Kuran abdestsiz olarak okunabilir

Hakkı Yılmaz

Mutahherun kimdir?

Ayetlerin meali:

75-Hayır… Parça parça inmiş Kur’an ayetlerinin yerlerine kasem ederim ki (kanıt gösteririm ki),

76- -Ki hakikaten bu, eğer bilirseniz, büyük bir kasemdir/kanıt gösterisidir.-

77-Muhakkak o, elbette çok şerefli bir Kur’an’dır;

78- İyice korunmuş bir kitapta,

79-Ona tertemiz temizlenmişlerden başkası dokunmaz,

80-Alemlerin Rabb’inden indirilmedir/hulul ettirilmedir.

Ayetlerin tahlili:

Bu beş ayet tek bir kasem cümlesidir. O nedenle hepsini tek bir cümle olarak ifade etmek ayetlerin sağlıklı anlaşılmasını sağlayacaktır. Şimdi tek bir cümle halinde sunuyoruz:

“Hayır… Parça parça inmiş Kur’an ayetlerinin yerlerine kasem ederim ki (kanıt gösteririm ki), -Ki hakikaten bu, eğer bilirseniz, büyük bir kasemdir/kanıt gösterisidir- Muhakkak o, iyice korunmuş bir kitapta olan, tertemiz temizlenmişlerden başkasının dokunmadığı, alemlerin Rabb’inden indirilme/hulul ettirilme çok şerefli bir Kur’an’dır.”

Şimdi de ayetleri tek tek inceleyelim:

75-Hayır… Parça parça inmiş Kur’an ayetlerinin yerlerine kasem ederim ki (kanıt gösteririm ki),

76- Ki hakikaten bu, eğer bilirseniz, büyük bir kasemdir/kanıt gösterisidir.

Ayette geçen “النّجوم Nücum/yıldızlar” sözcüğü ile ilgili geniş açıklamayı Necm suresinin tefsirinde vermiş idik. Kısaca buradaki “yıldızlar” ifadesi gökteki yıldızları değil “parça parça inmiş Kur’an ayetlerini” ifade ediyor. Ve Kur’an’n Allah tarafından indirildiğine, korunacağına/tahrif edilemeyeceğine yine onlar kanıt gösteriliyor. Hem de bilenler için büyük bir kanıt olmak üzere.

77-Muhakkak o, elbette çok şerefli bir Kur’an’dır;

Kur’an’a Rabbimizin Kerim/şerefli sıfatını verdiğini görüyoruz. Bunu bir çok yerde göreceğiz. Ayrıca Kur’an’a Rabb’imiz tarafından Aziz, Hakim, Mübin, Mecid gibi sıfatlar da verilmiştir.

78- İyice korunmuş bir kitapta,

Kur’an iyice korunmuş bir kitaptadır. Ki o kaybolmayacaktır, bozulmayacaktır. Bu Rabbimizin Kur’an’ı tabir caizse sigorta ettiğinin açıklanışıdır. Kur’an’ın korunduğunu, korunacağı başka yerlerde de açıklanmıştır. Örneğin: Hıcr suresi ayet 9: “Hiç şüphe yok ki o zikri biz indirdik biz. Mutlaka biz onu koruyacağız da.”, ayrıca Abese suresinde 11-16. ayetler: “Hayır… Hayır… Hiç de öyle değil! O, saygın güvenilir sefirlerin ellerinde, yüceltilmiş, tertemiz temizlenmiş değerli sayfalar içinde bir düşündürücüdür; dileyen onu düşünüp öğüt alır.”

Ayetteki, “كتاب kitab” sözcüğüne sıfat olan “مكنون Meknun” sözcüğü Kur’an’da dört yerde yer alır. Birisi konumuz olan ayettir. Diğerleri de, yine birisi Vakıa suresinin 23. ayeti, Tur suresinin 24. ve Saffat suresinin 49. ayetidir. Tur ile Vakıa suresindeki “meknun” sözcüğü “لؤلؤ inci” sözcüğüne ile sıfat tamlaması yapılmış “لؤلؤ مكنون saklanan, korunan inci” denilmiştir. Saffat suresinde ise ahirette müminlere verilecek eşlere sıfat olmuştur: “كانّهنّ بيض مكنون sanki onlar korunmuş yumurta/yumurta akı gibidirler” denilmiştir.

Bu ayetteki korunmuşluk Kur’an’ın Levh-ı Mahfuz’da saklanışı değildir. Dünyada koruma altına alınışıdır. Kur’an’ın korunması çelik kasalara saklanması, toprak altına gömülmesi suretiyle değildir. Bunun şeklini maddeler halinde veriyoruz:

Birincisi: Kur’an diğer kitaplardan farklıdır; Kur’an lafız, nazım ve içeriği itibariyle mu’cizedir. (Müddessir suresinde açıklanan 19 kodlamasını hatırlayınız) Kesinlikle sentez ve müdahale kabul etmez. O nedenle beşeri her türlü; eksiltme, artırma ve değiştirme gibi tüm müdahaleler avam tabiriyle sırıtırıverir. Hemen kendini gösteriverir. Onun mucize bir kitap oluşu şehri koruyan bir sur, bir kale mesabesinde olup onu her türlü beşeri müdaheleden korumaktadır.

İslam ve Kur’an’ın bir numaralı hasımlarından ingiliz müşteşrik/oryantalist Sir William Miur Kur’an ile ilgili uzun uzun araştırmalar yapmış, Kur’an’a herhangi bir leke sürememiş, bilim adamı sıfatının verdiği sorumluluk neticesinde, “On iki asır metninin bütün satvetini bu kadar muhafaza edebilen başka bir kitap yoktur.” demek zorunda kalmıştır

İkincisi: Kur’an miladi altıyüzon yılında indi. Bu çağ, diğer semavi kitapların indiği çağdan farklı bir çağdır. Kur’an’ın indiği çağ İran, Roma, Yunan, Çin, Hint, Mısır medeniyetlerinin zirvede olduğu bir çağdır. Ve bu çağda Kur’an’ı sahiplenenler Musa ve İsa As.’lar dönemindeki gibi, mağdur, mazlum, zavallı, garip bir azınlık değildirler. Dünya’nın kaderine hükmeden kitlelerdir.

Üçüncüsü: Kur’an dünyanın-insanlığın en yeni Din kitabıdır. İndiği çağ insanlığın, tarihin aydınlık bir dönemidir. Peygamberi de tarihi kayıtlara doğru dürüst olarak geçmiş tek peygamberdir. Varlığında, yaşamında, kişiliğinde hiç tereddüt yoktur ve karanlık nokta yoktur. (Zerdüşt, Musa ve İsa’nın varlığını, yaşamını çoğu tarihçiler kabul etmezler.)

Dördüncüsü: Kur’an indikten sonra tüm dünyada Kur’an eksenli öğretim ve eğitim başladı. Hala devam ediyor ve edecek.

Beşincisi: Eski semavi kitaplar bir yada birkaç nüshadan ibaret ve bir mabette ruhanilerin tekelinde iken Kur’an bir zümrenin, bir kurumun tekelinde ve birkaç nüshadan ibaret değildir. Her Müslümanın evinde işyerinde, mabetlerde, kütüphanelerde, kitabevlerinde milyarlarca nüshadır. Ve her Müslüman okumak, anlamak, incelemek ve de anlatmakla görevlidir.

Altıncısı: Diğer dinlerde dînî eğitim (Din kitapları okumak), ruhânilerin tekelindedir. Kur’an’ı ise köylü kentli herkes okur, araştırır. Kur’an’a yanaşmak için özel bir kimlik ( makam mevki, akademik unvan ) kesinlikle lâzım değildir.

Yedincisi: Eski semavi kitapların nüshalarının çoğaltılması tekniği ve metodu ile Kur’an çağının teksir metotları imkanları farklıdır. Eski metotlar tahrife elverişli iken Kur’an çağının metotları buna elverişli değildir.

Sekizincisi: [private] Kur’an’ın lafızlarındaki senfonik özellik nedeniyle milyonlarca insan zevkle, aşkla, büyük bir hazla Kur’an’ı ezberine almıştır. Her dönemde daima, Kur’an’ın tüm nüshaları kaybolsa, ezberinden Kur’an’ı yeniden mushaflaştıracak on binlerce hâfız mevcut olmuştur. Tevrat’ı ezberlemiş bir haham, İncil’i ezberlemiş bir papaz ise bilinmez. Bırakın sıradan insanları.

Dokuzuncusu: Cenabı Hakk erken dönemlerde Kur’an metinlerinin toplanıp kitaplaşması hususunda zamanın Müslümanlarını harekete geçirip Kur’an’ın mushaf/kitap şeklini almasını sağlamıştır.

79-Ona tertemiz temizlenmişlerden başkası dokunmaz,

Bu ayet cümle olarak 77. ayetteki “Kur’an” sözcüğünün sıfatıdır. 78. ayetteki “كتاب kitap” sözcüğünün sıfatı değildir. “Ona” zamiri 77. ayetteki “Kur’an” sözcüğüne râcidir, 78. ayetteki “kitab” sözcüğüne değil. “مطهّرون Tertemiz temizlenmişler” sözcüğü ile şirk, fitne, fesat ve cehalet (cahili yobazlık, atalar kültü) gibi manevi kirlerden kendini arındırmışlar kastedilmiştir. Ki Kur’an’dan yararlanacak kimseler Bakara suresinde (1-5. ayetler) “متّقين muttakiler” olarak açıklanmıştır.

80-Alemlerin Rabb’inden indirilmedir/hulul ettirilmedir.

80. ayette Kur’an’ın Allah tarafından indirildiği/hulul ettirildiği vurgulanmaktadır. Yani Kur’an Allah tarafından bağışlanmaktadır. Bunda peygamberin herhangi bir rolü yoktur. Kur’an’ın Allah tarafından indirilmiş olduğu Peygamberin ise onu sadece tebliğci olduğu bir çok ayette vurgulanır. Bu noktaya çok yakın benzerliği olması nedeniyle aşağıdaki pasajlara yer vermekte yarar var:

Hakka suresi âyet 40-47:

“Şüphesiz o saygın bir elçi sözüdür.

Ve o şair sözü değildir! Siz pek az inanıyorsunuz.

Bir kahin sözü de değildir. Siz pek az düşünüyorsunuz.

O, Alemlerin Rabb’inden indirilmedir.

Eğer bazı sözleri bizim sözlerimiz olarak ortaya sürseydi,

Andolsun ondan sağ elini koparırdık.

Sonra ondan can damarını mutlaka keserdik.

Sizin hiç biriniz ona siper de olamazdınız.”

Tekvir suresi ayet 19-25:

“19- kuşkusuz bu, değerli bir elçi sözüdür;
20- güçlü, Arş’ın Sahibi’nin yanında çok itibarlı,
21- itaat edilir, güvenilir.
22- Arkadaşınızı cin çarpmış değildir.
23- Andolsun o, O’nu açık ufukta gördü.
24- O gayb hakkında cimri de değildir.
25- Bu, kovulmuş şeytanın sözü değildir.” denilmişti.

Bunlardan başka Kur’an’ın Allah tarafından vahyedildiğini, indirildiğini/hulul ettirtildiğini açıklayan onlarca ayet mevcuttur.

Görülüyor ki piyasadaki meal ve tefsirlerde Vakıa suresinin bu pasajı özellikle de 79. ayet ile ilgili hem meal ve tefsir hatalı yapılmıştır. Bu hatalardan yola çıkarak, Kur’an’a temizlenmemişlerin (abdestsizlerin, cünüplerin, hayızlı kadınların) el süremeyeceği yani ellerine alıp okuyamayacakları fetvaları hükme bağlanmıştır. Bu fetvalar gereği olarak Müslümanlar dinlerinin kitabından uzaklaşmışlardır. Müslümanların bir cep kitabı, başucu kitabı olarak değerlendirmeleri gereken, her türlü koşullar altında yararlanmaları gereken Kur’an maalesef bir mistik ayin malzemesi durumuna getirilmiştir. Özel zamanlarda belli koşullarda belirli kişilerce okunur hale gelmiştir. Kur’an’ı, dinlerinin kitabı sayanların yüzde doksandokuzu kitaplarının içinde ne yazdığını bilmez olmuşlardır. Bunların bedeli ise bu gün çok ağır ödenmektedir.

Bu kadar çok önemi haiz olması nedeniyle 79. ayet ile ilgili hem teknik yönünden hem de Kur’an ile açıklanması açısından biraz detaya girmek zorunluluğunu görüyoruz. Şöyle ki:

-79. ayet müstekıl bir cümle değildir. 77. ayetteki “Kur’an” sözcüğünün sıfatıdır.

-Cümle emir ve yasak ifade eden “İnşa Cümlesi” değil bilgi veren “Haber Cümlesi’dir.

– Ayetteki “لايمسّه layemessühü” olumsuz fiiline “el süremez, dokunamaz” şeklinde bileşik fiil manası vermek yanlıştır. (“süremez”in aslı “sürebilmez”; “dokunamaz”ın aslı da “dokunabilmez”dir.) “Nefy-i istikbal” kalıbının böyle bir anlamı olmaz. Doğru anlam “dokunmaz, el sürmez” şeklinde olmalıdır. Piyasadaki meallerdeki “dokunamaz, el süremez” ifadeleri yanlıştır.

-“المطهّرون Mutahherun” ile “abdest almışlar”, “dokunmak” ile de “el ile dokunma, ele alma” kastedilmemiştir.

Bu ayetin iki sözcüğü üzerinde iyice durulması gerekir. Birincisi; “لايمسّه La yemessühü’ ikincisi de “المطهّرون Mutahherun” sözcüğüdür.

Birinci sözcük: مسّ Mess; لايمسّه layemessühü:

“مسّ Mess” sözcüğünün lügat anlamı, “değmek, dokunmak ve yapışmak” demektir. Bu sözcük istiare yoluyla “جنون delilik” anlamında (Bakara 275; Kamer 48) ve “cinsel ilişki” anlamında (Bakara 236, 237; Ahzab 49; Al-i Imran 47, Meryem 20, Mücadele 3,4) da kullanılmıştır.

Kur’an’da “Mess” ve türevlerinin kullanımına bakacak olursak el ile dokunma olarak değil soyut olarak yapışmak, ilişki kurmak, kuşatmak anlamlarıyla kullanıldığını görürüz. Bu sözcüğün farklı türevleriyle geçtiği bir çok ayet vardır. Biz bunların bazılarını burada mealden gösterelim diğerlerinin de yerlerini belirtiyoruz ki dileyen tetkik etsin. Örnek olarak sunduğumuz aşağıdaki Mealler Merhum Elmalı’lı Hamdi Yazır’a aittir. Herkesin müracaatı kolay olabileceği ve merhumun tefsir ve meali muteber addedildiği kanaatiyle oradan sunuyoruz.

Ali ımran suresi ayet 140.

140 – Eğer size (Uhud savaşında) bir yara değmişse, (Bedir harbinde) o topluma da benzeri bir yara dokunmuştu. O günler ki, biz onları insanlar arasında döndürür dururuz. (Bu da) Allah`ın sizden iman edenleri ayırt etmesi ve sizden şahitler edinmesi içindir. Allah zalimleri sevmez.”

Araf suresi ayet 95:

“95 – Sonra kötülüğü değiştirip yerine iyilik (bolluk) getirdik, nihayet çoğaldılar ve: “Atalarımıza da böyle darlık ve sevinç dokunmuştu.” dediler ve hemen onları, hiç farkında olmadıkları bir sırada ansızın yakaladık.”

Yunus suresi ayet 12:

“12 – İnsana bir sıkıntı dokunduğu zaman, gerek yan yatarken, gerek otururken, gerek dikilirken bize dua eder. Kendisinden sıkıntısını gideriverdik mi sanki kendisine dokunan o sıkıntı için bize hiç yalvarmamış gibi aldırmadan geçer gider. İşte o aşırı gidenlere yaptıkları şeyler böyle güzel gelir.”

Bakara suresi ayet 214:

“214 – Yoksa siz, kendinizden önce gelip geçenlerin hali (uğradıkları sıkıntılar) başınıza gelmeden cennete girivereceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluklar, öyle sıkıntılar dokundu ve öyle sarsıldılar ki, hatta peygamber ve beraberinde iman edenler: “Allah`ın yardımı ne zaman?” derlerdi. Bak işte! Gerçekten Allah`ın yardımı yakındır.”

Yusuf suresi ayet 88:

“88 – Sonra (Mısır`a gidip) onun huzuruna girince, dediler ki: “Ey şanlı vezir! Biz ve çoluk çocuğumuz sıkıntı içindeyiz. Pek az bir sermaye ile geldik. Sen bize yine ölçek (zahire) ver, ayrıca sadaka da ihsan eyle. Çünkü Allah sadaka verenleri muhakkak mükafatlandırır.”

Hıcr suresi ayet 54.

“54 – İbrahim dedi ki: “Bana ihtiyarlık gelmişken, beni mi müjdeliyorsunuz, neye dayanarak beni müjdeliyorsunuz?”

İsra suresi ayet 83:

“83 – Biz insana nimet verdiğimiz zaman, Allah`ı anmaktan yüz çevirip uzaklaşır. Ona fenalık dokununca da ümitsizliğe kapılır.”

Meariç suresi ayet 20, 21:

“20 – Kendisine kötülük dokundu mu sızlanır.

21 – Kendisine hayır dokundu mu cimrilik eder.”

Ali ımran suresi ayet 120:

“120 – Size bir iyilik dokunsa fenalarına gider, başınıza bir kötülük gelse onunla sevinirler. Eğer sabreder ve Allah`dan gereğince korkarsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez; çünkü Allah onları kendi amelleriyle kuşatmıştır.”

Hud suresi ayet 113:

“113 – Ve zulüm yapanlara yakınlık göstermeyin ki, size de ateş dokunmasın. Allah`dan başka yardımcılarınız da yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz.”

Enam suresi ayet 17:

“17 – Allah sana bir zarar dokundurursa, onu yine kendisinden başka açacak yoktur. Ve eğer sana bir hayır dokundursa, kuşkusuz O, herşeyi yapabilendir.”

Yasin suresi ayet 18:

“18 – Onlar dediler ki: “Herhalde biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun ki, sizi hiç tınmadan taşlarız ve mutlaka bizden size pek acıklı bir azab dokunur.“”

Enam suresi ayet 49:

“49 – Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, yapmakta oldukları fenalıklar yüzünden onlara azap dokunacaktır.”

Diğerleri: Rum 33; Zümer 8, 49; Hud 10, 47, 64; Fussılet 49-51; Yunus 21; Enbiya 46; Enfal 68; Nahl 53; İsra 68; Nur 14, 35: Araf 188; Enbiya 83; Sad 41; Yunus 12, 107; Araf 73, 201; Bakara 80; Al-i Imran 24, 174; Şuara 156; Meryem 45; Maide 73; Fatır 35; Hıcr 48; Zümer 61.

Ayetlerde altı çizili sözcüklere dikkat edersek bunların anlamlarının “el dokunması” olarak ifadesi imkansızdır. Bu dokunuş Yani; azabın, yaranın, sevincin, sıkıntının, ihtiyarlığın, hayrın, iyiliğin, ayetin dokunması el ile dokunma değildir. Mecazi dokunmadır; bulaşmaktır, ilişki kurmaktır, içine düşmektir….

Konumuz ayetteki “?/dokunmazlar” ifadesinden de “el sürmezler” anlamını değil; “münasebet kurmazlar, ilişkiye geçmezler, istifade etmezler, ulaşmazlar” anlamını çıkarmamız gerekir.

İkinci sözcük: المطهّرون Mutahherun.

Ayetteki “المطهّرون mutahherun” sözcüğü “طهر tahr, tuhr” sözcüklerinin mezidatındandır. Sözcüğün sülasi/üç harfli kök anlamı “temiz olmak” demektir. Bizim konumuz olan sözcük “طهر thr” sözcüğünün ortadaki harfi tekrar edilmek suretiyle dört harf haline getirilmiş bir sözcüktür. Biz buna Arapça dil bilgisinde “تفعيل Tef’îl Bab’ı” diyoruz. İşte konumuz olan “Mutahherun” sözcüğü “تطهير Tethîr” kökünden türetilmiş İsm-i meful kalıbıdır. Çoğuldur ve müzekker/erildir. “تطهير Tethîr” sözcüğünün anlamı “iyice arıtmak ve iyice temizlemek yani tertemiz yapmak” demektir. Konumuz olan “mutahherun” sözcüğünün anlamı ise “iyice arınmış olanlar, tertemiz temizlenmiş olanlar” demektir.

Kur’an’a baktığımız “thr” sözcüğünün Tefîl babı türevlerinin hepsini (on yedi kez) maddi kirlerden temizleme anlamında değil de tenezzüh, tenzih etme; “manevi kirlerden arıtma ve tertemiz etme” anlamında kullanıldığını görüyoruz. (“طهر الاطّهار Tahr, Tuhr ve el ittihar” köklerinden gelen sözcükler maddi temizlik anlamındadır.)

Taharet ile ilgili Tef’îl babından gelen sözcüklerin hepsini yine yukarıda arzettiğimiz gerekçelere binaen Elmalı’lı merhumun mealinden sunuyoruz:

Tevbe suresi ayet 103:

“103 – Onların mallarından sadaka al ki, onunla kendilerini temizlersin, tertemiz edersin. Bir de haklarında hayır dua et. Çünkü senin duan kalblerini yatıştırır. Allah işitendir, bilendir.”

Maide suresi ayet 6:

“6 – Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman, yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı meshedin, iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz temizlenin. Hasta iseniz, yahut yolculukta iseniz, yahut biriniz abdest bozmaktan gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız, su da bulamamışsanız, temiz bir toprağa teyemmüm edin. Bunun için de yüzlerinizi ve ellerinizi o toprakla meshedin. Allah size bir güçlük çıkarmak istemiyor, fakat sizi temizlemek ve şükredesiniz diye de üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor.”

Maide suresi ayet 41:

41 – Ey peygamber, ağızlarıyla “inandık” deyip, kalbleriyle inanmamış olanlardan ve yahudilerden küfürde yarış edenler seni üzmesin. Onlar yalana kulak verirler, sana gelmeyen diğer bir topluluğa kulak verirler, kelimeleri yerlerinden değiştirirler, “eğer size bu verilirse alın, bu verilmezse sakının” derler. Allah birini şaşırtmak isterse, sen onun için Allah`a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar öyle kimselerdir ki, Allah, onların kalblerini temizlemek istememiştir. Onlar için dünyada rezillik var ve yine onlar için ahirette de büyük bir azab vardır.”

Enfal suresi ayet 11:

“11 – O sırada size, yine katından bir güven ve esenlik olmak üzere bir uyku sardırıyordu, sizi temizlemek, şeytanın vesvesesini sizden gidermek, yüreklerinize kuvvet vermek ve ayaklarınızı sağlam durdurmak için gökten üzerinize yağmur indiriyordu.”

Ahzap suresi ayet 33:

33 – Hem vakarınızla evlerinizde durun da önceki cahiliyet devrinde olduğu gibi süslenip çıkmayın. Namazı kılın, zekatı verin. Allah ve Resulü`ne itaat edin. Ey ehli beyt! Allah sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz, pampak yapmak istiyor.”

Hacc suresi ayet 26:

“26 – Bir zamanlar Kâbe`nin yerini İbrahim`e şu şekilde hazırlamıştık: Sakın bana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf edenler, orada (kıyama) duranlar, ruku edenler ve secdeye varanlar için evimi tertemiz et.

Müddessir suresi ayet 4:

4 – Elbiseni temizle.

Bakara suresi ayet 125:

“125 – Biz ta o zaman bu Beyt`i, insanlar için bir sevap kazanma ve bir güven yeri kıldık. Siz de Makam-ı İbrahim`den kendinize bir namazgah edinin. Ayrıca İbrahim ile İsmail`e şöyle ahid verdik: “Beytimi, hem tavaf edenler için, hem ibadete kapananlar için, hem de rükû ve secde edenler için tertemiz tutun!” ”

Al-i Imran suresi ayet 55:

“55 – O zaman Allah şöyle dedi: “Ey İsa, şüphesiz ki seni öldüreceğim, seni kendime yükselteceğim ve seni inkârcılardan temizleyeceğim. Hem sana uyanları, kıyamete kadar o küfredenlerin üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz banadır, ayrılığa düştüğünüz hususlarda aranızda hükmedeceğim”.”

Bakara suresi ayet 25:

“25 – İnanıp yararlı işler yapanlara, altlarından ırmaklar akan cennetlerin kendilerine ait olduğunu müjdele! Onlardaki herhangi bir meyveden rızıklandırıldıklarında: “Bu daha önce de rızıklandığımız şeydir” derler ve o rızık birbirinin benzeri olmak üzere, kendilerine sunulacak. Orada çok temiz zevceler de onların. Hem onlar orada ebedî kalacaklar.”

Al-i Imran suresi ayet 16:

“16 – De ki, size, o istediklerinizden daha hayırlısını haber vereyim mi? Korunan kullar için Rablerinin yanında cennetler var ki, altlarından ırmaklar akar, içlerinde ebedî kalmak üzere onlara, hem tertemiz eşler var, hem de Allah`dan bir rıza vardır. Allah, o kulları görür.”

Nisa suresi ayet 57:

“57 – İman edip salih ameller işliyenleri ise, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Orada ebedî olarak kalacaklar. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları, koyu gölgeler altında bulunduracağız.”

Al-i Imran suresi ayet 42:

“42 – Hani melekler: “Ey Meryem! Allah seni seçti, seni tertemiz yarattı ve seni dünya kadınlarına üstün kıldı.”

Abese suresi ayet 14:

“14 – Yüksek tutulan tertemiz sahifelerde.”

Beyine suresi ayet 2:

2 – (Bu delil), tertemiz sayfaları okuyan, Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberdir.”

Görüldüğü gibi bu ayetledeki “تطهير tertemiz temizlemek”, “مطهّر tertemiz temizlenmiş” ifadelerinin hiç birisi maddi kirlerden temizleme anlamında değil, şirk, küfür ve günah gibi manevi kirlerden temizleme ve temizlenmedir. Zaten Rabb’imiz müşrikleri neces/pislik olarak nitelemiyor mu? Aklını kullanmayanları pislik içinde bırakacağını, imanlarını kirletmeyenlerin kurtuluşa ereceklerini bildirmiyor mu?

Tevbe suresi ayet 28:

“Ey inanmış olanlar! Müşrikler pisliktir (kirli, pis, murdar). Bu yıldan sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. …..”

Yunus suresi ayet 100:

“Allah’ın izni olmadıkça hiçbir kimse inanamaz. Allah pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır.”

Enam suresi ayet 82:

“İman edip de imanlarını herhangi bir zulümle kirletmeyenler var ya, güvende olma işte onların hakkıdır. Doğru yolu bulanlar da onlardır.”

Bu ayetler ışığında anlıyoruz ki, Vakıa suresi 79. ayette yer alan “Dokunma”, “el sürmek” değil “ilişki kurmak, yararlanmaktır”, “tertemiz temizlenmişler”, de manevi kirlerden; “şirkten, cehaletten, tutuculuktan temizlenmiş” olanlardır.

Meşhur Kur’an ıstılahları uzmanı Ragıb el İsfehani Müfredat adlı ünlü eserinde konumuz olan ayeti “Thr” maddesinde aynen şu ibare ile açıklamıştır: “اى إنّه لايبلغ حقائق معرفته إلا من طهّر نفسه وتنقّى من درن الفساد” Anlamı: “ Kesinlikle, Kur’an marifetinin/malumatlarının gerçeklerine ancak nefsini iyice temizleyen ve fesat kirlerini paklayan kişi ulaşır.” . (Müfredat Darülmarifet/Beyrut; S. 307-308)

Hakkı YILMAZ

Tel: 0 232 441 10 50

E-mail: hakkiy@hotmail.com

hakkiyilmaz@istekuran.com

Bu yazı İşte Kuran sitesinden alıntıdır.

[/private]

Reklamlar

12 thoughts on “Kuran abdestsiz olarak okunabilir

Add yours

  1. alper ertunc Diyor:
    03 Jul 2007 12:12 am eKuran abdestsiz okunamaz.Bu en basit düşünceyle saygıdandır.Dinimizin temeli temizliğe dayalıdır.İnsan Kendini sürekli temiz tutmalıdır.Abdest temizliktendir,temizliktir.Sigara içen arkadaşlarada kuran okumadan önce abdest aldıkta sonra dişlerinide fırçalamarını tavsiye ederim.O güzel sözler ağzımızdan zikir edilmezmi ?
    ravza Diyor:
    04 Aug 2007 9:40 am ekuran abdestsiz okunamaz abdest almak gerekir allahın emridir.temizlik imandandır
    Ali Aksoy Diyor:
    04 Aug 2007 5:45 pm eSelam Ravza;Yazarın yaptığı gibi sen de bu iddiana deliller getirseydin bizler istifade ederdik. Hüküm buyurma yetkin olmadığına göre, bu sözünü Allah’ın kitabına dayandırmalısın. Yazdım oldu mantığı eskide kaldı artık.

    Selam ile…
    HAMZAT Diyor:
    10 Aug 2007 1:26 pm eSevgili Arkadaşım ravza senin söylediklerine katılıyorum. işte delilleri.Allah (c.c) şöyle buyurur. Vakıa suresinin sonunda cünüp ve taharet almadan kurana dokunmayın ” bunun manası ise din alimlerince abdestsiz okunamayacağıdır. bunun hakkında ise bir sürü hadis vardır. işte kurana dayanarak delil getirdim.
    Ali Aksoy Diyor:
    10 Aug 2007 1:38 pm eSelam Hamzat kardeşim;Allah yerine geçip ayet uydurmayı / ayete uyduruk kelimeler ilave etmeyi bırakmalısın.

    Vakıa suresinin sonunda hangi ayette yazıyormuş, cünüp ve taharet almadan Kuran’a dokunmayın diye ?

    Ayet numarasını ve metnini yaz da okuyalım.

    Anladığım şu ki, yazılar okunmaksızın “tahmin” üzerine yorumlar yazılıyor.

    Lütfen bunu yapmayın. Yazarın getirdiği delillere eş değer deliller getirin.

    Şu muhakkak ki ben hepinizin bu çabasının sırf Allah’ın rızasını aramak yolunda olduğuna inanıyorum. Bu çabanızı / azminizi Allah rızası için kesmeyin. Devam ettirin.

    Önemli olan husus birbirimizi kırmamak, güzel / doğru olanı aramaktır. Hiç birimiz kendimizi mutlak anlamda yanılmaz masumlar olarak ilan etmedik. Bizler de yanılabiliriz. Marifet şu ki, varsa bu yanılgılar güzellikle ve eşdeğer delillere dayandırılarak ortaya konulsun.

    Selam ve dua ile…
    HAMZAT Diyor:
    10 Aug 2007 2:17 pm eSelam ali bey umarım kuranı iyi anlamışsınızdır ve ona göre yorum yapıyorsunuzdur. Allah ve resulu peygamber böyle buyurmuşken nasıl olurda abdestsiz okunacağını söylersin. size iza vakıatıl vakıah süresinin tamamını okumanızı ve açıklama olarak elmalılı hamdi yazırın mealine göre konuşmanızı tavsiye ediyorum. Lütfen böyle yaparak insanları Allahtan uzaklaştırmayın.Sizin ben müslüman olduğunuza inanmıyorum kesinlikle ve kesinlikle masonların ve siyonistlerin islamiyeti yıkmak için kullandıkları kişisiniz.
    Ali Aksoy Diyor:
    10 Aug 2007 2:22 pm eYine de selam Hamzat,Sabırla, ısrarla selam !

    Sen böylece gaybları biliyorsan bizim sana söyleyeceğimiz bir şey kalmamış…

    Yine de selam !
    HAMZAT Diyor:
    10 Aug 2007 2:38 pm egaybı bilmek Allaha mahsustur. Ama senin yazdıklarından kuranı farklı yönlere çekip insanları aldatmanın gaybla alakası yok her şey meydanda.
    HAMZAT Diyor:
    11 Aug 2007 10:58 am evakıa suresinin sonunda abdestsizlikle ilgili şeyi kasdetmedim. yazıyı yanlış yazdım Kuran’da cünüp ve taharet almadan kurana yaklaşmayın dedim. vakıa suresinde ise 92-95 ayetlerini kastettim.
    92- Ve eğer o, yalanlayan sapıklardan ise,
    93- Artık (onun için) alabildiğine kaynar sudan bir şölen vardır.
    94- Ve çılgınca yanan ateşe bir atılma da.
    95- Şüphesiz bu, kesin bilgi ifade eden bir gerçektir (Hakku’l-Yakin).Onlar size yeter.
    Yunus Emre Gündoğdu Diyor:
    11 Aug 2007 5:02 pm eCünüp ve taharetsizken Kur’an’a yaklaşmayın diye hangi ayette yazıyor.. Lütfen..
    HAMZAT Diyor:
    12 Aug 2007 2:56 pm eVakıa suresinin sonu dediğim son sayfasında geçer. Vakıa Suresinin 79. ayetinde şöyle buyurulur; “Ona temizlenenlerden başkası el süremez” Bu ayet müfessirler tarafından Kurana cünüp ve abdestsiz taharetsiz olmadan dokunulmaması şeklinde tefsir edilmiştir. Müfessirlerin tefsir alimlerinin açıklaması budur. Bunlar yeterlimidir.
    hamzat-36@hotmail.com
    Ali Aksoy Diyor:
    12 Aug 2007 3:47 pm eSelam Hamzat;Yani senin deyiminle, “müfessirlerin, tefsir alimlerinin açıklaması” olmazsa yeterli değildir değil mi ?

    “Biz bu Kuran’ı öğüt almak için kolaylaştırmışızdır. O halde var mı bir öğüt alan?”
    HAMZAT Diyor:
    12 Aug 2007 4:15 pm eSen vakıa 79. ayetini iyi bir anla ondan sonra müfessirlerdden bahset.
    hamzat-36@hotmail.com
    aysegul Diyor:
    13 Aug 2007 1:02 pm eallahın selamı uzerınıze olsun… ali aksoy hocam kesınlıkle sıze katılıyorum hak rabbimizden inendir.allah ne derse ona uyarız hocam sizde hakkı savunuyorsunuz vede çok mantıklı anlatım yapmışsınız. ama goruyorum ki anlamayan kardeslerımız var… ve sıze rahatlıkla musluman degılsın dıyebılıyorlar ne diyeyim allah onları ıslah etsın.. selamun aleykum allaha emanet olun sadece bir kul
    HAMZAT Diyor:
    13 Aug 2007 1:45 pm eBak Ayşegül;
    Yinede söylüyorum sen o münafıkları neye dayanarak hoca olarak kabul ediyorsun. Mantığına göremi. Kuran mantıkla gelmemiştir vahiyle gelmiştir. ayrıca hocam dediğin kişiye hakkı savunuyorsun demişsin halbu ki hakkı inkar ediyorlar. misyonerlerin amacıda zaten budur.
    Ben 7 sene fıkıh, akaid, hadis ve Kuran okudum.Çeçenistanda 6 sene cihad ettim.
    Ben bunları kendimi tanıtmak amacı için söylemiyorum. Çünkü burada yazılanların hepsi Kurana, sünnete, aykırı. din kisvesi altına girip zaten insanları böyle kandırıyorlar. ben kendi kafama göre hiçbir şey yazmadım. Yazdıklarım hep Kuran, Sünnet ve fıkıh üzerine. İstediğine git sor yazılarımı şayet bir tutarsızlık bulursan deki sen asıl münafıksın. mantığıma göre davranırsam Allah beni helak etsin ozaman.
    hamzat-36@hotmail.com
    Ali Aksoy Diyor:
    13 Aug 2007 1:58 pm eSelam Hamzat;Sen “kendi kafana” göre yazmıyorsan da “başkalarının kafasına” göre yazıyorsun.

    Allah, bu “başkaları” hakkında hiç bir bürhan indirmemişken, siz nasıl olur da onları “mutlak referans” olarak kabul edebilirsiniz ?

    Günlerden beri burada yaptığın şey, falanca bunu söyledi, filanca bunu yazdı diye insanlara “kulların görüşlerini” dayatmaktan başka bir şey değil.

    Şimdi, x alimi bir hususta içtihad etti ve açıkça anlaşılamayan bir meselede hüküm verdi diyelim. Ben şimdi buna uymazsam günahkâr mı olurum ?

    “Günahkar” ne kelime ! Size göre “kafir” hatta “münafık” olur.

    Bak kardeşim, “senin dinin sana, benim dinim bana”

    Ayrıca ben hiç bir konuda “hoca” değilim. Öyle görülmek ve gösterilmek gibi bir talebim de olmamıştır.

    Selam ile…
    Ali Aksoy Diyor:
    13 Aug 2007 2:26 pm eVe Hamzat;Okuduklarına, tahsiline ve yanlızca Allah’ın rızasını gözeterek yaptıklarına saygı duyuyorum. Umarım Allah, karşılığını kat kat artırarak verir…

    Şuna cevap var mı?

    Hz. Peygamber dahi etrafındaki münafıkları bilemiyor, bunların iş ve halleri O’na her şeyi bilen Allah tarafından bildiriliyordu. Hatta bu husus Kuran’da da bu şekilde belirtilmiştir.

    Peki ya şimdi, sen hangi ilminle Peygamber efendimizin dahi başaramadığı bu tespiti yapabiliyor da, birilerini “münafık olmakla” itham edebiliyorsun ?

    Bunca okumaya, mücadeleye yakışan bu mudur ?
    HAMZAT Diyor:
    13 Aug 2007 2:57 pm eSözleriniz kelimeleriniz islamı çürütme politikasına kalkışmanız açıkça gösteriyor ne olduğunuzu. Peki bana namazı neye dayanarak kıldığını yazsana. Kuranda namazı kılın yazar. namazın nasıl kılındığını yazmaz. sen neye dayanarak namaz kılyorsun kaynağın nedir söylesene.
    hamzat-36@hotmail.com
    Ali Aksoy Diyor:
    13 Aug 2007 3:27 pm eSelam Hamzat;Birincisi; Peygamberimiz etrafındakileri hal ve hareketlerini görmüyormuydu ?

    İkincisi; Bana namazın nasıl kılındığını sormadan önce, doğru yolda olduğunu iddia ettiğin kişilerin namaz ve abdestin farzlarında, vaciplerinde, sünnetlerinde ittifak edip etmediklerini bir anlat. Şimdi onları ihtilafa düşüren -haşa- Peygamberin sünneti midir ?

    Eğer dersen ki, onlar yorum farkıdır. O halde ben de derim ki, yorum din olmaz. Kişisel kanaatten başka bir şey değildir.

    Eğer dersen ki, Rahmet’tir. Ayrılık ne zaman rahmet olmuş ? Bu rahmet ise, Rahman’ın sözlerinde neden böyle bir çelişki, böyle bir “Rahmet(!)” eseri göremiyoruz ?

    Üçüncüsü; daha önce de sorduğum bir sorudur. Bildiğinden bizi bilgilendir, aydınlat.

    “Bir an için, yanıldığımızı ve Peygamberimizin din adına hüküm koyma yetkisinin olduğunu farzedelim. Yani Kuran eksik olup, dine dair emir ve yasaklar Peygamberimiz tarafından, kimilerine göre O’na Kuran harici olarak bildirilen vahiyle tespit edilecektir. Şu halde, İslam dininin ancak bu hükümleri içeren hadislerin tamamının bilinmesi ile kemale ereceği muhakkaktır. Peygamberimizin bu durumda kesin olarak hadislerini yazdırması gerekirdi. Halbuki itibar edilen sahih hadis kitaplarında Peygamberimizin kendisinden hadis yazımını yasakladığını bildiren sözler mevcuttur. Bu sözün zaten bu kitapların güvenilirliğini sarsması bir tarafa, doğru olduğu kabul edildiğinde, Peygamberimizin dine dair hüküm bildiren sözlerinin yazılmasını ve bize eksiksiz ve doğru olarak iletilmesini engellediğini ve bu suretle dinin tahribata uğramasına sebep olduğunu kabul etmek gerekecektir ki, sizlerden biri böyle bir şeyi iddia edebilir misiniz ?”

    Lütfen bu sorularıma cevap ver. Bildiğinden bizi aydınlat.
    HAMZAT Diyor:
    14 Aug 2007 8:23 am eBak sen benim namazı neye dayanarak kılıyorsun yazısına cevap ver, ben bütün sorularına cevap vereceğim. Rahat ol.
    hamzat-36@hotmail.com
    Yunus Emre Gündoğdu Diyor:
    14 Aug 2007 11:38 am ePeki Hamzat sen şu soruya cevap ver; Muhammed Peygamber namazı neye dayanarak kılmış?
    HAMZAT Diyor:
    14 Aug 2007 1:58 pm eSorduğum sorunun altından çıkamadın değilmi?
    Tüh sana yazıklar olsun. Bunu bile bilmeyip bana soruyorsunuz, zan ediyorsunuzki altında kalıcağım. Bide Kurandan bahsedersiniz hee öyle mi?Allah resulü (s.a.v)’e namazı CİBRİL EMİN (CEBRAİL:ALEYHİSSELAM) göstermiştir.
    OLDUMU CANIM.
    hamzat-36@hotmail.com
    Yunus Emre Gündoğdu Diyor:
    14 Aug 2007 4:21 pm e“Cebrail nerede göstermiş” desem, “Miraç’ta gösterdi” dersin… Miraç diye birşey yok desem, ona da bir şey söylersin..
    Ali Aksoy Diyor:
    14 Aug 2007 4:39 pm eSelam Yunus kardeşim;Sana bir öğüt vereyim mi ?

    “1.
    Yüzünü ekşitti ve öteye döndü;

    2.
    Yanına kör adam geldi diye.

    3.
    Nereden bilirsin, belki de o arınıp temizlenecek.

    4.
    Belki de düşünüp taşınacak da öğüt kendisine yarayacak.

    5.
    O, kendisini her türlü ihtiyacın üstünde görene gelince,

    6.
    Ki sen ona yöneliyorsun;

    7.
    Sana ne onun arınmasından!

    8.
    O, koşarak sana gelen var ya;

    9.
    Odur içine ürperti düşen.

    10.
    Sen ona aldırmazlık ediyorsun.

    11.
    Hayır, hiç de öyle değil! O, bir düşündürücüdür.

    12.
    Dileyen onu düşünüp öğüt alır.

    13.
    Kutsanan-bereketli sayfalardadır o.” Abese (1-13)

    Allah ne güzel söylemiş.

    Anlatma, öğrenme ve öğrendiğinden arınmayı dileyenedir. Mücadele için bekleyene değil.

    Allah yolundan ayırmasın.

    Selam ile…
    HAMZAT Diyor:
    15 Aug 2007 12:38 pm eAl sana miraç yok diye bi şey. Necm süresine bi bak.Bu ayeti oku:
    “O ufkun en yukarısında idi. Sonra indi ve yaklaştı. Nihayet kendisine iki yay kadar, hatta daha da yakın oldu. Sonra da vahyolunacak şeyi Allah kuluna vahyetti. O’nun gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi O’nun gördüğü hakkında onunla mücadele mi edeceksiniz? And olsun ki onu bir kere daha hakiki suretinde gördü. Sidre-i Müntehâda gördü. Ki, onun yanında Me’vâ Cenneti vardır. O zaman Sidre’yi Allah’ın nuru kaplamıştı. Gözü ne şaştı, ne de başka bir şeye baktı. And olsun ki Rabbinin âyetlerinden en büyüklerini gördü.” (Necm Suresi, 7-18.)
    hamzat-36@hotmail.com
    hikmet Diyor:
    16 Aug 2007 12:49 pm es.a öncelikle kuran ı kerim dokunulmadan abdestsiz okunabilir ama söylediğim gibi dokunulmadan.Nasıl diyorsanız abdestiniz yok ve yolculuktasınız ayetel kürsiyi,ihlas surelerini okumak istiyorsunuz okuyabilirsiniz nihayetinde o surelerde kuran nın bir parçası.Ama abdestsiz kuran a el süremezsiniz.kuran ı kerimi abdestsiz okuyabilmeniz için cunüplü veya regl döneminde olmamanız şarttır
    yağmur Diyor:
    08 Sep 2007 4:56 pm eSelam Ali abi
    Lütfn bana kızmayın sadece düşüncemi söylüyorum.Kuranı abdestsiz okumak mekruhtur abdestli okunsa daha iyi bi abdest almakda zor gelmez herhalde.Haksızmıyım.Yazıyı okudum tam bilmiyorum tabi en doğrusunu Allah bilir ama biz yinede abdestli okuyalım birde insan saygıdan dolayı temizken el sürmeli…
    selam ile..
    Mehmet Diyor:
    10 Sep 2007 8:27 pm eSayin kardeslerim, abdest alan cok. Kitap okuyan yok. Okuyun okuyunda nasil okursaniz okuyun. Önemli olan kendi vicdanin, yaptigin davranista seni yipratmasin.
    Ben zaten bu bizim milletin her dini konuda, bu böyle olurmu? su söyle olurmu? demesine sasiyorum. Neticede herkes baska cevap veriyor ve soruyu soran kendine en yakin olan cevabi seciyor. Eeee peki niye soruyon kardesim? Kendine sorsana. Sor hele, ben bunu böyle yapsam rahat edermiyim, yoksa vicdanim beni zorlarmi diye.
    Saygilar
    Muhsin AYDIN Diyor:
    11 Sep 2007 3:16 am eselamin en güzeli sizlerin üzerine olsun,degerli kardeslerim
    birileri tükürmüs, tam benim ekrana kadar gelmis,nedense.)))
    Saygi sevgi,karslilik muzakare,dinkardesligi,merhametlik,uslub,vs.
    dinimiz de bunlar bizlere böylemi ögretiliyor?HAYIR!!PEYGAMBER EFENDIMIZ YÜCE ALLAH IN DINI NI NERDEN ÖGRENMIS?
    ————K U R A N——DAN—————————–
    saygi deger kardeslerim,lütfen yazdiklarimizda, daima, benim bu yazdiklarimdan ALLAh da benden RAZI olurmu düsüncesi ile muzakere etmeye calismamiz,bizlerin amellerini artiracagindan,sizlere bir tavsiyem i benden hor görmeyiniz.

    En dogrsunu Allah bilir.
    Zuhruf/44 “Dogrusu o Kur’an, senin için de, kavmin için de bir ögüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz.

  2. yukarıdaki araştırma güzel olmuş.ben okadarda bilgili biri degilim bu konuda.ancak yorumsal yaklaşımınız mantıklı.demek istediginiz şu galiba:siz araştırmanızı yaparsınız amel etme her kulun kendi sorunudur.güzel bir araştırma.

  3. Hamzat
    Aynı isminin gereğini yerine getiriyormuşsunuz gibi kendi doğrularınızdan vazgeçemiyorsunuz.
    Konuşan delilleriyle konuşsun , yoksa sussun.
    Tefsirler yazanları bağlar,
    Mutahharun un anlamını iyice belleyin,
    bir de ayetin öncesin de geçen Allah ın yemin etmesini biraz düşünün.
    Sözüm ona “Kesinlikle dokunulamayacak mushafa” coniler kirli ve cunüp halleriyle dokunmak şöyle dursun her türlü melaneti yapabiliyorlar.
    Size sorum şu Rabbimiz boşuna yemin eder mi?

  4. kuran abdestsiz olarak okunabilir ama nasıl?
    öncelikle cünub olmamak gerekir. yani gusul abdestini, boy abdestini almak gerekir.
    yoksa kirli bir haldeyken kuranın yanına yaklaşmak bile günahtır.
    ancak namaz kılmak için aldığımız gibi abdest almak illaki gerekmez.
    düşünün ki ben 5 vakit namaz kılıyorum. yani günde 5 kere abdest alıyorum.
    günde 5 kere abdest alan insan zaten temiz bir insandır. namaz aralarında abdestimizi tutmamız mümkün olamamaktadır. diyelimki ben öğrenmek amacıyla kuran tefsiri okuyorum. illaki abdest mi almam gerekir. ben zaten temizim. abdesti bu şekilde bir mecburiyet haline getirmek çok gereksiz bir şeydir.
    sonuç olarak cünub olmamak şartıyla yani gusul abdestini almış biri olarak, normal abdest almak zorunlu değildir.
    ancak saygıdan ötürü abdest almak güzel bir davranıştır.

    not: dini konularda insanları körü körüne dini uygulamaya zorlamak en büyük günahtır. zamanında nice insanlar gençlik çağlarında sıkı dini kuralları uygulayan, hatta şiddete sık sık başvuran kuran hocaları ( kuran hocası diye geçinenler) yüzünden dinden soğumuştur.
    hz. muhammedin şu gördüğünüz iki adamdan sarhoş olan cennetlik, 5 vakit namaz kılan ise cehennemliktir sözünü hatırlayın. önemli olan niyettir. kalben ibadettir. aksi halde görünüşte ibadet edip de fitne fesat düşünenlerden olacağımıza, hiç bir ibadet yapmayıp allaha gönülden inanıp, sevaba niyet etmek daha sevaptır.

  5. e.a ali aksoy kardeşim yüreğine sağlık.rabbim anlayabilecek kabiliyette olanlara elbette işittirecektir bundan kimsenin şüphesi olmasın.kurana saygı deyip duruyoruz ey abdesti kur-an-a saygı duymanın ön şartı kabul eden kardeşler!ve bunu en hararetli biçimde dillendirenler ! açık yüreklilikle söyleyin;bu kitabın etkisinden derileriniz hiç ürperdi mi?derken gönlünüz hiç allah ayetleri ile ısınıp yumuşadı mı?(zümer:23),Allah-ın ayetleri okunduğunda imanlarınızda(Allah-a olan güveninizde)artma oldumu?(enfal:2),onun okunması tam bir teslimiyetle(secde)işittik itaat ettik cümlelerini lisani hal ile hayata dönüştürebildi mi?(isra:107-109),o yaptıklarımıza bir delil yapacaklarımıza bir nur oldu mu?(nisa:174)…uzatın gitsin listeyi.35 yaşındayım.ilk 25 yılım kur-an-a saygı adına ondan mahrum kalmakla geçti.şimdi hamdolsun aramızda bir engel yok.onunla münasebetim ihtiyaç duyduğum her an o yanıbaşımda.birbirimizden kopamaz olduk ondan hiç kopmamak için şimdi onu hıfz ediyorum.3 çocuğum var 3 ayrı sorumluluk ve birde eş.inanın geceleri benim için nura çevirdi kur-an.sadece 1 ay içerisinde bir cüz ezberledim hemde kendi başıma fakat Allah-ın yardımıyla.saygılı olduğumu düşündüğüm dönemlerde kur-anı bile bir çoğumuz gibi yalan yanlış okuyormuşum!niyemi yazıyorum bunları ? riya ve kibirden Allah-a sığınırım.sadece tecrübemi paylaşmak istedim.farkettim bir çoğumuzun söylediği yada duyduğu bir sözdür:”-ahh!şu abdest almak olmasaydı hemen kılardım bu namazı”.abdest namazada üşenme sebebi ise kimse kendini kandırmasın kur-an okumak onu anlamak için kime abdest aldıracaksınız.bunu siz yapabilirsiniz ama vakıa o ki insanların pek çoğu bunu yapmıyor-yapamıyor.kur-an-dan bi-haber yaşıyorlar.bu en büyük zulüm değilmidir.şunu iyice anlamanızı istiyorum :siz insanlara huşu yükleyemezsiniz huşu verilen değil elde edilen şeydir.bırakın insan ayetiyle kur-an ayetleri birleşsin görün bakın neler olacak.işte size bir ipucu :”Allah’a iman edip ona(kur-an-a) sımsıkı sarılanları ise (Allah), kendisinden bir rahmet ve lütfa kavuşturacak ve onları kendisine varan doğru bir yola iletecektir.”(nisa:175)

  6. Eğer insanlar Abdest’i;
    “Gir helaya çık balaya, çarp suyu yüzüne-gözüne, bakma onun bunun sözüne” cinsinden almak sanıyorlarsa, onlar her an abdest(!) de alsalar, abdestsiz-dir-ler.
    Kur’anı istedikleri gibi okusunlar!!!…
    Yook eğer abdest’i, bize selef ve halef ulemasının delillerini ulaştığı gibi alıyorlarsa,(uzun bir izah olacağından yeri bura değil) onlar hep abdestli-dir-ler!
    Kur’an-ı Kerimi tilavet için tekrar abdest almaya gerek yoktur.
    “Vesselamü ala menittebe’al Hüda ve ala Şeriati’i Mustafaviyye…”
    MuHaSeBu

  7. “… delillerini ulaştırdığı gibi…”olacaktı.
    Sürç-ü cefr-i kalem affola…!
    Muhammed Halis Serhend Buhari Kardeşiniz

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: