Emevi döneminde, siyasi otorite Kur’ân’ın yanında hadis geleneğini de devreye soktu. İşte o zamandan itibaren hadis yazımı başladı. Bu akım git gide yayıldı ve ayrı bir uzmanlık alanı haline geldi. Ayrıntıya boğulan din zorlaştı. İnsan ne kadar ayrıntıya dalsa o kadar dinin ruhundan uzak düşer çünkü din güçleşir. Oysa dinin amacı ayrıntı değil, öz biçimde Allah’a bağlılık ve dosdoğru insan olmaktır. Bu hususta bir ayetin özet tefsirini aktarmak istiyorum: “Ey inananlar, açıklandığı zaman hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Eğer Kur’ân indirilirken onları sorarsanız, size açıklanır. Halbuki Allah onlardan geçmiştir. Allah bağışlayandır, halimdir. Sizden önce gelen bir toplum da onları sormuştu da sonra onları tanımaz olmuşlardı.”

 

EMREDİLENİ YAPMAK YETERLİ

 

Maide Suresi’nin 101-102.nci ayetleri, Kur’ân inerken gereksiz yere soru sorulmasını yasaklamaktadır. Çünkü Kur’ân’ın, hakkında bir açıklama yapmadığı şey mubahtır. Kur’ân’ın amacı, ayrıntılara dalmak değildir. Hakkında bir vahiy hükmü indirilmemiş olan şeyler, serbest bırakılmıştır. Onları yapmak günah değildir. Daha önceki milletlerden bir topluluk da gereksiz yere ayrıntılara dair sorular sormuşlar, sordukları konularda kendilerinin işlerine gelmeyen hükümler açıklanmış, zorlarına giden bu hükümleri kabul etmeyince kafir olmuşlardır. Yani soruları, inkârlarına neden olmuştur. Demek ki dinde fazla ayrıntılara dalmak doğru değildir. Allah neyi emretmişse onu yapmak yeterlidir. Kur’ân, ana hatlarıyla bir yaşam tarzı çizer. Kur’ân’ın çizdiği genel esaslara aykırı olmamak şartıyla ayrıntılar, insanların yararlarına uygun biçimde serbest bırakılmıştır. Kılı kırk yararcasına ayrıntılarla uğraşmak, dinin amacından uzaklaşmaya neden olur.

 

SÜLEYMAN ATEŞ

 

Kaynak:GazeteVatan