Kul Hakkıyla Karşıma Gelme !

Türkiye’de, herhangi bir kahvehaneye gidin, yandaki masadan, ortalama bir vatandaşın şöyle dediğini duyabilirsiniz; “Ne demiş Cenab-ı Hak; ‘Kul hakkıyla karşıma gelme!”

Nerede demiş? Hangi ayette demiş? diye itiraz etmenize gerek yok, çünkü bu söz, tam da Kur’an’ın ruhununun Müslüman halk muhayyilesinde yoğrularak dile gelmiş ifadesidir.

Türkçe’de deyim haline gelmiş böyle sözler çoktur; “Harama uçkur çözme”, “Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yeme”, “Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste”, “Kula bela gelmez Hak yazmadıkça; Hak bela yazmaz kul azmadıkça” gibi…

Bunların her biri aslında birer ayettir.

Hele “Kul hakkıyla karşıma gelme” sözü, tümüyle Kur’an’ın ruhunu yansıtır.

Burada şu denmek istenir; “Sakın kul hakkı yeme çünkü Allah kul hakkı yemeyi affetmez.”

Kimi dinî cemaat ortamlarında ise şu ayet popülerdir; “Allah şirk dışında bütün günahları affeder.”

Peki, Allah’ın “Affetmem” dediği suç ve günah hangisidir?

Acaba Allah, kendine karşı işlenen günaha mı (şirk), yoksa insanların birbirine karşı işlediği günaha mı (kul hakkı) “Affetmem” demektedir?

***

Bu, şunun için önemli… [private]

Mesela, devlet, kendine karşı işlenen “devletin manevî şahsiyetini tahkir ve tezyif” gibi suçları affetmiyor da insanların birbirine karşı işlediği adam öldürme, hırsızlık, yolsuzluk, gasp, tecavüz gibi suçları affedebiliyor.

“Devlete karşı suç (şirk!) affedilmez, gerisi önemli değil” diyen siyasi anlayışla, “Allah’a karşı şirk affedilmez, gerisi önemli değil” diyen dinî anlayış arasında bir paralellik ve mantık birliği var.

Böylesi bir siyasî anlayışın aslında dinî anlayıştan yani Tanrı ve devlet tasavvurundan türediğini (kaynaklandığını) düşünüyorum.

Çünkü Emevî, Abbasî, Selçuklu, Osmanlı ve T.C devlet tasavvurları tek bir tarihsel zaman süreci içinde “görüngü” değişikliğine uğramış ve fakat Tanrı ve devlet anlayışları hiç değişmemiş…

Asıl “derin devlet” de budur.

Bunun değişmesi için “derine” inilmesi; Tanrı ve devlet tasavvurlarının sorgulanması gerekmektedir.

***

Şimdi, işin köklerine inelim bakalım durum gerçekten öyle mi?

Kur’an’da 324 yerde “zulüm”, 174 yerde de “şirk” kavramı geçer.

Zulüm “ötekine haksızlık yapmak”, şirk de “Allah’a ortak koşmak” demek…

Kur’an’da bu iki kavramın nerede ve nasıl kullanıldığına baktığımızda, ikisi hakkında da “affetmez” dendiğini görüyoruz.

Mesela; “Zulmedenleri Allah affetmez ve onlara bir yol da göstermez.” (Nisa; 4/168) ve “Allah ortak koşanları affetmez, bundan başka dilediğini (layık gördüğünü) affeder.” (Nisa; 4/48).

Bununla ne kastedildiğini anlamak için Kur’an’ın Kur’an ile tefsirine gittiğimizde ötekine karşı “zulüm” ile ilgili bir affın olabildiğine dair başkaca bir açıklama göremezken, Allah’a karşı “şirk” ile ilgili affın olabildiğine dair şu ayeti görüyoruz;

“Kendilerine apaçık deliller gelmesinin ardından tuttular buzağıyı tanrı edindiler. Biz bunu da affettik ve Mûsâ’ya apaçık bir güç ve yetki verdik.”

Keza Kur’an’da zulmün üç anlamda kullanıldığını görüyoruz; Allah’a karşı haksızlık, kendi nefsine karşı haksızlık ve öteki (insanlara) karşı haksızlık…

Buradan ilk ikisi için tek yanlı af ve mağfiret yolunun açık, ancak üçüncüsü için hakkını yediği kişiden daha dünyadayken helallik dilemedi ve bunu sonraki davranışları ile de ispat etmedi ise tek yanlı af ve mağfiret yolunun kapalı olduğunu görüyoruz.

Yani tabiri caizse “Bana veya kendi nefsinize karşı işlediğiniz suçları affedebilirim, ama kul hakkı ile karşıma gelmişseniz sizi ben bile kurtaramam. Bu, kurtarmaya gücüm yetmediğinden dolayı değil; kullarıma (insanlara) gösterdiğim saygı ile hak ve özgürlüklerin katımdaki değerinden dolayı böyledir.” denmek isteniyor.

Bunu şu tür ayetlerden çıkarıyoruz;

“İnsanlara zulmedenlere ve yeryüzünde zorbalık yapanlara yol yoktur. Onlara elem dolu azap vardır.”

“Senin Rabbin, halkı birbirine iyilik, güzellik, doğrulukla muamele ettikçe bir beldeyi zulüm (şirk) sebebiyle helak etmez, olacak şey değil!”

Yani: Allah, birbirlerine dürüst davrandıkları, aralarındaki muameleleri düzgün yaptıkları sürece yani birbirlerine zulmetmedikleri sürece bir beldenin halkını, örneğin sırf inkar etmeleri veya şirk koşmaları yüzünden helak etmez…

Razi, ayette geçen “zulüm”ün şirk anlamında kullanıldığını söyler ve buna şu ayeti örnek gösterir; “Şirk en büyük zulümdür; kuşku yok” (Lokman; 13). Ve ekler: Çünkü Allah’ın hakları (hukukullah) hoşgörü ve kolaylığa dayanır. Fakat insanların hakları (hukuku’l-ibad) inceden inceye elemeye ve sıkı tutmaya dayanır. Nitekim bir hadiste “Hâkimiyet küfürle devam eder ama zulümle devam etmez” buyurulmuştur (Razi).

Razi’nin dediği gibi aksi halde ayette çelişki ortaya çıkıyor. Çünkü iyilik, güzellik, doğruluk üzere olanlar (muslihun) zaten zulümden kaçınmış olanlardır. Demek ki bu ayetteki zulüm şirk anlamındadır. Burada Allah’ a karşı işlenen suç (şirk) ile insanların birbirine karşı işledikleri suçlar karşılaştırılmakta ve “Siz asıl birbirinize karşı davranışlarınıza bakın, Bana karşı davranışınız Bana kalmış.” denmek istemektedir.

Keza şu ayetler de bunu teyid ediyor; “Zulmedenlerin mazeret beyan edip yola gelmeleri için o gün artık çok geç!” (Rum; 57), “O, dilediği kimseyi sevgi ve merhametine alır zalimlere ise elem dolu bir azap hazırlamıştır.” (İnsan; 77/31).

Yine Kur’an’da insanlara önderlik etmenin ölçüsünün soy sop değil; adalet-zulüm ölçütü olduğunu görüyoruz;

“Bir zamanlar, Rabbi İbrahim’i bir takım olaylarla sınamış, kendini ispat edince ‘Ben seni insanlara önder yapacağım.’ demişti. ‘Soyumdan da önderler yap.’ deyince Allah, ‘Zalimler önder olamaz’ buyurmuştu.” (Bakara; 2/124). (Hud; 11/117) (Şura; 42/42) (Nisa; 4/53)

Yani: Ey “Tanrı ile yürüyen”in (İsrail) torunları olduklarını iddia edenler! Keza Ey “Allah’a kulak veren”in (İsmail) torunları olduklarını iddia edenler! Ey “Sevgi ve merhametin babası”nı (Ebrahim) ataları olarak kabul edenler! Dinleyin: Allah İbrahim’i sizden iki bin yıl önce tıpkı bu yetim Muhammed (s.a.v) gibi doğruluk ve dürüstlük (el-emin) üzere buldu. Onun Allah’ın yani vicdanın ve merhametin evrensel sesi olabileceğini gördü. Buna lâyık olduğunu gösterdi. İbrahim’le birlikte büyük bir yürüyüş başlattı. Onu iyilik ve adalet timsali olarak insanlığa önder yapacağına söz verdi. İbrahim soyumu da önder yap diye talepte bulununca ona, iyilik ve adalet yolundan ayrılanlar, zalimler önder olamaz dedi. Bu nedenle yeryüzünde seçilmiş bir soy yoktur. Kim iyilik ve adaleti ayağa dikerse, kim vicdan merhametin sesi olursa, kim doğruluk, dürüstlük yolunda yürürse ancak onlar insanlığa öncülük etmeye lâyıktır. Soyunuzla övünmeyi bırakın. İsrail oğulları veya İsmail oğulları olmak sizi kurtarmaz. Nitekim siz İsrail oğulları “Allah ile yürüyüşü” terk ettiniz; kuruntularınızla, vehimlerinzle yürüyorsunuz. Siz İsmail oğulları da “Allah’a kulak vermeyi” bıraktınız; Kâbe’yi putlarla doldurup Lat’a, Menat’a, Hubel’e kulak veriyorsunuz. Şu halde sevgi ve merhametin babası İbrahim’in yolunu sürdüren, küllenmiş o köze yeniden üfleyen işte şu aranızdaki yetim Muhammed (s.a.v) dir. Artık sevgi ve merhametin yeni sesi budur. Kuruntularınızı bir kenara bırakıp söylediklerine kulak verin, onun yürüyüşüne katılın…

Yine zulmedenlerden başkasına düşmanlık beslenemeyeceğini, dahası “savaşın” yegane sebebinin inkar, şirk veya başka dine mensup olma değil; baskı, zulüm ve zorbalık olduğunu okuyoruz;

“Hiçbir fitne (zulüm ve zorbalık) kalmayıncaya ve din (adalet) Allah için sağlanıncaya kadar onlarla savaşın. Şayet vazgeçerlerse zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur

Yani: Halka eziyet eden, insanları baskı ve zulüm altında inleten, bundan vazgeçmeye niyetli olmadığını da her defasında ispat eden zorbalara anladığı dilden cevap vermeniz gerekiyor. Barış için gerekirse savaşmaktan çekinmemelisiniz. Unutmayın, savaşın bir tek sebebi vardır; baskı, zulüm ve zorbalık… Bunun dışında kimseye durduk yere saldırmayın…

Bu ayet bu şekilde yorumlanmazsa “Dinde zorlama yoktur” (Bakara; 2/256) ilkesi ile çelişilmiş olur. Zira fitnenin (zulüm ve zorbalık) zıddı adalettir.

***

Görülüyor ki Kur’an “zulüm” kavramına olağanüstü bir vurgu yapıyor. “Şirk en büyük zulümdür” demesinden de anlaşılacağı gibi, zulmü şirkten daha büyük bir suç ve günah olarak görüyor. Yeryüzün önderliğini (devlet, siyaset) ve savaşın yegane meşru sebebini buna bağlıyor. Ve nihayet ahirette affedilmeyecek yegane suç ve günahın da “zulüm” olduğunu söylüyor.

Zulüm kavramına kısaca “bir hakkı yerinden oynatmak; kul (insan) hakkı yemek” diyoruz. Adalet de yenen hakkın iadesi, yerine konması oluyor. Onun için tarih boyunca vahyolunan şeriatlar (hukuk) insanların canlarını, mallarını, akıllarını, nesillerini, dinlerini, ırz ve namuslarını koruma altına alıcı hükümler vazediyor. Dünyanın bununla ayakta durabileceğini, insanlığın, bu sayede, insanlıktan çıkmadan yoluna devam edebileceğini hatırlatıyor.

Demek ki Allah, kendine karşı işlenen suçlar dahil tüm günahları layık gördüğüne (dilediğine) affedeceğini söylüyor. O’nun merhametinden başka bir şey bu hususta kurtarıcı değildir.

Fakat kul hakkı yemeyi (zulmü), hakkı yenene sormadan affetmeyeceğini ısrarla hatırlatıyor. Bu hususta hakkı yenene (mazluma, mağdura) hem dünyada hem ahirette yetki (insiyatif) verdiğini, çünkü hak sahibinin o olduğunu söylüyor.

Bunun için de “Kul hakkıyla karşıma gelme” diyor.

Demek ki “Mazluma dini sorulmaz”, “Mazlumun ahından arş çatlar”, “Mazlumun bedduasından sakının, Onun ile Allah arasında perde yoktur”, “Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste” diye boşuna denmemiş. Tabiri caizse Kitap’ın “ciğerinden” konuşan sözler bunlar…

Demek ki “Kul hakkıyla karşıma gelme” diyen vatandaş acayip derinden konuşuyor. Gerçi “Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında/ Ne sen bunun farkındasın ne polis farkında” vaziyetlerinde, ama olsun o kadar…

İşlediği zulüm ayyuka çıkanların vay haline !

Ömrü kul hakkı yemekle geçenlerin vay haline !

Yazar : R. İhsan ELİAÇIK 16 06 2008

[/private]

About these ads

5 responses to “Kul Hakkıyla Karşıma Gelme !

  1. ALLAH HAKKI , KUL LÜTFA TABİİ

    Selamün aleyküm:

    “Allah’ın Kul Hakkını Affetmem” diye bir ayeti YOK, ama “ŞİRKİ AFFETMEM” diye bir ayeti VARRR. Hepimiz bu konuda mutabıkız.

    *İnsanlar kaptırmış gidiyor “Allah kul hakkını affetmez” diye Peki Allah’ın Hakkı ne olacak? Namaz, Hacc, Zekat, Oruç, cemaatlerin birlik olması,diğer emirler TEVHİD NE OLACAK TEVHİD. Dini Allah’a halis kılmak ne olacak böyle onlarca ayet var.

    (Kul hakkı yok demiyoruz, hesap olacak veya Mustafa İslam oğlunun açıklamasıyla Allah’ın huzurunda yargılanacaksınız.Zümer 31 – Ayrıca aff ile ilgili şirk koşmayanlarla ilgili Nisa 48 ve116 şirk dışında dilediğimi afv ederim, Zümer 35’i ve Furkan 70 i inceleyiniz.)

    “Ne ile gelirsen gel, Kul Hakkı ile gelme” diye bir söz var.
    Sanki “Kul hakkı ile gelemezsin ama Şirkle gele bilirsin” gibi diyorlar tövbe haşa.
    Halbuki Nisa 48-116 Maide 72 den ortak koşmanın bağışlanmayacağını biliyoruz.

    Mesele, tevhid şirk meselesi diyorum, Hakkı teslim etme meselesi. Kuran emirler manzumesi diyorum. Kul hakkını affetmem sözü Allah’ın şirki affetmem ayetini geri planda bırakıyor, diyorum. Nerdeyse insanlar “savaşta kafiri öldürsek kul hakkından” bahsedecekler, Allah’ın öldürün emrini de geri plana alacaklar, Tövbe haşa… Maide 33 e baksalar.

    Bir işyerinde çalışan işçi namazını kılmıyor neden patronun hakkını gösteriyor sebep olarak, ya Allah’ın hakkı ne olacak ya sana verdiği ömrün lütfün hakkı ne olacak? Bazende vatan için ülkem için çalışıyorum vaktim yok görev daha önemli diyenler var, Hem Allah senin çalışacağını bilmiyor muydu da sana bu emirleri verdi. Hem Enam 162 her şeyimiz Allah için diyorken, kul için mi yaşıyoruz, patron, müdür, vatan, için mi yaşıyoruz, ayetlere nerdeyse yanlış mana veriyoruz. Biz Allah’a inanırız emirlerini yerine getiririz, o niyetle, tek bir niyetle yaparız sonra yaptıklarımızın faydası kullara olur, sağlığımıza faydası olur orasına bir şey demeyiz.

    Bu yukarda ki “Allah’ın hakkı ile ilgili” konuyu bir amcayla da konuştuk; amca ahlak vs şeylerin olumsuzluğundan bahsetti. Bende o na amca herkesin başına Polismi dikeceğiz, düzelirmi herkesin ahlakı dedim. Git gide kötüye gidiyorda vs.. selzenişde bulundu. Amca dedim insanlar şirk içinde Allah’ın emirlerini dinlemeyenin dine, sana bana topluma faydası olurmu? Olmaz. Onun için önce Allah’ın hakkına ihanet etmeyeceğiz dedim ve yukardaki bölümdeki yazdıklarımın hemen hemen aynen söyledim. Amca beni yanlış anladı “kul hakkı” yok diyorum zannetti, halbuki ben “Allah’ın Kul hakkını Affetmem” diye bir ayeti yok diyorum.

    Amca bana “Zina serbest mi olsun yani” dedi. Amca zinanın yasak olması Allah’ın Emri değil mi, Bizim Emirlere uymamız da ibadet açısından tevhid açısından Allah’ın Hakkı değilmi dedim. Tüm ibadetlerin Allah’a yönelik yapıldığını ve bazılarının uygulama alanının insanlar olduğunu söyledim (aşağıdaki yazılarımdaki gibi) ve sanki Allah kullarına zinaya izin veriyor mu da sen bana bunu soruyorsun dedim. Allah kullarına “öf” denmesine, böbürlenerek yürünmesine müsaade etmiyorki… “yüksek sesle” konuşulmasına müsaade etmiyor ki dedim.

    ///

    KULA YÖNELİK BİR İBADET YOK BAZI İBADETLERİN UYGULAMA ALANI KULLAR: Bütün ibadetler Allah’a yöneliktir.

    Seyyid Kutub’un tefsirinde Müddessir 39- Yalnız defterleri sağ yanlarından verilenler hariç. 40- Onlar cennetlerde ağırlanırlar. Sorarlar. 41- Günahkârlara: 42- “Sakar’a (cehenneme) girmenizin sebebi nedir?” diye. 43- Cehennemlikler derler ki; “Biz namaz kılanlardan değildik. 44- Yoksulların karnını doyurmazdık. [ Biz namaz kılanlardan değildik.” Burada “namaz kılmak” tümü ile “iman etme”yi anlatan dolaylı bir ifadedir. Bu ifade biçimi, bu inanç sisteminde namazın taşıdığı önemi vurgulamakta, onu imanın göstergesi ve sembolü olarak tanıtmaktadır. Buna göre namazı inkar etmek kafirliğin delili olmakta, sahibini müminlerin safının dışına çıkarmaktadır. Devam ediyoruz: “Yoksulların karnını doyurmazdık.” Bu günah, imansızlığın peşinden geliyor. Çünkü iman etmek yüce Allah’ın doğrudan kendisine yönelik bir ibadetken, yoksulların karnını doyurmak yine Allah’a yönelik, fakat uygulama alanı kullar olan bir ibadettir. Yoksulların karnını doyurma ibadetinin Kur’an’da sık sık vurgulanması, Kur’an’ın karşılaştığı toplumda yardımlaşma duygusunun zayıf olduğunu, o acımasız ortamda yoksulların gözetilmediğini kanıtlar.

    İLK İHANETİMİZ ALLAH’A OLUYOR :Enfal 71- “Eğer bu esirler sana ihanet etmeyi düşünüyorlarsa bilsinler ki, daha önce Allah’a ihanet ettiler de bu yüzden O, seni onlara karşı üstün getirdi. Hiç kuşkusuz Allah her şeyi bilir ve her yaptığı yerindedir.” Kuşkusuz Allah’a ihanet ettiler. O’na başkalarını ortak koştular. O’nu Rabb olarak kabul etmediler. Oysa Allah, fıtratları üzerinde onlardan Söz almıştı. Ama sözlerini tutmadılar, ihanet ettiler. Şu anda elinde esir bulundukları peygambere karşı ihanet etmeyi düşünüyorlarsa, kendilerini esir konumuna düşüren ilk ihanetlerinin akıbetini hatırlasınlar. Nitekim bu ihanet sonucu Allah’ın peygamberi ve dostları onlara üstünlük sağlamıştı. Allah onların yaptıklarını “bilir.” Onları cezalandırması da “yerindedir” O’nun./ Demek ki günah işlerken, hak gasp ederken, ilk ihanetimiz Rabbimize oluyor, Kula değil…

  2. Demokrasiye, insan haklarına, hukukun üstünlüğüne meşruiyet sağlamak, bu gibi ilkelerin İslamda da olduğunu ispat etmek gayreti, doğrusu bu kadar ileriye götürülebilirdi! Kullanılan ‘kul hakkı’ meselesi, yazarın kafa yapısını da ele vermekte, ne yazık ki. Az kaldı, ‘halkın dinini’, ‘hakkın dini’ diye de savunacak noktaya ulaşacak…

    Kur’an ayetlerini rakamlarla, sayılarla ele alır da, oradan netice çıkartmak isterseniz, modern zihnin ürettiği bilimsel verilerle hareket etmiş olursunuz. Güya delillerinizi sıralamış, labaratuar testini de yapmış olursunuz. Netice; araştırma, geliştirme sonucunda sizin vardığınız sonuç ‘el hak !’ onaylanmış olacaktır; değil mi? Geriye bir TSE tescili kalmaktadır. Artık kimse laf edemez size, bilimsel kanıtlarınız ortadadır!…

    Hakk; öncelikle Allah’dır. Allahın bir sıfatıdır. Dininin de adıdır. Elçilerini hak ile gönderen, mesajını hak kitaplarla bildiren odur. Haramları-helalleri (kul hakkı dahil ) de hak ile buyuran da odur. Dinin esasına dair bilgilerin tamamı da hakdır… Nihayet bütün haklar, sadece Allahın hak olmasına, hak bilinmesine dayalıdır. Allahın hakkını teslim etmek ise, ondan gelen bütün haklara önce iman, sonra da itaat etmekle ancak mümkündür.

    O halde, işin başı ve temeli, Allahın hakkı olan tevhidi kabul etmektir. Tevhidi zedelemek, her hangi bir konuda Allaha eş koşmak vs gibi daha başlangıçta bir hak ihlali (şirk) söz konusu ise, ileriye gitmenin bir alemi veya anlamı da kalmaz. Bu durumda; ortada Müslüman da kalmaz, mümin de. Bu, böyle bir “hak” değil midir? Şayet böyleyse; ondan sonra kul hakkını ihlal etsen ne yazar, etmesen ne yazar? (Behey gafil)

    Allaha şirk koşan zalim, zulme başlayınca senin kul hakkını neden tanıyacak ki? Ya da, tanısın ki?Demokrat olduğu, insan haklarına saygılı olduğu için mi? Doğrusu, akıl tutulması böyle bir şey olsa gerek… İmanı olmayanın, ameli mi olurmuş? Bu da nereden çıktı?

    Allahın dinini saptırmanın, emrine karşı gelmenin bu kadar açık bir ihlali, kamuflesi olabilir mi? Ayet sıralamaya gerek yok, (yazar efendi ayetleri sıralamış zaten) azıcık kuran okuyan da bilir ki; Affedilmeyen tek suç şirktir. Buna rağmen tersini yazarak, halkın şirk karışık dinini onaylamanın bir hesabı yoksa, bir yerlere mesaj da gönderilmiyorsa eğer, yazarı izana davet etmeli…

    Yazıda devlet anlayışı vurgusu, özellikle kendini ele veren bir sapkın mantaliteyi gösteriyor. Tam da belirttiği gibi; Emevilerle başlayıp devam eden zulum sistemleri, böyle bir dini anlayışı meşrulaştırdılar ki, idareleri ve meşruiyetleri sorgulanmasın. Dikkatler başka yerlere kaydırılsın da, hazretlerin siyasi varlıkları ve temelleri gözlerden ırak kalsın. Asıl hak ihlali göz ardı edilsin amma, onun yerine kul hakkı vs dalaverelerle uğraşılsın dursun. Tıpkı kıyamet alametleri, kuran dan keşiflerle ebced hesapları, kabir azabı, şefaat inancı… gibi nice batiıni hurafeler, artık sıraya girebilirler…

  3. İsanların mantığıyla nefsiyle kur anı değerlendirmek esasen en büyük zülümlerin başında gelir.
    bunlardan belkide en önemlisi din hakkında yapılan yorumlardan kul hakkı meselesidir.
    eğer kur an dan görüşlerimize mesnet bulmak için yola çıkarsak bu konuda bir çok ayeti
    biraz eğerek bükerek tevil ederek herkes bir yerlere mesaj verme gayretine girebiliyor.

    mesela kul hakkıyla ilgili diğer ayetlerden bir kaç başlığa bakarsak farklı bir durumla karşılaştırız
    örneğin sırf rabbiimiz allah tır diyenlerin zülme maruz kalmaları durumu en güzel örneklerden birini teşkil eder sanırım burada direk olarak bir otorite savaşı vardır. hakimiyet Allah ın dır. göktede yerde de hüküm yalnız onundur. o kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kabul etmez. bu yaratıcı olzn Allahın hakkıdır.

    şimdi eğer demokrasiyi meşrulaştırma girişimi olan insan hakları zırvalarını savunur konuma gelmek çok tehlikeli bir yaklaşımdır. üstelik buna kuran dan delil getirme çabaları çok manidardır.
    allah ın verdiği insan haklarıyla küresel kafirlerin zırvaladığı sözümona insan hakları! hiçbir şekilde birbirine benzemez kıyas bile edilemez yani kul hakkı yada hak hukuk ne demek hukuku haklar anlamına geldiği için öncelikle bu hakkı kimin koyduğu kurala göre belirlendiği önemlidir.

    eğer kul hakkı zırvalamalarını yazarın anlattığı gibi alırsak karşımıza şu sorular çıkar kime göre kul hakkı mesela kafir yönetim ler ve rejimler insanlara her türlü özgürlüğü verseler ki bu mümkün değil
    uyuşturucu serbest fuhuş serbest kumar serbest yalan, iftira, serbest dileyen dilediği puta tapması serbest bu ne demek insanlığın felaketi demek değilmidir.

    kul hakkı zırvaları esasen hümanist kökenli bir ateist düşüncenin ürünüdür. zira batıda bir kaç yüz yıldır islamın mükemmel nizamına adaletine karşı ortaya konan bir felsefe dir. bunu ortaya koyan fikir babaları yahudi orjinli atistlerdir. aynı zamanda akılcılık akımıylada aynı amaçta buluşmaktalar.
    kısaca sen allah ın hakkını ön sıradan çıkarırda arkaya atarsan sonu gelmeyen zulümler asıl ozaman başlar.
    zira bu göreceli kul hakkı anlayışlarını mesela allah içkiyi yasakladı sen allah ın emri gereği bunu yasakalamak zorundasın içkiyi savunanlar da diyecekki bu benim insan hakkım dır sen karışamazsın ben sana karışıyormuyum sen git camine namazını kıl orucunu tut vs. ire yada faiz,zina, alan memnun veren memnun kul hakkı çiğnenmi yor e şirkte gözükmüyor direk inkar yok gibi en azından demekki sorun yok yapılabilir. yada yapanlar gayri müslim boş ver yapsınlarmı diyeceğiz.
    yarın bizim çocuklarımızı ifsat etmeyecekmi bu fasıklar
    yani arkadaş kul ne demek hakkı ne demek kul eğer kulsa rabbine boyun eğmeli onun hakkını gözetmeliir. kendini rabbine rakip tutmamalıdır. o zaman kul olmaktan çıkar şerik olur zaten rabbine kul olduğu zaman kimsenin hakkına asıl gerçekte o zaman tecavüz etmez. kul hakkıyla gelme! ne güzel ateist söylemi bu! zaten yazar kahve hane söylemi diyor belli kahve hane demek kumar hane demektir insanlar kendilerini temize çıkarma yolunu nede güzel bulmuşlar sayenizde biravooo
    tamda türübünlere yazılmış bir yazı tabiiki o trübünlerin klüplerin sahiplerinede bir mesaj aynı zamanda.

  4. bu yazıyı yazan arkadaşın itikadi mezhebini merak ettim açıklarsa sevinirim.

  5. Geri bildirim: Sitemap 07.01.2014 | Ali Aksoy·

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s