Altın Yüzük Takmak Haram mıdır?

Soru: Soru-Cevaplar bölümünde erkeklerin altın yüzük takmalarının Haram olmadığını yazmışsınız. Halbuki erkeklere altının haram olduğu konusunda birçok hadis var. Bu hadislere dayanan ulemanın büyük bir çoğunluğu da erkeklerin altın yüzük takmalarının haram olduğunu belirtmiştir. Siz hangi delile dayanarak erkeklerin altın yüzük takmasının haram olmadığını iddia ediyorsunuz?

Altın yüzük takmak haram değildir.

Kur’an merkezli olmayan bazı hadislerde, altın takmanın haram olduğu rivayet edilmiştir. Tarihi süreçte, rey ehliyle yapmış olduğu mücadeleyi kazanan hadis ehli; madalyonun iki yüzünden birisini (ki bu yönü tamamıyla Kur’an’a aykırıdır.) kitlelere “din” diye sunmuştur. Hadis ehlinin tekfire kadar varan iftira kampanyasından çekinen ve kendilerini Ebu Hanife’ye nispet eden bazı alimlerde zaman içerisinde şafileşmekten kurtulamamıştır. İtham ve iftiralardan çekinerek meydanı hadisçi kesime bırakan Hanefilerin pasiflikleri yüzünden zaman içerisinde Ebu Hanife ve İmam Malik gibi alimlerin görüşlerine uymayan isnad eksenli Şafi hadis usulü, sünni kesimin hakim hadis usulü haline dönüştürülmüştür.

Bu hadis usulüne göre; Bir Müslüman Hz Peygambere sahih isnad ile ulaştırılan her habere inanmak zorundadır. Bu görüşe göre, Bir Müslüman bu şekildeki hadislere muhalefet ettiğinde peygambere muhalefet etmiş ve “Allah ve Resulü bir konuda hüküm verdiği zaman” diye başlayan ayeti inkar etmiş olacaktır. Bu anlayış Ahmet İbni Hanbel İmam Şafi gibi eski hadisçilerinde, Elbani, Abdulganiy Abdulhalik gibi çağdaşımız olan hadisçi alimlerinde, düşüncelerinin temel noktasını oluşturmuştur. Bu meseleyi araştırmak için Elbani’nin Hadis üzerine adlı kitabına ve Abdulganiy Abdulhalik’in Sünnetin delil oluşu adlı kitabına bakınız. Her ikisi de İmam Şafii’nin Risale adlı kitabındaki delilleri tekrar etmekten başka bir şey yapmamıştır. Hatta üzülerek söylüyorum, ilahiyat fakültesinde hadis anabilim dalı başkanı olan birçok hadisçinin de sünnetin önemini anlatırken yaptığı aynı şeydir.

Sonuç olarak; [private] hadis anlayışının etkisiyle; Hz Peygambere ait olduğu, sahabeye ait olduğu veya da selef alimlerinden birine ait olduğu varsayılan her söz dinin kaynağı gibi algılanmıştır. Böylece tevhid dini olan İslam dini, çeşitli ortaklarında Allah’la beraber haramlar ihdas ettiği “başka bir dine” dönüştürülmüştür. Kur’an ayetlerine rağmen uydurulmuş olan bu din anlayışında; peygamber, Allah’ın kitabını tebliğ ve teybin eden bir elçi olmaktan çıkartılarak, Allah’ın ortağı konumuna getirilmeye çalışılmıştır.

Aşağıda meallerini vereceğimiz onlarca ayeti görmezlikten gelerek, Kur’an’dan bağlamından kopartarak görüşlerine delil diye göstermeye çalıştıkları bir-iki ayeti de istismar eden bu anlayış sahipleri Kur’an-ı Kerim’deki birçok ayeti görmezlikten gelmiş ve Allah’ın kitabındaki ayetleri hiçe sayarak erkeklerin altın yüzük takmasının haram olduğunu iddia etmişlerdir. Şimdi altın takmanın haram olmadığına dair delil olarak vereceğimiz bu ayetlere geçmeden önce gelenekçilerin “Altın yüzük takmanın erkeklere haram olduğuna dair en meşhur delillerine bir bakalım. (Gelenekçilerin delillerinin tutarsızlığını anlayabilmek için ilgili dipnotlara bakınız.)

Bera bin Azib “Allah’ın rasulü bize altın ve gümüş kap kullanmayı, altın yüzük takmayı ve ipekten dokunmuş elbise giymeyi yasakladı” buyurdu. (Kütübi Sitte Cilt:7 Sayfa:543)

Hz Ali “Allah’ın rasulü bir miktar ipek alıp sağ avucuna koydu, bir miktarda altın alıp sol avucuna koydu. Sonrada şu iki şey ümmetimin erkeklerine haramdır.” dedi (İbn-i Mace ve Tirmizi)

Ebu Musa “Peygamberin altın ve ipeği kadınlara helal erkeklere haram kıldığını söyledi.” (Ahmet İbn-i Hanbel, Nesei, Tirmizi)

Abdullah bin Abbas ” Allah’ın rasulü birisinin elinde (parmağında) altın yüzük gördü. Hemen elinden çıkarıp attı. Ve dedi ki nasıl olur da sizden biriniz bir ateş parçasını alıp eline sokar? Peygamber(sav) gittikten sonra adama: Yüzüğünü al ondan faydalan, denildiğinde “Hayır Allah’a yemin ederim madem ki Peygamber (sav) atmıştır asla almam” dedi.

İbn-i Ömer “Resullah kendisine altın yüzük yaptırdı. Bunun üzerine halkta altın yüzükler yaptırdı. Daha sonra Resullah minbere çıkıp oturdu ve yüzüğü çıkardı ve vallahi ebediyen bunu takmayacağım dedi. Halkta yüzüklerini çıkarıp attılar.” (Kütübi Sitte Cilt:7 Sayfa:467)

Ebu’l Husayn el Heysem İbnu Şefi anlatıyor: “Ben ve künyesi Ebu Amir olan Meafirli(Yemenli) bir arkadaşım iliaya (Kudüs) da namaz kılmak üzere beraberce yola çıktık. Onlara kıssa anlatan büyükleri, Ezd kabilesine mensup Ebu Reyhane künyesini taşıyan bir sahabe idi.Ebu’l Husayn derki: “Arkadaşım benden önce mescide vardı. Sonrada ben geldim ve yanına oturdum. Bana “Ebu Reyhane’nin anlattığına yetiştin mi? Dedi “Hayır” diye cevap verince Ben O’nun anlattığını dinledim diyordu…Resullah on şeyi yasakladı.

1. Diş törpülemek

2. Dövme yapmak

3. Akların yolunması

4. Kadının kadınla aynı örtü altında yatması(erkeğin erkeklerde de aynı)

5. Yüz almak

6. Acemler gibi elbisenin altına şerit ilave etmek

7. Acemler gibi omuza ipek konması

8. Yağmacılık yapması

9. Saltanat sahibi olmayanın kaplan derisinde oturması

10. Saltanat sahibi olmayanın yüzük takması

Örnek olarak, yukarıda açıklamış olduğumuz rivayetlerden başkada altın takmanın haram olduğunu açıklayan başka rivayetler de vardır. Bu rivayetlerde, yukarıda açıklamış olduklarımızdan daha kuvvetli deliller değildir. Bunun için sağlam olmayan ve kaynağını üzerinde tartışmalar olan üç-beş raviden alan beş-on rivayet bizim açıklamalarımızı tekzip etmez. Tam tersine üzerinde araştırma yapılan her hadis, bizim açıklamalarımızı te’yid edecektir.

Aynı bölümde (Takılar bölümü)yine kabataslak bir araştırma yapalım.

Yüzük peygamberin hangi elindeydi?

(Aynı raviden farklı rivayet)

İbni Ömer sağ eline takmıştı. (7. cilt Sh:468)

İbni Ömer sol eline takardı (7. cilt Sh:474)

(Baba oğuldan farklı rivayet)

Hz Ali sağ eline (7. cilt Sh:474)

Hasan ve Hüseyin sol eline takıyordu. (7. cilt Sh:474)

Dikkat ediyorsunuz değil mi?

Alimlerimiz ciddi bir gayret göstermiş ve bu çelişkileri çözmüş (!) Örnek olarak İbn-i Hacer “süs için sağa, mühür için sola takılmalıdır.” Diyerek işi halletmiş (!) (7. cilt Sh:474)

Bakın gelenekçilerin naklettikleri rivayetlerdeki tutarsızlıklara, bunlara itimad ederek bir şeye “haram” denilebilir mi?

Gelenekçiler, hadislerde erkeğe altının yasaklanma sebeplerini de; kibir ve israf olarak tespit etmişlerdir. Bunun doğru olmadığı da apaçık ortadadır.

Bir kadına bir düzine bilezik almak israf olmuyor da bir yüzük takmak mı israf oluyor. Hem altına haram diyenler altından daha da pahalı olan platine niçin haram diyemiyorlar?

Bir erkeğin nişan yüzüğü takması mı kibir alameti, yoksa bir kadının vücudunun açıkta kalan her yerini altınlarla donatarak özel günlerde bunları takması mı kibir alameti?

GELENEKÇİLERİN USULDEN DE NASİBİ YOK…

Yazımızın sonunda ayetlerle delillerini göstereceğimiz temel bir kural vardır. Bu kurala göre, eşyada asıl olan mübahlıktır. Bir şeyin yasaklığı kesin emirle değil zan ile sâbit ise o şeye haram denilemez sadece mekruh denilebilir. Eğer bunun için bazı İslam bilginleri haram demişlerse de bu haram mutlak haram değil içtihadi haramdır. Yani o yorumun sahibinin haram olduğunu zannettiği bir haramdır. Biz bu tür haramları dinde Allah’a ortak koşulmaması gerekçesiyle olsa olsa mekruh olarak değerlendirebiliriz.

Haram: subuti ve delaleti kat’i olan yasaklanmış fiillerdir. İslam hukukçuları, kesin delille neyin kast edildiği konusunda ihtilaf etmişlerdir.

Hadis eksenli düşünen alimlere göre; her ne kadar zanni deliller inanç konusunda hüccet sayılmasa da amel konusunda hüccet sayılırlar. (Bu mutedil hadisçilere göredir. Onlardan bir kısmı bu zanni delillerin inanç konularında bile delil olabileceğini iddia etmektedir.Örnek olarak Nasıruddin Elbani) Bu alimlere göre haberi ahadlar bile ameli konularda hüccet olur ve bunlara dayanılarak bir şeye haram denilebilir.

Ebu Hanife’nin yolundan saparak, kısmen İmam Şafi’nin usulüne göre hareket eden müteahhirun Hanefi alimlerine göre ise, haramın haram olabilmesi için kesin delil gerekir. Hanefilerin kesin delil olarak kullandıkları hadisler ise; Mütevatir ve Meşhur hadislerdir.

İlk dönem Hanefi alimleri “Diliniz yalana alışmış olduğu için her şeye, “şu helaldir, bu haramdır” demeyin” Nahl suresinin 116. ayetini dikkate aldıkları için haberi ahad gibi zanni bir delille yasaklanmış olan yasağa “tahrimen mekruh” adını verirlerdi. Mesela; erkeklerin altın yüzük takınması…

Muhammed Ebu Zehra bu meseleyi “Ebû Hanîfe, Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed zannî delille sabit olan yasaklara “mekruh” demekle yetinirlerdi” diye açıklamıştır.

Hatta birçok sahabenin altın takmayı tahrimen değil tenzihen mekruh kabul ettikleri ve bu yüzden altın yüzük taktıkları bilinmektedir. Bu sahabelere; Sa’d bin Ebi Vakkas, Talha bin Abdullah, Süheyb, Huzeyfe ve Cabir bin Semure….vb gibi sahabeler örnek olarak gösterilmektedir.

Biz bu konuda hem hadis eksenli düşünen alimler gibi hem de bunların etkisinde kalan müteahhirun Hanefi alimleri gibi düşünmüyoruz. Bize göre bir haramın ortaya konulabilmesi için kesin delil, Kur’an ayetlerinden başkası olamaz. Sahihi çürüğünden geleneksel yöntemlerle ayırt edilemeyen zanni rivayetlere dayanılarak; Allah’ın sınırlarını aşmak, Allah’a yalan uydurmak, Allah’a iftira etmek (Bu ifadeler bizim değil Kur’an’ın ifadeleridir.) kısacası Allah’ın hakimiyetine ortak olmak doğru değildir. Bu istismara Allah’ın elçisinin adını karıştıranlar, bunun hesabını Allah’a vermenin kolay olmadığını hesap günün,de çok iyi bileceklerdir.

Birde şu var. Yüce Allah’ın haram kıldığı şeyler ikiye ayrılır. Bunlardan bir tanesi; Mal, can, akıl, din, nesil emniyeti gibi 5 emniyeti muhafaza edebilmek için konulan haramlardır. Bizzat haram adı verilen bu haramlardan başka birde, dolaylı haramlar vardır. (Cuma saatinde alışveriş yapmak gibi…)

Şimdi sizin haram diye ortaya koyduğunuz ve çürük hadislerle peygambere fatura etmeye çalıştığınız altın takma yasağı hangi tür harama girmektedir?

Bir yüzük takmakla harama düşüldüğünü iddia edenleri; sahabe devrindeki olayları okuyup araştırmaya davet ediyoruz. O dönemi okuyup araştıranlar zalim sultanların dinin özünü bozmak için sarf ettikleri gayretleri ve bunun bir parçası olarak uydurulan hadisleri daha iyi anlayabileceklerdir. Yine o dönemleri iyi araştıranlar, siyasi otoritenin küçük problemlerle insanları uğraştırırken, büyük meseleleri nasıl çözdüklerini anlayabilme fırsatını bulacaklardır.

EY GELENEKÇİLER! KUR’AN’A BAKMANIN ZAMANI GELMEDİ Mİ?

Şimdi bütün geleneksel bilgilerimizi bir kenara koyup EN DOĞRUYA İLETEN KİTABA YANİ KUR’AN’A BAKALIM

o Aşağıdaki ayetlere göre; yüce Allah nimetlerini insanlar için yaratmıştır. Yani genel olarak nimetlerden faydalanılması mübahtır. (Eşyada asıl olan ibahadır kaidesi)

“Allah’ın göklerde ve yerde olanları sizin emrinize verdiğini ve size açık ve gizli nimetlerini bolca ihsan ettiğini görmez misin “ Lokman suresi 20. ayet

“O, Allah, semalarda ve yerde ne varsa hepsini sizin emrinize amade kıldı” Câsiye suresi 13. ayet

“O, Allah ki yerde olanların hepsini sizin için yarattı” Bakara suresi 29. ayet

“O, yeryüzünü size boyun eğecek bir şekilde yaratandır. Arzın omuzlarında yürüyün ve onun rızkından yeyin” Mülk suresi 15. ayet

o Aşağıdaki ayete göre; genel olarak helal kılınan şeyleri, Allah’tan gelen bir delil olmaksızın haram kılmamak gerektiğini, böyle yapanların Allah’ın sınırlarını aşmış olacağını belirtmiştir. Allah’tan gelen ve umumi mübahlığı ortadan kaldıran delil ise; Haram lafzı ile, helalığın kaldırılmasıyla, nehiy sıygası kullanılarak ve yapılacak fiilden sakındırılarak Kur’an ayetleriyle ortaya konulmuş olmalıdır.

“Ey iman edenler! Allâh’ın size helal kıldığı güzel ve temiz şeyleri kendinize haram kılmayın ve sınırı aşmayın” Maide suresi 87. ayet

o Aşağıdaki ayete göre; bilgisizlikleri yüzünden Allah’ın yasaklamadığı bir şeyi kendilerine haram kılanların Allah’a iftira etmiş olacağını belirtmektedir.

” Bilgisizlik yüzünden beyinsizce çocuklarını öldürenler ve Allah’ın kendilerine verdiği rızkı, Allah’a iftira ederek haram kılanlar ziyana uğradılar, saptılar. Onlar doğru yola gelici de değildirler” En’am suresi 140. ayet

o Aşağıdaki ayete göre; “şu helaldir, şu haramdır” diyen din adamlarının dediklerine uyarak, Allah’ın yasaklamadığı bir şeye haram diyenlerin, o din adamlarını Rabb edinmiş olacağını belirtmektedir.

“Onlar, hahamlarını, papazlarını ve Meryem oğlu İsa Mesih’i, Allah’tan başka Rabler edindiler. Halbuki onlar, ancak bir olan ve kendisinden başka ilâh bulunmayan Allah’â ibadet etmekle emrolunmuşlardı. Allah, onların koştukları ortaklardan münezzehtir” Tevbe suresi 31. ayet

o Aşağıdaki ayete göre; Allah’ın haram kılmadığını haram kılanların müşriklerin yolunu izledikleri belirtilmektedir.

“Ortak koşanlar, “Allah dileseydi ne biz, nede atalarımız O’ndan başka bir şeye tapmazdık ve O’nsuz hiçbir şeyi haram kılmazdık!” dediler…” Nahl suresi 35. ayet

o Aşağıdaki ayete göre; Allah’ın haram demediği bir şeye haram diyenlerin Allah’a karşı yalan uydurmuş oldukları ve böyle yapanlarında asla kurtuluşa eremeyecekleri belirtilmektedir.

“Dilleriniz yalana alıştığı için “bu helaldir”, ” şu haramdır” demeyiniz. Sonra Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Allah’a karşı yalan uyduranlar ise kurtuluşa eremez” Nahl suresi 116. ayet

o Aşağıdaki ayetlere göre; ahirette mü’minlerin altın takacakları anlaşılmaktadır.

“…Onlara altlarından ırmaklar akan Adn Cennetleri vardır. Orada altın bilezikler takarlar…” Kehf suresi 31. ayet

“…Orada altın bilezik ve inciler takınırlar….” Hacc suresi 23. ayet

“…Orada altın bilezikler ve inciler takarlar. Orada elbiseleri ise ipektir.” Fatır suresi 33. ayet

o Aşağıdaki ayete göre; mübahlığı ayetle ortadan kaldırılmayan nimetlerin, hem ahirette hem de dünyada mü’minlere verileceği açıklanmıştır.

“…De ki onlar dünyada mü’minler içindir, âhirette de tamamen mü’minlerindir” A’raf suresi 32. ayet

o Aşağıdaki ayete göre; altının takılması ve kullanılması değil, biriktirilip Allah yolunda harcanmaması azabı gerektirecek bir davranıştır. (Aynı ayette din adamlarının menfaat için Allah’ın yolundan insanları alıkoyabileceğinden ve toplumda imtiyazlı bir sınıf oluşmasını sağlayarak insanların mallarını haksızlıkla yiyebileceklerinden de bahsedilmiştir. Allah bizi onların şerrinden korusun. Altın yüzük takmanın haram olduğunu söyleyen hocalarımızı da Allah ıslah etsin ve asıl yasak olan haksız yere insanların mallarını yemek ve onları Allah’ın yolundan alıkoymak yasağına düşmekten onları korusun)

“Ey iman edenler, alimler ve din adamlarının çoğu, insanların mallarını haksız olarak yerler ve Allah’ın yolundan alıkoyarlar, Altın ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda sarf etmeyenlere can yakıcı bir azabı müjdele!…” Tevbe suresi 34. ayet

o Aşağıdaki ayete göre; Allah’ın dinde ortakları olmadığı ve hiç kimsenin Allah adına haramlar ihdas edemeyeceği belirtilmektedir. İnsanlara Allah’ın izin vermediği bazı şeyleri haram kılanların hakimette Allah’a ortak koşulmuş olacakları da yine bu ayette açıklanmıştır. Ravi sayısı açısından ahad, sıhhat açısından zayıf(veya uydurma) mevkuf rivayetleri, ref ederek peygambere fatura edenler ve bu rivayetlerden dini haramlar çıkartanlar, farkında olmadan hakimiyette Allah’a ortak koşmuş olacaklardır.

“Yoksa onların hakimiyette ortakları mı var ki, Allah’ın izin vermediği şeyi kendilerine kanun yapıyorlar?…” Şura suresi 21. ayet

o Aşağıdaki ayete göre; Allah’ın kulları için çıkardığı süs ve rızıkları kimsenin yasaklama yetkisi yoktur. Dikkat edelim biz bu ayete mezhebimiz, hadis alimlerinin kitaplarındaki rivayetler diye cevap verebilir miyiz?

“De ki, Allah’ın kulları için çıkardığı süsü ve güzel rızıkları kim yasakladı?….” A’raf suresi 32. ayet

o Aşağıdaki ayete göre; Allah haram kıldığı şeyleri zaten Kur’an’da açıklamıştır. Ayetlerde belirtilmemiş olan haramları ihdas edenler halkı şaşırtmış ve Allah’ın sınırını da aşmış olurlar.

“…Allah haram kıldığı şeyleri size açıklamıştır. Doğrusu birçokları, bilmeden keyiflerine uyarak halkı şaşırtıyorlar. Muhakkak ki Rabbin, o sınırı aşanları çok iyi bilir.” En’am suresi 119. ayet

o Aşağıdaki ayete göre; peygamberin Allah’la ortaklık yaparak, Allah’a rağmen yeni haramlar ihdas etmediğini, O’nun sadece Allah’ın haram kıldıklarını kendilerine OKUDUĞU açıklanmıştır.

“De ki. Gelin Rabbinizin size neyi haram kıldığını okuyayım…” En’am suresi 151. ayet

o Aşağıdaki ayete göre; Hz Peygamberin bile, Allah’ın yasaklamadığı bir şeyi kendisine yasaklayamayacağı belirtilmiştir.

“Ey Peygamber, ne diye eşlerinin gönlünü hoş etmek için Allah’ın helal kıldığını kendine haram ediyorsun?…” Tahrim suresi 1. ayet

Yukarıdaki ayetlere rağmen, Allah’ın şariliğine-Arap örf ve adetlerinin peygambere fatura edilmesiyle ortaya çıkan hadislere dayanarak- peygamberin (!) hadislerini ortak etmeye çalışan ve böylece helali haram haramı helal yapanlara Kur’an-ı Kerim’deki “Allah’ın size indirdiğinin bir kısmını haram bir kısmını helal kıldığınızı görüyor musunuz? Size Allah’mı izin verdi, yoksa Allah hakkında yalan mı uyduruyorsunuz” ayetinin (Yunus suresi 59. ayet) muhatapları olan müşriklerle aynı işi yaptıklarını hatırlatıyoruz.

o Aşağıdaki ayetler, yeni haramlar ihdas edenlere ve onların savunuculuğunu yapanlara ne dememiz gerektiğini belirtmektedir.

“De ki Haydi Allah şunu haram kıldı diye şehadet edecek şahitlerinizi getirin….” En’am suresi 150. ayet

“Ne oluyor size? Nasıl hüküm veriyorsunuz? Yoksa sizin bir kitabınız varda oradan mı okuyorsunuz?” Kalem suresi 36. ve 37. ayetler

Bu kadar ayetlere rağmen illa da “Allah’ın Rasulününde haram kılma yetkisi vardır” diyerek bir-iki ayet delil getirenlere kısa bir açıklamada bulunalım. Evet! Artık sizleri çok iyi tanıyoruz, sizlerde bizi iyi tanıyın. Kur’an’daki şefaatle ilgili 27 ayetten işinize gelen bir tanesini alıp bunu uydurma hadislerle destekleyip akide diye insanlara sunan sizleri artık tanıyoruz. Sizde bizi tanıyın, uydurulmuş rivayetlere dayanarak Kur’an’la verilmeye çalışılan akidemizi; eski alimlerimize hürmet etmek adına bozamayız.

Evet! Hz Peygamberin haram kılma yetkisi vardır. Ama bu yetki Kur’an ayetlerini açıklama yetkisinin bir parçasından başka bir şey değildir. Hz Peygamberin sünnetini araştıranlar, O’nun Kur’an’ı yaşama biçimine Sünnet denildiğini göreceklerdir. İşte O, bu sünnetin gereği olarak Kur’an’da aslı var olan bir haramı örneklendirerek haram kılabilir. Ve zaten de böyle olmuştur. Onun sağlığında Allah adına haram kılmadığının örnekleri için “Sana….sorarlar. Deki….” Diye başlayıp biten ayetleri görebilirsiniz.

İlmi kitaplardan bihaber olan bazı gelenekçiler, A’raf suresinin 157. ayetini ve Tevbe suresinin 29. ayetini ortaya atarak peygamberin Allah’la birlikte ikinci bir şari olduğunu iddia ederler. Halbuki bu çok tehlikeli bir bakış açısıdır. Allah’ın peygamberine yüklemiş olduğu bir vazife vardır. Peygamber bu vazifeyi yapmak zorundadır. O bunu yapmış ve bu vazifenin gerektirdiği tebyin görevini de ifa etmiştir. Onun bu açıklamalarını, Kur’an’a rağmen farklı açıklamalar gibi görmenin mantığı yoktur.

Konumuzla ilgili son olarak şunu söyleyebiliriz. Kütübi Sitte’deki hadislere itibar edilerek Kur’an’da yasaklanmamış olan bir şeye “Haram” denilemez. Peygamberin Kur’an’da geçen haram kılma yetkisini bahane ederek, bu çelişkili rivayetlerle yeni haramlar ihdas edilemez. Bu Allah’a hükümranlığında ortaklar koşmak anlamına gelir ve çok tehlikelidir. Bu tip rivayetlere dayanılarak en fazla mekruh denilebilir. Aksi halde Kur’an-ı Kerim’deki “Dilleriniz yalana alıştığı için “bu helaldir”, ” şu haramdır” demeyiniz. Sonra Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Allah’a karşı yalan uyduranlar ise kurtuluşa eremez” ayetinin muhatabı oluruz. (Nahl suresi 116. ayet )

Kaynak: Ali Umuç

Yazıyı dip notları ile birlikte okumak için tıklayınız.

[/private]

About these ads

66 responses to “Altın Yüzük Takmak Haram mıdır?

  1. kusura bakmayın ama sizin yorumlarınızı hiç doğru bulmuyorum.siz ayetleri bence çarpıtıyorsunuz.bence yasak olduğuna dair okadar çok hadi varki hiç biridemi sahih değildir.bence hep aynı döngüde dönüp duruyorsunz ve okuyucunu aklını karıştırıyorsunu.ben yazını okuduktan sonra haram olduğuna inandım.içimde helel olduğuna dair en ufak bir umut doğmadı

  2. Selam,

    Öncelikle bu inanmak ya da inanmamak meselesinden ziyade, neye göre karar verdiğinizi gösteren bir bakış açısıdır. Eğer siz hala hadisşerin gerçekliğini savunuyorsanız diyecek sözüm yok. Şimdi bunu söylediğim an beni neyle suçlayacaklarını biliyorum. Amacım polemik yaratmak ya da burada tartışma konusu açmak değil. Ama siz Allah’ın sözü yerine, içine her türlü yalan, hurafe ve uydurma karışmış, ilim olduğu bile tartışmalı (bana göre tartışmalı değil. hadise inanan ve onunla amel edenlere göre) bir bilgi yığını ile karar verirseniz tabi ki altını da haram kılarsınız, midyeyi de, ipeği de… Temelsiz iddialar sadece zann dan ibarettir. Zan ise terk edilmelidir. Fikir sahibi olmak yerine bilgi sahibi olunmalıdır. Burada yazılanları gerçekte araştırmalıdır. Bir çok insan burada yazılanların Kur’an’dan alıntılar olduğundan bile emin değil. Açıp okumadan sizin yorumladığınızı sanıyor. Yazılanlar yorum değil ki çarpıtılsın…

    Bu arada sizi savunmayı iş edinmiş falan değilim. Sadece okuyunca cevap verme isteğini bastıramadım.

    Selam ile…

  3. bence çok güzel bişe yaptınız bende szlerin sayesinde odevimi yaptım çok saolun

  4. Selam aragorn01..

    Senin de mesleğin bu heralde; gerçekleri görememek…

  5. SA,
    Asırlardır kültür ve geleneklerimize yerleşmiş hatta genetik yapımıza bile giren yaşam tarzını değiştirmek pek de kolay değil. 50 yıldır arapçasından okumanın sevap ama Türkçesinin okunursa çok yanlış anlayacağımızı telkin eden geleneksel iman anlayışımız da hangi hadisler olursa olsun nasıl olsa yanlış anlamayacağımız kesin olduğu için böyle bir telkine gerek duymadan Müslümanlığı yaşadım.. Tabii ki bu beni bağlar. Hatta 72 fırkaya ayrılacak Müslüman ümmetinden sadece birinin .. yani ehl-i sünnet vel cemaat fırkasının cennete girebileceğini diğerlerinin cehennemlik olduğu hadis edilip arkasına eklenen hürafelerle dini şirk içinde nasıl da farkında olmadan yaşadığımızı Allah razı olsun sizlerin makalelerini okudukça oldukça net olarak anlamaktayım.
    Yüce Allahım, dini; şekil, gösteriş veya menfaat için yaşayanlardan olmayıp, sadece sana kul olarak yaklaşıp sadece sana inanan ve sadece senden medet umanlardan olmamızı nasip eyle..

  6. Selam Ferşat KOLBAKIR ve BENZERLERİ

    Asr-ı Saadet’ten günümüze kadar bozulmadan süre gelen bir islam anlayışı mı ;Yoksa ihtilalden nasibini alan ve ihtilalcilerinin çoğunun, düşüncelerini batıdan aldığı yeni bir dini düşünce sistemi mi-tıpkı bu sitelerdeki gibi- uygarlıktır gelişmişliktir bir tartışın bakalım.

    Yüz küsür yıllık tarihinizi araştırın diyorum.Tarihiniz hakkında bilgi edinmeniz sizleri zarara uğratmaz tam tersine sizi gerçeklerle yüzyüze getirir.
    Araştırırsınız söz mü…..

  7. Selam Antireformist;

    Son günlerde farklı rumuzlarla yazarak kalabalık görünme adeti de pek yaygınlaştı…

    İyice belle ki “ankebut” un yuvası da tuzağı da çürüktür.

    Demek sen tarihe pek meraklısın.

    Güzel…

    Senin “sahih” dediğin rivayetlerle oluşturulmuş siyer kitaplarına göre;

    “Gökteki yıldızlar gibi” olan, vahiy terbiyesi almış, Peygamber’in gözetiminde yetişmiş insanlar Peygamber’in vefatından hemen sonra bir karmaşaya düşmüş…

    İnsanlar birbirlerini öldürmüş… Halifeler, sahabeler… Peygamber’in torunları öldürülmüş… Hatta birisinin kesik başı, mızrağın ucuna takılmış ta, müslüman (!) ahalinin yaşadığı kentlerde ibreti alem için dolaştırılmış…

    Bak, Tarih sevdalısı kardeşim… Neymiş bunların sebebi ? Taht / hilafet kavgasıymış…

    Sen inanıyor musun bunlara ? Peygamber’den terbiye almış, vahiyle yetişmiş insanlar hiç hilafet / taht kavgası yapar mı?

    Ben bunların hiç birine inanmıyorum. Ben şuna inanıyorum: Kuran’dan nasiplenmiş hiç bir insan ki hele ki onlar Peygamber’in ashabı ise taht kavgası için birbirini öldürmez.

    Onlar ancak “din” kavgası, “din” savaşı yapar…

    Zannederim ki, zaten öyle olmuştur. Size yutturmaya çalıştıkları şey, bunların hilafet kavgası olduğudur. Bu; gerçekleri saklamak için uydurulmuş bir yalandır.

    Hangi müslüman, Peygamberin torununun kesik başı gezdirilirken müslüman kalmaya devam edebilir ?

    Onlar çoktan yok edilmişlerdi… Kureyşin putperestleri müslüman kılığında yepyeni bir din uyduruverdiler size…

    Bir tek Kuran’ı değiştiremediler.

    Neden ?

    Çünkü yeryüzündeki bütün insanlar bir araya gelse, onlara bir o kadarı daha ilave de olsa güçleri yetmez ve yetmeyecek…

    Allah, vaadinden caymaz. O, Aziz’dir, Kahhar ve Cebbar’dır.

    Muhabbetlerimle…

  8. Selam admin

    Kardeş ben Sahabeleri taasublukla savunmada ısrar ettim mi
    Size bu zatlarla ilgili bazı arkadaşlar tarafından ayetlerle örnek verilmedi mi?
    Size hadislerden örnek veren oldu mu?
    YOK
    Kardeş kusura bakma;ama siz hala Sahabe gibi kudsi insanlarla arap müşriklerini karıştırıyorsunuz.Bir kere h.z Hüseyin’i şehid edenler sahabi değil emevi yanlılarıydı.

    Ayrıca Hz.Hüseyin(R.anh) ın şehid edilmesinde bu yüksek insanları hedef göstermişsiniz.Bre gafil bre cahil.Hz.Hüseyin’i öldüren Hz.Muaviye’nin oğlu Yezid’in askerleriydi.Yezid,hilafet konusunda Hz.Hüseyin’in kendisine biat etmesini istedi ve bu yüzden adamlarını göndertti.Bunlar Yezid’in emri olmadan Hz Hüseyin’i şehit ettiler.Yezid bu haberi duyunca çok ağladı ve böyle yapanları yakalattı yakalatmadı bilmiyorum;ama onlara lanet yağdırdı.

    Siz bunun sahabelerin yaptığından ne kadar eminmişsiniz.Bir kere sahabeler Peygamber Efendimiz(s.a.s) zamanında ve vefatından sonraki dönemlerde İslamiyet’i dünyanın en ücra köşesine kadar yaydılar,hem de mallarını çoluk çocuklarını bırakarak.Hatta daha o dönemlerde İslamiyet aşkıyla Türkiye’ye kadar yol kateden sahabiler bile mevcuttur.

    Kardeş vallahi siz ve sizin gibi düşünenler Osmanlı Devleti’nden sonra İslamiyyet Tarihi’ni büsbütün dondurmuşlar.Sanki hadisler’e bakış açınız gibi bütün islam tarihi şüphelerle doluymuş.İslamiyet’in Avrupa’da reform ve rönensans hareketinin başlamasına sebep olduğunu dahi görememişler.

    Halife Harun Reşid ve Ömer bin Abdulaziz zamanında ve daha başka başka İslam Devletleri döneminde Müslümanlar bilim ve kültür yönünden dünyada diğer milletlerin kat kat üstündeydi.
    Affedersiniz bu İnsanların yaşadığı ve sizin de anlamak istemediğiniz İslam Dini sayesinde olmadı da neyin sayesinde oldu.
    Alman din adamı ve tarihçisi Jean Mocheim diyor ki;

    “Onuncu asırdan beri Avrupa’da yayılan fen bilimleri fizik,kimya,astronomi ve Matematiğin İslam memleketlerinden alındığı ve hele Endülüslerin Avrupa’nın üstadı olduğu muhakkaktır.iSLAMİYET KISA BİR ZAMAN DİLİMİNDE İspanya’ya yayıldılar.PİRENE DAĞLARINI GEÇEREK fRANSA’YA KADAR YAYILDILAR.
    Müslümanların ilim,irfan,ahlak bakımından üstünlükleri silahlarının tesirinden daha az değildi.”

    Ayrıca Lord Davenport’ün bu bağlamda söyledikleri de takdire şayandır.

    Demek İslam Tarih’i bizlere yanlış öğretilmiş.Doğru öğrenmemiz için tavsiye ettiğiniz kaynaklarınız varsa lütfen bizlerle paylaşmayı unutmayin ki tarihimizi kaleme alan bu insanları yakından tanıyalım anlaştık mı.

    Müslümanların ilim merkezi olan El-Ezher Üniversitesi’nin ders programını bozup ve buralara masonluğu sokan,Muhammed Abduh’a

    Yine bu Üniversite’nin yüzde doksanını Vahhabi yapan mason Reşit Rıza’ya

    Bir olan Allah inancını şart koşan iskoç mason locaları tarafından bile kovulan ateist Cemallettin Efgani’den kaynak getirmeyin tamam mıyız?

  9. Selam;

    Önce kendi nefsine karşı dürüst ol ve en azından kendi kendine yalan söyleme !

    “Kardeş kusura bakma;ama siz hala Sahabe gibi kudsi insanlarla arap müşriklerini karıştırıyorsunuz.Bir kere h.z Hüseyin’i şehid edenler sahabi değil emevi yanlılarıydı.” demişsin.

    Aç da bak kitaplarına, “sahabe” tarifi nasıldır, kimlere sahabe denir ?

    Tabiin kimdir, kimlere tabiin denir ? Sahabenin ve Tabiinin eylem ve inanışlarının dindeki hükmü nedir ?

    Sonra şunu yazmışsın;

    “Ayrıca Hz.Hüseyin(R.anh) ın şehid edilmesinde bu yüksek insanları hedef göstermişsiniz.Bre gafil bre cahil.Hz.Hüseyin’i öldüren Hz.Muaviye’nin oğlu Yezid’in askerleriydi.Yezid,hilafet konusunda Hz.Hüseyin’in kendisine biat etmesini istedi ve bu yüzden adamlarını göndertti.Bunlar Yezid’in emri olmadan Hz Hüseyin’i şehit ettiler.Yezid bu haberi duyunca çok ağladı ve böyle yapanları yakalattı yakalatmadı bilmiyorum;ama onlara lanet yağdırdı.”

    Peki nerede mızrak ? Nerede kesik baş ? Nerede müslüman kentler ? Ne o? Beğenmedin mi ? Yoksa bunları inkar mı ediyorsun ? Bu ne güzel dinmiş böyle, hoşunuza giden sahih, hoşunuza gitmeyen uydurma !

    Neymiş ? Yezid bu habere çok üzülmüş ağlamışmış… Bak sen ! Ben, Peygamberin torununun başını kesip, sokaklarda gezdirecek derecede azgınlıkta haddi aşmış insanları kendime asker edeceğim, sonra onların işlediği bir cürüm nedeni ile kahrımdan öleceğim !

    Sen bunu fıkra diye çocuklara anlat ! Cahil kimmiş ortaya çıksın !

    Demişsin ki; “Halife Harun Reşid ve Ömer bin Abdulaziz zamanında ve daha başka başka İslam Devletleri döneminde Müslümanlar bilim ve kültür yönünden dünyada diğer milletlerin kat kat üstündeydi.
    Affedersiniz bu İnsanların yaşadığı ve sizin de anlamak istemediğiniz İslam Dini sayesinde olmadı da neyin sayesinde oldu.”

    Yani ilimde ilerleme hadislere riayet edildiği için mi oldu? Yani sen demek istiyorsun ki, bu gün amerika ilimde ileri ise o da onların dini sayesindedir öyle mi ?

    Bak, sen bunu da çocuklara fıkra olarak anlatabilirsin.

    Güzel kardeşim; kim Allah’ın yarattığı şeyleri inceler ve aklını bu istikamette çalıştırırsa o limde elbette ilerleyecektir. Bunun dinle ilgisi yok. Allah Kuran’a pek çok ayetinde insanları tabiat ayetlerine yönlendirir. Kim bunlara yönelirse, dini ne olursa olsun başarıya erişir.

    Fakat işin tuhaf kısmı şu ki, sana senin delil edindiğin şeylerden delil sundum, bir anda dengen bozuldu.

    Güzel kardeşim; sen sen ol, çürük deillere yapışma. Kendin hazır olmadığın şeylere inanıp zanna tabi olma. Gel sen, Allah’ın indirdiği ve içine hiç bir eğrilik koymadığı Kuran’a tabi ol.

    Bir inat uğruna kendi kendini üstelik te bilerek helak edenlerden olma.

    Muhabbetlerimle…

  10. Selam admin
    Sahabe Kimdir:Bu tanımı yapmadan önce aliaksoy için güzel bir ayet vereyim.
    “Size ne oluyorda Allah yolunda harcama yapmıyorsunuz? Halbuki göklerin ve yerin mirası Allah’ındır.İçinizden fetihten(Mekke fethinden) önce savaşanlar,(diğerleriyle) bir değildir.Onların derecesi,sonradan harcayan ve savaşanlardan daha yüksektir.Bununla beraber Allah hepsine en güzel olan cenneti vadetmiştir.Allah bütün yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”(Hadid 10)

    Ayetinden anlaşılacağı gibi sahabe-i Kiramın hepsi cennetliktir.

    Sahabe;Peygamber Efendimiz’i(S.a.s) görüp ona iman eden çok kısa bir süre de olsa Efendimiz’in sohbetleriyle şereflenen insanlardır.

    Tabiin ise;Peygamber Efendimizi görme şerefine nail olmayıp Peygamber mektebinin öğrencileri olan sahabilere tabi olan ve haklarında Kur’anda ayetler dahi bulunan insanlardır.Genelde sahabilerden sonra gelen ve onlara samimiyetle uyan insanlar olarak nitelenirler ayeti kerimelerde.

    Sahabe olarak tanınmış insanlar doğru insanların ta kendileridir.(Haşr 8)
    Peygamber Efendimiz’in ders halkasında yetişen,O’na samimiyetle tabi olan insanlar elbet doğru sözlülerin üstadlarıydı.Kur’an ve sünnet’in farlı yorumlanması sebebiyle ayrılığa düşmektense bu kudsi insanların sözleri ,yaşayış biçimleri Peygamber Efendimiz(sa.s)’in örnek yaşamının birer yansıması olduğundan elbet dinde senetti.

    Vah kardeş vah.Sende ehli beyt sevgisi çokmuş ta meğerse haberimiz yokmuş.Sırf sen bunun için mi sahabelere şüpheyle yaklaşıyorsun ve onların ve talebeleri konumunda olan insanların eserlerine güvenmiyorsun.
    Bence böyle bir bahane ileri sürmen daniskalıktan başka bir şey değildir kardeş.
    Peygamber Efendimiz(s.a.s) veda haccında size iki emanet bırakıyorum onların gösterdiği yola yani Kur’an ve sünnete getirdiği manaya ve yaşayış biçimlerine sıkı sıkıya sarılınız dediği halde sen niçin yapışmamakta direniyorsun.Sen Ehl-i Beyti sevi niçinH.z Hüseyin(radiyallahu Anh)’in hayatına bir bakmıyorsun.Ne yaptılar,ne ettiler,Kur’anı nasıl yorumladılar diye Ehli beyt’en olan hz.Cafer’i Sadık(r.a)’ın hayatına niçin bakmıyorsun ona göre Kur’anı yorumlamıyorsunuz;ama dostlarınızın elinde ehli beyt ve sünnet düşmanı olan insanların eserleridüşmüyor.
    Sen bir gün islam aleminin bu mübarek zatlara ne derecede ilgi gösterdiğini,onları sevip saydığını araştırdın mı.İmkanı yok.

    Kardeş sen İngilizler’in İslam alemine son kaç yüzyıldır ne tür oyunlar çevirdiğini bilmiyor musun. BUgün ilimde fen’de geri kalmışsak o da bu devletlere yatakçılık eden hainlerin yüzündeydi.Sen Abdülhamid’i tahtan indirenlerin bunlar olduğunu,Şehit kanlarıyla sulanmış Filistin topraklarını Nazilere az para karşılığında satanların yine bu hainler olduğunu,islam’ın zayıflanmasının altında bu devletlerin kiraladığı naylon kabataslak reformist müçtehidlerin olduğunu biliyor muydun.
    Avrupalılar islamiyete gebe kaldığı gibi ,BU SEBEPLERDEN DOLAYI islamiyet onlara ne yazık ki gebe kalmış bulunmakta.İngiliz casusu Hempher’in görevini aynen yapmakta bulunuyorsunuz.Hatta bu dinin Luter Martin’i korkarım sen olacaksın.

    iSTER İNAN İSTER İNANMA Kur’an’a dönüş ismi altında kampanya başlatanlar bir kere Hristiyan asıllı bir arap ve ermenilerdi.Sırf faydalı din bilgileri unutulsun diye.Din farlı farlı yorumlanıp parçalansın diye.Bu günkü haliniz gibi.
    Namaz dinin bütünüdür.Hac böyle.Zekat böyle.Sadaka böyle.Oruç böyle…
    Kardeş valla kusura bakmayın dininizi göremiyorum.Senin istediğinde bu değilmiydi zaten.Sen şahsen farklılıkların bu sebeple oluşmasını yeğlermişsin.Bi de çok güzel bir manzara olduğunu şahsen itiraf ediyor.

    Ne yani araştırmanın bilimin dinle ilgisi yok mu?Kur’an adamı sıfatı altında yaşadığın halde,Kur’an’da birçok bilimsel işaretler’in bulunduğu,daha batı dünyası düne kadar evrenin durağan olduğunu düşünürken Kur’an’da genişlediğinin ifade edilmesi,Allah’ü Teala’nın birçok ayette müminleri araştırmaya sevketmesi,en iyi ahlak kaidelerinin Kur’an’da tavsiye edilmesi…
    gibi bilimsel işaretler ve ahlaki kurallar bir toplumun gelişmesine yardımcı olmuyor da felsefe yapmak mı yardımcı oluyor.İnan ki bir toplumu zayıflatmanın yolu ahlaki kuralların yok edilmesiyle meydana gelir.İngilizler bunu senden daha iyi bildikleri için ilkin senden başlamışlar.
    Bana delil sunmuş.Hadi bakalım sen bana İslam tarihimi anlatan bu esrleri yazarlarıyla birlikte as da neyin nesiymiş bunlar ben de asayım.İslam alimlerinin eserlerinden şüphe ediyorsan git M.E.B tarih kitaplarından araştır.Ondan şüphe etmezsin artık.
    Eserleri sunmuş ta bir an için dengem bozulmuş.Bak bu zırvalığa bana bu kaynakları sun.Ben de Üniversitelerde ders kitabı olarak okutulan İslam Tarihi kitaplarıyla karşılaştırıp kritiği ekranda değerlendirelim.Anlaştık mı?

    Bir de Ali aksoy bana nasihat ediyor ve Mübarek Kitabımıza tabi olmaya çağırıyor beni.Sanki biz tabi olmamışız şimdiye kadar.Sen,önce bize hanif dostlarınızın çelişkilerini kritiğe tabi tut.Namaz,oruç,hac,zekat,güsul abdesti,abdest… gibi ibadetleri,Kur’an’a göre anlat,Peygamberlerin gönderiliş sebeplerini objektif bir şuurla anlat göreceğiz.Vallahi sen Kur’an’a çağırmayı,dini yeniden yorumlamakla,ibadetleri çevre koşullarına göre değerlendirmekle,bir kısım ayetleri görmezden gelmekle,eşit tutuyor,yepyeni bir Hanifliği oluşturmak olarak değerlendiriyorsun.

    Madem Allah’ü Teala insanlar bölmesin diye görüşünüze göre tek Kur’an’ı indirmiş-daha önceki yazılarımda Peygamber’e(Sas) Kur’an’dan başka vahiylerin de indiğini ayetlerle gösterdim(Enfal7,9),(Tahrim3)niçin birden çok yollarınız oluşurAllah’ü Teala insanlardan birlik ve beraberlik içinde yaşamayı emretmiyor mu?

    Diyor İslamiyet niçin mezheplere ayrılmış.Tabi Kur’an ve sünneti farklı yorumlamakla.Tabi burda kastettiği mezhepler bellidir.Fırka-i dalle mezhepleri olsa gerek.Hak mezhep olan mezheplerimiz dört tanedir.Her biri diğerlerini din kardeşi biliyor.Bir müslüman bu dört mezhepten hangisine uyarsa asla ulaşır.Yani anlayacağınız Ali Aksoy’un tavsiye ettiği sonsuz din ve mezhep anlayışı yoktur bizim dinimizde.

  11. enfal
    7. Hani Allah size iki taifeden birini, o sizindir diye va’dediyordu. Siz de güçsüz olanın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkı meydana çıkarmak ve kâfirlerin ardını kesmek istiyordu.
    8. Bu, suçlular hoşlanmasa da Allah’ın hakkı ortaya çıkarması ve batılı ortadan kaldırması içindi.
    9. Hani Rabbinizden yardım istiyor, yalvarıyordunuz. O da, “Ben size ard arda bin melekle yardım ediyorum” diye cevap vermişti.

    tahrim 3:
    Hani peygamber eşlerinden birine, gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi o sözü (başkasına) haber verip Allah da bunu peygambere bildirince, peygamber bunun bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber, bunu ona (sırrı açıklayan eşine) haber verince o, “Bunu sana kim bildirdi?” dedi. Peygamber, “Bunu bana, hakkıyla bilen ve hakkıyla haberdar olan Allah haber verdi” dedi.

  12. kardeş olduğumuzu nefsimiz bize unuttuyor galiba… hepimiz amacı yanlışıyla doğrusuyla allah’ın rızasını kazanmaksa yazılarımızdaki bu sertlik niye?
    HAC SÛRESİ/69
    Hakkında ayrılığa düşüp durduğunuz şeyler konusunda, kıyamet günü Allah aranızda hüküm verecektir.

  13. Selam Arkadaşlar

    Ali Aksoy diyor:“Gökteki yıldızlar gibi” olan, vahiy terbiyesi almış, Peygamber’in gözetiminde yetişmiş insanlar Peygamber’in vefatından hemen sonra bir karmaşaya düşmüş…

    İnsanlar birbirlerini öldürmüş… Halifeler, sahabeler… Peygamber’in torunları öldürülmüş… Hatta birisinin kesik başı, mızrağın ucuna takılmış ta, müslüman (!) ahalinin yaşadığı kentlerde ibreti alem için dolaştırılmış…

    Bak, Tarih sevdalısı kardeşim… Neymiş bunların sebebi ? Taht / hilafet kavgasıymış…

    Sen inanıyor musun bunlara ? Peygamber’den terbiye almış, vahiyle yetişmiş insanlar hiç hilafet / taht kavgası yapar mı?

    Ben bunların hiç birine inanmıyorum. Ben şuna inanıyorum: Kuran’dan nasiplenmiş hiç bir insan ki hele ki onlar Peygamber’in ashabı ise taht kavgası için birbirini öldürmez.

    Onlar ancak “din” kavgası, “din” savaşı yapar…

    Zannederim ki, zaten öyle olmuştur. Size yutturmaya çalıştıkları şey, bunların hilafet kavgası olduğudur. Bu; gerçekleri saklamak için uydurulmuş bir yalandır.

    Hangi müslüman, Peygamberin torununun kesik başı gezdirilirken müslüman kalmaya devam edebilir ?

    Onlar çoktan yok edilmişlerdi… Kureyşin putperestleri müslüman kılığında yepyeni bir din uyduruverdiler size…

    ———————————————————————————————————————————————————————————————
    Syn Ali Aksoy siz,Sahabelerin kanalıyla bize kadar süregelen İslam Dinine sırf bu taht kavgaları ve Hz.Hüseyin’i şehit ettiklerinden dolayı mı güvenmiyorsun?

    Size birkaç soru sorayım:

    Bu olaylar ve taht kavgaları Kur’an’da anlatılıyor mu?

    Bize yepyeni bir din uydurdukları yine Kur’an’da geçiyor mu?

    Resullulah’tan sonra dini bozacak bu insanlardan Allah neden razı olduğunu beyan ediyor.Yoksa Resullallah Aleyhiselatü Vesselam’dan sonra hepsi vefat mı etti böylece din bu taht kavgasını yapanlara mı kaldı?

    Bu sorularıma cevap verirseniz sevinirim.

    Selametle….

  14. slm. ey müslümanlar

    Erkeklerin altın yüzük takmaları, dört mezhepte de caiz değildir. Altın ile gümüşü süs olarak takmak yalnız kadınlara helaldir. Fakat, bunları mahrem olmayan erkeklere göstermeleri haramdır.

    Altın ve gümüşü süs olarak takmak erkeklere haramdır. Taş, tunç, pirinç, platin, bakır ve diğer madenlerden ziynet olarak yüzük takmaları, kadınlara da haramdır. Altın yaldızlı gümüş yüzük ve gümüş kaplı altın yüzük takmak da caizdir. Yüzük takmamak daha iyidir. Bayramlarda herkesin yüzük takması müstehaptır. Gösteriş için, öğünmek için takmak ise haramdır. (R. Muhtar)

    Resulullah efendimiz gümüş yüzük kullanır ve yüzüğünü sağ eline takardı. Sol eline de taktığı görülmüştür. Sağ ele de, sol ele de takmak caizdir. Küçük parmağa veya yanındaki parmağa takılır. Üzerinde yazı bulunan yüzüğü, helaya girerken, sol elden sağ ele geçirmek iyi olur. Numan bin Beşirin parmağındaki altın yüzüğü gören Resulullah efendimiz, (Cennete girmeden önce, niçin cennet ziynetini kullandın?) buyurdu. Demir yüzük kullanmaya başladı. Bunu görünce, (Niçin Cehennem eşyası taşıyorsun?) buyurdu. Bunu da çıkardı. Bronz yüzük taktı. Bunu görünce, (Niçin sende put kokusu duyuyorum?) buyurdu. Nasıl yüzük kullanayım, ya Resul dedi. (Gümüş yüzük takabilirsin. Ağırlığı da bir miskali [4.8 gramı] geçmesin ve sağ eline tak!) buyurdu. (Mevahib-i ledünniyye)

    not:efendimiz s.a.v genelde yüzüğünü sağ elin serçe parmağına takardı.aşağıdaki gibi.

  15. sayın ali aksoy size bir menkıbe aktarayım bektaşi “namaz kılmak haramdır” demiş. olmaz öyle şey demişler, kuranda yazıyor demiş. bakıyorlar ku’an’da şöyle yazıyor ‘CÜNÜPKEN NAMAZ KILMAK HARAMDIR” yazıyor. bektaşiye senin dediğim gibi değil kur’an da böyle yazıyor diyorlar. bektaşi bana ayetin başı lazım değil sonu lazım diyor. kendi işine geleni kadarını okuyor. sanki sizin yorumunuzda böyle gibi. altın sadece süs eşyası olrak kullanılmaz. başka yerlerde de kullanılır ve Allah’ın nimeti olan altın kullanılamaz değildir. sadece takı ve gösteriş olarak haramdır. Altın ödüllerde, çok ileri teknolojilerde, ödül kupalarında kullanılır ve haram değildir ve böylece Allahın vermiş olduğu nimetleri biz insanlar harama cevirip kullanırız. oysaki nimetleri Allah’ın belirtmiş olduğu kıriterlere göre kullanırsak haram olmaz ve Allah’ın yarattığı hiç bir şey boşuna değildir. Allah’ın rahmeti üzerinize olsun

  16. Selam Akkayalı;

    İş öyle değil. Bahsettiğiniz fıkra en çok gelenek dininin, mezhep dininin mensuplarına yakışır.

    Gösteriş yapmanın kötülüğü ayrı bir şey, gösteriş yapmanın kötülüğü muhabbetine sığınıp altını kadınlar için helal, erkekler için haram ilan etmek ayrı bir şey.

    Muhabbetlerimle…

  17. s.a. arkadaşlar,ben bu konuda kardeşimle çok tartıştık,bana erkeğin altın yüzük takması konusunda bir tane ayet bul dedim Kuran-ı Kerim’de,fakat bulamadı neden mi?Kuran-ı Kerim’de böyle bir ayet yok. Bizim Kitabımız Kuaran-ı Kerim değilmi,biz bu kitapta yazanlara ve yasaklara uymamız gerekmiyor mu?
    Kuran-ı Kerim’de de böyle bir şey yazmadığına göre bence HARAM değildir,ama iyi karşılanmaz gibi kelimelerle açıklama olabilir buna saygı duyar ve kabul ederim.Fakat yukarıda okuduğum yorumlara bakınca da(büyük bi kısmını okudum) gösteriş,israf vesaire gibi sebeplerden dolayı haram denmiş,diyorsunuz.pekala hanımlarda gösteriş veya israf olmuyor mu?bence bunu düşünün o sözü demeden önce.
    Belki yorum yapanların arasında bir çoğumuz evli veya nişanlı veyada yakınlarında evlenenleri kesinlikle görmüştür,düğünlerde neden o zaman 3-5 (adet önemli değil) tane bilezik alınıyor israf değil mi?bayana gelince israf değilde erkeğe gelince mi israf!!!
    bayanda gösteriş değil de erkeğe gelince neden gösteriş!!!

    Arkadaşlar tabi ki bu benim nacizane fikir ve görüşlerim (Kuran-ı Kerim’de haram olmasıyla bir ayet bulunmadığından fikirlerimi söyledim eğer ki ayaet olsaydı fikrim yerine ayetlerin meailini sizlere sunardım) katılırsınız katılmazsınız size kalmış.

    Ayrıca ben nişanlıyım beyaz ve sarı altın karışımı bir nişan yüzüğü takıyorum.Bana her defasında bu haram diyenlerede Bana Kuran-ı Kerim’de ki ayetlerden göster diyorum,tabi ki gösteririm filan deniyor aradan günler geçiyor ve hala doğal olarak bulunamıyor.
    Bu şu demek oluyor ki;halkımız bu konuda yanlış ya da doğru bu fikre kapılıyor ve altın yüzüğün erkekte haram olduğuna inanıyor.

    eğer bu konuda ayet-i kelime bulursanız (bulursanız yanlış bilmiş olacağımdan) yanlış bildiğim bir şeyi düzeltmek açısından mail adresime yollarsanız sevinirim.
    recepsoran3519@mynet.com
    s.a.

  18. ALTIN İNSAN VÜCUDUNDA KADINLIK HORMONU SALGILADIĞI İÇİN ERKEKLERE HARAMDIR.BUDA ÇIK OLARAK İSLAMİ KAYNAKLARDA BELİRTİLMİŞTİR…

  19. Bu güzel yazısı için Sayın Ali Umuç’a teşekkür ederim.

    Gelenek dini bağlıları, Kur’an ayetlerine karşı körler ve sağırlar gibi davranarak, “hadis, hadis” derler. Sonra da tabi oldukları mezhebin hükümlerine uymayan hadisleri reddederler. Kütüb-i Sitte’den alıntılanan aşağıda ki hadislere göre; “altın takı kullanmak bayanlara da haramdır“. Tabi ki efendileri bu hadisleri gizlediği için bilgi edinememeleri gayet doğaldır. Lütfen okuyun!!!

    KÜTÜB-İ SİTTE /ZİNET BÖLÜMÜ /TAKILAR HAKKINDA
    2079 – Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Bir kadın Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a gelerek sordu:
    “İki altın bilezik hakkında ne dersiniz, (takayım mı?)”
    “Ateşten iki bileziktir, (takmayın!)” deyip cevap verdi. Kadın devamla:
    “Pekalâ altın gerdanlığa (ne dersiniz?)” diye sordu. Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)’dan yine:
    “Ateşten bir gerdanlık!” cevabını aldı. O, yine sordu:
    “Bir çift altın küpeye ne dersiniz?”
    “Ateşten bir çift küpe!”
    Kadında bir çift altın bilezik vardı. Onları çıkarıp attı ve:
    “(Ey Allah’ın Resülü), kadın kocası için süslenmezse, onun yanında kıymeti düşer” dedi. Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm):
    “Sizden birine, gümüş küpeler takınmasından, bunları za’feran veya abir ile sarartmasından kimse engel olmaz!” cevabını verdi.”
    Nesâi, Zinet 39, (8,159).

    2080 – Sevbân (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın yanına Fâtıma Bintu Hübeyre, elinde altından iri yüzükler (Feth) olduğu halde gelmişti. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam), kadının ellerine vurmaya başladı. Fâtıma da hemen (oradan sıvışıp) Resülullah’ın kerimeleri Fâtımatu’z-Zehrâ (radıyallâhu anhâ)’nın yanına girdi. Ona Resülullah (aleyhissalatu vesselâm)’ın kendisine olan davranışını anlattı. Bunun üzerine Hz. Fâtıma (radıyallâhu anhâ) boynundaki altın zinciri çıkarıp: “Bunu bana Hasan’ın babası Hz. Ali (radıyallâhu anhümâ) hediye etti” dedi. Zincir daha elinde iken Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) yanlarına girdi ve şunu söyledi:
    “Ey Fatıma! Halkın: “Resülullah’ın kızının elinde ateşten bir zincir var!” demesi seni memnun eder mi?” dedi ve böyle diyerek oturmadan geri dönüp gitti. Bunun üzerine Fâtıma (radıyallâhu anhâ) zinciri çarşıya gönderip sattırdı, parasıyla bir köle satın aldı ve onu âzad etti.
    Bu olanlar Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a anlatılınca: “Fâtımayı ateşten kurtaran Allah’a hamdolsun!” buyurdular.”
    Nesâi, Zinet 39, (8,158).

    2081 – Huzeyfe’nin kız kardeşi (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Ey kadınlar cemaati! Süs eşyanız gümüşten olmalıdır. Sizden hangi kadın altınla süslenir ve onu izhâr eder (yabancıya gösterirse), mutlaka onunla azaba maruz kalır.”
    Ebu Dâvud. Hâtem 8. (4237); Nesâi. ZÎnet 39, (8.156.157).

    2082 – Ukbe İbnu Âmir (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) ehline takı ve ipeği yasakladı ve: “Eğer sizler cennet takılarını ve cennetin ipeğini seviyorsanız, bunları dünyada takınıp giymeyin” buyurdu.”
    Nesâi, Zinet 39, (8,156).

  20. biz kur-an’da verilmedik misal bırakmadık. diyen yüce allah altınına açıklamıştır.altını ashap mekruh görmüş ve takmamıştır.biz ise bunu abarttık ve altının haram olduğuna kanaat getirdik oysa gerçekliliği kesin olmayan bir kaç hadisi allahın ayetleriyle değiştirir olmuşuz.bilmeden günah işler olduk.
    biz türk milletindeki abartılar ve çalişkili adetlerden birisi bu.
    bu türk miletinin abartılı bir çok adeti vardır ve bilmeden hüküm verip durmaktadır.
    dövmesi olanın ömür boyu abdesti kabul olmaz diyende bizler değilmiyiz ne büyük konuşuyoruz ne büyük günah işliyoruz.
    inşaallah allah bizi ıslah eder ve doğru yolundan ayırmaz…

  21. S.a.
    Bn sadece Bİ soru sormak istiyorum…
    Madem Altın Erkeklere Haram.Dewrin padisahları Bunu Kilo isi Takmıslar.Bu padisahların Hic mi HOcaları yok buNları Hic mi UYaran Kimseler Yok.Altın kolye almak İstiyorum Sİmdi Bu yuzden Tereddüte kaldım
    Saygılar SEwgiler…

  22. İnsan vücudunda elektrik akımı var mıdır?Vardır,kadın ve erkekte de ayrı şekilde (+ ve -)olarak.Altın toprak alkali bir metaldir ve erkek vücudundaki elektrik akımını bozar,ama gümüş tam bir regülatör görevi görür ve elektrik akımını düzenler.İpek de elektrik akımını ileticidir ipeğin nasıl elektriklenip kağıt prçalarını mıknatıs gibi çektiğini hatırlayın.Ayrıca işin birde psikolojik boyutu var:altın ve ipek takmak-giymek erkeği kadınsı sezgilerle donatır,teninizde ipeğin o iç gıcıklatıcı dokunuşunu bir hayal edin,şehvetiniz nasıl coşacaktır? Herşey bizim için düşünülmüştür,haram bize zarar verendir ve sevgili peygamberimiz Hz.Muhammed S.A.V efendimiz hadisleriyle,davranışlarıyla bunları bizlere aktarmıştır.Şüphe etmeyin Kur’an ve bilim birbirinden ayrı değildir ama bizi sünnetten koparmaya çalışan Şarlatanlar kendilerinden bile bihaber,zavallıca çırpınıp duracaklardır!Sözlerine itibar etmeyiniz,sünnetten asla ayrılmayınız.Allah c.c bunları heryerde rezil edecektir,şu an olduğu gibi!Vesselam…

  23. herkes kendi yoluna aklı olan göle gider….resulullah kuranın açıklayıcısı islam dinininpeygamberidir dikkatinizi çekerim. nasıl olurda sahih hadislere yalan dersiniz?sahabilere ravilere iftira atarsınız.KURANI YORUMLAMAK HER YİĞİDİN HARCI DEĞİLDİR MANEVİYAT LAZIM ÇOK İLİM LAZIM…EVET NORMAL İNSAN OKUDUĞU ZAMAN FARKLI ANLAMLAR ÇIKABİLİR HELE Kİ İLMİ OLMAZSA YALAN YANLIŞ BİR SÜRÜ YORUM YAPAR ÇÜNKÜ HER İNSANIN ANLAYIŞI FARKLIDIR İŞTE ALLAH EZELİ VE EBEDİ İLMİ İLE BÖYLE OLABİLECEĞİNİ BİLDİĞİ İÇİN RESULULLAHI GÖNDERMİŞTİR…KURANI RESÜL VE ONA UYAN VELİ ALİM ZATLAR AÇIKLAYABİLİRLER.O AYETLERDEN ÇIKAN HÜKMÜ ANLATABİLİRLER BİZİM GİBİLER DEĞİL..KURANIN SADECE AYETLER İLE YAZILI ZAHİRİ AÇIKLAMASI DEĞİL BATINİ AÇIKLAMASIDA VARDIR

    SELAM VE DUA İLE

  24. NİSA 4/115:”KİM KENDİSİNE DOĞRU YOL BELLİ OLDUKTAN SONRA PEYGAMBERE KARŞI ÇIKAR MÜMİNLERİN YOLUNDAN BAŞKASINA GİDERSE ONU DÖNDÜĞÜ YOLDA BIRAKIRIZ VE CEHENNEME SOKARIZ.ORASI NE KÖTÜ BİR GİDİŞ YERİDİR

    ALLAH KORUSUN… DUA İLE

  25. Yani arkadaşlar bu vatanda yıllardır yaşayan insanlarımız hiç mi müslüman değildiler. Yeni mi öğrendik haram olduğunu ya da yeni hadisler mi türedi?Burda haram olduğunu savunan arkadaslarımızın bile babaları dedeleri altın yuzuk takıyordu mutlaka. Turban değil, leçek peçe taktı annelerimiz. Bu onların müslüman olmadıklarını mı kanıtladı sizce? Son 15-20 yıldır gelişen arap şovenizminin sonuçları bunlar. Yazık oluyor her gecen gün ayrılığa parçalanmaya götüren adımlardan başka bişey değil bu altın haram mı tartışması…

  26. Atalarımız taktı diye hüküm mü kalkacak?herkesin vebali kendinedir bu nasıl mantıktır atalarımız takmış takalım atalarımız yemiş yiyelim olmaz kardeşlerim ÖLÇÜ KURAN VE SÜNNETTİR.
    AYRICA YÜZÜK HER İKİ ELE PEYGAMBERİMİZİN TAKTIĞI PARMAKLARINA TAKILABİLİR ÇÜNKÜ RESULULLAH HER İKİ ELİNEDE TAKMIŞTIR…ALTIN ERKEKLERE HARAMDIR RESULULLAH YASAKLAMIŞTIR KURANDA BANA VE RESULÜME İTAAT EDİN BUYURUYOR
    O ZAMAN HADİYİN İTAATE TESLİMİYETE

  27. altın yüzüğün hükmünü ehli sünnet alimlerimizden birine sorduk işte cevabı;
    De ki: “Allah’ın, kulları için yarattığı zîneti ve temiz rızkı kim haram kılmış?” De ki: “Bunlar, dünya hayatında mü’minler içindir. Kıyamet gününde ise yalnız onlara özgüdür.” İşte bilen bir topluluk için âyetleri, ayrı ayrı açıklıyoruz.” bu ayet delil olarak getiriliyor

    ERKEKLERİN ALTIN ZİNET KULLANIMI-1

    Erkeğin altın yüzük kullanmasının hükmünün, son zamanlarda üzerinde hayli soru sorulan meselelerin neredeyse başında geldiği dikkat çekici bir durum. Kaynaklarda bu mesele genellikle altın-gümüş kap kullanımı konusuyla birlikte ele alındığı halde, günümüzde meselenin –yaygınlığı dolayısıyla– “altın yüzük kullanımı”na indirgenmiş olması dolayısıyla bu yazıyı bu noktaya hasredeceğim.

    Yazının hemen başında belirtelim ki, mesele birebir Kur’an’da zikredilmediği için, tartışmanın zeminini daha ziyade Sünnet oluşturmaktadır.

    Altının erkeğe haramlığı konusu iki cihetten tartışılabilir:

    1. “Kur’an Müslümanlığı” denen bid’at cihetinden. Dini kaynaklarından soyutlayarak kendi Kur’an anlayışlarına indirgeyenlerin ortaya attığı bid’atlerden sadece biri, belki de en hafifi, erkeğin altın yüzük kullanması meselesidir. Aslında başta Sünnet olmak üzere “Edille-i Şer’iyye”nin diğer unsurlarını devre dışı bırakmakla bu akımın temsilcileri, Kur’an’a, kendi anlayışlarını söyletmenin, bu suretle de Din’i kendi dar (yoksa alabildiğine “geniş” mi demeliydim?) anlayışlarından ibaret hale dönüştürmenin peşindedirler. Ya da daha doğrusu, aralarında bu amacı gütmeyenler varsa da sonuç buraya çıkmaktadır.

    Dolayısıyla bu akımın temsilcileriyle altın yüzük meselesini tartışmadan önce “Usul” meselesinin netleştirilmesi gerekir. “Din’i Kur’an’dan başka delil/kaynak tanımaksızın yaşamak doğru ve mümkün müdür?” sorusu başlangıç noktasıdır.

    Ancak yine de burada şu kadarını söyleyelim: Kur’an’da herhangi bir yasak getirilmemiş olması yanında, soruda zikredilen türden ayetlerin genel bir “ibaha” (serbestlik) zemini sağlıyor oluşu, Kur’an Müslümanlığı iddiasında bulunanların bu meselede “cevaz” hükümlerinin gerekçesini oluşturuyor.

    Ancak burada önemli bir problem var: Gerek bu meselede, gerekse diğer tekil/parça konularda “hakkında Kur’an’da ayet yok” argümanını kullanarak cevaz kapısı açmak demek, hakkında Kur’an’da özel hüküm bulunmayan her meselenin aynı tarzda çözüme kavuşturulması demektir.

    Oysa bu gibi hususlarda Kur’an’ın vaz ettiği genel ilkeler arasında da bir çatışma husule getirmemeye azami dikkat göstermek gerekir. Aksi halde –haşa– Kur’an’ın kendi içinde çelişki bulunduğu gibi bir açmaza sürüklenmek işten değildir.

    Açacak olursak, niçin erkeğin altın kullanımı meselesinde “eşyada aslolan ibahadır” genel kaidesinden ve bu kaideye vücut veren ayetten hareket ediyoruz da, Kur’an’ın bizi Sünnet’e ve ululemr’e (bilgi ve yetki sahiplerine) yönlendiren ayet-ler-inden hareket etmiyoruz? Eğer Kur’an bizi buraya yönlendiriyor ve Hz. Peygamber (s.a.v)’de bizler için “güzel örnek” bulunduğuna dikkat çekiyorsa, yapılması gereken şey O’nun örnekliğine başvurmak değil midir?

    O’nun örnekliğine başvurduğumuzda karşımıza çıkan manzarayı, konuyla ilgili “ikinci cihet”in izah ve beyanı sadedinde bir sonraki yazıda görelim.

    ERKEKLERİN ALTIN ZİNET KULLANIMI-2

    2. Altın kullanımının erkeğe haramlığının tartışma konusu yapıldığı ikinci cihet, haramlık hükmünün illetini tesbit sadedinde ortaya atılan görüşler ve bir de Sahabe’den bazılarının altın yüzük kullandıklarını anlatan nakillerdir.

    Günümüzde bu meselede cevaz taraftarı olanların büyük çoğunluğu bu zeminde hareket etmektedir. Tecrid-i Sarih Terceme ve Şerhi’nde (IV, 287) Kâmil Miras’ın yaptığı budur; İSAM’ın neşrettiği İlmihal’de (II, 84 vd.) bu mesele işlenirken izlenen yöntemin de aynı olduğunu söyleyebiliriz.

    Öncelikle belirtelim ki, toplumda sosyal adaletin sağlanması, sermayenin atıl durumdan kurtarılarak ekonomiye kazandırılması.. gibi hususları Efendimiz (s.a.v) tarafından erkeklere altın kullanımının haram kılınmasının illeti olarak tesbit etmek son derece tartışmalıdır. Zira bu ta’lilin isabetli olduğunu gösteren bir nakil mevcut olmadığı gibi, Sahabe’den ve Müçtehid İmamlar’dan da böyle bir ta’lilde bulunan bir kimsenin varlığı bilinmemektedir.

    Hatta tam aksine, hilafeti döneminde İslam devleti, vatandaşlarını maaşa bağlayacak derecede zenginleştiği halde, dirayetiyle meşhur Hz. Ömer (r.a), vilayetlere ve ordu komutanlarına gönderdiği talimatnamelerde erkekleri altın ve ipek kullanmaktan ısrarla sakındırmaya devam etmiştir. Onun bu davranışının Sahabe’den herhangi biri tarafından eleştiri ve itiraz konusu yapılmamış olması dikkat edilmesi gereken bir noktadır. Bu durumun ondan sonra da aynen devam ettiğinde şüphe yoktur.

    Burada belki Efendimiz (s.a.v)’in, Kur’an’dan kaynaklanan genel tavrının bir yansıması olarak insanları dünyaya bağlanmaktan, dünya süslerine ve gösterişe meyletmekten sakındırmasından söz edilebilir. Ancak altın ve ipek kullanımının kadınlar için serbest olması, haramlık hükmünü buraya bağlamayı da tartışmalı kılmaktadır. Erkeklere altın yüzük kullanmayı yasaklayan Efendimiz (s.a.v)’in, bunun gerekçesini yukarıda zikredilen hususlara bağlamadığı açıktır. Hatta bu meyanda altını “ateş” olarak tavsif ettiği hatırlanmalıdır…

    Şu soru her iki durum için de son derece haklıdır: Sermayenin ekonomiye aktarımı, sosyal adaletin gerçekleştirilmesi gibi maddî ve dünyaya bağlanmamak gibi manevî gerekçeler erkekler için geçerlidir de kadınlar için neden geçerli değildir?

    Dolayısıyla erkeklere altın ve ipek kullanımının yasaklanmasını bu türlü sebeplere dayandırmak isabetli görünmemektedir.

    Sahabe’den bazılarının altın yüzük kullandığını anlatan nakillere gelince, İmam et-Tahâvî bunları şöyle zikretmektedir:

    1. el-Berâ b. Âzib (r.a)’in parmağında altın bir yüzük vardı. Kendisine bu durum sorulduğunda bir ganimet taksimi esnasında bu yüzüğü Efendimiz (s.a.v)’in kendisine verdiğini ve “Allah ve Resulü’nün sana giydirdiğini giy” buyurduğunu söylemiştir.

    2. Mus’ab b. Sa’d[1] şöyle demiştir: “Talha b. Ubeydillah’ın parmağında altın bir yüzük gördüm. Suheyb’in parmağında altın bir yüzük gördüm. Sa’d’ın parmağında altın bir yüzük gördüm.”

    3. Tıpkı Talha b. Ubeydillah (r.a) gibi Sa’îd b. el-Âs (r.a) da[2] öldürüldüğünde parmağında altın yüzük vardı.[3]

    Erkeğe altın yüzüğün haram olmadığını söyleyenlere göre bu nakiller, erkek için altın yüzük kullanımının mutlak haram olduğunun söylenemeyeceğini gösterir. Zira böyle olsaydı, adı geçen sahabîlerin altın yüzük kullanmamaları gerekirdi.

    Bu çıkarsamanın ne kadar isabetli olduğunu ve konunun merfu (Efendimiz (s.a.v)’e dayanan) rivayetler bakımından durumunu bir sonraki yazıda görelim.

    [1] Sahabe’den Sa’d b. Ebî Vakkâs (r.a)’ın oğludur.

    [2] Efendimiz (s.a.v) vefat ettiğinde Sa’îd 9 yaşındaydı; doğrudan Efendimiz (s.a.v)’den rivayeti yoktur. Dolayısıyla rü’yeten sahabî, rivayeten tabiîdir. Bkz. İbn Hacer, el-İsâbe, III, 107 vd.

    [3] et-Tahâvî, Şerhu Ma’âni’l-Âsâr, IV, 261.

  28. ERKEKLERİN ALTIN ZİNET KULLANIMI-3

    Bir önceki yazıda İmam et-Tahâvî’den naklen Sahabe’den altın yüzük kullananların isimlerini zikretmiştim. Bunlara Suheyb[1], Huzeyfe[2], Habbâb b. el-Erett[3], Câbir b. Semure[4] ve Abdullah b. Yezîd’i[5] de (Allah hepsinden razı olsun) ekleyebiliriz. Böylece altın yüzük taktığı rivayet edilen sahabîlerin sayısı tesbit edebildiğim kadarıyla 9’u bulmaktadır.

    Ancak bu sahabîlerin altın yüzük taktığını anlatan rivayetler –en azından birçoğu– hakkında söylenmesi gereken şeyler mevcuttur. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

    1. el-Berâ b. Âzib (r.a): Bu sahabî, aynı zamanda Efendimiz (s.a.v)’in erkeklere altın yüzük takmayı yasakladığı rivayetini de nakletmiştir.[6] et-Tahâvî, onun bu rivayetinin diğerine göre daha sahih ve sabit olduğunu[7], İbn Hacer de bu riayetin sıhhati üzerinde ittifak bulunduğunu söyler.[8] Buna karşın el-Hâzimî, diğer rivayetin isnadının sahih olmadığını söylemiştir.[9]

    Duruma bakılırsa onun altın yüzük taktığı meselesi arkadaşları arasında da tartışma konusu olmuştur. İbn Abdilberr’in naklettiği bir rivayet, ziyaretine giden arkadaşlarından birisinin (Ebu’s-Sefer) el-Berâ’nın altın yüzük taktığını gördüğünü söylemesi üzerine diğeri (Ebû İshak[10]) buna, “Yalan mı söylüyorsun?” diyerek şiddetle itiraz etmiş ve yanına beraberce gittikleri halde kendisi böyle bir şey görmediğini söylemiştir.[11]

    Şu halde el-Berâ (r.a)’ın altın yüzük takması konusunda şunları söyleyebiliriz:

    A. O, önceleri altın yüzük takarken, bilahare bundan vaz geçmiştir. Ebû İshak’ın onun parmağında altın yüzük gördüğünü söyleyen kişiyi şiddetle eleştirerek iddiasını reddetmesinin bunu gösterdiğini söyleyebiliriz.

    Ancak buna, yine Ebû İshak kanalıyla el-Berâ (r.a)’ın altın yüzük taktığının nakledildiği söylenerek itiraz edilebilir.[12]

    [1] Bkz. en-Nesâî, “Zînet”, 45.

    [2] İbn Ebî Şeybe, VI, 66.

    [3] İbn Ebî Şeybe, a.y.

    [4] İbn Ebî Şeybe, VI, 67.

    [5] İbn Ebî Şeybe, a.y.

    [6] Bkz. et-Tahâvî, Şerhu Ma’âni’l-Âsâr, IV, 261; İbn Abdilberr, et-Temhîd, XVII, 96.

    [7] et-Tahâvî, IV, 262.

    [8] İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, X, 317.

    [9] el-Hâzimî, el-İ’tibâr, 526.

    [10] Kûfe’li meşhur tabiî Ebû İshak Amr b. Abdillah es-Sebî’î olmalıdır.

    [11] İbn Abdilberr, et-Temhîd, XXIV, 338.

    [12] İbn Ebî Şeybe, VI, 66.

    ERKEKLERİN ALTIN ZİNET KULLANIMI-4

    Ebû İshak’ın, biri el-Berâ (r.a)’ın altın yüzük “taktığını”, diğeri “takmadığını” anlatan iki rivayeti arasında bir zaman aralığı bulunduğunu söylemek doğruysa durumu şöyle yorumlayabiliriz: Ebû İshak, el-Berâ’nın altın yüzük taktığına önceleri kendisi de şahit olmuşken, bilahare Ebu’s-Sefer ile birlikte ziyaretine gittiklerinde yine altın yüzük göreceği beklentisiyle el-Bera (r.a)’ın parmaklarına özellikle bakmış olmalıdır. Arkadaşının el-Berâ (r.a)’ın parmağında altın yüzük gördüğünü söylemesi üzerine şiddetle itiraz etmesi de bundan ileri gelmiş olmalıdır. Eğer bu iki rivayeti bu veya benzeri bir şekilde uzlaştırmak mümkün olmazsa, tevakkuf etmek, yani herhangi birisiyle hüküm vermemek en doğrusu olmalıdır. Vallahu a’lem.

    B. Onun altın yüzük takmasının ve bunda bir beis görmemesinin sebebi, bizzat Efendimiz (s.a.v)’in yüzüğü takması için kendisine vermiş –hatta bazı riayetlere göre bizzat parmağına takmış[1]– olmasıdır.

    Dolayısıyla bu durumu kendisine mahsus bir ruhsat olarak değerlendirmiş olabilir.

    2. Suheyb (r.a)’in durumu da buna benzemektedir. en-Nesâî’nin, dipnotta belirttiğim yerde naklettiğine göre Hz. Ömer (r.a)’in, parmağındaki altın yüzüğü garipsemesi üzerine, “Bunu senden daha hayırlısı (yani Hz. Peygamber) gördü ve bir şey demedi” demiştir.

    Burada da üç ihtimal söz konusudur:

    A. Hz. Peygamber (s.a.v) Suheyb (r.a)’in parmağındaki altın yüzüğü, erkeklere altın yüzük kullanımını yasaklamadan önce görmüş ve serbest olduğu (hatta bizzat kendisi de taktığı) için bir şey dememiş olabilir. İlgili rivayetlerde zikredildiği gibi önceleri Hz. Peygamber (s.a.v) de altın bir yüzük edinmiş ve takmıştır. Ancak bazı rivayetlerin bildirdiğine göre bu durum 3 gün devam etmiştir. Dolayısıyla Efendimiz (s.a.v) Suheyb (r.a)’in parmağındaki altın yüzüğü bu süreç içinde görüp bir şey dememiş olabilir.

    B. Efendimiz (s.a.v)’in altını erkeklere yasakladığından Suheyb (r.a)’in haberi olmamış olabilir. Ancak bu ihtimal zayıf görünmektedir. Zira Hz. Ömer (r.a)’in olayı garipsemesi ve Suheyb (r.a)’in verdiği cevap, yasaklamadan haberdar olduğunu ihsas etmektedir.

    C. Suheyb (r.a), altın yüzük konusunda kendisine özel bir ruhsat tanındığını düşünmüş olabilir. Vallahu a’lem.

    3. Habbâb b. el-Erett (r.a) altın yüzük takan sahabîlerden olarak rivayet edilmiştir. Ancak Abdullah b. Mes’ûd (r.a) onun altın yüzük taktığını görünce, “Hâlâ onu atmanın zamanı gelmedi mi?” diye tevbih etmiş, o da hak vererek, “Artık onu bir daha görmeyeceksin” diyerek çıkarmıştır.[2] Dolayısıyla onun altın yüzük takmasıyla istidlal edilmesi doğru değildir.

    Huzeyfe, Talha b. Ubeydillah, Câbir b. Semure, Sa’d b. Ebî Vakkâs, Abdullah b. Yezîd, Sa’îd b. el-Âs, Ebû Üseyd[3] ve Enes b. Mâlik’in[4] (Allah hepsinden razı olsun) altın yüzük takmasına veya bunu tecvizine gelince, ulema bu noktaya iki şekilde cevap vermiştir:

    1. Efendimiz (s.a.v)’in erkeklere altın yüzük takmayı yasakladığı haberi bu sahabîlere ulaşmamış olabilir.

    2. Ulaşmışsa da, bu konudaki nehyi tenzihe hamletmiş, yani Efendimiz (s.a.v)’in bunu kesin haram kıldığını değil, sadece bazı sebeplerle hoş görmediğini düşünmüş olabilirler.

    Altın yüzük taktığı veya takılmasına cevaz verdiği nakledilmiş olan sahabîlerin bu davranışının ulema tarafından zikredilmemiş olan muhtemel bir sebebi daha olabilir: en-Nesâî[5] ve daha başkaları tarafından nakledilen bir rivayette Hz. Ali (r.a), “Resulullah (s.a.v) bana şunları yasakladı” diyerek altın yüzük kullanımını da zikretmiş, bu meyanda şu cümleyi kullanmıştır: “Resulullah (s.a.v) bunları bana yasakladı; insanlara yasakladığını söylemiyorum.” Keza en-Nesâî’nin aynı yerde naklettiğine göre Hz. Ali (r.a)’a, “Hz. Peygamber (s.a.v)’in sana yasakladığı şeyleri bize (söyle ve) yasakla” diyenlere cevaben zikrettikleri arasında altın yüzük kullanımına da yer vermiştir.

    [1] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, IV, 294.

    [2] İbn Ebî Şeybe, VI, 66.

    [3] İbn Ebî Şeybe, VI, 67. Adı Mâlik b. Rebî’a’dır. Bedir ehlinden en son vefat eden sahabî olduğu söylenmiştir.

    [4] İbn Ebî Şeybe’nin rivayetine göre (VI, 67) kendisine altın yüzük takmanın hükmü sorulduğunda, cevaz vermiş, sadece altın ve gümüş kaptan yemek yemekten sakındırmıştır.

    [5] en-Nesâî, “Zînet”, 43.

  29. ERKEKLERİN ALTIN ZİNET KULLANIMI-5

    Muhtemeldir ki Sahabe’den bazıları (el-Berâ b. Âzib ve Suheyb (r.anhuma) örneklerinde olduğu gibi) Efendimiz (s.a.v) tarafından kendilerinin umumi yasağın kapsamı dışında tutulduklarını düşünmüşler, bazıları da (daha önce naklettiğim Hz. Ali (r.a) rivayeti özelinde olduğu gibi) yasağın hususi olup herkesi kapsamadığı kanaatini taşımışlardır.. Ancak şunu da ekleyelim ki Hz. Ali (r.a)’den birçok tarikle gelen bir rivayette “Resulullah (s.a.v) bize altın yüzüğü yasakladı” dediği[1] ve Efendimiz (s.a.v)’in, bir eline ipek, bir eline altın alarak, “Bunlar ümmetimin erkeklerine haramdır” buyurduğunu aktardığı[2] nakledilmiştir. Dolayısıyla altın yüzük kullanımının Efendimiz (s.a.v) tarafından önce özel olarak Hz. Ali (r.a)’a sonra da genel olarak Ümmet’in erkeklerine yasaklandığını söyleyebiliriz.

    Dikkat çeken bir diğer husus da, Efendimiz (s.a.v)’in yasaklamasına dayanarak çevresine ve arkadaşlarına altın yüzük kullanmayı yasaklayan sahabîlerin fekahetle (fakih ve dirayetli olmakla) bilinen isimler olmasıdır ki, Hz. Ömer, Hz. Ali, Abdullah b. Mes’ûd, Abdullah b. Abbâs (r.anhum) gibi isimler bunların başında gelmektedir.

    Görebildiğim kadarıyla Efendimiz (s.a.v)’in erkeklere altın yüzük kullanmayı yasaklayan hadisleri, Hz. Ömer, Hz. Ali, İbn Mes’ûd, İbn Abbâs, İbn Ömer, Ebû Hureyre, Abdullah b. Amr, Zeyd b. Erkam, Ukbe b. Âmir, Ebû Mûsa el-Eş’arî, Ebû Sa’îd el-Hudrî, Ebû Ümâme, el-Berâ b. Âzib, İmrân b. Husayn, Ebû Zerr, Ebû Sa’lebe el-Huşenî tarafından muhtelif bağlamlarda rivayet edilmiştir. Bu sahabîlerin rivayetleri için bu seri yazı boyunca zikrettiğim kaynaklar yanında aşağıdaki dipnotta zikrettiğim eserlere bakılabilir.[3]

    Bu merfu (Efendimiz (s.a.v)’e ait) kavlî ve fiilî hadislerin hem isnadlarının sıhhati ve hem de ifadelerinin umumîliği dolayısıyla Sahabe’den –isimlerini daha önceki yazılarda gördüğümüz– bazılarının fiil ve istinbatlarından daha öncelikli ve bağlayıcı olduğu bedihîdir.

    Bu sebeplerdir ki, fakih sahabîlerin ardından yine fıkıh ve istinbattaki mevkileri tartışmasız olan –Tabiun ve sonraki nesillerden– Sa’îd b. Cübeyr, İbrahim en-Neha’î, Mekhul, Alkame, Ebû Hanîfe ve ashabı, es-Sevrî, el-Evzâ’î, Mâlik, eş-Şâfi’î, Ahmed b. Hanbel, İshak b. Râhûye ve daha başkaları (Allah hepsine rahmet eylesin) bu merfu hadisleri esas alarak erkeğin altın yüzük kullanmasının haram olduğunu kesin bir şekilde söylemişlerdir.[4] Kaynaklarda bu mesele üzerinde –ilk devirdeki ihtilaftan sonra– icma vuku bulduğunun söylendiğinin de burada altını çizmemiz gerekiyor.

    [1] et-Tahâvî, Şerhu Ma’âni’l-Âsâr, IV, 260.

    [2] et-Tahâvî, Şerhu Ma’âni’l-Âsâr, IV, 250.

    [3] el-Heysemî, Mecma’u’z-Zevâid, V, 143, 7, 151 vd.; Ali el-Karî, Mirkatu’l-Mefâtîh, VIII, 177 vd.; Ahmed Abdurrahman el-Bennâ, el-Fethu’r-Rabbânî, XVII, 247 vd.; et-Tehânevî (Tanvî), İ’lâu’s-Sünen, XVII, 304 vd.

    [4] Bkz. el-Aynî, Umdetu’l-Karî, XIV, 209.

    ERKEKLERİN ALTIN ZİNET KULLANIMI-6

    Erkeğe altın yüzük kullanmayı yasaklayan ve çeşitli bağlamlarda varit olan hadisler, daha önce isimlerini zikrettiğim 16 sahabî tarafından muhtelif lafızlarla nakledilmiştir. Bu sahabîlerden bazılarının, konuyla ilgili birden fazla rivayet naklettiğini de burada önemle belirtmemiz gerekiyor. (Yazıyı daha fazla uzatmış olmamak için bu rivayetleri tek tek zikretmeyeceğim.) Bu sayının, mütevatir hadisleri toplamak maksadıyla kaleme alınmış eserlerde tevatürüne hükmedilmiş birçok rivayetin sahabî ravilerinin adedinden daha fazla olduğu açıktır. Dolayısıyla bu konudaki rivayetlerin, Usulcülerle diğer ulemanın değişik itibarlarına göre “mütevatir” veya “meşhur” kategorisinde yer alacağı, –kimine göre “ızdırarî”, kimine göre “istidlâlî” de olsa– her hal-u kârda “ilim” ifade ettiği açıktır.

    Son olarak konunun ikmali bakımında, soruda zikredilen ayet (7/el-A’râf, 32) hakkında söylenebileceklere kısaca değinelim: Ayette geçen “zînetullah” ifadesi bir “îzafet terkibi”dir ve bu haliyle “ma’rife” özelliği kazanmış olan “zînet” kelimesi umum ifade eder. Ayetin genel üslubundan da böyle bir umumîlik zaten rahatlıkla anlaşılmaktadır. Sünnet’in, “Kur’an’ı beyan” fonksiyonu çerçevesinde umumunu tahsis, mutlakını takyid edici özelliği dolayısıyla konumuzla ilgili rivayet ve uygulamaların, mezkûr ayet ve benzerlerinin getirdiği umumî ibahayı, altın zinet kullanımı bağlamında kadınlara tahsis ettiğini söylemek durumundayız.

    İster mütevatir diyelim, ister meşhur olduğunu söyleyelim, erkeğe altın zinet kullanımını yasaklayan hadislerin ilgili Kur’an ayetleri karşısındaki konumu ile, kadını halası ve teyzesi üzerine nikâhlamayı yasaklayan, mestler üzerine mesh uygulamasını getiren, mirasçısını öldürmeyi ve din farkını mirasa engel kılan… sünnetlerin konumu arasında fark yoktur. Zira bütün bu sünnetler, ait oldukları konuda Kur’an’ın umum ifade eden ayetlerini tahsis etmede aynen bahsimizin konusu rivayetler gibidir.

    Sonuç olarak erkeklere altın kullanımını yasaklayan rivayetler bir itibara göre “meşhur”, bir itibara göre “mütevatir”dir; özellikle Tabiun döneminin sonlarından itibaren bu konuda ulema arasında oluşan icma da hesaba katıldığında bu mesele üzerinde kalem oynatırken biraz daha dikkatli ve hassas olmak gerektiği açıkça ortaya çıkmaktadır.

    Herhangi bir meseleyi “Usul” zemininde değerlendirmeden, “Kur’an’da yer almıyor; öyleyse at gitsin” mantığıyla hareket etmenin, Din’in ahkâmının çok büyük bir kısmını berhava etmek anlamına geldiği asla unutulmamalıdır. Bu mantıkla hareket edenlerin, Şer’î nasslar arasında “nesh” ilişkisi cereyan etmediğini söyledikleri hatırlanacak olursa, ulemanın bir delile dayanarak “mensuh” gördüğü hükümlerin kat kat fazlasını onların hiçbir delile dayanmadan nesh ettiğine (!) de dikkat etmek gerekir!!

    Hızla “çağdaşlaştığımız” bu dönemde sık sık gündeme gelen “Kur’an-Sünnet ilişkisi” ve “ahkâmın değişmesi” meselesine tipik bir örnek teşkil ettiği ve çokça sorulduğu için bu konu üzerinde detaylıca durmayı uygun gördüm. Sünnet’e ittiba hassasiyetinin zayıfladığı günümüzde bir dinî hükmü ve dayanağı olan Sünnet’i ihya cümlesinden sayılması umuduyla…

    EBUBEKİR SİFİL

  30. SELAM

    inanın çok kafam karıştı benim insanlar yanlış şeyler yapmamanın peşinde ama her açıklama ayrı bir çelişki taşıyo gerçekten hakikaten doğruyu emin olarak bilsek ve tabi olsak keşke yinede çok insan ilgilenmiş hepsine teşekkürler…

  31. SERKAN KARDEŞİM
    HERHALDE BAZI KİŞİLERİN NEREDE NE OLAY ÜSTÜNE NE ZAMAN İNDİĞİNİ BİLMEDİĞİ HADİSLERİ ALTININ HARAM OLMADIĞINA DELİL OLARAK GÖSTERDİKLERİ İÇİN KAFAN KARIŞMIŞ İŞTE KAFANI KARIŞTIRAN HADİSLERİN AÇIKLAMASI VE BENİM ÜSTEKİ YAZILARIMI OKURSAN SEVİNİRİM…….2081 – Huzeyfe’nin kız kardeşi (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Ey kadınlar cemaati! Süs eşyanız gümüşten olmalıdır. Sizden hangi kadın altınla süslenir ve onu izhâr eder (yabancıya gösterirse), mutlaka onunla azaba maruz kalır.”
    Ebu Dâvud. Hâtem 8. (4237); Nesâi. ZÎnet 39, (8.156.157).HADİSTE SÜS EŞYANIZ BUYURUYOR SÜS EŞYASINDAN MAKSAT BİLDİĞİMİZ EV EŞYASIDIR MESELA ALTIN VE GÜMÜŞ TABAKLARDA YEMEK YEMEK HARAMDIR RESULULLAH BURADA BUNU SÖYLÜYOR DİĞER BİR RİVAYETE GÖRE BİR ARA GERÇEKTEN KADINLARADA ALTIN YASAKLANMIŞ FAKAT BİR SÜRE…HADİSTE HANGİ KADIN ALTIN TAKIPTA YABANCIYA İZHAR EDERSE YANİ AÇARSA AZAP OLUR DİYOR BURADA AZAP SEBEBİ YABANCIYA GÖSTERMEK YOKSA EŞLERE SÜSLENİLİR VEYA KADINLAR KENDİ ARALARINDA SÜSLÜ DOLAŞABİLİRLER 2080 – Sevbân (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın yanına Fâtıma Bintu Hübeyre, elinde altından iri yüzükler (Feth) olduğu halde gelmişti. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselam), kadının ellerine vurmaya başladı. Fâtıma da hemen (oradan sıvışıp) Resülullah’ın kerimeleri Fâtımatu’z-Zehrâ (radıyallâhu anhâ)’nın yanına girdi. Ona Resülullah (aleyhissalatu vesselâm)’ın kendisine olan davranışını anlattı. Bunun üzerine Hz. Fâtıma (radıyallâhu anhâ) boynundaki altın zinciri çıkarıp: “Bunu bana Hasan’ın babası Hz. Ali (radıyallâhu anhümâ) hediye etti” dedi. Zincir daha elinde iken Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) yanlarına girdi ve şunu söyledi:
    “Ey Fatıma! Halkın: “Resülullah’ın kızının elinde ateşten bir zincir var!” demesi seni memnun eder mi?” dedi ve böyle diyerek oturmadan geri dönüp gitti. Bunun üzerine Fâtıma (radıyallâhu anhâ) zinciri çarşıya gönderip sattırdı, parasıyla bir köle satın aldı ve onu âzad etti.
    Bu olanlar Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a anlatılınca: “Fâtımayı ateşten kurtaran Allah’a hamdolsun!” buyurdular.”
    Nesâi, Zinet 39, (8,158).

    KADINLARIN KENDİ ARASINDA ALTIN TAKMALARI HARAM DEĞİL FAKAT YABANCI ERKEKLERİN YANINDA YAHUT GÖSTERİŞ İÇİN TAKARLARSA RESULULLAH BÖYLE TEPKİ VERİR BU HADİS RESULULLAHIN KADININ GÖSTERİŞ YAPTIĞINI ANLAMASI ÜZERİNE VEYA ERKEKLER İÇİNDE TAKTIĞI İÇİN YAHUT O SIRA ALTININ BAYANLARADA YASAK OLMASINDAN DOLAYI ORTAYA ÇIKMIŞTIR VE HZ FATIMAYA KIZI OLDUĞU İÇİN YANİ EHLİ EHLİNİN AZ DA OLSA LÜXSE KAÇMASINDAN HOŞLANMAZDI

    2082 – Ukbe İbnu Âmir (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) ehline takı ve ipeği yasakladı ve: “Eğer sizler cennet takılarını ve cennetin ipeğini seviyorsanız, bunları dünyada takınıp giymeyin” buyurdu.”BU RESULULLAHIN KENDİ EHLİ İÇİN ALMIŞ OLDUĞU BİR ÖNLEMDİR TAKARSANIZ DİREKT CEHENNEME GİDERSENİZ DEMİYOR BAYAN EHLİNE AMA ERKEK AKRABALARI İÇİN TABİ Kİ HARAM
    Nesâi, Zinet 39, (8,156).

    UN:F [1.7.5_995]
    RESULULLAH ÖZELLİKLE KENDİ AKRABALARININ LÜX YAŞAMASINI İSTEMİYORDU EĞER ÖYLE OLSAYDI İNSANLAR ARASINDA FİTME ÇIKARDI O ZAMAN ÇOK FAKİRLİK VARDI BİR DÜŞÜNELİM Kİ O KADAR FAKİRLİĞİN İÇİNDE PEYGAMBER VE EHLİ ZEVKÜ SEFA VE ALTINLARLA DONATILMIŞ BU ELBETTE OLMAZ RESULULLAH ÖZELLİKLE EHLİNİN DİĞER İNSANLARDAN DAHA ÇOK DÜNYA MALI KONUSUNDA DİKKAT ETMESİNİ İSTEMİŞTR

    SELAMETLE…

  32. Selam,
    Serkan kardeş
    buyur işin doğrusu
    De ki “Allah’ın kulları için çıkardığı zinetleri ve tertemiz rızıkları kim haram kılmış ” de ki ” bunlar bu dünyada inananlar içindir, kıyamet gününde de yalnız onlara mahsustur. ” bilen bir toplum için ayetlerimizi böylece uzun uzun açıklıyoruz. araf 32
    şimdi bu ayette kadın erkek ayrımı var mı ?

    İşte yasaklayanlar..

    Allah’a eş koşanlar dediler ki ” Allah dileseydi, ne biz, nede atalarımız O’ndan başka hiç birşeye kul olmaz ve O’nun emri dışında hiç birşeyi haram kılmazdık.” onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. resullere düşen ancak apaçık bir tebliğdir. nahl 35

    gördüğün gibi haramı kılan müşriklerden başkası değil
    bu müşrikler atalar deyince hep peygamberden öncesini anlıyorlar.
    onun için getirdikleri rivayetler ben resulden şöyle işittim, yada resulun hanımından akrabalarından şöyle işittim,
    güvenilir şu sahabeden şöyle işittim, bir diğeride bende işitenden şöyle işittim deyip ataların babası Ademden bu yana yol alırlar da ,
    rivayetleri din diye insanlara yutturmaya bakarlar. şimdi buna bağlı olarak şu ayetlere dikkat

    Onlara ” rabbiniz ne indirdi ” diye sorulduğunda “eskilerin masallarını “derler. 24

    bunu söylemelerinin sebebi şu, kıyamet günü, kendi sapmalarını yüklendikten başka, bilgisizlikleri yüzünden başkalarını saptırmalarınıda yüklenecekler. dikkat edin yüklendikleri ne kötüdür. 25 nahl

    müşriklerin nahl 35 deki itirafları kıyamet gününe ait. yani iş bitirileceği zaman yok fayda.
    esenlikle

  33. BURANIN VE ÜSTEKİ YORUMLARIMIN İYİ OKUNMASINI TAVSİYE EDERİM

    Özellikle son zamanlarda birtakım kimseler: “Bize Kur ân kâfidir. Allah bize onu göndermiş ve sadece ona dayanmamızı istemiş başka bir kaynakla bizi mesul tutmamıştır” deyip bilerek veya bilmeyerek, maksatlı veya maksatsız Allah’ın Resûlü’nün sünnetini devreden çıkarmaya çalışmakta; O’nun dinde hüccet oluşu, sıhhati ve râvîleri hususunda şüphe uyandırmaya gayret etmekte;1 birtakım kimseler de Hz. Peygamber’in sünneti karşısında gevşek davranmakta “sünnete uyulsa da olur uyulmasa da olur” gibi bir tavır sergilemekte ve herhangi bir konuda bir hadîs delil olarak zikredildiği zaman da dudak bükmektedirler. Halbuki, İslâm’ın temel kaynağı olan Kur’ân’da Yüce Allah, Hz. Peygamberi ve O’nun sünnetini çok müstesna bir yere oturtmakta ve O’na itaati kendisine olan itâatla bir tutmaktadır.

    Kur’ân’da, Hz. Peygamber’in, bilhassa inananlar için Allah’ın büyük bir lütfu olduğu belirtilmekte, O’na îman, O’na itâatla irtibatlandırılmakta; yine O, insanlar için en güzel bir örnek şahsiyet olarak gösterilmekte, O’na insanlara tebliğ edip öğretmesi için Kur’ân’ın yanında çoğu yerde sünnet anlamına gelen hikmetin de verildiği tesbiti yapılmakta, vahiy sadece Kur’ân ile sınırlandırılmamakta, pek çok yerde Hz. Peygamber’e İtaat, Allah’a İtâatla birlikte zikredildiği gibi münferit olarak da O’na itâatin lüzûmu vurgulanmaktadır.

    Bununla birlikte hiç şüphesiz sünnet, hiçbir zaman Kur’ân seviyesinde kabul edilmemiş, ilk sırada dâima Kur’ân yer almış, sünnete ondan sonra yer verilmiştir.

    Nitekim bu durum, bizzat Hz. Peygamber tarafından Muaz b. Cebel Yemen’e vâli olarak gönderilirken verilen tâlimatta da açıkça tesbit edilmiştir.2 Ayrıca, ashâb-ı kirâmın uygulamaları da gerek Hz. Peygamberin sağlığında ve gerekse vefâtından sonra bu yönde olmuş problemlerinin çözümünde dâima, önce Kur’ân’a, ardından sünnete başvurma şeklinde olmuştur.3

    Şimdi yapmış olduğumuz bu tesbitleri Kur’ân âyetlerinin nasıl ortaya koyduğunu görelim.

    Hiç şüphesiz Yüce Allah’ın insan olarak bize, kendi içimizden bir kimseyi peygamber olarak seçip bizlere canlı bir hayat örneği göstermiş olması büyük bir lütuftur.

    1) Hz. Peygamber’in Yüce Allah’ın İnananlar İçin Büyük Bir Lütfü Olduğunu İfâde Eden Âyetler:

    “Andolsun ki Allah, müminlere büyük bir lütufta bulundu; zira daha önce açık bir sapıklık içinde bulunuyorlarken onlara, kendi içlerinden, kendilerine Allah’ın âyetlerini okuyan, kendilerini temizleyen ve kendilerine Kitap ve hikmeti Öğreten bir Peygamber gönderdi” (Âl-i İmrân, 3/164).

    “Andolsun, içinizden size öyle bir Peygamber geldi ki sıkıntıya uğramanız O’na ağır gelir; size düşkün mü’minlere şefkatlidir, merhametlidir, eğer yüz çevirirlerse de ki: “Allah bana yeter! O’ndan başka Tanrı yoktur. O’na dayandım, O, büyük arşın sâhibidir.” (Tevbe, 9/128-129) .4

    Hiç şüphesiz, insan olarak bize düşen bu büyük lütfun kıymetini bilerek, âyet-i kerîmede 5 de işâret edildiği gibi, O’nu canımızdan da aziz bilip çok sevmek ve her işimizde bize en güzel bir örnek olarak gösterilen bu yüce şahsiyetin yolundan gitmek olacaktır.

    Hz. Peygamber’e îman Müslüman olmanın önde gelen şartlarındandır. O’nun adı kelime-i şehâdette Yüce Allah’ın adı ile birlikte yer almıştır. Ayrıca O’na inanmanın lüzumu hakkında Kur’ân’da pek çok âyet-i kerîme mevcuttur.6 Hiç şüphesiz, Hz, Peygambere îman, O’nun sadece bir peygamber olduğuna inanmanın da ötesinde bir anlam ifâde etmektedir. Bu da, O’nun Allah’tan alıp bize bildiklerinin bütününü, bununla ilgili olarak, her türlü emir, yasak, öğüt, uygulama, yorum ve açıklamalarının doğruluğunun kabulünü, kısacası O’nun her bakımdan örnek alınmasını gerektirir.

    İşte, Hz. Peygamber’in dindeki bu müstesnâ yerini ortaya koyan başka bir husus da Kur’ân’da bizzat Yüce Allah tarafından O’nun bize, her yönüyle kendimize örnek olarak alacağımız bir şahsiyet olarak takdim edilmesidir.

    2) Hz. Peygamberi Örnek Bir İnsan Olarak Gösteren Âyetler:

    Kur’ân’da gayet açık ifâdelerle Hz. Peygamber’in Yüce Allah tarafından mü’minler için örnek alınması gereken model bir insan olarak takdim edildiğini görmekteyiz. Konu ile ilgili âyetlerde şu veya bu konuda diye bir kayıt koyulmamış olması O’nun insanlar için her yönüyle örnek olarak gösterildiği anlaşılmaktadır.

    İşte bu konudaki bazı âyetler şunlardır:

    “Andolsun Allah’ın Resûlünde sizin için -Allah’ı ve âhireti arzu eden ve Allah’ı çok anan kimseler için- (uyulacak) en güzel bir örnek vardır” (Ahzâb, 33/ 21).

    Bu âyette, Resûlullah’ın, Allah’a ve âhiret gününe inananlar için örnek bir şahsiyet olarak ileri sürülmesi, böylece onu Örnek edinmenin Allah’a ve âhiret gününe îman hususuna bağlanması O’nun sünnetine dinde ne kadar değer verilmiş olduğunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

    Kur’ân, Hz. Peygamberin mü’minler için örnek bir insan olduğunu belirtmekle kalmaz aynı zamanda onun büyük bir ahlâk üzere olduğunu da şöyle vurgular:

    “Nün. Kaleme ve yazdıklarına andolsun, Sen Rabb’inin nimetiyle ünlenmiş (bir deli) değilsin. Senin için kesintisiz bir mükâfat vardır. Ve sen, büyük bir ahlâk üzeresin” (Kalem, 68/ 1-4).

    Sünnetin dindeki değerini ortaya koyan unsurlardan birisi de genelde onun da bir vahiy mahsûlü oluşudur. Nitekim, Kur’ân’a baktığımız zaman vahyin sadece kendisi ile sınırlandırılmadığına, Hz. Peygamber’e Kur’ân’ın dışında da vahiy verildiğine dâir birçok işâretleri görürüz.

    3) Hz. Peygamber’e Kur’ân’ın Dışında da Vahiy Geldiğini İfâde Eden Ayetler:

    Kur’ân’da Yüce Allah’ın kullarına olan vahyinin genelde şu şekillerden birisi ile olduğu belirtilir:

    “Allah bir insanla ancak vahiyle, yahut perde arkasından konuşur. Yahut da bir elçi gönderip izni ile dilediğini vahyeder. O çok yücedir, hâkimdir” (Şûrâ, 42/51).

    Görüldüğü gibi bu âyette Yüce Allah, genel olarak dilediği kullarına bu yollardan herhangi birisi ile hitap ettiğini belirtmiş; kullarına olan hitâbını bir kitapla kayıtlamamıştır.

    Bundan başka, Hz. Peygamber’e Kur’ân’ın dışında da vahiy verildiğine delâlet eden hususlardan birisi de Kur’ân’da, Hz. Peygamber’e ve diğer bazı peygamberlere7 kendilerine verilen kitapların yanında bir de “hikmet”in verildiğinin ifâde edilmiş olmasıdır. Meselâ Bakara sûresinde şöyle buyrulur:

    “Nitekim, kendi içinizden size âyetlerimi okuyan, sizi (kötü inanç, fikir, söz ve fiillerden) arındıran, size Kitap ve hikmeti ve bilmediklerinizi öğreten bir peygamber gönderdik1′ (Bakara, 2/151). 8

    Bu ve benzeri âyetlerde, Kitab’a ilâve olarak peygamberlere verildiği zikredilen bu “hikmet”, âlimlerce genelde Allah’ın elçilerine verilen “sünnet” olarak tefsir edilmiştir. Meselâ, bunlardan İmâm-ı Şâfiî bu görüşünü şöyle dile getirir:

    “Allah (burada) önce Kitab’ı -ki ondan maksat Kur’ân’dır- ardından da “hikmet”i zikretmiştir. Kur’ân ilimleri sahasında ehliyetlerinden emin olduğum kişilerden işittim ki, buradaki “hikmet”ten kasıt, Resûlullah’in sünnetidir… Çünkü önce Kur’ân zikredilmiş peşinden ayrı olarak “hikmet” eklenmiştir.”9 el-Evzâî (Ö. 157/774) de, Hassan b. Atıyye’nin “Cibril, Kur’ân’ı indirdiği gibi, sünneti de Peygambere getiriyordu.” dediğini nakleder.10

    Kur’ân’da diğer peygamberlere de kendilerine gönderilen kitapların dışında vahy gönderildiğine dâir birtakım bilgilere rastlıyoruz. Lût kavmini helâk etmekle görevli olarak Hz. İbrahîm’e ve Hz. Lût (as)’a gönderilen meleklerin ifâdeleri” hiç şüphesiz bu türden vahiylerdir. Yine, Yüce Allah (cc) kendisine bir kitap gönderilmediğini bildiğimiz Hz. Zekeriya’ya (as) oğlu olacağına dâir müjdesi12 İle bir peygamber olmadığı halde Hz. Meryem’e hitâbı13 da bu nevidendir. Bu konuda, Hz. Peygamberin de Kur’ân vahyi dışında Yüce Allah ile irtibâtı olduğunu gösteren pek çok âyet vardır.14 Meselâ bunlardan birisi:

    “Namazları ve orta namazını koruyun, gönülden bağlılık ve saygı ile Allah’ın huzuruna durun. Eğer (bir tehlikeden) korkarsanız, yaya yahut binmiş olarak kılın; güvene kavuştuğunuz zaman ise bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği şekilde Allah’ı (namazınızda) anın” (Bakara, 2/238-239).

    Görüldüğü gibi burada, Yüce Allah, namazların ve özellikle orta namazının (yâni Hz. Peygamberin tefsîriyle ikindi namazının) her yönüyle en güzel bir şekilde kılınmasını emrettikten sonra, yolculuk sırasında herhangi bir tehlikeden korkulduğu takdirde yaya yahut binmiş olarak namaz kılınabileceğini, ama tehlike geçtikten sonra, kendisinin öğrettiği şekilde namazın normal bir şekilde kılınmasını emretmektedir. Buradaki “size öğrettiği şekilde” ifâdesi dikkat çekicidir. Bilindiği gibi namaz Kur’ân’da tafsilâtlı olarak öğretilmemiştir. O halde, Hz. Peygamber’in bu konuda, Yüce Allah’tan Kur’ân’ın dışında da Cebrâil vasıtası ile birtakım ilâve bilgiler almış olması muhakkaktır. Nitekim rivâyetlerde Cebrâil Aleyhisselâm’ın Hz. Peygamber’e gelip beş vakit namazı her şeyiyle bizzat tatbikî olarak öğrettiği rivâyetler de mevcuttur.15 Hz. Peygamber de aynı şekilde bunu ashâbına öğretmiş ve: “Beni namaz kılarken nasıl görüyorsanız öyle kılınız.” 16 buyurmuştur.

    Ayrıca, Hz. Peygamber Kur’ân’da sık sık kendisine vahyolunana uymakla emrolunmaktadır17. Eğer, vahiy sadece Kur’ân’dan ibâret olmuş olsaydı, İslâm bütünüyle sâdece Kur’ân’dan ibâret olmadığı aşikâr olduğuna göre, bu durumda Hz. Peygamberin vahiy dışı birçok iş yapmış olmasının kabul edilmesi gerekirdi. Böyle olunca da Hz. Peygamber’in Allah’ın emrini yerine getirmemiş olması gibi birtakım imkânsız şeylerin kabul edilmesi lâzım gelirdi ki bunların hepsinin de Hz. Peygamber hakkında düşünülmesi mümkün değildir.18 Ve faraza böyle bir şey olsa elbette Yüce Allah duruma müdâhale ederdi.

    Nihâyet Yüce Allah, bu konuda Hz. Peygamberle ilgili olarak şöyle buyurur:

    “O, havadan konuşmaz, O (na inen Kur’ân veya O’nun söyledikleri), kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir” (Necm, 53/ 3-4). 19

    Bu âyette sözü edilen vahiyden maksat, bazı âlimlere göre sadece Kur’ân diğerlerine göre ise Kur’ân’la birlikte bir kısım sünnettir. Çünkü, hadisler bazen sırf vahiy, bazen de Resûlullah’ın içtihâdıdır. Ama o içtihâdında yanılsa bile, bu Yüce Allah tarafından düzeltilir.20 Bu bakımdan O’nun bütün sözleri ve fiilleri ve tasarrufları Yüce Allah’ın kontrolü altındadır.21 İşte bu sebeble kaynağı vahiy olmayan fakat ilâhî vahiy tarafından hilâfına bir vahiy gelmemiş olan dînî emirleri ve uygulamaları da vahiy kabul edilmiştir. Bu nevi vahiyler, Hanefîlerin cumhûrunca “batını vahiy” diye isimlendirilmiştir.22

    Hz. Peygamberin Kur’ân dışında da Yüce Allah’tan vahiy aldığını gösteren delillerden birisi de hiç şüphesiz O’na Kur’ân’ı tebliğ görevi yanında bir de Kur’ân’ı açıklama görev ve yetkisinin verilmiş olmasıdır. O, bu görevi elbette sadece kendi şahsî bilgi ve içtihâdıyla değil Yüce Allah’tan aldığı ilhamla yapacaktır.

    4) Hz. Peygamber’e Kur’ân’ı Açıklama Görev ve Yetkisinin Verildiğini Gösteren Âyetler:

    “Biz, her peygamberi mutlaka kendi kavminin diliyle gönderdik ki onlara (emredildikleri şeyleri) açıklasınlar…” (İbrâhîm,14/4).

    “Sana bu zikri (Kur’ân’ı) indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayâsın, tâ ki düşünüp öğüt alsınlar.” (Nahl,16/ 44).

    Bu âyetten anlaşıldığına göre demek ki bazı âyetlerin tefsirine Resûlü’nün izahı olmadan ulaşmak mümkün değildir.23

    “Biz sana Kitâb’ı indirdik ki, hakkında ayrılığa düştükleri şeyi onlara açıklayasın ve inanan bir kavim için, (o kitap) yol gösterici ve rahmet olsun” (Nahl, 16/64).24

    Hiç şüphesiz, Yüce Allah, bu âyetlerle kendisine Kur’ân’ı açıklama görev ve yetkisini verdiği peygamberini bu hususta yardımsız bırakmamış ve bu konuda Kur’ân dışı vahiylerle de O’nu beslemiştir. Nitekim şu âyet de bu hususa işâret etmektedir:

    “(Ey Muhammed), onu tekrarlamak için (henüz Cebrâil, sana vahyi bitirmeden) dilini depretme, onu (senin kalbine) toplamak ve (sana) okutmak bize düşer. Sana Kur’ân’ı okuduğumuz zaman onun okunuşunu takip et. Sonra onu açıklamak da bize düşer.” (Kıyâmet,75/16-19).25

    Hiç şüphesiz Yüce Allah’ın vaad ettiği bu beyânını, hem bazı âyetlerin ileride inecek bazı âyetlerle daha da açılacağı, hem de izâha muhtaç bazı âyetlerin yine kendisinin vahyi ve öğretmesi ile Resûlü tarafından açıklanacağı şeklinde değerlendirmek gerekir.

    Kur’ân, kendisine indirilen ve ilâhî vahyin kaynağı olan Yüce Allah ile irtibat hâlinde olan Hz. Peygamber’in, Kur’ân’ı anlama ve açıklama hususunda en yetkili kişi olduğunda ve dolayısıyla mü’minlerin O’nun sözlü ve fiili açıklamalarına sarılmaları gerektiği hususunda bir şüphe yoktur.

    Hz. Peygamberin Kur’ân’ı açıklaması, mücmel olan bazı âyetleri tafsil, bazı umûmî hükümleri tahsis, anlaşılması güç bazı âyetleri açma, müphem olanı belirtme, bazı garip kelimeleri beyan etme, edebî inceliğe sâhip âyetlerin maksadını bildirme, varsa neshi işaret etme gibi şekillerde olmuştur.26 O, bu maksatla Medine Mescidi’ni bir okul hâline getirmiş, ashâbın her müşkülünü bıkmadan ve usanmadan çözmeye çalışmış ve söz ve hareketleri ile âdeta yaşayan bir Kur’ân olarak onlara örneklik etmiştir.27

    Yüce Allah, Hz. Peygamber’e izâha muhtaç Kur’ân âyetlerini açıklama yetkisini verdiği gibi, aynı şekilde O’na Kur’-ân’da olmayan hususlarda hüküm koyma yetkisini de vermiştir.

    5) Peygambere Hüküm Koyma Yetkisi Tanıyan Âyetler:

    Hz. Peygamber, sadece Kur’ân’da mevcut hükümlerle kayıtlı olmaksızın, genel olarak hüküm koyabilme yetkisine sahiptir. Nitekim, O, bazı konularda önce vahiy beklemiş, gelmeyince kendi içtihadına göre veya Kur’ân dışında aldığı bir vahiy ile hüküm vermiştir. O’nun bu hükümleri hiç şüphesiz vahyin kontrolü altında idi. Bu sebeble zaten büyük hatalar yapması düşünülmeyecek olan Hz. Peygamberin küçük bazı hataları bile vahiy tarafından düzeltiliyordu.

    Bu bakımdan O’nun her türlü hükmü, bir nevi vahyin tasdikinden geçmiş hükümler oluyordu. Şimdi, Hz. Peygamberin genel olarak hüküm verme yetkisini ifâde eden bazı âyetleri kaydedelim:

    “Hayır, Rabb’in hakkı için onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan, tam anlamıyla Teslim olmadıkça inanmış olamazlar.” (Nisâ, 4/65).

    “Allah ve Resûlü, bir işte hüküm verdiği zaman, artık inanmış bir kadın ve erkeğe, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resûlü’ne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur” (Ahzâb, 33/36).

    “Aralarında hükmetmesi için Allah’a ve Resûlü’ne çağrıldıkları zaman inananların sözü ancak: “İşittik ve itâat ettik” demeleridir. İşte saadete eren onlardır” (Nûr, 24/51).

    “Herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; -eğer gerçekten Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsanız- onu Allah’a ve Resûlü’ne götürün…” (Nisâ, 4/59).28

    Hz. Peygamber’in Kur’ân’da olmayan hususlarda koymuş olduğu hükümlere örnek olarak, beş vakit namazın zamanı, rekatları, nasıl kılınacağı, vitir namazının vacip oluşu, namazlarda Kabe’den önce Beyt-i Makdis’e yönelme, orucu bozan ve bozmayan şeyler, kimlere zekâtın farz olduğu, şer’î boşanmanın şekli, diyetlerle ilgili birçok hükümler, içki içmenin cezası, hırsız, hangi miktarda hırsızlık yaparsa cezâlandırabileceği, hayızlı kadının namaz kılamaması, oruç tutamaması, büyükannenin mirâsı gibi hususlardır.

    Bu konu ile ilgili olarak kaynaklarda şöyle bir habere rastlıyoruz:

    İmrân b. el-Husayn’ın (Ö.52/672) bulunduğu bir mecliste, adamın biri: “Kur’ân’da olandan başkasından bahsetmeyin” deyince, İmrân: “Sen akılsız bir adamsın! Öğle namazının (farzının) dört rekat olduğunu, onda kırâatın açıktan olamayacağını, Allah’ın Kitabında gördün mü?” Sonra zekâtı ve benzeri hükümleri sıraladı ve şöyle ilâve etti: “Bütün bunları Allah’ın

    Kitâbında açıklanmış olarak buluyor musun? Kitâbullah bunları müphem bırakmıştır. Sünnet de açıklamıştır.” 29

    Hz. Peygamber’e genel olarak tatbikatta ortaya çıkan bazı konularda hüküm ve karar yetkisi verildiği gibi, Kur’ân’da olmayan hususlarda O’na. haram ve helâl koyma yetkisi de verilmiştir. Nitekim aşağıdaki âyetlerde bu husus ifâde edilmektedir.

    6) Hz. Peygamber’e Helâl ve Haram Kılma Yetkisini Veren Ayetler:

    “Onlar ki, yanlarındaki Tevrât ve İncil’de yazılı buldukları O elçiye, O ümmî peygambere uyarlar. O Peygamber ki, kendilerine iyiliği emreder, kendilerini kötülükten meneder; onlara güzel şeyleri helâl, çirkin şeyleri haram kılar, üzerlerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki zincirleri kaldırıp atar. O’na inanan, destekleyerek O’na saygı gösteren, O’na yardım eden ve O’nunla beraber indirilen nura uyanlar, işte felâha erenler onlardır” (A’râf, 7/157).

    “Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve âhiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Resûlü’nün haram kıldığını haram saymayan ve hak dinini din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verecekleri zamana kadar savaşın” (Tevbe, 9/29).

    Bu konuya örnek verecek olursak, meselâ Hz. Peygamber ölü hayvan etinin haram olmasına rağmen30 deniz hayvanlarının bunun dışında olduğunu belirtmiş ve bunu “Denizin suyu temiz, ölüsü helâldir”;31 helâl olduğunu da şöyle belirtmiştir: “İki ölü ve iki kan bizlere helâl kılınmıştır. İki ölü, çekirge ve balık; iki kan da ciğer ve dalaktır.” 32

    Bundan başka Hz. Peygamber, âyette nikâhı haram kılınanlar arasında sayılmamasına rağmen33 bunlara bir kadının halası, teyzesi, kızkardeşi, kızı ve erkek kardeşinin kızı üzerine de nikahlanamayacağını ilâve etmiştir.34

    Yine, Kur’ân’da geçmeyen, katır, merkep, aslan, kaplan, fil, kurt, kirpi,35 maymun ve köpek gibi hayvanlarla, kartal, atmaca, şâhin ve doğan gibi yırtıcı kuşların etlerinin haramlığı da hadîslerle sâbit olmuştur.36 Erkeklere altın takmanın ve ipek giymenin haramlığı da yine hadîslerle sâbittir. Nesep ile haram olanların süt yoluyla da haram olacağı prensibi de bu cümledendir.

    Hiç şüphesiz, Hz. Peygamber’in bu yetkisini Yüce Allah’tan tamamen bağımsız olarak değerlendirmemek gerekir. Elbette O, bu nevi hükümleri Yüce Allah’ın kendisine verdiği yetki ve O’nun kontrolü altında vermektedir. Zâten genelde, Hz. Peygamber, bu hükümleri verirken dâimâ Kur’ân’daki umumî bir prensibe dayanmıştır. Meselâ, ehlî merkeplerin ve yırtıcı kuşların etinin haram olduğunu belirten Hz. Peygamber’in bu hükmü, “O, size temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar” 37 âyetine râcîdir. Bu bakımdan asıl Şâri’ yani kanun koyucu Allah’tır, Resûlü’ne de O’ndan aldığı bu yetkiye dayanarak mecâzen “Şâri” sıfatı verilmiştir.

    Bu konuda Hz. Peygamber de bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır: “Şunu kesin olarak biliniz ki, bana Kur’ân ve onun bir misli daha verilmiştir. Karnı tok bir halde, rahat koltuğuna oturarak: ‘Şu Kur’ân’a sarılınız; onda helâl olarak neyi görüyorsanız onu helâl kabul ediniz, neyi de haram olarak görüyorsanız onu haram biliniz.’ diyecek bazı kimseler gelmek üzeredir. İyi bilin ki, Allah Resûlü’nün haram kıldığı şeyler de Allah’ın haram kıldıkları gibi-

    Bundan başka, Kur’ân’da bize örnek olarak gösterilen büyük bir ahlâk üzere olduğu belirtilen bu yüksek şahsiyete itâat etmemiz emredilmiş ve itâat pek çok yerde Allah’a itâatla birlikte zikredilmiştir; böylece, Hz. Peygamber’e itâatin Allah’a itâat demek olduğu defâatle vurgulanmıştır. Hiç şüphesiz, Resûle itâat hayâtında olduğu gibi, Ölümünden sonra da farzdır. Bu itâat da elbette O’nun sünnetine uyularak gerçekleştirilecektir.19 Nitekim, Hz. Peygamber de bir hadîsinde şöyle buyurmaktadır: “Bana itâat eden Allah’a itâat etmiş, bana isyan eden de Allah’a isyan etmiş demektir. Bana itâat eden benim emrime uyan kimsedir.” 40

    7) Hz. Peygambere İtaati Emreden Ayetler:

    “Kim, Peygamber’ e itâat ederse Allah’a itâat etmiş olur…” (Nisâ, 4/80).

    “… Peygamber size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakla-dıysa ondan da sakının…” (Haşr, 59/7).

    Şu âyette de Allah sevgisinin Hz. Peygamber’e itâata bağlanmış olması çok dikkat çekicidir:

    “Deki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın Allah çok merhametli ve bağışlayıcıdır.’ De ki: ‘Allah’a ve Peygamber’e itâat edin!’ Eğer dönerlerse muhakkak ki Allah, kâfirleri sevmez” (Âl-i İmrân, 3/31-32).

    Âyetteki hitap, sebeb-i nüzulünden de anlaşıldığı gibi özellikle inanmayanlara olduğuna göre,41 Resûlüne îman ve itâat olmadan Allah’a îman, O’nu sevme ve O’na itâat iddiâsı geçerli bir iddiâ olarak kabul edilmemektedir.

    “Biz hiçbir peygamberi, Allah’ın izniyle itâat edilmekten başka bir amaçla göndermedik…” (Nisâ, 4/64).42

    Hiç şüphesiz bu âyetlerde sözü edilen itâat sâdece, Yüce Allah’ın O’na indirdiği Kur’ân emirlerine itâat değildir. Çünkü bu durumda Kur’ân’ın pek çok yerinde peygambere itâatin Allah’a itâatla birlikte zikredilmesinin bir anlamı kalmazdı. Bu sebeble, hadîsler de alelâde bir insan sözü değil, Yüce Allah’ın emri ile kendisine itâat etmekle yükümlü olduğumuz bir Zât’ın sözleridir. Nitekim, Kur’ân’ın ilk muhâtapları olan ashâb da bunu böyle anlamış ve Hz. Peygamberin bütün emirlerini titizlikle uygulamaya, bilmedikleri her hususu ondan sorup öğrenmeye çalışmışlardır. 43

    Yüce Allah, Kur’ân’da Hz. Peygamber’e itâati emrettiği gibi, O’na yapılabilecek her türlü isyânı da yasaklamaktadır.

    Hz. Peygamber’e İsyan Etmeyi Yasaklayan Ayetler:

    “Kim, Allah’a ve O’nun elçisine karşı gelir ve O’nun sınırlarını aşarsa, Allah onu ebedî kalacağı ateşe sokar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır” (Nisâ, 4/14).

    “Kim de kendisine doğru yol belli olduktan sonra Peygamber’e karşı gelir ve müminlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir gidiş yeridir orası!” (Nisâ, 4/115).

    “Bu böyledir. Çünkü onlar, Allah ve Resûlüne karşı çıktılar. Allah ve Resûlüne de kim karşı çıkarsa muhakkak ki, Allah’ın cezası çetin olur” (Enfal, 8/13).44

    Hz. Peygambere itâati emreden ve O’na karşı gelmeyi yasaklayan bu âyetler, O’na itâatin isteğe bağlı değil, zorunlu olduğunu kesin olarak ortaya koymaktadır. Bu O’na inanmanın tabiî bir sonucudur.

    Yüce Allah Kur’ân’da Hz. Peygamber’e kuru bir itâatin ve O’na karşı gelmemenin de ötesinde O’na karşı derin bir saygı ve sevgi duymamızı da istemektedir. Bu âyetler hiç şüphesiz Yüce Allah’ın Resûlullah’a verdiği şerefi ve değeri de açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

    9) Hz. Peygamber’e Saygıyı ve Sevgiyi Emreden Ayetler:

    “Peygamber müminler için kendi canlarından ileridir. O’nun eşleri de onların anneleridir…” (Ahzâb, 33/6).45

    “Şüphesiz ki Allah ve melekleri, Peygamber’e salât etmekte (yani, O’nun şerefini gözetmekte ve şanını yüceltmekte) dirler; o halde siz de îman edenler O’na salât edin (yani, O’nun şanını yüceltmeye özen gösterin); O’na içtenlikle selâm edin (esenlik dileyin) (Ahzâb, 33/56).

    “Ey îman edenler! Allah ve Resûlü’nün önüne geçmeyin, Allah’dan korkun. Şüphesiz ki Allah her şeyi işiten ve her şeyi bilendir. Ey iman edenler, seslerinizi, Peygamber’in sesinden fazla yükseltmeyin, birbirinizle yüksek sesle konuştuğunuz gibi O’nunla da öyle yüksek sesle konuşmayın. Yoksa siz farkında olmadan amelleriniz boşa gider” (Hucurât, 49/1-2)46.

    Son olarak, Hz.Peygamber’e itâat eden ve O’nun yolunda gidenleri O, doğru yola götürür. Bu hususu Yüce Allah pek çok âyette ifâde etmiştir:

    10) Hz. Peygamber’in İnsanları Doğru Yola Götürdüğüne Dâir Âyetler:

    “… Şâyet O’na itâat ederseniz doğru yolu bulursunuz…” (Nûr, 24/54).

    “… Şüphesiz ki Sen (sana inananları) mutlaka doğru yola, göklerde ve yerde bulunan herşeyin sâhibi Allah’ın yoluna götürürsün” (Şûrâ, 42/52-53).

    “Şüphesiz ki sen, onları doğru yola çağırıyorsun” (Mu’minûn, 23/73).47

    Bu âyetlerden bizzat Yüce Allah’ın garantisi ve şahitliği ile anlaşılıyor ki, Hz. Peygamber bütün sözleri, fiileri ve takrirleriyle doğru yoldadır ve insanları doğruya götürmektedir. Böyle bir şeyin mümkün olmaması ile birlikte şâyet O, kendisine uyanları doğru yoldan ayırmış veya Yüce Allah adına Kur’ân veya hadîs olarak (haşa, böyle bir ifadenin O’nun için zikri bile hoş değil!) bir söz uydurmuş olsaydı elbette Cenâb-ı Allah, bir âyet-i kerîmede48 işaret ettiği gibi buna en ağır bir şekilde müdâhale ederdi. Bu da Kur’ân’ın ve O’nunla birlikte sünnetin sağlamlığını bağlayıcılığını açıkça ortaya koymaktadır.

    NETİCE

    Netice olarak diyebiliriz ki: Yüce Allah’ın beşere kendi içinden birisini örnek seçerek bir peygamber göndermiş olması insanlık için en büyük bir lütuftur. O’na inanmak sadece O’nun peygamber olduğunu tasdik etmek demek olmayıp, O’na itâat etmeyi de gerektirir.

    Yüce Allah O’nu bizzat kendisi terbiye etmiş, kitabında O’nun üstün bir ahlâk sahibi olduğunu ve örnek olarak alınması gerektiğini ifâde etmiştir.

    Ayrıca O’na indirilen vahiy sâdece Kur’ân’dan ibâret olmayıp, âyetlerde Kitab’ın yanında kendisine verildiği bildirilen ve sünnet anlamına gelen “hikmet” de vahiy kaynaklıdır. Kaldı ki, O’nun kendi içtihâdıyla yapmış olduğu işler ve söylemiş olduğu sözler de yine vahyin kontrolü altında olduğundan “zelle” tabir edilen küçük hataları bile vahiyle düzeltilmiş ve böylece O’nun yapmış olduğu fiiller ve söylemiş olduğu sözler her türlü hatadan arındırılmıştır. Bu husus da O’nun sünnetinin sağlamlığını ve O’na uymanın gerekliliğini ortaya koymaktadır.

    Hz. Peygamber’e bizzat Yüce Allah tarafından âyetleri açıklama yetkisi verildiğini görmemiz de O’nun sünnetinin, inananları bağladığını açıkça göstermektedir.

    Yine âyetlerde, Hz. Peygamber’e itâatin Allah’a itâatle birlikte zikredilmesi de Hz. Peygamber’in sünnetine verilen değeri açıkça ifâde etmektedir. Bu itâat de elbette sağlığındayken bizzat şahsına, vefâtından sonra da sünnetine uymakla gerçekleşecektir.

    Bundan başka, Kur’ân’da olmayan hususlarda, hüküm koyma, haram ve helâl tayin etme yetkisi bizzat Yüce Allah tarafından Hz. Peygamber’e verilmiştir. Bu itibarla Kur’ân’da bulunmayan hususlarda Hz. Peygamber’in sünneti şer’î bir kaynaktır. Son olarak diyebiliriz ki: İslâm dininin gerek ibâdet, ahlâk ve gerekse sosyal hayata geçirilmesi hususunda, Hz. Peygamber’in, O’nun sözlerinin ve uygulamalarının önemli bir yeri olduğunu gayet iyi bilen din düşmanları, doğrudan doğruya Kur’ân’a saldıramadıkları için Hz. Peygamber’in ve O’nun sünnetinin dindeki yerini sarsmaya, hadîsler üzerinde şüphe uyandırmaya çalışmaktadırlar. İnananların bu oyuna gelmemeleri, Hz. Peygamber’in önderliğine ve O’nun sünnetinin rehberliğine sımsıkı sarılmaları gerekir.

  34. De ki: “Allah’ın kulları için yaratıp ortaya çıkardığı zineti, temiz ve hoş rızıkları haram kılmak kimin haddine?” De ki: “Onlar, dünya hayatında iman etmeyenlerle birlikte, iman edenlerindir. Kıyamet günü ise yalnız müminlere mahsustur. İşte Biz, bilip anlayan kimseler için, âyetleri bu şekilde açıklıyoruz.” (A’raf, 7/32)

    Bu âyetin açıkça gösterdiği gibi Allah dünyadaki bütün nimetleri kullarının istifadesi için yaratmıştır. Şükrünü yerine getirerek meşrû olan her şeyden yararlanmak mümkündür.

    Müfessirler, bu âyette zikredilen “Temiz rızıklar”dan neyin kastedildiği hususunda iki görüş zikretmişlerdir.

    a. Bazılarına göre burada zikredilen “temiz rızıklar”dan maksat, et, iç yağı, süt vb. şeylerdir. Çünkü cahiliye dönemindeki müşrikler, Hac yapmak için ihrama girdikten sonra et vb. şeyleri kendilerine haram kılıyorlardı. Allah Teâlâ bu gibi insanlara, bu nimetleri kendilerine haram kılmaya hakları olmadığını bildirdi.

    Hasan-ı Basri bu âyet-i kerimeyi delil göstererek, israf ederek yeyip içen ve çeşitli süs eşyasına önem veren insanları yeriyor ve bu hallerin, şeytanların dostlarına yakışacağını söylüyor. (Taberi, A’raf Suresi 32. ayetin tefsiri)

    “Eşyada asıl olan mubah olmasıdır.” Buna göre ölçüsüz dindarlık duygusu, şahsî tercihler, ortalıkta görülen kötülüklerle mücadele arzusu gibi -iyi niyetli de olsa- kişisel hassasiyetlerin etkisiyle dinin izin verdiği alan içinde kalan tutum ve davranışları, yiyecek, içecek, giyecek gibi nesneleri haram, sakıncalı ve günah olarak nitelendirmek bu âyetin hükmüne aykırı ve yanlış­tır. Hatta Müfessirler, âyetin “De ki: O nimetler dünya hayatında müminlere yaraşır.” mealindeki kısmından hareketle, bunların esas itibariyle müminlere lütuf olmak üzere yaratıldığını, fakat kâfirlerin de onlar sayesinde bu nimetlerden yararlan­malarına imkân verildiğini belirtirler.

    De ki: Allah’ın kulları için çıkardığı zineti (mesela pamuk, keten gibi bitkilerden, yün ve ipek gibi hayvanlardan, zırh vb. gibi madenlerden çıkan ve insanları süsleyen giysiler gibi Allah zinetlerini) ve rızık türünden temiz ve lezzetli şeyleri: (kısmet olup lezzet ve iştahla faydalanılacak, hoş hoş, temiz temiz çeşitli yiyecek ve içecekleri) kim haram kılmış? Bu bir inkarî istifhamdır. Yani Allah’ın çıkardığı bu zinetleri ve tertemiz şeyleri haram kılmak kimsenin haddi değildir.

    Şu halde bu âyet yenecek ve giyilecek ve çeşitli süs eşyalarında aslolanın mubahlık olduğuna delildir. İbnü Abbas ve birçok tefsir bilgini zineti, giyilecek şeyler ile tefsir etmişlerdir. Fakat diğer bir görüşe göre israf olmamak üzere çeşitli zinetlerin hepsini içine almaktadır ki, zahiri de budur. Şu halde her yönden bedeni temizleme, hayvanlar ve diğerlerinden üzerine binilen binitler ve zinet eşyalarının her çeşidi, zinet deyimi altında dahildir. Çünkü hepsi zinettir.

    Zinet ve temiz şeyler bu dünya hayatında iman edenler için kıyamet gününde halis olarak vardır. Yani o zinetler, o temiz şeyler, esas itibariyle, müminler içindir. Çıkarılmasının hikmeti müminlerin faydalanmasıdır. Fakat bu, dünya hayatında kâfirler de ona, tâbi olmak sûretiyle de olsa, iştirak ederler. Fakat kıyamet gününde onlar yalnız bu dünyadaki müminlere mahsus olacak, kâfirler asla ortak olamayacaklardır.

    b. İkinci olarak o zinet ve temiz şeyler, bu dünyada, her ne olursa olsun eksiklikten, tatsızlıktan, karışıklıktan, kederden uzak kalmaz. Kıyamet gününde ise her türlü kederlerden uzak olarak vardır. O zaman o özel zinet, ancak bu dünya hayatında iman etmiş olanların olacak, kâfirlere de sadece mahrumiyet ve acı kalacaktır. İşte bilecek olan bir topluma âyetleri biz böyle açıklarız. (Elmalılı Hamdi Yazır, A’raf Suresi 32. ayetin tefsiri)

    Eğer nebevî hadiste erkek için altın, gümüş ve ipeğin haram olması hakkında özellikle nass (dînî delil) gelmemiş olsaydı bunlar da bu genele dahil olurdu.

    Birtakım giyim ve süs eşyaları vardır ki, bazı hikmet ve sebeplerden dolayı kullanılmaları ve giyilmeleri erkekler için caiz görülmemiştir. Fakat yaradılışları icabı ziyneti ve süsü seven kadınlar için helâldir. Bunlardan birisi ipekten yapılmış giyim eşyaları, diğeri de altındır.

    Bu husustaki hadis-i şerif gayet açıktır. Hazret-i Ali’nin rivayetine göre, bir defasında Peygamberimiz (a.s.m.) ipek bir kumaşı sol eline, bir parça altını da sağ eline aldı. Sonra bunları elleriyle yukarı kaldırdı, orada bulunanlara gösterdi ve şöyle buyurdu:

    “Şu iki şey ümmetimin erkeklerine haram, kadınlarına helâldir.”( İbni Mâce, Libas: 19.)

    İslâmiyet’in haram kıldığı meselelerde şüphesiz, birçok hikmetler vardır. Ancak haramlığın hikmet ciheti, illet yerine geçmez. Yani bir şeyin haram kılınışında asıl sebep, Allah’ın onu yasaklamış olmasıdır. Yasaklanış hikmetleri için, Allah yasakladığı için o haramdan sakınmamız gerekir. Hikmetlerin araştırılması bu temel prensibin anlaşılmasından sonra gelmelidir. Bu çerçevede, altın yüzüğün erkeklere haram oluşunun bir hikmeti şu olabilir:

    Altın ticarî bir madendir. Piyasada tedavülde olan en mühim bir maldır. Eğer altın yüzük takmakta bir beis olmayıp sünnet olsaydı, bugün hemen hemen her Müslüman erkek takmaya gayret gösterecekti. Bu da iktisadî hayatın önemli bir parçası olan altının büyük bir kısmının tedavülden kalkıp faydasız olarak insanların parmağında âtıl kalmasını netice verecek ki, iktisadî hayata menfî yönde tesir edecekti. Nitekim Peygamberimizin bizzat altın yüzüğü parmağından çıkararak atması, iktisadî yönden müsbet gelişmeleri netice vermiştir.

    Ayrıca, altın kadına ait süs eşyası olduğundan, erkeğin şahsiyeti üzerinde menfî tesiri düşünülebilir. Nasıl ki kadının erkek elbisesi giymesiyle kadınlık şahsiyetinde menfî değişmeler oluyorsa, erkeğin de kadınlara ait kıyafet ve süs eşyalarını giyip takmasıyla da erkeklik şahsiyetinde menfî tesir bıraktığı psikolojik bir gerçektir.

    Peygamberimizin dini bir mesele de hüküm vermesi müminler için bağlayıcıdır. İslâm âlimlerinin hepsi, Kur’ân’ı açıklamada Peygamber (a.s.m.) sünnetini birinci kaynak olarak görmüşlerdir.

    “Allah ve Resulü bir meselede hükmünü verdiği zaman, bir mü’min erkeğin yahut bir mü’min kadının artık işlerinde başka bir yolu seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resulüne isyan ederse, apaçık bir sapıklığa düşmüştür.” (Ahzab Sûresi, 33/36)

    “Peygambere itaat eden Allah’a itaat etmiş olur. Kim bundan yüz çevirirse, seni öylelerinin üzerine muhâfız olarak göndermedik; sen ancak doğru yolu gösterip tebliğ etmekle mükellefsin.”(Nisa, 4/80)

    “Peygamber size ne emretmişse alın, neyi yasaklamışsa ondan da kaçının. Allah’tan korkun. Muhakkak ki Allah’ın azâbı pek şiddetlidir.”(Haşir Sûresi, 59/7)

    “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.” (Âl-i İmran Sûresi, 3/31)

    Efendimizin (asv) görevleri arasında, âyetleri açıklamak da vardır.

    Meselâ, “Allah alışverişi helâl, faizi ise haram kıldı.”(Bakara Sûresi, 2/275) buyuruyor. Bu âyet-i kerîmeye göre her şeyin alışverişi helâldir. Ama Peygamberimiz buna bir sınır getirerek domuzun ve içkinin alışverişini yasaklamıştır. Demek meşru alışverişin sınırlarını bu şekilde açıklamış oluyor.

  35. Sayın Abdülhalik

    Konu ile ilgili olarak, Diyanet İşleri eski Başkanlarından Sayın Prof. Dr. Süleyman Ateş’in, 06. 12. 2005 tarihli Vatan Gazetesinde yer alan, “Erkeğin altın alyans takması haram mı?” başlıklı makalesini dikkatinize sunuyorum.

    “Erkeğin altın alyans takması haram mı?

    Soru: Nişanlanan bir erkeğin nişan altın yüzük takması haram mı? (…)

    Cevap: Evlilik işareti olan altın alyans takmak haram değildir. Prof. Kâmil Miras’in belirttiği gibi: “Altin kullanmanın yasak olmasındaki asıl şer’î gaye, bunun israf ve övünme vesilesi olmasıydı. Zamanımızda altın madeninin bolluğu sebebiyle bir halkayı satın alma, ekonomik değeri israf sayılabilecek bir halde değildir. Bundan dolayı da nişan halkaları övünme vesilesi olmaktan çıkmıştır. O, sırf teberrük vesilesidir. İki evli, nişan yüzükleriyle hayatlarının iftihar edecekleri başlangıcını hatırlarlar. Nikâhtaki şer’î gaye düşünülürse yeni bir aile yuvası kurmanın bir iftihar nişanı olduğu için bununla belki de sevap alırlar” (Tecrîd-ı Sarih Tercemesi, IV. 365-367).

    “Sizin için giydiklerimiz”

    Kur’ân’da altın kullanmayı yasaklayan bir ayet yoktur. Ancak bazı hadislerde ipek elbise giymenin ve altın yüzük takmanın erkeklere yasaklanmasının, o zamanki ekonomik darlıktan ileri geldiğini, peygamberin torunu Ca’fer-i Sâdık açıklamıştır.

    Süfyan-i Sevrî, üstten ipek, alttan sof giyen imâm Ca’fer’i güzel elbiseler içinde görünce şöyle demiş:

    – Ey Allah Elçisi’nin oğlu, bu ne senin ne de atalarının elbisesi değildir.

    Ca’fer ona:
    – Ey Sevrî, o zaman darlık zamanı idi. Şimdi genişlik zamanıdır. Her şey boldur.

    Ca’fer sonra Sevri’ye cübbesinin altına giydiği sofu göstererek:

    – Allah için giydiğimiz elbise budur.
    Bu üstteki de sizin için giydiğimiz elbisedir. Allah için olanı gizledik, sizin için olanı gösterdik (Hilyetu’l-evliyâ, III. 193; el-Kevâkib, 1. 95).

    İmam Ca’fer’in bu sözü, erkeğin ipek giymesinin ve altın takmasının yasaklanmasının, yoksulluk ve darlıktan ileri geldiğini, herkesin ipek giyme ve altın yüzük takma imkânının doğduğu bolluk zamanında bunları giymekte bir sakınca olmadığını gösterir. Eğer bunlar kesinlikle yasak olsaydı, Kurân-ı Kerîm’de haram kılınırdı. Halbuki Kur’ân’da cennet ehlinin parlak ipek elbiseler giyeceği, altın bilezikler takacağı belirtilir (Kehf Suresi 31’inci ayete bakınız). …”

    Bu konuda siz mi daha bilgilisiniz?, Prof. Dr. Süleyman Ateş mi? Yoksa Diyanet İşleri Başkanından daha iyi bildiğinizi mi iddia ediyorsunuz?

  36. SÜLEYMAN ATEŞ BEYİ EHLİ SÜNNET OLARAK GÖRMÜYORUZ O SİZDEN BİRİ BİLİYORUZ DİYANETİN ESKİ BAŞLARINDAN OLABİLİR EBU LEHEBTE PEYGAMBERİN AMCASIYDI KAFİR ÖLDÜ ŞU BAŞKANLIĞI ŞU AKRABALIĞI TANIMIYOR ALLAH TEALA GERÇEK ANLAMDA DİNİ SAPTIRMADAN ALLAHA İTAAT EDEN KURAN VE SÜNNETE UYGUN YAŞAYAN HERKİM OLURSA OLSUN BAŞIMIZIN TACIDIR
    DİYANETE LAFIMIZ YOK LAKİN ORAYI KARIŞTIRANLARA LAFIMIZ ÇOK…
    ARAŞTIR BAK BAKALIM KAÇ HOCA SÜLEYMAN ATEŞ GİBİ KAÇ HOCA BENİM GİBİ DÜŞÜNÜYOR ÇOĞUNLUK HANGİSİ İSE DOĞRU ODUR
    KEHF SURSİNİN DEDİĞİ GİBİ CENNETTE SERBESTTİR

    Altın, kadınların süs eşyasıdır. Erkeklere haramdır. Peygamber efendimiz, bir erkeğin parmağında altın yüzük görünce, hemen o yüzüğü çıkarıp yere atar. Sonra buyurur ki:
    (Sizlerden biri, kor haline gelmiş ateşi eline takmış.) [Müslim]

    CAFERİ SADIĞIN HADİSESİNE GELİNCE ORADA MUHAKKA BİR İNCELİK VARDIR SİZLER ÇOĞU ŞEYLERİ KENDİKENDİNİZE VE YARIM YAYINLADIĞINIZ İÇİN GÜVENMİYORUZ BUNU ARAŞTIRACAĞIM
    MESELA SAVAŞTA ERKEKLERİN İPEK GİYMESİ CAİZ İPEĞİN CAİZ OLDUĞU YERLER VAR
    BEN ARAŞTIRIR CAFERİ SADIK EFENDİMİZ NİÇİN GİYMİŞ VEYA GERÇEKTEN İPEK Mİ GİYMİŞ SÖYLERİM
    SELAM VE DUA İLE

  37. ERKEKLERİN ZİYNET KULLANIMI HAKKINDAKİ YAZILARIMI BİR OKU ODA PROFESÖRDEN
    LAKİN SİZ İŞİNİZE GELEN PROFESÖRLERİ KABUL EDİYORSUNUZ

  38. a) Altın ve Gümüş Kullanımıyla İlgili Hadisler

    Altın ve gümüş kullanımıyla ilgili yaygın olarak bi-linen hadislerden başlıcaları şöyle sıralanabilir:

    1. İslâm âlimleri tarafından birçok fıkhî hükme mes-net olarak kullanılan bir hadiste Hz. Peygamber, “Altın ve ipek ümmetimin erkeklerine haram, kadınlarına helâldir” buyurmuştur (Ebû Dâvûd, “Hâtem”, 3; Tirmizî, “Libâs”, 1).

    2. “Altın ve gümüş kaplardan bir şey içmeyiniz ve bu i-kisinden yapılan tabaklarda bir şey yemeyiniz. Çünkü bu tabaklar (sıhâf) dünyada müşrikler için, âhirette ise sizin içindir.” (Müslim, “Libâs”, 2)

    Başka bir hadislerinde ise Hz. Peygamber, “Gümüş kap-tan içen, karnına cehennem ateşini akıtmaktadır” (Müslim, “Libâs”, 1) buyurmuştur.

    3. “Hz. Peygamber, altın ve gümüş kaplardan yiyip içmemi-zi, ipek ve dîbâc giymemezi ve ipek üzerine oturmamızı yasak-ladı” (Buhârî, “Libâs”, 27).

    “Hz. Peygamber altın yüzük kullanmayı yasakladı” (Buhârî, “Libâs”, 45).

    4. Buhârî’nin rivayetine göre, Resûlullah altından bir yüzük takıyordu. İnsanların da altın yüzük edindik-lerini görünce altın yüzüğü atmış ve bunu artık hiç tak-mayacağını söylemişti. İnsanlar da bunun üzerine yüzük-lerini çıkarıp atmışlardır (Buhârî, “Libâs”, 46).

    5. Yine Buhârî’de yer alan bir hadise göre, Hz. Peygamber altından bir yüzük edinmiş ve kaşını da avuç içi-ne getirmişti. İnsanların bu şekilde yüzük edindiklerini görünce, bu yüzüğü atmış ve gümüş bir yüzük edinmiştir (Buhârî, “Libâs”, 45).

    6. Enes b. Mâlik diyor ki: “Hz. Peygamber bir gün gü-müş bir yüzük takmıştı. İnsanlar da gümüş yüzük yapıp taktılar. Resûlullah yüzüğü çıkarıp atınca insanlar da çıkarıp attılar” (Buhârî, “Libâs”, 47).

    b) Altın ve Gümüş Ziynetin Kullanımı

    Altın ve gümüşün ziynet eşyası olarak kullanımı yal-nızca kadınlar için câizdir. Yukarıdaki hadislerin açık hükümlerinden birisi bu olduğu gibi, bu husus İslâm â-limleri arasında da tartışmasızdır. Altın ve gümüş ziy-netin kadınlar için câiz görülmesi onların yaratılışla-rına uygunlukla, fıtraten güzelliğe ve süslenmeye düşkün oluşlarıyla açıklanır. Ancak bu konuda onlar da lüks ve israfa kaçmama, bu ziynetleri yabancılara karşı gösteriş ve cinsî cazibe aracı olarak kullanmama gibi bazı kısıt-lamalara tâbidir.

    Altın ve gümüş ziynetin erkeklere yasaklanması, hem erkeğin fıtrat ve karakteriyle hem de toplumda sosyal adaletin ve barışın tesisi, âtıl sermayenin ekonomiye kazandırılması gibi birçok önemli amaçla alâkalı bir husustur.

    BU DİYANETİN SİTESİNDEN ALINMADIR
    BU SKIN SÜLEYMAN ATEŞİN GÖRÜŞÜ OLMASIN SADECE

  39. kardesim peygamberin yasakladigi seylere neden uymuyorsunuz.kuranda yok diyorsunuz ama kuranda yoksa sunnette var.ALLAH kuranda kim ALLAH ve resulune itaat ederse diyor.ve ALLAH ve resulu bir is hakkinda hukum verdimi muminlerin secme hakki yoktur diyor.altin ve ipek erkek icin haramdir bu sahih hadislerde belirtilmistir.eger sizin niyetiniz gercekten islem dinini ogrenmek olsa hadisleride dikkate alirsiniz.bas ortusu kuranda yok diyorsunuz fakat sunnette var.ve kuranda petgamberin kendi heva ve hevesine konusmadigi belirtilir.peygamberin konustugu(sahih olan)her soz vahiyden cikan hukumdur.vahyin hukmunu en iyi peygamber bildigine gore itiraziniz yersizdir.kuran ve sahih sunnet yolunda yurumeli ALLAH ve resulunun emirlerini ogrenmeli ve buna gore amel etmeliyiz.siz bi seyi yapmamak icin bir suru bahane buluyorsunuz.sizin ki suna benziyor.ALLAH bir sey istedi ama benim canimda birsey istiyor bunun arasini bulalim.bu anlayiz kesinlikle yanlistir.bize dusen iman eden insanlar olarak ALLAH in emirlerine kalben teslim olmaktir.unutmayalimki ALLAH kalblerde olani bilir bu yuzden ALLAH a teslim olmak gerekir.

  40. Aynı bölümde (Takılar bölümü)yine kabataslak bir araştırma yapalım.

    Yüzük peygamberin hangi elindeydi?

    (Aynı raviden farklı rivayet)

    İbni Ömer sağ eline takmıştı. (7. cilt Sh:468)

    İbni Ömer sol eline takardı (7. cilt Sh:474)

    (Baba oğuldan farklı rivayet)

    Hz Ali sağ eline (7. cilt Sh:474)

    Hasan ve Hüseyin sol eline takıyordu. (7. cilt Sh:474)

    Dikkat ediyorsunuz değil mi?

    Alimlerimiz ciddi bir gayret göstermiş ve bu çelişkileri çözmüş (!) Örnek olarak İbn-i Hacer “süs için sağa, mühür için sola takılmalıdır.” Diyerek işi halletmiş (!) (7. cilt Sh:474)

    BİZ DELİL GETİRİNCE İŞ HALLETMİŞ OLUYORUZ SİZ GETİRİNCE SAHİH OLUYOR BU ADALET MİDİR
    SAHABİLERİN BÖYLE TAKMALARININ SEBEBİ 2 ELEDE YÜZÜK TAKMANIN CAİZ OLDUĞUNU GÖSTERİR SAĞ ELE TAKMAK HARAM SOL HELAL VEYA TAM TERSİ BİR ŞEY GÖRDÜNÜZ MÜ? HAYIR…SANIRSAM FİTNE YAPMAK MESLEK OLMUŞ KİMİLERİNE ALLAH HİDAYET VERSİN SONUÇ OLARAK:Sağ ele de, sol ele de yüzük takmak caizdir. Küçük parmağa veya yanındaki parmağa takılır. Uygun olanı budur. Diğer parmaklara da takılsa günah olmaz.

  41. Sayın Abdülhalik, sünnet ehli olarak aşağıdaki hadis hakkında ne düşünüyorsunuz?

    Zinet Bölümü:
    6. (2098)- Saîd İbnu’l-Müseyyeb anlatıyor: “Hz. Ömer, Süheyb (radıyallâhu anhümâ)’e: “Niye parmağında altın yüzük görüyorum?” dedi. Beriki: “Onu senden daha hayırlı olan da gördü, ama ayıplamadı” deyince, Hz. Ömer:
    “O da kimmiş?” dedi. Süheyb: “Resûlullah!” cevabını verdi.” [Nesâî, Zînet 42, (8, 164, 165).]

    AÇIKLAMA:
    Berâ İbnu’l-Âzib (radıyallâhu anh)’in de parmağında altın yüzük taşıdığı, niçin böyle yaptığını soranlara: “Bu yüzük, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın bana bahşettiği bir armağandır. Bunu bana Resûlullah takmıştır. Ve: “Allah’ın ve Resûlullah’ın sana ihsan ettiği bu yüzüğü kullan” buyurdu!” demiştir. Tahâvî’nin Meâni’l-Âsâr’da kaydettiği bu rivayet de ERKEKLERE ALTIN YÜZÜĞÜN CEVAZINI SARÎ OLARAK İFADE EDER.

    Bkz: İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:7/472.

  42. Ayrıca İpek kullanımı konusunda ileri sürülen görüşlerde ihtilaflıdır.

    LİBAS BÖLÜMÜ/İPEKTEN MÜBAH OLAN MİKTAR
    4. (5295)- Süveyd İbnu Gafele anlatıyor: “Hz. Ömer (radıyallahu anh) el-Cabiye’de halka hitap ederek: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) iki, üç veya dört parmak yeri hariç, ipek giymeyi yasaklamıştı!” dedi.” [Müslim, Libas 12, (2069).]

    AÇIKLAMA:
    (…) Tahrîm ve İbahe ile gelen rivayetler alimlerin hükümde ihtilafa düşmelerine sebep olmuştur. Ebu Bekr İbnu’l-Arabî ON FARKLI GÖRÜŞÜN ileri sürüldüğünü belirtir:

    1) MUTLAK OLARAK HARAMDIR.

    2) Harpte mübahtır.

    3) Sefer (yolculuk) halinde helaldir.

    4) Sadece hastalık sırasında helaldir.

    5) Sadece gazve sırasında helaldir.

    6) Sadece alem olarak mübahtır.

    7) KADINLAR DA ERKEKLERE DE HARAMDIR.

    8) Üste giymek haramdır, yerde yaygı olarak kullanmak mübahtır. Ebu Hanife ve İbnu Mâceşun böyle demişlerdir.

    9) MUTLAK OLARAK MÜBAHTIR.

    10) BAŞKA BİR ŞEYLE KARIŞIK OLSA DA HARAMDIR.

    Bkz: İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 15/85-86.

    Hadisin şerhinde ifade edildiği üzere, İslam alimleri arasında çok farklı görüşlerin olması, altın takılar kullanımı konusunda olduğu gibi, ipek giysiler kullanımı konusunda da bir icma olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.

  43. Aşağıdaki hadislerde yer alan ifadelere göre, altın takı kullanma yasağı salt olarak erkekler özgü olmayıp, kadınları da kapsamı içine almaktadır.

    ZİNET BÖLÜMÜ

    BİRİNCİ BÂB
    TAKILAR
    12. (2104)- Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Bir kadın Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a gelerek sordu:
    “İki altın bilezik hakkında ne dersiniz, (takayım mı?)”
    “Ateşten iki bileziktir, (takmayın!)” deyip cevap verdi. Kadın devamla:
    “Pekâlâ altın gerdanlığa (ne dersiniz?)” diye sordu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’dan yine:
    “Ateşten bir gerdanlık!” cevabını aldı. O, yine sordu:
    “Bir çift altın küpeye ne dersiniz?”
    “Ateşten bir çift küpe!”
    Kadında bir çift altın bilezik vardı. Onları çıkarıp attı ve:
    “(Ey Allah’ın Resûlü), kadın kocası için süslenmezse, onun yanında kıymeti düşer” dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):
    “Sizden birine, gümüş küpeler takınmasından, bunları za’feran veya abîr ile sarartmasından kimse engel olmaz!” cevabını verdi.” [Nesâî, Zînet 39, (8, 159).]
    İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:7/475-476.

    13. (2105)- Sevbân (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın yanına Fâtıma Bintu Hübeyre, elinde altından iri yüzükler (Feth) olduğu halde gelmişti. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), kadının ellerine vurmaya başladı. Fâtıma da hemen (oradan sıvışıp) Resûlullah’ın kerîmeleri Fâtımatu’z-Zehrâ (radıyallâhu anhâ)’nın yanına girdi. Ona Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın kendisine olan davranışını anlattı. Bunun üzerine Hz. Fâtıma (radıyallâhu anhâ) boynundaki altın zinciri çıkarıp: “Bunun bana Hasan’ın babası Hz. Ali (radıyallâhu anhümâ) hediye etti” dedi. Zincir daha elinde iken Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yanlarına girdi ve şunu söyledi:
    “Ey Fâtıma! Halkın: “Resûlullah’ın kızının elinde ateşten bir zincir var!” demesi seni memnun eder mi?” dedi ve böyle diyerek oturmadan geri dönüp gitti. Bunun üzerine Fâtıma (radıyallâhu anhâ) zinciri çarşıya gönderip sattırdı, parasıyla bir köle satın aldı ve onu âzad etti.
    Bu olanlar Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a anlatılınca: “Fâtıma’yı ateşten kurtaran Allah’a hamdolsun!” buyurdular.” [Nesâî, Zînet 39, (8, 158).]
    İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:7/477.

    14. (2106)- Huzeyfe’nin kız kardeşi (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Ey kadınlar cemaati! Süs eşyanız gümüşten olmalıdır. Sizden hangi kadın altınla süslenir ve onu izhâr eder (yabancıya gösterirse), mutlaka onunla azaba maruz kalır.” [Ebû Dâvud, Hâtem 8, (4237); Nesâî, Zînet 39, (8, 156, 157).]
    İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:7/478.

    Yine 2107 nolu hadiste yer alan “Resûlullah (s.a.v) ehline takı ve ipeği yasakladı” ifadesinden; kadın-erkek ayrımı olmaksızın “takı ve ipeğin” bütün müminlere yasaklandığı açıkça anlaşılmaktadır.

    15. (2107)- Ukbe İbnu Âmir (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ehline takı ve ipeği yasakladı ve: “Eğer sizler cennet takılarını ve cennetin ipeğini seviyorsanız, bunları dünyada takınıp giymeyin” buyurdu.” [Nesâî, Zînet 39, (8, 156).]
    İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:7/479.

    Sonuç olarak size tavsiyem; tabi olduğunuz anlayışın görüşlerini hakim kılma adına, işinize gelen hadisleri seçip delil olarak ileri sürerken, işinize gelmeyenleri görmemezlikten gelerek dışlamayın.

    Selametle…

  44. Ayrıca şunu da ifade etmekte yarar görüyorum;

    “Altın ve gümüş ziynetin erkeklere yasaklanması, hem erkeğin fıtrat ve karakteriyle hem de toplumda sosyal adaletin ve barışın tesisi, âtıl sermayenin ekonomiye kazandırılması gibi birçok önemli amaçla alâkalı bir husustur” şeklinde alıntı yaptığınız yazıya paralel olarak, Hayrettin Karaman’ın “Günlük Hayatımızda Helaller ve Haramlar” adlı kitabı ile Mehmet Aksu’nun “Helal-Haram(Fıkıh Ölçüler-1)” adlı kitabında da “altın ve ipeğin kadınlara helal erkeklere haram kılınmasının hikmetleri” olarak bir takım gerekçeler ileri sürülmektedir. Bu gerekçelere göre;

    a) Bu iki mâden ve özellikle altın asırlar boyu ya doğrudan doğruya para olarak, yahut da para karşılığı teminat olarak kullanılmış, ekonomide büyük rol oynamıştır. Bunların zinet ve eşya olarak kullanılması ekonomiyi menfi yönde etkileyecektir.

    b) Bunların zinet ve eşya olarak kullanılması topluma faydalar sağlayacak olan büyük bir sermayenin âtıl kalmasına sebep olmaktadır.

    c) Allah’ın erkekler için takdir ve tensîb buyurduğu fıtrat ve karakter altın ve ipekle süslenmeye muhtaç ve uygun değildir.

    d) Üste, başa; ele ayağa; eve-barka serilmiş servetler dikkat, gıpta ve hased celbederek sosyal adâlet duygusunu rencide ederler, fesâda sebep olurlar.

    e) İslâm insanın maddî hayatı ile rûhî ve mânevi hayatı arasında ideal bir dengeyi hedef almıştır Dışa bu ölçüde ihtimam rûhî hayâtı zedelemekte, tekâmülü engellemektedir.

    Altın ve ipeğin erkeklere haram kılınmasının hikmeti olarak sıralanan bu gerekçelere göre; Hz. Peygamber(sav) döneminde adeta erkeklerin kadınlarından daha çok altın ve ipeği zinet eşyası olarak kullandıkları anlaşılmaktadır. Yani erkekler; altın bilezikler, küpeler, gerdanlıklar, halhallar vs. takmakta ve ipek giysiler giymekte, kadınlar ise; sadece altın yüzükler takmakta ve ipek giysiler kullanmaktaydılar.

    Erkeklerin, kadınlara nazaran daha çok altın ve ipek kullanmaları;

    1. Büyük bir sermayenin atıl kalmasına neden olmuş,

    2. Ekonomiyi menfi yönde etkilemiş,

    3. Sosyal adalet duygusunu rencide etmiş ve fesada neden olmuş,

    4. Maddi hayat ile mânevi hayat arasında ideal bir dengeyi bozmuş,

    5. Dışa bu ölçüde ihtimam rûhî hayâtı zedelemiş, tekâmülü engellemiştir.

    Oysaki; gerçek bunun tam aksidir. Fıtratları gereği kadınların erkeklerden daha çok takı ve süs eşyalarına düşkün oldukları bilinen bir gerçektir. Ayrıca Hz. Peygamber döneminde savaşların yoğun olması nedeniyle erkek nüfusu kadın nüfusuna oranla daha azdır.

    Şimdi şu soruları sormak gerekiyor:
    1. Kadınların değil de, sadece erkeklerin altın takılar ve ipek giysiler kullanmaları mı topluma faydalar sağlayacak olan büyük bir sermayenin âtıl kalmasına sebep olmuştur?

    2. Kadınların değil de, sadece erkeklerin altın takılar ve ipek giysiler kullanmaları mı israfa neden olmakta, gıpta ve hased celbederek sosyal adâlet duygusunu rencide etmekte ve fesâda sebep olmaktadır?

    3. Kadınların değil de, sadece erkeklerin altın takılar ve ipek giysiler kullanmaları mı dışa bu ölçüde özen gösterme rûhî hayâtı zedelemekte, olgunlaşmayı engellemektedir?

    Görüldüğü gibi, altın ve ipeğin erkeklere haram kılınma nedenleri olarak ileri sürülen bu gerekçeler çok tutarsız ve bir o kadarda komiktir.

  45. EVET HİLYETÜL EVLİYA KİTABINI VE DELİL GETİRİLEN KISSAYI ARAŞTIRDIK SONUÇ ŞU:Bu kitaplarda geçen bilgiler fıkhi konularda DELİL olamaz.ÇÜNKÜ FIKIH KİTABI DEĞİL TASAVVUF KİTABIDIR Ayrıca yarıdan fazlası ipek olmayan ipekli elbiseleri giymek de caizdir.CAFERİ SADIK EFENDİMİZİN GİYDİĞİ ELBİSEDE BÖYLEDİR YANİ O ZAMANDA BU KADARINI BİLE GİYEMİYORLARMIŞ ASHAP FAKİRLİKTEN…inşallah anlatabilmişimdir
    DİNİMİZCE GÖSTERİŞ YAPMAKSIZIN HELAL DAİRESİ İÇİNDEKİ HER TÜRLÜ GİYİM LÜX CAİZDİR FAKİRLİKTE ZENGİNLİKTE ALLAHTANDIR ZENGİN OLMAK AYIP DEĞİLDİR HZ OSMANDA ÇOK ZENGİNDİ YANLIZ ZENGİNLİK VE GİYİMDE ÖVÜNMEMEK ONU ALLAH İÇİN KULLANMAK GEREKİR ZENGİNLİĞİN KİMDEN OLDUĞU UNUTULMAMALIDIR
    Müslümanlara helal kılınan süslenmenin sınırları vardır; süslenen, güzelleşerek alımlı hale gelen insan, gurura kapılmamalı; kendisine verilen bu nimetin Allah’tan olduğunu hatırdan çıkarmamalıdır. “Yeryüzünde kabara kabara yürüme. Çünkü sen yeri yırtamazsın; boyca da dağlara erişemezsin” (el-Isra, 17/37) buyuran Allah, müslümanlardan alçak gönüllü olmalarını istemekte; gurur ve kibrin şeytanın bir özelliği olduğunu hatırlatmaktadır.

    Müslüman, yeni ve güzel bir elbise giydiği zaman insanların arasında gururlu bir şekilde yürümek yerine, Hz. Peygamber’in talım buyurduğu gibi, “Benim hiç bir güç ve kuvvetim olmaksızın bunu bana giydiren Allah’a hamd olsun! bunun hayrından ve bunun kullanıldığı iyi işin hayrından senden isterim; bunun şerrinden ve kullanılacağı kötü işin şerrinden de sana sığınırım” (Sünen-i Ebu Davud, IV, 717) demelidir. Bir başka hadiste, insanlar karşısında üstünlük sağlamak düşünceşiyle giyinenlerin kıyamet günü rezillik elbisesi giyeceği (a.g.e., 720) haber verilmektedir

    “Iki Sahih”te Ibni Ömerin şöyle dediği nakledilir: “Allah Resûlü buyurdular ki, Kim böbürlenerek elbisesini sürütürse, Kıyamet Günü Allah ona (rahmetle) bakmaz.”

    es-Sünen’de yine ondan şu rivayet mevcuttur: “Kim izârını, gömleğinin ve sarığının bir bölümünü, kibirlenerek sarkıtırsa, Kıyamet Günü Allah ona (rahmetle) bakmaz…”

    es-Sünen’de yine Ibni Ömer’in şöyle dediği nakledilir: “Allah Resûlü’nün izâr için söyledigi, uzun gömlekte de aynen geçerlidir.” Adı elbiseler de bir yerde övülür, bir yerde yerilir. Şöhret ve kibir için olduğu yerde yerilir. Tevazu ve alçak gönüllülük için giyildiğinde de övülür. Nitekim yüksek elbiselerde kibirlenme, övünme ve ululanma için giyildiğinde yerilir. Güzelleşme (tecemmül) ve Allah’ın nimetine izhar için giyildiğinde de övülür. Müslim’in “Sahih”inde Ibnü Mes’ud’un şöyle dediği nakledilir: “Allah Resulü buyurdular ki, “Kalbinde hardal tanesi ağırlığınca kibir bulunan, Cennet’e giremeyecektir. Kalbinde hardal tanesi ağırlığınca iman bulunan da, Cehennem’e girmeyecektir.” Bir adam, “Ey Allah’ın Resulü! Ben elbisemin güzel olmasını, ayakkabımın güzel olmasını isterim. Bu da kibirden midir?” dedi. “Hayır, Allah güzeldir, güzelliği sever. Kibir, ancak büyüklenerek hakkı kabul etmemek ve insanları küçük görmektir.” buyurdular.

  46. altın yüzüğün hükmünü ehli sünnet alimlerimizden birine sorduk işte cevabı;
    De ki: “Allah’ın, kulları için yarattığı zîneti ve temiz rızkı kim haram kılmış?” De ki: “Bunlar, dünya hayatında mü’minler içindir. Kıyamet gününde ise yalnız onlara özgüdür.” İşte bilen bir topluluk için âyetleri, ayrı ayrı açıklıyoruz.” bu ayet delil olarak getiriliyor

    ERKEKLERİN ALTIN ZİNET KULLANIMI-1

    Erkeğin altın yüzük kullanmasının hükmünün, son zamanlarda üzerinde hayli soru sorulan meselelerin neredeyse başında geldiği dikkat çekici bir durum. Kaynaklarda bu mesele genellikle altın-gümüş kap kullanımı konusuyla birlikte ele alındığı halde, günümüzde meselenin –yaygınlığı dolayısıyla– “altın yüzük kullanımı”na indirgenmiş olması dolayısıyla bu yazıyı bu noktaya hasredeceğim.

    Yazının hemen başında belirtelim ki, mesele birebir Kur’an’da zikredilmediği için, tartışmanın zeminini daha ziyade Sünnet oluşturmaktadır.

    Altının erkeğe haramlığı konusu iki cihetten tartışılabilir:

    1. “Kur’an Müslümanlığı” denen bid’at cihetinden. Dini kaynaklarından soyutlayarak kendi Kur’an anlayışlarına indirgeyenlerin ortaya attığı bid’atlerden sadece biri, belki de en hafifi, erkeğin altın yüzük kullanması meselesidir. Aslında başta Sünnet olmak üzere “Edille-i Şer’iyye”nin diğer unsurlarını devre dışı bırakmakla bu akımın temsilcileri, Kur’an’a, kendi anlayışlarını söyletmenin, bu suretle de Din’i kendi dar (yoksa alabildiğine “geniş” mi demeliydim?) anlayışlarından ibaret hale dönüştürmenin peşindedirler. Ya da daha doğrusu, aralarında bu amacı gütmeyenler varsa da sonuç buraya çıkmaktadır.

    Dolayısıyla bu akımın temsilcileriyle altın yüzük meselesini tartışmadan önce “Usul” meselesinin netleştirilmesi gerekir. “Din’i Kur’an’dan başka delil/kaynak tanımaksızın yaşamak doğru ve mümkün müdür?” sorusu başlangıç noktasıdır.

    Ancak yine de burada şu kadarını söyleyelim: Kur’an’da herhangi bir yasak getirilmemiş olması yanında, soruda zikredilen türden ayetlerin genel bir “ibaha” (serbestlik) zemini sağlıyor oluşu, Kur’an Müslümanlığı iddiasında bulunanların bu meselede “cevaz” hükümlerinin gerekçesini oluşturuyor.

    Ancak burada önemli bir problem var: Gerek bu meselede, gerekse diğer tekil/parça konularda “hakkında Kur’an’da ayet yok” argümanını kullanarak cevaz kapısı açmak demek, hakkında Kur’an’da özel hüküm bulunmayan her meselenin aynı tarzda çözüme kavuşturulması demektir.

    Oysa bu gibi hususlarda Kur’an’ın vaz ettiği genel ilkeler arasında da bir çatışma husule getirmemeye azami dikkat göstermek gerekir. Aksi halde –haşa– Kur’an’ın kendi içinde çelişki bulunduğu gibi bir açmaza sürüklenmek işten değildir.

    Açacak olursak, niçin erkeğin altın kullanımı meselesinde “eşyada aslolan ibahadır” genel kaidesinden ve bu kaideye vücut veren ayetten hareket ediyoruz da, Kur’an’ın bizi Sünnet’e ve ululemr’e (bilgi ve yetki sahiplerine) yönlendiren ayet-ler-inden hareket etmiyoruz? Eğer Kur’an bizi buraya yönlendiriyor ve Hz. Peygamber (s.a.v)’de bizler için “güzel örnek” bulunduğuna dikkat çekiyorsa, yapılması gereken şey O’nun örnekliğine başvurmak değil midir?

    O’nun örnekliğine başvurduğumuzda karşımıza çıkan manzarayı, konuyla ilgili “ikinci cihet”in izah ve beyanı sadedinde bir sonraki yazıda görelim.

    ERKEKLERİN ALTIN ZİNET KULLANIMI-2

    2. Altın kullanımının erkeğe haramlığının tartışma konusu yapıldığı ikinci cihet, haramlık hükmünün illetini tesbit sadedinde ortaya atılan görüşler ve bir de Sahabe’den bazılarının altın yüzük kullandıklarını anlatan nakillerdir.

    Günümüzde bu meselede cevaz taraftarı olanların büyük çoğunluğu bu zeminde hareket etmektedir. Tecrid-i Sarih Terceme ve Şerhi’nde (IV, 287) Kâmil Miras’ın yaptığı budur; İSAM’ın neşrettiği İlmihal’de (II, 84 vd.) bu mesele işlenirken izlenen yöntemin de aynı olduğunu söyleyebiliriz.

    Öncelikle belirtelim ki, toplumda sosyal adaletin sağlanması, sermayenin atıl durumdan kurtarılarak ekonomiye kazandırılması.. gibi hususları Efendimiz (s.a.v) tarafından erkeklere altın kullanımının haram kılınmasının illeti olarak tesbit etmek son derece tartışmalıdır. Zira bu ta’lilin isabetli olduğunu gösteren bir nakil mevcut olmadığı gibi, Sahabe’den ve Müçtehid İmamlar’dan da böyle bir ta’lilde bulunan bir kimsenin varlığı bilinmemektedir.

    Hatta tam aksine, hilafeti döneminde İslam devleti, vatandaşlarını maaşa bağlayacak derecede zenginleştiği halde, dirayetiyle meşhur Hz. Ömer (r.a), vilayetlere ve ordu komutanlarına gönderdiği talimatnamelerde erkekleri altın ve ipek kullanmaktan ısrarla sakındırmaya devam etmiştir. Onun bu davranışının Sahabe’den herhangi biri tarafından eleştiri ve itiraz konusu yapılmamış olması dikkat edilmesi gereken bir noktadır. Bu durumun ondan sonra da aynen devam ettiğinde şüphe yoktur.

    Burada belki Efendimiz (s.a.v)’in, Kur’an’dan kaynaklanan genel tavrının bir yansıması olarak insanları dünyaya bağlanmaktan, dünya süslerine ve gösterişe meyletmekten sakındırmasından söz edilebilir. Ancak altın ve ipek kullanımının kadınlar için serbest olması, haramlık hükmünü buraya bağlamayı da tartışmalı kılmaktadır. Erkeklere altın yüzük kullanmayı yasaklayan Efendimiz (s.a.v)’in, bunun gerekçesini yukarıda zikredilen hususlara bağlamadığı açıktır. Hatta bu meyanda altını “ateş” olarak tavsif ettiği hatırlanmalıdır…

    Şu soru her iki durum için de son derece haklıdır: Sermayenin ekonomiye aktarımı, sosyal adaletin gerçekleştirilmesi gibi maddî ve dünyaya bağlanmamak gibi manevî gerekçeler erkekler için geçerlidir de kadınlar için neden geçerli değildir?

    Dolayısıyla erkeklere altın ve ipek kullanımının yasaklanmasını bu türlü sebeplere dayandırmak isabetli görünmemektedir.

    Sahabe’den bazılarının altın yüzük kullandığını anlatan nakillere gelince, İmam et-Tahâvî bunları şöyle zikretmektedir:

    1. el-Berâ b. Âzib (r.a)’in parmağında altın bir yüzük vardı. Kendisine bu durum sorulduğunda bir ganimet taksimi esnasında bu yüzüğü Efendimiz (s.a.v)’in kendisine verdiğini ve “Allah ve Resulü’nün sana giydirdiğini giy” buyurduğunu söylemiştir.

    2. Mus’ab b. Sa’d[1] şöyle demiştir: “Talha b. Ubeydillah’ın parmağında altın bir yüzük gördüm. Suheyb’in parmağında altın bir yüzük gördüm. Sa’d’ın parmağında altın bir yüzük gördüm.”

    3. Tıpkı Talha b. Ubeydillah (r.a) gibi Sa’îd b. el-Âs (r.a) da[2] öldürüldüğünde parmağında altın yüzük vardı.[3]

    Erkeğe altın yüzüğün haram olmadığını söyleyenlere göre bu nakiller, erkek için altın yüzük kullanımının mutlak haram olduğunun söylenemeyeceğini gösterir. Zira böyle olsaydı, adı geçen sahabîlerin altın yüzük kullanmamaları gerekirdi.

    Bu çıkarsamanın ne kadar isabetli olduğunu ve konunun merfu (Efendimiz (s.a.v)’e dayanan) rivayetler bakımından durumunu bir sonraki yazıda görelim.

    [1] Sahabe’den Sa’d b. Ebî Vakkâs (r.a)’ın oğludur.

    [2] Efendimiz (s.a.v) vefat ettiğinde Sa’îd 9 yaşındaydı; doğrudan Efendimiz (s.a.v)’den rivayeti yoktur. Dolayısıyla rü’yeten sahabî, rivayeten tabiîdir. Bkz. İbn Hacer, el-İsâbe, III, 107 vd.

    [3] et-Tahâvî, Şerhu Ma’âni’l-Âsâr, IV, 261.

  47. ERKEKLERİN ALTIN ZİNET KULLANIMI-3

    Bir önceki yazıda İmam et-Tahâvî’den naklen Sahabe’den altın yüzük kullananların isimlerini zikretmiştim. Bunlara Suheyb[1], Huzeyfe[2], Habbâb b. el-Erett[3], Câbir b. Semure[4] ve Abdullah b. Yezîd’i[5] de (Allah hepsinden razı olsun) ekleyebiliriz. Böylece altın yüzük taktığı rivayet edilen sahabîlerin sayısı tesbit edebildiğim kadarıyla 9′u bulmaktadır.

    Ancak bu sahabîlerin altın yüzük taktığını anlatan rivayetler –en azından birçoğu– hakkında söylenmesi gereken şeyler mevcuttur. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

    1. el-Berâ b. Âzib (r.a): Bu sahabî, aynı zamanda Efendimiz (s.a.v)’in erkeklere altın yüzük takmayı yasakladığı rivayetini de nakletmiştir.[6] et-Tahâvî, onun bu rivayetinin diğerine göre daha sahih ve sabit olduğunu[7], İbn Hacer de bu riayetin sıhhati üzerinde ittifak bulunduğunu söyler.[8] Buna karşın el-Hâzimî, diğer rivayetin isnadının sahih olmadığını söylemiştir.[9]

    Duruma bakılırsa onun altın yüzük taktığı meselesi arkadaşları arasında da tartışma konusu olmuştur. İbn Abdilberr’in naklettiği bir rivayet, ziyaretine giden arkadaşlarından birisinin (Ebu’s-Sefer) el-Berâ’nın altın yüzük taktığını gördüğünü söylemesi üzerine diğeri (Ebû İshak[10]) buna, “Yalan mı söylüyorsun?” diyerek şiddetle itiraz etmiş ve yanına beraberce gittikleri halde kendisi böyle bir şey görmediğini söylemiştir.[11]

    Şu halde el-Berâ (r.a)’ın altın yüzük takması konusunda şunları söyleyebiliriz:

    A. O, önceleri altın yüzük takarken, bilahare bundan vaz geçmiştir. Ebû İshak’ın onun parmağında altın yüzük gördüğünü söyleyen kişiyi şiddetle eleştirerek iddiasını reddetmesinin bunu gösterdiğini söyleyebiliriz.

    Ancak buna, yine Ebû İshak kanalıyla el-Berâ (r.a)’ın altın yüzük taktığının nakledildiği söylenerek itiraz edilebilir.[12]

    [1] Bkz. en-Nesâî, “Zînet”, 45.

    [2] İbn Ebî Şeybe, VI, 66.

    [3] İbn Ebî Şeybe, a.y.

    [4] İbn Ebî Şeybe, VI, 67.

    [5] İbn Ebî Şeybe, a.y.

    [6] Bkz. et-Tahâvî, Şerhu Ma’âni’l-Âsâr, IV, 261; İbn Abdilberr, et-Temhîd, XVII, 96.

    [7] et-Tahâvî, IV, 262.

    [8] İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, X, 317.

    [9] el-Hâzimî, el-İ’tibâr, 526.

    [10] Kûfe’li meşhur tabiî Ebû İshak Amr b. Abdillah es-Sebî’î olmalıdır.

    [11] İbn Abdilberr, et-Temhîd, XXIV, 338.

    [12] İbn Ebî Şeybe, VI, 66.

    ERKEKLERİN ALTIN ZİNET KULLANIMI-4

    Ebû İshak’ın, biri el-Berâ (r.a)’ın altın yüzük “taktığını”, diğeri “takmadığını” anlatan iki rivayeti arasında bir zaman aralığı bulunduğunu söylemek doğruysa durumu şöyle yorumlayabiliriz: Ebû İshak, el-Berâ’nın altın yüzük taktığına önceleri kendisi de şahit olmuşken, bilahare Ebu’s-Sefer ile birlikte ziyaretine gittiklerinde yine altın yüzük göreceği beklentisiyle el-Bera (r.a)’ın parmaklarına özellikle bakmış olmalıdır. Arkadaşının el-Berâ (r.a)’ın parmağında altın yüzük gördüğünü söylemesi üzerine şiddetle itiraz etmesi de bundan ileri gelmiş olmalıdır. Eğer bu iki rivayeti bu veya benzeri bir şekilde uzlaştırmak mümkün olmazsa, tevakkuf etmek, yani herhangi birisiyle hüküm vermemek en doğrusu olmalıdır. Vallahu a’lem.

    B. Onun altın yüzük takmasının ve bunda bir beis görmemesinin sebebi, bizzat Efendimiz (s.a.v)’in yüzüğü takması için kendisine vermiş –hatta bazı riayetlere göre bizzat parmağına takmış[1]– olmasıdır.

    Dolayısıyla bu durumu kendisine mahsus bir ruhsat olarak değerlendirmiş olabilir.

    2. Suheyb (r.a)’in durumu da buna benzemektedir. en-Nesâî’nin, dipnotta belirttiğim yerde naklettiğine göre Hz. Ömer (r.a)’in, parmağındaki altın yüzüğü garipsemesi üzerine, “Bunu senden daha hayırlısı (yani Hz. Peygamber) gördü ve bir şey demedi” demiştir.

    Burada da üç ihtimal söz konusudur:

    A. Hz. Peygamber (s.a.v) Suheyb (r.a)’in parmağındaki altın yüzüğü, erkeklere altın yüzük kullanımını yasaklamadan önce görmüş ve serbest olduğu (hatta bizzat kendisi de taktığı) için bir şey dememiş olabilir. İlgili rivayetlerde zikredildiği gibi önceleri Hz. Peygamber (s.a.v) de altın bir yüzük edinmiş ve takmıştır. Ancak bazı rivayetlerin bildirdiğine göre bu durum 3 gün devam etmiştir. Dolayısıyla Efendimiz (s.a.v) Suheyb (r.a)’in parmağındaki altın yüzüğü bu süreç içinde görüp bir şey dememiş olabilir.

    B. Efendimiz (s.a.v)’in altını erkeklere yasakladığından Suheyb (r.a)’in haberi olmamış olabilir. Ancak bu ihtimal zayıf görünmektedir. Zira Hz. Ömer (r.a)’in olayı garipsemesi ve Suheyb (r.a)’in verdiği cevap, yasaklamadan haberdar olduğunu ihsas etmektedir.

    C. Suheyb (r.a), altın yüzük konusunda kendisine özel bir ruhsat tanındığını düşünmüş olabilir. Vallahu a’lem.

    3. Habbâb b. el-Erett (r.a) altın yüzük takan sahabîlerden olarak rivayet edilmiştir. Ancak Abdullah b. Mes’ûd (r.a) onun altın yüzük taktığını görünce, “Hâlâ onu atmanın zamanı gelmedi mi?” diye tevbih etmiş, o da hak vererek, “Artık onu bir daha görmeyeceksin” diyerek çıkarmıştır.[2] Dolayısıyla onun altın yüzük takmasıyla istidlal edilmesi doğru değildir.

    Huzeyfe, Talha b. Ubeydillah, Câbir b. Semure, Sa’d b. Ebî Vakkâs, Abdullah b. Yezîd, Sa’îd b. el-Âs, Ebû Üseyd[3] ve Enes b. Mâlik’in[4] (Allah hepsinden razı olsun) altın yüzük takmasına veya bunu tecvizine gelince, ulema bu noktaya iki şekilde cevap vermiştir:

    1. Efendimiz (s.a.v)’in erkeklere altın yüzük takmayı yasakladığı haberi bu sahabîlere ulaşmamış olabilir.

    2. Ulaşmışsa da, bu konudaki nehyi tenzihe hamletmiş, yani Efendimiz (s.a.v)’in bunu kesin haram kıldığını değil, sadece bazı sebeplerle hoş görmediğini düşünmüş olabilirler.

    Altın yüzük taktığı veya takılmasına cevaz verdiği nakledilmiş olan sahabîlerin bu davranışının ulema tarafından zikredilmemiş olan muhtemel bir sebebi daha olabilir: en-Nesâî[5] ve daha başkaları tarafından nakledilen bir rivayette Hz. Ali (r.a), “Resulullah (s.a.v) bana şunları yasakladı” diyerek altın yüzük kullanımını da zikretmiş, bu meyanda şu cümleyi kullanmıştır: “Resulullah (s.a.v) bunları bana yasakladı; insanlara yasakladığını söylemiyorum.” Keza en-Nesâî’nin aynı yerde naklettiğine göre Hz. Ali (r.a)’a, “Hz. Peygamber (s.a.v)’in sana yasakladığı şeyleri bize (söyle ve) yasakla” diyenlere cevaben zikrettikleri arasında altın yüzük kullanımına da yer vermiştir.

    [1] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, IV, 294.

    [2] İbn Ebî Şeybe, VI, 66.

    [3] İbn Ebî Şeybe, VI, 67. Adı Mâlik b. Rebî’a’dır. Bedir ehlinden en son vefat eden sahabî olduğu söylenmiştir.

    [4] İbn Ebî Şeybe’nin rivayetine göre (VI, 67) kendisine altın yüzük takmanın hükmü sorulduğunda, cevaz vermiş, sadece altın ve gümüş kaptan yemek yemekten sakındırmıştır.

    [5] en-Nesâî, “Zînet”, 43.

  48. ERKEKLERİN ALTIN ZİNET KULLANIMI-5

    Muhtemeldir ki Sahabe’den bazıları (el-Berâ b. Âzib ve Suheyb (r.anhuma) örneklerinde olduğu gibi) Efendimiz (s.a.v) tarafından kendilerinin umumi yasağın kapsamı dışında tutulduklarını düşünmüşler, bazıları da (daha önce naklettiğim Hz. Ali (r.a) rivayeti özelinde olduğu gibi) yasağın hususi olup herkesi kapsamadığı kanaatini taşımışlardır.. Ancak şunu da ekleyelim ki Hz. Ali (r.a)’den birçok tarikle gelen bir rivayette “Resulullah (s.a.v) bize altın yüzüğü yasakladı” dediği[1] ve Efendimiz (s.a.v)’in, bir eline ipek, bir eline altın alarak, “Bunlar ümmetimin erkeklerine haramdır” buyurduğunu aktardığı[2] nakledilmiştir. Dolayısıyla altın yüzük kullanımının Efendimiz (s.a.v) tarafından önce özel olarak Hz. Ali (r.a)’a sonra da genel olarak Ümmet’in erkeklerine yasaklandığını söyleyebiliriz.

    Dikkat çeken bir diğer husus da, Efendimiz (s.a.v)’in yasaklamasına dayanarak çevresine ve arkadaşlarına altın yüzük kullanmayı yasaklayan sahabîlerin fekahetle (fakih ve dirayetli olmakla) bilinen isimler olmasıdır ki, Hz. Ömer, Hz. Ali, Abdullah b. Mes’ûd, Abdullah b. Abbâs (r.anhum) gibi isimler bunların başında gelmektedir.

    Görebildiğim kadarıyla Efendimiz (s.a.v)’in erkeklere altın yüzük kullanmayı yasaklayan hadisleri, Hz. Ömer, Hz. Ali, İbn Mes’ûd, İbn Abbâs, İbn Ömer, Ebû Hureyre, Abdullah b. Amr, Zeyd b. Erkam, Ukbe b. Âmir, Ebû Mûsa el-Eş’arî, Ebû Sa’îd el-Hudrî, Ebû Ümâme, el-Berâ b. Âzib, İmrân b. Husayn, Ebû Zerr, Ebû Sa’lebe el-Huşenî tarafından muhtelif bağlamlarda rivayet edilmiştir. Bu sahabîlerin rivayetleri için bu seri yazı boyunca zikrettiğim kaynaklar yanında aşağıdaki dipnotta zikrettiğim eserlere bakılabilir.[3]

    Bu merfu (Efendimiz (s.a.v)’e ait) kavlî ve fiilî hadislerin hem isnadlarının sıhhati ve hem de ifadelerinin umumîliği dolayısıyla Sahabe’den –isimlerini daha önceki yazılarda gördüğümüz– bazılarının fiil ve istinbatlarından daha öncelikli ve bağlayıcı olduğu bedihîdir.

    Bu sebeplerdir ki, fakih sahabîlerin ardından yine fıkıh ve istinbattaki mevkileri tartışmasız olan –Tabiun ve sonraki nesillerden– Sa’îd b. Cübeyr, İbrahim en-Neha’î, Mekhul, Alkame, Ebû Hanîfe ve ashabı, es-Sevrî, el-Evzâ’î, Mâlik, eş-Şâfi’î, Ahmed b. Hanbel, İshak b. Râhûye ve daha başkaları (Allah hepsine rahmet eylesin) bu merfu hadisleri esas alarak erkeğin altın yüzük kullanmasının haram olduğunu kesin bir şekilde söylemişlerdir.[4] Kaynaklarda bu mesele üzerinde –ilk devirdeki ihtilaftan sonra– icma vuku bulduğunun söylendiğinin de burada altını çizmemiz gerekiyor.

    [1] et-Tahâvî, Şerhu Ma’âni’l-Âsâr, IV, 260.

    [2] et-Tahâvî, Şerhu Ma’âni’l-Âsâr, IV, 250.

    [3] el-Heysemî, Mecma’u’z-Zevâid, V, 143, 7, 151 vd.; Ali el-Karî, Mirkatu’l-Mefâtîh, VIII, 177 vd.; Ahmed Abdurrahman el-Bennâ, el-Fethu’r-Rabbânî, XVII, 247 vd.; et-Tehânevî (Tanvî), İ’lâu’s-Sünen, XVII, 304 vd.

    [4] Bkz. el-Aynî, Umdetu’l-Karî, XIV, 209.

    ERKEKLERİN ALTIN ZİNET KULLANIMI-6

    Erkeğe altın yüzük kullanmayı yasaklayan ve çeşitli bağlamlarda varit olan hadisler, daha önce isimlerini zikrettiğim 16 sahabî tarafından muhtelif lafızlarla nakledilmiştir. Bu sahabîlerden bazılarının, konuyla ilgili birden fazla rivayet naklettiğini de burada önemle belirtmemiz gerekiyor. (Yazıyı daha fazla uzatmış olmamak için bu rivayetleri tek tek zikretmeyeceğim.) Bu sayının, mütevatir hadisleri toplamak maksadıyla kaleme alınmış eserlerde tevatürüne hükmedilmiş birçok rivayetin sahabî ravilerinin adedinden daha fazla olduğu açıktır. Dolayısıyla bu konudaki rivayetlerin, Usulcülerle diğer ulemanın değişik itibarlarına göre “mütevatir” veya “meşhur” kategorisinde yer alacağı, –kimine göre “ızdırarî”, kimine göre “istidlâlî” de olsa– her hal-u kârda “ilim” ifade ettiği açıktır.

    Son olarak konunun ikmali bakımında, soruda zikredilen ayet (7/el-A’râf, 32) hakkında söylenebileceklere kısaca değinelim: Ayette geçen “zînetullah” ifadesi bir “îzafet terkibi”dir ve bu haliyle “ma’rife” özelliği kazanmış olan “zînet” kelimesi umum ifade eder. Ayetin genel üslubundan da böyle bir umumîlik zaten rahatlıkla anlaşılmaktadır. Sünnet’in, “Kur’an’ı beyan” fonksiyonu çerçevesinde umumunu tahsis, mutlakını takyid edici özelliği dolayısıyla konumuzla ilgili rivayet ve uygulamaların, mezkûr ayet ve benzerlerinin getirdiği umumî ibahayı, altın zinet kullanımı bağlamında kadınlara tahsis ettiğini söylemek durumundayız.

    İster mütevatir diyelim, ister meşhur olduğunu söyleyelim, erkeğe altın zinet kullanımını yasaklayan hadislerin ilgili Kur’an ayetleri karşısındaki konumu ile, kadını halası ve teyzesi üzerine nikâhlamayı yasaklayan, mestler üzerine mesh uygulamasını getiren, mirasçısını öldürmeyi ve din farkını mirasa engel kılan… sünnetlerin konumu arasında fark yoktur. Zira bütün bu sünnetler, ait oldukları konuda Kur’an’ın umum ifade eden ayetlerini tahsis etmede aynen bahsimizin konusu rivayetler gibidir.

    Sonuç olarak erkeklere altın kullanımını yasaklayan rivayetler bir itibara göre “meşhur”, bir itibara göre “mütevatir”dir; özellikle Tabiun döneminin sonlarından itibaren bu konuda ulema arasında oluşan icma da hesaba katıldığında bu mesele üzerinde kalem oynatırken biraz daha dikkatli ve hassas olmak gerektiği açıkça ortaya çıkmaktadır.

    Herhangi bir meseleyi “Usul” zemininde değerlendirmeden, “Kur’an’da yer almıyor; öyleyse at gitsin” mantığıyla hareket etmenin, Din’in ahkâmının çok büyük bir kısmını berhava etmek anlamına geldiği asla unutulmamalıdır. Bu mantıkla hareket edenlerin, Şer’î nasslar arasında “nesh” ilişkisi cereyan etmediğini söyledikleri hatırlanacak olursa, ulemanın bir delile dayanarak “mensuh” gördüğü hükümlerin kat kat fazlasını onların hiçbir delile dayanmadan nesh ettiğine (!) de dikkat etmek gerekir!!

    Hızla “çağdaşlaştığımız” bu dönemde sık sık gündeme gelen “Kur’an-Sünnet ilişkisi” ve “ahkâmın değişmesi” meselesine tipik bir örnek teşkil ettiği ve çokça sorulduğu için bu konu üzerinde detaylıca durmayı uygun gördüm. Sünnet’e ittiba hassasiyetinin zayıfladığı günümüzde bir dinî hükmü ve dayanağı olan Sünnet’i ihya cümlesinden sayılması umuduyla…

    EBUBEKİR SİFİL

  49. 12. (2104)- Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Bir kadın Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a gelerek sordu:
    “İki altın bilezik hakkında ne dersiniz, (takayım mı?)”
    “Ateşten iki bileziktir, (takmayın!)” deyip cevap verdi. Kadın devamla:
    “Pekâlâ altın gerdanlığa (ne dersiniz?)” diye sordu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’dan yine:
    “Ateşten bir gerdanlık!” cevabını aldı. O, yine sordu:
    “Bir çift altın küpeye ne dersiniz?”
    “Ateşten bir çift küpe!”
    Kadında bir çift altın bilezik vardı. Onları çıkarıp attı ve:
    “(Ey Allah’ın Resûlü), kadın kocası için süslenmezse, onun yanında kıymeti düşer” dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):
    “Sizden birine, gümüş küpeler takınmasından, bunları za’feran veya abîr ile sarartmasından kimse engel olmaz!” cevabını verdi.” [Nesâî, Zînet 39, (8, 159).]
    İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:7/475-476.

    BU OLAY NEDEN BÖYLE GERÇEKLEŞMİŞTİR BİLİYOR MUSUNUZ?O HANIM SAHABİ ZİYNETLERİNİN ZEKATINI VERMEMİŞTİR ONUN İÇİN TABİ Kİ BİR ATEŞTİR ÇÜNKÜ MALININ HAKKINI VERMİYOR ZEKATINI VERMEDİĞİ SÜRECE ATEŞTİR BU BİR TEK O KADIN İÇİN GEÇERLİ DEĞİL GÜNÜMÜZDE BÖYLE OLAN HANIMLAR VARSA ONLAR İÇİNDE ATEŞTİR
    YOKSA HANGİ ALİM DİYOR KAÇ ALİM SÖYLÜYOR ALTININ KADINLARA HARAM OLDUĞUNU???ALİMLER BU HADİSLRİ GÖRMEMİŞLER Mİ?
    İŞTE NE ÜZERİNE SÖYLENDİĞİNİ BİLMEZSE İNSAN BÖYLE OLUR

    13. (2105)- Sevbân (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın yanına Fâtıma Bintu Hübeyre, elinde altından iri yüzükler (Feth) olduğu halde gelmişti. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), kadının ellerine vurmaya başladı. Fâtıma da hemen (oradan sıvışıp) Resûlullah’ın kerîmeleri Fâtımatu’z-Zehrâ (radıyallâhu anhâ)’nın yanına girdi. Ona Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın kendisine olan davranışını anlattı. Bunun üzerine Hz. Fâtıma (radıyallâhu anhâ) boynundaki altın zinciri çıkarıp: “Bunun bana Hasan’ın babası Hz. Ali (radıyallâhu anhümâ) hediye etti” dedi. Zincir daha elinde iken Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yanlarına girdi ve şunu söyledi:
    “Ey Fâtıma! Halkın: “Resûlullah’ın kızının elinde ateşten bir zincir var!” demesi seni memnun eder mi?” dedi ve böyle diyerek oturmadan geri dönüp gitti. Bunun üzerine Fâtıma (radıyallâhu anhâ) zinciri çarşıya gönderip sattırdı, parasıyla bir köle satın aldı ve onu âzad etti.
    Bu olanlar Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a anlatılınca: “Fâtıma’yı ateşten kurtaran Allah’a hamdolsun!” buyurdular.” [Nesâî, Zînet 39, (8, 158).]
    İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:7/477
    BU HADİSİN AÇIKLAMASI
    ELİNDE İRİ YÜZÜKLER BULUNUP RESULULLAHIN ELLERİNE VURDUĞU KADIN ZİYNETLERİNİ DIŞARIDA HALKI KISKANDIRMAK DÜŞÜNCESİYLE TAKMIŞTIR DİĞER BİR GÖRÜŞ İSE ŞUDUR KADIN YABANCI ERKEKLERİN İÇİNDE İZHAR ETTİĞİ İÇİN…
    ANCAK 1.GÖRÜŞ DAHA İSABETLİDİR
    HZ FATIMADA KENDİNDEN KORKMUŞ OLACAK Kİ O PEYGAMBERİN TAKVASI İLE SÜSLÜYDÜ VE HERŞEYİNE ÇOK DİKKAT EDERDİ ALLAH RIZASINA UYMAYAN İŞ YAPMAKTAN ÇEKİNEN BİR ANNEMİZDİ BU ŞUNA BENZER GÜZEL ELBİSELER GİYMEK HELALDİR MÜBAHTIR FAKAT BUNU BAŞKALARINA GÖSTERİŞ YAPMA AMACIYLA GİYERSE HARAM OLUR Bİ MİSAL DAHA EKMEK HELALDİR FAKAT HIRSIZLIK YAPILARAK ÇALINARAK ALINDIYSA HARAM OLUR…HZ FATIMA ANNEMİZİN NEFSİNE BELLİ Kİ BÖYLE BİR HAL GELMİŞ YA DA GELMESE BİLE O HANIM GİBİ OLMAKTAN KORKMUŞTUR
    AYRICA HZ PEYGAMBER MAL MÜLK KONUSUNDA KENDİNE VE EHLİ BEYTİNE KARŞI ÇOK TİTİZDİ PEYGAMBERİMİZ BİR SAVAŞ SONRASI GANİMET OLARAK BULUNAN KÖLELERİ MÜSLÜMANLAR ARASINDA PAYLAŞTIRMIŞ VE HZ FATIMA İSTEDİĞİ HALDE VERMEMİŞTİR DİĞER MÜSLÜMANLAR VARKEN SANA VEREMEM DEMİŞTİR…ÇÜNKÜ FİTNE OLABİLİR O DEVİRDE ÇOK FAKİRLİK VARDI VE RESULULLAHIN VE EHLİ BEYTİNİN ÇOK MALI OLMASI VEYA ALTINLARI OLMASI İNSANLARIN GÖZÜNE BATABİLİRDİ BUNLAR AZ DA OLSA BÖYLE OLABİLİRDİ ÇÜNKÜ HERKESTEN ÇOK BİR YERİN BAŞKANI OLAN KİŞİNİN VE AİLESİNİN MALI İNSANLARIN GÖZÜNE BATAR BU SEBEBLE AİLESİNİN MAL VARLIĞININ PEK OLMASINI İSTEMİYORDU BU HARAMLIKTAN DEĞİL FİTNEDEN KORUNMAK İÇİNDİR

    Allah Teâlâ, Hz. Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in ehl-i beytini bizzat Kur’an’da zikretmiş ve onlara şu şekilde iltifatta bulunmuştur:

    “Ey Peygamber hanımları! Namazı kılın, zekâtı verin; Allah’a ve Rasûlü’ne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.” (Ahzab/33)

    Ümmü Seleme validemiz (r. anha) demiştir ki: “Bu âyet-i kerime benim evimde indi. Hz Rasûlullah (s.a.v) Ali, Fâtıma, Hasan ve Hüseyin’i çağırdı. Onları Hayber yapımı geniş bir elbisenin altına topladı, kendisi de içine girdi ve:
    “İşte bunlar benim ehl-i beytimdir” buyurdu. Sonra inen ayet-i kerimeyi okudu ve:

    “Allahım! Onlardan kötülükleri gider. Onları tertemiz et!” diye duâ etti. Ben: “Yâ Rasûlellah, ben Ehl-i Beytten değil miyim? dedim.” Hz. Rasûlullah (s.a.v),
    “Sen benim ehlimsin. Sen zaten hayır içindesin” buyurdu.( Taberî, Câmiü’l-Beyân, Cüz:XXII, Shf:7; Ibnu Kesir, Tefsir, VI, 412-413.)

    DÜNYADAN GEÇMEK TAKVANIN EN ÜST BASAMAĞIDIR TEMİZLENMENİN İLK ŞARTIDIR FAKİRLİKTE ZENGİNLİKTE ALLAHTANDIR AMA FAKİR OLMAK DAHA MAKBUL SAYILMIŞTIR DÜNYA MALI İNSAN İLE RABBİ ARASINA PERDE OLUR ALLACC EHLİBEYTE ÇOK DEĞER VERDİĞİ SEVDİĞİ İÇİN TEMİZLEMEK İSTEDİ PEYGAMBERİMİZİN DE TAVIRLARINA BAKILIRSA ONLARI İLK DÜNYADAN UZAKLAŞTIRMAK İSTEDİ EN KISA TEMİZLEME YOLU GÖNLÜ DÜNYADAN KOPARTMAK DÜNYAYA DEĞER VERMEM OLSA BİLE ONUNLA KİBİRLENMEMEKTİR…

    14. (2106)- Huzeyfe’nin kız kardeşi (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Ey kadınlar cemaati! Süs eşyanız gümüşten olmalıdır. Sizden hangi kadın altınla süslenir ve onu izhâr eder (yabancıya gösterirse), mutlaka onunla azaba maruz kalır.” [Ebû Dâvud, Hâtem 8, (4237); Nesâî, Zînet 39, (8, 156, 157).]
    İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları:7/478
    BURADA SÜS EŞYASI DİYOR DİKKATİNİZİ ÇEKERİM TAKI ZİYNET DEMEMİŞ SÜS EŞYASINDA GÜMÜŞ TERCİH EDİLMESİ GEREKTİĞİ ORTAYA ÇIKIYOR ZATEN KİMSENİN O KADAR ALTINI OLMAZ

    Sizden hangi kadın altınla süslenir ve onu izhâr eder (yabancıya gösterirse), mutlaka onunla azaba maruz kalır
    BÖLÜMÜNDE SÜSLENİP İZHAR ETMEK YABANCI DERKEN NAMAHREMLERE GÖSTERMEK DENİLMEK İSTENİYOR BU ŞEKİLDE DIŞARI ÇIKARSANIZ AZAP OLUR YOKSA KADIN EVİ İÇİNDE BAYANLAR İÇİNDE NAMAHREM OLMAYAN KİMSELERİN İÇİNDE ALTININI İZHAR EDEBİLİR

    Yine 2107 nolu hadiste yer alan “Resûlullah (s.a.v) ehline takı ve ipeği yasakladı” ifadesinden; kadın-erkek ayrımı olmaksızın “takı ve ipeğin” bütün müminlere yasaklandığı açıkça anlaşılmaktadır
    BU KİMİN GÖRÜŞÜ MERAK EDİYORUM:)HANGİ MÜÇTEHİT İMAMIN ALİMİN?BURADA BAHSEDİLEN ERKEKLERDEN OLAN AİLESİDİR YOKSA ANNELERİMİZ İPEK GİYMİŞ ALTINDA TAKMIŞLARDIR AMAM EFENDİMİZ AİLESİNİN BÖYLE OLMASINI PEK İSTEMİYORDU

    SONUÇ OLARAK
    “BİLMEDİĞİNİZİ BİLENLERE SORUN DANIŞIN “AYETİYLE HAREKET ETMELİYİZ
    BİLİP BİLMEDEN KONUŞMAMALIYIZ İFTİRA OLABİLİR ALLAH KORUSUN KÜFRE DÜŞÜLEBİLİR

  50. Dinimizde bir şey haram ise, hikmetini bilmesek de onun haram olduğuna inanmak gerekir. Muhammed aleyhisselamın peygamber olarak bildirdiği şeylere akla uygun olduğu, yahut tecrübe ile anlaşıldığı için inanmak iman olmaz. Çünkü bu, aklı tasdik etmek demektir. Haramlarda muhakkak vücuda zarar veren bir şey aranmamalıdır! Bununla beraber, dinimizin emirlerinde mutlaka faydalar, yasaklarında da zararlar vardır. Bir emirde hiç fayda, bir yasakta hiçbir zarar görülmese de, bunlara riayet etmek gerekir. Maksat, dinin emrine uymaktır. İpek ve altının erkeklere haram ediliş sebebine de bu açıdan bakmak gerekir…TESLİMİTETİN GEREĞİ BÖYLE OLMALIDIR İLLA BİR SEBEB İSTENİYORSA ŞUDUR
    Dinimiz, giyim kuşamda sadelik ve temizliği esas kabul ederken, israfa, gurura ve gösterişe kaçmamayı da tavsiye etmiştir. Başkalarının iştah ve sefahet arzusunu kamçılayan, haset ve ihtiraslarını celbeden bir giyim tarzını asla benimsememiştir. Kâinatın Efendisi Yüce Peygamberimiz de “Hayatta sadelik imandandır”1 buyurarak, imkânı olduğu halde tevazuundandolayı lüks elbise giymeyenleri methetmiş, böyle davrananların âhirette istedikleri elbiseyi giyeceklerini haber vermiştir.2

    İnsanların bir zaafı da iyi ve lüks giyinmedir. Tarihin her devrinde olduğu gibi, günümüzde de gösterişe düşkün kimseler sırtlarına geçirdikleri pahalı ve lüks elbiselerle herkesin dikkatlerini üzerlerine çekmeye çalışmakta, varlık ve kudretlerini göstererek gurur ve kibre düşmekte ve neticede fert ve toplumteki sefahet alevini körüklemektedirler.

    İşte dinimiz bu hususta da ortaya koyduğu şaşmaz ölçüler ve kaidelerle ahlâkî ve içtimaî bünyeyi muhafazaya çalışmış, insanlara orta halli, aklî ve insanî bir giyim ve geçim yolunu göstermiştir. Erkek ve kadının fıtratına uygun olan giyim tarzını tesbit etmiş, her iki cinsin de yaratılışlarına uymayan kıyafetleri yasaklamıştır.

    Giyilecek kumaşlar için pamuklu, yünlü ve keteni tavsiye ederken, mü’min erkeklere ipekli elbiseleri yasaklamıştır. Hz. Ali’nin rivayetine göre, Resulullah (a.s.m.) bir ipek kumaşı sol eline ve bir parça altını da sağ eline aldı,sonra bunları elleriyle yukarı kaldırarak, “Şu iki şey ümmetimin erkeklerine haram, kadınlarına helâldir” buyurdu.3

    Bu hadis-i şerifte Peygamberimiz kadın ve erkeğin bünye ve yaratılışına dikkati çekerek, mühim bir hususu göstermiştir. Kadın devamlı zinete ve süse meyilli, kendisini beğendirme ve kabullendirme arzusunda olduğundan süslenmeye muhtaçtır. İpek ve altın da süs eşyalarının en kıymetlilerindendir. Bu iki maddeyi kadın kullanabilirken, mü’min erkeklere yasaklanmaktadır. Çünkü erkekte aranılan vasıf şahsiyet ve olgunluktur, süslenmek değildir.

    Ayrıca erkek, ipekli elbiseyi giydiği ve altını takındığı takdirde kadına benzemektedir. Halbuki erkeğin, kadına mahsus birşeyi giyip takınması da caiz değildir.
    İpekli elbise pahalı, parlak ve gösterişli olması dolayısıyla, giyen kimsede gurur ve böbürlenme de görülebilir. Bu da kâmil bir insanın ruhî hayatını zedelemekte ve mânevî terakkisinin hızını kesmektedir. Giyimde esas olan başkalarının gıpta damarını tahrik etmemektir. Maddî imkânı dar olan kimsenin israf ve sefahete sürüklenmesine meydan vermemektir. Aynı zamanda, varlıklı kimselerin de israfa taşmayacak şekilde giyinmeleri gerekir. Bu hususta sevgili Peygamberimiz bizlere şu tavsiyede bulunmaktadır:

    “Yeyiniz, içiniz, tasadduk ediniz; fakat israf etmeyerek, kibirlenmeyerek.”4
    Peygamberimiz, dünyada ipekli elbise giyen erkeklerin âhirette Cennete girseler de ipekli elbiseden mahrum kalacaklarını haber vermektedir.5

    Fıkıh kitaplarımızın izahına göre, malzemesinin çoğu ipek olan giyecekleri kullanmak erkeğe haramdır. Dört parmak miktarı kadarının kullanılmasına ve bu miktardaki ipeğin elbisede nakış ve süs olarak bulunmasında bir beis görülmemektedir. Erişi (kumaşı işlemede boyuna atılan iplik) ipek, argaçı (enine atılan iplik) keten, pamuk ve yün olan kumaşın giyilmesi Hanefî mezhebine göre caizdir. Şafiîye göre bu miktar tartıya göredir. Bir kumuşta tartıda ipek daha az kullanılmışsa giymek caizdir.

    İmam-ı Âzam’a göre, ipekten yastık ve yatak yüzü yapmak ve kullanmak caizdir. Kapı ve pencerede ipekten perde kullanmakta, ipekli cibinlik üzerinde uyumakta ve çocuğun karyolası üzerine ipekten cibinlik geçirmekte bir mahzur yoktur. İpekli seccade üzerinde namaz kılmak da caizdir.

    Bir gurur ve kibire vesile olmamak şartıyla, abdestten sonra kurulanmak için ipek mendil kullanmakta da bir beis yoktur.

    Bülûğa ermemiş erkek çocuklar da ipekli elbiseden istifade edemezler. Buradaki mes’uliyet ipekli elbiseyi çocuğa giydiren yakınlarına aittir.6

    1. İbni Mâce, Zühd: 4.
    2. Tirmizî, Kıyâme: 39.
    3. İbni Mâce, Libas: 19.
    4. Buharî, Libas: 1; Neseî, Zekât: 66.
    5. İbni Mâce, Libas: 16.
    6. İbni Âbidin, Reddü’l-Muhtar, 5: 224-5-6; El-İhtiyar, 4: 158.
    Peygamber (sav) sağ eline bir parça ipek, sol elinede bir külçe altın aldı ve buyurdu ki: “Bunlar ümmetimin erkeklerine haram, kadınlarına mübahtır”.
    İPEĞİN HARAMLIĞI KONUSUNDA HADİS VARDIR DOLAYISIYLA İCMADA VARDIR
    YOKSA İPEKLE VE DİĞER KUMAŞLARLA KARIŞIK İPEĞİN İCMASI YOKTUR ONUNDA VAR YUKARIDA BELİRTTİM ÖLÇÜLERİNİ İMAMI AZAMIN KESİN GÖRÜŞÜNÜ
    İBNÜL ARABİNİN SON GÖRÜŞÜ NASIL OLMUŞ BİR ARAŞTIRIN MÜÇTEHİTLİK BÖYLE BİŞEY OLSA GEREK BÜTÜN GÖRÜŞLERİ HADİSLERİ KURANI GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURUP TAHLİL ETMEK BÜTÜN OLASILIKLARI YAZARAK SONUCA VARMAK SİZ OLASILIKLARI YAZMIŞSINIZDA SONUÇ NE OLMUŞ?

  51. kardes iyi yazmissin da simdi ne demek istiyorsun ? altin harammi guzel kardesim ne kadar yalan hadisler oldugunu biliyoruz bende su konuyu arastiriyorum ki doruyu bulayim bazilari oyle bazilari da boyle soyluyorlar:::

  52. xxx kardeş evet haramdır
    imamı azam haram diyor hadisler var kardeşim ve sahih hadislerdir bunlar
    bu sitedekiler hadisi inkar ediyorlar kuranda olmazsa inkar ederiz kuran ve sünnet ayrı şeyleri söylemez burada yorumlarım yazılarım var hadisler birbirini yargılarsa konusuna bak hadisle ilgili yazılaım var
    bu arada kardeş
    uyuşturucuyuda araştır kuranda geçmiyor çünkü tıpkı altın yüzük gibi oda öyle ya bu haniflerin inancına göre uyuşturucuya haram diyemeyiz

  53. selam

    7.33. De ki: “Rabbim, ancak kötü işlerin açığını ve gizlisini, günahları, haksız yere saldırmayı, kendilerine hiçbir otorite ve güç vermediği bir şeyi ALLAH’a ortak koşmanızı ve ALLAH hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır

    esenlikle abdül

  54. Kim kendisine doğru yol besbelli olduktan sonra Peygamber’e karşı çıkar, müminlerin yolundan başkasına uyup giderse onu döndüğü yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir gidiş yeridir.4:115

    9:87 – Onlar, oturanlarla beraber oturmaktan hoşlandılar. Kalblerine mühür vuruldu. Bundan dolayı onlar anlayışsızdırlar.

    9:77 – Allah’a verdikleri sözü tutmadıkları ve yalan söyledikleri için, O da bu yaptıklarının sonucunu kıyamet gününe kadar yüreklerinde sürüp gidecek bir münafıklığa çevirdi

    9:78 – Allah’ın, onların sırlarını da, fısıltılarını da bilip durduğunu ve Allah’ın bütün bilinmeyenleri bildiğini hâlâ öğrenemediler mi?

    9:80 – Onlar için Allah’dan ister mağfiret dile, ister dileme. Onlar için yetmiş kere mağfiret dilesen de yine Allah onları affetmeyecektir. Bu, onların Allah’ı ve Resulünü inkâr etmelerinden dolayı böyledir. Allah, böylesine baştan çıkmış fasıklar güruhuna hidayet etmez

  55. ABDÜLHALIK kardeşim kuranda uguşturucu yazmıyor diyosun dogru yazmıyor fakat sarhoş ediciler yazıyor uguşturucu da sarhoş eden bi madde oldugu için yazıyor anlamı taşır altın nasıl olurda haram olur insana zararı varmı bi bakmak gerekir ha zararı vardır nedir zekatını vermezsen ateşin olur verirsen zaten o sana rızık degil mi altın konusunu iyi araştırmak gerekir dinde yeri konumu ve amacı nedir ilgili ayetler ve hadisler varsa ortaya sonuç çıkar haram diye bir ayet geçmiyor kuranda lakin malın zekatı var vermezsen ateşin olur açıklaması da var neticede söylenenlere ve yazılanlara dikkat etmek gerekir dogrusunu şüphesiz ALLAH bilir ben rabbime sıgınıyoruım insanlıga indirdigi kurtuluş klavuzu krana göre yaşamak esasdır saygılar

  56. sayın florya
    eğer yazılarımı okuduysanız sitede çok yorumum var özellikle sünnetle ilgili…
    GÜNÜMÜZDE SÜNNET KÜÇÜMSENİP SADECE KURAN YETER DENİLİYOR
    HALBUKİ ALLAH CC KAÇ AYETTE RESULÜME UYUN BUYURUYOR BİZ KENDİ NEFSİMİZE GÖRE HÜKÜM KOYAMAYIZ BİZE HÜKÜMLER HOŞ GELMEYEBİLİR NEFSİMİZE AĞIR GELEBİLİR AMA GERÇEK ŞUDUR ALTIN HARAMDIR
    BENDE BİLİYORUM UYUŞTURUCUNUN KURANDA HARAM OLARAK GEÇTİĞİNİ GENEL KAVRAMLA FAKAT BURADAKİ AMACIM HANİFLERE DİKKAT ÇEKMEKTİR KURANDA YOKsa inanmayız diyorlar
    ŞU VAR Kİ BİR KİŞİ ALTINI TAKMAYI SEVİYORSA ÖZELLİKLE ERKEKLER BU HÜKMÜ DUYUNCA NEFİSLERİNE BİR KERE AĞIR GELİYOR EĞER TAKINIYORSAN BİLE HARAMLIĞINI İNKAR ETMEYECEKSİN ALLAH HÜKÜMLERİ BİZE GÖRE KOYMUYOR HERKES BUNU İYİ İDRAK EDİP HADDİNİ BİLMELİ

  57. KUR’AN AYETLERİ:

    – Bu KUR’AN, birileri tarafından uydurulmuş değildir. Ancak o, kendisinden öncekileri doğrulayan, ALLAH’IN HÜKÜMLERİNİ AÇIKLAYAN, içinde hiçbir kuşkuya yer bulunmayan ve Âlemlerin Rabbi katından gelen kitaptır. (10/Yunus: 37)

    – De ki: “ŞÜPHESİZ BEN, RABBİNDEN BİR BEYYİNE ÜZEREYİM. Siz ise onu yalanladınız. Sizin acele istediğiniz azap benim elimde değil. HÜKÜM YALNIZCA ALLAH’A AİTTİR. O, hakkı anlatır. O, hakkı batıldan ayırt edenlerin en hayırlısıdır.” (6/Enam: 57).

    – De ki: “Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O’na aittir. O ne güzel görendir, ne güzel işitendir! Onların, O’ndan başka bir yardımcısı yoktur. O, HİÇ KİMSEYİ HÜKMÜNE ORTAK ETMEZ. (18/Kehf: 26)

    – Allah’ı bırakıp da kulluk ettikleriniz, sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında herhangi bir delil indirmemiştir. HÜKÜM SADECE ALLAH’A AİTTİR. O SİZE KENDİSİNDEN BAŞKA BAŞKASINA KULLUK ETMEMENİZİ EMRETMİŞTİR. İŞTE DOSDOĞRU DİN BUDUR. FAKAT İNSANLARIN ÇOĞU BİLMEZLER. (12/Yusuf: 40)

    – HAKKINDA AYRILIĞA DÜŞTÜĞÜNÜZ HERHANGİ BİR ŞEYİN HÜKMÜ ALLAH’A AİTTİR. Yalnız O’na tevekkül ettim ve ancak O’na yöneliyorum. (42/Şurâ: 10)

    – Bu (Kur’an), İNSANLAR İÇİN BİR AÇIKLAMA, ALLAH’A KARŞI GELMEKTEN SAKINANLAR İÇİN BİR HİDAYET VE BİR ÖĞÜTTÜR. (3/Ali İmran: 138)

    – Elif Lâm Râ. Bu öyle bir kitaptır ki, hikmet sahibi, her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından AYETLERİ SAĞLAMLAŞTIRILMIŞ VE GÜZELCE AÇIKLANMIŞTIR. (11/Hûd, 1)

    – Andolsun ki, onların kıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır. KUR’AN, uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat kendinden öncekileri tasdik eden, HER ŞEYİ AYRI AYRI AÇIKLAYAN ve İNANAN BİR TOPLUM İÇİN DE BİR YOL GÖSTERİCİ VE BİR RAHMETTİR. (12/Yusuf, 111)

    – “Biz bu Kitap’ı sana indirdik ki; HER ŞEYİ AÇIKLASIN, DOĞRU YOLU GÖSTERSİN, ona bağlananlara bir ikram ve bir müjde olsun.” (16/Nahl: 89)

    – Andolsun, biz bu KUR’AN’DA insanlar için HER TÜRLÜ MİSALİ DEĞİŞİK ŞEKİLLERDE AÇIKLADIK. Fakat insan tartışmaya her şeyden daha çok düşkündür. (18/Kehf, 54)

    – Bu, bilen bir toplum için Arapça bir KUR’AN olarak AYETLERİ GENİŞÇE AÇIKLANMIŞ BİR KİTAP’TIR. (41/Fussilet, 3)

    – Yeryüzünde gezen her türlü canlı ve (gökte) iki kanadıyla uçan her tür kuş, sizin gibi birer topluluktan başka bir şey değildir. BİZ KİTAP’TA HİÇBİR ŞEYİ EKSİK BIRAKMADIK. Sonunda hepsi Rablerinin huzuruna toplanıp getirilecekler. (6/Enam, 38)

    – Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında olan her şey O’na âittir. RABBİN ASLA UNUTKAN DEĞİLDİR. (19/Meryem: 64)

    – Onlar, ALLAH’I BIRAKIP HAHAMLARINI, RAHİPLERİNİ ve Meryem oğlu Mesih’i RABLER EDİNDİLER. Halbuki onlar, tek bir ilah’a kulluk etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O’ndan başka ilâh yoktur. O, onların ortak koştuklarından münezzehtir. (9/Tevbe: 31)

    – Hiçbir beşere yakışmaz ki, Allah ona kitap, hikmet ve peygamberlik versin de, sonra o, insanlara “ALLAH’IN YANI SIRA BANA KUL OLUN” desin! Bilakis, o, “Halka öğrettiğiniz ve okuyup okuttuğunuz kitaba uyun da yalnız Allah’a içtenlikle kulluk eden kimseler olun” der. (3/Ali İmran: 79)

    – Ve size: “MELEKLERİ VE PEYGAMBERLERİ RABLER EDİNİN!” diye de emretmez. SİZ MÜSLÜMAN OLDUKTAN SONRA, SİZE HİÇ KAFİRLİĞİ EMREDER Mİ? (3/Ali İmran: 80)

    – Ey iman edenler! ALLAH’IN SİZE HELAL KILDIĞI İYİ VE GÜZEL NİMETLERİ HARAM KILMAYIN VE HADDİ AŞMAYIN. ŞÜPHESİZ ALLAH, HADDİ AŞANLARI SEVMEZ. (5/Mâide: 87)

    – Bir ilme dayanmaksızın, akılsızca çocuklarını öldürenler ve ALLAH’IN KENDİLERİNE VERDİĞİ RIZIKLARI, ALLAH’A İFTİRA EDEREK HARAM KILANLAR ZİYANA UĞRAMIŞLARDIR. Onlar sapmışlardır, doğru yolu da bulamamışlardır. (6/ Enam: 140)

    – De ki: “ALLAH’IN BUNU HARAM KILDIĞINA ŞEHADET EDECEK ŞAHİTLERİNİZİ GETİRİN.” Şayet onlar şahitlik edecek olurlarsa, sen onlarla birlikte şahitlik etme. Âyetlerimizi yalanlayanların ve ahirete inanmayanların hevalarına uyma. ONLAR RABLERİNE EŞ TUTUYORLAR. (6/ Enam: 150)

    – De ki: “ALLAH’IN, KULLARI İÇİN YARATTIĞI ZİYNETİ VE TEMİZ RIZIKLARI KİM HARAM KILDI? Bunlar, dünya hayatında müminler içindir. Kıyamet gününde ise yalnız onlara özgüdür.” İşte bilen bir topluluk için âyetleri, ayrı ayrı açıklıyoruz. (7/Araf: 32)

    – De ki: “Allah’ın sizin için indirdiği; sizin de, BİR KISMINI HELÂL, BİR KISMINI HARAM KILDIĞINIZ RIZIKLAR HAKKINDA NE DERSİNİZ?” De ki: “SİZE ALLAH MI İZİN VERDİ, YOKSA ALLAH’A İFTİRA MI EDİYORSUNUZ?” (10/Yûnus: 59)

    – Allah’a ortak koşanlar, dediler ki: “Allah dileseydi ne biz, ne de atalarımız O’NDAN BAŞKA HİÇBİR ŞEYE KULLUK ETMEZ, O’NUN EMRİ OLMADAN HİÇBİR ŞEYİ DE HARAM KILMAZDIK.” Kendilerinden öncekiler de böyle yapmıştı. Peygamberlere düşen sadece apaçık bir tebliğdir. (16/Nahl: 35)

    – DİLLERİNİZİN YALAN YERE NİTELENDİRMESİNDEN ÖTÜRÜ “ŞU HELÂLDİR, ŞU HARAMDIR” DEMEYİN. Çünkü ALLAH’A KARŞI YALAN UYDURMUŞ OLURSUNUZ. Allah’a karşı yalan uyduranlar ise iflâh olmazlar. (16/ Nahl: 116)

    – Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüttür. YAKINDA ONDAN HESABA ÇEKİLECEKSİNİZ. (43/Zuhruf: 43,44)

    – Ve Resûl dedi ki: “EY RABBİM! MUHAKKAK Kİ BENİM KAVMİM BU KUR’AN’I TERK ETTİ. (25/Furkan: 30)

    – Onlar göklerdeki ve yerdeki sınırsız hükümranlık ve nizama, Allah’ın yarattığı her şeye, ecellerinin yaklaşmış olabileceğine hiç bakmadılar mı? Peki, BUNDAN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR? (7/Araf: 185)

    – Onlar artık ONDAN (Kur’an’dan) SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR? (77/Mürselat: 50)

    – İŞTE BUNLAR, ALLAH’IN AYETLERİDİR. Onları sana gerçek olarak okuyoruz. Artık ALLAH’TAN VE O’NUN AYETLERİNDEN SONRA HANGİ SÖZE İNANACAKLAR? (45/Casiye: 6)

    HADİSLER:

    13. (643)- Adiy İbnu Hâtim (radıyallahu anh) anlatıyor: “Boynumda altından yapılmış bir haç olduğu halde Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a geldim. Bana: “Ey Adiy boynundan şu putu çıkar, at!” dedi ve arkadan şu âyeti okuduğunu hissettim:
    “Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını, papazlarını ve Meryem oğlu Mesih’i rableri olarak kabul ettiler. Oysa tek ilâhtan başkasına kulluk etmemekle emrolunmuşlardı. Ondan başka ilâh yoktur. Allah, koştukları eşlerden münezzehtir.” (Tevbe, 31).
    Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) devamla: “Aslında onlar, bunlara (ruhbanlarına) tapınmadılar, ancak bunlar (Allah’ın haram ettiği bir şeyi) kendileri için helâl kılınca hemen helâl addediverdiler, (Allah’ın helâl kıldığı bir şeyi de) kendilerine haram edince hemen haram addediverdiler.” Tirmizî, Tefsir, Berâe, (3094).
    İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları, 3. Cilt.

    13. (424)- Hz. Ali (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kim Kur’ân’ı okur, ezberler, helâl kıldığı şeyi helâl kabul eder, haram kıldığı şeyi de haram kabûl ederse Allah, o kimseyi cennete koyar. Ayrıca hepsine cehennem şart olmuş bulunan ailesinden on kişiye şefaatçi kılınır.” Tirmizî, Sevâbu’l-Kur’ân 13, 2907 H.

    24.(435)- Süheyb (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kur’ân’ın haram kıldığı şeyleri helâl addeden kimse Kur’ân’a inanmamıştır.” Tirmizî, Sevâbu’l-Kur’ân 20, 2919. H.
    İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları, 3. Cilt.

    6. (2236)- Ebû Sa’lebe el-Huşenî (radıyallâhu anh)anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Allah bir kısım farzlar koymuştur, siz bunları daraltmayın. Bir kısım da sınırlar (yasaklar) koydu. Bunlara tecavüz etmeyin. Bazı şeyleri de haram kıldı, onlara yaklaşmayın. Bazı şeyleri de (farz, sınır, haram diye tavsif etmeden mutlak) bırakmıştır. Bunları, unutarak bırakmış değildir. Öyle ise onları (farz mı, haram mı.. vs. diye didikleyip) araştırmayın.”
    Rezîn ilavesidir. Bunu Dârakutnî, Sünen’inde Radâ bahsinde (4, 184) tahric eder. Ed-Dürru’l Mensûr’da Suyûtî, başka rivayetler de kaydeder (4. 279). İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 8/81.

    AÇIKLAMA:
    1- Bu hadis, aynı hükmü ihtiva eden başka rivayetlerle takviye görmüş ve “hasen” mertebesine yükselmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’de, “Rabbin unutkan değildir” (Meryem 64) âyetinin tefsiri esnasında İbnu Kesîr’in Ebû’d Derdâ’dan kaydettiği bir diğer rivayette Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “Allah kitabında her ne helâl kılmışsa o helâldir, her ne haram kıldı ise o da haramdır. Sükut buyurduğu şey de âfiyettir. Allah’tan afiyetini kabul edin. Zîra Allah herhangi bir şeyi unutucu değildir.”

    2. (3935)- İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Cahiliye halkı, bir çok şeyi (helal addedip) yiyor, birçoğunu da pis addederek yemiyordu. Allah Teâlâ hazretleri Resûlünü gönderdi, kitabını indirdi, helalini helal, haramını da haram kıldı. Helal kıldığı helaldir, haram kıldığı da haramdır, sükut buyurduğu da aff(edilmiş)tir.”
    İbnu Abbâs, sonra şu âyet-i kerimeyi okudu: “(Ey Muhammed!) De ki: “Bana vahyolunanda, leş, akıtılmış kan, domuz eti, -ki pistir- ve günah işlenerek Allah’tan başkası adına kesilen hayvandan başkasını yemenin haram olduğuna dair bir emir bulamıyorum. Fakat darda kalan, -başkasının payına el uzatmamak ve zaruret miktarını aşmamak üzere- bunlardan da yiyebilir. Doğrusu Rabbin bağışlar ve merhamet eder” (En’âm 145). [Ebû Dâvud, Et'ime 31, (3800).]
    İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 11/176-177.

    3367- “Selmân-i Fârisî (Radyallâhü anh)’den; Şöyle demiştir:
    Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e sâde yağ, peynir ve firâ (yâni yabanî eşek veya deriden mamul elbise) hükmü soruldu. Resûl-İ Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
    «Helâl, Allah’ın, Kitap’ında helâlliğini bildirdiği, haram da Allah’ın, Kitap’ında haramlığını bildirdiği şeydir. Kitap’ın (veya Allah’ın) söz etmediği şey de, Allah’ın affettiği (yâni mubah kıldığı) şeylerdendir.»
    Sünen-i İbni Mâce Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 9/118-119.

    1726- Selman (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.)’den yağ, peynir ve hayvan derilerinden yapılan elbiseleri giymenin hükmü soruldu da şöyle buyurdular: Helal Allah’ın kitabında helal kıldığı şeylerdir. Haram da; yine Allah’ın kitabında haram kıldığı şeylerdir. Hükmünü belirtmediği şeyler ise affedip mübah kıldığı şeylerdir.” (İbn Mâce, Et’ıme: 60)
    Sünen-i Tirmizi, Çev. Abdullah Parlıyan, Konya Kitapçılık, s. 109.

    * MERYEM SURESİ, 64. AYET TEFSİRİ:
    “İbn Ebu Hatim derki: Bize Yezîd İbn Muhammed İbn Abdüssamed ed-Dimaşkî’nin… Ebu Derdâ’dan —Ebu Derdâ hadîsi merfû’ olarak rivayet ediyor— rivayetinde şöyle buyrulmuş: Allah Teâlâ’nın kitabında helâl kıldığı helâldir. Haram kıldığı şey de haramdır. Bir şeyin hükmünü beyân buyurmamışsa bu, O’nun bağışıdır. Allah’tan O’nun bağışını kabul edin. Şüphesiz Allah, herhangi bir şeyi unutacak değildi. Sonra da Ebu Derdâ, «Ve Rabbin unutkan değildir.» âyetini okumuş.
    Bkz: Ebu’l-Fida İsmail İbn Kesir, Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri, Çağrı Yayınları: 10/5164-5166.

    * “Rasulullah ölüm döşeğinde şöyle dedi: “Ben yalnızca Kur’an’ın haram kıldıklarını haram kılarım. Allah’a yemin ederim ki benim adıma bir şeye (beni bahane ederek) sarılmasınlar.” (Ebu Yusuf er-Redd, 31) s. 85.

    Bize İbn Ebi Kerime, Ebu Cafer’den, o da Rasulullah’tan şöyle rivayet etti: “Rasulullah Yahudileri çağırarak onlara bazı şeyler sordu. Onlarda anlattılar ve Hz. İsa (as) konusunda yalan söylediler. Bunun üzerine Nebi minbere çıktı ve insanlara hitaben şöyle dedi: “Benden hadisler yayılacak, size gelenlerden Kur’an’a uygun olanlar bendendir. Kur’an’a aykırı olanlar benden değildir.” (Ebu Yusuf er-Redd, 24-25) s. 86.
    Bkz: İmam Ebu Hanife’nin Hadis Anlayışı ve Hanefi Mezhebinin Hadis Metodu, Prof. Dr. İsmail Hakkı Ünal, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları.

    * Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Benden size bir şey ulaşırsa, onu Allah’ın Kitabı’yla karşılaştırın. Ona uyuyorsa ben onu söylemişimdir, ona ters düşüyorsa ben onu söylememişimdir.” (Muhammed b. İdris eş-Şâfiî, Er-Risâle, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 1997, s. 133.)

    Allah’ın selamı iman edenlerin üzerine olsun.

  58. Özellikle son zamanlarda birtakım kimseler: “Bize Kur ân kâfidir. Allah bize onu göndermiş ve sadece ona dayanmamızı istemiş başka bir kaynakla bizi mesul tutmamıştır” deyip bilerek veya bilmeyerek, maksatlı veya maksatsız Allah’ın Resûlü’nün sünnetini devreden çıkarmaya çalışmakta; O’nun dinde hüccet oluşu, sıhhati ve râvîleri hususunda şüphe uyandırmaya gayret etmekte;1 birtakım kimseler de Hz. Peygamber’in sünneti karşısında gevşek davranmakta “sünnete uyulsa da olur uyulmasa da olur” gibi bir tavır sergilemekte ve herhangi bir konuda bir hadîs delil olarak zikredildiği zaman da dudak bükmektedirler. Halbuki, İslâm’ın temel kaynağı olan Kur’ân’da Yüce Allah, Hz. Peygamberi ve O’nun sünnetini çok müstesna bir yere oturtmakta ve O’na itaati kendisine olan itâatla bir tutmaktadır.

    Kur’ân’da, Hz. Peygamber’in, bilhassa inananlar için Allah’ın büyük bir lütfu olduğu belirtilmekte, O’na îman, O’na itâatla irtibatlandırılmakta; yine O, insanlar için en güzel bir örnek şahsiyet olarak gösterilmekte, O’na insanlara tebliğ edip öğretmesi için Kur’ân’ın yanında çoğu yerde sünnet anlamına gelen hikmetin de verildiği tesbiti yapılmakta, vahiy sadece Kur’ân ile sınırlandırılmamakta, pek çok yerde Hz. Peygamber’e İtaat, Allah’a İtâatla birlikte zikredildiği gibi münferit olarak da O’na itâatin lüzûmu vurgulanmaktadır.

    Bununla birlikte hiç şüphesiz sünnet, hiçbir zaman Kur’ân seviyesinde kabul edilmemiş, ilk sırada dâima Kur’ân yer almış, sünnete ondan sonra yer verilmiştir.

    Nitekim bu durum, bizzat Hz. Peygamber tarafından Muaz b. Cebel Yemen’e vâli olarak gönderilirken verilen tâlimatta da açıkça tesbit edilmiştir.2 Ayrıca, ashâb-ı kirâmın uygulamaları da gerek Hz. Peygamberin sağlığında ve gerekse vefâtından sonra bu yönde olmuş problemlerinin çözümünde dâima, önce Kur’ân’a, ardından sünnete başvurma şeklinde olmuştur.3

    Şimdi yapmış olduğumuz bu tesbitleri Kur’ân âyetlerinin nasıl ortaya koyduğunu görelim.

    Hiç şüphesiz Yüce Allah’ın insan olarak bize, kendi içimizden bir kimseyi peygamber olarak seçip bizlere canlı bir hayat örneği göstermiş olması büyük bir lütuftur.

    1) Hz. Peygamber’in Yüce Allah’ın İnananlar İçin Büyük Bir Lütfü Olduğunu İfâde Eden Âyetler:

    “Andolsun ki Allah, müminlere büyük bir lütufta bulundu; zira daha önce açık bir sapıklık içinde bulunuyorlarken onlara, kendi içlerinden, kendilerine Allah’ın âyetlerini okuyan, kendilerini temizleyen ve kendilerine Kitap ve hikmeti Öğreten bir Peygamber gönderdi” (Âl-i İmrân, 3/164).

    “Andolsun, içinizden size öyle bir Peygamber geldi ki sıkıntıya uğramanız O’na ağır gelir; size düşkün mü’minlere şefkatlidir, merhametlidir, eğer yüz çevirirlerse de ki: “Allah bana yeter! O’ndan başka Tanrı yoktur. O’na dayandım, O, büyük arşın sâhibidir.” (Tevbe, 9/128-129) .4

    Hiç şüphesiz, insan olarak bize düşen bu büyük lütfun kıymetini bilerek, âyet-i kerîmede 5 de işâret edildiği gibi, O’nu canımızdan da aziz bilip çok sevmek ve her işimizde bize en güzel bir örnek olarak gösterilen bu yüce şahsiyetin yolundan gitmek olacaktır.

    Hz. Peygamber’e îman Müslüman olmanın önde gelen şartlarındandır. O’nun adı kelime-i şehâdette Yüce Allah’ın adı ile birlikte yer almıştır. Ayrıca O’na inanmanın lüzumu hakkında Kur’ân’da pek çok âyet-i kerîme mevcuttur.6 Hiç şüphesiz, Hz, Peygambere îman, O’nun sadece bir peygamber olduğuna inanmanın da ötesinde bir anlam ifâde etmektedir. Bu da, O’nun Allah’tan alıp bize bildiklerinin bütününü, bununla ilgili olarak, her türlü emir, yasak, öğüt, uygulama, yorum ve açıklamalarının doğruluğunun kabulünü, kısacası O’nun her bakımdan örnek alınmasını gerektirir.

    İşte, Hz. Peygamber’in dindeki bu müstesnâ yerini ortaya koyan başka bir husus da Kur’ân’da bizzat Yüce Allah tarafından O’nun bize, her yönüyle kendimize örnek olarak alacağımız bir şahsiyet olarak takdim edilmesidir.

    2) Hz. Peygamberi Örnek Bir İnsan Olarak Gösteren Âyetler:

    Kur’ân’da gayet açık ifâdelerle Hz. Peygamber’in Yüce Allah tarafından mü’minler için örnek alınması gereken model bir insan olarak takdim edildiğini görmekteyiz. Konu ile ilgili âyetlerde şu veya bu konuda diye bir kayıt koyulmamış olması O’nun insanlar için her yönüyle örnek olarak gösterildiği anlaşılmaktadır.

    İşte bu konudaki bazı âyetler şunlardır:

    “Andolsun Allah’ın Resûlünde sizin için -Allah’ı ve âhireti arzu eden ve Allah’ı çok anan kimseler için- (uyulacak) en güzel bir örnek vardır” (Ahzâb, 33/ 21).

    Bu âyette, Resûlullah’ın, Allah’a ve âhiret gününe inananlar için örnek bir şahsiyet olarak ileri sürülmesi, böylece onu Örnek edinmenin Allah’a ve âhiret gününe îman hususuna bağlanması O’nun sünnetine dinde ne kadar değer verilmiş olduğunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

    Kur’ân, Hz. Peygamberin mü’minler için örnek bir insan olduğunu belirtmekle kalmaz aynı zamanda onun büyük bir ahlâk üzere olduğunu da şöyle vurgular:

    “Nün. Kaleme ve yazdıklarına andolsun, Sen Rabb’inin nimetiyle ünlenmiş (bir deli) değilsin. Senin için kesintisiz bir mükâfat vardır. Ve sen, büyük bir ahlâk üzeresin” (Kalem, 68/ 1-4).

    Sünnetin dindeki değerini ortaya koyan unsurlardan birisi de genelde onun da bir vahiy mahsûlü oluşudur. Nitekim, Kur’ân’a baktığımız zaman vahyin sadece kendisi ile sınırlandırılmadığına, Hz. Peygamber’e Kur’ân’ın dışında da vahiy verildiğine dâir birçok işâretleri görürüz.

    3) Hz. Peygamber’e Kur’ân’ın Dışında da Vahiy Geldiğini İfâde Eden Ayetler:

    Kur’ân’da Yüce Allah’ın kullarına olan vahyinin genelde şu şekillerden birisi ile olduğu belirtilir:

    “Allah bir insanla ancak vahiyle, yahut perde arkasından konuşur. Yahut da bir elçi gönderip izni ile dilediğini vahyeder. O çok yücedir, hâkimdir” (Şûrâ, 42/51).

    Görüldüğü gibi bu âyette Yüce Allah, genel olarak dilediği kullarına bu yollardan herhangi birisi ile hitap ettiğini belirtmiş; kullarına olan hitâbını bir kitapla kayıtlamamıştır.

    Bundan başka, Hz. Peygamber’e Kur’ân’ın dışında da vahiy verildiğine delâlet eden hususlardan birisi de Kur’ân’da, Hz. Peygamber’e ve diğer bazı peygamberlere7 kendilerine verilen kitapların yanında bir de “hikmet”in verildiğinin ifâde edilmiş olmasıdır. Meselâ Bakara sûresinde şöyle buyrulur:

    “Nitekim, kendi içinizden size âyetlerimi okuyan, sizi (kötü inanç, fikir, söz ve fiillerden) arındıran, size Kitap ve hikmeti ve bilmediklerinizi öğreten bir peygamber gönderdik1′ (Bakara, 2/151). 8

    Bu ve benzeri âyetlerde, Kitab’a ilâve olarak peygamberlere verildiği zikredilen bu “hikmet”, âlimlerce genelde Allah’ın elçilerine verilen “sünnet” olarak tefsir edilmiştir. Meselâ, bunlardan İmâm-ı Şâfiî bu görüşünü şöyle dile getirir:

    “Allah (burada) önce Kitab’ı -ki ondan maksat Kur’ân’dır- ardından da “hikmet”i zikretmiştir. Kur’ân ilimleri sahasında ehliyetlerinden emin olduğum kişilerden işittim ki, buradaki “hikmet”ten kasıt, Resûlullah’in sünnetidir… Çünkü önce Kur’ân zikredilmiş peşinden ayrı olarak “hikmet” eklenmiştir.”9 el-Evzâî (Ö. 157/774) de, Hassan b. Atıyye’nin “Cibril, Kur’ân’ı indirdiği gibi, sünneti de Peygambere getiriyordu.” dediğini nakleder.10

    Kur’ân’da diğer peygamberlere de kendilerine gönderilen kitapların dışında vahy gönderildiğine dâir birtakım bilgilere rastlıyoruz. Lût kavmini helâk etmekle görevli olarak Hz. İbrahîm’e ve Hz. Lût (as)’a gönderilen meleklerin ifâdeleri” hiç şüphesiz bu türden vahiylerdir. Yine, Yüce Allah (cc) kendisine bir kitap gönderilmediğini bildiğimiz Hz. Zekeriya’ya (as) oğlu olacağına dâir müjdesi12 İle bir peygamber olmadığı halde Hz. Meryem’e hitâbı13 da bu nevidendir. Bu konuda, Hz. Peygamberin de Kur’ân vahyi dışında Yüce Allah ile irtibâtı olduğunu gösteren pek çok âyet vardır.14 Meselâ bunlardan birisi:

    “Namazları ve orta namazını koruyun, gönülden bağlılık ve saygı ile Allah’ın huzuruna durun. Eğer (bir tehlikeden) korkarsanız, yaya yahut binmiş olarak kılın; güvene kavuştuğunuz zaman ise bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği şekilde Allah’ı (namazınızda) anın” (Bakara, 2/238-239).

    Görüldüğü gibi burada, Yüce Allah, namazların ve özellikle orta namazının (yâni Hz. Peygamberin tefsîriyle ikindi namazının) her yönüyle en güzel bir şekilde kılınmasını emrettikten sonra, yolculuk sırasında herhangi bir tehlikeden korkulduğu takdirde yaya yahut binmiş olarak namaz kılınabileceğini, ama tehlike geçtikten sonra, kendisinin öğrettiği şekilde namazın normal bir şekilde kılınmasını emretmektedir. Buradaki “size öğrettiği şekilde” ifâdesi dikkat çekicidir. Bilindiği gibi namaz Kur’ân’da tafsilâtlı olarak öğretilmemiştir. O halde, Hz. Peygamber’in bu konuda, Yüce Allah’tan Kur’ân’ın dışında da Cebrâil vasıtası ile birtakım ilâve bilgiler almış olması muhakkaktır. Nitekim rivâyetlerde Cebrâil Aleyhisselâm’ın Hz. Peygamber’e gelip beş vakit namazı her şeyiyle bizzat tatbikî olarak öğrettiği rivâyetler de mevcuttur.15 Hz. Peygamber de aynı şekilde bunu ashâbına öğretmiş ve: “Beni namaz kılarken nasıl görüyorsanız öyle kılınız.” 16 buyurmuştur.

    Ayrıca, Hz. Peygamber Kur’ân’da sık sık kendisine vahyolunana uymakla emrolunmaktadır17. Eğer, vahiy sadece Kur’ân’dan ibâret olmuş olsaydı, İslâm bütünüyle sâdece Kur’ân’dan ibâret olmadığı aşikâr olduğuna göre, bu durumda Hz. Peygamberin vahiy dışı birçok iş yapmış olmasının kabul edilmesi gerekirdi. Böyle olunca da Hz. Peygamber’in Allah’ın emrini yerine getirmemiş olması gibi birtakım imkânsız şeylerin kabul edilmesi lâzım gelirdi ki bunların hepsinin de Hz. Peygamber hakkında düşünülmesi mümkün değildir.18 Ve faraza böyle bir şey olsa elbette Yüce Allah duruma müdâhale ederdi.

    Nihâyet Yüce Allah, bu konuda Hz. Peygamberle ilgili olarak şöyle buyurur:

    “O, havadan konuşmaz, O (na inen Kur’ân veya O’nun söyledikleri), kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir” (Necm, 53/ 3-4). 19

    Bu âyette sözü edilen vahiyden maksat, bazı âlimlere göre sadece Kur’ân diğerlerine göre ise Kur’ân’la birlikte bir kısım sünnettir. Çünkü, hadisler bazen sırf vahiy, bazen de Resûlullah’ın içtihâdıdır. Ama o içtihâdında yanılsa bile, bu Yüce Allah tarafından düzeltilir.20 Bu bakımdan O’nun bütün sözleri ve fiilleri ve tasarrufları Yüce Allah’ın kontrolü altındadır.21 İşte bu sebeble kaynağı vahiy olmayan fakat ilâhî vahiy tarafından hilâfına bir vahiy gelmemiş olan dînî emirleri ve uygulamaları da vahiy kabul edilmiştir. Bu nevi vahiyler, Hanefîlerin cumhûrunca “batını vahiy” diye isimlendirilmiştir.22

    Hz. Peygamberin Kur’ân dışında da Yüce Allah’tan vahiy aldığını gösteren delillerden birisi de hiç şüphesiz O’na Kur’ân’ı tebliğ görevi yanında bir de Kur’ân’ı açıklama görev ve yetkisinin verilmiş olmasıdır. O, bu görevi elbette sadece kendi şahsî bilgi ve içtihâdıyla değil Yüce Allah’tan aldığı ilhamla yapacaktır.

    4) Hz. Peygamber’e Kur’ân’ı Açıklama Görev ve Yetkisinin Verildiğini Gösteren Âyetler:

    “Biz, her peygamberi mutlaka kendi kavminin diliyle gönderdik ki onlara (emredildikleri şeyleri) açıklasınlar…” (İbrâhîm,14/4).

    “Sana bu zikri (Kur’ân’ı) indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayâsın, tâ ki düşünüp öğüt alsınlar.” (Nahl,16/ 44).

    Bu âyetten anlaşıldığına göre demek ki bazı âyetlerin tefsirine Resûlü’nün izahı olmadan ulaşmak mümkün değildir.23

    “Biz sana Kitâb’ı indirdik ki, hakkında ayrılığa düştükleri şeyi onlara açıklayasın ve inanan bir kavim için, (o kitap) yol gösterici ve rahmet olsun” (Nahl, 16/64).24

    Hiç şüphesiz, Yüce Allah, bu âyetlerle kendisine Kur’ân’ı açıklama görev ve yetkisini verdiği peygamberini bu hususta yardımsız bırakmamış ve bu konuda Kur’ân dışı vahiylerle de O’nu beslemiştir. Nitekim şu âyet de bu hususa işâret etmektedir:

    “(Ey Muhammed), onu tekrarlamak için (henüz Cebrâil, sana vahyi bitirmeden) dilini depretme, onu (senin kalbine) toplamak ve (sana) okutmak bize düşer. Sana Kur’ân’ı okuduğumuz zaman onun okunuşunu takip et. Sonra onu açıklamak da bize düşer.” (Kıyâmet,75/16-19).25

    Hiç şüphesiz Yüce Allah’ın vaad ettiği bu beyânını, hem bazı âyetlerin ileride inecek bazı âyetlerle daha da açılacağı, hem de izâha muhtaç bazı âyetlerin yine kendisinin vahyi ve öğretmesi ile Resûlü tarafından açıklanacağı şeklinde değerlendirmek gerekir.

    Kur’ân, kendisine indirilen ve ilâhî vahyin kaynağı olan Yüce Allah ile irtibat hâlinde olan Hz. Peygamber’in, Kur’ân’ı anlama ve açıklama hususunda en yetkili kişi olduğunda ve dolayısıyla mü’minlerin O’nun sözlü ve fiili açıklamalarına sarılmaları gerektiği hususunda bir şüphe yoktur.

    Hz. Peygamberin Kur’ân’ı açıklaması, mücmel olan bazı âyetleri tafsil, bazı umûmî hükümleri tahsis, anlaşılması güç bazı âyetleri açma, müphem olanı belirtme, bazı garip kelimeleri beyan etme, edebî inceliğe sâhip âyetlerin maksadını bildirme, varsa neshi işaret etme gibi şekillerde olmuştur.26 O, bu maksatla Medine Mescidi’ni bir okul hâline getirmiş, ashâbın her müşkülünü bıkmadan ve usanmadan çözmeye çalışmış ve söz ve hareketleri ile âdeta yaşayan bir Kur’ân olarak onlara örneklik etmiştir.27

    Yüce Allah, Hz. Peygamber’e izâha muhtaç Kur’ân âyetlerini açıklama yetkisini verdiği gibi, aynı şekilde O’na Kur’-ân’da olmayan hususlarda hüküm koyma yetkisini de vermiştir.

    5) Peygambere Hüküm Koyma Yetkisi Tanıyan Âyetler:

    Hz. Peygamber, sadece Kur’ân’da mevcut hükümlerle kayıtlı olmaksızın, genel olarak hüküm koyabilme yetkisine sahiptir. Nitekim, O, bazı konularda önce vahiy beklemiş, gelmeyince kendi içtihadına göre veya Kur’ân dışında aldığı bir vahiy ile hüküm vermiştir. O’nun bu hükümleri hiç şüphesiz vahyin kontrolü altında idi. Bu sebeble zaten büyük hatalar yapması düşünülmeyecek olan Hz. Peygamberin küçük bazı hataları bile vahiy tarafından düzeltiliyordu.

    Bu bakımdan O’nun her türlü hükmü, bir nevi vahyin tasdikinden geçmiş hükümler oluyordu. Şimdi, Hz. Peygamberin genel olarak hüküm verme yetkisini ifâde eden bazı âyetleri kaydedelim:

    “Hayır, Rabb’in hakkı için onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan, tam anlamıyla Teslim olmadıkça inanmış olamazlar.” (Nisâ, 4/65).

    “Allah ve Resûlü, bir işte hüküm verdiği zaman, artık inanmış bir kadın ve erkeğe, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resûlü’ne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur” (Ahzâb, 33/36).

    “Aralarında hükmetmesi için Allah’a ve Resûlü’ne çağrıldıkları zaman inananların sözü ancak: “İşittik ve itâat ettik” demeleridir. İşte saadete eren onlardır” (Nûr, 24/51).

    “Herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; -eğer gerçekten Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsanız- onu Allah’a ve Resûlü’ne götürün…” (Nisâ, 4/59).28

    Hz. Peygamber’in Kur’ân’da olmayan hususlarda koymuş olduğu hükümlere örnek olarak, beş vakit namazın zamanı, rekatları, nasıl kılınacağı, vitir namazının vacip oluşu, namazlarda Kabe’den önce Beyt-i Makdis’e yönelme, orucu bozan ve bozmayan şeyler, kimlere zekâtın farz olduğu, şer’î boşanmanın şekli, diyetlerle ilgili birçok hükümler, içki içmenin cezası, hırsız, hangi miktarda hırsızlık yaparsa cezâlandırabileceği, hayızlı kadının namaz kılamaması, oruç tutamaması, büyükannenin mirâsı gibi hususlardır.

    Bu konu ile ilgili olarak kaynaklarda şöyle bir habere rastlıyoruz:

    İmrân b. el-Husayn’ın (Ö.52/672) bulunduğu bir mecliste, adamın biri: “Kur’ân’da olandan başkasından bahsetmeyin” deyince, İmrân: “Sen akılsız bir adamsın! Öğle namazının (farzının) dört rekat olduğunu, onda kırâatın açıktan olamayacağını, Allah’ın Kitabında gördün mü?” Sonra zekâtı ve benzeri hükümleri sıraladı ve şöyle ilâve etti: “Bütün bunları Allah’ın

    Kitâbında açıklanmış olarak buluyor musun? Kitâbullah bunları müphem bırakmıştır. Sünnet de açıklamıştır.” 29

    Hz. Peygamber’e genel olarak tatbikatta ortaya çıkan bazı konularda hüküm ve karar yetkisi verildiği gibi, Kur’ân’da olmayan hususlarda O’na. haram ve helâl koyma yetkisi de verilmiştir. Nitekim aşağıdaki âyetlerde bu husus ifâde edilmektedir.

    6) Hz. Peygamber’e Helâl ve Haram Kılma Yetkisini Veren Ayetler:

    “Onlar ki, yanlarındaki Tevrât ve İncil’de yazılı buldukları O elçiye, O ümmî peygambere uyarlar. O Peygamber ki, kendilerine iyiliği emreder, kendilerini kötülükten meneder; onlara güzel şeyleri helâl, çirkin şeyleri haram kılar, üzerlerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki zincirleri kaldırıp atar. O’na inanan, destekleyerek O’na saygı gösteren, O’na yardım eden ve O’nunla beraber indirilen nura uyanlar, işte felâha erenler onlardır” (A’râf, 7/157).

    “Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve âhiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Resûlü’nün haram kıldığını haram saymayan ve hak dinini din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verecekleri zamana kadar savaşın” (Tevbe, 9/29).

    Bu konuya örnek verecek olursak, meselâ Hz. Peygamber ölü hayvan etinin haram olmasına rağmen30 deniz hayvanlarının bunun dışında olduğunu belirtmiş ve bunu “Denizin suyu temiz, ölüsü helâldir”;31 helâl olduğunu da şöyle belirtmiştir: “İki ölü ve iki kan bizlere helâl kılınmıştır. İki ölü, çekirge ve balık; iki kan da ciğer ve dalaktır.” 32

    Bundan başka Hz. Peygamber, âyette nikâhı haram kılınanlar arasında sayılmamasına rağmen33 bunlara bir kadının halası, teyzesi, kızkardeşi, kızı ve erkek kardeşinin kızı üzerine de nikahlanamayacağını ilâve etmiştir.34

    Yine, Kur’ân’da geçmeyen, katır, merkep, aslan, kaplan, fil, kurt, kirpi,35 maymun ve köpek gibi hayvanlarla, kartal, atmaca, şâhin ve doğan gibi yırtıcı kuşların etlerinin haramlığı da hadîslerle sâbit olmuştur.36 Erkeklere altın takmanın ve ipek giymenin haramlığı da yine hadîslerle sâbittir. Nesep ile haram olanların süt yoluyla da haram olacağı prensibi de bu cümledendir.

    Hiç şüphesiz, Hz. Peygamber’in bu yetkisini Yüce Allah’tan tamamen bağımsız olarak değerlendirmemek gerekir. Elbette O, bu nevi hükümleri Yüce Allah’ın kendisine verdiği yetki ve O’nun kontrolü altında vermektedir. Zâten genelde, Hz. Peygamber, bu hükümleri verirken dâimâ Kur’ân’daki umumî bir prensibe dayanmıştır. Meselâ, ehlî merkeplerin ve yırtıcı kuşların etinin haram olduğunu belirten Hz. Peygamber’in bu hükmü, “O, size temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar” 37 âyetine râcîdir. Bu bakımdan asıl Şâri’ yani kanun koyucu Allah’tır, Resûlü’ne de O’ndan aldığı bu yetkiye dayanarak mecâzen “Şâri” sıfatı verilmiştir.

    Bu konuda Hz. Peygamber de bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır: “Şunu kesin olarak biliniz ki, bana Kur’ân ve onun bir misli daha verilmiştir. Karnı tok bir halde, rahat koltuğuna oturarak: ‘Şu Kur’ân’a sarılınız; onda helâl olarak neyi görüyorsanız onu helâl kabul ediniz, neyi de haram olarak görüyorsanız onu haram biliniz.’ diyecek bazı kimseler gelmek üzeredir. İyi bilin ki, Allah Resûlü’nün haram kıldığı şeyler de Allah’ın haram kıldıkları gibi-

    Bundan başka, Kur’ân’da bize örnek olarak gösterilen büyük bir ahlâk üzere olduğu belirtilen bu yüksek şahsiyete itâat etmemiz emredilmiş ve itâat pek çok yerde Allah’a itâatla birlikte zikredilmiştir; böylece, Hz. Peygamber’e itâatin Allah’a itâat demek olduğu defâatle vurgulanmıştır. Hiç şüphesiz, Resûle itâat hayâtında olduğu gibi, Ölümünden sonra da farzdır. Bu itâat da elbette O’nun sünnetine uyularak gerçekleştirilecektir.19 Nitekim, Hz. Peygamber de bir hadîsinde şöyle buyurmaktadır: “Bana itâat eden Allah’a itâat etmiş, bana isyan eden de Allah’a isyan etmiş demektir. Bana itâat eden benim emrime uyan kimsedir.” 40

    7) Hz. Peygambere İtaati Emreden Ayetler:

    “Kim, Peygamber’ e itâat ederse Allah’a itâat etmiş olur…” (Nisâ, 4/80).

    “… Peygamber size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakla-dıysa ondan da sakının…” (Haşr, 59/7).

    Şu âyette de Allah sevgisinin Hz. Peygamber’e itâata bağlanmış olması çok dikkat çekicidir:

    “Deki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın Allah çok merhametli ve bağışlayıcıdır.’ De ki: ‘Allah’a ve Peygamber’e itâat edin!’ Eğer dönerlerse muhakkak ki Allah, kâfirleri sevmez” (Âl-i İmrân, 3/31-32).

    Âyetteki hitap, sebeb-i nüzulünden de anlaşıldığı gibi özellikle inanmayanlara olduğuna göre,41 Resûlüne îman ve itâat olmadan Allah’a îman, O’nu sevme ve O’na itâat iddiâsı geçerli bir iddiâ olarak kabul edilmemektedir.

    “Biz hiçbir peygamberi, Allah’ın izniyle itâat edilmekten başka bir amaçla göndermedik…” (Nisâ, 4/64).42

    Hiç şüphesiz bu âyetlerde sözü edilen itâat sâdece, Yüce Allah’ın O’na indirdiği Kur’ân emirlerine itâat değildir. Çünkü bu durumda Kur’ân’ın pek çok yerinde peygambere itâatin Allah’a itâatla birlikte zikredilmesinin bir anlamı kalmazdı. Bu sebeble, hadîsler de alelâde bir insan sözü değil, Yüce Allah’ın emri ile kendisine itâat etmekle yükümlü olduğumuz bir Zât’ın sözleridir. Nitekim, Kur’ân’ın ilk muhâtapları olan ashâb da bunu böyle anlamış ve Hz. Peygamberin bütün emirlerini titizlikle uygulamaya, bilmedikleri her hususu ondan sorup öğrenmeye çalışmışlardır. 43

    Yüce Allah, Kur’ân’da Hz. Peygamber’e itâati emrettiği gibi, O’na yapılabilecek her türlü isyânı da yasaklamaktadır.

    Hz. Peygamber’e İsyan Etmeyi Yasaklayan Ayetler:

    “Kim, Allah’a ve O’nun elçisine karşı gelir ve O’nun sınırlarını aşarsa, Allah onu ebedî kalacağı ateşe sokar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır” (Nisâ, 4/14).

    “Kim de kendisine doğru yol belli olduktan sonra Peygamber’e karşı gelir ve müminlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir gidiş yeridir orası!” (Nisâ, 4/115).

    “Bu böyledir. Çünkü onlar, Allah ve Resûlüne karşı çıktılar. Allah ve Resûlüne de kim karşı çıkarsa muhakkak ki, Allah’ın cezası çetin olur” (Enfal, 8/13).44

    Hz. Peygambere itâati emreden ve O’na karşı gelmeyi yasaklayan bu âyetler, O’na itâatin isteğe bağlı değil, zorunlu olduğunu kesin olarak ortaya koymaktadır. Bu O’na inanmanın tabiî bir sonucudur.

    Yüce Allah Kur’ân’da Hz. Peygamber’e kuru bir itâatin ve O’na karşı gelmemenin de ötesinde O’na karşı derin bir saygı ve sevgi duymamızı da istemektedir. Bu âyetler hiç şüphesiz Yüce Allah’ın Resûlullah’a verdiği şerefi ve değeri de açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

    9) Hz. Peygamber’e Saygıyı ve Sevgiyi Emreden Ayetler:

    “Peygamber müminler için kendi canlarından ileridir. O’nun eşleri de onların anneleridir…” (Ahzâb, 33/6).45

    “Şüphesiz ki Allah ve melekleri, Peygamber’e salât etmekte (yani, O’nun şerefini gözetmekte ve şanını yüceltmekte) dirler; o halde siz de îman edenler O’na salât edin (yani, O’nun şanını yüceltmeye özen gösterin); O’na içtenlikle selâm edin (esenlik dileyin) (Ahzâb, 33/56).

    “Ey îman edenler! Allah ve Resûlü’nün önüne geçmeyin, Allah’dan korkun. Şüphesiz ki Allah her şeyi işiten ve her şeyi bilendir. Ey iman edenler, seslerinizi, Peygamber’in sesinden fazla yükseltmeyin, birbirinizle yüksek sesle konuştuğunuz gibi O’nunla da öyle yüksek sesle konuşmayın. Yoksa siz farkında olmadan amelleriniz boşa gider” (Hucurât, 49/1-2)46.

    Son olarak, Hz.Peygamber’e itâat eden ve O’nun yolunda gidenleri O, doğru yola götürür. Bu hususu Yüce Allah pek çok âyette ifâde etmiştir:

    10) Hz. Peygamber’in İnsanları Doğru Yola Götürdüğüne Dâir Âyetler:

    “… Şâyet O’na itâat ederseniz doğru yolu bulursunuz…” (Nûr, 24/54).

    “… Şüphesiz ki Sen (sana inananları) mutlaka doğru yola, göklerde ve yerde bulunan herşeyin sâhibi Allah’ın yoluna götürürsün” (Şûrâ, 42/52-53).

    “Şüphesiz ki sen, onları doğru yola çağırıyorsun” (Mu’minûn, 23/73).47

    Bu âyetlerden bizzat Yüce Allah’ın garantisi ve şahitliği ile anlaşılıyor ki, Hz. Peygamber bütün sözleri, fiileri ve takrirleriyle doğru yoldadır ve insanları doğruya götürmektedir. Böyle bir şeyin mümkün olmaması ile birlikte şâyet O, kendisine uyanları doğru yoldan ayırmış veya Yüce Allah adına Kur’ân veya hadîs olarak (haşa, böyle bir ifadenin O’nun için zikri bile hoş değil!) bir söz uydurmuş olsaydı elbette Cenâb-ı Allah, bir âyet-i kerîmede48 işaret ettiği gibi buna en ağır bir şekilde müdâhale ederdi. Bu da Kur’ân’ın ve O’nunla birlikte sünnetin sağlamlığını bağlayıcılığını açıkça ortaya koymaktadır.

    NETİCE

    Netice olarak diyebiliriz ki: Yüce Allah’ın beşere kendi içinden birisini örnek seçerek bir peygamber göndermiş olması insanlık için en büyük bir lütuftur. O’na inanmak sadece O’nun peygamber olduğunu tasdik etmek demek olmayıp, O’na itâat etmeyi de gerektirir.

    Yüce Allah O’nu bizzat kendisi terbiye etmiş, kitabında O’nun üstün bir ahlâk sahibi olduğunu ve örnek olarak alınması gerektiğini ifâde etmiştir.

    Ayrıca O’na indirilen vahiy sâdece Kur’ân’dan ibâret olmayıp, âyetlerde Kitab’ın yanında kendisine verildiği bildirilen ve sünnet anlamına gelen “hikmet” de vahiy kaynaklıdır. Kaldı ki, O’nun kendi içtihâdıyla yapmış olduğu işler ve söylemiş olduğu sözler de yine vahyin kontrolü altında olduğundan “zelle” tabir edilen küçük hataları bile vahiyle düzeltilmiş ve böylece O’nun yapmış olduğu fiiller ve söylemiş olduğu sözler her türlü hatadan arındırılmıştır. Bu husus da O’nun sünnetinin sağlamlığını ve O’na uymanın gerekliliğini ortaya koymaktadır.

    Hz. Peygamber’e bizzat Yüce Allah tarafından âyetleri açıklama yetkisi verildiğini görmemiz de O’nun sünnetinin, inananları bağladığını açıkça göstermektedir.

    Yine âyetlerde, Hz. Peygamber’e itâatin Allah’a itâatle birlikte zikredilmesi de Hz. Peygamber’in sünnetine verilen değeri açıkça ifâde etmektedir. Bu itâat de elbette sağlığındayken bizzat şahsına, vefâtından sonra da sünnetine uymakla gerçekleşecektir.

    Bundan başka, Kur’ân’da olmayan hususlarda, hüküm koyma, haram ve helâl tayin etme yetkisi bizzat Yüce Allah tarafından Hz. Peygamber’e verilmiştir. Bu itibarla Kur’ân’da bulunmayan hususlarda Hz. Peygamber’in sünneti şer’î bir kaynaktır. Son olarak diyebiliriz ki: İslâm dininin gerek ibâdet, ahlâk ve gerekse sosyal hayata geçirilmesi hususunda, Hz. Peygamber’in, O’nun sözlerinin ve uygulamalarının önemli bir yeri olduğunu gayet iyi bilen din düşmanları, doğrudan doğruya Kur’ân’a saldıramadıkları için Hz. Peygamber’in ve O’nun sünnetinin dindeki yerini sarsmaya, hadîsler üzerinde şüphe uyandırmaya çalışmaktadırlar. İnananların bu oyuna gelmemeleri, Hz. Peygamber’in önderliğine ve O’nun sünnetinin rehberliğine sımsıkı sarılmaları gerekir.

  59. HANİFLER TARAFINDAN YANLIŞ YORUMLANAN BİR AYETİN DOĞRU AÇIKLAMASI
    De ki: “Allah’ın kulları için yaratıp ortaya çıkardığı zineti, temiz ve hoş rızıkları haram kılmak kimin haddine?” De ki: “Onlar, dünya hayatında iman etmeyenlerle birlikte, iman edenlerindir. Kıyamet günü ise yalnız müminlere mahsustur. İşte Biz, bilip anlayan kimseler için, âyetleri bu şekilde açıklıyoruz.” (A’raf, 7/32)

    Bu âyetin açıkça gösterdiği gibi Allah dünyadaki bütün nimetleri kullarının istifadesi için yaratmıştır. Şükrünü yerine getirerek meşrû olan her şeyden yararlanmak mümkündür.

    Müfessirler, bu âyette zikredilen “Temiz rızıklar”dan neyin kastedildiği hususunda iki görüş zikretmişlerdir.

    a. Bazılarına göre burada zikredilen “temiz rızıklar”dan maksat, et, iç yağı, süt vb. şeylerdir. Çünkü cahiliye dönemindeki müşrikler, Hac yapmak için ihrama girdikten sonra et vb. şeyleri kendilerine haram kılıyorlardı. Allah Teâlâ bu gibi insanlara, bu nimetleri kendilerine haram kılmaya hakları olmadığını bildirdi.

    Hasan-ı Basri bu âyet-i kerimeyi delil göstererek, israf ederek yeyip içen ve çeşitli süs eşyasına önem veren insanları yeriyor ve bu hallerin, şeytanların dostlarına yakışacağını söylüyor. (Taberi, A’raf Suresi 32. ayetin tefsiri)

    “Eşyada asıl olan mubah olmasıdır.” Buna göre ölçüsüz dindarlık duygusu, şahsî tercihler, ortalıkta görülen kötülüklerle mücadele arzusu gibi -iyi niyetli de olsa- kişisel hassasiyetlerin etkisiyle dinin izin verdiği alan içinde kalan tutum ve davranışları, yiyecek, içecek, giyecek gibi nesneleri haram, sakıncalı ve günah olarak nitelendirmek bu âyetin hükmüne aykırı ve yanlış­tır. Hatta Müfessirler, âyetin “De ki: O nimetler dünya hayatında müminlere yaraşır.” mealindeki kısmından hareketle, bunların esas itibariyle müminlere lütuf olmak üzere yaratıldığını, fakat kâfirlerin de onlar sayesinde bu nimetlerden yararlan­malarına imkân verildiğini belirtirler.

    De ki: Allah’ın kulları için çıkardığı zineti (mesela pamuk, keten gibi bitkilerden, yün ve ipek gibi hayvanlardan, zırh vb. gibi madenlerden çıkan ve insanları süsleyen giysiler gibi Allah zinetlerini) ve rızık türünden temiz ve lezzetli şeyleri: (kısmet olup lezzet ve iştahla faydalanılacak, hoş hoş, temiz temiz çeşitli yiyecek ve içecekleri) kim haram kılmış? Bu bir inkarî istifhamdır. Yani Allah’ın çıkardığı bu zinetleri ve tertemiz şeyleri haram kılmak kimsenin haddi değildir.

    Şu halde bu âyet yenecek ve giyilecek ve çeşitli süs eşyalarında aslolanın mubahlık olduğuna delildir. İbnü Abbas ve birçok tefsir bilgini zineti, giyilecek şeyler ile tefsir etmişlerdir. Fakat diğer bir görüşe göre israf olmamak üzere çeşitli zinetlerin hepsini içine almaktadır ki, zahiri de budur. Şu halde her yönden bedeni temizleme, hayvanlar ve diğerlerinden üzerine binilen binitler ve zinet eşyalarının her çeşidi, zinet deyimi altında dahildir. Çünkü hepsi zinettir.

    Zinet ve temiz şeyler bu dünya hayatında iman edenler için kıyamet gününde halis olarak vardır. Yani o zinetler, o temiz şeyler, esas itibariyle, müminler içindir. Çıkarılmasının hikmeti müminlerin faydalanmasıdır. Fakat bu, dünya hayatında kâfirler de ona, tâbi olmak sûretiyle de olsa, iştirak ederler. Fakat kıyamet gününde onlar yalnız bu dünyadaki müminlere mahsus olacak, kâfirler asla ortak olamayacaklardır.

    b. İkinci olarak o zinet ve temiz şeyler, bu dünyada, her ne olursa olsun eksiklikten, tatsızlıktan, karışıklıktan, kederden uzak kalmaz. Kıyamet gününde ise her türlü kederlerden uzak olarak vardır. O zaman o özel zinet, ancak bu dünya hayatında iman etmiş olanların olacak, kâfirlere de sadece mahrumiyet ve acı kalacaktır. İşte bilecek olan bir topluma âyetleri biz böyle açıklarız. (Elmalılı Hamdi Yazır, A’raf Suresi 32. ayetin tefsiri)
    ÖNEMLİ

    Eğer nebevî hadiste erkek için altın, gümüş ve ipeğin haram olması hakkında özellikle nass (dînî delil) gelmemiş olsaydı bunlar da bu genele dahil olurdu.

    Birtakım giyim ve süs eşyaları vardır ki, bazı hikmet ve sebeplerden dolayı kullanılmaları ve giyilmeleri erkekler için caiz görülmemiştir. Fakat yaradılışları icabı ziyneti ve süsü seven kadınlar için helâldir. Bunlardan birisi ipekten yapılmış giyim eşyaları, diğeri de altındır.

    Bu husustaki hadis-i şerif gayet açıktır. Hazret-i Ali’nin rivayetine göre, bir defasında Peygamberimiz (a.s.m.) ipek bir kumaşı sol eline, bir parça altını da sağ eline aldı. Sonra bunları elleriyle yukarı kaldırdı, orada bulunanlara gösterdi ve şöyle buyurdu:

    “Şu iki şey ümmetimin erkeklerine haram, kadınlarına helâldir.”( İbni Mâce, Libas: 19.)

    İslâmiyet’in haram kıldığı meselelerde şüphesiz, birçok hikmetler vardır. Ancak haramlığın hikmet ciheti, illet yerine geçmez. Yani bir şeyin haram kılınışında asıl sebep, Allah’ın onu yasaklamış olmasıdır. Yasaklanış hikmetleri için, Allah yasakladığı için o haramdan sakınmamız gerekir. Hikmetlerin araştırılması bu temel prensibin anlaşılmasından sonra gelmelidir. Bu çerçevede, altın yüzüğün erkeklere haram oluşunun bir hikmeti şu olabilir:

    Altın ticarî bir madendir. Piyasada tedavülde olan en mühim bir maldır. Eğer altın yüzük takmakta bir beis olmayıp sünnet olsaydı, bugün hemen hemen her Müslüman erkek takmaya gayret gösterecekti. Bu da iktisadî hayatın önemli bir parçası olan altının büyük bir kısmının tedavülden kalkıp faydasız olarak insanların parmağında âtıl kalmasını netice verecek ki, iktisadî hayata menfî yönde tesir edecekti. Nitekim Peygamberimizin bizzat altın yüzüğü parmağından çıkararak atması, iktisadî yönden müsbet gelişmeleri netice vermiştir.

    Ayrıca, altın kadına ait süs eşyası olduğundan, erkeğin şahsiyeti üzerinde menfî tesiri düşünülebilir. Nasıl ki kadının erkek elbisesi giymesiyle kadınlık şahsiyetinde menfî değişmeler oluyorsa, erkeğin de kadınlara ait kıyafet ve süs eşyalarını giyip takmasıyla da erkeklik şahsiyetinde menfî tesir bıraktığı psikolojik bir gerçektir.

    Peygamberimizin dini bir mesele de hüküm vermesi müminler için bağlayıcıdır. İslâm âlimlerinin hepsi, Kur’ân’ı açıklamada Peygamber (a.s.m.) sünnetini birinci kaynak olarak görmüşlerdir.

    “Allah ve Resulü bir meselede hükmünü verdiği zaman, bir mü’min erkeğin yahut bir mü’min kadının artık işlerinde başka bir yolu seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resulüne isyan ederse, apaçık bir sapıklığa düşmüştür.” (Ahzab Sûresi, 33/36)

    “Peygambere itaat eden Allah’a itaat etmiş olur. Kim bundan yüz çevirirse, seni öylelerinin üzerine muhâfız olarak göndermedik; sen ancak doğru yolu gösterip tebliğ etmekle mükellefsin.”(Nisa, 4/80)

    “Peygamber size ne emretmişse alın, neyi yasaklamışsa ondan da kaçının. Allah’tan korkun. Muhakkak ki Allah’ın azâbı pek şiddetlidir.”(Haşir Sûresi, 59/7)

    “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.” (Âl-i İmran Sûresi, 3/31)

    Efendimizin (asv) görevleri arasında, âyetleri açıklamak da vardır.

    Meselâ, “Allah alışverişi helâl, faizi ise haram kıldı.”(Bakara Sûresi, 2/275) buyuruyor. Bu âyet-i kerîmeye göre her şeyin alışverişi helâldir. Ama Peygamberimiz buna bir sınır getirerek domuzun ve içkinin alışverişini yasaklamıştır. Demek meşru alışverişin sınırlarını bu şekilde açıklamış oluyor

    ALTIN KONUSUNDA 1.SAYFADA YORUMLARIM VAR OKUNMASINI TAVSİYE EDERİM

  60. Sayın Abdülhalik

    Aşağıda yazılı olan ayetleri -öncelikle kör mukallid mantğa teslim olmuş benlikten sıyrılarak- ağır, ağır ve üzerinde derin derin düşünerek ederek okuyun lütfen.

    – Ey iman edenler! ALLAH’IN SİZE HELAL KILDIĞI İYİ VE GÜZEL NİMETLERİ HARAM KILMAYIN VE HADDİ AŞMAYIN. ŞÜPHESİZ ALLAH, HADDİ AŞANLARI SEVMEZ. (5/Mâide: 87)

    – Bir ilme dayanmaksızın, akılsızca çocuklarını öldürenler ve ALLAH’IN KENDİLERİNE VERDİĞİ RIZIKLARI, ALLAH’A İFTİRA EDEREK HARAM KILANLAR ZİYANA UĞRAMIŞLARDIR. Onlar sapmışlardır, doğru yolu da bulamamışlardır. (6/ Enam: 140)

    – De ki: “ALLAH’IN BUNU HARAM KILDIĞINA ŞEHADET EDECEK ŞAHİTLERİNİZİ GETİRİN.” Şayet onlar şahitlik edecek olurlarsa, sen onlarla birlikte şahitlik etme. Âyetlerimizi yalanlayanların ve ahirete inanmayanların hevalarına uyma. ONLAR RABLERİNE EŞ TUTUYORLAR. (6/ Enam: 150)

    – De ki: “ALLAH’IN, KULLARI İÇİN YARATTIĞI ZİYNETİ VE TEMİZ RIZIKLARI KİM HARAM KILDI? Bunlar, dünya hayatında müminler içindir. Kıyamet gününde ise yalnız onlara özgüdür.” İşte bilen bir topluluk için âyetleri, ayrı ayrı açıklıyoruz. (7/Araf: 32)

    – De ki: “Allah’ın sizin için indirdiği; sizin de, BİR KISMINI HELÂL, BİR KISMINI HARAM KILDIĞINIZ RIZIKLAR HAKKINDA NE DERSİNİZ?” De ki: “SİZE ALLAH MI İZİN VERDİ, YOKSA ALLAH’A İFTİRA MI EDİYORSUNUZ?” (10/Yûnus: 59)

    – Allah’a ortak koşanlar, dediler ki: “Allah dileseydi ne biz, ne de atalarımız O’NDAN BAŞKA HİÇBİR ŞEYE KULLUK ETMEZ, O’NUN EMRİ OLMADAN HİÇBİR ŞEYİ DE HARAM KILMAZDIK.” Kendilerinden öncekiler de böyle yapmıştı. Peygamberlere düşen sadece apaçık bir tebliğdir. (16/Nahl: 35)

    – DİLLERİNİZİN YALAN YERE NİTELENDİRMESİNDEN ÖTÜRÜ “ŞU HELÂLDİR, ŞU HARAMDIR” DEMEYİN. Çünkü ALLAH’A KARŞI YALAN UYDURMUŞ OLURSUNUZ. Allah’a karşı yalan uyduranlar ise iflâh olmazlar. (16/ Nahl: 116)

  61. @ABDÜLHALIK
    Altin konusunda bir sey demiyorum cunki arastiriyorum hala…ama sana sunu acikca soyleye bilirimki eroin konusunda yani `Cogu zararli olanin azida zararlidir`” .. Eger bir sey sana zarar veriyorsa cogu yada azi fark etmez o dinimizce uygun degildir…. Sigara dahil….

  62. Geri bildirim: Sitemap 07.01.2014 | Ali Aksoy·

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s