11 responses to “Kuran’ın anlaşılmasının önündeki engeller ve Kuran’ın istismarı

  1. Kur’an’ın anlaşılmasında bazı engeller var, dedikten sonra kendi kur’an anlayışını bize empoze etmeye çalışanlar başka bir “Kur’an istismarı” yapmış olmuyorlar mı? gibi bir soru aklıma takılıverdi de…

  2. YüceAllahın Selamı üzerinize olsun diyerek sizden şu konuda bana yardım etmenizi istiyorum.Allah hepinizden razı olsun sevgili din kardeşlerim ben 33 yaşında bir bayanım yaklaşık5 ay önce biriyle tanıştım evlilik vaadiyle kandırılıp herşeyim elimden alındı ve ben allaha kurban olayım bu zalimin zulmündenyüce yaradanıma sığınıyor ve yardımlarınız bekliyorum bu zalim 1 aydır ortada yok ben bu zalim insanı benimle evliliğe nasıl ikna edebilirim. başkasını evlilik teklifini de kabul edemiyorum bu durum yüzünden 2 kez intihar etmeyi düşündüm.allaha sığınıp vaz geçtim sizden allah adına bana yardım etmenizi rica ediyorum ben onu hangi ayeti kerimeyle yola getirip kendime bağlayıp evlilik işlemini gerçekleşmesini sağlayabilirim.sure ve ayetler bunun için okunan dualar ve kılınan namazlar hangileri ne olur yardım edin.Tekrar Allahu Tealanın selamı üzerinize olsun.

  3. Selam Fatma Özdemir;

    Senin başına gelen her kötülük / şer kendi ellerinin üretip kazandığı şeyler yüzündendir. Bunları düzeltmenin ilk şartı bunu fark ve kabul edebilmendir.

    Sonra, başına gelen her işten Rabbin haberdar olduğunu, o dilemedikçe senin dileyemeyeceğini bilmendir. Bunun sebebi, eline geçenle şımarıp sevinmemen, elinden çıkan için de üzülmemen gerekliliğidir.

    Sonra, Allah’tan hakkında “hayırlısı” ne ise sadece onu dilemendir. Neyin hayır, neyin şer olduğunu yalnız O bilir.

    Sonra, Allah’ın Kuran’ı bir büyü kitabı olarak değil, hidayet rehberi olarak indirdiğini bilmendir.

    Sonra, Allah’ın gerçekten işitici, hakiki bir görücü ve her şeye kaadir olduğuna, Diri olduğuna iman etmendir.

    Sonra, içinden, gizlice, umarak ve ürpererek yakarmandır. Mesela, bir sitemin, şikayetin var ise, Hz. Yakup gibi bunu Allah’a söylemendir.

    O, her şey üzerinde tam bir gözetleyicidir. Ve O, hakikat her şeye elbette kaadirdir.

    Muhabbetlerimle…

  4. öncelikle selamun aleyküm uzun zamandır siteye girme imkanım olmadı muhabbetlerınızı özledım gecen gun siteyi takip eden bir arkadaşım bana gelip senın adınla siteye bır mail atılmış dedi hoş bir mail olmadığını anladım konuşmasından baktığımda da defalarca okudum evet sanırım sadece bi isim benzerliği ama beni rahatsız etti bu durum bunu özür dileyerek söylüyorum sunu söyleyeyim hayatta insanın başına herşey gelebilir ve ben ya da bir başkası bunu yargılayamayız dolayısıyla rahatsız olduğum noktayı belirtmekte yarar var rahatsız oldugum husus adım la yazılan ama baska bı arkadasımıza ait olan mailde anlatılan olay değil dediğim gibi insanız hayatın bızı ne ile imtihana tabii tutacagını bılemeyız oyuzden basından gecenlere üzüldüm arkadaşım ve bunu yargılamam senin basına gelen benımde başıma gelebilir ama rahatsız oldugum sey senın bu olay karsısında bu sıteye yazdıgın maildeki beklentilerin yani o kişiyi razı etmenın yolunu duayla sureyle kur’an da araman. mailinin altında da kendi adımın aynını görünce üzüldüm ve bende inanan bi insan olarak şunu söylemek isterim sana hayatının her adımında yalnızca rabbine sıgın rabbine güven yüreğinden imanın eksik olmasın Allah ki her kuluna yardım edendir kollayan gözetendir başına ne gelirse gelsin hakkında hayırlısını dile ve kur’anı anlamak için oku birilerini yola getirmek kendine döndürmek için değil o zaman rabbim sana acılmaz kapılar acacaktır inanıyorum. site yöneticilerinden de özür diliyorum basta ali abi olmak üzere. böyle bir mail atmak istemezdim ama siteye girip cıkan tanıdıklarımın şaşkın bakışlarına son vermem gerekiyordu. Allah a emanet olun

  5. Selam Fatma;

    Önceki mesajın yazarının “sen” olduğuna dair aklımın ucundan hiç bir şey geçmedi, bu benzerliği şimdi sen yazınca farkettim.

    İsim benzerliği olduğunu düşünüyorum.

    Tabi, bilmeyenler için açıklama yapman da iyi olmuş.

    Kardeşlerimize selam…

    Muhabbetlerimle…

  6. KUR’AN’IN EVRENSEL MESAJI
    Global Dünyaya baktığımız zaman, bir taraftan çöp bidonlarından ekmek toplayan insanlar olduğu gibi bir taraftan da aynı toplum içerisinden yatları özel uçakları olan insanlar da bulunmaktadır. Aslında Allah zenginlik ve fakirlik farklılığını insanları denemek için yarattığı halde, 67/2- O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.” Maalesef insanlar bunun şuuruna vakıf olmadıklarından,bencil tutkuları yüzünden, necip fazılın da söylediği gibi bir kişiye dokuz pul dokuz kişiye de bir pul düşmektedir. Bu olay hem sosyal barışı zedelemekte , hem de insanlar arasında Adaletsiz bir servet farklılığını oluşturmaktadır. Böylece dünyada dengesiz bir. Yaşam farklılığı gündeme getirmektedir. Allah. İnsanları sadece kimin ne yapacağını denemek için , rızkı farklı dağıttığı halde, insanlar. Şimdiden bu imtihanı kaybederek, onu tabulaştırıp başkalarına infak etmeyi unutmuşlardır.16/71- Allah rızkta kiminizi kiminize üstün kıldı; üstün kılınanlar, rızklarını ellerinin altında bulunanlara onda eşit olacak şekilde çevirip-verici değildirler. Şimdi Allah’ın nimetini inkar mı ediyorlar?”
    Dünya üzerinde yaratılmış olan her insan, Allah’ı bulup tanıma ve kendi yolunda yürüyebilecek kapasitede yaratmıştır. Ama, denemenin nedeni olan iblis, ona dünya hayatını süsleyerek, Allah’ın yolundan alıkoymanın tekliflerini insana sunmuştur.7/16- Dedi ki: “Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onlar(ı insanları saptırmak) için mutlaka Senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım.”7/17- “Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın.” İşte insanlara sunulan bu teklif çok cazibeli gelmiş. Büyük bir çoğunluğu da. Bu Kur’an:’ Yerleri ve gökleri yaratan Allah’ın, Halife olarak göndermiş olduğu Adem oğlunun var oluşuyla başlayıp, yok oluşuna kadar geçen bir süreç içerisindeki , Yaşam tarzının Allah tarafından sunulmuş bir Projesidir.. İşte bu projeyi kabul edenlerin kuran yol göstericisidir. 2/’2- Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici olan bir Kitap’tır.”
    cazibeli teklifin peşine düşerek yollarını dosdoğru sanmaya başlamışlardır.43/36- Kim Rahman (olan Allah)ın zikrini görmezlikten gelirse, Biz bir şeytana onun ‘üzerini kabukla bağlattırırız'; artık bu, onun bir yakın dostudur.43/37- Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar.
    Takva dışında yol alanlar, Kuranda günahı kendisini kuşatanlar diye anılmıştır. Bu gurup insanlar, yeryüzüne fırka fırka dağılarak, Takva yolunda yürüyenleri ve yürümek isteyenleri engellemişler kendi yollarına yürütmenin yollarını aramışlardır. Aslında her insanın fıtratlarında susturulmuş ve gizlenmiş olan tevhit inancı vardır. Ama o şeytanın bağladığı kabukla hidayete bir türlü gelemiyorlar Ne zaman şeytanın bağlattığı o kabuk başına gelen bir musibetle kırılırsa ancak kendini gösterebilecektir.
    Yerin altındaki sert tabakalarla örtülü kalan suların, artezyenle delinip fışkırıyorsa, kabukla bağlatılmış olan fıtratlardaki o din de, dışarıya çıkabilmesi için hayatında bazı değişiklerin olması gerekmektedir insanların doğru olarak sandıkları bazı şeylerin yanlış, olarak sandıkları bazı şeylerin de doğru ,olduğu ancak o zaman anlaşılmaktadır. Yeri gelmişken başımdan geçen bir olayı sizinle paylaşmak istiyorum.Yıl bin dokuz yüz altmış üç bizim köyün mezarlığının tam ortasından köy yolu geçmesi gerekti köy muhtarı yol geçecek olan. Yerde yakınlarının mezarı olanlar mezarlarını kaldırsın diye tebligat gönderdi. rahmetli dedemin mezarı bulunuyordu. Şimdi babam da rahmetli oldu ya, o gün babam şöyle diyor ve biliyordu. “iyi adamların bedenini toprak yemez” babasının mezarını açtığında bembeyaz bir kefen ve yüzünden terler akan bir ceset bekliyordu. Aradan on üç sene geçmişti dedem öleli bir de mezarı açtığımızda ne kefen ne de babamın beklediklerinden hiçbir şey kalmamış sadece sakalı ve kafa tası birkaç da kol ve bacak kemikleri kalmıştı.
    Olayı babam gözleri ile görünce çok şaşırdı, demek ki bu anlayış doğru değilmiş biz yanlış biliyormuşuz dedi. Ve kalan o parçacıkları bir keseye doldurup başka bir mezara taşımıştık. Bunu bilenler ancak toprağın ölü olan bedeni yediğini ve onun iyi adam veya kötü adam olup olmadığına bakmaz toprak o cesedi yer. Zaten topraktan yaratıldı yine toprak olacaktı.Eğer biz böyle bir şeyle karşı karşıya kalmasaydık aynı inanç biz de sürüp gidecekti. Aynen onun gibi, insanın başına gelenler ona bir şey öğretebiliyor. Nasrettin hocanın söylediği gibi uzun lafın kısası damdan düşenin halini ancak damdan düşen anlar.
    İşte Kur’an evrensel dünyaya mesaj verirken, zalim olanlar zalimliği kendileri yapsa bile zalim olanların yapmış oldukları zalimliklerinden hoşlanmazlar, Zalim olanlar bir gün gelip de er veya geç toplumlar tarafından dersi verilip, kibirlenip gururlananlar aşağılanan konuma gelmektedir.
    22/40- Onlar, yalnızca; “Rabbimiz Allah’tır” demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar. Eğer Allah’ın, insanların kimini kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah’ın isminin çokça anıldığı mescitler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah Kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, Aziz olandır.”
    İnsanların temel istek ve arzularında özgürlük vardır.6/104- Gerçek şu ki size Rabbinizden basiretler gelmiştir. Kim basiretle-görürse kendi lehine, kim de kör olursa (görmek istemezse) kendi aleyhinedir. Ben sizin üzerinizde gözetleyici değilim.”
    18/29- Ve de ki: “Hak Rabbinizdendir; artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin. Şüphesiz Biz zalimlere bir ateş hazırlamışız, onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. Eğer onlar yardım isterlerse, katı bir sıvı gibi yüzleri kavurup-yakan bir su ile yardım edilirler. Ne kötü bir içkidir o ve ne kötü bir destektir.”
    88/21- Artık sen, öğüt verip-hatırlat. Sen, yalnızca bir öğüt verici-bir hatırlatıcısın.88/22- Onlara ‘zor ve baskı’ kullanacak değilsin” İşte naklettiğimiz bu ayetler. İnsanların din seçiminde sonucuna katlanmak koşulu ile ne kadar serbest olduklarını açıklamaktadır. İnsanlar kendi özgürlüklerinin ellerinden alınmasını kesinlikle istemezler. Empati yaptıkları zaman bunu çok güzel Anlarlar
    Kur’an bir taraftan orjinalliğinin bozulmadığını ve bozulmayacağını söylerken,54/9- Hiç şüphesiz, zikri (Kur’an’ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten Biziz.” Bir Taraftan da Onun benzerini biri yada birilerinin meydana getiremeyeceğini söyleyerek meydan okumaktadır.”2/23- Eğer kulumuza indirdiğimiz (Kur’an)’dan şüphedeyseniz, bu durumda, siz de bunun benzeri bir sûre getirin. Ve eğer doğru sözlüyseniz, Allah’tan başka şahitlerinizi (kendilerine güvendiğiniz yardımcılarınızı) çağırın.”
    Ama Kurandaki ayetler, Aynen eşyanın yapısında olduğu gibi, inceleme ve tahlil sonucunda doğru bir şekilde anlaşılmasının bilinmesi gerekmektedir. Güçlü bir mantık ve güçlü bir kuran bilgisinin. Kuranın bütünlüğü içerisindeki ayetlerin ne anlama geldiği tahlil sonucunda ancak belli olduğu bilinmesi gerekir. Nasıl insan vücudunda bulunan. Fakat nerde olduğu bilinmeyen bir hastalığın, Ancak insan vücudunun tümünün taramadan geçirildikten sonra anlaşıldığı zaman biliniyorsa, bir ayetin kastettiği manayı da bilebilmek için kuran ve kainat bilgisinin bilinip, ne anlama geldiği ancak o zaman anlaşılması gerekmektedir. İşte Doğru bir kuran anlayışının ortaya konulabilmesi için şu gerçeklerin bilinmesi gerekir.
    1-Kuran’daki Her Ayet Kur’anın bütünlüğünden bir parçadır. Kuranın özelliklerini taşır ama kuranın tamamı değildir. Nasıl insandan alınan bir damla kan insanın özelliklerini taşıdığı halde insanın tamamı olmadığı gibi.
    2- Kur’an da geçen her ayet hem konu ile ilgili ayetlerle, hem de Kur!anın bütünündeki ayetlerle uyum halindedir,
    4/82- Onlar hala Kur’an’ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkasının Katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar (çelişkiler, ihtilaflar) bulacaklardı.
    18/1- Hamd, Kitap’ı kulu üzerine indiren ve onda hiçbir çarpıklık kılmayan Allah’a aittir
    3- Kur’anda geçen her kelime hiçbir kelimenin yerine kullanılmamıştır Eğer öyle gibi sanılsa da, mutlaka bir farklılığı vardır. İblis kelimesi ile şeytan kelimesinin farklılığı, veya insan kelimesi ile cin kelimesin farklılığı gibi.
    4- Kur’an daki hiçbir ayet o konu ile ilgili ilimle çelişmez. Zaten o konunun ilmi o Ayetin açıklaması oluyor.
    21/95- Yıkıma uğrattığımız bir ülkeye (tekrar dünya hayatı) imkansız (haram)dır; hiç şüphesiz onlar, (dünyaya) bir daha geri dönmeyecekler.
    Tıp İlmi insanın ölümünü açıklarken, beyin ölümü dediği son nefesinin verilmesiyle gerçekleştiğini söylemesi onun hayati fonksiyonlarını yitirmesi anlamındaki ölümüdür. Böyle beyin ölümü gerçekleşmiş olan birisinin artık kesinlikle geriye dönmesi mümkün değildir. Kıyamet gününde tekrar dirilme olayı hariç insanlar dünyada dirilmeyeceklerdir. Allah evrene böyle bir yasa koymuştur. Bu yasayı kimse değiştiremez. Hz İsa peygamberin dirilttiği ölü ise hayati fonksiyonlarını yitiren ölüler değil vahiylere karşı veya herhangi bir şeye karşı duyarsız olanların duyarlı hale gelmesi anlamındaki ölülerdir.
    5/110- Allah şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu’l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana Kitab’ı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir kuş oluveriyordu. Doğuştan kör olanı, alacalıyı iznimle iyileştiriyordun, (yine) Benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun. İsrail oğulları’na apaçık belgelerle geldiğinde onlardan inkara sapanlar, “Şüphesiz bu apaçık bir sihirdir” demişlerdi (de) İsrailoğulları’nı senden geri püskürtmüştüm.
    Bütün dünyadaki İslam toplumları Allah’ın Hz İsa peygambere ölüleri diriltme mucizesi verdiği inancındadırlar bu ayette “ benim iznimle Ölüleri (Hayata) çıkarıyordun” ifadesi hayati fonksiyonlarını yitirmiş olan ölüler değil vahiylere karşı duyarlı olmayanları. Vahiylere karşı Allah’ın izniyle duyarlı hale gelme anlamındaki diriltme Olarak kullanılmıştır zaten bu konularla ilgili kitabımın diğer bölümlerinde anlatılacaktır inşallah.
    5- Kurandaki ayetler muhkem ve müteşabih olarak iki kısma ayrılmıştır. Muhkem olan ayetler, kitabın anasını temelini oluşturan ayetlerdir bunlar Açıktır. Bunları genelde aklı olan herkes anlar. Mesela güneş doğduğu zaman ortalık aydınlanır. Güneş battığı zaman ise ortalık kararır . bütün herkes bu konuda aynı düşünür ve görür. Ama müteşabih olan ayetler de farklıdır. Hem o ayetler çift anlamlı hem de karmaşıktır tahlil ve inceleme sonucunda ancak kastetiği anlam yakalanabilir.. Dağlarda genelde bütün madenler vardır. Ama Tahlil ve inceleme neticesinde hangi madenin olduğu ve nasıl elde edilmesi gerektiği bir uzmanlık gerektirir veya İnsanın bir yerinden ağrı geliyorsa, o ağrının mutlaka bir sebebi vardır. O konuda uzman olanlar tahlil ve inceleme neticesinde ancak sebebini bulup karar verebilmektedirler Şimdi kurandan bahsettiğimiz ayeti naklederek onunla ilgili örnekleri vermeye çalışalım.
    3/7- Sana Kitap’ı indiren O’dur. Ondan, Kitap’ın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkem’dir; diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini Allah’tan başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: “Biz ona inandık, tümü Rabbimizin Katındandır” derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez.
    Şimdi muhkem olan ayetlerden bir tane örnek vermeye çalışalım.
    4/23- Sizlere anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerin kızları, kız kardeşlerin kızları, sizi emziren (süt) anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri ve kendileriyle (gerdeğe) girdiğiniz kadınlarınızdan olup koruyuculuğunuz altında bulunan üvey kızlarınız -onlarla gerdeğe girmemişseniz, size bir sakınca yoktur-, sizin sulbünüzden olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi bir araya getirdiğiniz (evlilik) haram kılındı. Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir
    bu naklettiğimiz ayeti aklı olan herkes anlar anlamı açıktır. Şimdi de müteşabih olan bir ayete örnek verelim.
    6/.146- Yahudi olanlara her tırnaklı (hayvanı) haram kıldık. Sığırlardan ve koyunlardan, sırtlarına veya bağırsaklarına yapışan veya kemiğe karışanlar dışında iç yağlarını da onlara haram kıldık. ‘Azgınlık ve hakka tecavüzde bulunmaları’ nedeniyle onları böyle cezalandırdık. Biz şüphesiz doğru olanlarız.
    İşte müfessirlerin büyük bir kısmının yanlışlığa düştüğü ayetlerden birisidir. Konumuz o olmadığı için detayına girmeyeceğim. Ama oradaki haram etme olayı Allah tarafından özel olarak haram edilme değil, onlar kendi kendilerine haram edişlerinden dolayı Allah böyle bir anlatım sanatı kullanmıştır. Yoksa Müslüman olanlara neleri helal neleri haram ettiyse Yahudi ve diğer din mensuplarına da haram ve helal edilmiştir. Yine bunları yeri geldikçe detaylı bir şekilde izah edeceğim inşallah.
    6- Kur’an Allah’ın gönderdiği bir kitap olması hasebiyle, her söylediğini her insan kavrayamayabilir. Ama ilahi bir mesaj olması nedeni ile kabullenmek zorundadır. Zamanımızdan bin dört yüz küsur sene önce insanlar arasından çıkan bir kişi kalksın,36/38- Güneş de, kendisi için (tespit edilmiş) olan bir müstakarra doğru akıp gitmektedir. Bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)ın takdiridir. Güneşin hakkında sanki bir uzay bilim adamı gibi bilgi versin. Bu insan aklını zorlayan ve Allah’ın insanlar arasından seçmiş olduğu bir peygambere gayıp olan bilgiyi vermesidir.
    7-Kur’an her asra hitabedecek şekilde tasarlanmıştır. Çağ ilerledikçe insan kültürü ve teknolojisi de ilerlemektedir. Bir önceki olan icatlar yenileriyle yer değiştirmektedir.
    2/106- Biz, daha hayırlısını veya bir benzerini getirinceye (kadar) hiçbir ayeti neshetmez (hükmünü yürürlükten kaldırmaz) veya unutturmayız. Bilmez misin ki Allah, gerçekten herşeye güç yetirendir.
    Kuranı kerim bilindiği gibi yirmi üç yıllık bir dönem içerisinde tamamlandı. İlk gelen ayetlerle son gelen ayetlerin hitap ediş şekli bakımından bile çok farklılıklar vardır. Bazıları bunları gereği gibi okuyup anlayamadıkları için sanki kur’anda bir çelişki varmış gibi algılıyorlar bir taraftan kafirlerin yapmış olduklarına karşı sabredin ile ilgili ayetler. Bir taraftan da size karşı savaş açanlara savaş açın ve onları gördüğünüz yerde öldürün ayetleri. şarta zamana ve olaylara göre anlaşılması gereken ayetlerdir.
    Yine yanlış anlaşılan ve algılanan olaylardan biri de sanki kuran kapalı gelmiş peygamberde onu açıklamış gibi İslam toplumlarında . bir anlayış vardır. Kuranı açıklayan peygamber değil Allah peygambere kuranı açıklamıştır.
    75/16- Onu (Kur’an’ı, kavrayıp belletmek için) aceleye kapılıp dilini onunla hareket ettirip-durma.75/17- Şüphesiz, onu (kalbinde) toplamak ve onu (sana) okutmak Bize ait (bir iş)tir.75/18- Şu halde, Biz onu okuduğumuz zaman, sen de onun okunuşunu izle.75/19- Sonra muhakkak onu açıklamak Bize ait (bir iş)tir
    Zaten kitabımın Kuran ve sünnet bölümünde onlara değinmiştim. Kuran Evrensel olan bir kitaptır. Her çağa bakan bir yüzü vardır peygamber kendi bulunmuş olduğu dönemindekilerle ilgili ayetleri ancak açıklananları yaşamıştır. Yoksa peygamber bir astronot veya bir pilot veya bir doktor değildi ki, Eğer peygamber kuranın tamamını açıklamış olsaydı şu ayete ters olurdu
    6/91- Onlar: “Allah, beşere hiçbir şey indirmemiştir” demekle Allah’ı, kadrinin hakkını vererek takdir edemediler. De ki: “Musa’nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği ve sizin de (parça parça) kağıtlar üzerinde yazılı kılıp (bir kısmını) açıkladığınız ve çoğunu göz ardı ettiğiniz kitabı kim indirdi? Sizin ve atalarınızın bilmediği şeyler size öğretilmiştir.” De ki: “Allah.” Sonra onları bırak, içine ‘daldıkları saçma uğraşılarında’ oyalanıp-dursunlar”
    Bakınız “ bir kısmını açıkladığınız ve çoğunu göz ardı ettiğiniz kitabı kim indirdi” ile ilgili bölümü açıklananlar. O gün peygamber ve Müslümanların yaşadığı hayatla ilgili bölümüdür. Çoğunu göz ardı ettiğiniz bölümü de daha gelecek asırda olacak olan bölümüdür
    8- Kurandaki anlatılan peygamberlerin hiç birinin hiç birine karşı üstünlüğü yoktur.
    2/136- Deyin ki: “Biz Allah’a; bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa’ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz O’na teslim olmuşlarız
    Diğer bir ayette de. Bazı peygamberleri bazı peygamberlere üstün kıldık (. diyor. Bu Ayetleri de yazdıktan sonra ikisini beraber düşünmeye çalışalım.
    2/253- İşte bu elçiler; bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. Onlardan, Allah’ın kendileriyle konuştuğu ve derecelerle yükselttiği vardır. Meryem oğlu İsa’ya apaçık belgeler verdik ve O’nu Ruhu’l-Kudüs’le destekledik. Şayet Allah dileseydi, kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, onların peşinden gelen Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi. Ama Allah dilediğini yapandır
    17/55- Rabbin, göklerde ve yerde olan herkesi en iyi bilir. Andolsun, Biz peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık ve Davud’a da Zebur verdik
    Bir Kısım peygamberlerin de kuranda adı anılmamıştır.
    40/78- Andolsun, Biz senden önce elçiler gönderdik; onlardan kimini sana aktarıp-anlattık ve kimini anlatmadık. Herhangi bir elçiye, Allah’ın izni olmaksızın bir ayeti getirmek olacak şey değildir. Allah’ın emri geldiği zaman hak ile hüküm verilir ve işte burada (hakkı) iptal etmekte (istekli) olanlar hüsrana uğramışlardır
    Peygamberler arasında ayırım yapmadığı takva yönündendir, bütün peygamberler. Allah’ın vermiş olduğu emre muhalefet etmezler konuştukları ve yaşadıklar vahiydir. Bazılarını bazılarına üstün kıldığı, peygamberler. Allah’ın göndermiş olduğu vahiylerle topluma anlattığı zaman duyarlı olanlarla olmayanların azlığı veya çokluğu ile ilgilidir. Bu peygamberlerin kendi ellerinde olan bir şey değildir. Tamamen toplumlarla ilgilidir. Toprağa ekilen tohum gibi şartlar elverişli olursa mahsul güzel olur şartlar elverişli olmaz ise mahsulün iyi olmadığı gibi. Adları zikredilmeyen peygamberler de, bulunmuş oldukları toplumlarda ses getiremeyen peygamberlerdir. Ben peygamberim dediği zaman hemen öldürülmüş olanlar, veya söylediklerini duymamışlar” seni babaları uyarılmamış kavmi uyarman için gönderdik” Ayeti gibi, mesajı almayan toplumların durumu ile ilgilidir. Yani Gelecek olan toplumların örnek edineceği bir olayı ve kıssası olmayan peygamberlerdir.
    9- Bütün peygamberlerin getirdikleri dinin adı islamdır. Hiçbir peygamberin getirdiği haram ve helaller ile hiçbir peygamberin getirdiği haram ve helaller birbirleriyle çatışmaz. Bununla ilgili ayetlerden nakletmeye çalışalım.
    6/145- De ki: “Bana vah yolunanlar içinde, yiyen bir kimsenin yiyeceği (şeyler) için, ölü eti, dökülen kan, domuz eti -ki bu gerçekten murdardır- ya da Allah’tan başkası adına kesilmiş bir fısk dışında, haram kılınmış bir şey bulmuyorum. Kim kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa, -saldırmamak ve haddi aşmamak şartıyla- (bu sayılanlardan ölmeyecek kadar yiyebilir). Şüphesiz senin Rabbin bağışlayandır, esirgeyendir
    6/146- Yahudi olanlara her tırnaklı (hayvanı) haram kıldık. Sığırlardan ve koyunlardan, sırtlarına veya bağırsaklarına yapışan veya kemiğe karışanlar dışında iç yağlarını da onlara haram kıldık. ‘Azgınlık ve hakka tecavüzde bulunmaları’ nedeniyle onları böyle cezalandırdık. Biz şüphesiz doğru olanlarız.
    16/118- Yahudi olanlara da, bundan önce sana aktardıklarımızı haram kıldık. Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı
    39/.6- Sizi tek bir nefisten yarattı, sonra ondan kendi eşini var etti ve sizin için davarlardan sekiz çift indirdi. Sizi annelerinizin karınlarında, üç karanlık içinde, bir yaratılıştan sonra (bir başka) yaratılışa (dönüştürüp) yaratmaktadır. İşte Rabbiniz olan Allah budur, mülk O’nundur. O’ndan başka İlah yoktur. Buna rağmen nasıl çevriliyorsunuz
    Bütün peygamberlere gelen dinlerin orijinali Allah tandır. Ayetlerde görüldüğü gibi birbirlerine zıt gibi görülen ayetleri bir araya getirdiğimiz zaman ayetlerin kastettikleri mana yakalanabiliyor. Yahudi olanlara haram Müslüman olanlara helal olmaz buradaki kastedilen mana, helal olanı kendileri yememeleri nedeni ile kendi kendilerine haramlaştırmalarıdır.
    Allah Özgür bir ortamda insanları imtihana tabi tutmak istemiştir.
    2/143- Böylece Biz sizi, insanlara şahit (ve örnek) olmanız için orta bir ümmet kıldık; Peygamber de üzerinizde bir şahid olsun. Senin üzerinde bulunduğun (yönü, Kabe’yi) kıble yapmamız, elçiye uyanları, topukları üzerinde gerisin geri dönenlerden ayırt etmek içindir. Doğrusu (bu,) Allah’ın hidayete ilettiklerinin dışında kalanlar için büyük (bir yük)tür. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz, Allah, insanlara şefkat edendir, esirgeyendir.
    Bu Ayet Allah’ın dininin bir peygamber ve onu etten duvarla koruyan Müslümanların oluşturduğu bir otoriteden söz edilmektedir.
    Bu çok önemli olan bir olaydır. Her örnekten bir örnek verildiği ve hiçbir eksiğin bırakılmadığı, ve şeytanın asla bir katması çıkarması olmadığı Allah Tarafından insanlar eliyle koruttuğu ve korutacak olduğu bir kitapla örnek bir toplum ve örnek bir yaşamın sergilendiği hem kendi dönemlerinde hem de kendi toplum dışında gelecek olan toplumlara bir model oluşturmuştur.
    Kuran Yeryüzünde ne kadar insan türü varsa, Onların, renklerine dillerine,cinslerine, makamlarına, hastalıklarına sağlamlıklarına bakmadan onların hiç birini diğer birinden ayırt etmeden aynı terazi ile tartarak. İmtihana tabi tutmuştur. Aralarındaki fark sadece tiyatrodaki rol farkı gibidir. Kim bu rolünü Allah’ın çizdiği ve verdiği kurallara göre oynarsa. Allah katında üstün ve değerli olan odur.
    49/13- Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır
    Allah’ın emirlerini kabul edenler eğer güç ve iktidar sahibi olurlarsa şu neticeler ortaya çıkar.
    1-Kuran buna Takva İktidarı diyor eğer iman edenler ve Salih amel işleyenler iktidar olurlarsa,
    3/104- Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.
    3/110- Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; maruf (iyi ve İslam’a uygun) olanı emreder, münker olandan sakındırır ve Allah’a iman edersiniz. Kitap Ehli de inanmış olsaydı, elbette kendileri için hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler vardır, fakat çoğunluğu fıska sapanlardır.
    22/41- Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler, ma’rufu emrederler, münkerden sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah’a aittir
    Allah bütün insanları yeryüzünde Aklını takvasını fıskını vererek yol seçimini kendi özgür iradesiyle baş başa bırakmıştır. Bunlar temel olarak iman eden ve Salih amel işleyenler, diğeri de inkar edenlerdir. İman edenler dünyadaki hayatlarında başı boş olmadıklarını onları gözetleyen ve yaptığı her davranışı kameraya alan bir Allah’ın olduğunu bildiklerinden kendi heva ve heveslerine göre yaşayamazlar. Onların Kendileriyle Allah Arasında, Kendileriyle diğer insanlar arasında ve kendileriyle insanların dışındaki varlıklarla diyalogu bir kurala ve prensibe bağlanmıştır..
    2- İslamın Otorite olduğu yerde, Asıl o otoritenin anasını oluşturan Müslümanlardır. Bunlar ya Allah’tan gönderilmiş bir Peygamber Ya da Allah’ın kitabına göre yaşayan bir devlet başkanına itaat etmeyi kendilerine bir görev bir ibadet olarak kabul ederler. Bunlar devlete devletin ayakta kalabilmesi için bu günün tabiri ile vergi. İslami tabirle de adı zekattır.zekat düşenler tarafından mutlaka verilir keyfe göre bir şey değildir. Vermeyenlere zorla verdirilir.
    2-110- Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin; önceden kendiniz için hayır olarak neyi takdim ederseniz, onu Allah Katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı görendir.
    İslam otoritesinde bulunan ikinci gurup insanlar da gayrı Müslimlerdir. Kuran gayrı Müslim olanları temel olarak iki kısma ayırmıştır.
    1-Anlaşmalı olanlar. İslam devletinin bunlara karşı tutum ve davranışlarını kuran şöyle belirlemektedir.
    9/4- Ancak müşriklerden kendileriyle antlaşma imzaladıklarınızdan (antlaşmadan) bir şeyi eksiltmeyenler ve size karşı hiç kimseye yardım etmeyenler başka; artık antlaşmalarını, süresi bitene kadar tamamlayın. Şüphesiz, Allah muttaki olanları sever.
    İslam otoritesinde hukuk Allah’ın hukukudur. ister Müslümanlardan isterse gayri Müslimlerden peygamber ve devlet başkanları da dahil olmak üzere Allah’ın emirlerine muhalefet eden bir sözde ve davranışta bulunamazlar. Yani kimse kendi keyfine göre davranamaz. Allah otorite olan islamın devletle kendi takva iktidarını oluşturan muslümanlarla, ve gayrı Müslimlerle davranış şekillerinin kurallarını belirlemiştir.
    İşte gayri Müslimlerden kendileri İslam otoritesinin dinini kabul etmediği halde eğer orada yaşayıp devletin nimetlerinden istifade ediyorsa, yolarını suyunu topraklarını kullanıp yaşıyorsa bunun bedeli olan cizye ve haracı ödeyerek kanunlara kendi dinlerine müdahale edilmediği sürece İslam otoritesine teslim olmak zorundadır. Müslüman olanlarda vergi olarak zekat varsa, bunlarda da vergi olarak cizye ve haraç vardır. Nasıl müslümanım diyenlerden zekatını vermeyenlere karşı savaş açılıyorsa, gayri Müslimler de cizye ve haraçlarını ödemedikleri zaman onlara savaş açılarak zorla kendi elleriyle cizye ve haraçlarını verinceye kadar savaşılır
    9/29- Kendilerine kitap verilenlerden, Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Resûlü’nün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini (İslam’ı) din edinmeyenlerle, küçük düşürülüp cizyeyi kendi elleriyle verinceye kadar savaşın.
    Bakınız Din Konusunda Allah gayrı Müslimlere İslam olmaları için kesinlikle zor ve baskı kullanmalarını yasaklamaktadır. Cizye ve haraçlarını düzgün ödedikleri taktirde onlarla nasıl bir iletişim kurulması gerektiğini kurandan dinleyelim.
    60/8- Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever.
    9/7- Mescidi Haram yanında kendileriyle anlaştıklarınız dışında, müşriklerin Allah Katında ve Resûlünün katında nasıl bir ahdi olabilir? Şu halde o (anlaşmalı olanlar), size karşı (doğru) bir tutum takındıkça, siz de onlara karşı doğru bir tutum takının. Şüphesiz Allah, muttaki olanları sever
    2- İkinci tip Gayrı Müslim de. Müslümanın varlığından rahatsız olan onları bulundukları yerden çıkaran, ve İslam otoritesine karşı çeteleşerek bir birlerine destek olup fesat çıkaranlardır. Ki işte Allah böyle tiplere karşı alınması gereken pozisyonları şöyle izah ediyor.
    9/5- Haram aylar (süre tanınmış dört ay) sıyrılıp-bitince (çıkınca) müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, onları tutuklayın, kuşatın ve onların bütün geçit yerlerini kesip-tutun. Eğer tövbe edip namaz kılarlarsa ve zekatı verirlerse yollarını açıverin. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.”
    Burada ayette haram aylar parantez içerisinde dört ay diye bahsederken İslam otoritesine karşı gayrı Müslimlerin başkaldırmadığı usluca durduğu dönemler anlamındadır. Bu gidişlerini veya usluca duruşlarını değiştirdiklerinde işte onlara karşı caydırıcı ve savaş dönemi başlamış demektir.
    9/12- Ve eğer antlaşmalardan sonra, yine yeminlerini bozarlarsa ve dininize hınç besleyip-saldırırlarsa, bu durumda küfrün önderleriyle çarpışın. Çünkü onlar, yeminleri olmayan kimselerdir; belki cayarlar
    8/38- O inkar edenlere de ki: “Eğer vazgeçerlerse geçmişte (yaptıkları) şeyler bağışlanacaktır. Ama yine dönecek olurlarsa, önceki (toplumlara uygulanan) sünnet, muhakkak (onların başından da) geçmiş olacaktır.”
    8/39- Fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Şayet vazgeçecek olurlarsa, şüphesiz Allah, yaptıklarını görendir.
    Kuran Evrenseldir Bütün Dünyadaki insanlar bir araya gelseler, kurandaki herhangi bir konu ile ilgili bir açıklamayı kuranın anlattığı gibi anlatamazlar.
    8/31- Ayetlerimiz onlara okunduğu zaman; “İşittik” dediler. “İstesek, biz de bunun bir benzerini söyleyebiliriz. Bu, eskilerin efsanelerinden başkası değildir.
    17/88- De ki: “Eğer bütün ins ve cin (toplulukları), bu Kuran’ın bir benzerini getirmek üzere toplansa, -onların bir kısmı bir kısmına destekçi olsa bile- onun bir benzerini getiremezler.”
    Bu Konuda sonuç olarak şunları söyleyebiliriz, 1-Her insan istediği dini seçip yaşayabilir,2- Ama Kendi dinini başkalarına zorla kabul ettirmeye çalışamaz. Eğer böyle bir davranışta bulunmaya kalkışırlarsa da İslam otoritesi ona güç ve kuvvet kullanarak bu yanlış davranışından vazgeçinceye kadar onlarla savaşır.
    4/75- Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla” diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?
    4/76- İman edenler Allah yolunda savaşırlar; inkar edenler ise tağut yolunda savaşırlar öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır.
    11- Kuranda geçen kelimeler genelde çift kullanılmıştır. İşte o kelimelerin ne anlama geldiği ancak konu ve kuran bütünlüğümde değerlendirildiği zaman, kastettiği mana yakalanabilir. Bir örnek verecek olursak, ölü kelimesini kuran bir gerçek anlamında kullanmıştır, bir de mecazi anlamda kullanmıştır.
    6/93- Allah’a karşı yalan uydurup iftira düzenden veya kendisine hiçbir şey vahy olunmamışken “Bana da vahy geldi” diyen ve “Allah’ın indirdiğinin bir benzerini de ben indireceğim” diyenden daha zalim kimdir? Sen bu zalimleri, ölümün ‘şiddetli sarsıntıları’ sırasında meleklerin ellerini uzatarak onlara: “Canlarınızı (bu kıskıvrak yakalanıştan) çıkarın, bugün Allah’a karşı haksız olanı söylediğiniz ve O’nun ayetlerinden büyüklenerek (yüz çevirmeniz) dolayısıyla alçaltıcı bir azapla karşılık göreceksiniz” (dediklerinde) bir görsen..”.
    Buradaki bahsedilen ölü gerçek anlamında bahsedilen ölüdür.
    5/110- Allah şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu’l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana Kitab’ı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde (bir şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir kuş oluveriyordu. Doğuştan kör olanı, alacalıyı iznimle iyileştiriyordun, (yine) Benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun. İsrailoğulları’na apaçık belgelerle geldiğinde onlardan inkara sapanlar, “Şüphesiz bu apaçık bir sihirdir” demişlerdi (de) İsrailoğulları’nı senden geri püskürtmüştüm.”
    6122- Ölü iken kendisini dirilttiğimiz ve insanlar içinde yürümesi için kendisine bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, karanlıklarda kalıp oradan bir çıkış bulamayanın durumu gibi midir? İşte, kafirlere yapmakta oldukları böyle ‘süslü ve çekici’ gösterilmiştir.
    2/72- Hani siz bir kişiyi öldürmüştünüz ve bu konuda birbirinize düşmüştünüz. Oysa Allah, gizlediklerinizi açığa çıkaracaktı.
    2/73- Bunun için de: “Ona (cesede, kestiğiniz ineğin) bir parçasıyla vurun” demiştik. Böylece, Allah ölüleri diriltir ve size ayetlerini gösterir; ki akıllanasınız.
    İşte bu ayetlerde bahsedilen ölü kelimeleri gerçek anlamındaki hayati fonksiyonlarını yitirmiş ve beyin ölümü gerçekleşmiş anlamında değil , yaşımın gerçek anlamındaki ibadet ve kulluk anlamını yitirmiş anlamında kullanılan ölüdür. Eğer o anlamda olmamış olsaydı. Şu ayete ters olurdu.
    21/95- Yıkıma uğrattığımız bir ülkeye (tekrar dünya hayatı) imkansız (haram)dır; hiç şüphesiz onlar, (dünyaya) bir daha geri dönmeyecekler
    İşte asırlarca kuranın bu anlatım sanatı kavranılmadığı için kurandaki ayetlerin kastettiği mana tamamen çarpıtılmış hazreti isa peygamberin ölüleri gerçek anlamında dirilttiği ona bir mucize olarak verildiği inancı devem edip gelmişir. Halbuki Allah mucizelerin kendisine ait olduğunu söylerken,29/50- Dediler ki: “Ona Rabbinden ayetler (birtakım mucizeler) indirilmeli değil miydi?” De ki: “Ayetler yalnızca Allah’ın Katındadır. Ben ise, ancak apaçık bir uyarıcıyım.” Olduğunu söylerken , peygamberlere Allah’ın sadece verdiği mucize olarak göndermiş olduğu vahiydir diye vurgularken,29/51- Kendilerine okunmakta olan Kitap’ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? Şüphesiz, bunda iman eden bir kavim için gerçekten bir rahmet ve bir öğüt (zikir) vardır. İnsanlar peygamberleri Allah’ın tarif ettiği sıfatın dışına çıkararak başka bir kılıfa sokmaya çalışmışlardır.
    Bir örnek daha verecek olursak, gece kelimesi de iki anlamda kullanılmıştır. Birisi güneşin batışı ile doğuşu arasındaki kalan karanlık bölge Diğeri de cehalet karanlığı Anlamın da da gece kelimesi kullanılmıştır.
    97/1 biz bu kuranı kadir gecesinde indirdik
    Gerçek anlamda kullanılan gece.17/78- Güneşin sarkmasından gecenin kararmasına kadar namazı kıl, fecir vakti (namazda okunan) Kur’an’ı, işte o, şahid olunandır
    17/.79- Gecenin bir kısmında kalk, sana ait nafile olarak onunla (Kur’an’la) namaz kıl. Umulur ki Rabbin seni övülmüş bir makama ulaştırır.
    Eğer kadir gecesinde indirilen kuran gerçek anlamında kullanılan gecede indirilmiş olsaydı, kuranın yirmi üç yıllık dönemde inişi ile ilgili olaya ters olurdu orada ki kullanılan gece gerçek anlamındaki gece değil cehalettir karanlığı aydınlatan vahiylerdir. Eğer bu kelimelerin ne anlama geldiği çözülmez ise Ayetlerin anlatmak istediği anlam yakalanamaz.
    12- Kuranda Akıl eden, düşünebilen ve yaptıklarından dolayı hesaba çekilecek olan tek varlık adem şemsiyesi altındaki insan türleridir. Adem oğlunun dışındaki varlıkların hiç birisi yaptıklarından dolayı sorumlu değildir. Eğer insanların dışındaki varlıklara sanki akleder ve yaptıklarından dolayı sorumlu gibi bir anlayışla ayetlere yaklaşılırsa bu doğru değildir. Bir örnek verecek olursak
    7/163- Bir de onlara deniz kıyısındaki şehri(n uğradığı sonucu) sor. Hani onlar cumartesi (yasağını çiğneyerek) haddi aşmışlardı. ‘Cumartesi günü iş yapma yasağına uyduklarında’, balıkları onlara açıktan akın akın geliyor, ‘cumartesi günü iş yapma yasağına uymadıklarında’ ise, gelmiyorlardı. İşte Biz, fıska sapmaları dolayısıyla onları böyle imtihan ediyorduk.
    Dikkat edilirse bu ayet Yahudilerin ibadet kurallarına uyup uymadığı sanki balıklar tarafından biliniyormuş da yasaklara uydukları zamanlar balıklar kıyıya geliyor yasak kurallarına uymadıkları zamanlar ise balıklar kıyıya gelmiyor diye anlamışlardır. Halbuki Kuran düşünmeyen aklını kullanmayan insanlara hayvanlar gibidir ifadesini kullanırken.
    25/44- Yoksa sen, onların çoğunu (söz) işitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler; hayır, onlar yol bakımından daha şaşkın (ve aşağı) dırlar.
    Buradaki Araf suresi yüz yetmiş üçüncü ayetteki anlatılmak istenen Yahudiler Allah tan gelen emirlere bağlı kaldıkları sürece eşya ile ilgiyi iyi kurabildikleri sürece dünya hayatında nimetler bol bol gelir. Ama işlerini iyi takip etmez gönderilmiş olan vahiylerden uzak kalırlarsa da bu günkü Müslüman toplumların düştükleri konum gibi hale düşerek küfrün karşısında rezil rüsva olurlar
    Dünya üzerinde tarih boyunca evrenin yasasına gerektiği gibi uyan insanlar devamlı egemenliklerini ayakta tutmuşlar ama yasalara uymayan toplumlar da Allah’ın En yakın olduklarını iddia etseler bile yenik düşmüşlerdir. Dünyanın yedi harikasından biri olan piramitler bilindiği gibi firavun tarafından yaptırılmıştı. Bu konuya yanlış anlatılan ve yanlış algılanan konuyu aydınlatmak amacı ile kısacık da olsa değinmek istiyorum.
    10/90- Biz, İsrailoğulları’nı denizden geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun): “İsrailoğulları’nın kendisine inandığı (İlah’tan) başka İlah olmadığına inandım ve ben de Müslümanlardanım” dedi.
    10/92- Bugün ise, senden sonrakilere bir ayet (tarihi bir belge, ibret) olman için seni yalnızca bedeninle kurtaracağız (herkese cesedini göstereceğiz). Gerçekten insanlardan çoğu, Bizim ayetlerimizden habersizdirler.
    Devamlı üzerinde basa basa durduğum bir şey var eğer kurandaki bir ayetin kastettiği mana doğru anlaşılmış ise pratik hayatta da uygulamada da doğru netice ortaya çıkar. Mesela yukarı atılan bir taş yerçekimi nedeni ile aşağı düşer. Bu söz deneme yanılma sonucunda ortaya çıkarak kanun haline gelmiştir. Eğer bu söz doğru değilse yukarı atılan taş yerçekimi nedeniyle yere düşmezdi. Aynen onun gibi Firavun ile ilgili ayette geçen ifade “ seni alemlere ibret olsun diye bedeninle kurtaracağız “ ifadesi cesedini kızıl denizde iki üç bin sene sonra bulacaklar anlamında değil senin yaptığın o piramitleri insan oğluna ibret olsun diye Dünyanın yedi harikasından biri olarak göstereceğiz Allah’a iman etmeyen toplulukların dünya hayatında ne kadar başarılı olsalar bile bir gün gelip hayatlarının sona erip o saltanatlarının yıkılacağını ima ederek gelecek olan kuşaklara ders vermektedir. İşte ayette geçen seni bedeninle kurtaracağız ifadesi cesedinin kurtulması anlamında değil, dünyanın yedi harikasından biri olan piramitleri kastetmektedir. Bütün dünya firavunu konuşması onun dünya hayatındaki dünyalık başarılarını kastetmektedir. Yoksa denizde bulunan her cesedi firavun diye bahsedilmesi yanlış olur kanaatindeyim. Eğer gerçekten bahsedilen beden anlamındaki et ve kemiklerden meydana gelen ceset olmuş olsaydı onun kurtuluşunun ne önemi var idi.
    13- Kuranın doğru olarak anlaşılmasını engelleyen mucize ve sünnet kavramının yanlış algılanmasıdır. Şeytan bu iki anlayışın arkasına saklanarak fitneyi İslam toplumuna yerleştirmiştir.
    Mucize: bilindiği gibi kelime olarak Kuranda geçmez,onun adı Ayet, belge,delil, burhan olarak geçer. Tarifi Allah’a ait olan yaratılmışların hepsinin adı dır Peygamberlere verilen mucize sadece vahiy mucizesidir.
    29/50- Dediler ki: “Ona Rabbinden ayetler (birtakım mucizeler) indirilmeli değil miydi?” De ki: “Ayetler yalnızca Allah’ın Katındadır. Ben ise, ancak apaçık bir uyarıcıyım.
    6/35- Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse, onlara bir ayet getirmek için yerde bir tünel açmaya veya göğe bir merdiven dayamaya gücün yetiyorsa (yap). Eğer Allah dileseydi, onların tümünü hidayet üzere toplardı. Öyleyse sakın cahillerden olma.
    İşte kuran gibi bir kitabın indirilişinden daha büyük mucize ne olabilir ki?bütün insanların toplanıp bir araya gelseler getiremi,yecekleri bir kitaptır.
    İkinci olarak da şeytanın katıp çıkardığı hadis ve sünnettir. Eğer hadisler kurandan ise kurandan ayrı bir adla çıkılmasının ne anlamı var. Eğer hadisler Kurandan değilse o zaman o ölçü alınamaz, Hadislerle amel edilemez. Öyleyse Kuran her örnekten bir örnek vermiş Hiçbir eksiklik bırakmamışsa,17/89- Andolsun, bu Kuran’da her örnekten insanlar için çeşitli açıklamalarda bulunduk. İnsanların çoğu ise ancak inkarda ayak direttiler.18/54- Andolsun, bu Kuran’da insanlar için Biz her örnekten çeşitli açıklamalarda bulunduk. İnsan, her şeyden çok tartışmacıdır.” İnsanlar yanlışın peşine takılarak kelimeleri Allah’ın Koyduğu yerden kaldırarak farkında veya farkında olmadan,şeytanın peşine takılmışlardır.Araştırıldığı zaman sahih denen hadislerin kurana uymadğı ve kendi aralarında da çeliştikleri görülmektedir. Kurana bir şey katıp veya bir şey çıkarma ümidi kalmayan şeytan korunması garantörlük altına Allah tarafından alınmayan hadisleri kendisine paravan olarak kullanmıştır. Peygamber kuranın dışında bir şey söylemeye veya ondan bir şey çıkarmaya hakkı yoktur. Ve olmamıştır da 53/3- O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.53/4- O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir. Allah’ın Peygamberi nereye koymuşsa ne olduğunu nasıl tanıtmışsa birilerinin tanıttığı o peygamberi Allah’ın Koyduğu yerin ne üzerinde bir yere çıkarmağa nede altında bir yere indirmeye kimsenin Hakkı yoktur. o söylerse kurandan söyler kuranın dışında hiçbir şey söyleyemez. Yaşadığı hayatta kuran dır söyledikleri de kurandır.
    13- Kuran’ı Kerim korunmuş bir kitaptır. Burayı biraz açıklamak gerekiyor.Hıristiyan misyonerler diyorlar ki İncil Tevrat Zebur da Allah Tarafından gönderilmiş kitaplar değil mi ki onlar neden korunmamış da sadece kuran korunmuş diye bir eleştiri getiriyorlar.
    Koruma olayını Allah kendi özel olarak müdahale ederek değil, insanlar eliyle korumuştur. Bunu Kavrayabilmek için bazı kuralların bilinmesi gerekmektedir.
    1- Allah insanlara özgürlüğü verip, peygamberler ve kitaplarda göndererek yol seçme hakkını insanların kendilerine vermiştir.
    41/40- Bizim ayetlerimiz konusunda çarpıtma yapanlar, Bize gizli kalmazlar. Öyleyse ateşin içine bırakılan mı daha hayırlıdır yoksa kıyamet günü güvenle gelen mi? Siz dilediğinizi yapın. Çünkü O yaptıklarınızı gerçekten görendir.6/104- Gerçek şu ki size Rabbinizden basiretler gelmiştir. Kim basiretle-görürse kendi lehine, kim de kör olursa (görmek istemezse) kendi aleyhinedir. Ben sizin üzerinizde gözetleyici değilim. 18/29- Ve de ki: “Hak Rabbinizdendir; artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin. Şüphesiz Biz zalimlere bir ateş hazırlamışız, onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. Eğer onlar yardım isterlerse, katı bir sıvı gibi yüzleri kavurup-yakan bir su ile yardım edilirler. Ne kötü bir içkidir o ve ne kötü bir destektir.”
    Daha önce de bahsettiğim gibi, insanlar ilk yaratıldığı zamanlar ilim ve teknoloji sıfır idi. Her gelen kuşak kendilerinden sonra gelen kuşaklara bir kültür mirası devrederek bu gün bilgisayar ve uzay çağına ulaşılmıştır. Kuranın korunması da , iki yolla olmuştur. Birincisi yazı kültürü ve sanatının gelişmesiyle Allah’tan gelen vahiyler, deriler ve kemikler üzerine yazılarak korunmuştur. Yine burayı da biraz açmak gerekiyor. Yazı bilindiği gibi milattan önce üç bin beş yüz yıl önce bulundu. Bir icat bulunduktan belirli zamandan sonra belirli şeyler onun üzerine bina edilmeye başlar. Kuran gelinceye kadar Allah’tan gelen vahiyler. Peygamberden peygambere devam ederek korunuyor du Yani Her peygamber , kendilerinden önce gelen peygamberleri doğrulayıp ve tasdik ediyor .Kendilerinden sonra gelecek olan peygamberleri de müjdeliyordu.
    61/6- Hani Meryem oğlu İsa da: “Ey İsrailoğulları, gerçekten ben, sizin için Allah’tan gönderilmiş bir elçiyim. Benden önceki Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra ismi “Ahmed” olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim” demişti. Fakat o, onlara apaçık belgelerle gelince: “Bu, açıkça bir büyüdür” dediler.”
    İşte Hıristiyan misyonerlerinin düştükleri hata buradadır. Allah’tan gelen vahiyler İnsanların duyarlı olanların o konu ile eğilimin oluşu ve teknolojinin o konu ile ilgili gelişmesine bağlıdır. Yazı kültürü ve sanatının Allah’tan gelen bilgileri koruma ve saklamasına elverişli olacak şekilde gelişmemesi nedeni ile , peygamberlere gelen vahiyler Peygamberler ölünce Ağızdan ağza aktarılan bir hikaye ve masal gibi olmuştur. Orijinal olan din bir belgeye dayanması gerekmektedir. Bakınız bu günkü İslam diye bahsedilen, kuran orjinli dinden uzak olarak , anlatılan din bozulmuşsa,geçmiş dinlerde orijinali olmayan Tevrat İncil ve diğer dinler de öyle bozulmuştur. Zaten orijinalliği korunmuş olan Kuran’da onların gerçek haberleri geçmektedir. Kuranda diğer kitapların belgelerinin yazılarak korunduğuna dair bir ayet yoktur. Ama kuranın yazılarak korunduğuna dair ayet vardır.
    6/91- Onlar: “Allah, beşere hiçbir şey indirmemiştir” demekle Allah’ı, kadrinin hakkını vererek takdir edemediler. De ki: “Musa’nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği ve sizin de (parça parça) kağıtlar üzerinde yazılı kılıp (bir kısmını) açıkladığınız ve çoğunu göz ardı ettiğiniz kitabı kim indirdi? Sizin ve atalarınızın bilmediği şeyler size öğretilmiştir.” De ki: “Allah.” Sonra onları bırak, içine ‘daldıkları saçma uğraşılarında’ oyalanıp-dursunlar.
    Hıristiyanların eleştirdikleri Allah’ın kitabı olan Tevrat ve İncil, neden korunmamıştır demeleri doğru değildir. Onların kitapları da kuranla korunmuştur. Kuranda geçen Hazreti isa peygamber ve diğer peygamberlerle ilgili kıssalar gerçek bir haber olarak anlatılmaktadır . böylece Allah onlardaki orijinal olan dinin aslını kuranla korumuştur.
    2- Kuranın bir de ezberlenerek korunmasıdır. Yani hafız ordusu kuranın ezberlenerek korumasıyla nesilden nesile miras olarak devredilip gelmiş hem orijinal olan belgelerle elde olan kuranla mukayese edilerek bu güne kadar bize bozulmadan gelmesine vesile olmuşlardır.
    14- Yine Yanlış algılanan ve yanlış anlatılan olaylardan biri de Hazreti İbrahim peygamber’in ölülerin nasıl diriltildiğini sorması ve cevabı ile ilgilidir.
    2/260- Hani İbrahim: “Rabbim, bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster” demişti. (Allah ona:) “İnanmıyor musun?” deyince, “Hayır (inandım), ancak kalbimin tatmin olması için” dedi. “Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır, sonra onları (parçalayıp) her bir parçasını bir dağın üzerine bırak, sonra da onları çağır. Sana koşarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.”
    Buradaki ölülerin diriltilmesi gerçek anlamındaki ölülerin diriltilmesi değil, Duyarsız olan bazı hayvanların bazı konularla ilgili eğitilerek, duyarlı hale gelmesi anlamındaki diriltmedir. Yunus balığının deniz kıyılarında mayın araması yapması, Köpeklerin eğitilerek, depremde ceset araması eroin esrar araması, atların savaşlarda kullanılması, daha doğrusu evcil olmayan hayvanların evcilleştirilerek insanın yararına çalışması , o dirilme veya diriltilme anlamında kullanılmıştır. Yoksa gerçek Anlamındaki ölüleri Allah’tan başka kimse diriltemez Allah peygamberlere de böyle bir mucize vermemiştir.21/95
    15-Önemli olan ve hala daha ne anlama geldiği , Anlaşılamayan konulardan birisi de şeytan ve iblis kelimelerinin , düzgün bir şekilde çözülüp anlaşılamamıştır. Şeytan :Bazılarının söylediği gibi, insanlardan ayrı bir yaratık değil, insanların, azgınlaşmış, kibirlenmiş, ve günahlarda ısrar eden tiplerinin “Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi?” (İblis) Dedi ki: “Ben ondan hayırlıyım; beni adıdır. Ateşten yaratılan şeytan değil, Ateşten yaratılan iblistir. 7/12- (Allah) Dedi: ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.”
    Şeytan ise insanın yoldan sapanın adı olduğuna göre o ateşten değil, topraktan yaratılmıştır.
    İblis; İnsana vesvese veren kötü yolları teklif etmekle görevli olan bir melektir. Zaten iblis gibi kötülüğü teklif eden bir olgu olmamış olsaydı , insanlar da diğer varlıklar gibi melek konumunda olurlardı7/20- Şeytan, kendilerinden ‘örtülüp gizlenen çirkin yerlerini’ açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi ve dedi ki: “Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir.”
    İşte insanın diğer yaratıklardan farkı, iblisin İnsana yanlışa gitmesi için teklif sunmasıdır. Yani insanın iyiye ve kötüye gidebilmenin seçeneklerinin oluşuyla meleklerden ayrılıyor. İblisin Allah’tan insanların diriltilecekleri güne kadar süre istemesi de onun insanlardan insanlara miras yoluyla aktarılan nesilde de aynen fıskın insan oğlunda var olmasıdır. Yoksa İblis eğer canlı varlık ise canlılar doğarlar büyürler ve ölürler. Eğer cansız ise insana teklif sunarak insanları kandıramazdı.
    16-Yanlış anlaşılan ve algılanan konulardan birisi de Kabirde Azap çekme olayıdır. Bu Hurafe olan bir anlayıştır. Bedenle , ile ruh bir araya gelmeden hiç birisi acı ve azap çekmez. Ölen insanın bedenle ruhu bir birinden ayrılmıştır. O Ahiret aleminde bedenle ruh bir araya geldiği zaman ancak mükafatı ve acıyı ancak hissedecektir.
    36/52- Demişlerdir ki: “Eyvahlar bize, uykuya-bırakıldığımız yerden bizi kim diriltip-kaldırdı? Bu, Rahman (olan Allah)ın va’dettiğidir, (demek ki) gönderilen (elçi)ler doğru söylemiş
    Kabir azabı çeken insanlar ahiret aleminde böyle bir şeyi nasıl söyler. Diğer bir olayda bedenler çiftleştirilmeden azap olayı olmaz demiştik.7/7- Nefisler, birleştiği zaman, işte burada ki nefislerin birleşmesi, bedenle ruhun bir araya gelmesi ile mümkün olur.
    Zaten zaman olayı insanlara göredir, Allah’a göre zaman yoktur, zaman kainatın yaratılışı ile beraber yaratılmıştır. Kainat bir zaman dilimi içerisinde halife olan insan oğlunun emrine amade olarak verilerek , insanlar deneniyor, ve insan oğlunun ömrü bitince tekrar zaman ortadan kalkarak zamansızlığa giriliyor. Yani ezeli olan bir ortamdan gelip, bir zaman dilimi içerisinde insanlar denenip tekrar ebedi bir ortama gidiliyor. Bu kabir azabı, denen bir olay olmuş olsaydı, insanların ilk yaratılışıyla ölen insanın çektiği kabir azabıyla kıyametin kopuş anında ki ölen ve dirilenin kabir azabı farklı olurdu ki, bu da Allah’ın adil sıfatına yakışmazdı . Dünyada Allah’ın göstermiş olduğu , şekilde hayat sürenler ebedi olarak cennete girecekler ve kalacaklar, bunun dışında olanlar da ebedi olarak cehennemde kalacaklardır. Cehenneme gidip de belirli bir miktar yanıp cennete girme olayı yoktur. Onu Hıristiyan ve Yahudiler uydurmuşlardır.
    3/24- Bu, onların: “Ateş bize sayılı günler dışında kesinlikle dokunmayacak” demelerindendir. Onların bu iftiraları, dinleri konusunda kendilerini yanılgıya düşürmüştür.
    17- Ahiret aleminde kadın ve erkekler diye ayırım olmayacaktır. Orada yeni bir yaratılışla insanlar yaratılacaklardır.
    56/35- Gerçek şu ki, Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık. 56/6262- Andolsun, ilk inşa (yaratma)yı bildiniz; ama öğüt alıp-düşünmeniz gerekmez mi?
    Dünya hayatı tiyatro sahnesindeki gibi her ırktan her dilden her cinsten fakir ve zengin,ayırt edilmeden hepsinin bulunmuş olduğu konumla ilgili bir sorumluluğu ve görevi vardı. Bu rol denenme artık ölünce bitmiştir. Artık İman eden ve Salih amel işleyenler. Ve inkar edenler ve zulmedenler diye ayrılacaklardır. İnkar eden ve zulmedenler, derece derece yaptıkları zulmün derecesine göre ebedi olarak cehenneme girerek cezalandırılacaklar. Hiç orada kendilerine yardım edecek de bulunmayacaktır. İman edenler ve Salih amel işleyenlerde orada yaptıkları amellerin karşılığına göre değerlendirilecekler. Kadın ve erkek ayırımı yapılmadan orada dünya hayatındaki verilmiş olan göreve bağlı kalışına göre hiç torpil ve şefaat olmadan derece derece ebedi olarak cennette yerlerini alacaklardır. Böylece yıllardır erkeklere neden huriler veriliyor da kadılara bir şey verilmiyor diye sorular artık kapanacak . orada yeni bir yaratılışla yaratılan iman eden ve Salih amel işleyen kadın ve erkeklere ayırım yapılmadan huriler diye anımsanan yeni bir varlık türü eşler verilecek.
    55/56- Orada bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş kadınlar vardır ki, bunlardan önce kendilerine ne bir insan, ne bir cin dokunmuştur.
    18-Yanlış Anlaşılan ve algılanan anlayışlardan birisi de Kuranın abdestsiz okunamayacağı ile ilgili anlayıştır. Kuranda kuran okumaya başlayacağınız zaman abdest alacaksınız diye bir ayet yok ancak namaz kılmak için abdest alma ile ilgili ayet vardır
    5/6- Ey iman edenler, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da (yıkayın.) Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.
    Asıl yanılınan nokta temiz kelimesinin ne anlama geldiği kurana göre anlaşılamadığından kaynaklanmaktadır. Bakınız kurandan bu konu ile ilgili ayetleri incelemeye çalışalım.
    56/77- Elbette bu, bir Kur’an-ı Kerim’dir.56/78- Saklanmış-korunmuş bir Kitap’ta (yazılı)dır.56/79- Ona, temizlenip-arınmış olanlardan başkası dokunamaz.
    92/18- Ki o, malını vererek temizlenip-arınır.
    Eğer temizlenmek kelimesi abdestle olan bir şey olmuş olsaydı, veya abdest almayı sadece temizlenme anlamında kullanmış olsaydı. Mal vereek insan nasıl temizlenirdi. Buradaki kastedilen asıl mana kalplerin temizlenip Allah’a yönelmesidir.Abdest olayı kalbleri Allah’a yönelmiş olanların , Allah’ın emirlerine uymanın bir ibadet kuralıdır. Bakınız bunula ilgili bir ayaet daha nakletmeye çalışalım.
    8/11- Hani Kendisi’nden bir güvenlik olarak sizi bir uyuklama bürüyordu. Sizi kendisiyle tertemiz kılmak, sizden şeytanın pisliklerini gidermek, kalplerinizin üstünde (güven ve kararlılık duygusunu) pekiştirmek ve bununla ayaklarınızı (arz üzerinde) sağlamlaştırmak için size gökten su indiriyordu.”
    Demek ki Temiz kelimesi abdestle temizlenmek değil kalplerin temizlenip şeytanın vesveselerine karşı kişinin kendisini koruma altındaki temizliktir.
    19-Çok sorulan sorulardan birisi de Kuranda Namazın tarifi ve vakitleri yok. Bunu nereden öğreneceğiz.?
    Namaz Kuranda kişilerin yaşadığı hayatın ve dinin adıdır. İki kısımda ele alınır. Birincisi kuranın orta namaz diye bahsettiği Allah’ın tarif ettiği şekildeki, yaşanan hayat namazı, Hayat namazını Kılmayan kişilerin günün belirlenmiş vakitlerindeki kılınması emredilen namazını kılmasının bir anlamı yoktur. İşte tarif edilen kurandaki hayat namazı.
    2/177- Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.
    İşte Kuran bir kişinin söylediklerinin samimi olup olmadığı, yaşadığı hayatla sorgulanması gerektiğini söylüyor. Eğer Kişi Kendisinin Alaha ve Allah’tan gönderilmiş olan peygamberler ve kitaplara inanıyorsa, bunu hayatıyla buluşturması gerekmektedir. Yani inancını yaşaması gerekmektedir. İşte asr suresinde dikkat çekilen konu da budur
    103/1- Asra andolsun;103/2- Gerçekten insan, ziyandadır.103/3- Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka.
    Allah İman eden ve Salih amel işleyenler için bir yol belirlemiş , o yol Kur’an ın tarif ettiği yoldur. Ölçü odur terazi odur mizn odur. İnsanlar neleri ne kadar yapabilmişse o kurana uygunluk derecesine göre değere tabi tutulur. İşte hayat namazı budur. İkinci olarak kılınan namaz da yaşanan hayatın Allah’a ait olduğunu belirlemek amacıyla Allah’ın insanlardan istediği benim tesbit edebildiğim kadarıyla Peygamber için Altı Diğer Müslümanlar için de beş vakit şekillenmiş olan namaz vardır. Daha önce de bahsettiğim gibi bu şekillenmiş olan namazın Allah Katında hüsnü kabul görmesi için düzgün Allah’ın emir ve yasaklarına uyulan bir hayatın oluşu neticesinde kılınması gerekir. İşte Maun suresinde namazları kabul olunmayacak kişilerin tanımını Şöyle yapmaktadır.
    107/1 Dini Yalanlayanı gördün mü.?2-işte yetimi itip kakan3- Yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen odur.4- Namaz kılanların vay haline,5-Ki Onlar namazlarında yanılgıdadırlar.6- ve ufacık bir yardımı da engellemektedirler.”İşte bu tip insanların Allah katında kılmış oldukları namazlar kabul olmayacaktı
    Önce Namaz Allah’a Kulluk Yapmayı kabul edenlerin başta peygamberler olmak üzere günün tarif edilen belirli vakitlerinde Allah’a Ait yaşanan Hayatın İnsanın kendi kendisi ile hesaplaşarak . Allah’ Bilgi verilmesidir. Yani Yaşanan hayatın o bölümü ile ilgili diliminde yapmış olduğu yanlışlıklardan dolayı özür dileyerek kendisinin , Allah’tan af ve mavfiret dileyerek, doğru yolda yürüyebilmesi için dua etmesi dir. Dikkat edildiği zaman insanlar , çok yanılgıda, çok aceleci çok unutkandır. Çünkü Onu Doğru Yoldan engelleyen ve devamlı yanlışa götürmenin hesaplarını yapan iblis ve şeytanla imtihan edilmektedir.
    Önce Kuranda Namazın kaç rekat olduğunu ve namazın kime ve kimin adına kılınması gerektiğini yakalamaya çalıştıktan sonra hangi vakitlerde kılınması gerektiğini bulmaya çalışalım inşallah.
    ALLH’IN KURAN DA TANIMLADIĞI NAMAZ SAVAŞ ANINDA BİR REKAT NORMAL ZAMANDA DA İKİ REKATTIR.
    4/101100- Allah yolunda hicret eden, yeryüzünde barınacak çok yer de bulur, genişlik (ve bolluk) da. Allah’a ve Resûlü’ne hicret etmek üzere evinden çıkan, sonra kendisine ölüm gelen kişinin ecri şüphesiz Allah’a düşmüştür. Allah, bağışlayıcıdır, esirgeyicidir.
    4/101- Yeryüzünde adım attığınızda (yolculuğa ya da savaşa çıktığınızda), kafirlerin size bir kötülük yapmalarından korkarsanız, namazı kısaltmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Şüphesiz kafirler, sizin apaçık düşmanlarınızdır.
    4/102- İçlerinde olup onlara namazı kıldırdığında, onlardan bir grup, seninle birlikte dursun ve silahlarını (yanlarına) alsın; böylece onlar secde ettiklerinde, arkalarınızda olsunlar. Namazlarını kılmayan diğer grup gelip seninle namaz kılsınlar, onlar da ‘korunma araçlarını’ ve silahlarını alsınlar. Küfredenler, size apansız bir baskın yapabilmek için, sizin silahlarınızdan ve emtianız (erzak ve mühimmatınız)dan ayrılmış olmanızı isterler. Yağmur dolayısıyla bir güçlüğünüz varsa veya hastaysanız, silahlarınızı bırakmanızda size bir sorumluluk yoktur. Korunma tedbirlerinizi alın. Şüphesiz, Allah kafirler için aşağılatıcı bir azap hazırlamıştır.
    4/103- Namazı bitirdiğinizde, Allah’ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin. Artık ‘güvenliğe kavuşursanız’ namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz, mü’minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır.”
    Şimdi ben burada ki anladığımı ,okuyucularla paylaşmak isterken benim söylediğim doğru deyip dayatmak istemiyorum. Eleştiri mutlaka olacaktır.onları da saygı ile karşıladığımı belirtmek isterim.
    Allah Kuran da Ayette belirtildiği gibi bir korku ve savaş namazından bahsetmektedir. Kuran bir konuyu işlerken bir hikaye bir masal gibi anlatmamıştır. Daha öncede verdiğim örnekteki gibi dağın içerisindeki madenleri nasıl inceleme ve tahlil yaparak, ayrıştırıp, ayrı ayrı ortaya çıkıyorsa , kurandaki ayetlerin kastettikleri manalarda kuran içerisine serpiştirilmiş vaziyettedir. Onun yorumunu kuranın bütününde aramak lazımdır.
    Nisa suresinin yüz ikinci ayetinde, Allah resulüne savaş anında kılınan kısaltılmış bir namazın tatbikatını yaptırıyor. Ve nöbetleşe kılınan namazdan bahsediyor. “ Sen içlerinde olup, onlara namazını kıldırdığında, onlardan bir gurup seninle birlikte namaza dursun .Silahlarını (yanlarına) alsın böylece onlar secde ettiklerinde,arkalarınızda olsunlar,” İşte buraya kadar peygamberin önderliğinde bir gurup Müslümanın kılmış oldukları namaz anlatılmıştır. Secde ifadesi de kuranın diğer ayetlerinde söz edilmektedir. Kılınan peygamberin dışındaki Müslümanların namazı bir rekat olmaktadır. Ayete devam edelim, Namazlarını kılmayan diğer gurup seninle birlikte namaz kılsınlar” işte burada ikinci gurubun da kıldığı namaz da bir rekattır. Bu ayetin orijinalinde yok ama birinci gurupta kılınan namazın rekat sayısı ikinci gurupta da verilmeye gerek yoktur. Peygamber iki tane guruba ayrı ayrı birer rekat kıldırmasından dolayı kendisi iki rekat diğer Müslüman cemaatlerde birer rekat kılmış oluyorlar. Bu Hem onlardan peygamberin farklılığını izah ederken hem de bir önderin her konuda önce taşın altına koyan kendisi olmalı ki kendisini takip edenlere o yaşam zor gelmesin. Onunla ilgili bir ayet örneği nakledelim.
    17/79- Gecenin bir kısmında kalk, sana aid nafile olarak onunla (Kur’an’la) namaz kıl. Umulur ki Rabbin seni övülmüş bir makama ulaştırır” İşte bu namaz. Diğer Müslümanların kılmak zorunda olmadığı namazdır.
    Yine namazların rekatları ile ilgili ayeti incelemeye devam edelim. Asıl ayette önemli olan ve verilmek istenen mesaj” onlar da ‘korunma araçla

  7. MELEK ,İBLİS ŞEYTAN
    Kuranda geçen kelimelerin ne anlama geldiği anlaşılamazsa, Onunla ilgili ayetler ve konular da anlaşılmaz. Önce Yılarca kuranda geçen kelimelerin ne anlama geldiği, kuranın dışındaki yerlerde aranmış, ve bulunamayınca da yanlış din ve yanlış yaşam ortaya çıkmıştır. Önce kelimeleri kuranda arayarak ne anlama geldiğini doğru bir şekilde anlayabilirsek, artık onları anlamak kolaylaşacaktır. Kuranda, Ali Bulaç beyin tercümesine baktığımız zaman, 93 Yerde melek, 84 yerde şeytan,12 yerde de iblis kelimesi geçmektedir. Şunu iyi bilmek gerekir ki Kuranda geçen hiç bir kelime hiç bir kelimenin yerine kullanılmamıştır. Bir kelime başka cümleler içinde başka şeyleri ifade etmek için kullanılmış ama kesinlikle aynı kelime başka kelimenin yerine kullanılmamıştır. Şeytan ile iblis kelimesinin ne anlama geldiğini ve aralarında fark olup olmadığını sorduğum zaman bunları tanımlayan bir tanesine rastlayamadım.
    Şimdi genel olarak, melek, iblis, şeytan ve bununla ilgili âdem, eşi takva cennet cehennem kelimeleri mutlaka geçecektir. bir bütünlük içerisinde işleyerek onların ne anlama geldiğini kurandan anlayarak ispatlamaya çalışalım.

    2/30- Hani Rabbin meleklere: “Muhakkak Ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim” demişti. Onlar da: “Biz Seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?” dediler. (Allah:) “Şüphesiz sizin bilmediğinizi Ben bilirim” dedi.
    Bu Ayet üzerinde derin detaylı bir şekilde düşündüğümüz zaman, Kainatta İki Ana çatıyı oluşturan varlık olduğu anlaşılıyor. Birisi kâinata hâkim olan ve halife adıyla kâinattaki bütün varlıklara hükmedebilen, secde edilmeye layık görülen Âdemoğludur. Diğer yaratılan varlıklar ise İnsanın fiziki yapısı iblis de dâhil olmak üzere Allahın insanların dışında yaratılmış olan bütün varlıklarındır yani meleklerdir.
    76/1- Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti.
    11/7- O’nun arşı su üzerinde iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek için gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur. Andolsun onlara: “Gerçekten siz, ölümden sonra yine diriltileceksiniz” dersen, inkâr edenler mutlaka: “Bu, açıkça bir büyüden başkası değildir” derler.
    Allah kâinatı, bu günkü bilim adamlarının anlattıklarına göre yaratılalıdan bu yana on beş milyar yıl geçtiği tahmin edilmektedir. İşte Allah kâinatta insanoğlunun Yaşayabileceği ortamı hazırlayarak ve kâinatta yaratılmış olan bütün varlıkları insanoğlunun hizmetine sunarak onları denemeye tabi tutmak için emrine amade kılmaktadır. Yani Kâinatta yaratılmış olan bütün varlıkları insanoğlu için yarattığını söylüyor.
    45/13- Kendinden (bir nimet olarak) göklerde ve yerde olanların tümüne sizin için boyun eğdirdi. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır.
    Allah insanları yaratmadan önce insanoğlunun yaşayabileceği ortamı hazırlayarak, Yerleri Gökleri hayvanları bitkileri suyu yaratarak insanoğlunun emrine amade kılmıştır. Dilediği gibi özgür olarak düşünme ve yaşama hakkı ona aittir. Ama İnsanları ve insanların emrine amade kıldığı bütün varlıkları da yaratan bir varlık olduğunu düşünmesi için onu diğer varlıklardan ayırarak, farklılık vererek, kendisini tanımasını ona yaratılmış olan varlıkların hiç birisini ortak etmemesini isteyerek denemeye tabi tutmuştur. İşte kuranda lisanı haliyle konuşturduğu varlıkları bize tanıtarak, işaretler vermektedir.
    2/31- Ve Âdem’e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: “Eğer doğru sözlüyseniz, bunları Bana isimleriyle haber verin” dedi. Daha önce de söylediğimiz gibi kuran, olayları sanatsal bir anlatım tarzıyla anlatmıştır. İsimleri âdeme öğrettik ifadesiyle insanoğlunun var oluşuyla başlayan teknolojik başlangıcı, insanoğlunun ömrünün bitişine kadar, devam edecek olan bilgi öğretilmesini bir çırpıda anlatarak geçmişi anı ve geleceği aynı anda kullanma sanatı yaparak tanımlamaktadır. Bir taraftan kuran böyle bir ifade kullanarak, Meleklerle âdemin farklılığını aralayarak. Bir taraftan da her ikisinin tanımını yapıp , onların ne anlama geldiğini insanlara öğretmektedir.
    2/32- Dediler ki: “Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın.”
    Âdem kelimesi ile melek kelimesini biri birinden ayırarak, İsimlerin hepsinin öğretildiği bir varlık olarak tanımlanan varlığın Akıl Ve iradesiyle meleklerden ayrıldığını meleklerin bildiklerinin sınırlı olduğunu ama ademin bilgisini geneli kaplayarak hepsi ile ilgili bilgi verildiği, anlatılmaktadır. Meleklerin tanımını lisanı haliyle tanımlarken,” Dediler ki: “Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. “ Ama insanoğlu hem melekler hem de kendisi için araştırdıkça inceledikçe Allah bilmediğini insanlara öğretmektedir. İnsanoğlu bir taraftan kâinattaki varlıkları inceleyerek, onlar arasındaki ayrılıkları ve beraberlikleri tahlil ederek karmaşık olan bilgileri çözerek kendisine, bulunmuş olduğu malzemelerle yeni yeni buluşlar yaparak hayatı kolaylaştırmaktadırlar. Melekler ise hepsine ait kendilerine özgü bir bilgileri olduğunu onlarda akıl olmadığını bu sebeple de imtihan da olmadığını izah ederek. İnsanoğluna yaratılmış alan bütün varlıkları incelediklerinde onlardan kendilerine ait bilgi alabileceklerini ima ederek onlardan insanlara yol öğretmeyi de anlatmak istemiştir.
    5/ 31- Derken, Allah, ona, yeri eşeleyerek kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini gösteren bir karga gönderdi. “Bana yazıklar olsun” dedi. “Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim?” Artık o, pişman olmuştu.
    Asıl burada anlatılmak istenen karganın nasıl leşi gömmeyi öğretmesinden ziyade, yaratılmış olan insanoğlunun emrine verdiği yaratıklardan yararlanmaya onların bilgilerinden istifade etmeyi anlatmaktadır. Her varlık Allah tarafından kendilerine özgü bir takım yanılgıya düşürmeyecek derecede bilgi donanımıyla yükleyerek insanların kendilerine yönelmesi ile bu bilgileri cimrilik yapmadan onlara vermektedirler. İşte meleklerin kendilerine ait bildikleri bilgiler budur, Bir portakal ağacının kendine has bilgi donanımıyla insanlara bir portakal meyvesi sunması, bir domates fidesinin kendi bilgi donanımıyla kendilerine has tad gıda ve özellikleriyle insana domates sunması veya bir kalbin kendine has bilgi donanımı ile insanlara hem bilgi vermesi hem de kedilerine has bilgilerle insanı hayrete düşüren çalışmalarıyla kendine ait görevleri yapıp durmaktadırlar.
    2/ 33- (Allah:) “Ey Adem, bunları onlara isimleriyle haber ver” dedi. O, bunları onlara isimleriyle haber verince de dedi ki: “Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten Ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da Ben bilirim.”
    İşte Allah Âdemoğluna akıl vererek onları diğer yaratıklardan ayırıp, hem kendisine ait bilgileri sorgulayıp bilgi edinmekte hem de kendisi dışındaki varlıkları deneme yanılma metotlarıyla düşünerek sorgulayarak onlar arasında bilgi ağını kurarak yeni yeni bilgiler edinmektedirler. Bir Domates hakkında bilgi, yaratılmış olan insanın dışındaki varlıklardan, kendisi dışında hiçbir varlığın haberi yoktur. Domates karpuzdan karpuz da domatesten habersiz olarak kendilerine ait bilgilerle insanoğluna secde etmektedirler. Ama insan kâinattaki yaratılmış olan bütün varlıklardan bilgi edinerek eşyanın esrarını çözmeye aday olarak, bir kar topağının yuvarlandıkça büyüyüşü gibi büyüyüp durmaktadır.
    İşte Ademin isimleriyle haber vermesi Allahın insanlara vermiş olduğu akıl ve iradesiyle esrarı çözerek gün yüzüne çıkarmıştır. İnsan ilk yaratılışta bilgisi sıfır idi. işte onun bilgisi sorup sorguladıkça genişlemektedir. Tarihin bu güne kadar aktarmış olduğu belgeler insanoğlunun gün geçtikçe bilgi ve teknolojide ilerleyerek, her anın bir önceki ana göre daha ilerde olduğu bir gerçektir. Zamanımızdan yirmi yıl, elli yıl ve daha geriye doğru gittikçe ne kadar ilerleme kaydedildiği bir gerçektir. Yazının bile zamanımızdan beş bin yıl kadar önce icat edildiği halde daha önceleri yazının kullanılmadığı insanoğlunun ilerleme kaydettiğine örnek teşkil etmektedir. Daha önce yaşayan insanların binek olarak kullandıkları sadece doğada hazır olan at eşek deve fil gibi hayvanlar varken, şimdi cansız varlıkların konuşturularak insanların hizmetine sunulması bir ilerlemenin mesafe kat etmenin işaretlerindendir. Ama insanoğlunun dışındaki varlıklarda böyle bir ilerleme de yok olduğu onların yaratılışla beraber ne ile görevlendirilmişse o görev dışında görev yapamadan bekleyip durmaktadırlar. Arının bal yapması tavuğun yumurta üretmesi maymunların kendilerine ait bilgiler dışında yaratılışlarıyla görevlendirildiklerinin dışında bir ilerleme yapamadıkları bir gerçektir. İşte insanoğlu diğer yaratıklarda bu farklılığı ile ayrılarak. Halife konumuna yükselmişlerdir.
    2/34- Ve meleklere: “Âdem’e secde edin” dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kâfirlerden oldu.
    Meleklerle insanoğlunun farklılıklarını Allah lisanı haliyle konuşturup anlattıktan sonra meleklerin yaratılışının âdemin yaratılışına göre daha basit yaratıldığını izah ederek. Meleklerin âdemin vermiş olduğu emirler karşısında boyun eğmesi gerektiğini izah ettikten sonra. Kâinatta yaratılmış olan bütün varlıkların âdem ne isterse onlara kucak açmaları gerektiğini onlar ister Müslüman isterse Müslüman olmasın dünya hayatında onların emirleri karşısında boyun eğmeleri gerektiğini anlattıktan sonra. Hepsi istisnasız âdeme secde ettikleri bildirmektedir. Şimdiye kadar hikâyelerde ve masallarda anlatılan şeytan ve iblis kavramı kuranda anlatıldığı gibi olmadığı meleklerin iblis veya şeytan hocası değil, fakat sadece iblis kavramını melek kelimesinden ayırmadan, sadece görev farklılığı bakımından diğerlerinden farklılaşarak insanı mucura kaptırmakla sadece teklif sunma görevi ile, diğer meleklerden ayrılmıştır. Yani görevi insana teklif sunmak, ama diğer meleklerde kötülüğe gitmek için teklif sunma değil sadece kötülüğe ve iyiliğe giden insanın emrine amade olmak la iblis ten ayrılmaktadır. Öyleyse İblis meleklerin hocası değil insanda, başka bir boyutla insanların emrindendir. Yani insanları yoldan çıkarmakla görevli bir melektir.
    2/35- Ve dedik ki: “Ey Âdem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.”
    İnsanlar yaratılış olarak daha öncede bahsettiğim gibi, Bütün kâinattaki varlıkların Halifesi olmakla onlardan ayrılırken, bir de kendisini denemeye tabi tutan yerleri ve gökleri yaratan Allah’ı tanımak ve ona kulluk etmekle sorumlu bir varlıktır. Kâinat içerisindeki bütün var olan her şeyi onun emrine boyun eğdirirken, insanın da boyun eğeceği bir varlığı bulup ona teslim olması onun adına yaşaması hayatının kurallarını onun koyduğu kurallar içerisine uydurulması, istemektedir.
    Bilindiği gibi insan diğer yaratıklardan düşünme akletme ve yaptığı her işi sorup sorgulayıp, bir disiplin içerisinde kendisini nefsin azgın isteklerine boyun eğmeden, Allah’a kulluk ve ibadet yapmakla sorumlu bir varlıktır.
    Ayette ifade edilen” Ve dedik ki: “Ey Âdem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz” Bu ifade insanın yaşam hayatının nerde neler yapması, nerde neler yapmaması gerektiğini sınırlamakta ve onlara bir sorumluluk yüklemektedir. İnsan bilindiği gibi diğer yaratıklardan biri de, iyiye ve kötüye gide bilme eğilimiyle ayrılmaktadırlar. İşte Burada kötüye gidebilecek ve iyiye gidebilecek her iki dürtünün insana verildiğini Ve kötülüklerden gelen teklifi dinlememelerini ama iyiliklerden gelen teklifleri de yapmalarını istemektedir. İnsan her iki yöne de eğilimli olarak yaratılmış bir varlık olmakla nötr bir varlık konumuna gelmektedir. Bir başka deyişle değişik yollara gidebilmenin ve insan sıfatlarını oluşturacak malzemenin ham maddesini oluşturmaktadır. Kuranın bu Anlattıklarına psikoloji ilmide katılmaktadır. Kuran insandaki iki yöne gidebilme eğilimini takva ve fısk ve fücurla açıklarken.91/ 8- Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (Andolsun). İnsanın nasıl, kendisini arındıramadığı zaman nefsin azgın tutkularına kendisini kaptırdığı zaman başına birçok felaketler geliyorsa. Kendisini arındırmış olan insanlar da tamamen bunun zıttı olan iyilikler karşılığını almaktadır. Kuran bunu böyle açıklarken psikoloji ilmi de içimizdeki çocuk ve baba veya alt ben üst ben kavramlarıyla açıklamıştır. İşte İnsanlara Allahın, vermiş olduğu büyük mucizelerden birisidir. Kuranda geçen ,”Şu ağaca yaklaşmayın” İfadesini kullanırken bazı müfessirlerin söylediği gibi elma buğday ağacı değil, Allahın yasaklamış olduğu pis ve murdar olan bütün yiyecekler ve haramlardır. Âdemi ve eşini kuranın cennetten çıkması diye isimlendirdiği gerçek anlamında olan cennet değil, insanın günahsız bir ortamdan şeytanın kandırarak günah işleme ortamına girmesi anlamında tanımlamasıdır. Yeryüzünde belirli bir vakte kadar denenme aşamasına geçilmesi anlamında kullanılmıştır.
    Buraya kadar Allah Her şeyi insanoğlu için yarattığını vurgularken yaratılmış olanların bazıları insanoğluna zarar olduğunu ve ondan kaçınmasını, bazılarının ise insanoğlu için yararlı olduğunu, ondan da istifade etmesi gerektiği anlatılmaktadır. İşte İnsanın Asıl Görevi kendisinin öz benliğine yerleştirilmiş olan fısk ve fücurun insanı yasaklanan şeylerden tatması istenmekle, Bir de ona eğilim göstermeyi engelleyen takvanın var olmasıyla, iki zıt isteğin çarpışması asıl insanın denenmeye tabi tutulmasının nedenini oluşturmaktadır.
    2/2/36- Fakat şeytan, oradan ikisinin ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde bulundukları (durum)dan çıkardı. Biz de: “Kiminiz kiminize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde belli bir vakte kadar bir yerleşim ve meta vardır” dedik.
    Âdem ve eşi günahsız bir ortamdan günahlı bir ortama, iblislin teklifi sonucunda düşmüşlerdi İblis yani insandaki fısk ve fücur, Âdem ve eşini Allah’ın yasak ettiklerini yapmalarına teşvik etmesi ve onların bu yanlışı bile bile yapmaları sonucunda. Artık günah işleyen bir konuma düşmesine sebep olmuşlardı. Aslında adem ve eşi bu yaptıkları yanlışlığın farkındaydı ve pişman olmuşlardı.
    2/37- Derken Âdem, Rabbinden (birtakım) kelimeler aldı. Bunun üzerine (Allah da) tövbesini kabul etti. Şüphesiz O, tövbeleri kabul edendir, esirgeyendir.
    İşte adem ve eşinin bu pişmanlık duyması neticesinde Tövbe etmeleri yapılan bu yanlışlıktan dönmeleri Ademin tam anlamıyla varlığı şekillenmiş ve dünya sahnesinde denenmek için kendine uygun verilmiş olan rolün aktör ve aktirist haline dönüşmüştü.
    Karmaşık olan Melek İblis şeytan söküklerini ayrı konularda misaller vererek tanımlamak gerekirse. Kâinatta ana çatı olarak iki varlık olduğu anlaşılmaktadır. Birisi Âdemoğlu şemsiyesi altındaki varlıklar. Bunlar nötr bir insanın takva yolunda ve fısk yolunda yürüyüp şekillenmesi Sonucunda isimler almaktadır.
    2/96- Andolsun, onları hayata karşı (diğer) insanlardan ve şirk koşanlardan (bile) daha ihtiraslı bulursun. (Onlardan) Her biri, bin yıl yaşatılsın ister; oysa bunca yaşaması onu azaptan kurtarmaz. Allah, onların yapmakta olduklarını görendir.
    51/56- Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım.
    İki Ayette hepsi insan olduğu halde, insanların yaşam biçimlerine renklerine dinlerine göre isim alarak anlatıldığı halde, İnsanlar sanki bu kelimeleri insanlardan ayrı bir varlık olarak algıladıklarından dolayı konuyu anlamada hakim olamamışlardır.Şirk Koşanlar , Kuranda Puta tapıcıları, Yahudi olanlar da ehlikitabı, insan da nötr bir yola gitmeye hazır vaziyette bir varlık olarak anlatmak istediği halde. Sanki ayrı ayrı yaratıklar olduğu tahmin edilmiştir. Öyleyse Âdem şemsiyesi altına giren, insan, şeytan, cin, Yahudi, kâfir, Müslüman, münafık vs. isimlerin hepsi insandır. Ama diğer yanlarındaki aldıkları isimler onların sıfatlarıdır. Cin insan veya cin gibi insan, kâfir insan, şeytan insan, münafık insan, olarak tanımlanmaktadırlar. Bu sebeple Şeytan tanımını, iblisin insana vesvese vererek yoldan çıkmış ve günahlarda ısrar etmesi sonucunda insanın yoldan çıkmış adıdır. Yoksa şeytan insanın dışında bir varlık değildir. Şeytan olan insanlar kendisine meyyal olan insanları kandırmaktadırlar.2/14- İman edenlerle karşılaştıkları zaman: “İman ettik” derler. Şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise, derler ki: “Şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz.” Ayette dikkat edildiği zaman münafık olan birisinin tablosunu çizerken, o kâfir olduğu halde Müslümanlar içerisinde sanki müslümanmış gibi bir görünüm sergilemekte kendi gibi düşünenlerin yanına geldiğinde ise biz Müslüman olanlarla alay ettik sözüyle, kendi kimliğini tanıtmaktadır.
    İblis kelimesiyle şeytan kelimesinin aynı olduğu inancında olanlar kesinlikle yanılmaktadırlar İblis Ateşten yaratılmış şeytan ise insan konumuna girdiğinden dolayı topraktan yaratılmıştır.
    7/11- Andolsun, Biz sizi yarattık, sonra size suret (biçim-şekil) verdik, sonra meleklere: “Âdem’e secde edin” dedik. Onlar da İblis’in dışında secde ettiler; o, secde edenlerden olmadı.
    7/12- (Allah) Dedi: “Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi?” (İblis) Dedi ki: “Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.”
    7/13- (Allah:) “Öyleyse oradan in, orda büyüklenmen senin (hakkın) olmaz. Hemen çık. Gerçekten sen, küçük düşenlerdensin.”
    Yine bu ayetlerde konuşturulan varlıklar lisanı halleriyle kendilerini tanımlamaktadırlar. İnsanların dışındaki kâinatta yaratılmış olan hiç bir varlık ,verilmiş olan göreve itiraz etmezler. İblisi tarif ederken insanı saptırmakla görevli bir varlık olarak tanımlamıştık. O ateşten yaratılmış ve kıyametin sonuna kadar Allahtan yaşama süresi istemiştir.7/14- O da: “(İnsanların) dirilecekleri güne kadar beni gözle(yip ertele.)” dedi. Yine iblis lisanı haliyle konuşturuluyor. Burada iblis Allahtan süre istese de istemese de her insanda var olan bir olgudur. Onun İnsanların diriltilip kaldırılacağı güne kadar süre istemesi onun zaten süreli olduğunu sanat yaparak kuran anlatmaktadır. Her insan da olan bir olgu ise kendisinden sonra gelecek olan nesillere bu olgu miras olarak aktarılıp durmaktadır. Bu da insanlığını sonuna kadar da devam edecektir.
    7/15- (Allah:) “Sen gözlenip-ertelenenlerdensin” dedi. Ben insanlara sorduğum zaman iblis canlımı cansı mı diye sorarken bazıları canlı bazıları da cansız demişlerdi. O zaman iblis insanlardan insanlara aktarılarak ebediliğini sürdüren ve her insan yaşadıkça onda var olduğunun bir kanıtıdır. İblis adam değildir ama adamın içerisinde adam olmayı tamamlayan bir olgudur.
    7/16- Dedi ki: “Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onlar(ı insanları saptırmak) için mutlaka Senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım.”
    17- “Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın.”
    18- (Allah) Dedi: “Kınanıp alçaltılmış ve kovulmuş olarak oradan çık. Andolsun, onlardan kim seni izlerse, cehennemi sizlerle dolduracağım.”
    19- Ve ey Adem, sen ve eşin cennete yerleş. İkiniz dilediğiniz yerden yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz.
    Ayetlerde imtihana tabi tutulan insanı doğru yolda yürümesini engellemek için ne tuzaklar beklemektedir.
    7/20- Şeytan, kendilerinden ‘örtülüp gizlenen çirkin yerlerini’ açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi ve dedi ki: “Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir.”
    Dikkatlice incelendiği zaman iblis Allahtan süre istemişti ve insanların diriltilip hesaba çekilecekleri güne kadar da süre verilmişti. İnsanlar da iblis gibi bir yaratık olmuş olsaydı onlara da süre verilip yaşayacaklardı. Âdem ve eşine vesvese verirken” Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir.” İşte haramı tatmakla günah işleme olayı gündeme geliyor. Ve cennetlik olan Âdem ve eşi günahsız ortamı bozarak günah işleyen bir ortama gelerek haramla tanışıyorlar. Yoksa haramı tatmayacak bir şekilde yaratılmış olsalardı onlarda melek olurlardı. Ve günah işlemezlerdi.
    Kuran’da iblisin ateşten yaratıldığını, ve cinlerden olduğunu söylediği zaman , sanki cinlerin de ateşten yaratıldığına dair bir kanaat oluşmaktadır. Cinlerin kuranda Ateşten yaratıldığına dair hiçbir ayet olmadığı gibi, Bazılarının tanımladığı görünmeyen varlıklar da değillerdir. Onlar da insandır. insanlar nasıl topraktan yaratılmışlarsa cinler de topraktan yaratılmışlardır. Kuranda iblis cinlerden di ifadesi kelimenin başka bir konu ile ilgili yere konmasından kaynaklanmaktadır.
    18/ 50- Hani meleklere: “Âdem’e secde edin” demiştik; İblis’in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi, böylelikle Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. Bu durumda Beni bırakıp onu ve onun soyunu veliler mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. (Bu,) Zalimler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir.
    Bilindiği gibi cinlerde eylem bakımında Allaha ibadet ve kulluk yapmayan zengin şımarmış toplulukların adıydı. İblis kelimesi bilindiği gibi İnsana yanlış yapmayı teklif etmekle büyük bir haksızlık yapmıştı. Asıl İnsan Yaratılırken Allahın rabliğini kabul etmiş ona boyun eğmekle yükümlü olduğunu söylemişti.
    7/ 172- Hani Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahitler kılmıştı: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” (demişti de) Onlar: “Evet (Rabbimizsin), şahit olduk” demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: “Biz bundan habersizdik” dememeniz içindir. İnsan yaratılırken Allah’ı tanımak ve ona kulluk yapma eğiliminde yaratılmıştı. İşte iblisin Allaha kulluk ve ibadet etmek için yarattığı insanı sözünden caydırmak istemekle hakkı olmayan bir davranışı yapmıştı. İşte Allah onu onun için huzurundan kovmuş onun yaptıkları hiçbir sözü onaylamamıştır. O bakımdan da o insanın yaratılış gayesine uygun hareket etmeyi engellemek istemekle de yabancı konumuna düşmektedir. İşte o ayette “İblis’in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi,” İfadesiyle söylediklerimizi onaylamaktadır. Öyleyse Kuran Bütünlüğü içerisinde Kâinattaki varlıkların bazı önemli olanların isimlerinin ne anlama geldiğini kurandan karşılığını vermeye çalışalım.
    Halife: Allah adına dünyada iş gören Kâinatta yaratılmış olan bütün yaratıklara hükmedebilen insanoğlunun Adıdır.
    Âdem: İnsanın günah işlemeden ki hali.
    Melek: İnsanın fiziki yapısı da dâhil olmak üzere insanın dışındaki bütün yaratıkların hepsi insana secde etmekle görevli varlığın adı
    İblis: İyiye veya kötüye gitme eğiliminde olan insanın kötüyü teklif eden bir fısıltı, insanda yaratılışta var olan, bir melektir.
    Şeytan: İnsanın iblis tarafından kötülüğü teklif etmesinin ardından teklifi kabul eden insanın adıdır.
    Takva: İnsan yanlış yaptığı zaman, o yanlış davranışın yanlış olduğuna dair fısıltı veren sestir.
    Akıl: İnsan hangi yola giderse o yolda insanı başarılı kılmak için insanın hizmetinde olan bir melektir.
    Cin: Yabancı insanın adıdır.
    Gönderen Ali Rıza Borazan

  8. ÖNEMLİ OLANI KUR’ANIN NE SÖYLEDİĞİ DEĞİL NE SÖYLEMEK İSTEDİĞİNİ ANLAMAKTIR
    ÖNEMLİ OLANI KUR’ANIN NE SÖYLEDİĞİ DEĞİL NE SÖYLEMEK İSTEDİĞİNİ ANLAMAKTIR.
    Kur’an: İnsanları ve Kâinatı Yaratan Allah’ın, Dünya hayatında insanların nerde nasıl davranacağının en güzel biçimde, Allah tarafından çizilmiş bir hayat projesinin adıdır. Ne yazık Ki Asırlardır, Kuran’ın dili çözülemediğinden veya çözülmek için uğraşılmadığından, ne söylemek istediği anlaşılamamıştır, bu sebeple İslam toplumlarında yüzlerce binlerce biri birleriyle uyuşmayan, Dinler ortaya çıkmıştır. İşte bizim uğraşı ve gayretimiz çözümlenmemiş olan kura’nı kendi bütünlüğü içerisinde, ne söylemesinden ziyade ne söylemek istediğini, yakalayarak, kurana, o konunun ilmine akıla ve pratik hayata ters düşmeden, anlamaya çalışmaktır.
    Kuranın Doğru bir şekilde ne söylemek istediğinin anlaşılmasında benim tespit edebildiğim kadarıyla iki engel olduğu kanaatindeyim.
    1- Mucize, 2- Sünnet ( Yani Kuranın dışında peygamber söyledi ve yaşadı denilip de uydurma hadislerdir.)
    MUCİZE
    Mucize: İslam toplumlarında, Bütün Peygamberlerin, Kendi peygamberliklerini iddia ve ispat etmek için, Allahın vermiş olduğu olağan üstü harikulade güçler anlamında. Tanımlanmıştır. Örneğin, Hazreti Musa Peygamberin Asası ile denizi yarması, Salih peygamberin Dağdan mucize olarak deve doğurtturması hazreti Muhammet’in (sav)on parmağından su akıtıp askerleri sulaması ayı ikiye bölmesi, Kısır koyunu kuzulatması hep günümüze kadar aktarıla gelen peygamberlerin gösterdi diye, anlatılan mucizelerinden, bir kaçıdır. Ama Gerçek olana baktığımız zaman Kuranda Mucize kelimesi geçmediği gibi Peygamberlere verilen böyle aktarıla gelen gibi mucize verilmediğini aşağıda örnekleriyle izah edeceğiz. Peygamberlere sadece vahiy iletilme farklılığı ile gündeme gelmişlerdir. Yani Peygamberleri Diğer insanlardan ayıran özellik Onların Kutsal ruh ile desteklenerek, Onlara kitaplar indirilmesidir. Allah Kur’anda Mucize kelimesi yerine Ayet beyyine delil burhan, Kelimeleri kullanmıştır. Ayet kelimesi de Allahın Yarattığı Zerreden küreye kadar bütün varlıklar için kullanmıştır. Bu Ayeti meydana getirecek hiçbir yaratığın olmadığını ve Mucizeyi Ortaya kayabilecek kendisinden başka hiçbir gücün Bulunmadığını ve bunu hiç kimseye vermediğini anlatmaktadır.
    29/50- Dediler ki: “Ona Rabbinden ayetler (birtakım mucizeler) indirilmeli değil miydi?” De ki: “Ayetler yalnızca Allah’ın Katındadır. Ben ise, ancak apaçık bir uyarıcıyım.”
    Eğer. Allah. Yarattığı ve ortaya koyduğu ayetleri yaratılanlardan herhangi birine vermiş olsaydı veya onlar da ayet mucize meydana getirebilselerdi o zaman Kâinatta Allah ikileşir fesat çıkardı. Asırlardır toplumlarda oluşan mucize kavramı peygamberlerde zuhur etme anlayışları toplumları şirke götürmüş Sanki Peygamberleri kanun çıkarma helalleri haram yapma haramları helal yapma konumuna götürerek Allaha ortak koşmuşlardır. Peygamberleri diğer insanlardan ayıran özellik Allah’ın gözetimi altında eğitilerek yanlış yaptığı yerlerde düzeltilmesi. Ve dünya hayatında gideceği yolda yol gösterilmesidir.
    17/93- “Yahut altından bir evin olmalı veya gökyüzüne yükselmelisin. Üzerimize bizim okuyabileceğimiz bir kitap indirinceye kadar senin yükselişine de inanmayız.”De ki: “Rabbimi yüceltirim; ben, elçi olan bir beşerden başkası mıyım?
    İşte peygamberi diğer insanlardan ayıran kuranın anlattığı fark budur. İşte Kuran Bu Günkü Toplumun söylediklerini veya peygamberler hakkında bildiklerini Gündeme getirirken şöyle buyurmaktadır.
    17/90- Dediler ki: “Bize yerden pınarlar fışkırtmadıkça sana kesinlikle inanmayız.”
    17/91- “Ya da sana ait hurmalıklardan ve üzümlerden bir bahçe olup aralarından şarıl şarıl akan ırmaklar fışkırtmalısın.”
    17/92- “Veya öne sürdüğün gibi, gökyüzünü üstümüze parça parça düşürmeli ya da Allah’ı ve melekleri karşımıza (şahid olarak) getirmelisin.”
    İşte Kuran Gelmezden Önce Mekke Müşriklerinin veya ehli kitap’ın peygamberlerden istedikleri bunlardı. Kuran Yaşıyor Hem de yeniden doğmuş gibi tazeliğini koruyarak yaşıyor. O Bu güne kadar bozulmamış ve kıyamete kadar da bozulmadan yaşayacak. Bu Allahın Vadidir. Asırlar geçtikçe ilim ve teknoloji ilerledikçe Çağlara mesajını vermeye devam edecek. Hem de insanların ve cinlerin toplanıp da bir konu hakkındaki veremedikleri mesajı kuran en güzel bir şekilde verecek. İşte Allahın Peygamberlere verdiği mucize budur. Bütün Peygamberlere verilen mucizeler veya kitaplar kuranla özetlenerek İnsanlığa Allahtan gelen en büyük mucizeyi oluşturmuştur. İşte Allah onların Mucize istemelerine karşın verdiği cevap.
    29/50- Dediler ki: “Ona Rabbinden ayetler (birtakım mucizeler) indirilmeli değil miydi?” De ki: “Ayetler yalnızca Allah’ın Katındadır. Ben ise, ancak apaçık bir uyarıcıyım.”
    29/51- Kendilerine okunmakta olan Kitap’ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? Şüphesiz, bunda iman eden bir kavim için gerçekten bir rahmet ve bir öğüt (zikir) vardır.
    İşte Allahın Peygamberlere verdiği mucize gönderdiği kitaplardır. Kuranda sanatsal üsluplarla Anlatılan peygamber kıssalarını sanki gerçek anlamında anlamaları onların kuranı doğru anlamalarını engellemektedir. Her milletin dillerinde olduğu gibi kuranın dilinde de mecazi anlatım sanatı çok geçmektedir. Mecaz sanatı herkesin bildiği gibi bir olayı gerçek anlamının dışında anlatma sanatıdır. Bunlardan Birkaç Tane örnek verecek olursak. Hazreti Musa’nın Asasıyla denizi yarması, Salih peygamberin devesi, Süleyman peygamberin Balkısın sarayını getirttirmesi, Hazreti isa peygamberin ölüleri diriltmesi hep bunlar değişmeceli olarak anlatılmıştır. Kur’an Okuyucuları şunu iyi düşünmelidir ki Peygamberlerde böyle olağan üstü vahiylerin dışında bir mucizeleri olmuş olsaydı neden kâfir olanlar tarafından eziyet edilmelerine müsaade edilirlerdi. Peygamberler kendisine tabi olanları mucizeleri ile kâfirlerden korumaları gerekirdi. Yoksa Son Peygamber olan hazreti Muhammet sav de on üç sene gibi bir zaman Mekke müşriklerinin içerisinde işkence ve ızdırap çekmezdi. Mekke’den Medine’ye gidebilmesi için mağaralarda yılanların çıyanların içerisinde gizlenmelerine gerek yoktu. Veya. Uhut savaşında bir çok Müslümanlar ölürken buna mucizeleriyle engel olurdu. Hayır. Peygamberlerin diğer insanlardan farkı sadece ve sadece vahiy almalarıydı. Öyle insanların inanmaları için olağan üstü vahiylerin dışında gösterdikleri bir mucizeleri yoktur.
    6/111- Gerçek şu ki, Biz onlara melekler indirseydik, onlarla ölüler konuşsaydı ve her şeyi karşılarına toplasaydık, -Allah’ın dilediği dışında- yine onlar inanmayacaklardı. Ancak onların çoğu cahillik ediyorlar. Demek ki insanların bu güne kadar mucize anlayışları, mucize kavramı kuranın anlattığı ile alakası yok. Şimdi soruyorum onlara,? o zaman kuranın tarif ettiği peygamber günümüzde de gelmiş olsaydı kaç kişi onun peygamberliğine inanırdı. Bu Günkü inandım ben müslümanım diyen toplumlar. Diyeceklerdi ki Haydi peygambersen bize mucize göster bakalım dediğinde peygamberim diyen kişinin onlara göstereceği mucize vahiyden başka bir şey olmayacaktı. Ve toplum da onu dövüp öldüreceklerdi. O zaman Ey Müslümanım diyen insanlar, Ortada şimdi bir peygamber yok artık bir daha peygamber de gelmeyecek, size o büyük gün gelmezden önce Allah peygamberlik ayetini feshederek onun yerine insanların yollarını vahiylerle düzeltebilecekleri kuran gibi yeterli bir kitap var. O Kitapta insanlar için her örnekten bir örnek verilmiş ve hiçbir eksik bırakılmamıştır. Ve insanlar sadece ondan sorguya çekileceklerdir.
    17/89- Andolsun, bu Kur’an’da her örnekten insanlar için çeşitli açıklamalarda bulunduk. İnsanların çoğu ise ancak inkârda ayak direttiler.
    6/38- Yeryüzünde hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın. Biz kitapta hiçbir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır.
    43/44- Ve şüphesiz o (Kur’an), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız. Kuranda geçen mucize ile ilgili ayetlerden ne anlatmak istediği konusunda herhalde yeterli bir açıklama yapıldığı kanaatindeyim Bu Gün Ehli Kitap ve İslam dünyası. Kavramları yeniden gözden geçirerek, Yanlış anlamalara neden olan kelimeleri doğru anlamaları gerekir. Kuranın tarif ettiği yolu doru anlama ve doğru yolda yürüme dileğiyle. Şimdi de Kuranı Doğru Anlamada ikinci engel olan sünnet veya hadis Kavramı üzerinde durmaya çalışalım.
    SÜNNET VEYA HADİSLER
    Önce Kur’anda geçen sünnet anlayışı ile ilgili birkaç tane ayetlerden örnekler verelim
    35/43- (Hem de) Yeryüzünde büyüklük taslayarak ve kötülüğü tasarlayıp düzenleyerek. Oysa hileli düzen, kendi sahibinden başkasını sarıp-kuşatmaz. Artık onlar öncekilerin sünnetinden başkasını mı gözlemektedirler? Sen, Allah’ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın ve sen, Allah’ın sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın.
    17/77- (Bu,) Senden önce gönderdiğimiz resullerimizin bir sünnetidir. Sünnetimizde bir değişiklik bulamazsın.
    7/185- Onlar, göklerin ve yerin ‘bağımlı olduğu egemenliğe ve sünnete’ (melekût) Allah’ın yarattığı şeylere ve ihtimal (verip) ecellerinin pek yaklaştığına bakmıyorlar mı? Bundan sonra onlar artık hangi söze inanacaklar?
    Bu Naklettiğimiz ayetlerden Kuranın Tarif ettiği sünnet neymiş onu açıklamaya çalışalım.
    SÜNNET: Allahın Evrene ve Toplumlara uyguladığı veya koyduğu yasaların değişikliğe uğramadan tekrarlana gelmesidir. Güneşin doğudan doğup batıdan batması, gece ile gündüzün birbiri ardınca takip etmesi, doğan her canlının eceli geldiği zaman ölmesi, canlılar yaratılırken bir erkek ve bir dişiden yaratılması Yüzme bilemeyenlerin denizde boğulması Hep Allahın evrene koyduğu değişmeyen yasalardandır. Bir Başka Sünnet ve değişmeyen yasalarda Toplumlarda olagelen değişmeyen tekrarlana gelen yasalar sünnetlerdir. Bunlardan Kurandan Örnekler vermeye çalışalım.
    17/16- Biz, bir ülkeyi helak etmek istediğimiz zaman, onun ‘varlık ve güç sahibi önde gelenlerine’ emrederiz, böylelikle onlar onda bozgunculuk çıkarırlar. Artık onun üzerine söz hak olur da, onu kökünden darmadağın ederiz.
    Bu Ayette Mecazi bir anlatım sanatı var. Şimdi Ayette geçen anlatımın yüzeyselliğine değil içeriğinde. kastetmek istediği anlam üzerinde durmaya çalışalım. Tarih Boyunca Toplumlarda var ola gelen sünnete baktığımız zaman peygamberlere karşı çıkanlar toplumun hep önde gelenleri olmuştur. Firavunlar Nemrutlar Ebucehiller. EbuLehepler hep toplumların önde gelen şımarmış kibirlenmiş ve gururlanmış olanlardır. Çünkü Onlar Kendi tahtlarının yıkılma endişesi taşımaktadırlar.
    7/146- Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden engelleyeceğim. Onlar her ayeti görseler bile ona inanmazlar; dosdoğru yolu (rüşt yolunu) da görseler, yol olarak benimsemezler, azgınlık yolunu, gördüklerinde ise onu yol olarak benimserler. Bu, onların ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan gafil olmaları dolayısıyladır. Kuranın Anlatım sanatına baktığımız zaman. “ Yeryüzünde büyüklük taslayanları ayetlerimden engelleyeceğim.” Ayette geçen bu ifade Kur’anın bütününe baktığımız zaman diğer ayetlerin özünden süzülüp gelen onların anlamlarını da içinde barındıran bir anlam taşımaktadır. Nasıl Kişileri Allah özel olarak saptırma hidayete getirme, bağışlama olayı olmuyorsa kişilerin kendi yönlerini istedikleri tarafa yönlendirmesi ve fiiliyata geçirmesi ile olagelen bir şey ise, Büyüklük Taslayanlar da rabbani yolda yürümeye istekli olmadıklarından dolayı Kuran Böyle bir ifade ile anlatmaktadır.
    Dünya hayatına Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi sarılan biri Yığdıkça yığan zevk aldıkça daha çok dünyayı mamur hale getiren biriyle, Dünya hayatında malı mülkü olmayan hem hayatı işkence ve ızdırapla geçen birinin, Ölüm anındaki durumları ölüme giden fotoğrafları herhalde bir değildir. Dünya hayatında saltanat sürenler canlarını kolay kolay vermek istemezler. Ama İnanmış ve Salih amel işleyerek. Hayatını ölüme kadar itekleyerek götürmüş biri Daha Güzellik beklerken onun ölüm halindeki fotoğrafı farklı olacaktır herhalde. Şu sözün kime ait olduğunu bilmiyorum ama. “ Sen doğarken ağlıyordun herkes sana gülüyordu, sen öyle bir hayat yaşa ki, sen ölürken gülerek git herkes sana ağlasın.” İnkar edip Ahiret hayatına iman etmeyenler ve dünyada güllük gülistanlık yaşayanlar kolay kolay ölmek istemezler.
    2/96- Andolsun, onları hayata karşı (diğer) insanlardan ve şirk koşanlardan (bile) daha ihtiraslı bulursun. (Onlardan) Her biri, bin yıl yaşatılsın ister; oysa bunca yaşaması onu azaptan kurtarmaz. Allah, onların yapmakta olduklarını görendir. Kuran burada Yahudi ve Yahudi zihniyetli adamlardan söz etmektedir. Dünya hayatına bu kadar önem veren insanlar ölürken canlarını zor teslim ederler. Bu da Allahın bir sünnetidir.
    18/55- Kendilerine hidayet geldiği zaman insanları inanmaktan ve Rablerinden bağışlanma dilemelerinden alıkoyan şey, ancak evvelkilerin sünnetinin kendilerine de gelmesi veya azabın onları karşılarcasına gelmesi(ni beklemeleri)dir.
    Kuranda geçen Allahın sünnetleri ile ilgili ayetlerden aktarmaya çalıştık. Şimdi de Peygambere ait oldukları sanılan hadis ve sünnetlerden söz etmeye çalışalım. Bütün Peygamberler. Kendilerine ait Allaha rağmen hiçbir şey söyleyemezler ve söyleme hakkına da sahip olamazlar.69/44- Eğer o, Bize karşı bazı sözleri uydurup-söylemiş olsaydı. 69/45- Muhakkak onun sağ-elini (bütün güç ve kudretini) çekip-alıverirdik.69/46- Sonra onun can damarını elbette keserdik.69/47- O zaman, sizden hiç kimse araya girerek bunu kendisinden engelleyip-uzaklaştıramazdı. Öyleyse Resule ait sünnet Allahın göndermiş olduğu emir ve yasakları, insanlara aktarır ve yaşar. Yani Kuran Bir kanun peygamber de o kanunu hayatına uygulayan diğer insanlara örnek bir elçidir.
    33/38- Allah’ın kendisine farz kıldığı bir şey(i yerine getirme)de peygamber üzerine hiçbir güçlük yoktur. (Bu,) Daha önce gelip geçen (ümmet)lerde Allah’ın bir sünnetidir. Allah’ın emri, takdir edilmiş bir kaderdir. Görüldüğü gibi, Bütün peygamberlerdeki haslet Allahın Emirlerini yerine getirilmesindeki hassasiyettir. Önce Şu Tarihi bir yanılgı ve yanlışlığı düzeltmek gerekir. Hadis İlmi Diye bir ilim Olmaz. İlim belge kanıt ister. Belge ve kanıtı olmayan ancak hikâye ve masal olur onlara itibar edilmez. Bütün İslam toplumlarının bildiği bir gerçek odur ki, Hadisler Kuran ile karışmasın diye yazılmadığı konusunda İslam bilginleri hem fikirdir. Hicri yüzeli sene sonra Gündeme gelmeye başladı. Yazılmayan ve kim söylediği kim rivayet ettiği onlarca kuşağın ağızdan ağza dolaşarak köküne inildiği sanılan sözler ne kadar, güvenirli olabilir onu siz düşünün. Bir programda bununla ilgili bir konu dikkatimi çekti. Beş on tane kişiyi sıralıyorlar. İlk sıradaki ikinci sırada olana öbür sırada olana söylemek için bir cümle söyleniyor. bu cümle son söyleyenden nakledildiği zaman, ilk söyleyenle karşılaştırıldığında hiç ilgi ve alakası olmayan bir cümle karşımıza çıkıyor. Dikkatinizi çekmek istiyorum Bu Aynı anda olan bir yanlışlık Peygambere ait sözlerin doğru olup olmadığı Aradan yüzeli sene geçtiğinde ne kadar güvenilir olduğuna siz karar verin. Bütün Hadis Kitaplarında geçen Güvenilir hadis diye aktarılan bir sözde hadisi naklederek hadisler konusundaki düşüncelerinizi tekrar gözden geçirmenizi istiyorum.
    Bir Gün Allah Resulü sahabelerden birkaçıyla beraber çöle gezmeye çıkarlar. Resulün o arada taharet ihtiyacı gelir. Her taraf açık gizlenmesi gerekiyor. Arkadaşlarından olan birine git karşıdaki ağaçlara selam söyle beni gizlesinler diyor. Arkadaşı da gidiyor ağaçlara selam söylüyor. Durumu anlatınca ağaçlar hemen yerlerinden fırlayarak resulün yanına gelip gizliyorlar. Sonra da tekrar yerlerine geri gidiyorlar. Allah Aşkına Bu Anlayışın Bu dinin, Yahudi ve Hıristiyanlık dini ile ne farkı var. Şeytan daha önce de bahsettiğim gibi Kuranı tahrip etme gücünü kendisinde bulamamış ne kadar çamur atsa da tutturamamış Ama Hadisler adı altında İslam toplumunu bölmeyi tevhit inancını bozmayı başarmıştır. Kuran gelmezden önce peygamberler toplumu boş bırakmıyordu peş peşe birebirlerini takip ediyordu. Bozulan yerleri düzeltiyorlardı. Son Peygamber olan Hazreti Muhammet SAV ile peygamberlik noktalanınca. İnsanları kurandan başka düzeltecek kalmadı.
    33/40- Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; ancak O, Allah’ın Resulü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi bilendir.
    Artık İnsanların Yol Göstericisi Kurandır. Onu Anlamak onu hayatımıza uygulamak gerekmektedir. Çünkü Onda hiçbir şey eksik bırakılmamış.6/38- Yeryüzünde hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın. Biz kitapta hiçbir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır. Ve onda Her örnekten bir örnek verilmiş30/58- Andolsun, Biz bu Kuran’da insanlar için her örneği gösterdik. Şüphesiz, sen onlara bir ayetle geldiğin zaman, o inkâr edenler, mutlaka: “Siz ancak muptil olanlardan başkası değilsiniz” derler. Bazıları Benim hakkımda. iftira ederek Peygamber düşmanı diye fısıldadıklarını biliyorum. Asla Ve tövbe hâşâ, Peygambere karşı içinde zerre kadar şüphe ve saygısızlık bulunanlar iman etmiş olmazlar.
    4/65- Hayır öyle değil; Rabbine Andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar.33/36- Allah ve Resûlü, bir işe hükmettiği zaman, mümin bir erkek ve mümin bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resulü’ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.
    İşte Allah resulüne iman itaat saygı sevgi böyledir. Bu Kuranı bize sunan o Resul Allahtan bu kitap’ı Gökten zembil ile indirmedi. Ona vah yedilerek ağzından süzülerek bize geldi. Peygambere iman etmeyen kurana da iman etmez Asla Peygambere karşı benim saygısızlık ve hafife alma diye bir konumum olamaz. Ben Ona tam bir teslimiyetle iman ettim. ve bazılarının yaptığı gibi de onu kendi bulunmuş olduğu konumdan kaldırarak Allah konumuna da getirmeyi asla kabullenemem. O Resul de böyle bir davranışı yaptığım zaman benden hesap soracaktır.
    2/136- Deyin ki: “Biz Allah’a; bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa’ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz O’na teslim olmuşlarız.” Kuranın dışında peygamberler hakkında söylenen sözlerin hiç birine katılmam Çünkü Allah kâinattaki varlıklara insanlar ve peygamberler de dâhil hepsine bir değer vermiş onları bir yere oturtturmuştur. Kimse Allahın yerine koyduğu kelimeleri yerinden kaldırıp da başka bir yere koyamaz koyma hakkı da yoktur.
    4/46- Kimi Yahudiler, kelimeleri ‘konuldukları yerlerden’ saptırırlar ve dillerini eğip bükerek ve dine bir kin ve hınç besleyerek: “Dinledik ve karşı geldik. İşit, -işitmez olası- ve ‘Raina’ bizi güt, bize bak” derler. Eğer onlar: “İşittik ve itaat ettik, sen de işit ve ‘Bizi gözet’ deselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Fakat Allah, onları küfürleri dolayısıyla lanetlemiştir. Böylece onlar, az bir bölümü dışında, inanmazlar. Bu Ayetlere göre peygamberlerin yerlerini ve konumlarını Allah belirleyip sınır çizerken insanlardan herhangi biri kalkıp Allahın çizmiş olduğu sınırı çiğnemeye onu ihlal etmeye “ Hakkı yoktur. Bazı Yahudi ve Hıristiyanlardan Allah örnek vererek Peygamberleri ilahlaştıranları sorgulamaktadır.
    5/116- Allah: “Ey Meryem oğlu İsa, insanlara, beni ve annemi Allah’ı bırakarak iki İlah edinin, diye sen mi söyledin?” dediğinde: “Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu söyledimse mutlaka Sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı bilirsin, ama ben Sende olanı bilmem. Gerçekten, görünmeyenleri (gaybleri) bilen Sensin Sen.”
    5/117- “Ben onlara bana emrettiklerinin dışında hiçbir şeyi söylemedim. (O da şuydu:) ‘Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin.’ Onların içinde kaldığım sürece, ben onların üzerinde bir şahidim. Benim (dünya) hayatıma son verdiğinde, üzerlerindeki gözetleyici Sendin. Sen her şeyin üzerine şahit olansın.” İşte Hazreti İsa İnsanlara Allahtan başka ilah olmadığını ilan ederken, Hıristiyanlardan bazılarının onu Allah yerine koyup Allaha olan sevgi karşısında ona olan sevgi ve ihtiramı Allaha denk ve Allahın üzerinde bir yere oturtmaları Allaha şirk olmaktadır. Bazı Müslümanların da Aynı Hataya düşerek Hazreti Muhammedi sav De aynı konuma düşürmeleri onları şirke götürmektedir. Bir Ayeti alarak Allahın helal ve haram ettiklerini sanki helal ve haramları da peygamberler de koyar bir konuma getirmeleri müslümanım diyenleri şirke götürmektedir.
    7/157- Onlar ki, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır.
    Bilindiği gibi her peygamber kendilerinden önce gelmiş olan peygamberleri tasdik eder ve kendilerinden sonra gelecek olanları da müjdelerler. İşte tevratta ve incilde gelecek olan son resul müjdelendiği halde, onun gelişi ile ilgili bilgiyi saklamışlar ve Kendilerine Allahın bazı helal ettikleri şeyleri haram bazı haram ettikleri şeyleri de helal etmişlerdir. O Haramları helalleştiren ve helalleri de haramlaştıran Allah resulü değil. Allah tır. Allah ona haram ve helalleri bildirmektedir. İşte burada sanki helal ve haramı koyan peygamber gibi bir anlayış kuranın anlatım esprisine ters düşmektedir. Buna yine bir açıklama daha gerekmektedir. Onlar kendilerine haram ettikleri aslında daha önce Allah tarafından helal idi. Onlar helal olanı kendilerine haramlaştırdıklarından. Tekrar son resul ile tekrar helalleştiriliyor. Olay bundan ibarettir.
    Sünnet Ve hadis Konusunda Söylenenleri biraz daha açacak olursak, İki Kısma ayırmak lazım.
    1- Resuli Sünnet
    2- Muhammedi sünnet
    Resuli Sünnet: Allah resulü olan Muhammedin davranış biçimlerini Kuranın emriyle bütünleştiren sünnettir. O Kendi hevasından konuşmayan kendi istek ve arzularına göre hüküm vermeyen vahyin gözetiminde hayatını düzenleyen sünnetidir ki. İşte Bu Kuranın Ta Kendisidir. Kuran Kanun Resul de onu pratik hayata uygulayan bir örnek elçidir. Öyleyse Onun Yaşamı kuranın emirlerinin hayata geçirilmesi uygulaması onun açıklaması oluyor. Açıklama derken kuran müphem manasında değil sadece hayata geçirmesi anlamında açıklamasıdır. Yoksa kuranı açıklayan o anlamda resul değil Allah tır.75/19- Sonra muhakkak onu açıklamak Bize ait (bir iş)tir. İslam Toplumlarında Yanlış İnançlardan birisi de Kuranı Biz anlayamayız onu Peygamberimiz Hadisleriyle açıklar. Anlayışı insanları kurandan uzaklaştırmıştır. Peygamber Allah tarafından açıklanmış olan kuranı pratik hayata geçirir onun pratik hayata geçirilmiş olanı peygamberin açıklaması oluyor. Peygamberin açıklayamadığı bazı şeyler vardır. İşte Kuranın Bazılarını açıkladığımız bazılarından vaz geçtiğimiz derken onu kastetmektedir.
    6/91- Onlar: “Allah, beşere hiçbir şey indirmemiştir” demekle Allah’ı, kadrinin hakkını vererek takdir edemediler. De ki: “Musa’nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği ve sizin de (parça parça) kâğıtlar üzerinde yazılı kılıp (bir kısmını) açıkladığınız ve çoğunu göz ardı ettiğiniz kitabı kim indirdi? Sizin ve atalarınızın bilmediği şeyler size öğretilmiştir.” De ki: “Allah.” Sonra onları bırak, içine ‘daldıkları saçma uğraşılarında’ oyalanıp-dursunlar.
    Açıklanmak Olayın yaşanılır hale gelmesini anlatmaktadır. Bilindiği gibi bazı bilgiler insanoğlunun ilim ve teknolojide gelişmesiyle ortaya çıkmaktadır. Kuranın indiği dönemde Güneşin ayın ve dünyanın konumları hakkında sadece teorik olarak bilgileri kuran söyleyip geçiyordu. Peygamber o günkü dönemde uzay bilimlerine ait araç yoktu. O bilgileri o konuyla ilgili ilim geliştiği zaman ancak açıklanabilirdi işte peygambere bazı açıklamağı şeyler bu gibi şeylerdir. Ama şimdi bir uzay köprüsü kurularak onlar hakkında detaylı bilgiler alınmaya başlandı ve bizlere kapalı şeyler ilim adamlarının buluşlarıyla açıklanmaya başladı. Peygamberi İnanan Müslümanlar Öyle bir Konuma getirmişler ki. Sanki Bütün İlimleri bilme gibi bir yeteneği olduğunu sanmışlar. Hayır, Allah resulü sadece Allahın bildirdiklerini bilir o Allahın gayıp ile ilgili bildirdiği şeylerin dışında bilgileri bilemez.
    7/188- De ki: “Allah’ın dilemesi dışında kendim için yarardan ve zarardan (hiçbir şeye) malik değilim. Eğer gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı arttırırdım ve bana bir kötülük dokunmazdı. Ben, iman eden bir topluluk için, bir uyarıcı ve bir müjde vericiden başkası değilim.”
    Resulü sünnet: Bütün Müslümanların ilgi odağı olan ve uyması gereken sünnetlerdir. O Allahın emirlerini söyleyip de pratik hayata yansıttığı sünnetlerdir.
    Muhammedi sünnet: Peygamberimizin vahiyle sınırlandırılmayan sünnetlerdir. Elbisenin rengi kalınlığı, sakal koyması saç bırakması yemek çeşitlerinin hangisini sevip sevmemesi Muhammedi sünnetlerdendir. Bunlar diğer Müslümanların zevki keyfi ile alakası olmayan şeylerdir bu sünnet sadece kendisini ilgilendirir.Şimdi Bunları da, anladıktan sonra Kuranda söylenenlerin ne söylemek istediğini anlamaya çalışalım.

    2/ 245- Allah’a karşılığını çok artırma ile kat kat artıracağı güzel bir borcu verecek olan kimdir? Allah, daraltır ve genişletir ve siz O’na döndürüleceksiniz. Bu Ayeti açıklamak için kuranda geçen diğer ayetlerin yardımına ihtiyaç vardır. Eğer bu ayetin anlamına bakarak hüküm verecek olursak Allahın ihtiyaç sahibi olduğu anlaşılır. Ama kuranda onu ile ilgili ayetlere baktığımız zaman3/ 189- Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Allah, her şeye güç yetirendir. Allahın hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını yerleri ve gökleri yaratan Allah olduğunu söylerken insanlarda Allaha borç vermek veya Allahın insanların borç vermesine ihtiyaç olduğunu düşünmek, çok yanlış olur. Ancak İnsanları denemek için rızkı bazılarına yayarak bazılarına da kısarak rızkı dar olanlara rızkı geniş olanların ihtiyaçlarını gidermek istemesidir.
    2/ 219- Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: “Onlarda hem büyük günah, hem insanlar için (bazı) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından daha büyüktür.” Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: “İhtiyaçtan artakalanı.” Böylece Allah, size ayetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz;
    6/146- Yahudi olanlara her tırnaklı (hayvanı) haram kıldık. Sığırlardan ve koyunlardan, sırtlarına veya bağırsaklarına yapışan veya kemiğe karışanlar dışında iç yağlarını da onlara haram kıldık. ‘Azgınlık ve hakka tecavüzde bulunmaları’ nedeniyle onları böyle cezalandırdık. Biz şüphesiz doğru olanlarız
    Bu Ayete göre Sanki çift tırnaklı hayvanları Müslüman olanlara helal kıldığı halde Yahudi olanlara haram kıldığı söyleniyor ve anlaşılıyor. Bilindiği gibi İlk insan topluluğundan bu tarafa Allah hangi peygambere neyi helal etmiş ise diğer peygamberlere de onları helal neleri haram etmişse de onları da diğer peygamberlere haram etmiştir.16/118- Yahudi olanlara da, bundan önce sana aktardıklarımızı haram kıldık. Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı3/93- Tevrat indirilmeden evvel, İsrail’in kendine haram kıldıklarından başka, İsrail oğulları’na bütün yiyecekler helal idi. De ki: “Şu halde eğer doğruysanız, Tevrat’ı getirin de onu okuyun”. Bu ayetlere göre Bütün peygamberlere gelen kitapların kaynağı Allah’tır Allah hiçbir peygamber ve kavme helal ve haram kıldıklarını başka bir kavme de helal ve haram kılar. Buradaki Kuranın söylemek istediği, Allahın helal ettiklerini kendi kendileri haramlaştırdıkları için böyle bir ifade kullanmıştır. Bazı Alevi vatandaşlar kendilerine tavşan etini örf ve adetlerine göre yemezler. Tavşan onlara hâşâ Allah tarafından haram edilmedi. Onların ellerinde böyle bir belge yok onların kendi kendilerine haram ettiklerinden dolayı onu yemiyorlar. İşte Yahudi olanların durumu da bunun gibidir. İşte Kuran’daki ayetlerin ne söylediği değil ne söylemek istediği yakalandığı veya anlaşıldığı zaman kuran anlaşılmaya başlar.

  9. Geri bildirim: Sitemap 07.01.2014 | Ali Aksoy·

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s