahudilik, Şamanizm ve Eski Yunan dinlerinde yer almaktadır. Özellikle de Yahudilikteki İLYA inancı, Hızır inancı ile tıpatıp aynıdır. Kitab-ı Mukaddes’e göre İlya, Yahudi mistiklerine görünmekte, onlara gizli hikmetleri öğretmektedir. Yahudi mistikleri de yollarda, çöllerde İlya’ya rastladıklarını ondan bilgi aldıklarını, maddî ve manevî yardım gördüklerini anlatırlar.

İslâm dininde ise böyle bir inanç ve motif yoktur. Dinimizin tek kaynağı olan Kur’an, Hızır diye birisinden bahsetmez.

Ancak, cahil çevrelerce, “yeşil” anlamına gelen Hızır sözcüğü kutsallaştırılıp, yeşil renk İslâm’ın rengi olarak kabul edilmektedir. Özellikle de Şİİ kesim bu rengi Ali sülâlesinin ve dolayısıyla da Şiilerin kutsal rengi saymaktadır. Şii kesimin Hızır’ı böyle sahiplenmelerinin bir nedeni de yine rivayetlere dayanmaktadır. Rivayetlere göre Hızır, Ali’nin cenaze namazına katılarak ehli beyte başsağlığı dilemiş, hatta Hüseyin şehit edilince de arkasından mersiye okumuştur. (!)

Bu rivayetlerde Hızır’ın, Ali ve Hüseyin şehit olurken nerelerde ne yaptığı, niye bu katliama engel olmadığı hakkında bir bilgi olmadığı gibi, rivayetlerdeki ravilerin de Nevf b.Fudala el bekkali ve Ka’bü-l Ahbâr gibi Yahudi kökenli kişiler oluşu dikkat çekicidir.

Müslümanlar arasında Hızır konusu ile ilgili olarak yaşanan bir diğer gelişme de,  Kur’an’daki iki kıssa üzerine yapılan tartışmalar neticesinde ortaya çıkmıştır:

Kehf suresinde anlatılan kıssadaki Musa peygamberin yol arkadaşı “âlim kul” ile Neml suresinde varlığı bildirilen Süleyman peygamberin maiyetindeki “âlim kul” hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüş ve Kehf suresindeki Musa’nın, İsrailoğulları’nın peygamberi olan Musa mı yoksa başka bir Musa mı olduğu, “âlim kul”un ise insan olmayıp melek ya da cin olabileceği hep tartışılmıştır. İşte bu tartışmalar içinde, Kur’an’da yer alan bu “âlim kul”, Hızır olarak isimlendirilmiş, çeşitli ekleme ve uydurmalarla da bu Hızır, halk içerisinde yaşayan, onlara dar zamanlarında yardıma koşan, insanüstü bir varlık olarak kabul edilmiştir. Hatta, ayrı zamanlarda ve ayrı mekânlarda yaşamış olmalarına rağmen Musa peygamberin yol arkadaşı olan “âlim kul” ile Süleyman peygamberin yanında bulunan “âlim kul”un aynı kişi olduğu, bu kişinin de Hızır olduğu kabul edilmiş ve böylece KUR’AN’A AYKIRI olarak ölümsüz, ebedî, zaman ve zemin üstü, kıyamete kadar yaşayacak HURAFE bir varlık oluşturulmuştur.

Oysa, “Musa ve Âlim Kul” başlıklı çalışmamızda yaptığımız tespitler göstermektedir ki, Kur’an’da geçen bu “âlim kul” bir insandır. Bunun ispatı ve ayrıntısı, sözünü ettiğimiz çalışmamızda olup, burada vurgulamak istediğimiz husus, o “âlim kul”un, Hızır diye birisi olmadığıdır.

Ama daha önemlisi, Hızır özelliklerine sahip bir varlığın mevcudiyeti Kur’an’a göre mümükün değildir:


Enbiya; 34, 35 :

SENDEN ÖNCE HİÇBİR İNSANA ÖLÜMSÜZLÜK VERMEDİK. Şimdi sen ölürsen onlar ölümsüz mü olacaklar?

HER CANLI ÖLÜMÜ TADACAKTIR. Biz bir imtihan olarak sizi şer ile de hayır ile de deniyoruz. Sonunda bize döndürüleceksiniz.

HADİSLERDE HIZIR:

Kehf suresinde Musa ile “âlim kul” kıssasını anlatan ayetlerin tefsirini (!) ve “İlim”i konu alan hadislerde, bu “âlim kul”un Hızır olduğu beyan edilmektedir. Metinleri çok uzun olduğu için Arapça ve meallerini örnek olarak buraya almadığımız bu mealdeki hadisler, hadis kitaplarının en sağlamı denilen Sahih-i Buhari’de bile vardır. Bu kitabın Kitabü-l Enbiya ve Kitabü-l İlim bölümlerinde Hızır’dan bahseden hadisler yer almakta ve bu “alim kul”un Hızır olduğu söylenmektedir. Ama Hadis İlminin (!) “Mevzuu Hadisler (uydurulmuş hadisler)” bölümü incelendiğinde ise, Hızır adı geçen hadislerin tümünün yalan ve uydurulmuş olduğunun MÜTTEFEKUN ALEYH olduğu, yani o hadis denen sözlerin yalan ve uydurma olduğunun OY BİRLİĞİ ile kabul edildiği görülmektedir. Bu sebeple tüm bu hadislere şüphe ile bakılır olmuştur.

TASAVVUF KİTAPLARINDA HIZIR:

İslâm dininin yegâne kaynağı olan Kur’an’da böyle bir varlığın mevcudiyetinden söz edilmemesine ve “Hızır” sözcüğünün Kur’an’da hiç yer almamasına karşılık, tüm tasavvuf ve tarikat çevrelerinde “Hızır”, bir inanç, bir ana unsur olarak yer almıştır. Bu çevrelerde; “âlim kul”un Hızır olduğu, Hızır’ın da Nebi olmayıp Velî olduğu kabul edilmekte, Kehf suresinde anlatılan kıssadaki “âlim kul”un Musa peygamberden bilgili olmasına dayalı olarak da Velî’nin Nebi’den üstün olduğuna inanılmaktadır. “Rüya”, “Keşif” gibi aslı astarı olmayan safsataları kendilerine temel kaynak edinmiş olan bu çevreler, Hızır adındaki uydurma kişiliği de kendilerine sermaye yapmışlar ve bu konuyu çok eskiden beri, dini bilmeyenler üzerindeki sömürülerinde ilâve bir malzeme olarak kullanmışlardır.

Hızır hakkında bir çok yalan ve yanlış olaylar uydurulmuş, bu olayları konu alan belki de yüzlerce kitap yazılmıştır. Meselâ; İmam-ı Gazalî tarafından yazılmış ve Hızır’ın bazı tasavvuf erbabıyla görüşmelerini nakleden İhyâ; Muhydidîn-i Arabî tarafından yazılmış ve Hızır’la bir çok kez karşılaşıp konuştuklarını anlattığı Futuhât; Hacı Bektaş Velî tarafından yazılmış ve Hızır’la yapılmış olan görüşmelerin yer aldığı Makâlât; İmam-ı Rabbanî tarafından yazılmış ve yine Hızır’la yapılmış olan görüşmelerin yer aldığı Mektûbât adlı eserler, bu kitaplardan birkaç tanesidir.

Bu meşhur kişilerin meşhur eserlerinin yanında piyasada dolaşan yüzlerce tasavvuf ve tarikat kitapları ile evliya menkıbelerini konu alan kitaplarda, Hızır’dan ve onun kerametlerinden bahsedilmektedir.

İslâm dini ile hiç alâkası olmayan bu kitaplar, temsil ettikleri akımın ayrı bir din olduğunu göstermektedir. Hiçbir tasavvuf ve tarikat erbabı bunu açıkça ifade etmese de maalesef bu bir gerçektir. Çünkü tasavvuf ve tarikatlar incelendiğinde, onların İslâm dininden (Kur’an’dan) ayrı bir inanç temeline dayandıkları açık ve net bir şekilde görülmektedir. Böyle olmasına rağmen “din adamı” geçinen İslâm âlimleri(!) ise, saflık görünümü altına saklamaya çalıştıkları korkaklıkları ile, o sapık hazretlerin herzelerine kılıf hazırlamaya uğraşmaktadırlar.

Meselâ; Mevlâna unvanlı Celâleddin Rumî’ye ait olduğu söylenen kitaplar eğer gerçekten bu şahsa ait ise ve başta Mevlevîler olmak üzere diğer tarikat zümreleri tarafından baş tacı yapılmış olan Menâkıbu-l Arifin adlı kitapta yazılan rezillikler doğru ise, Celâleddin Rumî’nin Müslümanlığına yüz bin şahit az gelir. Ama hakkında “AŞK PEYGAMBERİ MEVLÂNA” diye kitap yazılan ve “aşk dini”nin peygamberi ilân edilen bu şahıs için hiçbir Müslüman “Ne peygamberi?” diye bir soru sormamakta, hiçbir “din adamı” kisveli zevat da tüm ülkede satışı yapılmakta olan kitap hakkında ve de bu şahsın Kur’an’a aykırı olarak Muhammed’den sonra peygamber ilân edilmesi karşısında bir söz söylememektedir.

Özetle ifade etmek gerekirse; Hızır inancı, İslâm dini ile uzaktan ve yakından alâkası olmayan ve ayrı bir sapık din olan tasavvuf ve tarikat kanalı ile Müslümanlar arasına sokulmuş pek çok sapık ve yanlış inançlardan birisidir.

SONUÇ OLARAK İSLÂM’DA HIZIR :

Hızır inancı, kışın bitişini ve baharın gelişini simgeleyen, havaya, suya ve toprağa hayalî bir “cemre (kor)”nin düştüğünü varsayan “cemre düşmesi” inancı gibi gerçek dışı bir inançtır.

Hızır inancı İslâmî bir inanç olmayıp, Zerdüştlük, Hıristiyanlık, Yahudilik, Budizm, Şamanizm gibi, tahrif olduğu için batıl hâle gelmiş dinlerin mensuplarında görülen bir inançtır. Bu inanç, tamamen vehme dayalı ve uydurulmuş bir inanç olup, Müslümanlar arasına da sonradan sokulmuştur. İslâm dininin biricik kaynağı Kur’an’a göre de böyle bir kişi veya varlık yoktur.

Hakkı YILMAZ

Hakkı Yılmaz

http://www.istekuran.com

hakkiyilmaz@istekuran.com

Bu yazı İşte Kuran sitesinden alıntıdır.

Reklamlar

15 thoughts on “Hızır kimdir, ne iş yapar ?

Add yours

  1. Simdi ne demek sapkin ve cahil cevrelerin size dedigine gore . Nasil bir tabir bu. ,Madem bize kurandan delil getiriyorsun , madem kurana cok inaniyorsun o zaman neden kuranda diger dinlere inananlarina saygi duyun derken onu gormeyi ihmal ediyorsun ? Yani cahil sapkin yerine hakaret etmeden konussaydin daha iyi olmazmiydi ?

    Simdi ben hz hizira inanirim ben bir alevi genci olarak . Bu bize allahtan bir umut , peygamberlerdense bir rahmet olarak mujdelenmis ve dinimizi koruyan bir parlayan yildizdir o .

    O hizir varya o hizir kiyamet zamani kemiklesecek bedene burunecek ve o gelecek ve alevileri ve ona inanan diger caferi sia ve sunnilerdende ona inananlari kurtaracak . O sizin beklediginiz nurdur o . Kuranda sozu verilen vaattir o . Buyuk hukumranliktir o .

    Bundan sizde haberdardiniz ama isim yonunden onu taniyamadiniz.

    Bu inanci bizde curutemezsiniz cunku hakki yaratanlarin , hakki koruyacagindan suphemi ediyorsunuz ? hz isanin dedigi gibi kandillikteki yanan mumu kimse saklayamaz . Onun piriltisi er gec suratlara yansiyacaktir.

    SEvgiler

  2. ARKADAŞ KONUYU ÇOK GÜZEL AÇIKLAMIŞSIN BU YAZIYI OKUDUKTAN SONRA KURA DA DELİLİ OLMAYAN UYDURUK HİKAYELERE İNSANLAR HALA NASIL İNANIR ANLAMIYORUM..ÇOK TEŞEKKÜRLER.
    KIYAMET ZAMANI İNANLARI KURTARACAKMIŞ O ZAMAN KİM KİME HERKES CAN DERDİNDE SANKİ HER AN GÖZÜMÜN Ö NÜNDE ŞU AN KLEVYENİN HARFLERİNİ ZOR GÖRUYORUM GÖZLERİM BUĞULANDI SANKİ ..ALLAH TAN BAŞKA KİMSE BİZİ KURTARAMAZ BUNA İNANIN.
    SELAMETLE
    GONDOLCU (NİKLİ ŞAHSIM)

  3. Selam tanrinin gercekten kendisine kulluk edenlerin ve lutfuna layik olanlarin üzerine olsun!!!

    Cenabi Allah dilediklerinin kalbine öyle bir güc , kuvvet , hikmet ve bilgi verir ki bunu siradan ve kalb gözleri perdelenmis insanlar anlayamaz ve bunlari Allahin dostlarina ve nebilerine simsiki sariilanlar anlar ve bilirler. Burada okadar düsmanca Allaha karsi yazilar yaziyorsunuz ki acaba bunun vebalinin altindan nasil kalkacaksiniz.Ancak ve ancak cenabi Allah Lutf ettikleriyle hesap günü sizleri sorguluyacaktir. Cenabi ALlah C.C. sapitmislarin elinden ve serrinden insanlari korusun.Kim ki insanlar arasina nifak sokarsa onlar atesin cocuklari olacaktir diye buyurmustur Cenabi Rabb.
    Eger daogru bilgi yazacaksaniz vicdaniniza bir danisin , sorun ve eger Cenabi Allahin huzurunda hic teredütsüz her verilen cezaya hazir iseniz ozaman bu yazilanlarin vebalini de cekin.Allah sizlere en güzel örnek ile EL-Fatiha Suresini göndermis ama halen birsey anlamamissiniz.Yazik

  4. Selam cafer;

    Göklerin ve yerin Rabbi olan Allah’a – haşa – “ortaklığınız” neticesinde elde ettiğiniz gayb bilgilerini bizimle paylaştığınız için teşekkür ederiz.

    Biz size gayb haberlerinizle mutlu bir yaşam diliyoruz. Kimlerin ateşin çocukları olacağını elbette bütün gaybları bilen Allah açıklayacaktır.

    Demek siz Allah’ın dostlarına sımsıkı sarılıyorsunuz.

    Birincisi; kimlerin Allah dostu olduğunu bakıp bildiğiniz yer her neresi ise, bize de söyleyin ki cehaletimiz gitsin.

    İkincisi; biz Kuran’dan sımsıkı sarılacak şeyin Allah’ın ipi olduğunu okuyoruz. Demek sizdeki mushaf değişik.

    Neden böyle sert bir üslupla yazıyorum ? Böyle güzel bir selamın ardından söylediklerin hususunda iyiden iyiye dikkatini çekmek için.

    Ezberlenmiş bilgilerle değil, okuyup anladıklarınızla tartışın, bildiğinizden aydınlatın. Ama hakaret etmeyin. Eğer bu iyi bir şey idiyse, yazdıklarımdan şikayet etmemen gerekecek.

    Selam ile…

  5. Ey admin bey cafere sordugun sorularin cevabini ben sana vereyim sakincasi yoksa . Hem size de bilgilenirsinizde kardesleriniz olan bizleride hos gorursunuz umarim.

    Demek bizim inandigimiz kisilere allahin ortaklari diye adlandiriyorsun o zaman sen dusunmezmisin sayin admin bu ortaklarin ilki hz muhammed olmuyormu ?
    Madem sozunun eri isen sen hic allaha ortak edinmemissen neden kuranda size kurani indiren biziz der ? Bunuda biz koruyacagiz der ? hee hee heee .
    Yanlis anlama ama Sorarim sana tek olan allah ortakmi edindide biz diye konusur kuranda ? hiimm hiimm ? . Suphesiz muslumanlara sorsan allah kendi yuceligini belirtmek icin cogul kullandi denir . Halbuki ne cahilce bir cevap . hoo hoo hoo .Hicte tatmin olmadim . Ama bununda cevabini vereyim allah ( biz ) demekle burda uyulmasi gereken 12 nurundan kasit etmistir . Yani allahin hakiki ve bir olan gercek dininin koruyuculari hz ali ve onun 11 oglu dur .

    Bizde allahin simsiki sarilmamizi emrettigi kisiler 12 dir. İMÂM ALİ,İMÂM HASAN,İMÂM HÜSEYİN,İMAM ZEYNEL, hz muhammedin bahsettigi ilmi ile topragi yaran dedigi İMAM MUHAMMED BAKIR,İMAM CA’FER SÂDIK,İMAM MUSA KAZIM,İMAM ALİ RIZA,İMAM MUHAMMED TAKİ,İMAM ALİ NAKİ,İMAM HASAN ASKERİ, Ve bozuldugunu bildigimiz bugunku muslumanligi dogrusunu gosterecek sonuncu imam allahin dinini koruyucu olarak kildigi imam İMAM MUHAMMED MEHDİ dir .

    Evet siz allahin ipi kuran dersiniz biz allahin ipi 12 imamlar olarak biliriz ve onlarin bize ogrettigi hakiki kuran dir . Sizinki suskun kurandir bizimkisi ise konusan kurandir kuranda anlasilmayan ayetlerin yorumunu manasini ogretirler . o yuzden delalete dusmeyiz.

    Hz ali soyle der : Sorun bana beni yitirmeden suphesiz ben hangi ayet nerede indi ne icin indi gunduzmu indi geceme indi cok iyi bilirim . Gogun yollarini yerin yolllarindan daha iyi bilirim . Suphesiz kurana sorsaniz size cevap veremez , ama bana sorsaniz hangi ayet ne icin kime , neden indigini bir bir aciklarim . Ve bugun elimizde olan hz aliye kuranin hakkinda sorulan tum ayetlere aciklik getirmistir . Biz o kaynaktan aliriz . hz muhammedin bahsettigi kevser suyu havuzu iste odur .

    Goruldugu gibi sadece kurana koru korune yapismak bir nevi putluk sayiliyor .Cunku gercektende cogu ayet vardirki anlayamamislardir alimler ve bunlar hakkinda sapkinca manalar anlamlara cekmislerdirki bu tur seylerle halk sapmistir . Demeki herseyin bir aciklayiciya bir koruyucuya ihtiyaci vardir . Hz muhammedde o isi ali ve onun 11 oglunun yapacagini evvelden soylemistik.

    Efendim admin bey ben bir aleviyim ve aleviligim ilen ovunuyorum adeta oyle gurur sehvet duyuyorumki aya kadar cosup cikacagim gibi . Bu dinden veya firkadan buyuk haz ve lezzet elde ediyorum duyuyorum.

    Eger izin verirsen aramizdaki farkliliklarin aydinliga cikmasi icin aramizdaki farkliliklari buyuk bir adap ve saygi icinde tartisa biliriz .

    Iftiranin en buyugude bir sey hakkinda bilmeden iftira atmaktir . Ve biz aleviler ,caferiler bu iftiralara maruz kalmisizdir . Kuranda da derki : iftira atmak adam oldurmekten beterdir . Demekki bize atilan her iftirada adam oldurmusten beter sayiliyor.

    Sevgilerle saygilarla

  6. bu açıklamalarınızdan dolayı eminim ki birgün utanç duyarsınız ve sizin bu açıklamalrınıza iman eden herkes sizinle beraber olur ver akıbetiniz de inanmayanlar gibi olur tasavvufa dil uzatmışsınız o diliniz hep o halde kalsın önce o zatı görseniz de öyle yorum yapsanız
    ve arkanız dan da bukadar insanı hataya sürüklemeseniz olmazmı
    bu iş samimiyet işidir” bu bir rıza lokmasıdır yiyemezsin” dedigi gibi ünlü tasavvuf alimi ve şairinin yaşadıkları ve anlattıklarına iman gerekir beşiktaşlı şeyh yahya efendi hazretlerinin hayatında hızır a.s ın yeri ve devrin padişahının dahiönünde ceryan eden olayları da yalanladınız ya pes dogrusu
    bunların hepsi yalan uydurma cahiliye inancıymış gibi bahsetmeniz cok ayıp önce allahtan hızır ile karşılaşmayı bi dileseniz ve karşılaşma isteginiz deki samimiyet ipini kuvvetlendirseniz bakın o zaman
    varmı yokmu bu kararı vermiş olursunuz da bukararınızı kimselere diyecek fırsat bile bulamıya bilirsiniz allah ın siz ve sizin gibilerin şerrinden ve dillerin den halis iman edenleri korusun inşallah yolun bittigi yerde tasavvuf başlar tarikat şeriat hakikat marifet andan içeru bu kapı ya herkez gelemez hergelen içeri giremez içeri giren sırra eremez sırra eren dışarı veremez

  7. gayb hakında da ileri geri konuşmusunu kardeşim
    gaybı,n küllisini bilecek yanlız allah cc hz dir amenna ama ya allah cc hz bir kulunun da veya bazı kullarının da bilmesini isterse o zaman bu savundugunuz tez çöpteki yerini almaz mı bi düşünün
    allah herkes bu sırrı taşıyamıyacagı için herkeze vermiyor dedikya bu bir rıza lokmasıdır herkes yiyemez

  8. Burda yazılanlar korkunç.Birbirlerinizi nasıl ağır suçluyorsunuz.Alevi arkadaşlar elbette Hz.Ali ve 12 imamlar saygı duyulması gereken insanlardı.Ama Allah’ın ipi Kurandır.Ve Alevileri suçlayan diğer arkadaşlar.Alevilerin yaşadığı İslam her ne kadar bir takım hurafelerle kirlenmişsede Sünni arkadaşların yaşadığı İslama göre Kuran’a göre çooook daha yakındır.Kadını aşağılamazlar,ibadette şekle değil samimiyete önem verirler,sosyal destek(salat kavramı)onlarda çok gelişmişdir.Elbette onlarada atalrından miras kalan çok hurafe var.İnşallah Kuran ile inançlarından hurafeleri temizlerler.Ama iki tarafda ve hanif İslam inancına sahip olanlarda herşeye rağmen saygıya layıktır.

  9. kardeşim inanmıyorsun fakat inananlara saygı göster.ne demek cahiller kuran hakkında ne bilgin var senin

  10. kendine muminleri emiri diyen -EDİT- ve onun sirnasi cafer siz ve sizin gibilere sesleniyorum. Demek Allah c.c biz demekle 12 nurundan bahsediyor peki neden o 12 nurun arasinda yaradilis sebebimiz olan alemlere rahmet guzel peygamberimiz hz. muhammet(sav) yok ?madem o 12 nur allahin nuruyduda neden efendimiz peygamber olarak secildi. ne kadar aciz ve dengesizlikler icindesiniz. kalpler muhurlenince goz gormez kulak isitmez olur. -edit- hani diyorsunuz ya cebrail(a.s) peygamberligi yanlislikla Hz.Muhammete verdi aslinda Hz. ali olacakti diye bu inanclariniza saygi gostermek imkansiz -edit-
    30 yasindayim ve bu yasima kadar hic kimsenin dinine yada inanclarina saygisizlik etmedim ve hep ozellikle alevilerin inanclarini acikca ifade edebilmelerini ve yasayabilmelerini savundum ama artik son zamanlarda goruluyorki sizler kendi iananclarinizi bizim inanclarimizi curutmeye adamissiniz. buana hicbir zaman musade edilmeyecek bundan emin olun.ayrica sunu merak ediyorum sordugum alevilerin hicbiri cevap veremedi belki siz aciklarsiniz Hz.ali ve onun ogullari sizin babanizin oglumuki hz. demekten kaciniyorsunuz adlariyla cagiriyorsunuz.yoksa kendinizi onlardan dahami ustun goruyorsunuz. acinacak durumdasiniz. yazik ki bizim kendi nefsimizden daha cok sevdigimiz ehli beyti kendi cikarlariniz icin kullaniyorsunuz. bizler gercek muslumanlar diger tabirle sunniler hz. aliyi ve ehli beytini sizden daha cok seviyor ve daha cok saygi gosteriyoruz.oysa sizler onun yolunda diilsiniz. sapiklik icindesiniz.

  11. efendi,

    sen kitab-i mukaddesinle mesgul ol.
    islamiyeti ve kur’ani , peygamber efendimiz (s.a.v) ve aliesini, sahabeleri, evliya ve enbiyalari karistirip fitne cikarmayin. Mazallah carpilirsiniz hemde cok kötü.

    eyvallah

  12. Herkes ileri geri rastgele konuşuyor ama Kuranda geçen onunla ilgili ayetleri buraya aktaralım da beraber düşünelim.
    60- Hani Musa genç yardımcısına demişti: “İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim ya da uzun zamanlar geçireceğim.”

    61- Böylece ikisi, iki (deniz)in birleştiği yere ulaşınca balıklarını unutuverdiler; (balık) denizde bir akıntıya doğru (veya bir menfez bulup) kendi yolunu tuttu.

    62- (Varmaları gereken yere gelip) Geçtiklerinde (Musa) genç-yardımcısına dedi ki: “Yemeğimizi getir bize, andolsun, bu yaptığımız-yolculuktan gerçekten yorulduk.”

    63- (Genç-yardımcısı) Dedi ki: “Gördün mü, kayaya sığındığımızda, ben balığı unuttum. Onu hatırlamamı şeytandan başkası bana unutturmadı; o da şaşılacak tarzda denizde kendi yolunu tuttu.”

    64- (Musa) Dedi ki: “Bizim de aradığımız buydu.” Böylelikle ikisi izleri üzerinde geriye doğru gittiler.

    65- Derken, Katımız’dan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.

    66- Musa ona dedi ki: “Doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?”

    67- Dedi ki: “Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin.”

    68- (Böyleyken) “Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?”

    69- (Musa:) “İnşaAllah, beni sabreden (biri olarak) bulacaksın. Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim” dedi.

    70- Dedi ki: “Eğer bana uyacak olursan, hiçbir şey hakkında bana soru sorma, ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye kadar.”

    71- Böylece ikisi yola koyuldu. Nitekim bir gemiye binince, o bunu (gemiyi) deliverdi. (Musa) Dedi ki: “İçindekilerini batırmak için mi onu deldin? Andolsun, sen şaşırtıcı bir iş yaptın.”

    72- Dedi ki: “Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?”

    73- (Musa:) “Beni, unuttuğumdan dolayı sorgulama ve bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma” dedi.

    74- Böylece ikisi (yine) yola koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen tutup onu öldürüverdi. (Musa) Dedi ki: “Bir cana karşılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün? Andolsun, sen kötü bir iş yaptın.”

    75- Dedi ki: “Gerçekte benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?”

    76- (Musa:) “Bundan sonra sana bir şey soracak olursam, artık benimle arkadaşlık etme. Benden yana bir özre ulaşmış olursun” dedi.

    77- (Yine) Böylece ikisi yola koyuldu. Nihayet bir kasabaya gelip yemek istediler, fakat (kasaba halkı) onları konuklamaktan kaçındı. Onda (kasabada) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular, hemen onu inşa etti. (Musa) Dedi ki: “Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin.”

    78- Dedi ki: “İşte bu, benimle senin aranda ayrılma (zamanı)mız. Sana, üzerinde sabır göstermeye güç yetiremeyeceğin bir yorumu haber vereceğim.

    79- “Gemi, denizde çalışan yoksullarındı, onu kusurlu yapmak istedim, (çünkü) ilerilerinde, her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı.”

    80- “Çocuğa gelince, onun anne ve babası mü’min kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkar zorunu kullanmasından endişe edip-korktuk.”

    81- Böylece, onlara Rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını vermesini diledik.”

    82- “Duvar ise, şehirde iki öksüz çocuğundu, altında onlara ait bir define vardı; babaları salih biriydi. Rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler ve kendi definelerini çıkarsınlar; (bu,) Rabbinden bir rahmettir. Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım. İşte, senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin yorumu . İşte Hızır ilyas hikayelerin kaynağı burada. Allah Hazreti Musa Peygamberin şahsında İnsanlara bir mesaj vermek için Bir Hayat yolculuğunun kıssasını sunmaktadır. Katımızdan bir Kul dediği Hayatın Kendisidir. Yaşayan insanlara Hazreti musa peygamberin şahsında Yrattıkları varlıkları lisanı haliyle konuşturarak bütün insanların aklından geçmiş ve geçebilecek soruları bil fiil yaşatarak öğüt vermektedir. Bir Tane örnek verelim. Eğer Günahsız bir çocuğu öldüren hızır aleyhisselam ise. bu anlayış bırakın bir peygamberin çocuğu öldürmesini Allah hiç iman sahibi
    olan bir insanın insan öldürme hakkının olmadığını anşatırken böyle bir anlayış doğru olmaz. ama hayata baktığımız zaman çocukların öyle yada böyle değişik sebeblerle öldüğü görülmaktedir. onların ölmesini bazı kimseler sindiremeyip çatacak yer arammaktadırlar hatta öyle ileri gidiyorlar ki Bu Halleri onları Allaha isyana kadar götürmektedir. İşte Allah da Onun Ölümünü İnsanların anlayabileceği şekilde anlatarak insanlara ders vermektedir. Bu Kıssa o zaman diyebiliriz ki Katımızdan bir kul diye bahsettiği hayatın kendisidir her insan bu olayı yaşar ve hisseder. hızır diye uydurulan kurandan değildir.selam ve sevgiler sunarım.

  13. SELAMUN ALEYKÜM HIZIR HAKKINDAKİ GÖRÜŞLER
    Soru: Hızır (a.s.) kimdir ve ne gibi bir görevi vardır?

    Cevap: Hz. Musa döneminde yaşamış ve peygamber olması kuvvetle muhtemel, hikmet ve ilim sahibi bir şahsiyettir.

    Kur’ân-ı Kerim’de, Hazreti Hızır’ın (a.s.) isminden açıkça bahsedilmez. Ancak Kehf Suresi’nin 60–82. ayetlerinde yer alan Hz. Musa ile ilgili kıssadan “Katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve kendisine ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul…” (18/65) diye sözü edilen şahsın Hızır (a.s.) olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü bizzat Peygamber Efendimizden gelen sahîh hadislerde bu şahsın Hızır olduğu açıkça belirtilmiştir (bk. Buhârî, İlm 16, 44, Tefsîru’l-Kur’ân, Tefsîru Sûrati’l-Kehf 2-4; Müslim, Fedâil 170-174).

    Bu rivayetlere göre bir gün Hz. Musa (a.s.) İsrail oğulları arasında vaaz ederken ona kendisinden daha hikmet ve ilim sahibi kimsenin olup olmadığı sorulmuştu. Hz. Musa: “Hayır, yoktur!” diye cevap verince Cenâb-ı Hak bir vahiyle Hz. Musa’ya Mecme’u’l-Bahreyn’de (iki denizin kavuşum yerinde) kullarından salih bir kul olan el-Hadır’ın (Hızır) kendisinden daha âlim olduğunu bildirdi. Bunun üzerine Hz. Musa hizmetinde bulunan genç bir delikanlı ile Hızır’ı bulmak üzere uzun bir yolculuğa çıktı. İkisi, iki denizin birleştiği yere ulaşınca, yolculukta yemek üzere azık olarak yanlarına aldıkları balıklarını unutmuşlardı ve balık bir delikten kayıp denizi boylamıştı. Hz. Musa oradan bir süre uzaklaştıktan sonra yemek için delikanlıdan balığı çıkarmasını istediği zaman balığın denize dalıp kaybolduğunu fark ettiler. Hz. Musa’nın Hızır’ı bulmasının alâmeti, bu balığın kaybolması olduğundan derhal oraya geri döndüler ve orada Hızır’ı (a.s.) buldular. Bundan sonra Hz. Musa’nın Hızır ile Kehf Suresi 66–82. ayetlerinde anlatılan yolculuğu başladı.

    Hz. Musa’nın yolculuğunda azık olarak taşıdığı balığın Mecme’u’l-Bahreyn’de denize dalıp kaybolması, bazı rivayetlerde ve çeşitli İslâm milletlerinin folklorunda, bu arada Türk folklorunda da bu suyun âb-ı hayat olduğu, ölüleri bile canlandıran, içenleri ölümsüzleştiren bir hayat iksiri olduğu şeklinde izah olunmuş, burada balığın canlanıp denize dalması meselesinde bir peygamberin hayatının ve Cenâb-ı Hakk’ın kudretinin söz konusu olduğu unutulmuştur. Buna bağlı olarak, Mecme’u’l-Bahreyn bölgesinde yaşayan birisi olarak Hızır’a da (a.s.) ölümsüzlük isnâd edilmiş ve kendisine beşer üstü güçler ve yetkiler verilmiştir.

    Hızır aleyhisselâma verilen ilmin mahiyetini anlayabilmek için Musa (a.s.) ile olan yolculuğunu Kur’ân-ı Kerîm kısaca şöyle anlatır: Hızır (a.s.), yolculukta karşılaşacakları olaylara Musa peygamberin sabredemeyeceğini kendisine hatırlatmış ve O’ndan sabır için söz almıştır (Kehf Suresi,18/66–70). Önce deniz sahilinde, yolculuk için bir gemiye binmişlerdi. Hızır (a.s.) bir balta ile gemiyi delince kaptan tamir için geri dönmek zorunda kalmıştı. Musa (a.s.) sabredemeyip şöyle dedi: “Gemiyi, yolcularını boğmak için mi deldin? Doğrusu çok kötü bir iş yaptın”. Yolculuğun sonunda, ilk bakışta görünmeyen ve perde arkası bilgi niteliğindeki sebebi Hızır (a.s.) şöyle belirtir: “O, deldiğim gemi, denizde çalışan birkaç yoksulundu. Onu kusurlu yapmak istedim. Çünkü gemi yolculuğa devam ederse, ileride her sağlam gemiye el koyan bir kral (deniz korsanları) vardır”. Yolculuk sırasında, Hızır aleyhisselam, diğer çocuklarla oynamakta olan bir çocuğu öldürdü. Musa (a.s.): “Kısas olmadan, masum bir cana nasıl kıyarsın? Doğrusu çok kötü bir iş yaptım, dedi” Küçük çocuğun bu erken yaşta vefat ettirilme sebebi Hızır (a.s.) tarafından şöyle açıklandı: “Öldürdüğüm erkek çocuğa gelince; onun anne ve babası mü’min kimselerdi. İleride onları isyan ve inkâra sürüklemesinden korktuk ve istedik ki, Rabbileri bu ölen çocuk yerine kendilerine ondan daha temiz ve daha merhametli birini versin”. Burada Cenâb-ı Hak’kın, anne-babanın hayırlı kimseler olması sebebiyle, ileride kendilerini üzecek, büyük sıkıntılara sokacak bir çocuğu erken yaşta vefat ettirip, onun yerine daha hayırlı bir evladın verilmesinin, gerçekte o aile için ” hayır” olduğuna işaret ediliyor.

    Yolculuğun üçüncü merhalesi Kur’an’da şöyle anlatılır: “Musa ve salih kul yollarına devam ettiler. Sonunda bir köye varıp, halkından yiyecek istediler. Halk ise onları misafir etmek istemedi. Hazreti Musa ve salih kul, orada yıkılmak üzere olan bir duvar gördüler, Salih kul hemen onu doğrultuverdi. Bunun üzerine Musa: “İsteseydin buna karşılık bir ücret alırdın, dedi. Salih kul şöyle dedi: İşte bu seninle benim aramızın ayrılması demektir. Sabredemediğin şeylerin içyüzünü sana anlatacağım”. Evi, ücretsiz tamir etmesini salih kul (Hızır aleyhisselam) şöyle açıklar: “Bu ev, şehirde iki yetim çocuğun idi. Duvarın altında kendilerine ait bir hazine vardı. Bunların babaları salih bir kimseydi. Rabbin, onların rüştlerine erip, hazinelerini bizzat kendilerinin çıkarmalarını istedi. Bu Rabbinden bir rahmettir. Ben bunları kendiliğimden değil, Allâh’ın emriyle yaptım. İşte, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur”.

    Bu hikmetlerle dolu yolculuktan, insanların günlük hayatta karşılaştıkları bir takım olayların, bazen büyük felaketlerin bir görünen yüzünün bir de asıl perde arkasının bulunduğu anlaşılmaktadır. Bazen şer olarak görülen olayların arkasından büyük hayırların ortaya çıktığı görülmektedir. Âyet-i Kerîmelerde şöyle buyrulur: “Hoşumuza gitmediği halde, savaşmak size farz kılındı. Belki de hoşumuza gitmeyen bir şey sizin için daha hayırlıdır. Belki hoşunuza giden bir şey de sizin için daha kötüdür. Allah bilir siz bilmezsiniz (Bakara Suresi, 2/216). “… Eğer karılarınızdan hoşlanmıyorsanız olabilir ki, hoşunuza gitmeyen bir şeyde Allah, sizin için çok hayır takdir etmiştir. ” (Nisa Suresi, 4/19). Rasûlullah (s.a.s.), Hızır’ın (a.s.) ilmiyle ilgili olarak, gemi yolculuğu sırasındaki bir konuşmayı şöyle nakleder: “Bir serçe, denizden gagasıyla su alıp, gemiye konmuştu. Hızır (a.s.) bunu Hz. Musa’ya göstererek şöyle dedi: Allah’ın ilmi yanında, benim ve senin ilmin, şu serçenin denizden eksilttiği su kadar bir şeydir” (Buhârî, İlm, 44, (Enbiyâ, 27, Tefsîru Sûre 18/2; Müslim, Fezâil, 180; Ahmet b. Hanbel, Müsned, 2/ 311, 5/118; bilgi için bk. İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, İstanbul 1985, 5/172–185). (Şamil İslam Ansiklopedisi – Hamdi Döndüren)

    Peygamber olduğu konusunda kesin bilgimiz yoktur. Sadece tahmin edilmektedir. Böyle zatlara, peygamber demek de, değil demek de tehlikeli olduğundan, olabilir der geçeriz…

    BİRİNCİ SUAL: Hazret-i Hızır Aleyhisselâm hayatta mıdır? Hayatta ise, niçin bazı mühim ulema hayatını kabul etmiyorlar?

    Elcevap: Hayattadır. Fakat merâtib-i hayat beştir. O, ikinci mertebededir. Bu sebepten, bazı ulema hayatında şüphe etmişler. Birinci tabaka-i hayat: Bizim hayatımızdır ki, çok kayıtlarla mukayyettir. İkinci tabaka-i hayat: Hazret-i Hızır ve İlyas Aleyhimesselâm’ın hayatlarıdır ki, bir derece serbesttir. Yani, bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler.

    Bizim gibi beşeriyet levazımatıyla daimî mukayyet değillerdir. Bazen, istedikleri vakit bizim gibi yerler, içerler; fakat bizim gibi mecbur değillerdir. Tevatür derecesinde, ehl-i şuhud ve keşif olan evliyanın Hazret-i Hızır ile maceraları, bu tabaka-i hayatı tenvir ve ispat eder. Hatta makamât-ı velâyette bir makam vardır ki, “makam-ı Hızır” tabir edilir. O makama gelen bir veli, Hızır’dan ders alır ve Hızır ile görüşür. Fakat bazen o makam sahibi, yanlış olarak ayn-ı Hızır telâkki olunur
    HIZIR AS SİZİN BİZİM BİLEMEYECEĞİMİZ SADECE ALLAHIN BİLDİĞİ ŞEKİLDE YAŞATMAKTADIR DİKKAT EDİN ALLAH HERŞEYE KADİR DEĞİL MİDİR?ÇOCUĞU ÖLDÜRDÜYSE ALLAHIN İZNİ İLE ÖLDÜRMÜŞTÜR HIZIR HAYATTADIR ŞÖYLE Kİ:
    Yani hayat mertebeleri beş’tir. Hz. Hızır ise ikinci mertebededir. Bu mertebeler ise:
    1- Bizim hayatımızdır. Bizim hayatımızın devam edebilmesi için, yemek, içmek ve hava almak gibi zaruri ihtiyaçları görmek zorundayız.
    2- Hz. Hızır ve İlyas ( a.s) hayatlarıdır ki, bir anda birkaç yerde bulunabilirler. Yemek içmek zorunda olmamakla beraber, istedikleri zaman yerler, içerler ve beşeri duruma girerler.
    3- Hz. İdris ve İsa (a.s) hayatlarıdır. Bu zatlar beşeriyet ihtiyaçlarından uzaklaşmışlardır. Melek hayatına benzer bir mertebeye çıktıklarından, bizimle hiç münasebetleri olmaz.
    4- Şehitlerin hayatıdır. Kur’anın ifade ettiği gibi, şehitlere ölüler demek doğru olmaz. Çünkü onlar öldüklerinin farkında olmadığından, kendilerini hayatta bilmektedirler. Ve kabir ehlinden daha yüksek bir mertebede yaşamaktadırlar.
    5- Kabir ehlinin hayat mertebeleridir. Ölülerin bile kendilerine münasip bir hayat mertebesinde oldukları Kur’anın ifadeleriyle sabittir.
    İşte bu ifadelerden anlaşıldığı gibi, Hz. Hızır ( a.s ) hayattadır. Fakat bizim hayat mertebesinde olmadığı için hayatında ihtilaflar olmuştur.

    Kainatta vuku bulan bütün olaylarda iki sebep etkindir Bunlardan biri hakiki sebep, diğeri ise zahiri sebeptir Hakiki sebep, olayın vuku bulmasındaki asıl sebep olup ilahi iradeye bakar Yani bütün olay ve gelişmelerde Fail-i Mutlak olan Yüce Allah (cc)’ın takdir ettiği ve olmasını istediği şeyin, yeri ve zamanı gelince olmasını gerektiren sebeptir Zahiri sebep ise, asıl sebep olmayıp ilahi irade ve kudrete adeta perdedarlık yapıp dikkatleri kendine celbeder
    Olayların arkasındaki asıl sebebi, yani Yüce Allah (cc)’ın neyi takdir ettiğini herkes bilemez Çoğu insanın düşüncesi perde mahiyetindeki zahiri sebebe takılıp kalır Yüce Allah (cc)’ın kendi katından ilim, anlayış ve basiret verdiği nadir zatlar ise, yine O’nun muttali kıldığı derece ve miktarca hakiki sebeplere yol bulabilirler
    İşte Yüce Allah (cc)’ın kendisine batın ilminden bir miktar bahşettiği, sır kapısını birkaç milim araladığı, sınırsız ilminden birkaç damlacık nasip eylediği seçkin zatlardan biri de Kur’an-ı Kerim’de kıssası anlatılan Hızır Aleyhisselam’dır
    “Derken, katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular”[1]
    Sabit hadisler ve alimlerin cumhuruna göre, ayet-i kerimede bahsedilen bu kul Hızır (as)’dır
    Hızır (as)’ın Kur’an-ı Kerim’de hikaye edilen Hz Musa ile ilgili macerasına geçmeden önce, onun kim olduğu, peygamber olup olmadığı ve yaşayıp yaşamadığı yönündeki ihtilaflı ve müşkül meselelere değinmekte fayda vardır
    Mücahid, Hızır’a, namaz kıldığında veya oturduğunda etrafının yeşermesinden dolayı, yeşil veya yeşil ot manasına gelen bu ismin verildiğini söyler
    Fahrettin-i Razi, Mefatih el Ğayb adlı eserinde Hızır (as)’ın bir peygamber olmadığını söyler O, bu kitapta Hızır (as)’ın peygamber olduğunu ileri sürenlerin delillerini karşıt delillerle birlikte şöylece sıralar:
    Birinci delil: Allah-u Teala; “Biz ona katımızdan bir rahmet verdik…” buyurmuştur Rahmet ise peygamberliktir Çünkü Kur’an-ı Kerim’de; “Rabbinin rahmetini onlar mı paylaşıyorlar?”[2] “Sen kitabın sana verileceğini ummazdın Ancak Rabbinden bir rahmet olarak…”[3] buyurulmuştur ki, buralarda geçen Rahmet kelimesi peygamberlik manasına gelmektedir
    Bu ayet-i kerimelerde geçen Rahmet’in peygamberlik manasına geldiğini kabul ediyoruz Ama her rahmetin peygamberlik manasına gelmesi zorunlu değildir
    İkinci delil: “Biz ona nezdimizden bir ilim öğretmiştik” ayeti, Allah-u Teala’nın ona bu ilimleri bir vasıta bulunmaksızın, bir öğretmenin öğretmesi ve bir mürşidin irşadı olmaksızın öğrettiğini gösterir Bir beşer vasıtasıyla olmaksızın, Allah’ın ilim bahşettiği herkesin Allah-u Teala’nın vahyi ile her işi bilen bir peygamber olması gerekir
    Bu delil zayıftır Çünkü zaruri bilgiler başlangıçta Allah-u Teala katından verilerek meydana geldiği halde peygamberliğe delalet etmemektedir
    Üçüncü delil: Musa (as) ona; “Bana öğretmen için peşinden geleyim mi?” demiştir Oysa bir peygamber, peygamber olmayan bir başkasına öğrenmek için tabi olamaz
    Ancak bu delil de zayıftır Çünkü peygamber, peygamberlik konusu olan ilimlerde başkasına tabi olmaz Fakat diğer ilimlerde tabi olabilir
    Dördüncü delil: O kul, Musa (as) ile yüksekten konuşuyor “Kavrayamayacağın bir bilgiye nasıl dayanabilirsin?” diyor Musa (as) ise tevazu gösteriyor ve “Sana hiçbir işte karşı gelmeyeceğim” diyor Bütün bunlar o bilgili kimsenin Hz Musa’dan daha üstün olduğuna delalet eder Peygamber olmayan bir kimse, peygamber olandan daha üstün olamayacağına göre bu zat bir peygamberdir
    Bu görüş de zayıftır Çünkü peygamber olmayan bir kişi, peygamberliğe konu olmayan ilimlerde peygamberden daha üstün olabilir Bu caizdir “Bir peygamberin, peygamber olmayan birinden ilim öğrenmek için peşinden gitmesi, onu halkın gözünden düşürür” diye bir itirazda bulunulabilir ki, biz de onlara sorarız: “Allah-u Teala’nın Musa (as) ile konuşup kendisine Tevrat’ı indirdikten sonra onu peygamber bile olsa, o zattan ilim öğrenmesi için göndermesi Musa (as)’ı halkın gözünden düşürmez mi?” “Hayır düşürmez” derlerse, biz de; “Öyleyse birinci halde de düşürmez” deriz
    Beşinci delil: El-Asam, bu bilgili kulun peygamber olduğuna, bu zatın kıssanın ileriki kısımlarında; “Ben bunları kendiliğimden yapmadım” demesini delil gösterir Ona göre bunun manası; “Ben bunları Allah-u Teala’nın vahyi ile yaptım” demektir Bu da onun peygamber olduğunu göstermektedir
    Bu da zayıf ve zayıflığı gayet açık bir delildir
    Altıncı delil: Rivayete göre Musa (as), o zatın yanına vardığı zaman selam verince o zat; “Ve aleykumusselam ey İsrailoğullarının peygamberi” diye karşılık vermiş Bunun üzerine Musa (as); “Sana bunu kim bildirdi” diye sorunca o zat; “Seni bana gönderen öğretti” diye karşılık vermiş İşte bu rivayeti esas alanlar, bu durumun kendisine vahiy ile bildirildiğini söylerler Vahiy olayı ise, peygamberlik olmadan vaki olmaz
    Ancak bunlara da şöyle söylenebilir: “Bu niçin keramet veya ilham kabilinden bir şey olmasın?”
    Müfessirlerden Ebu’l A’la El Mevdudi ise Hızır (as)’ın bir veli veya peygamber olması bir yana, Onun bir melek olabileceğini ileri sürmüştür Onun bu konudaki görüşleri şöyledir:
    “Kur’an-ı Kerim’de, Hz Musa (as)’ın talim ve terbiyesi için gönderilen kişinin bir insan olduğuna dair sarih bir ifade yoktur Hz Hızır için sadece “Bir kulumuz” tabiri kullanılıyor ki, bu da onun mutlaka bir insan olmasını gerektirmiyor
    Kur’an-ı Kerim’de çeşitli yerlerde melekler için de kul kelimesi kullanılmıştır Ayrıca Hz Hızır’ın bir insan olduğuna dair Hz Peygamber (as)’dan nakledilmiş herhangi bir hadis de bulunmuyor Rivayetlerden birinde geçen “Recul” (adam) tabiri ise insanlar ve erkekler için kullanıldığı gibi, cinler için de kullanılmaktadır
    Ayrıca cinler, melekler veya gözle görülmeyen diğer bazı yaratıklardan (ruhaniler) herhangi biri insanlara geldiğinde gayet tabii ki insan şeklinde gelecek ve bu durumda kendisine elbette insan veya beşer denilecektir”
    Ancak Mevdudi’nin bu görüşünde zorlamaya gittiği ve biraz da yalnız kaldığı söylenebilir
    Hızır (as) hakkındaki bir diğer tartışma konusu da onun yaşayıp yaşamadığıdır İslam alimlerinden bazıları; “Her nefis ölümü tadacaktır”[4] ilahi kaidesinden hareketle, Hızır (as)’ın da vefat etmiş olduğunu, hayatta olmadığını beyan etmişlerdir Buna karşın diğer bazı İslam alimleri onun hayat pınarından içtiğini, hayatta olduğunu ve Beytullah’ı haccettiğini ileri sürmüşlerdir
    Hızır Aleyhisselamın hayatta olduğuna dair haberler çoktur Bunlardan bir kısmını aşağıda zikredelim
    İmam Ebu Muhammed el-Lahmi, Kuşeyri’ye ait “Er-Risale” şerhinde salih erkek ve saliha kadınlardan bir takım hikayeler nakletmektedir ki, bunlara göre bu kimseler Hızır aleyhisselamı görmüş ve onunla karşılaşmışlardır Bunların toplamı onun hayatta olduğuna dair zannı kuvvetlendirmektedir
    Müslim’in sahihinde yer alan bir hadiste şöyle buyurulmuştur: “Deccal, Medine yakınlarındaki verimsiz yerlerden bir yere gelecektir O gün insanların en hayırlılarından bir adam onun karşısına çıkacaktır…” Ebu İshak; “Denildiğine göre bu adam Hızır aleyhisselamdır” demiştir
    İbn-i Ebi ‘d-Dünya’nın “El-Hevatif” adlı eserinde Ali bin Ebi Talib (ra)’e ulaşan mevkuf bir senet ile naklettiğine göre, Hz Ali, Hızır (as) ile karşılaşmış, Hızır (as) ona bir duayı öğreterek, bu duayı her namazın akabinde tekrarlayan kimseye pek büyük bir sevap, mağfiret ve rahmet olacağını söylemiştir Dua şöyledir: “Ey bir şeyi işitmek, başka bir şeyi işitmekten alıkoymayan! Ey isteklerin kendisini şaşırtmadığı! Ey ısrar edenlerin ısrarlarından dolayı kendisine usanç gelmeyen! Bana affının serinliğini, mağfiretinin tatlılığını tattır”
    Ebu Ömer b Abdi’l Berr, “Et-Temhid” adlı eserinde Ali (ra)’den şöyle dediğini zikretmektedir:
    Peygamber (as) vefat edip de üzeri bir örtü ile örtülünce, evin bir tarafından, söyleneni görülmeyen bir ses işitildi Evdekiler bu sesi işitiyorlar, fakat sahibini görmüyorlardı Şöyle diyordu: “Allah’ın selamı, rahmet ve bereketi üzerine olsun Ey bu hane halkı, selam size Her bir nefis ölümü tadacaktır Şüphesiz Allah, ölen herkesin halefidir Yok olup giden herkesin yerine başkasını verir Her bir musibete karşı teselli kaynağıdır O bakımdan Allah’a güvenin Ondan ümit edin Çünkü şüphesiz ki asıl musibetzede, ilahi mükafattan mahrum olandır”
    Onların kanaatine göre bu sözleri söyleyen Hızır (as) idi Kastettiği ise Peygamber (as)’ın ashabı idi
    Bediüzzaman Said Nursi de Hızır aleyhisselamın hayatta olduğunu ancak onun İlyas Aleyhisselam ile birlikte birbirinden farklı olan beş hayat tabakasının ikinci tabakasında yaşadığını söyler
    Üstadın bu konudaki parlak görüşü şöyledir:
    Hazret-i Hızır ve İlyas Aleyhisselâmın hayatlarıdır ki, bir derece serbesttir Yani, bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler Bizim gibi beşeriyet levazımatıyla daimî mukayyet değillerdir Bazen, istedikleri vakit bizim gibi yerler, içerler; fakat bizim gibi mecbur değillerdir Tevatür derecesinde, ehli-i şuhud ve keşif olan evliyanın Hazret-i Hızır ile maceraları, bu tabaka-i hayatı tenvir ve ispat eder Hattâ makamat-ı velâyette bir makam vardır ki, “makam-ı Hızır” tabir edilir O makama gelen bir velî, Hızır’dan ders alır ve Hızır ile görüşür Fakat bazen o makam sahibi, yanlış olarak Hızır’ın kendisi telâkki olunur[5]
    Hızır Aleyhisselamın kim olduğu ve onun yaşayıp yaşamadığı hususundaki görüş ve haberleri sıraladıktan sonra, şimdi onun Musa Aleyhisselam ile olan yolculuğuna geçebiliriz
    İbn-i Abbas’ın Ubeyy İbn-i Kab’dan naklettiğine göre, Resulullah (as); Musa Aleyhisselam ile Hızır Aleyhisselamın buluşmasının sebep ve şeklini şöyle anlatmıştır:
    Musa (aleyhisselam) Benî İsrail’e hutbe irâd etmek üzere ayağa kalktı Kendisine, “İnsanların en bilgini kimdir?” diye soruldu O; “Benim” diye cevap verdi Cenab-ı Hak, “Allahu a’lem (yani en iyi bilen Allah’tır)” demediği için Musa’yı azarladı Ve: “İki denizin birleştiği yerde bulunan bir kulum senden daha âlimdir” diye ona vahyetti
    Hz Musa (aleyhisselam);
    “Ey Rabbim ben onu nasıl bulabilirim?” diye sordu Kendisine;
    “Bir zembile bir balık koy, onu sırtına al Balığı nerede yitirirsen o zat oradadır” dendi
    Musa Aleyhisselam kendisine denildiği gibi yaparak yola çıktı Onunla beraber, hizmetçisi olan Yuşa b Nûn da yola çıktı Beraberce yürüyerek bir kayanın yanına geldiler Hz Musa ve hizmetçisi dinlenmek üzere orada yattılar Balık kımıldayarak zembilden çıkıp denize kaydı Allah ondan suyun akıntısını tuttu Öyle ki su kemer gibi oldu Balık için bir kanal meydana gelmişti Hz Mûsa (aleyhisselam) ve hizmetçisi (balık için olduğunu bilmeksizin) bu manzaraya şaşırdılar Günlerinin geri kalan kısmı ile o gece boyu da yürüdüler Musa’nın arkadaşı ona, balığın gitmesini haber vermeyi unutmuştu Sabah olunca Hz Mûsa (aleyhisselam) hizmetçisine: “Hele sabah kahvaltımızı getir Biz bu yolculukta yorulduk” dedi Hizmetçi;
    “Hani bir kayanın yanına gelmiş yatmıştık ya! Ben balığı orada unuttum Onu hatırlatmayı, bana mutlaka şeytan unutturdu Balık denize şaşılacak şekilde sıvışıp gitmişti” dedi
    Mûsa (aleyhisselam); “Bizim aradığımız orasıydı” dedi ve hemen izlerinin üzerine geri döndüler
    İzlerini takiben yürüyerek kayaya kadar geldiler Mûsa (aleyhisselam) orada örtüsüne bürünmüş bir adam gördü ve ona selâm verdi Hızır aleyhisselâm ona;
    “Senin bu yerinde selâm ne gezer!” dedi
    “Ben Mûsa’yım”
    “Beni İsrail’in Mûsa’sı mı?”
    “Evet”
    “Sen, Allah’ın sana öğrettiği bir ilmi bilmektesin ki ben onu bilmem Ben de Allah’ın bana öğrettiği bir ilmi bilmekteyim ki, onu da sen bilemezsin”
    ……

    Kur’an-ı Kerim’in ayetleri ışığında Hızır (as) ile Musa (as)’ın yolculuğu şöyledir:
    Musa ona dedi ki: “Doğruluk olarak sana öğretilenlerden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?”
    Kurtubi der ki; “Bu ayet-i kerimede öğrencinin -mertebeleri farklı olsa dahi- ilim ad—– tabi olacağına dair delil vardır Musa (as)’ın, Hızır (as)’dan ilim öğrenmesinde, onun Musa (as)’dan daha faziletli olduğuna delil teşkil edecek bir taraf olduğu zannedilmemelidir Çünkü istisnai olarak daha faziletli olan kimse, faziletçe kendisinden aşağıda olanın bildiklerini bilmeyebilir Fazilet ise, Allah (cc)’ın üstün kıldığı kimseye aittir Hızır (as) bir veli olsa dahi, Musa (as) ondan daha faziletlidir Eğer bir peygamber ise, Musa (as)’ın Risalet sahibi olması itibariyle ondan üstün olduğu açıktır[7]
    “Dedi ki: Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin Özünü kavrayamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?”[8]
    İbn-i Kesir’e göre Hızır (as) şunu demekteydi: Sen bana arkadaşlık edemezsin Çünkü senin şeriatına aykırı düşen işler yapacağım Ben bunları yaparken, Allah (cc)’ın sana öğretmeyip de bana öğretmiş olduğu bir bilgiye dayanacağım Sen ise, Allah (cc)’ın sana öğrettiği bir bilgiye dayanıyorsun ki ben de onu bilmiyorum her birimiz kendi durumumuzdan sorumluyuz Allah (cc) katında herkes kendi durumundan mesuldür Ben biliyorum ki, sen mazur olduğun için beni reddedeceksin Benim farkında olduğum hikmeti ve deruni maslahatı bilmediğin için bana karşı çıkacaksın[9]
    Ancak Musa (as) ileride vuku bulacak olaylardan habersiz bir şekilde şöyle teminat verdi:
    “İnşaallah, beni sabreden (biri olarak) bulacaksın Hiç bir işte sana karşı gelmeyeceğim” dedi[10]
    Hızır (as) şöyle bir şart ileri sürdü:
    Dedi ki: “Eğer bana tabî olacak isen artık bana hiçbir şeyden sual etme, ondan sana ben haber verinceye değin” Bunun üzerine gidiverdiler Vaktâ ki bir gemiye bindiler O, gemiyi yaraladı Dedi ki: “Gemiyi ahalisini boğmak için mi yaraladın? Doğrusu pek münker bir şey yaptın”
    Dedi ki: “Ben demedim mi ki, şüphe yok sen benimle beraber sabra takat getiremezsin?” Dedi ki: “Unuttuğum şey ile beni muaheze etme Bana bu işimden dolayı bir güçlük teklif eyleme”[11]
    Ebu’l Aliye’den şöyle denildiği nakledilmektedir:
    Hızır (as)’ın gemiyi delmesini Musa (as)’dan başka kimse görmedi Çünkü Hızır (as), ancak Yüce Allah (cc)’ın göstermeyi dilediği kimsenin gözüyle görülebilen birisiydi Eğer gemi sahipleri onu görmüş olsalardı, gemiyi delmesine engel olurlardı
    Bazıları da şöyle demişlerdir: Gemi sahipleri bir adaya çıkmışlar Geride Hızır (as) ile Musa (as) kalmışlar ve gemiyi o vakit delmişti
    “Böylece ikisi (yine) yola koyuldular Nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen tutup onu öldürüverdi (Musa) Dedi ki: “Bir cana karşılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün? Andolsun, sen kötü bir iş yaptın”
    Dedi ki: “Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?”
    (Musa “Bundan sonra sana bir şey soracak olursam, artık benimle arkadaşlık etme Benden yana bir özre ulaşmış olursun” dedi[12]
    Hızır (as)’ın öldürdüğü çocuk hakkında müfessirlerin farklı yorumları vardır Zahiri suretiyle çok garip olan bu olay farklı şekillerde tevil edilmiştir
    Cumhur demiştir ki: Çocuk henüz baliğ değildi Bundan dolayı Musa (as): “Hiç günah işlememiş tertemiz bir cana kıydın” diye itiraz etmiştir Diğer taraftan “Ğulam” lafzının gerektirdiği anlam da budur Çünkü baliğ olmamış erkek çocuğa ğulam denilir Hızır (as)’ın onu öldürmesi, onun iç yüzünü ve sahih hadiste belirtildiği üzere kafir tabiatlı oluşunu bilmesinden idi Diğer taraftan eğer yetişmiş olsaydı, anne ve babasını küfre zorlayacaktı
    Başka bir haberde nakledildiğine göre, bu genç yeryüzünde fesat çıkarıyordu Anne ve babasına is böyle bir şey yapmadığına dair yemin ediyordu
    İbn-i Abbas ise, bunun bir genç ve kafir olduğunu söylemiştir
    Elmalılı Tefsirinde bu konuyla ilgili olarak ikna edici bilgilere rastlamaktayız O, meseleye şöyle açıklık getirir:
    Buradaki ğulam (çocuk), büluğa ermiş bir kimse olduğu takdirde, küfrü ve isyanı sebebiyle öldürülmüş olması problem çıkarmaz Ancak ekseriyetin anladığı istikbalde işleyeceği cinayet sebebiyle öldürülmüş olması şer’i ahkam bakımından son derece mahzurludur Çünkü çocuk, kasten öldürme cinayetinde bulunsa bile, kendisine kısas yoluyla öldürme cezası tatbik mümkün olmadığı gibi, ilerde işleyeceği muhtemel ve muhayyel bir suç sebebiyle onu öldürmek hiç mümkün değildir
    Bu vakıanın izahı özetle şöyle yapılır:
    Musa (as), ilm-i zahire mensup insanların temsilcisi konumundadır Hızır (as) ise, ilm-i ledün, ilm-i batın, ilmu’l ğayb gibi değişik isimlerle ifade edilen, geçmiş ve geleceğe şamil bir ilme sahiptir Bu ilim, Hz Musa gibi ilm-i zahir ehlince meçhuldür Bu ilim kesb ile elde edilemez Mevhibe-i İlahidir
    Öyle ise, ilm-i zahire sahip şeriat tebliğcisi Hz Musa nazarında çirkin addedilen bir amel, ilm-i batına sahip Hızır (as) nazarında çirkin değildir[14]
    Hikmetli serüvene kaldığımız yerden devam ediyoruz:
    “(Yine) Böylece ikisi yola koyuldu Nihayet bir kasabaya gelip onlardan yemek istediler, fakat (kasaba halkı) onları konuklamaktan kaçındı Onda (kasabada) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular, hemen onu inşa etti (Musa) Dedi ki: “Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin”
    Dedi ki: “İşte bu, benimle senin aranda ayrılma (zamanı)mız Sana, üzerinde sabır göstermeye güç yetiremeyeceğin bir yorumu haber vereceğim”[15]
    Hızır (as)’ın fiillerinin farklı nitelikte olduğu bilinmelidir Elmalılı Hamdi Yazır, bu farklılıkları şöyle izah eder:
    Evvela; ilim nokta-i nazarında bakıldığı zaman, onun ilmi, gemi, erkek çocuk, duvar hakkında olduğu gibi, eşyanın görünen tarafının gerisinde kalan gizliliklerini, istikbaldeki mukadderatı, mazideki gizlilikleri, durumun görünüşü gibi hususları bilivermekte olduğu anlaşılıyor Onun için buna gayb, batın ilmi, özel anlamıyla ledünni bilgi demişlerdir
    İkinci olarak; fiil yönünden bakıldığı zaman, yaptığı şeyler, halktan Hakka doğru giden fiiller değil, Hakk’tan halka doğru olan fiillerdir Binaenaleyh o, Musa (as) gibi halkı Hakk’a götürmeye memur değil, Haktan halka olan mukadderatın infazına memur demektir Şu halde çocuğu öldürmesi de, Allah’ın emriyle vefat eden çocukların ruhlarını kabzetmeye müvekkel olan ölüm meleğinin vazife ve mesuliyeti gibi olur
    Üçüncü olarak; şer’ilik, başka bir tabirle hüsn (güzellik) ve kubh (çirkinlik) nokta-i nazarında bakıldığı vakit, fiilleri göze görülmeyen gizli sebeplere dayalı olduğu için, zahiren çirkin ve hikmetsiz görünüyor Sebepleri izah edildikten sonra, hakikate mutabık olduğu anlaşılıyor…[18]
    Fahreddin er-Razi, Hızır (as)’ın fiillerinden şu neticeye varır:
    Bu üç meselenin esası şu cümle ile özetlenebilecek bir kuraldır: İki zarar ile karşı karşıya kalındığında, büyük olanından kurtulmak için, küçük olan zarara katlanmak gerekir İşte şu üç meselede de bu kural göz önünde bulundurulmuştur
    Birinci mesele: Burada o bilgili zat, gemiyi delmemesi durumunda, kralın onu zorla alacağını ve tamamıyla sahiplerinin elinden çıkacağını bilmiştir Bunun için az zararlı olanı (geminin delinmesini) çok zararlı olanına (geminin kralın eline geçmesine) tercih etmiştir
    İkinci mesele: Çocuğun öldürülmesinde de bu kaide gözetilmiştir Çünkü çocuk sağ kalsaydı, anne ve babasına hem din, hem de dünya açısından zararlı olacaktı Hızır (as) bir vahiy ile, çocuğun öldürülmesinin anne ve babasına vereceği zararın, sağ kalıp da vereceği zarardan az olduğunu öğrenmiş ve bu sebeple çocuğu öldürmüş olabilir
    Üçüncü mesele: Aynı durum duvarın yıkılışı hadisesinde de söz konusudur Zira duvarın yıkılmasında, o yetimlerin malının heder olması söz konusudur Bu ise büyük bir zarardır Duvarın inşasında ise, buna oranla cüzi bir zarar ortaya çıkabilir[19]
    [1] Kehf: 65
    [2] Zuhruf: 32
    [3] Kasas: 86
    [4] Al-i İmran: 185
    [5] Mektubat, Birinci Mektup
    [6] Fi Zilal’il Kur’an, Kehf Suresinin Tefsiri
    [7] Kurtubi Tefsiri
    [8] Kehf: 67,68
    [9] İbn-i Kesir Tefsiri, Kehf Suresinin Tefsiri
    [10] Kehf: 69
    [11] Kehf: 70-73
    [12] Kehf: 74-76
    [13] Fi Zilal’il Kur’an, Kehf Suresinin Tefsiri
    [14] Hak Dini Kur’an Dili, Kehf Suresinin Tefsiri
    [15] Kehf: 77,78
    [16] Fi Zilal’il Kur’an, Kehf Suresinin Tefsiri
    [17] Kehf: 79-820
    [18] Hak Dini Kur’an Dili, Kehf Suresinin Tefsiri
    [19] Mefatih-ul Ğayb

  14. Hızır kimmiş yahu?

    Yorum yazan arkadaşlara bir kaç sorum var:

    1) Kuran peygamberimize Allahın vahyi değil midir?
    2) Kuran’da “Hızır” ismi geçiyor mu?
    3) Kuran eksik midir?

    Kuran eksik değilse ve peygamberimizin aldığı vahiylere Kuran deniyorsa;
    Bizim gibi bir insan olan, GAYBİ BİLMEYEN bir peygamber Kuran’da geçmeyen yani ALLAH TARAFINDAN HABER VERİLMEYEN bir ismi kendi kendine nereden öğrensin de sizlere hadis kalsın? Bunların uydurma olduğunu halen göremiyor musunuz?

    Göremezsiniz tabi;
    Kuran harici zırvalıklarla zihninizi zehirleyip Kuran’dan uzaklaştıkça daha da çok batıyorsunuz ve gönülleriniz görmez oluyor. Kuran’ı tertemiz olarak okuyun. Yani daha önceden size öğretilen pisliklerin tümüne çizgi çekip temizlenerek okuyun. Hayata yeni gözlerini açmış, hayat ile ilgili her şeyi en güvendiği anne & babasından öğrenen bebek gibi tertemiz bir zihinle Kuran okuyun. Ondan sonra o uydurmalara dönüp “biz sizin ortak koşmalarınızdan uzağız” diyin

    Allah’ın kopmaz ipine, Kuran’a sarılın arkadaşlar. Sizin dayanak aldığınız her çürük rivayetin yıkıldığı o gün geldiğinde kendinize şefaatçi de bulamayacaksınız.

    Selamlar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: