Kuran’a Yönelmek

Kur’an’ın Anlaşılmasında Iki Mesele, Prof.Dr. Mehmet Sait Şimşek

Bir asra yakındır İslam alemi, içinde bulunduğu durumdan kurtulma yollarının arayışı içerisindedir. Asırlarca hakim olmuş bir medeniyeti vardır. İzzet sahibiydi, onurluydu. Oysa bir asırdır geriliğin, beceriksizliğin, tembelliğin adeta sembolü oldu.


Ondokuzuncu asırdan itibaren Batı’da büyük bir gelişme gösteren sanayi ve teknoloji devrimi ile bu devrimin ortaya çıkardığı medeniyet, İslam aleminde bir çok taraftar buldu. Bir müddet sonra yönetimi de ele geçiren bu taraftarlar, İslam aleminin içinde bulunduğu bu durumdan İslam’ın kendisini sorumlu tuttular. Her vesileyi fırsat bilerek gizli açık İslam’a savaş açtılar.

İslam aleminin içinde bulunduğu durumdan İslam’a inanan aydınlar da memnun değildi. Onlar da arayış içerisindeydi. Ancak İslam’a yapılan saldırılar, onlara yeterince düşünme fırsatı vermedi. Devraldıkları kül-türün de doğurduğu bir takım problemler vardı. Batı taraftarlarının hakimiyeti eline geçirmelerinden sonra meselelerini özgür bir ortamda tartışma imkanını da yitirmiş oldular. İçine düşülen bu ortam insanlar arasında farklı akımların ve birbirlerine iyi gözle bakmayan değişik grupların ortaya çıkmasına neden oldu. Gerçi bu grupların ortak bir görüşleri vardı. Hepsi de müslümanların içinde düştükleri bu durumu, müslümanların İslam’dan uzaklaşmış olmalarına bağlıyorlardı. Ancak İslam’dan ne anladıkları konusunda birbirlerinden ayrılıyorlardı. İşte bu açıdan bu grupları üç temel gruba ayırmak mümkündür.

a- Gelenekçiler: Müslümanların İslam’dan uzaklaşmalarını dış güçlerin komplolarıyla izah eden bu kesim, atalarından devraldıkları tüm inanç ve gelenekleri İslam olarak kabul ederler. Onlara göre Kur’an ve sünnetle uğraşmak, onları anlamaya çalışmak, affedil-meyecek bir bid’attir. Ehl-i Sünnet yolundan bir sapmadır. İslam olarak bize ne intikal etmişse, İslam işte odur. Değil Kur’an ve sünneti anlamak, bu asra kadar gelmiş olan ulema-i izam ve meşayih-i kiramın dediklerini bile anlayamayız. Bu görüşten kıl payı sapanlar, dışgüçlerin aramıza soktukları ajanlardır.

b- Sentezciler veya Kararsızlar: Bu kesimin net bir tavırları yoktur. Bazen gelenekçilere bazen de -bir sonraki maddede anlatacağımız- ıslahatçılara meyle-derler. İki görüş arasında yalpalayıp dururlar. Varlıklarını, gelenekçileri tefritte olmakla, ıslahatçıları da ifratta olmakla suçlayarak sürdürürler. Böylece kendilerine mutedil süsü de vermiş olurlar.


Bu gruba dahil olanların önemli bir kesimi, İslam kültürüne yabancı unsurların girdiğini kabul eder. Ama onlara göre bunları tashih etmenin zamanı değildir. Çünkü bunları ayıklama kapısı açıldığında yabancı fırtınalar o kadar şiddetli eser ve o kapıdan içeri girer ki İslam’dan geri kalanı da silip süpürür.

c- Islahıtçılar: Bunlara göre müslümanların İslam’dan uzaklaşmalarının temelinde, müslümanların İslam anlayışlarındaki sapmalar yatmaktadır. Bir kavm içindekini, yani inanışlarını değiştirmedikçe Allah o kavmi değiştirmez. Müslümanların anlayışlarında bir takım sapmalar oldu ki bu duruma düşmeye müstehak olduk. Allah, doğru bir inanç üzere olan bir kavmi zelil duruma düşürmez. Bu durumumuzdan kurtulmanın yolu, inançlarımızda, ibadetlerimizde ve davranışlarımızdaki sapmaları tashih edip düzeltmekten geçer. Bu sapmalar devam ettiği müddetçe İslam alemi için kurtuluş mümkün değildir.

Peki bu sapmaları nasıl düzelteceğiz? [private]

Bu sapmalardan kurtulmanın yolu Kur’an ve sünnete dönmektir. Geçmiş alimlerimiz kendi dönemlerinde görevlerini yapmışlar. Ancak alimler hatasız değildir. Kur’an ve sünneti anlamaya çalışırken geçmiş alimlerin rehberliğinden istifade edeceğiz ama hatasız olmadıklarını hiç bir zaman unutmayacağız.

Bu üçüncü grubun görüşleri başta pek revaç bulmadı. Hatta İlk gruba mensup olanlar, bu üçüncü grubu, dini içten yıkmaya çalışan dış güçlerin iç bünyeye sızmış ajanları olarak gördüler. Ama zaman, bu üçüncü grubun lehine çalıştı. İslam aleminde taraftarları gittikçe arttı ve hala artmaya devam etmektedir.

Bu görüşe mensup olanlar arasında sayıları az da olsa geçmişin mirasını tümden reddederek sadece Kur’an ve sünnet -bazen sadece Kur’an ile- yetinilmesi gerektiğini savunanlar da vardır. Her görüşün dervişleri olduğu gibi bu ekolün dervişleri de bunlar.

Kur’an ve sünnet’e dönüş taraftarları arasında Kur’an tefsirlerine büyük ilgi duyulacağı tabii idi ve öyle de oldu. Ne var ki tefsir kitapları daha çok kendi dönemlerinin problemlerini söz konusu ediyorlardı. Dahası bunlar arasında Kur’an’ın indiriliş gayesini kendisine hedef edinmiş olanları nadir denecek kadar azdı. Bunlardan bazısı, dönemi geçmiş kelami konularla uğraşırken, bazısı Arap dilinin incelikleriyle meşguldu. Kimi de israiliyata o kadar dalmıştı ki bu uydurma hikayeler arasında doğruları tespit etmek bazen çok zordu.

Gerçi çağın ihtiyaçlarına cevap verme çabasında olanlar ve Kur’an’ın indiriliş sebebini kendine hedef edinen müfessirler, bu doğrultuda tefsirler yazdılar. Bu tefsirlerde toplum meseleleri Kur’an’a arzedilerek ondan bu meselelere çözümler aranıyordu. Bu nedenle bu tefsir ekolüne İctimai Tefsir Ekolü denilmiştir. Ancak diğer gruplar bu tefsir çeşidine şiddetle karşı koydular. Bu tefsirleri yazanların mezhepsiz olduklarını, itikatlarının bozuk olduğunu, eski müfessirlerin yolunu takip etmediklerini; onlara muhalefet ettiklerini, neticede bu tefsirlerin müelliflerinin tefsir yazmaya ehil olmadıklarını, tefsir yazacak kişinin şu kadar ilmi tahsil etmiş olması gerektiğini bir parti programının propaganda uslubuyla kamuoyuna yaydılar.

Günümüzdeki bu tür tartışmaları gözönünde bulun-durarak Kur’an İlimleri ve Tefsir Usulüyle ilgili kitaplarda müfessirde bulunması gereken şartlar konusuna kısaca temas etmek istiyoruz. Bu kitaplarda ileri sürülen şartlar ne derecede tutarlıdır ve bu şartların ileri sürülmesinin sebebi nedir? Ancak meselenin anlaşılması için kısaca tefsir tarihinden de bahsetmek istiyoruz. Böylece ileri sürülen şartların bir kısmının nasıl ortaya çıktığını görmüş olacağız.

Peygamber (s) hayattayken sahabe, anlamı-nı bilmedikleri a-yetleri kendisine sorarlardı. Ayrı-ca Peygamber (s)’in davranış-ları da Kur’an’a uygun olduğun-dan onun davra-nışları Kur’an’ın pratiğe aktarıl-mış şekliydi. Sahabe de dav-ranışlarının Kur’an’a uygun olmasına büyük önem verirlerdi. O dönemde Kur’an ile toplum arasında sürekli ve canlı bir iletişim vardı. Çoğu ayetler, toplumda ortaya çıkan problemler üzerine inmekte, problemlerin çözümü o ayetlerde anlatılmaktaydı.

Peygamber (s)’in vefatından sonra Kur’an’ın herhangi bir ayetini anlama noktasında bir problemi olan, kendisinden daha iyi bilene soruyordu.
Kur’an’ı anlama konusunda sahabe çok titiz idi. Onların bazılarından yapılan rivayetlerde şöyle denil-mektedir: Kur’an’ı onar ayet şeklinde okurduk; on ayeti iyice tetkik eder, onları anlar, onlarda anlatılanlarla amel eder ve ancak bundan sonra başka bir on ayete geçerdik. Böylece Kur’an’ı, ilim ve ameliyle birlikte öğrenirdik.

Kur’an kendisiyle amel edilmek üzere okunuyor, problemler Kur’an’a arzedilerek çözümleniyordu.

Hz. Osman’ın öldürülmesiyle müslüman toplumda beliren kargaşa Hz. Ali ve Muaviye arasında çıkan savaşla daha da artmış, büyük günah işleyen kimsenin cennete mi yoksa cehenneme mi gideceği problemini gündeme getirmişti.


Müslümanların Hint, Yunan ve benzeri yabancı kültürlerle karşılaşmaları fikri bir takım tartışmaları doğurmuş, Allah’ın sıfatları, Kur’an’ın mahluk olup olmadığı, Allah’ın ahirette görülüp görülmeyeceği gibi pratik hayatı direkt olarak ilgilendirmeyen meselelerde farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Daha önce birlik içerisinde olan müslümanlar, birbirlerinden farklı düşünen fırka ve mezheplere bölünmüşlerdi. Farklı düşünme, başlangıçta belki de farklı anlama ve değerlendirmeden kaynak-lanıyordu. Bu sebeple müslümanların birbirlerine bakış-ları nisbeten ılımlı bir hava içerisindeydi. Ancak daha sonra gelen mukallidler ve mezhep mutaassıpları daha katı tavırlar takınmış, ayrılıkları daha da derinleştirerek aşılmaz duvarlar haline getirmişlerdir. Yüce Allah, anlaşmazlıkları çözüme bağlamak için Kur’an ve sünnete başvurmayı emrettiği halde bu mukallidler, meseleleri mezhebi kurallara, şeyh ve üstadlarına arzediyorlardı.

Dikkat edilirse ayrılık konusu olan meseleler de, hayati önem taşıyan meseleler değildi. Sun’ilik yönü ağır basan meselelerdi.

Yazılan tefsirler de, hayatın içinden çıkan meselelerden çok lüks denilebilecek meseleleri içermeye başlamışlardı.


Her fırka mensubu, karşı fırkaların görüşlerini cevaplandırma çabasına girmiş; karşı tarafın aklına bile gelmeyen şeyler gündeme getirilerek:’şöyle şöyle diyecek olsanız, bende şöyle şöyle cevap veririm’ şeklinde ardı arkası gelmeyen hayal mahsulü soru ve cevaplar tefsir kitaplarında yer almıştır.

İşin en acıklı tarafı ise, her fırka mensubunun önyargılarla Kur’an tefsirine yönelmesi; mezhebiyle uyuşmayan ayetleri mezhebi doğrultusunda te’vil etmesidir.

Peki bu sapmaları nasıl düzelteceğiz? Bu sapmalardan kurtulmanın yolu Kur’an ve sünnete dönmektir. Geçmiş alimlerimiz kendi dönemlerinde görevlerini yapmışlar. Ancak alimler hatasız değildir. Kur’an ve sünneti anlamaya çalışırken geçmiş alimlerin rehberliğinden istifade edeceğiz ama hatasız olmadıklarını hiç bir zaman unutmayacağız…


Tasavvufla ortaya çıkan zahir-batın ayrımı, te’vil hareketine daha bir hız vermiş, Kur’an nassları ölçüsüz bir şekilde te’vil edilmeye başlanmıştır. Bu tür eğilimlerin ortaya çıkmasından sonra dini nasslar uyarınca hareket etmek yerine, dini nasslar beşeri eğilimlere göre yorumlanmaya başlanmıştır.

Bütün bu söylediklerimizi ayrı ayrı misallerle uzun uzun anlatmamız mümkün. Ancak bunun yeri burası değil. Biz burada müfessirin bilmesi şart koşulan ilimlerin neler olduğuna dair anlatınları naklederek kısa bir yoldan sonuca varmak istiyoruz. Bir karşılaştırma olsun diye önce selef döneminde şart koşulan ilimleri maddelemek istiyoruz:

a- Rasulullah’ın sünnetini bilmek.
b- Arap diline vakıf olmak.
c- Nüzul sebeplerini bilmek.
d- İstikamet sahibi olmak.
Bu son maddeyle kastedilen, kişinin, şeriatın emir-lerine bağlı biri olmasıdır.
Sonraki dönemlerde bu şartlara birçok ilavede bulu-nulmuştur. Biz burada birkaçını zikretmekle yetineceğiz:
a- Usuluddin’i bilmek.
b- Usulu fıkhı bilmek.
c- Mevhibe ilmi.
d- Müsbet ilimleri bilmek.

Şimdi ilave edilen bu şartların kısa bir tahlilini yapalım:

Usuluddin’den maksat, kelam ilmidir. Gerek Ehl-i Sünnet ve gerek diğer fırkalardan bu şartı ileri süren sonraki alimler: Kişi, Allah hakkında nelerin caiz, nelerin caiz olmadığını ancak kelam ilmi sayesinde öğrenebilir, diyorlar. Sanki Kur’an bunları öğretmiyormuş gibi.

Aslında bu maddeyle anlatılmak istenen kanaa-tımızca şudur: Müfessir, Kur’an’ı tefsir etme işine başlamadan önce mezhebimizin tornasından geçmeli, kafası mezbebimize göre rendelenmelidir. Ancak bundan sonra Kur’an’ı tefsir etmeğe ehil olabilir.

Usul fıkhı bilme şartı da aynı mezhebi endişelerle ileri sürülmüştür.
‘Mevhibe ilmi’ şartına gelince, selef döneminde ileri sürülen ‘İstikamet’ maddesinin değiştirilmiş şeklidir. Bize öyle geliyor ki, ‘İstikamet’in’ Mevhibe ilmine dönüşmesi tasavvufun etkisiyle olmuştur. Mutasavvuflara göre ‘Fuyuzat-ı ilahiyye’ hep onların kalplerine yağar.

Tabi her tarikat bu feyizleri kendi tekeline almayı da ihmal etmemiştir. Şeriat ilimlerini tahsil eden kişi eğer bir şeyhe intisap etmemişse zahir ilimlerle sınırlıdır, kabukta kalmış öze inememiştir. Böyle biri, Kur’an’ın derin manalarını anlayamaz. Kur’an’ın derinliklerine inmek o kadar kolay bir şey değildir. Zahir ilimlere saplanmış biri bu manaları nasıl keşfetsin?

Müsbet ilimlerle mücehhez olma şartı ise, çağımızda müsbet ilmin akıllara hakimiyet kurmasından kaynak-lanan bir şart olduğu açıktır.

Müslümanların, Kur’an’a bakışlarında önyargı-larından ve mezhebi taassuplarından kurtulmadık-ça sağlıklı bir inanç ve sahih bir amele kavuşmaları çok zordur…

Bu yazı Kuran İslamı Sitesinden alıntıdır.

[/private]

Reklamlar

One thought on “Kuran’a Yönelmek

Add yours

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: