ZİKİR (Allah`ı anmak….)

HAKKI YILMAZ

ZİKR/ ZİKRULLAH

“Din Adına Toplumdaki Yanlışlar” adlı kitabımızda da yer almış olan bu konu maalesef toplumda sürekli yanlış algılanıp, yanlış olarak uygulanmaktadır. Bu sebeple konuyu tekrar gündeme getirmekte yarar görmüş bulunuyoruz. Bu incelememiz de her zamanki gibi kişisel bir yoruma veya herhangi bir mezhep, meşrep, hizip, cemaat görüşüne değil, konunun Kur’an ile sağlamasının yapılması amacına yönelik olarak tamamen KUR’AN’A dayanan tahlillerden oluşmaktadır. Çünkü bize göre, dine ait bir sözcüğü veya kavramı en iyi ve en doğru şekilde öğrenmenin yolu Kur’an’dır. Zaten Yüce Allah, vermiş olduğu görevleri kullarının nasıl yapacağını sadece Kur’an’da açıklamıştır ve bunları anlamak ve uygulamak için de, ne kimsenin himmetine ne de izahına gerek vardır. Her inanan, dine ait konuları Kur’an’dan kendisi okur, anlar ve uygular, yöntem budur.

Yüce Allah, dinle ilgili olup da, Kur’an’ın indiği dönemde Arap toplumunda var olmayan veya var olmasına rağmen orijinalliğini yitirmiş her sözcük ve kavramı, herhangi bir şekilde tahrifata uğramaması için Kur’an’da herkesin anlayacağı tarzda açıklamıştır. Buna karşılık, yozlaşmamış, bozulmamış sözcük ve kavramlar ise Kur’an’da, “Ma’lumu ilam (bilineni tekrar bildirme)” olmasın diye -zira aksi durum Kur’an’ın vecizliği ile bağdaşmaz- izahat verilmeksizin yer almıştır. Meselâ Kur’an, “namaz”ı tarif etmemiştir. Çünkü “es-salat (namaz)” sözcüğü Araplar arasında bilinen ve sürekli NİYAZ ETMEK anlamında kullanılan bir sözcüktür. Gerçekten de “namaz”, İbrahim peygamberden itibaren bütün peygamberlere görev olarak verilmiş ve toplumlarda varlığını devam ettirmiştir (Enfal; 35, Tövbe; 54, Enbiya; 73, Bakara; 43, Âl-i Imran; 43, Hud; 87, Meryem; 31, 55, Ta Ha; 14). Kur’an’da “namaz” tarif edilmemiştir ama “abdest” adı verilen namaz öncesi TEMİZLİK, eski toplumlarda olmadığından Maide suresinde açıklanmıştır:

Maide; 6: Ey iman sahipleri! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı meshedin, topuklara kadar ayaklarınızı da (meshedin/ yıkayın). Eğer cünüp iseniz iyice temizlenin …

Bu konudaki bir başka örnek de YEVMİ-D-DİN terimidir. Bu kavram da peygamberimiz ve Arap toplumu tarafından önceden bilinmeyen ve ilk defa Fatiha suresinde geçen bir kavramdır. Bu kavramın ne olduğu ise İnfitar suresinde açıklanmıştır:

İnfitar; 15-19: Din günü girerler oraya. Onlar ondan görülmeyecek şekilde uzaklaşmış değillerdir. Ve Din gününün ne olduğunu sana ne bildirdi? Sonra, Din gününün ne olduğunu sana ne bildirdi? Bir gündür ki o, hiçbir kimse başka bir kimse için hiçbir şeye güç yetiremez. Ve o gün buyruk yalnız Allah’ındır.

Keza “LEYLETÜ-L-KADR (KADİR GECESİ)” tabiri de insanlara ilk olarak Kur’an ile duyurulmuş ve ne olduğu yine Kur’an’da açıklanmıştır. Diğer taraftan, eski toplumlara da farz kılınmış bir ibadet olan “oruç” kavramı, zaman içerisinde orijinalliğini kaybettiğinden, Kur’an’da detaylı olarak açıklanmıştır. Orucun ne zaman tutulacağı, orucun süresi, orucu kimlerin tutup kimlerin tutmayacağı, oruçlunun yapabileceği ve yapmaması gereken davranışlar, Bakara suresinin 183-187. ayetlerinde, en kalın kafalı kişinin bile anlayabileceği açıklıkta bildirilmiştir. Böyle olmasına rağmen, oruç ibadetini hâlâ başkalarından öğrenmeye çalışanlara tavsiyemiz; birazcık zahmete katlanarak konuyu Kur’an’dan okumaları ve bu vesileyle Kur’an ile tanışmalarıdır.

Dinlerini Kur’an’dan öğrenen inananlar öncelikle şunu bilmelidirler ki; Kur’an Allah’ın koruması altındadır ve hiç kimsenin onu bozması ve içine yalan yanlış şeyleri sokması mümkün değildir:

Hicr; 9: Hiç kuşkusuz Biz, o ZİKİRİ Biz indirdik Biz. Ve mutlaka Biz onun için koruyucularız.

Ayrıca, dinlerini Kur’an’dan öğrenen inananlar hiç akıllarından çıkarmamalıdırlar ki; Kur’an anlaşılmaz, çözümü zor denklemler yumağı değildir. Kur’an, MÜBİN’dir, MUFASSAL’dır. Açıklanması gereken her şey Kur’an’da açıklanmış ve Yüce Allah’ın mesajı sadece Kur’an’da AÇIK AÇIK anlatılmış ve izah edilmiştir. Örnek olarak İsra ve Fussılet surelerinde Kur’an’ın “şifa” olduğu bildirilmiştir:

İsra; 82: Ve Biz Kur’an’dan, inananlar için ŞİFA ve rahmet olan şeyleri indiriyoruz. Ve (bu) zalimlerin yıkımını artırmaktan başka katkı sağlamıyor.

Fussılet; 44: Ve eğer Biz onu yabancı dilde bir Kur’an yapsaydık, elbette: “Ayetleri detaylandırılmalı değil miydi? İster yabancı dilde ister Arapça!” diyeceklerdi. De ki: “ O, iman edenler için bir kılavuz ve bir ŞİFADIR. İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır. Ve Kur’an onlar üzerine bir körlüktür. Onlara çok uzak bir mekândan seslenilmektedir.

Kur’an’ın neye “şifa” olduğu ise Yunus suresinde açıklanmıştır:

Yunus; 57: Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt. GÖĞÜSLERDEKİNE ŞİFA, inananlara bir kılavuz ve bir rahmet geldi.

Görüldüğü gibi, Kur’an’ın neye şifa olduğu sorusu Yüce Allah tarafından yine Kur’an’da cevaplandırılmıştır. Allah’ın açıklamalarına göre Kur’an nezleye gribe, ülsere kansere, baş ağrısına, diş ağrısına değil, göğüslerdekine yani, DÜŞÜNCENİN, AKLIN ÜRÜNÜ OLAN HASTALIKLARA ŞİFAdır. Diğer bir ifadeyle Kur’an; küfür, şirk, her türlü ahlâksızlık ve her türlü rezilliği de içine alan gönül yaralarına, gönül dertlerine şifadır. Ayette bu “şifa”nın “öğüt” de olduğu bildirildiğine göre demek oluyor ki DÜŞÜNCENİN, AKLIN ÜRÜNÜ OLAN HASTALIKLARDAN mustarip olanlar, ancak bir şifa olan bu öğüdü, Kur’an’ı okuyup anladıklarında bu dertlerinden kurtulacaklardır (Amenna/ şüphesiz inandık ve tasdik ettik). Peki, ya içinde ne olduğunu bilmediği kâğıt parçalarını muskacılardan alıp üstlerinde taşıyanların, Kur’an’ı süslü kılıflar içinde saygıyla (!) evin en yüksek yerinde asılı tutarak ondan medet umanların ve ne olduğunu bilmeden hatim inenlerin durumları nicedir (kulakları çınlasın)?

Dine ait konuların sadece Kur’an’dan öğrenilmesi gerektiğine dair olan bu açıklamalardan sonra asıl konuya dönülecek olursa, “ZİKR” sözcüğünün sözlük anlamı; “anmak, hatırlamak, hatırdan çıkarmamak, unutmamak, öğüt almak, ibret almak” demektir. Sözcük, gerek “zikr” mastarı ve gerekse diğer tüm türevleri olarak Kur’an’da hep bu sözlük anlamıyla kullanılmıştır.

Ancak sözcük “EZ-ZİKR” şekli ile, yani başındaki harf-i tarif ile [private] muarref (belgisizliği giderilmiş, belirtili bir sözcük yapılmış) hâlde MECAZ-I MÜRSEL olarak, “ÖĞÜT VERME” ekseni etrafında Semavî Kitaplar için yani, Vahy, İlâhî Kitap; Kur’an, İncil, Tevrat, Zebur için kullanılmıştır (Âl-i Imran; 58, A’râf; 63, 69, Hicr; 6, Enbiya; 7, 42, 50, 105, Furkan; 29, Şuara; 5, Ya Sin; 69, Sad; 1, 8, 49, 87, Zümer; 23, Fussılet; 41, Şûra; 5, Zühruf; 36, 44, Kamer; 25, Kalem; 51, Tekvir; 27, Kehf; 83, Ta Ha; 10, 99, 113, Saffat; 3, 168, Talâk; 10, Mürselât; 5, Müminun; 71, En’âm; 90).

“Zikr” sözcüğü, “ALLAH” sözcüğü ile tamlama yapılıp, “ZİKRULLAH” olarak ifade edildiğinde anlamı; “ALLAH’I ANMAK” demek olur ki bizim de ana konumuz budur. Yani “zikr” mastarı (fiilin kökü) ma’mulüne muzaf olarak izafet-i lâfziyye oluşturduğunda (“anmak” mastarı, tümleci olan “ALLAH” sözcüğü ile tamlama oluşturduğunda) anlamı; “ALLAH’I ANMAK” demektir. Nitekim Kur’an ayetlerinde de “… Allah’ı ANARLAR”, “… Allah’ı ANMAYA koşunuz” tarzında kullanılmıştır.

Kur’an’da yüzlerce ayette geçen ”zikr” mastarı ve bu sözcükten türemiş olan “zikrullah” ifadesi, “salat (namaz)”, “savm (oruç)”, “zekât” gibi bir DİNÎ TERİM olmayıp, bir fiildir ve “yemek”, “içmek” gibi bir eylem ifade eder. Bilindiği gibi “namaz” bir dinî terimdir ve; “belirli zamanlarda, belirli beden hareketleriyle, belirli dua ve ayetlerin okunmasıyla yapılan bir kulluk” demektir. Aynı şekilde “oruç” da bir terim olup; “belirli bir zaman diliminde özel bir amaçla, yemeyi içmeyi ve cinsel ilişkiyi terk etmek” demektir.

İşin aslı böyle olmasına rağmen, Arapçadan Türkçeye yapılan tüm çevirilerde “zikr” sözcüğü Türkçeleştirilmeden Arapça olarak bırakılmış ve böylece sözcük, sanki bir dinî terim gibi kullanıla gelmiştir. Bu bilgisizlik her zamanki gibi, açıkgözler ve art niyetliler tarafından sömürülmüş ve cahil halk arasında zikir halkaları, zikir şekilleri ve zikir aletleri icat edilmiştir. Bu sözcüğün yanlış algılandığının farkında olan İslâm düşmanları ise, binlerce senedir sürdürdükleri faaliyetlerine bu konuyu da dahil ederek Müslümanların daha fazla uyuşturulmalarını, daha çok perişan edilmelerini, daha derin SAPIKLIĞA DÜŞÜRÜLMELERİNİ sağlamışlar, üstelik de bu saplığın yararlarını, faziletlerini anlatan kitaplar yazarak bunları Müslümanlara satmışlardır.

Kur’an’ın bir çok ayetinde “zikrullah”tan (Allah’ın anılmasından) bahsedilerek bunun önemine ve gereğine değinilmektedir:

Âl-i Imran; 191: O (Aklını kullanan) kişilerdir ki, ayakta, otururken yan yatarken ALLAH’I ANARLAR ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler: “Ey Rabbimiz! Sen bunu boşu boşuna yaratmadın! Senin şanın yücedir. Bizi ateşin azabından koruyuver!”

Nisa; 103: Sonra da namazı tamamlayınca, artık ALLAH’I AYAKTA, OTURARAK, YAN YATMIŞKEN ANIN. Sonra sükûnet bulduğunuzda da, namazı tam bir biçimde yerine getirin. Namaz, müminler üzerine vakitlenmiş bir farz olmuştur.

Bakara; 114: Ve Allah’ın mescitlerini, içlerinde ALLAHIN ADI ANILMASIN diye engelleyen ve onların yıkımı için uğraşan kişiden daha zalim kim olabilir! Böylelerinin, o mescitlere girmeleri ancak korka korka olacaktır. Onlar için dünyada bir rezillik vardır. Bunlar için ahirette de büyük bir azap vardır.

Ankebut; 45: Kitaptan sana vahyedileni oku ve namazı da kıl. Şüphesiz ki namaz, çirkinliklerden ve kötülüklerden alıkoyar. Elbette ki ALLAH’I ANMAK daha büyüktür. Allah yaptığınız şeyleri bilir.

Hadid; 16: İnananlar için hâlâ vakti gelmedi mi ki, kalpleri ALLAH’I ANMAK ve Hakk’tan gelen için ürpersin de daha önce kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun zaman geçmiş de kalpleri katılaşmış kimseler gibi olmasınlar. Onların çoğu da yoldan çıkmıştır.

Zümer; 22: Peki Allah kimin göğsünü İslâm’a açarsa, o zaman o, Rabbinden bir ışık üzerinde olmaz mı? Öyleyse ALLAH’I ANMAYA karşı kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun. İşte onlardır, açık seçik sapıklık içindekiler.

Ta Ha; 42: Sen ve kardeşin ayetlerimi götürün ve BENİ ANMAKTA ikiniz de gevşeklik etmeyin.

Ta Ha; 124-126: Kim BENİM ANILMAMDAN (beni anmaktan) yüz çevirirse hiç şüphesiz onun için zor, sıkıcı bir geçim vardır. Kıyamet günü de onu kör olarak haşrederiz. O der ki: “Rabbim ben gören biri olduğum hâlde beni neden kör olarak haşrettin?” (Allah) Der ki: “Bu böyledir, ayetlerimiz sana geldiğinde sen onları terk etmiştin; bu gün de aynı şekilde sen terk ediliyorsun.”

A’râf; 205: Ve sabah akşam (her zaman) kendi içinden, korkarak ve yalvararak, yüksek olmayan bir sesle Rabbini an ve umursamazlardan olma!

Cinn; 17: onları, onun içinde imtihan edelim. KİM RABBİNİN ANILMASINDAN yüz çevirirse Rabbi onu, gittikçe yükselen bir azaba sokar.

Nur; 37: Öyle erkekler vardır ki, ne bir ticaret ne bir alış veriş onları ALLAH’I ANMAKTAN, namaz kılmaktan zekât vermekten alıkoyamaz. Onlar kalplerle gözlerin ters döneceği günden korkarlar.

Münafikun; 9: Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi ALLAH’I ANMAKTAN alıkoymasın. Böyle bir şeyi kim yaparsa işte onlar, hüsrana uğramışların ta kendileridir.

Cuma; 9: Ey inananlar! Toplantı günü namaz için çağrı yapıldığı zaman ALLAH’I ANMAYA koşun, alış verişi de bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.

Bakara; 152: Öyleyse BENİ ANIN ki, Ben de sizi ANAYIM. Ve Bana şükredin, Bana nankörlük etmeyin.

Rad; 28: O kişiler inanan ve kalpleri ALLAH’I ANMAKLA yatışan kişilerdir. Gözünüzü açın! Kalpler yalnız ve yalnız ALLAH’I ANMAKLA yatışır/ tatmin olur.

Müslümanlar, Kur’an’da bu kadar önem verilen “zikrullah”ın ne demek olduğunu, nasıl yapılacağını Kur’an’dan öğrenecek yerde sözünü ettiğimiz İslâm düşmanlarından öğrenmeye kalkınca, ortaya “zikr” yaptıklarını söyleyen bir takım gruplar çıkmıştır. Bu gruplar Dünya üzerinde, özellikle geri kalmış, sürünen Müslüman ülkelerde binlerce cemaat, tarikat, zikir halkaları şeklinde oluşmuş, haftanın belirli gün ve saatlerinde doksan dokuzluk, binlik, on binlik elde tespihleriyle “zikr” yaptıklarını zannederek “Allah, Allah”, “La ilahe illallah, La ilahe illallah” veya “Hu, Hu” diye bağırıp durmuş ve bu yaptıklarıyla da kolayca ve garanti olarak cennete gideceklerine inanmışlardır. Acaba bunların yaptıkları ve inandıkları doğru mudur?

Hayır! Bu tarz inanışlar doğru değildir ve bu tip yozlaştırılmış davranışların hiç kimseye bir yararı olmaz. Parayı çok seven veya paraya ihtiyacı olan bir kimsenin herhangi bir para kazanma uğraşısına girmeden, eline bir tespih alıp günde binlerce kez “para, para, para, …” diye sayıklamak suretiyle para kazanması nasıl mümkün değilse, ahirette cennetle ödüllendirilmek isteyen bir kimsenin de, yukarıda açıkladığımız yoz ve saçma davranışlarla Allah’ın rızasını kazanması mümkün değildir. Çünkü Yüce Allah, cennetin bedelini Kur’an’da bildirmiştir:

Tövbe; 111: Kesinlikle Allah, Müminlerin CANLARINI ve MALLARINI, KARŞILIĞINDA CENNET VERMEK ÜZERE SATIN ALMIŞTIR. …

Cennetin bedelinin CANLARIMIZ ve MALLARIMIZ olduğunu söyleyen yukarıdaki ayet Kur’an’da duruyor iken, bir Müslüman’ın bilmem kaç tane tespih çekerek Allah’ın rızasını kazanmayı umması ve cennete gireceğine inanması; ucuza cennet kapatma uyanıklığından (!) veya ömrünü lâklâkla geçiren leylek gibi, ömrü bilinçsizce harcama enayiliğinden başka nedir ki? İslâm düşmanları tarafından uydurulan bu tip yalanlar, Müslümanları gayretten, faaliyetten, rekabetten uzaklaştırıp, tembelliğe, miskinliğe ve uyuşukluğa sevk etmekte ve bu yalanlara uyarak dünya hayatını Allah’ın razı olmayacağı şekle sokanların ahiret hayatlarını da karartmaktadır.

Oysa, Allah’ın bizden beklediği doğru davranışların hepsi Kur’an’da mevcuttur. Bir Müslüman olarak bize düşen, Allah’ın bizden istediklerini Kur’an’daki şekliyle öğrenip uygulamaktır. Konumuz hakkında da Yüce Allah, kendisini anmamızı emretmiştir. Dinini Kur’an’dan öğrenen bir Müslüman’ın bunun nasıl yapılacağını öğrenmek için yapacağı tek şey Kur’an’a başvurmaktır. Çünkü, “Madem ki Yüce Allah kendisini anmamızı istemiştir, bunun nasıl yapılacağını da mutlaka bize bildirmiştir.” mantığı ile başvurulacak ve Allah’ın mesajını taşıyan yegâne kaynak Kur’an’dır. Nitekim Yüce Allah, “zikrullah” eyleminin, kendisinin gösterdiği şekilde yapılmasını istemiştir:

Bakara; 198: Rabbinizden bir lütuf istemenizde hiçbir sakınca yoktur. Sonra Arafat’tan ayrılıp akın ettiğinizde Meş’ari-Haram’da ALLAH’I ANIN. Ve O’nu O’nun SİZE GÖSTERDİĞİ GİBİ ANIN. Ve siz bundan önce gerçekten sapıklardan idiniz.

Yüce Allah’ın, kendisini anmamız için bize gösterdiği, öğrettiği şekil ise iki ayet sonrasında bildirilmiştir:

Bakara; 200: Sonra da ibadetlerinizi bitirdiğinizde yine ALLAH’I ANIN, TIPKI BABALARINIZI ANDIĞINIZ GİBİ. Hatta DAHA KUVVETLİ BİR ANIŞLA ANIN. İnsanlardan bazısı, “Ey Rabbimiz bize dünyada ver!” diyen kimselerdir. Onun için de Ahiret’te bir nasip yoktur.

Ayetlerden açık ve net olarak anlaşıldığı gibi Yüce Allah, kendisini babalarımızı andığımız gibi, hatta daha kuvvetle/ şiddetle anmamızı emretmektedir.

Bu durumda, öncelikle babalarımızı nasıl andığımızı düşünmemiz gerekmektedir. Babasını, elde otuz üçlük, doksan dokuzluk, binlik, … tespih, gece gündüz “Baba, Baba …” diye diliyle anan bir kişinin bile mevcudiyeti söz konusu olamayacağına göre, burada düğümü çözecek olan ipucu, babamızı anmamızın, onu düşünmemizin nasıl olması gerektiğindedir.

Babalarımızın bizlere “Oğlum/ kızım beni unutma!” dedikleri zaman, elimize bir tespih alıp gece gündüz durmadan “Baba, Baba …” diye tespih çekmemizi kastetmedikleri kesindir. O hâlde babalarımızı anmamız; “onları düşünmemiz, onları aklımızdan çıkarmamamız, ONLARIN BİZLER ÜZERİNDEKİ HAKLARINI DÜŞÜNÜP, ONLARA KARŞI MADDÎ VE MANEVÎ SORUMLULUKLARIMIZI HATIRLAYIP ONLARA SEVGİDE SAYGIDA KUSUR ETMEMEMİZ demektir.

Aksi görüşte olup “zikrullah”ı tespihle yapan zihniyetin, Allah’ın Bakara suresinin 152. ayetinde verdiği “BENİ ANIN ki, Ben de sizi ANAYIM” mesajı hakkında ayrıca kafa yormalarında ve Allah’ı “Allah, Allah …” diye anan kullarını, Allah’ın “kulum, kulum …” diye mi andığını düşünmelerinde, kendi çıkarları açısından büyük yarar vardır.

Bu dini en iyi anlayan ve en iyi uygulayanların, peygamberimiz ile onun çağdaşı olan ve ondan eğitim, terbiye alan Müslümanlar, yani sahabe-i kiram oldukları hiç şüphesiz ve tartışmasızdır. Onlar ise bu ayetleri, bugünkü sapık tarikat, tekke ve tasavvuf anlayışıyla anlayıp uygulamamışlardır. Onların, ellerinde tespih, bilmem kaç kere “Allah, Allah …” dediklerini kimseler duymamış, kitaplar yazmamıştır. Onlar, ömürlerini lâklâkla geçirmemişlerdir. Çünkü onlar LÂFLA PEYNİR GEMİSİNİN YÜRÜMEYECEĞİNİ bilmekteydiler. Onlar, kişinin aynasının “iş” olduğunun, lâfına bakılmayacağının bilincinde oldukları için ömürlerini hep EĞİTİM ile ve Allah için mücadele (cihad) ile geçirmişlerdir.

Netice olarak anlıyoruz ki ZİKRULLAH/ ALLAH’IN ANILMASI, halk arasında uygulandığı tarzda; elde tespih, dil ile “Allah, Allah …” demek değildir. ZİKRULLAH/ ALLAH’IN ANILMASI; Allah’ın bizler üzerindeki haklarını ve bize sunduğu nimetleri düşünmek, kul olarak O’na karşı sorumluluklarımızı yerine getirip getirmediğimizin kontrolünü yapmak ve verdiği görevleri eksiksiz yerine getirmek, nimetlerine karşı şükredip nankörlük etmemek ve daima bu bilinç içerisinde olmaktır.

Hakkı YILMAZ

hakkiyilmaz@istekuran.com

http://www.istekuran.com

Evet, ZİKRULLAH/ ALLAH’I ANMAK işi işte bu dur. Allah’ın istediği de budur.

Bu yazı İşteKuran istesinden alıntıdır.

[/private]

Reklamlar

25 thoughts on “ZİKİR (Allah`ı anmak….)

Add yours

  1. Açıkcası bu açıklamalara çok şaşırdım.Çünkü bende nakşibendi cemaatlerine gidiyorum.Bizde ALLAH ALLAH diye zikir yapıyoruz.Şimdi bizim yaptığımız yanlış mı?

  2. slm ali aksoy.Galiba mesajımı okumuşsun.Ama benim soruma cevap vermedin.Ben öncedende söylediğim gibi nakşibendi cemaatlerinin sohbetlerine katılıyorum.Bizde ALLAH ALLAH diye zikir yapıyoruz.Şimdi biz yanlış mı yapmış oluyoruz ve siz cemaat,tarikat ve zikir halkaları derken bizimi kasteddiniz?

  3. Mümkünse sizin msn adresinizi alıp sizinle daha ayrıntılı şekilde konuşmak istiyorum.

  4. Selam Nevzat,

    Ben senin kulun / kölen olsam ve elime bir tesbih alıp “nevzat, nevzat,nevzat…” diye seni ansam mı yararlı olurum, yoksa bana buyurduğun iş her ne ise onu yapsam mı?

    Allah, kulun zikrine muhtaç değildir. O, bunu kullarının faydasına olarak emretmiş ve “Zikir elbette en büyük ibadettir” buyurmuştur. Bir diğer ayetinde de, “Kalpler ancak Allah’ı zikirle mutmain olur / oturaklaşır” buyurmuştur.

    Bir kimsenin sırf bir kaç kelimelik sözü milyonlarca defa tekrarlaması ile halisünasyon görüp, “erdim” diyeceğine inanırım da, kuru kuruya, tefekkür, muhakeme, sorgulama, kıyaslama içermeyen kelimeler söyleyerek kalbinin mutmain olacağına / oturaklaşacağına, yahut, bunun en büyük ibadet olduğuna inanmam.

    Bunun Kuran’da pek çok delili vardır. Kuran’ın en büyük mucizelerinden biri, onun kendi kendini tefsir eden, açıklayan bir kitap olmasıdır. Keza, bu anlamda Allah; “O’nu biz indirdik, açıklamak ta elbet bize aiittir” buyurmaktadır. Allah, “zikri” en büyük ibadet olarak tanımladıktan sonra elbette Kuran’da onun ne olduğunu bize açıklamış olmalıdır.

    Bu açıklamanın birçok yönüne okumuş olduğunuz yazıda değinilmiş. Bu delillerden en sağlamı, Allah’ın Kuran’ı bir “zikir” olarak tanımlamış olmasıdır. Zira, “İşte bu (Kuran) size indirdiğimiz bir zikirdir” buyurmuştur. Demek ki, en büyük ibadet olan ve Kalpleri oturaklaştıran zikir Kuran’ın ta kendisidir. Peki, Kuran’ın bir zikir olmasının anlamı nedir ?

    Yukarıda / önceki cevabımda kısaca açıkladım gibi, Kuran, batıl olan her şeyin cesaretle sorgulandığı, batıl yönden gelen her sorunun cevaplandığı, insanların da sürekli olarak düşünmeye sevk edildiği bir kitaptır.

    Şimdi, insanlar Kuran’ı ölüler için okunan bir kitap haline getirdiler. Halbuki Kuran, diriler için indirilmiştir. Kuran’ın nasıl ve ne için okunacağı meselesi de, yine Kuran’da açıklanmıştır. Buna göre “Bu Kuran; senin kavmin iyice anlayıp ibret alsın diye arapça olarak indirdiğimiz bir kitaptır.” , “Bu Kuran, en mühim bir haberdir” Demek ki, Kuran’ın arapça olarak indirilmesinin bir gayesi var. O da, indiği kavmin anlaması ve ibret alması… Şu halde, arapça bilmediği halde, hiç anlamadan tekrar tekrar hatimler indiren ve indirdiği hatimlerle övünenlerin vay haline !…

  5. Bu bir şiir kitabı mıdır ki, bu şekilde okunsun. İnsan manasını anlamadığı bir şiirden bile lezzet ve ibret alamazken, anlamını idrak etmeden okunan Kuran nasıl fayda verebilir ?

    Demek ki, Kuran’ın bir “zikir” olup, zikrin de büyük ibadet olması, onunla kalplerin mutmain olması / oturaklaşması, onun anlayarak okunması, emirlerinin ve ilkelerinin hayata geçirilmesi ile olur. Yoksa, Allah’ın çok yüce isminin, O’nun ne dediğini ve bizden ne istediğini bilmeksizin tekrar tekrar anılması ile değil.

    Bunun gibi Kuran pek çok ibadeti de zikir olarak tanımlamıştır. Aynı bakış açısı altında, ibadetler için de benzer şeyler söylenebilir.

    Bu sitede sunulan pek çok yazıda ve bu yazıların kaynağı olan internet sitelerinde bu konular pek çok yönü ile ele alınmakta, tartışılmaktadır.

    Benim acizane yaptığım açıklama bundan ibarettir.

    E-posta adresinize yazarım inşallah ama msn pek kullanmıyorum.

    http://www.hanifdostlar.com sitesinde bu ve benzeri konuları arkadaşlarımızla doyasıya tartışmaktayız. Sizi de bekleriz.

    Selam ve dua ile…

  6. Sen bize öyle bir şey söylüyorsun ki sanki biz ALLAH’ın verdiği görevleri yapmayıp sadece zikir yapıyoruz.Biz ilk önce namazımızı sonra sohbetimizi sonrada zikrimizi yapıyoruz.Ayrıca sen zikir yapan kişilerin durumlarını bilmiyorsun ve bilmediğin konuda konuşuyorsun.Zikir yaparken insanların bağırmalarının sebebi bir anda aşka gelmeleridir.Halisünasyon falan gördükleri yoktur.Zikir yapan bir kimse kendine erdim de demez.Biz namazımızıda kılıyoruz.Kuranımızıda okuyoruz.Yani sadece zikir yapmıyoruz.

  7. Elbette anladığınız şeyi kastetmedim. Her şeyi bildiğimi iddia ediyor değilim ama “hiç bilmediğim” konuda konuştuğum düşünülüyorsa bana susmak düşer.

    Selam.

  8. yukarda belki açıklanmıştır ama okuyamadn kaç çeişt salavat vardır acaba bilidklerimiz yanlışmı tam olarak bi açıklarsanız sevinirim

  9. Diğer Yorumlar…

    nihat Diyor:
    09 Jun 2007 9:49 pm esayın ali bey bazı söylediklerinize katıldım.ama zikir konusunda size katılmıyorum.ben herhangi cemaate katılmam namazımıda evde kılarım.çünki bu devirdeki hocaların çoğu iş olsun diye yapıyorlar.hocalığı para kazanmak için yapıyorlar.hutbelerde sohbetlerde dinimizle alakası olmayan şeyler anlatıyorlar.gelelim zikir konusuna yüce ALLAH,ın bizim zikrimizede namazımızada duamızada ihtiyacı yoktur.biz bunları kendimiz için yapıyoruz zaten.rabbimiz bizi bağışlasın diye yapıyoruz.ve tarikattaki kardeşlerimede şöyle söyleyeyim,zikiri içinizden yüksek sesle yapın.yaptığınız zikrin anlamını düşünerek yapın.
    çağrı Diyor:
    25 Jun 2007 4:55 pm eAli bey daha önceki bir yazının yorumunda da birisi size AHMET HULUSİ’yi tavsiye etmişti…
    o sizin halisülasyon sebebi dediğiniz milyonlarca kelime tekrarı dediğiniz şeyin bilimsel açıklaması ve tasavvufi açıklamasını güzel bir şekilde anlatıyor…ve de ALLAH ın beşere kutsal bir ilhamı olduğunu da….a.hulusinin dua ve zikir bölümünü dikkatlice okuyun…evet anlamaya çalışarak…

    sırf burda muhalif,gelenek din karşıtı imajı vermek için, araştırma yapmadan çok gereksizce yorumlar yapıyosunuz..

    BAKIN : eğer sizin yorumunuzu okuyup da zikir mucizesinden bir kişi mahrum kalırsa,(niye mucize olduğunu bilmsel açıdan söylüyorum) onun mesuliyeti altından nasıl kalkarsınız..

    ALLAH SİZİ KURTARSIN ;BARİ BU GARİPLERİ DÜŞÜNDÜRÜCEM DİYE KAFALARINA SAÇMA SAPAN FİKİRLER EMPOZE ETMEKTEN SAKININ ARTIK….

    gelenekçi dine karşı olmak:eskiden din adı altında din gibi inanılmaya başlanılan HURAFELERE,GELENEKLERE karşı çıkmaktır…SİZİN YAPTIĞINIZ:peygamberlerden,büyük evliyalardan,erenlerden günümüze gelmiş,doğal olarak kökeni eski,dinin belli DEĞİŞEMEZ,FAYDALARI HERKES TARAFINDAN kolayca müşahade edilebilen, SAĞLAM DUVARLARA MUHALEFET etmektir..yapmayın gözünü seviyim…kurtarın kendinizi..

    kendinizi geçin…başkalarının;imanı sağlam olmayıp da dine ilgi duymaya başlayan insanların günahlarını almaktan korkun..çok samimiyim…

    mantıksız bi şekilde savunmaya geçmeyin..evet savunmaya geçmeyin..ben de girdim,gezdim o siteleri..bu kadar kolay etkilenmeyin…

    sırf farklılık ,reformist imaj aşkınızdan dolayı girdiğiniz ŞEYTANİ riskin farkında olun…ŞEYTANİ dediğim için sakın kendi kendinize ”bizim gibi akılcı insanlar hep böyle bağnazlar tarafından taciz edilirler” gibi düşüncelere girmekten de sakının…YANLIŞ BİR DİN-TARİH-BİLİM BAĞLANTISI OLUR..neyse son sözüm de eğer mantıklı,metafiziksel,BİLİM AĞIRLIKLI dine ilginiz varsa AHMET HULUSİ yi önyargısız okuyun,anlayın,yorumlarıyın…saygılarımla..
    Ali Aksoy Diyor:
    25 Jun 2007 8:07 pm eSelam Çağrı,

    Artık bu cevap ortak olsun.

    https://aliaksoy.wordpress.com/2007/03/10/salavat-nasil-getirilir/#comment-803
    Ayşe Diyor:
    30 Jun 2007 2:43 pm eHerkes herşeyi bilemez siz yolları ve tehlikeleri görünür sanıyoysunuz bedeninizin ne kadarını görüyorsunuz ve o hastalanınca hem doktora gidyor gerekeniyaptıyor yani sen ordan yardım alıyorsunuzbu himmet demektir.Sana kimin himmet ettiği belli .HZ.YUNUS EMRE HZ.MEVLANA HZ.İMAMI GAZALİ VE binlercesi bulamadı da sen ve seni gibiler mi buldu . Diskoteklerde tepinenelere niye sormazsınız niye kendinden geçiyorsun .Sen sevdiğini görünce hislerin nasıl oluyor .Seninki beşere olan bir sevgi .Allah aşkı olmayan zikrin lezzetini ne bilsin .Siz kendi istetiğiniz gibi ayetleri
    yorumluyorsunuz,ayetleri yorumlamak için bütün ilimlere vakıf olmak gerekir yani ilm-i leddüni gerekir,sizin dereceniz ne ben üniversiteleri sormuyorum …..Selavat çekmek hakındaki düşüncelerinize gelince ben size soruyorum bir insanın müslüman olabilmesi için ne gerekli yanlızca LAİLLAHE İLLALLAH demek yeterlimidir,MUHMMEDEN RESULLULAH demek de gerekmiyormu. Yani yanlız Allahı birlemek müslüman olmak için yeterli değil (bunu gerçek islam inançına göre söylüyorum)kendi sapklığınızı yaymak için
    ülkücülerin adını kullanmayın. Reklamınızı farklı yoldan yapın.
    Yunus Emre Gündoğdu Diyor:
    01 Jul 2007 12:42 am eSayın Ayşe hanım. Kimin doğru yolu bulduğunu bilemeyiz. Saydığınız isimler halk arasında ismini duyurmuş ve tarihte iz bırakmış kişilerdir. Fakat bu kişileri aşırı yüceltmek, dosdoğru, hatasız, tertemiz, hakkı bulmuş kişiler olarak göstermek çok ama çok yanlıştır. Bu kişilerin her sözünün, her yaptığının, her harekitinin doğru olduğu söylenemez.
    Lailahe illallah ( İlahlar yoktur, sadece Allah vardır. )
    Evet iş bu sözü söylemekle bitmiyor. Allah’ın diğer emrettiklerini de yapmamız gerekiyor. Peki bu emredilenler, yapmamız ve yapmamamız istenilenler neler? Bu istenilenler nerede yazmakta, tabiki de sadece ve sadece Kur’an’da, vahyedilen Zikir’de yazmakta.
    Muhammedenrasulallah ( Muhammed Allah’ın elçisidir )
    Evet Peygamber Muhammed ( selam üzerine olsun ) yalnızca elçidir. Vahyi insanlara duyurmak, dini tebliğ etmekle görevlidir. Böyle denince sanki biz O’nu postacı olarak görüyormuşuz gibi algılanıyor. Şunu belirtmeliyim kibahsedilen postacılık PTT postacılığı değil, Allah’ın postacılığıdır, normal postacılıktan farklıdır ve ne büyük bir görevdir ( . Bu görevi ( tebliğ ) yapmak da o kadar kolay değildir. Ve Kur’an’da anlatılanlar üzere hiçbir Peygamber için kolay olmamıştır. ( çoğu Peygamber öldürülmek istenmiştir, örn. İsa Resul, Musa Resul, Muhammed Resul )
    Elçilik görevi ile ilgili ayetler;
    Maide
    (99) Peygamberin üzerine düşen sadece tebliğdir. Açıkladığınız ve gizlediğiniz şeylerin hepsini bilecek olan ise, ancak Allah’tır.
    Maide
    (117) Sen bana ne emrettinse, ben onlara sadece onu söyledim. Hep “Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin!” dedim. Aralarında bulunduğum müddetçe üzerlerinde kontrolcü idim. Ne zaman ki beni içlerinden aldın, onları gözetleyen yalnız Sen kaldın. Zaten Sen herşeye şahitsin.
    Meryem
    (97) Biz, o Kur’an’ı sadece onunla takva sahiplerini müjdelemen ve inat edenleri de korkutman için senin dilinle kolaylaştırdık.
    ( Hadis uyduranlar/münafıklar da dini, Peygamber’in diliyle zorlaştırmaya çalışmışlar ve başarılı olmuşlar maalesef… )
    Enbiya
    (7) Senden önce de Biz, sadece kendilerine vahiy gönderdiğimiz birtakım erkekler gönderdik; bilmiyorsanız, haydi bilgisi olanlara sorun!
    Ali Aksoy Diyor:
    02 Jul 2007 6:33 am eÖfke ile söylediğim söz / ithamdan dolayı Ayşe’den özür diliyorum. Şu muhakkak ki, iftira insanı çileden çıkarıyor. Ayşe’nin de “dikkatsiz bir okuma ile” böyle söylemiş olabileceğini düşünerek yazdığımı sildim. Umarım O da artık bizi anlar. En azında yazdığı gibi olmadığımızı anlar…

    Selam ile…
    Ali Aksoy Diyor:
    03 Jul 2007 9:02 pm eSelam,

    Şu linki de bir inceleyiniz.

    https://aliaksoy.wordpress.com/2007/03/10/salavat-nasil-getirilir/#comment-884

  10. Milyonlarca kişinin yaptığı yanlışı görüp, doğrusu budur diyebilene Allah sabır versin. İşi gercekten cok zor.

  11. Ali aksoy kardesimize Allah(c.c) den yardim ve Peygamber efendimizden Sefaat istiyoruz, ve insaallah dogru yolu bulur, “HANIF DOSTLAR” diyerek tureyen ZiNDiKlArDaN sapik yoldaki bu cehennem halkasindan kendini alikor,…. Insaallah, Akil belli bir yere kadar dogrularda olabilir ama, asla dusunulmemeliki “Din” sadece akla bagli degildir.Oyle olsaydi yemege dusen sinegi neden yemegin icine batirip sonra atmak gerektigini 1400 yil once nasil ispat edilebilirdi ki>? Akla bağlı değilse nasıl tespit edilebiliyor ? Iste Müşahadeye ,gözleme bağlı her şey , ister açık ister örtülü olsun akla bağlı degildir… Ayrica Zikir Konusunda Ali Aksoy beye
    Letaifleri iyice araştıriniz derim. Ve unutulmamali ki ilk olarak ruh sonra kalp yaratılmistir. En son beden verildi sonrada akıl…Vesselam. “Insaallah sunnet ve farzlara uyarak, (ehli sunnet vel cemaat) iceriliginde ALLAH, ALLAH, ALLAH,” DIYEREK ZIKIR EDECEGIZ TA KI AHIRETE GOCENE KADAR…., Oyleya kisi sevdigini aklindan cikarmaz mis ki>? Illa dil lazim degil anmak, zikir icin!!!
    Akıl nedir ?…Bilmediğini bir şeyin tanımını uydurma yada başka bir bilmediğiyle eşleştirme aracımıdır ? İşte bu Kuran’da geçen övülmüş akıl değildir.
    Azazili Şeytan yapan işte bu akıldır…Bizlerde bu dünyaya azazil misali (izzetli müslüman ) olarak gelir sonra tercihlerimizle kendimizi asıl benliğimizi ortaya koyar ve temsil ederiz…Ya insanı kamil olarak meleil alaya yada şeytan gibi esfeli safilinie yada ikisi arasındaki 8 nefs ve her nefs makamındaki 70 mertebeden birinde yürürüz…

    SELAMLAR VE SAYGILAR.

  12. Sevgili Ali ağabeyim Zikrullah sizin söylediğiniz gibi halisülasyon göstermez.
    Bende nakşibendiyye yoluna mensubum ve zikir vazifem var yani işi yakinen tecrübe ediyorum…
    Ben Dervişliğimden öncede Namazımı kılmaya gayret gösterirdim ama nakşi olduğumdan beri kıldığım namazın bir ayrı bir tadı var bunun sebebi zikir.
    zikir yapmak elde tespih dilde Allah demek değildir Zikir yaparken Allah gerçekten anılır onun yüceliği düşünülür(Ayrıca Nakşilikte dille zikredilmez kalple zikredilir) ve bu zikir kalbi o kadar ferahlatırki anlatamam anlatılmaz çünkü şeker yemeyene şekerin tadı anlatılsa bile anlamaz yemeden bilemez…
    Ayrıca Başka zikir yollarıda vardır dervişler toplanır içlerinden inşirah suresi fatiha ve ihlas-ı şerife okurlar hele bunun apayrı bir tadı vardır üstadım
    Zikir eden mümin inanınki nefsi ile yaka paça oluyor nefse zor geliyor bu işler lakin sabrettikçe nefse muhalefet ettikçe susmaya başlıyor nefis tarikatte islama aykırı birşey yok Hakka aşık olmanın neresi yanlış İNSAN GÜNDE BİR KEZ AŞK İLE ALLAH DESE ONUN YÜCELİĞİ KARŞISINDA KENDİNİ ACİZ GÖRSE o insana yeter işte bu aşkı yakalamak için binlerce kez söyleniyor insan gizli yada aşikar Allahı ansa bilirimki Rabbimde oennu anar çünkü o Aşk ile yalvaran Af dileyen Yanlız Ondan isteyi asla geri çevirmez
    Ayrıca zikir hiçbirzaman farz namazdan önce yapılmaz önce farz namaz kılınır sonra zikir yapılır adap böyledir tarikatte ilk esas önce farzları sonra sünnetleri yerine getirmeye çalışmaktır daha sonra tarikat adabı gelir neyse Ali ağabey ben lafı fazla uzattım…mail adresimden daha ayrıntılı konuşabilirsek memnun olurum Allahın Rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Allah yar ve yardımcınız olsun…

  13. Selam…

    Bakara; 198: Rabbinizden bir lütuf istemenizde hiçbir sakınca yoktur. Sonra Arafat’tan ayrılıp akın ettiğinizde Meş’ari-Haram’da ALLAH’I ANIN. Ve O’nu O’nun SİZE GÖSTERDİĞİ GİBİ ANIN. Ve siz bundan önce gerçekten sapıklardan idiniz.

    Yüce Allah’ın, kendisini anmamız için bize gösterdiği, öğrettiği şekil ise iki ayet sonrasında bildirilmiştir:

    Bakara; 200: Sonra da ibadetlerinizi bitirdiğinizde yine ALLAH’I ANIN, TIPKI BABALARINIZI ANDIĞINIZ GİBİ. Hatta DAHA KUVVETLİ BİR ANIŞLA ANIN. İnsanlardan bazısı, “Ey Rabbimiz bize dünyada ver!” diyen kimselerdir. Onun için de Ahiret’te bir nasip yoktur.

    Ayetlerden açık ve net olarak anlaşıldığı gibi Yüce Allah, kendisini babalarımızı andığımız gibi, hatta daha kuvvetle/ şiddetle anmamızı emretmektedir.

    Bu durumda, öncelikle babalarımızı nasıl andığımızı düşünmemiz gerekmektedir. Babasını, elde otuz üçlük, doksan dokuzluk, binlik, … tespih, gece gündüz “Baba, Baba …” diye diliyle anan bir kişinin bile mevcudiyeti söz konusu olamayacağına göre, burada düğümü çözecek olan ipucu, babamızı anmamızın, onu düşünmemizin nasıl olması gerektiğindedir.
    —————-

    Gözden kaçırılmaması gereken kısımdı!!!

    —————

    Sayın Lahuti, belki namaz ritüelini kılıyorsunuzdur. Onda sabah akşam 5 vaktinizde Fatiha Suresini anlamını bilmeden Arapça okuyorsunuzdur..

    O surede “(Allah’ım) yalnız senden yardım dileriz.” diyorsunuz..

    Buna rağmen tutup bir de Peygamberden şefaat diliyorsunuz! Böylelikle Peygamberi Rab edinmiyor musunuz? Hani yardımı yalnız Allah’tan dilerdiniz? Ne oldu?

    Kel başa şimşir tarak değil mi?

    Allah size akıl fikir versin!!! Ki düşünüp anlayasınız! Ne dediğinizi bilesiniz!

  14. Selam Yunus
    Kardeşim hanif dostlarınız Peygamberi ilah ediniyormuşuz gibi iddialarını kafalarına koymuşlar ve bununla bize karşı çeşitli hedefler gütmekte.Çok mertseniz gidin Hz.Ali(R.a)’yi Peygamber ve ilah kabul eden Nusayriler ve Şia sapıklarıyla bunlarla olmasa gidin şeytana tapan Yezidiler’le atıştırırsanız daha makul olur.
    Önce neyin nerde ele alınması gerektiğini iyice bir araştır,düşün sonra tartışırsın.Bu işler böyle masa başı kurgu ve karın tokluğuyla öğrenilen işler değil.
    Anlaşılmıştır herhalde…

  15. Selam Arkadaşlar

    Hakkı Yılmaz denen kişinin İşte Kur’an ! isimli sitedeki görüşlerini araştırdım.Bu sitede Melek,cin,şeytan ve rüya hakkındaki görüşlerini okudum.Gerçekten hayret verici.Melek,cin ve şeytan’ı somutlaştırarak bir nevi hiçleştiriyor.Bilmem melekler tabiat kuvvetleri ve ayetler imiş,cinler bazı insanlar imiş falan filan…

    Bunların görüşlerini okudukça yalnız Kur’an yeter diyen bu gibilerinin birbirlerini tutmayan tutarsız görüşlerini daha yakından tanıma imkanını buluyor ve dinsiziğe doğru bir eğilim içerisinde olduklarını bizzat müşahade ediyorum.

    Arkadaşlar siz siz olun bu gibilerine inanmayın.Allah bizleri ve diğer kardeşlerimizi bunun gibi mülhidlerin şerrinden korusun.
    Selametle….

    xxxxxxxxxxx

    Admin: Bu mesaj düzeltilerek yayınlanmıştır.

  16. YANLIZCA YORUMDUR…
    Amaaaaan Tartıştığınız şeye bak şaşırıp kalıyorum size burada durmuş islam’ı tartışıyorsunuz yahu sizemi kaldı Hadisler doğrumu/değilmi yok efendim Allah tespihle zikredilirmi,efendime söyliiim evliya varmı yokmu felanda felanoğlu…
    Herhalde insanlar yanlış bir dine inanıyor bozulmuş çarpıtılmış bunu düzeltmek lazım dimiiii hemen bu işe koyulmak lazım demek hadisler yalan Hadislerin alayı yalansa belki peygamberde yalancıdır.oruçmu amaaan ne gerek var namaz? onuda geç hele miraç mı? yaw insan yaparmı öyle şey, nasılsa din yanlış allah bilir kuran da yanlıştır millet aralara bişeyler sokuşturmuştur belki haa…

    Durun bi dakika ağalar bu dinin doğruluğunu tartışmak bize düşmez bir hadis-i şerifin doğru sahih olup olamayacağı zaten bellidir… örneğin bir hadis ayetle veya başka bir hadisle çelişiyorsa sahih değildir…
    Efendimiz(sav)den beri müsklümanlar nasıl yaşıyorsa bu din öyledir, kur-an dindir ve hadisler ise teferruatı anlatır
    dini tartışmak bize size düşmez bu din Allahın himayesindedir ve sondur diğerleri gibi bozulmayacaktır

    HİCR SURESI
    Bismillahirrahmanirrahim

    9-Şüphe yok ki, o Kur’an’ı Biz indirdik. Biz; her halde onu muhafaza da edeceğiz!

    VARMI ŞÜPHESİ OLAN ? Şüphe edene ise yanlız aşağıda aldığımız emirle cevap veririm

    Kul yâ eyyühelkâfirûn. Lâ a’büdü mâ ta’büdûn. Ve lâ entüm âbidûne mâ a’büd. Ve lâ ene âbidün mâ abedtüm. Ve lâ entüm âbidûne mâ a’büd. Leküm dînüküm veliye dîn.

    De ki: Ey kâfirler! Tapmam o taptiklariniza. Siz de tapanlardan degilsiniz benim Mabudum (Allah)’a. Hem ben tapici degilim sizin taptiklariniza. Hem de siz tapici degilsiniz benim ibâdet ettigim (Allah)’a. Size dîniniz, bana da dînim.

    Allahın rahmeti inananların üzerine olsun…

  17. o kadar boşa kürek çekiyorsunuz ki …….

    sen kardeşim zikirmi çekmek istiyorsun çek…

    sen kardeşim zikir çekmek istemiyormusun çekme…

    nediyor allah dinde zorlama yoktur…siz çeksenizde çekmesenizde zikir en büyük ibadettir…

    sen hiç çekmezsin dünya işi ile kafayı çizersin
    ben günde 47bin zikir çekerim huzur ve huşu ile yaşarım..

    bana ne sana ne ..durumuna mı girmek lazım illa

  18. Bu sitede sünnet ve hadisler inkar mı ediliyor? Ali Aksoy Bey bunun cevabını verir msiniz? bir de Mezhebiniz?

  19. Euzubillahi mineşşeytaniracim bismillahirahmanirrahim,

    Zannımca Hakkı Yılmaz da selefi-vahhabi veya başka bir şer odağının akımına kapılanlardan biri şeklinde bir yazı yazmış.

    Rabbim sırf kendisini anmakla görevli sayısı meçhul melekler ve çeşitli yaratıklar meydana getirmişken zikrullahı fuzuli birşeymiş gibi göstermeye çalışmak bir nevi gaybı da inkar etmektir ki özellikle kelamcılar ve Vahhabiler bu işi çok iyi yaparlar. Bu gibi kişilere evliyaullahtan İmam Gazali hazretleri El Münkizul Mine’d Dalal ve İhya kitabında, Gavsı Azam Abdülkadir Geylani hazretleri El Günyetut Talibun kitabında, Muhiddin Ibni Arabi hazretleri Fütuhatı Mekkiye kitabında, Tillolu İbrahim Hakkı Hazretleri Maarifetnamesinde (yine sayısı bilinmeyen evliyalar yazdıkları eserlerinde) doğru yolu işaret etmişlerdir.

    Bunun dışında Hanifdostlar hareketinin muhtemel kaynağı Tel Aviv, Washington veya Londra olduğuna göre Müslümanların niyeti belli olan münafıkların ve kafirlerin oyunlarına gelmemelerini tavsiye ederim.

    Son olarak diyanet, Seyyid Kuttub gibi kişilerin tefsirlerine müsade ettikçe kardeşlerimizin yanılgıya düşmeleri de kaçınılmaz oluyor. Allah münafıkların ve dinle oynayanların şerrinden müslümanları korusun.

  20. Selam Kubilay,

    Kimin kafir olup gerçeğin üzerini örttüğünü gerçekle karşılaştığımız zaman göreceğiz.

    “Selam” sana !

  21. tabi ki ALLAHIN bizim zikrimize ihtiyacı yok ama bizim onu zikretmeye ihtiyacımız var biz bu dünyaya kulluk için gelmedik mi?onun emrettiği şekilde kulluk….zikir çeşit çeşittir isteyen istediği zikri yapar….selametle

  22. Değerli kardeşlerim,Allahın gücü-kudreti üzerine düşünüp,yaratıklarında bunun izini aramak da zikir sayılır,bu da bilimdir,bir sineğin kanadında,bir örümceğin ağında,bir elementin kimyasal özelliklerinde Rabbimizin gücünü-kudretini-ilmini görebilir,görmeye açalışırsak da zikir yapmış sayılmazmıyız.rabbimizin doğaya-elementlere koyduğu ni’metleri bulup çıkarmak,bununla insanların acısını dindirmek bunun mükafatı değilmidir.ıeskiden yapılan herşey kutsal değildir ki,eskinin yanlışlarında ısrara etmek ,bikakis Kur!anda kınana bir durumdur Müslümanın acısına.na fenni ve tıbbi ilaç olmak bu zikrin dünyavi karşılığını görmek değilmidir.geleneksel zikir biçimini Peygamberimiz yapmış mıdır ki,Rabbimiz Kur’an ayetleriyle sena etmek ayrı,asrı saadetten sonraki seramoniler ayrı,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: