Bir iftira, bir cevap…

Bu yazıyı standart bir “iftira” karşısında yeterli bir cevap olduğu için bilgilerinize sunma gereği duydum.

“siz kimsiniz hangi dine mensubsunuz hangi misyona veya hangi ideolojide

insanlara ceviri yaptırıyorsunuz siz KURAN I KERİM İ bırakın tanıtmayı

okuyup anlamamışsınız bile ben sıradan bir vatandaş olmama rağmen Kuran ı Kerim de kabir azabının nasıl olacağını idrak edebiliyorum İmam Ebu Hanifi gibi diyer meshep kurucu larının söyledik lerine rivayet diye

biliyorsunuz…siz mesheplerin ne icin var olduğunu bilmeyecek kadar

aptalsınız.. mezhebler insanlara Kuran ı Kerimi anlayabileceği şekilde

öğretmek için vardır ister şafi.ister hanifi.ister maliki.ister hanbeli ol

bu bu mezheblerin hepsi tek bir yolu gösyerir >ALLAHI>..MÜNKER VE NEKİRE yalan diyorsunuz yani kötü ve çirkine ama şunu bilmiyorsunuz o iki melek sizin gibi kafirlere kötü ve çirkin bir şekilde görünecektir..bu konuların haricinde öğrenmek istediğiniz bişey varsa bana ulaşın bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıptır..ayrıca tam bilmediğiniz konularda insanlara biliyormuş gibi yanlış bilgileri aşılamayın çünkü bu sizin ideolojinizi eleveriyor TÜRK İSLAM GENÇLİĞİ….”

“ozkan kaya” <kanka….@hotmail.com

21 Şubat 2006, Salı, 12:34 pm

Sayın Özkan!

Zehir zemberek mailinizi aldım. Önce, mutahher olmayanların Kur’an’ı anlamalarının mümkün olmadığı kanaatini taşıdığım için size cevap vermeyi düşünmemiştim. Sonra “Özkan’a faydası olmazsa da bir başka kişiye faydası olur” kanaatiyle kısa ve öz bir cevap yazmaya karar verdim. Ve Allah’ın izniyle mailinizi,

Bismillâhirrahmanirrahîm (Rahman Rahîm Allah adına cevaplıyorum):

1-) Ben, 1949 doğumlu Ömer oğlu Emine’den doğma Hakkı Yılmaz’ım. T.C. kimlik numaram da şudur: 22202198736

2-) Ben müminim, Müslüman’ım. Kendini safsatalardan, hurafelerden, Kur’an dışı ilkelerden arındırmış (elhamdülillah) bir kişiyim, inancımda ve yaşantımda da Kur’an dışı hiçbir şey yoktur.

3-) Misyonum (görevim); imanım gereği her mümin gibi dinimi kaynağından tertemizce anlamak, yaşamak ve başkaları için de açığa koymaktır. Yani, dini tertemiz, Allah’tan geldiği hâliyle anlamak, yaşamak ve bu dine bulaştırılmış pislikleri silip süpürmektir. “Müslüman’ım” diyen her dindar, sahiplendiği dinin “Allah’ın saf dini” olmasına dikkat etmelidir.

Oysa, yüzyıllardır insanlar Allah’ın saf ve tertemiz dininden farklı, katkılı, kalp (sahte) bir dini yaşar olmuşlardır. Din, saflığını yitirmiş, içerisine heva-hevesle, parayla, siyasetle, ideolojilerle, din adamlarıyla, şeyhlerle, imamlarla, üstazlarla bir çok tortu ve katkı maddesi karıştırılmıştır. Çevremizde din adı ile yaşananları tahlil ettiğimiz zaman, inanç ve amellerin bir çoğunun Allah tarafından belirlenmediğini, başkaları tarafından belirlendiğini rahatça görebiliriz, anlayabiliriz.

Dinimiz, iman ve ameliyle, Fatiha’nın besmelesi ile Nas suresinin “vennas” ifadesi arasındadır. Yani din adına ne varsa hepsi Kur’an’da olandır. Kur’an’da yer almayan inanç ve ameller ise din dışı inanç ve amellerdir. Ama ne yazık ki, bu din dışı inanç ve ameller birileri tarafından kitlelere zaman içerisinde din gibi sunulmuş, hatta dayatılmıştır.

Yüce Rabbimizin bizden istediği ise; [private] dinin yalnızca Allah’a halis kılınmasıdır. Yani, yaşanan dinde Allah’ın koymadığı hiçbir inanç ve amelin bulunmamasıdır.

Bakınız:

Zümer; 1-3: Kitabın indirilmesi, Üstün ve Bilge olan Allah’tandır.

Biz bu kitabı sana gerçekle indirdik, öyleyse Dini sadece ona has kılarak Allah’a kulluk et.

Kesinlikle, halis din sadece Allah’a aittir. Onun dışındakileri evliya olarak edinenler: “Onlar bizi Allah’a daha fazla yaklaştırsın diye biz onlara tapıyoruz.” Ayrılığa düştükleri bu konuda onların arasında Allah karar verecektir. Allah kuşkusuz, yalancıları ve nankörleri doğru yola iletmez.

Zümer; 11-15: De ki: “Dini yalnızca ona halis kılarak Allah’a ibadet etmekle emrolundum.

Ve bana Müslümanların ilki olmam emredildi.”

De ki: “Rabbime karşı gelirsem büyük günün azabından korkarım.”

De ki, “Dinimi yalnız ona halis kılarak Allah’a ibadet ediyorum.

Siz de onun dışında dilediğinize kulluk yapınız.” De ki: “Asıl kaybedenler, kıyamet gününde kendilerine ve ailelerine kaybettirenlerdir.” Apaçık kayıp budur.

Mümin; 14: Öyleyse, inkârcılar hoşlanmasa da dini sadece ona ait kılarak Allah’a kulluk edin.

Mümin; 65: O, diridir, O’ndan başka ilâh yoktur. Dini sadece O’na ait kılarak ona dua edin. Hamd/ övgü âlemlerin Rabbi Allah’adır.

A’râf; 29: De ki: “Rabbim adaleti emretti. Her mescitte, dini sadece ona ait kılarak ona yalvarın. Sizi ilk yarattığı gibi ona döneceksiniz.”

Beyyine; 5: Oysa ki onlara, dini yalnız Allah’a özgüleyerek, dosdoğru yürüyen kişiler hâlinde sadece Allah’a kulluk etmeleri, namaz kılmaları, zekâtı vermeleri emredilmişti. İşte budur doğru, eksiksiz ve aşınmaz din.

Rabbimiz, ayetlerde meselenin hassasiyetini gerektiği gibi ortaya koymuştur. Yaşanan din, Allah’ın olmalıdır. Saf, katkısız olmalıdır. Aslında, “Halis Din” ifadesi “Halis süt” ifadesiyle özdeştir. “Halis süt” nasıl gerçek, saf, katışıksız, katkı maddesi karıştırılmamış süt demek ise, “Halis Din” de, saf, katkısız Allah’tan geldiği gibi, olan din demektir. Cenab-ı Hakk’ın sürekli, “Allah’a halis kılınmış din” ifadesinden, bir de “halis olmayan, Allah’a özgü olmayan” bir dinin varlığı anlaşılmaktadır. İşte bu din; azizlerin, papazların, hahamların, hocaların, efendilerin, şeyhlerin, imamların, siyasî liderlerin, Firavun bozuntusu ceberutların katkı maddeleriyle kalplaştırılmış, yozlaştırılmış olan dindir.

Bize düşen; Allah’ın gerçek dininin, içine karıştırılmış katkı malzemelerinden arındırılması, ortaya çıkarılması, yaşanması ve bu saf, halis hâliyle insanlara ulaştırılmasıdır.

4-) Kur’an’ı okuyup, anlama konusuna gelince: Rabbim bana akıl verdi, İlim verdi ve İslâm ile şereflendirdi. Ben Kur’an’ı orijinalinden okur, anlar ve anlatırım. Ama, Kur’an’ı düğün derneklerde folklor malzemesi olarak kullanmam, ölülerin ardından okumam, şarkı gibi söylemem. Kur’an’ı bir yasa kitabı gibi okur, anlar ve yaşarım. Kur’an eksenli yazılmış onlarca da kitabım vardır. Yani, ben sıradan birisi değilim.

5-) Kur’an’ı okuyup, anlama konusun çerçevesinde, size de sorulması gereken bir soru var: Kur’an açık ve anlaşılır olarak ortada duruyor ve Kur’an’da kabir azabı, Münker, Nekir ile ilgili açık bir ayet yok iken, yani ayetlerin İbare, İşare, Delâle ve İktiza manalarında en küçük bir ima yok iken, siz nasıl oluyor da Kur’an’da kabir azabını idrak edebiliyorsunuz? Yoksa sizin kitabınız, bildiğimiz Allah’ın Elçisi Muhammed’e indirilen Kur’an’dan başka bir kitap mı?

6-) Sayın Özkan! Kendilerini sonradan “mezhep imamı” unvanı verilmiş olan İslâm düşünürlerinden hiçbiri, kulüp, dernek, vakıf, parti kurar gibi mezhep kurmamıştır. Çünkü, İslâm dininde mezhebin yeri yoktur. Kur’an’a göre mezhep tefrikadır, parçalanmadır. Allah Kur’an’da tefrikayı yasaklamıştır. Siz de Kur’an’ın sadece üç ayetini; En’âm suresinin 159. ayetini ve Rum suresinin 31, 32. ayetlerini okumuş olsaydınız, bu hayatî bilgiyi öğrenme fırsatını bulabilecektiniz.

Mezhepler; cahil, tembel ve akılsız kimselerin dinlerini doğrudan kaynağından öğrenmeyip, bilgili ve akıllı gördükleri kimselerden öğrenmek istemeleri sonucu ortaya çıkmış akımlardır.

7-) Mezhepler Kur’an’ı anlamak için ortaya çıkmamıştır. Çünkü Kur’an, dağdaki çobandan üniversitedeki akademisyene kadar herkesin anlayacağı kadar açık ve kolaydır. Kur’an’da yüzlerce yerde geçen “Kitabı mübin, ayatün beyyinat, beyan ve tıbyan” sözcükleri, Kur’an’ı nitelemektedir. Ayrıca Rabbimiz Kamer suresinde üst üste “Ant olsun ki Biz Kur’an’ı düşünme/ öğüt için kolaylaştırdık. O halde var mı ibret alıp düşünen?” buyurmuştur. Dolayısıyla Kur’an’ı anlamak için imama, şeyhe, üztaza, hocaya ihtiyaç yoktur. Kur’an’ı anlamak için gerekli olan tek şey akıldır. Zaten akılsızlar da mükellef tutulmamışlardır.

İsterseniz siz de deneyebilirsiniz. Objektif olur ve zihninizi hurafe kalıntılardan temizlerseniz, Kur’an’ı o hoca geçinenlerden daha iyi anlayabilirsiniz.

Hele hele Ebu Hanife’yi bir tanısaydınız, ona neden “Ebu Hanife” dendiğini, “hanif”in ne anlama geldiğini anlayabilirdiniz. Ancak bu bilgileri Ebu Hanife’nin kitaplarından öğrenmeniz mümkün olamayacaktır. Ama siz, Ebu Hanife’nin kitapları ne oldu bir öğrenin (gerekirse Allah’ın izniyle biz yardımcı oluruz).

Sayın Özkan! Kur’an’da yer alan konularda içtihat yapılamaz, kimse farklı farklı görüş açıklayamaz. İçtihat, Kur’an’da var olmayan, güncel hayatta karşılaşılan muameleler için yapılabilir. İnançta içtihat olmaz. Çünkü şek üzerine yakin bina edilemez. Kabir azabı konusu da Kur’an’da yer almayan konulardan biridir. Size tavsiyem, bu açıklamalardan sonra o sitede okuduğunuz yazıyı Allah için bir daha okumanız, Allah ve Kur’anı ön planda tutup, “kul perest” olmamanızdır.

8- ) “Aptal” sıfatı, aklını kullanmayan, aklını bir tarafa bırakıp da saçma sapan şeyleri kabullenenlere uygun düşen bir sıfattır. Akıllılara yakışmaz. İsterseniz sözlüklere bir bakın. Acaba bu sıfata Rabbimizin emrettiği gibi Kur’an dışından hiçbir şeyi din olarak kabul etmeyen biz mi lâyığız, yoksa din olarak Kur’an dışı, kimi Yahudilikten, kimi Hıristiyanlıktan, kimi Budizmden gelmiş saçmalıkları kabullenenler mi?

9-) Tabiî ki biz de öğrenmeye muhtaç biriyiz. Gece gündüz kavlî ve fiilî olarak “Rabbim ilmimi ve anlayışımı artır” diye dilekte bulunuyoruz. Bildiklerimiz bilmediklerimizin yanında denizdeki damla misalidir, farkındayız. Ama bizim öğreneceğimiz şeyler safsatalar değil Kur’an doğrultusundaki bilgilerdir. Bizim Kur’an’a ters düşen şeyleri terk edişimiz yıllar olmuştur (Elhamdülillah).

10-) Bir kimsenin yakinen tanımadığı bir kimse için “kâfir” ifadesi kullanması akıllı, bilgili bir Müslüman’ın harcı değildir. Müslüman hem “iftira eden” durumuna düşmemek için ihtiyatlı davranmalı hem de olaylara, konulara hakareti hamiz sözlerle, ilkel tarzda yaklaşmamalıdır.

Tüm bunlara rağmen, din sandığınız konuda gösterdiğiniz duyarlılık için sizi kutlarım. Rabbim inşallah saf dinini öğrenmenizi ve yaşamanızı nasip eder. Gerçek İslâm’ın iyi bir mücahidi olursunuz. Bize ulaştığınız site dışında, bizi tanımanıza yardımı olacağına inandığımız ve adresi www.istekuran.com olan bir sitemiz daha mevcuttur. Orada Kur’an doğrultusunda hazırladığımız makaleler, sorular cevaplar, ve eleştiriler vardır. Sizin bu eleştiriniz ve bizim size cevabımız da orada aynen yer alacaktır. Ayrıca “İŞTE KUR’AN” adlı Kur’an’ın tebyini (sizler tefsir diyorsunuz) olarak hazırladığımız çalışmanın 1. cildinde yer alan surelerin açıklamaları da yine aynı sitede, sol sütunda yer almaktadır. Eğer adres bildirirseniz, kitabımızı herkes gibi size de ücretsiz olarak yollayabiliriz.

Samimî, akilâne ve âlimane eleştirileriniz olursa canla başla üzerine eğileceğimizi bilmenizi ister, ilginiz için tekrar teşekkür ederiz.

Rabbimiz sıratı müstekımden ayırmasın. Hakkı Yılmaz 24 02 2006

Bu yazı / yazışma metni İşte Kuran sitesinden alıntıdır.

[/private]

Reklamlar

7 thoughts on “Bir iftira, bir cevap…

Add yours

  1. Hakkı Yılmaz sen namazın Kur’an’a göre kılınabileceğini yazmışsınız hatta bazı ayetlerdeki rük’ü,kıyam,secde ve meleklerin Allah’ı(c.c) tesbih etme mübarrek sözü geçen ayetlerden de tesbih yaptığını ve bütün bunlardan da sabah namazını kılabildiğini söylemişsin.Söyler misin bana bu namazın rekat sayısını nereden aldığını.Kır’at,rük’ü,secde,kiyam gibi farzlardan hangisinin önce yapıldığını-bu diğer namazlar içinde geçerli-

  2. Hakkı Kardeş size yapılan eleştiri ve yorumları inceledim de. sizin adınıza üzüldüm ama. siz kesinlikle üzülmeyiniz siz dostoğru bir kulpa yapışmış gidiyorsunuz.
    Bu size yapıldığı gibi sizin gibi hanif ibrahim fıtrat dinini bulanların hepsi aynı hakarete maruz kalmaktadır. Bu geçmişlere de yapılan allahın bir sünnetidir Allahın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın. ben de otuz yıllık kuranın anlaşılması konusunda çalıştım. ve kuranın anlaşılmasına doğru kitap hazırladım. demek ki kuranı anlamak için okyup dersine çalışanlar konularda tevhidi bir anlayışı yakalayabiliyorlar. doğru anlayışı yakalayabilmek için Kuranla Kuranın Kainatla Kainatın Ve kuranla kainatın çelişmeden aklın gözetiminde çelişkisiz bir anlayışı ortaya koyulabilen bir anlayıştır. iştye allahın bize sunduğu din budur.30/30- Öyleyse sen yüzünü Allah’ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah’ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler. İşte allahın sunduğu halis din böyle anlayıp düşünenler ve yaşayanların dinidir. selam ve sevgiler sunarım.

  3. Mahmut bey yazınızdan anladığım kadarı ile Kur’an eksik diyorsunuz.Allah unutmuş mu namazın rekatlarını yoksa siz salat nedir bilmiyormusunuz.?

  4. Gerizekalilar,Hakki yilmaz hakkinda ileri geri konusup durmayin.Hakki yilmazin inancina ,emegine ve kisiligine saygisizlik ederek,bilincli müslümanlari,Allah yolundan edebileceginizimi saniyorsunuz? … Allah hesabini soracaktir elbet…Isra süresi 72.ayet;Bu dünyada kör olan ,Ahirettede kördür.Baska söyleyecek birseyim yok.

  5. yaşım 50,oldu,ottuz yıldan beri Kur’an ve dini kitaplar okurum,diyebilirim ki,en hoşuma giden tefsir,Hakkı Yılmaz hocanın oldu,Hanif-yalın-Kuranla kuranın tefsiri,ne kadar ufuk açıcı.Duam onunla,kendisini tanımam,ama bir vicdan borcu olarak,bu yazyı okuduktan sonra yazma ihtiyacı duydum…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: